Yusuf Küpeli, ABD’nin askeri gücü, toprakları dışındaki askeri üsleri, yayılması ve dünya egemenliği düşleri üzerine notlar

 

2- Rio Paktı, ABD’nin Latin Amerika üsleri ve Latin Amerika’yı sömüren ticari bağlar üzerine bazı notlar

 

 

2- Rio Paktı, ABD’nin Latin Amerika üsleri ve Latin Amerika’yı sömüren ticari bağlar üzerine bazı notlar

 

II. Dünya Savaşı’nın hemen ardından, -NATO’dan önce- ABD yönetiminin şekillenmesine öncülük ettiği asıl büyük karşılıklı askeri anlaşma, 2 eylül 1947 günü imzalanan Intern-American Reiprocal Assistance Treaty (Amerika içi ikili karşılıklı dayanışma anlaşması) adlı birliktir. Rio de Janeiro’da imzalanmış olması nedeniyle aynı anlaşma kısaca Rio Paktı olarakta anılmaktadır...

 

Rio Paktı’na ABD dışında 19 latin Amerika ülkesi taraf olmuştur. Arjantin, Bahamalar, Bolivya, Brezilya, Şili, Kolombiya, Kosta Rika, Dominik Cumhuriyeti, Ekvador, El Salvador, Guatemala, Meksiko, Nikaragua, Panama, Paraguay, Peru, Haiti, Honduras ve Küba, anlaşmayı imzalayan ülkeler olmuşlardır. Bu adları sıralanan Latin Amerika ülkeleri ile anlaşmayı bizzat dönemin ABD Başkanı Harry Truman (33. başkan, 1945- 53) imzalamıştır. Daha sonra, devrimle birlikte (1959) Küba anlaşmadan çekilmiş olsada, günümüzde imzacı devletlerin sayıları 23’e yükselmiştir.

 

II. Dünya Savaşı’nın ardından Sovyetler Birliği’nin yükselen prestiji ve komünizmin dünya çapındaki etkisi Truman’ı ciddi olarak ürkütmüş olmalıdırki, O, Monroe Doktrini’ni (1823) “Rio Paktı” gibi bir askeri anlaşma ile taçlandırarak yenilemek ve güçlendirmek istemiştir. İleride NATO anlaşmasına örnek olacak Rio Paktı’nın 26 maddeden oluşan anlaşma metninin 3. maddesi, özet olarak, “taraflardan birinin saldırıya uğraması durumunda bunun tüm üyelere yapılmış kabuledileceğini ve ortak meşru savunmayı” öngörmektedir.

 

Sözkonusu anlaşma maddesinin bağlayıcı hükmüne karşın, 1982 yılında patlayan Fakland savaşı sırasında Arjantin’in yardım başvurusu ABD’de karşılık bulamamıştır. ABD yönetimi, Rio Paktı içindeki ortağı Arjantin’e değil, tam tersine emperyalist yamağı ve en önemli NATO müttefiki Büyük Biritanya’ya (İngiltere’ye) yardım etmiştir...

 

Bu ve benzeri nedenlerle, Rio Paktı süreç içinde unutulmuş, tozlu arşivlerin malzemesi haline gelmiştir. Çünkü, özünde alabildiğine eşitsiz güçlerin, veya sömüren ile sömürülenlerin karşılıklı dayanışma anlaşmaları yapmaları ve buna uymaları olanaksızdır... İşbirlikçi hükümetlerinin yönetimi altında bir kanat ülkesi olarak NATO içinde ABD yararlarına onyıllarca sadakatla bağlı kalmış olan ve halkını bir nükleer savaşın hedefi konumuna getiren Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı NATO’nun ve ABD’nin Kıbrıs olayları sırasında ve günümüzde özellikle Irak’ta yaşanmakta olan süreçler içinde takındığı tavırlar sözkonusu gerçeğin en somut örneklerindendir... ABD, Rio Paktı içinde yeralan Orta ve Latin Amerika hükümetlerini eşit ortağı olarak değil, kullandığı köleleri olarak kendi yararlarına bağlamıştır, olaya bu gözle bakmıştır. Emperyalist yararları ile çelişen durumlarda, sözkonusu anlaşma hükümlerine uyma gereği duymadan “ortakları”nın iç işlerine sürekli müdahale etmiştir. Rio Paktı üyeleri dahil tüm Latin Amerika ülkelerinde darbeler örgütlemiştir. Guatemala’da 1954, Grenada’da 1983, Panama’da 1989 yıllarında olduğu gibi işgal operasyonları gerçekleştirmiştir... Nicaragua halkına karşı 1980’li yıllarda kriminal unsurlardan oluşan “Contras” örgütlenmesini yaratıp beslemiş ve eğitmiştir... Latin Amerika’ya yönelik doğrudan ABD askeri müdahaleleri ile ilgili örnekler uzar gider...

