Not: Aşağıdaki “Stenka Razin, ve Pugachev ayaklanmaları, ve A. Pushkin, ve Dekabristler üzerine çok kısa notlar” başlıklı metin, yakında Sinbad’a yüklenecek Balkanlar ile ilgili bir kitabın alt notlarından birisidir. Bu metnin ayrıca okunabileceğini de düşündüğüm için, kitaptan önce Sinbad’a yerleştiriyorum. Umarım yararlı olur. Yusuf Küpeli, 30 Kasım 2008

 

Giriş

Aslında, 1300’lü ve 1400’lü yıllar boyunca tüm Batı Avrupa’da köylü ayaklanmaları yaşanacaktı. Toprakla birlikte alınıp satılabilen ve Serf adını alan toprak kölesi konumundaki bu köylüler, dini ideolojilerle ayaklanacaklardı. İngiltere’de, 1381 yılında büyük bir köylü ayaklanması olacaktı. Balkanlar’da Sloven köylüleri, 1400’lü ve 1500’lü yıllarda Habsburg hanedanına karşı isyan bayrağını yükselteceklerdi. Habsbur yönetimi 1700’lü yıllarda sistemde reform yapmak zorunda kalacaktı. Güney Almanya ve Avusturya, 1524- 26 yıllarında köylü isyanları ile sarsılacaktı. Yine aynışekilde, 1648- 53 yıllarında Fransa’da, yüksek vergilere karşı köylü isyanları olacaktı. Yine bir Balkan ülkesi olan ve Transilvanya’yı da içine alan Macaristan’da başlayan köylü ayaklanması, Avusturya Habsburg hanedanının gölgesinde kral olan Janos Zapolya (1487- 1540) tarafından 1514 yılında kanlı biçimde bastırılacaktı. Sonradan, 1526’da itibaren O’da Avusturya Habsburg hanedanına karşı başkaldıracaktı... Bu ayaklanmalara, Rusya’da yaşanan Stenka Razin ayaklanmasını (1670- 71) ve Pugachev ayaklanmasını (1773- 75) eklemek gerekir. Y. K.

 

Yusuf Küpeli, Stenka Razin, ve Pugachev ayaklanmaları, ve A. Pushkin, ve Dekabristler üzerine çok kısa notlar

Stenka Razin (1630- 1671) önderliğinde birkısım Güney Don havzası Kazağı (Cossack) 1670 yılında ayaklanacaktı. İlginçtir, halk şarkılarında yaşıyan Razin’in babası bir Kazak atamanı, Kazak askeri önderi olmakla birlikte, annesi Türk asıllı idi...

 

Stenka Razin, ve Pugachev ayaklanmaları, ve A. Pushkin, ve Dekabristler üzerine çok kısa notlar

 

Stenka Razin (1630- 1671) önderliğinde birkısım Güney Don havzası Kazağı (Cossack) 1670 yılında ayaklanacaktı. İlginçtir, halk şarkılarında yaşıyan Razin’in babası bir Kazak atamanı, Kazak askeri önderi olmakla birlikte, annesi Türk asıllı idi... İsveç ve Polonya ile uzun süren savaşlar Rus köylüleri üzerindeki vergilerin ağırlaşmalarına neden olmuştu. Birçok Rus köylüsü, güneye, Kazak bölgesine göç etmişti. Halk yaşamından memnun değildi...

 

Stenka Razin, 7 bin askerle Tsaritsn’i (şimdiki Volgagrat, önceki Stalingrat), Astrakhan’ı alacaktı. Saratov’a girdikleri zaman, güçleri 20 bin kişiyi bulmuştu ve Samara’da ellerine geçmişti. Orta ve aşağı Volga bölgesi köylüleri isyana katılmışlardı. Kötü silahlanmış bu köylü isyanı, Çar Aleksis’in (Alexis; yönetimi, 1645- 76) yolladığı Prens Yuri (Yury) Baryatinsky komutasında modern silahlara sahip ve Batı tarzı eğitim görmüş ordu tarafından Ekim 1670’de bastırılacaktı. Kaçan Stenka Razin, Çar yanlısı Kazaklar tarafından 24 Nisan 1671’de yakalanıp yönetime teslim edilecekti.

