Yusuf Küpeli, Yangın yayılırken

Türkiye’nin yakın çevresinde, özellikle güneyinde ve güneydoğusunda -tüm Ortadoğu’yu, hatta dünyayı sarabilecek- tehlikeli gelişmeler yaşanmaktadır ama, yazılı ve görsel basın bunların çok çok azından, o da sokak gösterileri ile sınırlı olanlarından sözetmektedir sadece...

(...) ABD ve İngiltere, ve bunların kuyruğundaki NATO, biryandan Kuzey Afrika’yı ve Ortadoğu’yu ateşe verirken, bu ateşi sürekli körükleyerek harlandırırken, Basra Körfezi’nin, Arab Yarımadası’nın ve Kuzey Afrika’nın en gerici dini yönetimlerini, katıksız monarşileri çevresinde birleştirip silahlandırmakta, İran’a yönelik çok daha büyük bir savaşa hazırlanmaktadır. İran’ın ezilmesi, dolayısıyla Suriye ve Lübnan’ın gerçek anlamıyla Anglo-Amerikan emperyalizminin denetimi altına girmesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin de göreceli bağımsız dışpolitika arayışlarını, manevra olanaklarını neredeyse sıfırlayacaktır. Bölgesinde yaşanmakta olan zengin politik hareketliliğe karşın Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenler, görebildiğim kadarıyla, meleklerin cinsiyetleri ile uğraşmaktadırlar...

(...) Rick Rozoff’dan çevirdiğim “Anglo-Amerikan askeri ekseni: Arab Dünyası’nda ve Basra Körfezi’nde Kontrolu Sağlama Amacıyla Batı, Geçmişin Kutsal İttifakına Dönüyor” başlıklı metinde, Anglo-Amerikan emperyalizminin ve izleyicilerinin Basra Körfezi (Pers Körfezi), Arab Yarımadası, ve Kuzey Afrika coğrafyalarında sürdürdükleri savaşa yönelik karanlık işler, ittifaklar ayrıntılı olarak anlatılmaktadır. Bu çeviriyi okumanızın görüş açınızı genişleteceğine inanıyorum...

 

Anglo-Amerikan askeri ekseni: Arab Dünyası’nda ve Basra Körfezi’nde Kontrolu Sağlama Amacıyla Batı, Geçmişin Kutsal İttifakına Dönüyor

Yazar: Rick Rozoff

Türkçesi: Yusuf Küpeli

Global Research, 26 Mayıs 2011 http://campaign.r20.constantcontact.com:80/render?llr=o8b4necab&v=001ok9oKmGhv2V4iM4Bc9xseyV6N1qiXDdiVTg0YDqSKA6PKOoZsulPjm0h9TlB8FaUmB-w5ZyWF4YeWzLBWi92SOwY67-fmEBDDPAN8xJ2ens%3D

Stop NATO

Dönemin Anglo-Amerikan emperyalizminin bayraktarları, Başkan Obama ve Başbakan David Cameron, Afganistan’a ve Libya’ya yönelik olarak Washington’un ve Londra’nın önderliğindeki NATO kumandasında sürdürülen dünyanın iki saldırı savaşını tartışmak üzere 25 Mayıs günü Londra’da buluştular...

 

The Anglo-American Military Axis: West Backs Holy Alliance For Control Of Arab World And Persian Gulf

By Rick Rozoff

 

bağlantılı metin: Yusuf Küpeli, Libya, “İnsan hakları” ve “demokrasi” bahane

 

Yangın yayılırken

 

Türkiye’nin yakın çevresinde, özellikle güneyinde ve güneydoğusunda -tüm Ortadoğu’yu, hatta dünyayı sarabilecek- tehlikeli gelişmeler yaşanmaktadır ama, yazılı ve görsel basın bunların çok çok azından, o da sokak gösterileri ile sınırlı olanlarından sözetmektedir sadece...

