İranlı sosyolog ve araştırmacı Mohammed Reza Ashouri ile söyleşi

Murat Kuseyri

Mohammed Reza Ashouri İranlı sosyolog ve araştırmacı. İran'da basılıp yayınlanan "Andisheye Jamee" (Toplumun Düşüncesi) adlı aylık derginin sahibi ve başyazarı. "Sepehre Ejtemaii" (Toplumsal İncelemeler) adlı ve daha çok araştırma ve inceleme kitapları yayımlayan yayınevinin sorumlusu. İran'da ilk işçi takvimi bu yayınevi tarafından 2003 yılında basıldı. Ashouri şu sıralar İran işçi sınıfının tarihi adlı 10 ciltlik kitabı yayına hazırlamaktadır.  İran işçilerinin ve çocuk emekçilerin durumunu anlatan seminerler vermek için İsveç ve Kanada'ya davet edilen Ashouri ile Stocholm'da İran üzerine bir söyleşi yaptım.

 

Kuseyri: Irak savaşının ardından ABD'nin İran'a karşı tutumunu sertleştirdiği gözleniyor. İran'a  askeri bir  ya da örtülü bir operasyon düzenleneceği  sık sık dünya basında tartışılıyor. Bu gelişmeler halk ve aydınlar tarafından nasıl değerlendiriliyor?

 

Cevap: Bu sorunun cevabının daha iyi anlaşılması için öncelikle İran tarihine dönmek ve ülkede yaşanan ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmeleri gözden geçirmek gerekiyor. 1979'da gerçekleştirilen İran devrimi halkı ezen Şah diktatörlülüğüne ve onun destekçisi ABD'ye büyük darbe vurdu. İşçi sınıfı ve halk içerisinde ABD emperyalistlerine karşı büyük bir nefret vardı. Devrimden sonra yönetimi ele geçiren dinci önderlik ABD'ye karşı ikili bir tutum izledi. Resmi olarak ABD'ye karşı çıkarken gizli bir biçimde bazı ilişkilere girerek ABD ile ilişkileri normalleştirmeye çalıştı. Irak-İran savaşı döneminde halkın ABD'ye olan tepkisi daha da arttı. Ama savaşın bitmesinin ardından halk içerisinde ABD ile görüşülerek iki ülke arasındaki sorunların barışcıl bir biçimde çözümlenmesi eğilimleri görülmeye başlandı. Rafsancani ve Hatemi döneminde halkta iki ülke arasında sorunların çözüleceği ve İran'a karşı sürdürülen ambargonun kaldırılacağı beklentisi vardı. Halk diğer ülkelerle normal ilişkiler kurularak ülkenin dış dünyadan yalıtılmasına, izole edilmesine son verilmesini istiyordu. Ama bu istek ve beklentilerinin gerçekçi olmadığını anladı. İran'daki sorun oldukça karmaşık. Halk yoksulluğa son verilmesini istiyor. Demokratik hak ve özgürlüklerin sağlanması, örgütlenme hakkının önündeki engellerin kaldırılması için mücadele ediyor. Ama şunu kesin bir şekilde söyleyebilrim. Halkın ne ABD ne de başka bir emperyalist ülkeden demokratik hak ve özgürlükleri elde etmek için beklentisi var. İran halkı ABD'nin İran'a müdahalesine kesinlikle karşı. Bağımsız yaşamak istiyor. Ama aynı zamanda dinci yönetime karşı mücadele ediyor. Yönetim İran'daki yoksulluğun nedeni olarak ABD'nin ambargosu ve baskılarını gösteriyor. Ama halk ABD'ye karşı olmasına rağmen yoksulluğun ve hükümetin başarısızlığının  nedeninin dinci yönetim sisteminden kaynaklandığını görüyor. Ama aynı zamanda İran'ın terörist bir ülke olarak gösterilmesine sert tepki gösteriyor. El Kaide'nin kökünün Suudi Arabistan ve Pakistan'da olduğunu biliyor. Buna rağmen ABD'nin bu iki ülke ile işbirliği yaparken İran'ı terörist olarak nitelemesinin nedenlerini biliyor.ABD, İran'da kadınların, çocuk işçilerin ve cezaevlerinin durumunu gündeme getiriyor. Tüm bunlar doğru ama başta Türkiye olmak üzere diğer Orta doğu ülkelerdeki aynı türden insan hakları ihlallerini görmezden geliyorlar. Bir dönem İran halkı içerisinde ABD'nin baskılarıyla bazı reformların gerçekleşebileceği, demokratik hak ve özgürlüklerin sınırlarının genişleyebileceği beklentisi vardı. Ama bu beklenti Irak savaşından sonra tamamen ortadan kalktı. İran halkı ABD'nin Irak halkına özgürlük getirmek için gelmediğini, ülkeyi yağmaladığını ve halkı katlettiğini gördü.