 

Razin, Rus Tarih Ansiklopedisi’ne göre 6 Haziran 1671 günü, diğer bazı kaynaklara göre ise 16 Haziran 1671 günü, şimdiki Kızıl Meydan’da idam edilecekti. Çar güçleri, süren isyanı bastırmak için, başkaldıran Kazak köylerini, Aralık 1671’e dek acımasızca yakacaklar, yakaladıkları tüm liderleri öldüreceklerdi... Halkın gözünde kahraman olacak olan Stenka Razin veya Stepan Razin, sayısız halk şarkısında yaşamını sürdürecekti...

 

Stenka Razin’in “ruhu”, tam bir yüzyıl sonra, 1773- 74 yıllarında, bozkır halklarına, “Size bozkır da bir çakal gibi özgürlük vadediyorum!”, diyen Pugachev’in (1740/42- 1775) kişiliğinde dirilecekti. Emelian Ivanovich Pugachev, aslında, savaşlardan yorulmuş, Rusya’nın dışında sakin bir “limana” kaçmayı düşleyen bir askerdi. Fakat bu Kuzey Don Kazağı, O’nu bekleyen gelecekten kaçamayacaktı...

 

Rusya halkları, Osmanlı’ya (1768- 74) ve Polonya’ya (1768- 72) karşı süren uzun savaşlardan yorgundu. Roma Katolik Kilisesi’nin ve Polonya’nın Rusya’dan bağımsızlığını savunan Polonyalı asillerin oluşturdukları Bar Konfederasyonu, Osmanlı yönetimi tarafından finanse edilip desteklenmiş ve 1768- 72 yıllarında Rusya’ya karşı savaşmıştı. Fakat savaş, 1771 baharında Rusya’nın başarısı ile sonuçlanacaktı. Polonya, 1772’de, Avusturya, Prusya ve Rusya arasında -ilk kez- bölüşülecekti... Savaşların masrafları, artan vergiler olarak Rusya halklarının sırtına yüklenmekteydi... Üstelik, askeri kast olarak birçeşit otonomi sahibi olan Kazakların hakları ellerinden alınmış, atamanları merkezden tayinedilmeye başlanmıştı...

 

Kazaklar, 1500’lü yıllarda, Don Nehri’nin aşağılarına dek, Don stepleri boyunca, bağımsız Kazak Cumhuriyetini kurmuşlardı ve özgürlüklerine düşkündüler. Atamanlarını, önderlerini, kendileri seçiyorlardı... Don Kazakları, 1614 yılında Rus Çarı’nın egemenliğini tanımışlardı. Çar’da, 1623 yılında, onların kendi yönetimlerini tanımıştı ve bu durum 1600’lü yıllar boyunca bozulmadan sürmüştü. Stenka Razin önderliğinde Güney Don Kazakları’nın başkaldırısı (1670), bu süreç içinde bir istisna olmuştu... Fakat, 1707- 8 ayaklanmasının ardından Kazak halkının kendi atamanlarını seçme hakları ellerinden alınmıştı. Buna karşın onlar, 1835 yılında askeri bir kast konumuna getirilerek birtakım ayrıcalıklar elde etmişlerdi. Fakat artık bu haklar da ellerinden gitmeye, vergileri alabildiğine ağırlaşmaya başlamıştı. Bölgelerindeki diğer bozkır halklarının, serf, toprak kölesi konumundaki köylülerin durumları onlarınkinden iyi değildi. İsyan ateşini yakmak için halklar, sadece küçük bir kıvılcım beklemekteydi...