 

Türkiye halkı, seçim meydanlarında kendi asıl sorunları dışında herşeyle, özellikle -okunup üflenmiş “elemtere fiş kem gözlere şiş”- Başbakan’ın ağzından, “öbür dünya” ile, sehabelerle, sultanlarla, ezanla, mezarla ve nazarla meşgul edilirken, Türkiye’nin de üyesi olduğu NATO, iki ayı çok aşkın süredir Libya’yı bombalayıp yerlebir etmeyi sürdürmektedir. Müslüman halkların “önderi” rolüne soyunmuş olan sözde haksızlıklara “karşı” başbakanın hükümeti, Libya’ya yönelik askeri müdahaleye ”karşı çıkar” görüntüsünden, terörist damgalı El Kaide örgütlenmesinin de içinde olduğu muhalefeti, Ulusal Geçiş Meclisi denen Anglo-Amerikan işbirlikçisi grubu açıkça destekler, NATO’nun Libya’ya yönelik saldırısına yardımcı olur konuma gelmiştir... Diğer yandan, bu satırları yazanın çok önceden belirtmiş olduğu gibi, aynı Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin Suriye ve Lübnan ile geliştirdiği ilişkiler, bu ülkeleri İran’dan kopartmaya, emperyalist Batı’nın gerçek satalitleri haline getirmeye yöneliktir. İran ile olan ilişkiler de, yine İran’ı aynı Batı’ya yamama çabasının ürünüdür... Ve bu gerçekler artık İslam dünyasındaki aydınlar tarafından da telaffuz edilmektedir... Ve İsrail ile olan ilişkiler -sessiz sedasız- tıkırında ilerlemektedir...

 

Kuzey Afrika’da ve Ortadoğu’da olanlar bunlarla mı sınırlıdır? Elbette değildir... ABD ve İngiltere, ve bunların kuyruğundaki NATO, biryandan Kuzey Afrika’yı ve Ortadoğu’yu ateşe verirken, bu ateşi sürekli körükleyerek harlandırırken, Basra Körfezi’nin, Arab Yarımadası’nın ve Kuzey Afrika’nın en gerici dini yönetimlerini, katıksız monarşileri çevresinde birleştirip silahlandırmakta, İran’a yönelik çok daha büyük bir savaşa hazırlanmaktadır. İran’ın ezilmesi, dolayısıyla Suriye ve Lübnan’ın gerçek anlamıyla Anglo-Amerikan emperyalizminin denetimi altına girmesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin de göreceli bağımsız dışpolitika arayışlarını, manevra olanaklarını neredeyse sıfırlayacaktır. Bölgesinde yaşanmakta olan zengin politik hareketliliğe karşın Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenler, görebildiğim kadarıyla, meleklerin cinsiyetleri ile uğraşmaktadırlar... Laf değil, her konuda yandaş veya karşı kesin tavır almak gerekmektedir ama, üretilen sade laftır ve ondan sonra da Anglo-Amerikan emperyalizminin kuyruğuna takılmaktır...

 

Şüphesiz olay, sadece Kuzey Afrika ve Ortadoğu ile de ilgili değildir. Derine girmeden kısaca ifade edecek olursam, yaşanan ekonomik krizle başademeyen emperyalist sistemin yıldızı ABD, hem bu krizin ve hem de militarist yapısının zorlaması ile, ve mevcut rakipsiz askeri gücünü kullanarak, dünya egemenliği yolunda en önemli mevzileri bir an önce elegeçirmeye çalışmaktadır... Hitler jeopolitiğinden ödünç aldığı ahmakça planlarla -Rusya’yı en kolay vurabilecek konumdaki- Doğu Avrupa ve Balkan ülkelerinde yayılırken, yine aynı jeopolitiğin dünya egemenliği öğretisi çerçevesinde Kuzey Afrika’da tam bir egemenlik kurma, Arab Yarımadası ile birlikte Basra Körfezi’ni ve İran’ı kontrol ederek Orta Asya ve Kafkaslar üzerindeki egemenliğini sağlamlaştırma hesapları yapmaktadır... Kısacası, yaşanmakta olan ekonomik krizin de etkileri ile Anglo-Amerikan emperyalizmi, tüm dünyayı sarabilecek çok tehlikeli bir ateşi Ortadoğu üzerinden yakma peşindedir...