 

Politik sonuçları Pentagon’daki “şahinler”in hesabına yazan ve o nedenle mimarı konusunda derin soru işaretleri yaratan provokatif 11 eylül 2001 olayının ardından ABD, Rio Paktı’nı yeniden anımsamıştır. Sözkonusu provokasyondan 10 gün sonra, 21 eylül 2001 gün Rio Paktı’na üye 23 ülkenin Dışişleri Bakanları, “uluslararası terörizm” sorunlarını tartışmak amacıyla Washington’da toplanmışlardır. “Terörizme karşı savaşı”nda ABD’ye destek vermişlerdir. Bu toplantıdan iki gün önce, Amerika Devletleri Örgütü (OAS) Daimi Meclisi toplanmıştır. OAS katılımcılar, Rio Paktı’nı toplantıya çağırıp himayesini dileme konusunda uyum sağlamışlardır...

 

Organizations of American States (OAS), yine ABD yönetiminin insiyatifi ile Rio Paktı’ndan bir yıl sonra, 1948 yılında, Kolombiya’da, Bogota’da kurulmuştur. OAS anlaşmasının 15. maddesi, üyelerin iç veya dış işlerine herhangi başka bir devletin müdahalesini açıkça yasaklamaktadır... Sözkonusu anlaşmanın açık metnine karşın ABD yönetimleri, daha önce de belirtilmiş olduğu gibi, Rio Paktı ve OAS üyesi Latin Amerika ve Karaip ülkelerinin iç işlerine -doğrudan askeri müdahaleler dahil- hertürlü yöntemle sürekli müdahale etmişlerdir ve halen etmektedirler...

 

Atlantik’in diğer yakasında, Avrupa üzerinde ABD’nin iktidarına araç NATO’ya örnek olan sözkonusu iki anlaşma (Rio Paktı ve OAS) ile Beyaz Saray, Soğuk Savaş yılları boyunca Latin Amerika devletlerinin tüm iç ve dış ilişkileri üzerinde hegemonya oluşturmuştur... Rio Üniversitesi’nden politik bilimci William Goncalves’in inancına göre ABD, Afganistan’da ve Irak’ta sahnelenecek olan askeri operasyonlarına Latin Amerika’nın desteğini sağlamak amacıyla Rio Paktı’nı yeniden canlandırmıştır... Şüphesiz 2000’li yıllarda Latin Amerika’da doğmaya başlayan demokratik sosyalist hükümetler ve özellikle Venezuella’da iktidara gelen Chavez hükümeti, ABD’nin bu planları için birer soğuk duş olmuşlardır... (Bak: www.pronato.com/NATreaty/rio.treaty.htm; www.aerotechnews.com/strac/2001/092001/rio_pact.html; www.fortunecity.com/victorian/picasso/50/amcenBVII3.htm; www.globalsecurity.org/military/library/news/2001/09/mil-010921-2c6139fc.htm).