 

Tüm bu özetlenenlerin ötesinde, 1762 yılında, II. Katerina’nın (Büyük Katerina; yönetimi, 1762- 96) muhafız alayı subayı sevgilisi Grigory Orlov ve Orlov’un kardeşi, iktidarsız çar III. Petro’yu öldürmüşler ve II. Katerina’yı Rusya tahtına oturtmuşlardı... Hem varolan ekonomik baskıların, bürokratik haksızlıkların üzerine bir de böyle bir saray darbesinin yaşanmış olması, halk arasındaki huzursuzluğu son noktasına tırmandırtmıştı. Olayların gerçek anlamlarıyla bilincinde olmayan bu insanların idealize edilmiş, düşlerle gerçeklerin karışmış olduğu dünyalarında Çar, halen bir “baba”, bir “kurtarıcı” rolünde idi. Devrilen, gerçek kimliğini tanımadıkları III. Petro gibi kendisine bile faydası olmayacak biri olsa bile Çar, onların kafalarında kutsal bir yaratık, bir “baba” idi... Sonuçta sözkonusu saray darbesi, mevcut tüm memnuniyetsizliklerin üzerine tüy dikecekti. Başkaldırıya hazır olan Ural Kazakları, veya Kuzey Don havzası Kazakları, ve diğer bozkır halkları, isyan için önder aramaya başlayacaklardı...

 

İsyanın önderi olarak III. Petro’nun sahte kimliği ile sahneye çıkan birkaç karakterin foyası çabuk ortaya çıkacaktı... Çar, köylülerin kafasında “kurtarıcı baba” kimliğinde olduğu için, bu şaşkın insanlar, III. Petro’nun ölmediğine, kurtulduğuna, bir gün ortaya çıkıp başlarına geçerek iktidarı gaspetmiş olan Çariçe Katerina’ya dersini vereceğine, ve onları bu kötü durumlarından kurtaracağına inanmaktaydılar... Gerçekte, bir çocuktan farksız olan ve çocuk yapma yeteneği olmayan III. Petro’nun kendisine bile faydasının olmadığını bilmiyorlardı. Sonuçta, her kim olursa olsun, ancak III. Petro sahte kimliği ile onların başına geçebilirdi... Aslında böyle bir niyeti olmayan Pugachev’e, “sen O’sun” diyecekler ve O’nu III. Petro rolüne zorlayacaklardı...

 

“Kader”, Rusya’dan kaçıp gitmek isteyen Pugachev’i bir hamamda yakalayacaktı. Birileri, bu eski topçu onbaşısının “III. Petro” olduğunu, -gövdesindeki işaretlerden- hamamda “keşfedecekler”di. Neredeyse zorla, bu “gerçeğe”, “III. Petro olduğu” gerçeğine, O’nu bile inandıracaklardı. Böylece O, isyancı köylüler tarafından önderliğe sürüklenecekti. Pugachev, “Çar Baba III. Petro” rolünde, kendisini, Kuzey Don Kazakları’nın, Urallar’ın Türk olan Başkır (Bashkir) halkından unsurların, bir Batı Moğol toplumu olan Kalmuk (Kalmyk) halkından unsurların, yine bir Türk lehçesi konuşan Tatar halkından unsurların ve diğer bozkır halklarının başında bulacaktı...

 

Aslında, birtakım taktik hatalar yaparak Moskova’ya güç toplayacak zamanı kazandırmış olmasalar, doğrudan Moskova üzerine yürümüş olsalar, iktidarı değiştirebilecek güçteki isyancılar (1773- 75), 3 Eylül 1774’de herşeylerini yitireceklerdi. Rusya tarihinin bu en büyük köylü ayaklanması bastırılacak, ve kaçan Pugachev yakalanarak 1775 yılında Moskova’da bir kafes içinde teşhir edildikten sonra idam edilecekti... Bu büyük başkaldırının ardından Çariçe II. Katarina yönetimi, serflere bazı haklar tanıyan refomlar gerçekleştirecek olsa da, durum özünde değişmeyecekti. Ve Rusya’da sistem tam anlamıyla merkezileştirilecekti...

 

Rus ulusal edebiyatının kurucusu büyük şair ve yazar Aleksandr Pushkin’in (1799- 1837) “Yüzbaşı’nın Kızı” (1836) adlı romanı, konusunu Pugachev ayaklanmasından alacaktı... Bu roman, “Yüzbaşı’nın Kızı”, ayaklanmanın birçeşit tarihi gibidir. Yine -“Yüzbaşı’nın Kızı” gibi 1961 veya 62 yıllında okumuş olduğum-Pushkin’e ait bitirilememiş “Dubrovsky” romanı, doğrudan Pugachev ayaklanmasından sözetmemekle birlikte, bu ayaklanmanın haklılığı duygusunu uyandırır. Sözkonusu romanın aynı adlı kahramanı, 1700’lü yılların bu haksever asilzadesi, çürüyen sisteme olan başkaldırısı sonucu halk ayaklanmasının saflarına doğru itilir... Yukarıda anılan Pushkin’e ait kitaplar, 1900’lü yılların ilk yarısında Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları tarafından türkçeye kazandırtılıp basılmışlardır...