 

Rick Rozoff’dan çevirdiğim “Anglo-Amerikan askeri ekseni: Arab Dünyası’nda ve Basra Körfezi’nde Kontrolu Sağlama Amacıyla Batı, Geçmişin Kutsal İttifakına Dönüyor” başlıklı metinde, Anglo-Amerikan emperyalizminin ve izleyicilerinin Basra Körfezi (Pers Körfezi), Arab Yarımadası, ve Kuzey Afrika coğrafyalarında sürdürdükleri savaşa yönelik karanlık işler, ittifaklar, ayrıntılı olarak anlatılmaktadır. Bu çeviriyi okumanızın görüş açınızı genişleteceğine inanıyorum... Diğer yandan, çevirinin bazı yerlerine parantez içinde ve mavi yazı ile bazı kısa açıklamalar koydum. Belki bunlara gerek yoktu ama, yine de böyle yaptım, ve bu açıklamaların anlatımın akışını bozmadıkları kanısındayım. 

 

Metnin ingilizce orjinalini de sinbad.nu’ye yerleştiriyorum. İyi ingilizce bilenler, çeviri hatası yapıp yapmadığımı kolayca anlayabilirler. Umarım yoktur ama, eğer hata varsa, lütfen beni uyarsınlar. Uzun karmaşık cümleler içeren bu metni çevirmek benim için oldukça zordu...

 

Dostca selamlarımla

 

Yusuf Küpeli

 

yusufk@telia.com

 

08 Haziran 2011

 

Anglo-Amerikan askeri ekseni: Arab Dünyası’nda ve Basra Körfezi’nde Kontrolu Sağlama Amacıyla Batı, Geçmişin Kutsal İttifakına Dönüyor

 

Yazar: Rick Rozoff

Türkçesi: Yusuf Küpeli

 

Global Research, 26 Mayıs 2011

Stop NATO

 

Dönemin Anglo-Amerikan emperyalizminin bayraktarları, Başkan Obama ve Başbakan David Cameron, Afganistan’a ve Libya’ya yönelik olarak Washington’un ve Londra’nın önderliğindeki NATO kumandasında sürdürülen dünyanın iki saldırı savaşını tartışmak üzere 25 Mayıs günü Londra’da buluştular.

 

İki hükümdar, başbakanların sık uğrak yeri Downing Street 10 Numara’nın bahçesinde bir mangal partisine katılma rahatlığı içinde Amerikan ve İngiliz güçlerinin Libya’yı erken taş devrine döndürünceye dek bombalanmayı sürdürmesine karar verdiler.

 

Çıkışı olmayan gelip geçici çağın gösterişli karmaşık mizahı içinde Cameron basına konuştu: “O oldu... size söyleyebilirim ki, belki de tarihte ilk kez, mangalın gerisinde durduk, ve Amerikan cumhurbaşkanına bir parça ızgara et verdim

 

Haberciler, Cameron’un ve Obama’nın savaş planlarından fırlayan Cehennem ateşi füzeler ve bombalar altında acıdan kıvranarak ızdırap içinde cancekişen sivil Pakistanlılar, Afganlar, ve Libyalılar gibi hafifce güldüler.

 

Başarmaya muktedir düşünceli bir havayla İngiltere başbakanı sözlerini sürdürdü: “Barack ve ben 1980’li ve 90’lı yılları yaşadık. Bizler, Soğuk Savaş’ın bitişini ve komünizme karşı kazanılan zaferi gördük. Bizler, Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgalini ve bu ülkeyi kurtarmak amacıyla dünyanın birleşmesini gördük. Tüm bunların arasında, biz cumhurbaşkanının ve başbakanın birlikte özgürlük için dimdik durduklarını gördük

 

Üstünlük ve dizginsiz militarizm görüntüsü vererek omuz omuza durdular.

 

İngiliz, Fransız, İtalyan, Danimarka, Hollanda, Norveç, Katar, ve Birleşik Arab Emirlikleri savaş uçakları, 31 Mart günü NATO savaşın kontrolunu devraldığından beri Libya’ya karşı 8 bin sorti uçuş ve 3 bini aşkın çatışma görevi gerçekleştirdiler. Bundan önce, ABD ve Britanya, aynı ulusa en az 160 güdümlü füze fırlattılar. Cameron ve Obama mangal partisi eğlencesini başlatmadan saatler önce NATO savaş uçakları, iki ayı aşkın süredir devameden saldırının en canavarca olanını başlattılar. Uçaklar, Libya’nın başkenti Tripoli’yi bir saat boyunca bombalayıp 19 insanı öldürdüler, ve 130 tanesini yaraladılar.

