AB yalanları ve kargaşaya doğru

 

Yusuf Küpeli

Ben İsveç basınının “yalacısı”yım... Stockholm’de bedava dağıtılan “Metro” gazetesinin 18 Aralık 2004 tarihli sayısında Türkiye- AB ilişkileri ile ilgili bir haber yayınlanmıştır. Pazar günleri dışında hergün dağıtılan gazatenin 12nci sayfasında, “dışolaylar” bölümünde, İsveç’in en büyük haber ajansı TT’nin imzasını taşıyan haberin başlığı aynen şöyledir: “Türkiye’nin yolu uzun. Kuraldışılıklarla/ istisnalarla ve ağır taleplerle sınırlandırılan AB üyeliği en erken 2014’de.”

 

Bilmem yukarıdaki başlığı ayrıca çevirmeye gerek varmı? Açıkçası bu başlık, Türkiye’yi yönetenlerin sözde kabullenmemiş gözüktükleri “özel statüde bir üyelik” anlamına gelmektedir ve şüphesiz daha böylesi bile gerçekleşmiş değildir... Zarfcılardan, papelcilerden, tırnakçılardan, hazinecilerden pek farkları olmayan iktidarın en tepedeki politikacılarının AB patronları ile ortaklaşa çarptıkları, umudu milli piyangoya bağlamış Türkiye halkıdır. AB patronları ve yerli AB beslemeleri tarafından ne yere ve ne de göğe konulabilen Tayyip Erdoğan, golünü “kendi kalesine” atmıştır- siz buna, atması gereken kaleye atmıştır da diyebilirsiniz. Ve zaten en az 500 yıllık acımasız sömürgeci Batı tarafından aynı nedenle bukadar övülmekte, takdir edilmektedir; hakkında, “gitmeye kalktı” vs. gibisinden efsaneler üretilmektedir.

 

Bu “büyük başarısı” nedeniyle Başbakan bir yandan Batı’nın patronları tarafından uçurulurken, diğer yandan Türkiye halkına suratını buruşturarak bakma geleneğinden kurtulamamış bazı aydınlar, aynı halka sağılacak bir mal gibi yaklaşan büyük sermaye çevreleri ve bunlarla göbekbağı içindeki medya tarafından, “Lozan”dan daha büyük bir “başarı kazanmış kahraman” gibi tanıtılmaktadır. Büyük bir zaferle AB’ye girilmişcesine mitingler örgütlenmektedir. İnsanları baskı altına alan okadar büyük bir gürültü kopartılmaktadırki, sağlıklı düşünebilen kişiler bile ya şaşırmakta, ya da hiç seslerini çıkartamamaktadırlar. Sadece bu yalanlar şamatası bile şimdiye dek AB’ye üye olan hiçbir ülkede görülmemiş bir istisnadır... Tayyip Erdoğan’ın ve saz takımının popülaritesi artarak sürmelidirki, kazık sonuna kadar rahatca atılabilsin.

 

Yaklaşık yarım sayfa tutan haberin kenarında duran “Birçok şart” başlığı altındaki ayrı bölümünü çevirmek sanırım yeterlidir... Kalın puntolarla basılmış TT imzalı beş maddelik bu bölümde şunlar yazılıdır:

 

-         “Türkiye, Kıbrıs’ı da kapsamına alan bir ticaret anlaşmasını imzalamayı düşünmektedir. Bu, adanın Kıbrıs Grekleri bölümünü tanımaya yönelik Türk adımı anlamına gelmektedir

-         Türkiye’nin girişinden önce AB ülkelerinin tamamı anlaşmayı kabuledeceklerdir.

-         Örneğin nerede olursa olsun çalışma ve yaşama hakkından sürekli mahrumiyet gibi istisnalar Türkler için mevcuttur.

-         AB ülkelerini bu üyeliğin büyük etkilerinden koruyacak koruyucu engeller vardır.

-         Anlaşma, Türkiye’nin en erken 2014’de üye olabileceğini belirtmektedir.”

 