 

Anne tarafından Mısırlı veya daha gerçeğe uygun olarak Habeşistanlı bir kölenin torunu olan Aleksandr Pushkin (1799- 1837), dedesini ölümsüzleştirdiği Arap Petra Velikoga (Büyük Petro’nun Zencisi; veya türkçe çevirisinin adıyla, “Çar’ın Arabı”) adlı yarım kalmış romanında, Rusya’yı modernleştirmiş olan Büyük Petro’ya duyduğu hayranlığı, ve büyük toprak sahibi tutucu Boyarlara, Kiliseye, ve hertürlü feodal tutuculuğa duyduğu nefreti gizlemez. Dedesi, “Çar’ın Arabı”, Büyük Petro tarafından evlat edinilip korunmuştur...

 

Pushkin, toprakta köleliği yokedip ülkeyi demokratikleştirmek amacıyla biraraya gelmiş ve 1825 Aralık ayında başarısız bir ayaklanmaya sürüklenmiş olan Dekabrist örgütlenmesi ile bağlantılı olmamakla birlikte, onlarla varolan görüş birliğini, onlara duyduğu sevgiyi gizlememiştir. Artık Büyük Petro’dan çok farklı olan Çar’a ve çevresindeki -büyük toprak sahibi- tutucu aristokratlara duyduğu tepki, ve politik içerikli şiirleri nedeniyle bir dönem göçe de zorlanmış olan bu olağanüstü yetenekli ve aydın karakter, bilinçli olarak kışkırtılmış bir düelloya sürüklenerek çok genç yaşta öldürülmüştür...

 

Puskin, sadece çağının, Batı’nın en ileri edebiyatını değil, aynızamanda Rusya’nın farklı halklarının zengin kültürlerini, edebiyatlarını da yakından tanıyan bir insandı. Örneğin, O’nun “Biyelkin’in Öyküleri” adıyla türkçeye de kazandırılmış olan şiirsel masalları, “Ivan Petrovich Belkin’in Eski Masalları”, bu gerçeğin kanıtlarından birisidir. Yine O’na ait “Maça Kızı” adlı uzun öykü, bazıları tarafından mistik bilgilerle bağlantılı birtakım yorumlarla açıklanmaya çalışsılsa da, bu satırları yazana göre “Maça Kızı”, alabildiğine etik, ahlaki bir yapıttır. Aynı yapıt, masal tekniklerinin, sembollerle anlatımın modern edebiyatta kullanılmasının en erken örneklerindendir...  

 

Başarısız Napolyon istilası (1812) sırasında Rusya’da yaşananları büyük bir gerçekçilikle anlatan, bir dönem Rusyası’nın çok yönlü renkli bir tarihi gibi olan “Savaş ve Barış” romanının bitiminde -dev insancıl yazar- Lev Tolstoy, aslında, tarihi biraz bilenler için, Dekabrist ayaklanmasının işaretlerini verir... Romanın baş kahramanlarından olan Piyer Bezuhov, şavaşta yaşadıklarının ve tanık olduklarının ardından, artık tamamen farklı bir insandır. O, içinden geldiği aristokrasiden ruhsal olarak uzaklaşmış, herhangi bir varlığa sahibolmamasına karşın yurdu için hiçbir fedekarlıktan kaçınmayan yoksul halka, köylülüğe yaklaşmıştır... “Savaş ve Barış” romanının (1865- 69) bu ünlü kahramanı, Piyer Bezuhov (Pierre Bezukhov), gerçekte de varolan bir karakterdir.