 

Global (dünya düzeyindeki) Anglo-Amerikan gücünün üstünlüğünün üçüncü izdüşümü, Avrupa Birliği’nin Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Temsilcisi Catherine Ashton, önceki NATO genel sekreteri Javier Solana’nın görevini devralan Yukarıhollanda’nın Baronesi Ashton, geçen hafta Washington’da Dışişleri Bakanı (Secretary of State) Hillary Clinton ile buluştu, ve birlikte Suriye’ye karşı çok daha ağır yaptırımlar planladılar. Dünyanın askeri süper gücünün postalının tabanının dışpolitikasının temsilcisi olarak en mükemmel diplomatik pazarlığı gerçekleştirebilmek için Clinton, “baskıyı arttırmak, ve Esad rejimini çok daha fazla izole edebilmek amacıyla atılacak adımları” tartıştıklarını ifade edecekti.

 

Bir hafta önce, Avrupa Birliği ve altı üye devletten, Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arab Emirlikleri, Kuveyt, Bahrein, ve Oman’dan oluşan Körfez İşbirliği Meclisi (Gulf Cooperation Council, GCC), babadan oğula geçen bir monarşi, emirlikler, ve dini kurallarla yönetilenler (teokrasiler), herşeye karşın dünya petrol rezervlerinin yüzde 45’ine sahip olan Batı’nın sözkonusu en yakın bağlaşıkları, Batı’nın Arab ülkeleri içindeki ve Basra Körfezi’ndeki temsilcileri, üzerinde anlaştıkları bildirilerinde, Libya lideri Muammer Gaddafi’nin iktidarını, NATO ve Körfez İşbirliği Meclisi tarafından finanse edilip silahlandırılan ve Yemen Cumhurbaşkanı Abdullah Salih tarafından desteklenen çok daha fazla eğilip-bükülebilir ve güvenilir olan işbirlikçi Ulusal Değişim Meclisi’ne terketmesini istediler.

 

Avrupa Birliği ve Körfez İşbirliği Meclisi, aynızamanda, yukarıda ifade edilen pırıltısız kaba alayları ile, İran’ın, “Körfez İşbirliği Meclisi üyesi devletlerin ve bölgedeki diğer ülkelerin içişlerine karışmayı durdurup, yapıcı bir rol oynamasını” istediler. Mart ayının 14’ünde, Suudi Arabistan’dan, Birleşik Arab Emirlikleri’nden, ve diğer Körfez İşbirliği Meclisi üyesi ülkelerden 1.500 kişilik bir askeri birlik, Bahrein’e girdi. Bundan iki gün sonra ABD Savunma Bakanı Robert Gates, dini azınlığı temsilediyor olmasına karşın mevcut dini yönetimin (autocracy) başı Al Khalifa hanedanını öven sözlerle krallığı terketti (çevirenin notu: Sözkonusu krallık, Bahrein, Basra Körfezi’nde küçük bir ada ülkesi olup nüfusunun sadece yüzde 24 kadarını oluşturan Sünni azınlıktan Al Khalifa hanedanı tarafından dini kurallarla yönetilmektedir. Bu ülkede nüfusun yaklaşık yüzde 58’i Şia inancına bağlıdır ve bu halk grubu -azınlığı oluşturanların temsilcisi- Sünni dini yönetim tarafından ayrımcılığa uğratılmaktadır- Yusuf Küpeli).