 

Yalnız burada hemen şu gerçeğin altını çizmekte yara vardır... Eğer ABD yönetimi Afganistan’a ve Irak’a müdahale etmeseydi, veya müdahaleden sonra güçlü bir direnişle karşılaşmasaydı, Ortadoğu’da ve Orta Asya’da operasyonlarını sorunsuz gerçekleştirebilseydi, Latin Amerika ülkeleri üzerinde kurduğu baskı çok daha şiddetli olabilirdi. Özellikle petrol zengini Chavez Venezuellası’na değişik yöntemlerle silahlı müdahaleye kalkışabilirdi. Bolivya’ya ve Brezilya’ya, müdahale edebilir, Küba’ya karşı silahlı provokasyonlar örgütleyebilirdi... Özellikle Irak direnişi ve İran’ın tehditlere pabuç bırakmaması, boyun eğmemesi, ABD’nin Latin Amerika’da elini-kolunu büyük ölçüde bağlamıştır. Bu gerçek, emperyalizme direnişte uluslararası çokyönlü, ekonomik-politik-askeri dayanışmanın ne ölçüde büyük önem taşıdığını açıkça göstermektedir... Sözkonusu gerçeğin bilincinde olan Chavez, İran’ı boşyere ziyaret etmemiştir... 

 

Latin Amerika’nın doğusundaki, Atlantikteki ABD üsleri, Karaip adalarından Küba’da başlayıp, Küba’nın kuzeyinde, Florida açıklarındaki Bahama Adaları’nda sürmektedir. Bu adalardan Mayaguana’da bir kara kuvvetleri üssü ve Andreos’da bir deniz piyadesi üssü vardır. Küba’da Guantanamo Körfezi’nde bir deniz piyadesi üssü bulunmaktadır. Aynı üste 2.200’ü aşkın ABD personeli çalışmaktadır... Afganistan’ın işgalinin ardından Guantanamo üssünün işkence ve beyin yıkama merkezi olarak kullanılmaya başlandığı bilinmektedir. Burada yasadışı ve uluslararası hukuki denetimden uzak bir toplama kampı kurulmuştur...

 

Küba’nın doğusunda, 15nci ve 20nci paraleleler arasında yeralan ve artık ABD toprağı olan Puerto Rico adasında, Fort Buchanan’da 2 635 askerin koşullandığı bir deniz piyadesi üssü bulunmaktadır. Yine Puerto Rico’da, Roosevelt Roads’da 3 000 ABD askeri koşullandırılmıştır. Atlantik’te, daha kuzeyde, 30ncu ve 35nci paraleller arasındaki Bermuda Adaları’nda ABD askeri varlığı bulunmaktadır. Bu son anılan yer Latin Amerika ve Karaip sınırları dışındadır ama, Karaipler’e çok yakındır... Pasifik’te kıyısı olan küçük Orta Amerika ülkesi El Salvador’da, Comalapa’da, yirmiye yakın asker bulunmakla birlikte, ABD’nin buraya sınırsız asker koşullandırma hakkı vardır. Karaib’de Venzuella kıyılarının açığında yeralan Aruba’da 300 kadar ABD askeri koşullandırılmıştır. Bu son anılanın yakınındaki Curaçao adasında ise yine 300 ABD askeri bulunmaktadır.

 

Asıl geniş kıyısı Atlantik ile olan Orta Amerika ülkesi Honduras’ta ise büyük bir ABD hava üssü kurulmuştur. Aynı ülkede yeralan Sato Cano üssünde 550 ABD askeri görev yapmaktadır. Atlantik Okyanusu ile Pasifik Okyanusu’nu (Büyük Okyanus’u) birleştiren kanal üzerindeki diğer küçük Orta Amerika ülkesi Panama’da ise, bir kara ve bir de önemli ABD hava üssü bulunmaktadır. Pasifik kıyısındaki Ekvador’da, Manta’da, uyuşturucu ile mücadele bahanesiyle uçak yerleşimli İleri Operasyon Yerleşimi üssü bulunmaktadır. Aynı üste sayıları 500’e yaklaşan ABD askeri koşullandırılmıştır. Ayrıca, Ekvador’un hemen kuzeyinde bulunan ve hem Pasifik’te ve hem de Atlantik’te geniş kıyıları olan Latin Amerika ülkesi Kolombiya’da ABD kara ve hava güçlerine bağlı birlikler koşullandırılmıştır. Aynı Latin Amerika ülkesinde, “uyuşturucuya karşı operasyonlar” bahanesiyle Amerikan deniz piyadeleri görev yapmaktadırlar. Diğer yandan anlaştıkları kokain baronlarını yönetime getirdikleri, ve ABD pazarına giren kokain getirisinin kaymağını yine ABD servislerinin yediği gerçeğin arka yüzüdür...  