 

Piyer Bezuhov gibi sivil aristokratların ve ayrıca asker aristokratların, subayların aralarında bulunduğu birtakım aydınlar, köle konumundaki Rus köylülüğünün yurtseverliğine, yurdu için fedakarlıklarına tanık olmuşlar ve toprakta köleliği kaldırmaya karar vermişlerdir... Bu aydınlar, Batı’nın aydınlanmacı fikirlerinin de etkileriyle, Napolyon istilasının ardından, 1816, 1818, ve 1821 yıllarında, toprak köleliğini, serflik ilişkilerini kaldırmak, ülkeyi demokratikleştirmek için, güney ve kuzey bölümleri olan gizli örgütlenmelere gitmişlerdir... Bir ihbar sonucu açığa çıkan ve aceleyle 26 Aralık 1825 günü başarısız bir isyan örgütlemek zorunda kalan sözkonusu aristokratlara, “Dekabrist” (Aralıkçı) adı verilmiştir... Olaydan habersiz olması nedeniyle aralarında bulunmamasına karşın, Dekabrist aydınlara duyduğu hayranlığı, sevgiyi gizlemeyen Aleksandr Pushkin kadar, 1917 Ekim Devrimi’nin baş mimarı Lenin’de, hem Dekabrist aydınlara ve hem de Pushkin’e karşı derin bir sevgi besleyecekti...

 

St. Petersbug’da (Ekim Devrimi sonrasının Leningrat’ı) Peter Paul Kalesi’nde bulunan özel hücreler de hapsedilecek ve ardından sürgüne yollanacak olan özgürlük düşleri, Dekabrist aydınların köleliği yoketme hayalleri, Rusya’nın Kırım Savaşı (Ekim 1853- Şubat 1856) yenilgisinin ardından yaşanan kriz ortamında formel olarak bir ölçü de gerçekleşecekti... Savaşın son zamanlarında tahta oturmuş olan Çar II. Alexander (yönetimi, 1855- 81), 3 Mart 1861’de, yeni kalkışmalardan çekindiği için, toprakta köleliği, serfliği kaldıran yasayı çıkartacaktı. Buna karşın, köylüleri serflik konumlarından kurtaran sözkonusu yasa, köylüye yeterli ölçü de toprak veren bir reform ile desteklenmediği için, eski sistem, birçeşit toprak köleliği pratikte sürüp gidecekti...

 

Toprak ta köleliğin gerçek anlamda tasviyesi, 1917 Ekim Devrimi ile gerçekleşebilecekti... Devrimin hemen ertesi günü, 26 Ekim (yeni takvim de, 8 Kasım) 1917’de toplanan Petrograd Sovyeti’nde birlikte çoğunluğu oluşturan Bolşevikler ve -sosyalizmin köy komünlerinde gerçekleşeceği ütopyasına inanmış olan- sol kanattan Sosyalist Devrimciler, cephede ateşkes ve üç ay içinde barış görüşmelerini başlatma kararı alacaklardı. Aynı Sovyet Kongresi, barışın acele sağlanabilmesi için İngiliz, Fransız ve Alman işçilerinden yardım talebinde bulunacaktı. Yine sözkonusu Sovyet toplantısında, büyük toprak sahiplerine, burjuvaziye, Çar ailesine ve Kilise’ye ait 150 milyon desyatin (1 desyatin= 10.800 metre kare) toprağın köylülere dağıtılması kararı alınacak ve karar hemen uygulamaya başlanacaktı. Köylülerin büyük toprak sahiplerine olan yıllık yaklaşık 500 milyon altın Ruble borcları affedilecekti. Toprağın tüm zenginlikleri, petrol, kömür, demir, ormanlar vs. halkın varlığı olarak ilanedilecekti... (ekim devrimi hakkında daha geniş bilgi için bak:Yusuf Küpeli, Ekim Devrimi’nin 86. yıldönümünde Sovyetler’in doğuşu, 24 Ekim (6 Kasım) 1917 Ekim Devrimi, Sovyet Devrimi’nin Kafkaslar’da yayılması, V. I. Lenin- Mustafa Kemal Atatürk ilişkileri ve Sovyetler Birliği’nin yıkılışı üzerine kısa notlar )

 

Yusuf Küpeli

 

yusufk@telia.com

 

Ekim 2008 

 

 

http://www.sinbad.nu/