 

Ardından gelen hafta Kuveyt, bir parçası olduğu Körfez İşbirliği Meclisi’nin Yarımada Savunma Gücü olarak “krallığın egemenlik alanı içindeki suları korumak amacıyla” müdahale edip, donanmasını savaşa hazır biçimde Bahrein’e doğru harekete geçirdi. (çevirenin notu: Anlaşılan tüm bu kışkırtmalar İran’a karşıdır. Nüfusunun yüzde 30’unu Şia inancına bağlı olanların ve yarısından fazlasını yabancıların oluşturduğu -Al Sabah ailesinin çiftliği konumundaki- Kuveyt monarşisinin, bu Britanya patentli yapay “devlet”in donanması, Bahrein’i “İran’a karşı savunmak” amacıyla harekete geçmiştir. Çünkü, Körfez’de ki bu Anglo-Amerikan organlarının düşman olarak algıladıkları İran’dan başka bölgesel bir güç yoktur.- Yusuf Küpeli)

 

Nisan sonunda Suriye’ye yönelik sondan bir önceki hesaplaşmanın yaptırımları ilanedilirken, İran’ı da olaya dahil eden Başkan Obama, “Suriye halkının istemlerine karşın Iran’ın Suriye rejimini desteklemeye yönelik eylemleri büyük tepki çekiyor” iddiasını dillerdirdi. Diğer yandan, Bahrein halkının istemleri bir başka sorundur. (çevirenin notu: Anlaşılmış olacağı gibi Washington, Bahrein halkının istemlerine gözyummakta, Sünni azınlığı temsileden çağdışı dini yönetimin halka yönelik terör politikasını desteklemekte, ve -yukarıda ifade edilmiş olduğu gibi- Bahrein halkının taleplerinin ezilebilmesi için, Suudi Arabistan’ın ve diğer işbirlikçi Körfez ülkelerinin askeri güçlerinin Bahrein’e girmelerine yeşil ışık yakmaktadır.- Yusuf Küpeli).

 

Yemen’in üyesi olmadığı Körfez İşbirliği Meclisi, Nisan’dan beri, ABD ve NATO müttefikleri tarafından desteklenen rejim değişikliği çabalarını desteklemeyi düşünme konusunda insiyatifi ele alması için Yemen hükümetini baskı altına almaktadır. Geçenlerde basını bilgilendiren Almanya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Andreas Peschke Şunları söyleyecekti: “Koşullarla ilgili olarak zamanın geçmesini beklemeden Körfez İşbirliği Meclisi’nin önerileri üzerinde ciddiyetle düşünerek bunları uygulamasını Cumhurbaşkanı Saleh’e tavsiye ettik.” Aynı Bakan sözlerine şunları da ekleyecekti: “Avrupa Birliği, ‘Cumhurbaşkanı Saleh’in güçlü biçimde iktidarı inatla elinde tutamaması amacıyla’ rejim üzerindeki baskıyı arttıran yeni tedbirler almalıdır.” [1] (çevirenin notu: Anlaşılmış olacağı gibi, ABD ve AB patronları, aynen Bahrein’de olduğu gibi Yemen’de de, -Libya’da ve Suriye’de yapmakta olduklarının tersine- muhalefeti değil, otuz yıldır hileli seçimler ve baskı yöntemleri ile iktidarı elinde tutan Cumhurbaşkanı Saleh’i, daha doğrusu Saleh’in temsilettiği Batı kuklası rejimi desteklemekte, mevcut rejimin korunabilmesi için O’na öneriler götürmektedirler. Gerekirse kendisini feda ederek rjimi kurtaracak tedbirler almasını Saleh’den istemektedirler... Bu gerçekler, Libya, Suriye, ve diğer başka birtakım ülkeler için “demokratik değişim” çığlıkları atan Batı’nın patronlarının iki-yüzlülüklerini, asıl istemlerinin “demokratik değişim” değil, tüm Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleri üzerinde çelikten bir denetim, kontrol mekanizması kurmak olduğunu göstermektedir. Zaten, Anglo-Amerikan emperyalizminin bölgedeki eli-ayağı olan Suudi Arabistan monarşisinin, ve Körfez İşbirliği Meclisi üyesi monarşilerin, dini yönetimlerin, “demokrasi” ile uzaktan-yakından alakaları yoktur... Geçen gün sarayına yapılan saldırı sırasında yaralanmış olan Yemen Cumhurbaşkanı Saleh’in tedavi için Suudi Arabistan’a gitmiş olması, ve rejimi sürdürebilmek için ABD’nin Saleh’e uygun biçimde çekilme talebini sürdürmesi, Saleh yönetiminin safını açıkça belli etmektedir.- Yusuf Küpeli)

 