 

Yukarıdaki paragrafta özetlenenin dışında, Orta ve Latin Amerika ülkelerindeki tüm askeri darbelerin ve kanlı içsavaş süreçlerinin gerisinde ABD dışişleri bakanlığı (State Department) ve Pentagon (savunma bakanlığı) durmaktadır. Askeri darbelerde, Pentagon’un ve ABD gizli servislerinin tezgahlarından geçmiş, özel olarak eğitilmiş Latin Amerikalı militarist güçler kullanılmaktadır. Örneğin, 2000 yılında Latin Amerika’dan 2 684 asker ABD’de eğitimden geçirilmişlerdir. Aynı yıl ABD, 50 milyon dolar civarında bir parayı Uluslararası Askeri Eğtim ve Tatbikat (IMET) fonuna aktarmıştır... Arjantin, Bahamalar, Bolivya, Brezilya, Şili, Kolombiya, Kosta Rika, Dominik Cumhuriyeti, Ekvador, El Salvador, Guatemala, Meksiko, Nikaragua, Panama, Paraguay, Peru, Haiti, Honduras gibi Latin Amerika ülkelerinin ABD ile karşılıklı resmi ikili savunma işbirliği anlaşmaları bulunmaktadır.

 

İrili ufaklı Latin Amerika ve Karaip ülkelerinin hemen hepsinde -sınırlı sayıda da olsa- ABD askeri bulunmaktadır ve ABD bu ülkelere “yardım” adı altında askeri amaçlı para vermektedir... Yaklaşık 68 bin nüfuslu Karaip adalarından Antigua ve Barbuda’da; yaklaşık 39 milyon nüfuslu Arjantin’de; yaklaşık 300 bin nüfuslu 700 Karaip adası Bahamalar’da; yaklaşık 280 bin nüfuslu Karaib adası Barbados’da; Karaib’e kıyısı olan yaklaşık 270 bin nüfuslu çok küçük Orta Amerika ülkesi Belize’de; adını büyük ihtilalci Simon Bolivar’dan alan ve yaklaşık 9 milyon nüfusu olan Ant Dağları ülkesi Bolivya’da; yaklaşık 183 milyon nüfusu olan ve portekizce konuşan Brezilya’da; Ant Dağları’nın batısında Pasifik kıyısı boyunca Antartika’ya doğru ince bir şerit gibi uzanan yaklaşık 16 milyon nüfuslu Şili’de; yaklaşık 42 milyon nüfuslu Kolombia’da; yaklaşık 4 milyon nüfuslu Kostarika’da; yaklaşık 70 bin nüfuslu Karaib adası Dominica’da ve yine Karaip’de yaklaşık 9 milyon nüfuslu Dominican Cumhuriyeti’nde; yine Karaip adalarından Barbuda’da, Grenada’da, St. Kitts ve Nevis’de, St. Lucia’da, St. Vincent ve Grenadines’de sayıları fazla olmasa da ABD askeri varlığı bulunmaktadır ve bu sayılan ülkelerin hepsi “yardım” adı altında ABD’den sınırlı miktarda para almaktadırlar.

 