Üyeliğin en erken 2014’den önce olamayacağı konusunda anlaşmış oldukları halde, hala halka rahatca, “süreci hızlandıracağız” diye yalanlar söyleyebilmektedirler. Ve zaten daha baştan özel statüde bir üyeliği kabuletmişlerdir ve böylesinin gerçekleşmesi için bile, şu sırada sayıları 25 olan, kısa süre sonra 28 olacak olan AB üyelerinin tümünün Türkiye’nin üyeleğini onaylaması gerekmektedir... Fransa, Almanya, İtalya vs. Türkiye’yi küstürmemek için üyeliği onaylasalar bile, bir Yunanistan’a, bir Kıbrıs’a veya Müslümanlardan nefret eden Katolik Hırvat faşistlerine rahatca olay çıkarttırabilirler. Ardından, “Ne yapalım, bizi bağışlayın, kurallar böyle(!)”, diyerek işin içinden sıyrılabilirler... Ve politikacı olarak kimlerin sahnede kalacaklarının belli olmadığı bu uzun süreç içinde, -adet olduğu ve daha önce örnekleri gözüktüğü gibi- verilen sözler, vaatler rahatca unutulabilir. Bu arada asıl istediklerini, -tüm Doğu Akdeniz’i ve Ortadoğu’yu ucuza denetleme olanağı veren- bir askeri üs olarak Kıbrıs’ı ve başka alanları elde etmiş olurlar. Muhtemelen o zamana dek planladıkları ortak askeri gücü de yaratırlar. Doğu Avrupa ve Balkan toplumları bu yeni Haçlı ordusunun veya modern Roma İmparatorluğu lejyonlarının mükemmel insan kaynağı olurlar... Hırladıkları zaman keskin korkutucu dişleri gözükebilir artık...

 

Yüzlerinde hizmetçileri ile konuşan üst sınıfların o aşağılayıcı ifadesini taşıyarak, “AB’ye girmek isteyen sizsiniz, biz değil!”, diyebiliyorlar daha şimdiden. Aday olduğu dönemde hiçbir AB üyesine yöneltilmemiş ve yöneltilemiyecek olan bu ölçüde büyük bir aşağılamayı yalayıp yutarak sadece belli sermaye çevrelerinin yararına avuç açanlar, Türkiye halkı karşısında, “Türk” ve “Müslüman” rolü oynayabiliyorlar... Gerçeklerden habersiz bırakılan halk ise, iş bulacağını, rahatca dolaşabileceğini, istediği yerde yaşayabileceğini ve sosyal sigorta sahibi olabileceğini sanarak, seviniyor, AB üyeliğinin kesinleştiğini sanıyor. AKP yönetiminin, AB patronları ile anlaşma yaptığını ve bunun halkın düşlediklerinin engellenmesine yönelik olduğunu çalışanlar şimdilik bilemiyorlar. Ayrıca, emperyalist AB ülkelerinde de sosyal hakların hızla erezyona uğramakta olduğunu Türkiye toplumunun çoğunluğu bilmiyor. Ve din tüccarı Tayyip Erdoğan, AB patronlarının ve ABD’deki faşist W Bush yönetiminin üfürüklerinden oluşan yapay rüzgarı arkasına alarak, başkanlık sistemine doğru yelken açıyor. Bu gürültü bitmeden tüm ipleri eline geçirmiş bir başkan olmayı planlıyor. Sadece özel statüde üyeliğe olanak sağlayan uzun süreçte yaklaşık bir yıl sonrası için görüşme tarihi almış olmayı zafer gibi yutturmaya çalışıyor. Sonucu belli olmayan bu uzun yolu yalanlarla iç politika malzemesi yaparak bir an önce başkanlık koltuğuna oturmak için manevralar yapıyor.

 

Halkın bilinçli olarak iradesini ortaya koyduğu demokratik ülkeleri dolandırmak zordur ama, satınalınmış bir diktatörle yönetilen ülkeleri manupule etmek, sömürmek çok daha kolaydır. Ayrıca diktatörlerle yürütülen sömürü işinin maliyeti de çok düşüktür. Antidemokratik ülkeleri denetim altına alabilmek için bir veya birkaç kişiyi satınalmanız yeterlidir... Bakın, tek bir demokratik sömürge göremezsiniz. Tüm Orta ve Latin Amerika darbelerinin gerisinde aynı ABD merkezli tekellerin sömürü ve politik denetim hesapları vardır. Guetemala’da United Fruit Company, Şili’de ITT vs.. İran’ın demokratik başbakanı Musaddık’a, Endonezya’nın demokratik yönetimine, Kongo’nun demokratik başkanı Lumumba’ya, Yunanistan’ın demokratik yönetimine vs. hep aynı kazanç hesapları ile kanlı darbeler örgütlenmiştir, satınalınmış belli kişilerin yardımlarıyla istenenler elde edilmiştir... Türkiye’de 12 Eylül darbesinin ardından hem IMF ve hem de Beyaz Saray için tüm çarklar kolayca dönmeye başlamıştır. Aynı şüreç içinde Özal ve Tayyip gibilerin yolları açılmıştır... Artık günümüzde yürürlükte olan ise, mali manipülasyonlarla, biraz para yatırarak, özellikle medyayı ve toplumdaki birtakım önemli kişileri satınalarak, Yugoslavya’da, Gürcistan’da, Ukrayna’da vs. olduğu gibi sivil darbeler örgütlemektir... Tayyip Erdoğan’da bu yeni tezgahın Türkiyedeki piyonlarındandır ve o nedenle popülaritesi yükseltilmektedir