Başbakan Cameron ile toplantı yapmış olduğu gün, Cumhurbaşkanı Obama, altını çizerek uyarı çanlarını çaldı: “Sözvermiş olduğu gibi gücü (iktidarı) derhal devretmesi için Cumhurbaşkanı Saleh’i açıkça uyardık

 

Sürpriz sertlikle ABD tarafından rejim değişikliği için hedef tahtası haline getirilmiş olan dört millete, Belarus’a (Beyaz Rusya), İran’a, Libya’ya, ve Suriye’ye karşı Avrupa Birliği Dışişleri bakanları, 23 Mayıs günü yapmış oldukları toplantıda, daha sert yaptırımlar uygulanması konusunda uzlaşmaya vardılar.

 

Ne ABD ve ne de Avrupa Birliği içindeki NATO müttefikleri, yaptırımları açıklarlarken, Körfez İşbirliği Meclisi üyesi krallıklar ve emirlikler hakkında tek bir nefeslik söz ettiler.

 

Katar ve bu ülkenin Körfez İşbirliği Meclisi içindeki ortakları, Arab Birliği’nin tavrının gerisindeki öndegelen itici güç idiler. Bunlar, 12 Mart günü Birleşmiş Milletler’in Libya’ya yönelik yaptırımlar başlatması için, üyelerin hemen hemen dörtte birini biraraya getirdiler. Bundan bir hafta sonra ABD, Britanya (İngiltere), Fransa, ve diğer NATO müttefikleri, Libya’yı bombalamaya başladılar.

 

Katıksız bir monarşi olan nüfusu 1.7 milyonun altındaki küçücük Katar, Libya’daki başkaldırı rejimini tanıyan ilk ülke oldu. Aynızamanda Katar, Fransız yapımı Mirage savaş jetleri ve ABD kökenli C-17 Globemasters uçakları ile NATO’nun Libya’ya yönelik savaşına katılan ilk Pers Körfezi (Basra Körfezi) ülkesi oldu. Yine Katar, Fransız yapımı MILAN füze bataryalarını sağladığı kadar, Ulusal Geçiş Meclisi (Libya muhaliflerinin meclisi- Y.K.) için borazan olan Ahrar TV satalit tevizyon kanalını da kurdu. Diğer yandan Katar, isyancıların kontrolu altındaki Libya’dan yapılan petrol ihracatına da gözlemci olarak yardım etmektedir. (çevirenin notu: Fransız yapımı MILAN füzeleri, piyade tarafından kullanılan anti-tank silahlardandır... Arapça bir sözcük olan Ahrar ise, “köle olmayanlar, esir olmayanlar” anlamına gelmektedir. Traji-komik olan, bu adın Anglo- Amerikan köleleri tarafından kullanılıyor olmasıdır... Bir de, yine benzer biçimde, Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında, adem-i merkeziyetçi ve İngiliz yanlısı Prens Sabahattin’in düşünceleri doğrultusunda 1908 yılında kurulmuş olan bir Ahrar Fırkası vardır. İtihat ve Terakki karşıtı ve özel teşebbüscü bu parti, seçimlerde dikkate değer bir oy alamamış olsa da, Ermeni çeteleri ile, özellikle Taşnaksütyun partisi ile, ve ingilizlerle yapmış olduğu işbirliği ile dikkati çekmiştir. Aynı parti, Ahrar Fırkası, gerici 31 Mart ayaklanmasının içinde de yeralmıştır... Ahrar Fırkası hakkında geniş bilgiyi, Prof. Tarık Zafer Tunaya’nın “Türkiye’de Siyasal Partiler, cilt:1, ikinci meşrutiyet dönemi” adlı yapıtında bulabilirsiniz.- Yusuf Küpeli)

 

Libya’ya yönelik savaşın başlatılmasından dokuz gün sonra, 28 Mart günü, bir Azerbeycan kaynağında aşağıdaki rapor yayınlandı:

 

“Libya’nın göklerinde süzülen kanatlar yeni bir tarih başlatmakta, Pers Körfezi (Basra Körfezi) devletleri ile başlatılmış olan sömürgeci fetihin başlangıcı, NATO operasyonu, günde 300- 500 milyon ABD Doları’na malolmaktadır. Aynızamanda NATO, “askerin kaderi”ni belirlemekte, sömürgeci fetihleri için profesyonel paralı askerler sağlamaktadır.