Yukarıdaki paragrafta sayılanlara ilaveten, yaklaşık 14 milyon nüfuslu Ekvador’da, yaklaşık 7 milyon nüfuslu El Salvador’da, yaklaşık 12 milyon nüfuslu Guatemala’da, yaklaşık 702 bin nüfuslu Guyana’da, yaklaşık 7.6 milyon nüfuslu Haiti’de, Yaklaşık 6.7 milyon nüfuslu Honduras’ta, yaklaşık 2.7 milyon nüfuslu Jamaica’da, yaklaşık 105 milyon nüfuslu Meksika’da, yaklaşık 5.2 milyon nüfuslu Nicaragua’da, yaklaşık 3 milyon nüfuslu Panama’da, 6 milyondan biraz fazla nüfusu olan Paraguay’da, yaklaşık 28.5 milyon nüfusu olan Peru’da, yaklaşık 436 bin nüfusu olan Sürinam’da, yaklaşık 1.1 milyon nüfusu olan Trinidat’ta ve Tobago’da, yaklaşık 3.5 milyon nüfusu olan Uruguay’da, yaklaşık 24.7 milyon nüfusu olan Venezuella’da çok sınırlı sayılarla da olsa ABD askeri varlığı bulunmaktadır ve bu ülkeler yardım adı altında sınırlı miktarlarda ABD doları almaktadırlar. Fakat bilindiği gibi, anılan sonuncu ülke de, Venezuella’da, Chavez hükümeti ile birlikte güçlü bir anti-Amerikan, anti-emperyalist tavır gelişmeye başlamıştır. W. Bush’un 2007 Mart ayında gerçekleştirmiş olduğu Latin Amerika gezisi sırasında aynı anti-emperyalist ruhun tüm Orta ve Latin Amerika ülkelerine yayılmakta olduğu tüm açıklığı ile ortaya çıkmıştır...

 

Daha önce, “Rio Paktı” anlatımı içinde özetlendiği gibi, hemen yukarıda adları sıralanmış ülkeler dahil toplam 22 Latin Amerika ülkesi ABD ile Rio Paktı içindedirler. Kurulduğu 1947 yılında 19 üyeye sahibolan Rio Paktı’nın günümüzde üye sayısı ABD dahil 23’e ulaşmıştır... Adam Isacson ve Joy Olson’un Aralık 1998’de kaleme aldıkları “International Policy Report”un verilerine göre, 1997 yılında, Latin Amerika ülkelerinde, ABD’li personelin askeri eğitim verdiği 908 okul bulunmaktaydı... Askeri eğitimler ve tatbikatlar için her yıl 50 bin Amerikalı askeri personel, Latin Amerika’ya ve Karayipler’e yollanmaktadır. Ve bunlar, 3.000 değişik seçilmiş merkeze yerleştirilmektedirler...

 

Ayrıca ABD, yine daha önce “Rio Paktı” ile ilgili bölümde anıldığı gibi,1948’de kurulan Amerika Devletleri Örgütü (OAS) ile Latin Amerika ülkelerini sımsıkı denetimi altına almıştır. Bunun yanında, Uruguay ve Venezuella, ABD ile Asya-Pasifik İki Yakası Anlaşması içindedirler... Pasifik’in karşı yakasında yeralan Japonya, Kore, Filipinler ve Tayland aynı anlaşmanın tarafları arasındadırlar... Fakat ABD’nin Latin Amerika üzerindeki bu sıkı denetimi, 2000’li yılların ortalarında güçlü biçimde politika sahnesine çıkmaya başlayan sosyalist ve ulusal politik iktidarlarla birlikte sarsılmaya başlamıştır. Castro Kübası ile sıkı ekonomik ve politik bağlar geliştiren, İran’ı ziyaret eden Chavez’in Venezuellası’nın bu denetimin dışına çıktığı gün gibi ortadadır. Daha önce de belirtilmiş olduğu gibi, Ortadoğu’da başı yeterince belada olan ABD, tek “süper güç” konumunda olmasına karşın Latin Amerika’ya eskisi gibi müdahale edememektedir...

 

Aslında ABD’nin kuzeyindeki Kanada’da da askeri üssü bulunmaktadır. Ayrıca -daha önce belirtildiği gibi- Kanada bir NATO ülkesidir... Asıl olarak ABD merkezli tekellerin ekonomik yararlarını güvenlik altına almayı, ABD merkezli mali-sermaye guruplarının yararlarını savunmayı amaçlayan askeri anlaşmaların, askeri ortaklıkların ötesinde ABD, borçlandırarak ve ticari ilişkilerle sözkonusu Latin Amerika ülkelerini emperyalizmin ilmikleri ile bağlamıştır... ABD yönetimi, kendisi merkezli mali- sermayenin hareketlerine sınırsız özgürlükler sağlayan ve ekonomik yatırımlarını kolaylaştıran anlaşmalarla Latin Amerika ülkeleri üzerinde bir hegemonya kurmuştur... Günümüzde bu durum, ABD emperyalizminin Latin Amerika üzerindeki hegemonyası, belirli sınırlı bir sarsıntı içerisindedir. Petrol zengini Venezuella, ABD merkezli IMF ve Dünya Bankası gibi mali kuruluşların Latin Amerika ülkeleri üzerindeki mali hegemonyasını kırmak amacıyla planlar yapmaktadır. Bunlara alternatif bir mali güç merkezi oluşturmaya çalışmaktadır... Onyıllardır ağır ABD ambargosu altındaki Küba’ya yardım elini uzatmaktadır. Venezuella, sayıları 20 bini bulan hekim ve sağlık personeli karşılığında Küba’ya bedava petrol vermektedir...