 

Murmansk’ta, 1989’da, bir büyük barış festivalinde, NATO’da görevli olduğunu söyleyen Norveçli bir hanım yanıma gelip benimle sohbet etmek istemişti... “Anlıyamıyorum, NATO gibi demokratik bir kuruluş Türkiye gibi diktatörlükle yönetilen bir ülkeyi nasıl içinde barındırabiliyor?”, demişti. Ciddimi idi, yoklamamı çekiyordu?, hiç düşünmemiş ve dümdüz yanıtlamıştım... “Türkiye demokratik olursa belki NATO’da kalmaz, o nedenle böyle kabulediyor!”, demiştim. Ve tabi kadın bir bahane bulup hemen yanımdan ayrılmış ve birdaha benimle karşılaşmamaya dikkat etmişti...

 

Türkiye’nin demokratik bir ülke olarak AB içinde olup olmaması AB patronları açısından hiçbir önem taşımamaktadır. Tam tersine, AB ÜYELİĞİ UMUTLARI ve AB ÜZERİNE  başlıklı ve 22 Kasım 2004 tarihli yazımda da, “AB’nin yayılmacı emperyalist emeller taşımakta olduğunu, demokratik bir geleceğe doğru evrimleşmesinin oldukca şüpheli gözüktüğünü, Türkiye için de öyle pek hoş emeller taşımadığını, sadece ucuza ordusunu kullanmak istediğini...”, yazmıştım. Kısacası, Türkiye’de AB için en önemli şeyler, ülkenin 70 milyonluk pazarı, su ve mineral zengini topraklarının enerji yolları üzerinde olması, stratejik önemi ve kendi güvenliği için kullanmayı planladığı güçlü ordusudur... Olay yaklaşık bir ay önce benim tarafımda yazılınca hiç dikkati çekmemişti ama, aynı gerçek şimdi  İngiliz Daily Telegraph gazetesi tarafından ifade edilince, 18 Aralık 2004 tarihli Milliyet gazetesine “Avrupa Türkiye’yi ordusu için istiyor” başlığıyla haber olmuştur (bak: http://www.milliyet.com.tr/2004/12/18/dunya/axdun02.html ).

 

Tüm ulusal doktrinlerinden arınmış ve tezgahlanmakta olan başkanlık sisteminin kukla “sayın başkanı”nın denetimine girmiş bir ordudur bu istenen şüphesiz. Böylesini üretmek pek kolay olmasa da, kuzey Avrupalılar, Almanlar ve Alman kökenli İskandinav milletleri, özellikle bu milletlerin yöneticileri, Türklerin ve benzerlerinin tam tersine geleceklerini çok önceden tüm ayrıntıları ile planlama geleneğine sahiptirler. Ve bariyerlerle örülmüş müzakere yolunun en erken 2014’ün sonuna dek uzatılmış olması plansız değildir. Ve Tayyip takımı boşyere şişirilmemektedir... Bu süreç içinde -olusa eğer- yavaş yavaş, alıştıra alıştıra işi bitirecek, tüm ulusal ve demokratik kurumları yokedilmiş bir Türkiye'nin boynuna esaret tasmasını kolayca takarak ordusunu da denetimleri altına alacaklardır.

 

Kendi halklarının sosyal haklarını sürekli kısarlar ve daha fazla kısmaya çalışırlarken, iç ve dış borçları 300 milyar Dolar civarında olan Türkiye toplumunun refahını hiç umursamadıkları ortadadır. Ayrıca, Türkiye'yi borçlandırıp ağır faiz yükü altına sokmuş olanlarda Batı'nın asıl patronlarıdır. Biraz okuyan ve düşünebilen herkes bu gerçeği kolayca görebilir... Sadece belli çevreleri doyurarak devlet aygıtını, özellikle silahlı bürokrasiyi denetimleri altına almayı planladıkları bellidir. Sözkonusu karanlık planları Türkiye için demokrasiyi ve tam üyeliği zorunlu kılmaz. Tam tersine bir kukla “sayın başkan”ı ve çevresindeki sırtı pek karnı tok haydut çetesini gerekli kılar... Avrupa içindeki bazı demokratik kurumların ve kişilerin dürüstçe içtenlikli demokrasi taleplerini biryana koyacak olursak, hükümetlerin ve bunların gerisinde duran masonik örgütlenmelerin “Demokrasi” gürültüsü, sadece aldatmacadır ve tam üyelik yolunda mazeret yaratmak içindir. Ayrıca hedefleri, ülkedeki iç çelişkileri geliştirmektir... Aldatılanlar arasında Avrupa’nın demokratik kurumları ve halkı da vardır...