 

“Albay Gaddafi’nin yer birliklerinin NATO hava gücü tarafından durdurulması, muhalefete Libya’dan petrol ihracatını başlatma olanağı sağlamıştır. Sonuçta, muhalefetin ‘geçiş hükümeti’nin ekonomi ve petrol temsilcisi Ali Tarkhuni, Katar’ın gözlemciliği altında muhalefetin petrol ihracatı üzerine bir anlaşma gerçekleştirmiş olduğunu ifade etmiştir.” [2]

 

Başkan Obama, 14 Nisan günü, Katar emiri Şeyh Hamad bin Halife Al- Thani’yi Beyaz Saray’da ağırladı ve misafirinin başta Libya olmak üzere “Ortadoğu’da demokrasiyi” yükseltmek amacıyla yürütmekte olduğu “önderliği” övdü ve sözlerine şunları ekledi:

 

“Katar, Libya’ya yönelik kampanyayı sadece diplomatik olarak desteklemedi, aynızamanda askeri destek verdi. Bizler, diğer uluslararası koalisyon üyeleri ile omuz omuza Katarlılar’ın gerçekleştirmiş oldukları seçkin görevi, çok büyük bir beğeni ile değerlendirmekteyiz.” Emir, “Tunus’ta, ve Mısır’da yeralan demokratikleşme sürecini ve Libya’da süren demokratikleşme girişimi çabasını desteklemekte olan ABD’nin bu tavrına” teşekkür ederek Obama’ya yanıt verdi. (çevirenin notu: Umarım yukarıdaki iki kısa paragrafta yansıyan kara mizah dikkatinizden kaçmamıştır... Ortadoğu’da “demokrasi için önderlik etmesi” nedeniyle Obama’dan övgüler ve teşekkür alan kişi, bir şeyhtir, bir emirdir. Aynı kişi, İngiltere’nin himayesinde 1971 yılında kurulmuş yapay bir devletin, tamamen anti-demokratik bir monarşinin başıdır. Bu petrol zengini emirin ülkesindeki nüfusun ancak yüzde 20 kadarı yerli halktan oluşmaktadır... Karşılık olarak sözkonusu şeyhin, Libya’yı iki ayı aşkın süredir bombalayan Obama’ya “demokrasiye” hizmetleri için teşekkür etmesi, suçlu dayanışmasından, ya da bir kölenin efendisine yaltaklanmasından başka birşey değildir... Sonuçta, Anglo-Amerikan emperyalizminin Ortadoğu’ya ve Kuzey Afrika’ya getirdiği “demokrasi”, sözkonusu yalanlardan ibarettir. “Demokrasi”nin böylesi, Norveç Nobel Komitesi’nin Obama’ya vermiş olduğu “barış” ödülü kadar gerçektir...- Yusuf Küpeli)

 

NATO’nun Afganistan’daki uluslararası Güvenlik Yardım Gücü’ne resmi Birlik Sağlayan Milletlerin 49 tanesinden biri de Birleşik Arab Emirlikleri (The United Arab Emirates, UEA) olmaktadır, ve geçen hafta duyurulduğuna göre UEA, Bruksel’de bulunan NATO merkezine elçi yollayan ilk Arab milleti olmuştur (Diğer yandan Bahrein bu katagori içinde olmamasına karşın, savaş alanı içinde NATO’ya askeri personel vermektedir.). Aynızamanda Birleşik Arab Emirlikleri (UEA), bugün (2011. 05. 19) itibariyle 68nci gününü doldurmuş olan Libya’ya yönelik saldırının savaş planlarını sağlayan tek Arab ülkesidir.

 

NATO’nun İstanbul Birliği İnsiyatifi askeri ortaklığı üyesi olan Birleşik Arab Emirlikleri (UEA), Körfez İşbirliği Meclisi üyesi yol arkadaşı devletlerden Katar, Kuveyt, ve Bahrein ile 2004 yılında askeri işbirliği oluşturdu. NATO, henüz İstanbul Birliği İnsiyatifi’ne tam üye olmamalarına karşın, Suudi Arabistan ve Oman dahil altı Körfez İşbirliği Meclisi üyesi milletlere konferanslar örgütlemekte, lider konumunda askeri kumandanlar yollamakta, ve onları savaş gemileri ile desteklemektedir. NATO anlaşması’nın Pers Körfezi’nde (Basra Körfezi) sürekli genişleyen rolü, İran ile karşı karşıya gelinmesi üzerine planları kapsamaktadır.