 
Kuseyri: ABD yönetiminin Halkın Mücahitleri ile anlaştığı, Pentagon'un İran'da bir ayaklanma çıkarmak amacıyla "örtülü bir operasyon" başlatacağı, bunun için Azeri lider Ali Mahmud ile görüşmeler yaptığı söyleniyor. Böylesi bir senaryonun başarı şansı ne olabilir?
 

Cevap: ABD halkın mücahitleri örgütünü silahlandırarak ve onları kullanarak dinci yönetimi alternatifleri olduğunu göstermek istiyor. 1979 devriminden sonra ABD dinci yönetime alternatif yaratabilmek için çok çaba harcamıştır. Bunun içinde bazan toplumsal muhalefetin bazı kesimleriyle, dinci önderliklik içindeki hoşnutsuzlardan medet ummuş, öğrenci eylemliliklerinde olduğu gibi toplumsal hareketlerden yana bir tavır almıştır. İran'daki siyasal ve sosyal gelişmeleri incelediğimizde iktidardaki dinci grubun tarihsel olarak her zaman bir kitle tabanına sahip olduğunu görürüz. Ayrıca İran'daki dinci önderlik tarihsel bir geleneğe sahiptir. Halkın Mücahitlerinin böyle bir kitle tabanı yok. Azeri lider olarak kendini tanıtan Ali Mahmud azeri halkını temsil etmiyor. Ayrıca halkın bu örgütlere ne güveni ne de desteği var. ABD'nin böylesi grupları kullanarak İran'da başarı elde etmesi bana göre olanaksız. Aslında ABD dinci yönetim içerisinde kendisi ile çalışabilecek işbirlikçiler aradı. Hatemi'nin kendileriyle işbirliği yapacağını sandı. Clinton döneminde dinci yönetim içerisinde bölünmelerden yararlanarak  İran üzerinde denetimini arttırma taktiği izlendi.ABD, İran'da kendilerine bağlı kukla bir yönetimi işbaşına getirmeyi amaçlıyorlar.

 

Kuseyri: ABD İran'a karşı askeri bir haraket düzenlenmesini savunurken Avrupa ülkelerinin buna karşı çıkmasını nasıl değerlendiriyor sunuz?

 

Cevap: Avrupa ülkelerinin İran'a yapılacak bir askeri müdahaleye karşı çıkması kendi çıkarlarını koruma ve İran'daki ayrıcalıklarını kaybetme kaygısının sonucu. İran ihtiyaç duyduğu ürünlerin önemli ve büyük  bir bölümünü Avrupa ülkelerinden ithal ediyor. Almanya, Fransa ve İsveç gibi ülkelerin İran'da çok büyük tesis ve yatırımları var. Almanya ile İran arasında ekonomik ve kültürel anlaşmalar imzalandı. Tüm bunlar İran pazarını tamamen kaybeden ABD'yi rahatsız ediyor. Onun için durmadan İran'daki insan hakları ihlallerini gündeme getiriyor. Avrupa ülkeleri ise ekonomik çıkarlarından ötürü İran'daki insan hakları ihlallerine ve hatta Avrupa ülkelerinde Dinci yönetim tarafından sürgündeki muhaliflere karşı yöneltilen terör ve katliamlarına göz yumuyor. ABD ve Avrupa'nın İran'a yaklaşımını çıkarları belirliyor. ABD'nin son dönemde İran'a karşı saldırganlaşmasının bir başka nedeni de İran'ın ithalat ve ihracaatında kullandığı doları Euro ile değiştirme çabasıdır. Böylesi bir değişiklik girişimi ABD yönetimini rahatsız ediyor.