 

ABD ile kurulan ve ABD askeri gücü ile desteklenen tüm serbest ticaret ve yatırım birlikleri, sadece ve sadece Latin Amerika ülkelerinin giderek daha fazla soyulmalarına, orta sınıfların çöküşüne, büyük mali krizlere yolaçmaktadır. Sözkonusu sömürüyle birlikte derin bir ahlaki çöküntü, toplumları habis bir kanser hücresi gibi saran rüşvet ve “hortum” mekanizmaları oluşmaktadır... ABD ile kurulan aynı ilişkilerin bir sonucu olarak topluma ve doğaya yönelik sömürü artarken, sözde sorunları çözmek amacıyla başta Latin Amerika ülkeleri olmak üzere tüm sömürülen yoksul ülkelere yapılan “insani yardımlar”da miktar olarak giderek düşmektedir...

 

Yukarıda anılan serbest ticaret ve yatırım birliklerinin en önemlisi, Kanada, ABD ve Meksika hükümetlerini içine alan ve ekonomik açıdan AB benzeri olan Kuzey Amerika Serbest Ticaret Birliği (NAFTA) adlı kuruluştur... ABD Ticaret Bakanlığı’nın verilerine göre, 1991 yılında Meksika, ABD ile yaptığı ticarette 2 milyar 148 milyon Dolar fazlaya sahipken, denge 1997 yılında Meksika aleyhine 14 milyar 452 milyon Dolar eksiye dönüşmüştür. ABD ile ticaretinde Meksika’nın açığı 1998 yılında 15 milyar 699 milyon Dolar olmuştur. Tüm bu sayılar NAFTA ve benzeri birliklerin Latin Amerika için ne anlama geldiğini yeterince göstermektedir.

 

ABD’nin Latin Amerika ve Karaipler üzerinde kurduğu tüm askeri ve ekonomik denetime karşın, bu ülkelere yaptığı yardımlar komik rakamlar düzeyindedir. Latin Amerika’ya yönelik ABD yardımları 1988 yılında tüm dış yardımlarının yüzde 18’i iken, aynı sayı 1998 yılında yarı yarıya bir düşüş göstererek yüzde 9’a inmiştir. USAID’in verilerine göre, 1998 yılıda Latin Amerika ve Karayip ülkelerine yapılan toplam dış yardımların sadece yüzde 9’u ABD’ye aittir... NAFTA’nın bir sonucu olarak Meksika’da küçük ve orta ölçekli işletmelerin çöküşleri, işsizliğin artışı sözkonusudur... Daha kapsamlı bir araştırmanın göstereceği sayılamayacak kadar çok ekonomik- toplumsal tahribat, Latin Amerika ülkelerinde yaşanan trajedinin büyüklüğünü çok daha açık biçimde sergileyebilecektir.

 

Yusuf Küpeli

2003 ve 16 Nisan 2007

 

yusuf@comhem.se   

 

 

en başa dönmek için tıkla: ABD’nin askeri gücü, toprakları dışındaki askeri üsleri, yayılması ve dünya egemenliği düşleri üzerine notlar

 

ilk bölüme dönmek için tıkla: 1- ABD’nin askeri gücü, yayılması, askeri harcamaları ve yeniden kışkırtılan silahlanma yarışı üzerine bazı genel bilgiler

geliyor:

3- ABD’nin Avrupa üsleri üzerine kısa notlar

http://www.sinbad.nu/