 

ABD ve AB gibi emperyalist güçlere karşı direnebilmek, ancak ve ancak Türkiye toplumu içinde gerçekci ve yaygın bir demokrasiyi geliştirebilmekle mümkündür. Türkü, Kürdü ve diğer halkları ile Türkiye toplumu içinde birliği sağlayacak yaygın tabanlı bir demokrasiyi geliştirmeden emperyalist saldırıya direnmek olanaksızdır...

 

Yine, AB ÜYELİĞİ UMUTLARI ve AB ÜZERİNE  başlıklı yazımda, “Aynı birliği ‘üstün’ Germen ‘ırkının’ yönetiminde zor ve şiddet yoluyla vaktinden erken kurmaya çalışan Hitler Almanyası’nın planlarında da Türkiye’ye biçilen rol “satalit/ uydu ülke” olmak idi...”, diye yazmıştım. Ve 1995 gümrük birliği anlaşması ile Tütkiye'nin satalit ülke haline getirilmesi süreci de resmen başlatılmıştır... Yukarıda anılan yazıda lafı uzatmamak için aynı gücün (Hitler Almanyası'nın) diğer planlarından, özellikle Ukrayna üzerine planlarından sözetmemiştim. Hitler’in Ukrayna üzerine planı, bu ülkeyi en geç yirmi yıl içinde ehlileştirerek (Almanlaştırarak) anavatana dahil etmekti... Yine aynı yazıda belirtmiş olduğum gibi, Nazi Almanyası’nın siyasi elitinin gerisinde mali- sermaye güçleri vardı. Almanya- Fransa merkezli günümüz AB’sinin yönetici politik elitinin gerisinde de aynı mali sermaye güçleri -eskisine göre çok daha güçlü olarak- durmaktadırlar. Ve eski Naziler devlet aygıtlarındaki kilit mevkileri yitirmiş değillerdir. Artık bunlar çok daha büyük deneyim sahibidirler aynızamanda ve geçmişteki görünümleri ile sahnede gözükmeleri baklenmemelidir...

Lafı uzatmadan belirteyim... Ukrayna acele AB’ye üye yapılmak için karıştırılmıştır ve karıştırılacaktır. En azından bölünerek bir parçasının hemen AB içine alınması planlanmaktadır. Türkiye ise tam tersine, satalit ülke haline getirilmek için karıştırılmaya çalışılmaktadır ve karıştırılacaktır. Emperyalistler tarafından çizilmeye çalışılan bu kadere, Türkiye toplumuna vurulmak istenen kölelik zincirlerine ülkede razı olmayacak güçler vardır ama, bunların halkla bağları zayıf gözükmektedir. Planlanan köleliğe direnebilmek, aşırı milliyetçi söylem ve davranışlarla, Kürt halkını ve diğer halkları emperyalist güçlerin kucağına itecek politikalarla mümkün olamaz... Türklerin arasında olduğu gibi Kürtlerin ve diğer toplumların arasında da kaderlerini emperyalist merkezlere bağlamış, tasmalarından mutluluk duyan kemikleşmiş tipler vardır ama, sonuçta tüm bunları ayıklayarak köleliğe direnebilmek için, içte ciddi halkçı bir demokratik birliği sağlamak gerekmektedir. Demokratik birliği savunarak, halkla bağları geliştirerek ve dıştada ise yine emperyalist baskı altında olan diğer milletlerle, devletlerle daha sıkı bağlar geliştirerek direnebilmek mümkündür... Burada en büyük görev namuslu aydınlara düşmektedir. Bunlar, usanmadan, büyük bir enerji ile gerçekleri çözmeye çalışmalıdırlar. Görebildikleri gerçekleri usanmadan halka iletmeye ve halkı örgütlemeye çalışmalıdırlar.

Dilemem ama, bu işin sonu karakolda bitecektir ve buna hazır olmak gerekmektedir.

18 Aralık 2004 yusuf@comhem.se

Not: Sinbad’a sistematik faşist saldırılar, sayfayı bozma girişimleri, kaba cinsel küfürler, aşağılamalar, özellikle “kara çarşaf” ile ilgili yazımın ardında, zorunlu olarak günlük politika ile de ilgili bir- iki yazı kaleme almamın ardından başlamıştır. Herşey AKP yönetimini şiddetle eleştirmemin ardından başlamıştır. Şüphesiz AKP patronlarının böyle bir işle doğrudan ilgilenmelerine hiç gerek yoktur ve belki yazdıklarımdan bile habersizdirler ama, bu geniş çetenin kullanacağı av köpekleri kesinlikle vardır... Ve sayfaya zaman zaman AKP merkezinden bakıldığını biliyorum. Ve ayrıca AKP içinde de farklı, dürüst insanlar olduğunu biliyorum. Hatta bu partinin içindeki dürüst unsurların gerçeği farkettikleri zaman kopabileceklerini düşünüyorum.

http://www.sinbad.nu/