 
Kuseyri: Yaz aylarında İran'da yönetime karşı öğrenciler tarafından eylemler yapıldı. Bush bu eylemleri desteklediğini açıkladı ve basında eylemler ABD yanlılarının gösterileri olarak yansıtıldı. Bu eylemlerle öğrenciler ne yapmayı amaçlıyorlardı?
 

Cevap: Eylemler sırasında Tahran'daydım ve öğrenci liderleriyle yakın ilişkilerim oldu. İran halkı ABD'nin buyruklarıyla kendi yaşam tarzını belirlemez ve eylem yapmaz. İran'da daha adil ve eşitlikçi bir sistemin kurulması, demokratik hak ve özgürlükler için bir mücadele var. Daha iyi yaşam koşullarının sağlanması için halk mücadele ediyor. Öğrenci eylemleri bu taleplerin elde edilmesi amacıyla yapıldı. İran'da öğrenci eylemleri her dönem ilerici bir karekter taşıdı. Son yapılan eylemler de böyleydi. Çok değişik siyasi görüşe sahip gruplar ve kişiler bu eylemlere katıldı. Sosyalistler, liberaller, milliyetçiler ve sıradan öğrenciler  bu eylemler içerisinde yer aldılar. ABD'nin bu eylemleri sahiplenmek istemesi İran'da alternatif oluşturamaması açmazından kaynaklanıyor.  

 

Kuseyri: İran'da işçi sınıfının durumu ve sendikal örgütlenmesi hakkında bilgi verir misiniz?

 

Cevap:  Eğer bir ülkede siyasi iktidar hiç bir kesimin bağımsız örgütlenme hakkına izin vermiyorsa bu işçi sınıfı için de geçerlidir. İran'da işçilerin bağımsız sendikal örgütlerini kurma hakları yoktur. 1982 yılında İran'da her türlü siyasal ve sendikal örgüt kurulması yasaklanmıştır. İran işçi sınıfının geçmişi acılarla doludur. Siyasal iktidarların işçi sınıfı üzerindeki baskısı işçi sınıfının kendi tarihini öğrenmesini, deney ve tecrübeler elde etmesini engellemiştir.Komşu ülkelere baktığımızda işçiler üzerindeki baskı ve saldırıların bu kadar yoğun olmadığını görebiliriz. Türkiye'de darbe dönemlerinde bile gerici ve sağ da olsa işçi sendikalarının bazıları varlıklarını sürdürdüler. DİSK'in tekrar örgütlenmesi bizim açımızdan örnek alınacak deney ve tecrübeler içermektedir. İran'da işçilerin deney ve tecrübelere yeni nesillere iletilememiştir. Sendikal kuruluşlara karşı ilk baskı ve yasaklamalar 1927-33 yılları arasında Şah Rıza Pahlavi döneminde başlamıştır. İşçiler ancak 1941 yılında şahı sürgüne gönderdikten sonra bağımsız sendikal örgütlenmelerini yaratabilmişlerdir. Ne yazik ki bu dönemin başarı ve kazançları 1953 yılında yapılan darbeyle tamamen yok edildi. 1960'dan itibaren bazı sendikal örgütlere faaliyet gösterme izni verildi. Ama bu çok sınırlıydı ve gizli polisin denetimi ve kontrolu altındaydı. 1979 devriminden sonra işçi sınıfı gerçek anlamda bağımsız sendikal örgütlerini kurdu ama bu da kısa ömürlü oldu.1982'den beri işçiler dinci yönetim tarafından örgütlenen İşçi Evleri'ne üyedirler. . İşçi Evleri'i dinci iktidar tarafından bağımsız sendikal örgütlenme olarak gösteriliyor ama buna kendileri dahil hiç kimse inanmıyor.  Hatemi döneminde işçiler bağımsız sendikal örgütlerini kurmaya çalıştılar ama bu girişim başarısızlıkla sonuçlandı. İşçi sınıfı içerisinde özgür sendika kurma talep ve eğilimi güçlü olmasına rağmen işçiler bunu başaracak deneyim ve tecrübeye ne yazık ki sahip değiller. Deneyimli işçi önderlerinin çoğu ya ortadan kaldırıldı ya da ülkeyi terk etmek zorunda kaldılar.

kuseyri@telia.com

http://www.sinbad.nu/