 

İki yıl önce, milletinin Ortadoğu’da ilk askeri üssünü açmak üzere Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Birleşik Arab Emirlikleri’ne, Abu Dhabi emirliğine gitti, ve orada evsahibine şunları söyledi: “Emin olunuz ki, eğer güvenliğiniz tehdit altında olsa bile Fransa sizin safınızda olacaktır

 

Nisan ayının ortasında, Obama’nın Katar’dan Hamad bin Halife al-Thani ile görüşmesini başlattığı gün, Libya’ya yönelik yaptırımların yoğunlaştırılmasını planlamak amacıyla NATO dışişleri bakanları Berlin’de toplantı halindeydiler. Bu toplantıda Hilary Clinton, blok üyelerine, altını çizerek, “aynı hedefi paylaşıyoruz, bu da Libya’da Gaddafi rejiminin sonunu görmektir”, diyecekti. Savaşın süreceğine sözveren bildiriyi NATO dışişleri bakanlarından başka, Ürdün, Katar, Morocco (Fas), İsveç, Ukrayna, ve Birleşik Arab Emirlikleri, NATO ile işbirliği programının tüm üyeleri: Akdeniz Diyaloğu, Barış İçin Ortaklık, ve İstanbul Birliği İnsiyatifi imzalamıştır.

 

On gün önce Morocco (Fas) Dışişleri Bakanı Taieb Fassi Fihri, milletinin asıl olarak Körfez İşbirliği Meclisi’ne (Gulf Cooperation Council, GCC) dahil olmak istediğini belirtmiş, ve Körfez İşbirliği Meclisi, beraberinde Ürdün’ün de bulunduğu bu karşılıklı ortaklık talebini dikkatle gözününde tuttuğunu doğrulamıştır. Her ikisi de monarşi olan bu ülkeler Pers Körfezi’ne (Basra Körfezi) yakın değillerdir. (çevirenin notu: Siz buna, nüfusu 300 milyonu biraz aşmasına karşın yedi milyarlık dünyadaki tüm askeri harcamaların yarısını tek başına yapan ultra militarist ABD ile birlikte Ortadoğu ve Kuzey Afrika monarşilerinin, en gerici dini yönetimlerin, kısacası tüm demokrasi düşmanlarının “demokrasi için” mücadeleleri de diyebilirsiniz. Militarizm ile, bombalar ile nasıl bir demokrasinin gelmiş olduğunu, Afganistan’ın, Irak’ın, Libya’nın yerle bir olmuş kentlerinde, yıkıntılar arasında arayabilirsiniz... “Sıfır problem” adlı peri masalı ile bölgeye giren Türkiye’nin yönetimi ise, Arab ve diğer Müslüman dünyasında artık açıkça NATO’nun “Truva Atı” olarak değerlendirilmeye başlanmıştır...- Yusuf Küpeli).

 

Napoleon Bonaparte’nin Waterloo’da kesin yenilgisisnin ardından 1815’de toplanan Viyana Kongresi’nde, Rusya, Avusturya, ve Prusya monarşileri, Avrupa kıtasının kralları, çarları, ve imparatorları, yeniden gözüken cumhuriyetçiliğin yerine dinin kahramanlık cilasını koyarak Avrupa kıtasını kontrolları altında birleştirebilmek amacıyla Kutsal İttifak (Holy Alliance) olarak bilinen birliği şekillendirmişlerdi. Yine de dışlarındaki güçleri kontrol edemeyeceklerdi.

 

Avrupa-Atlantik değerlerinin şampiyonluğunun NATO evliliğinde toplanmış olduğunu kendileri ilanedenler, şimdi değerlerine en yakışır bütünleyicileri buldular: Krallıklar, ve Bahrein emirliği, Ürdün, Kuveyt, Morocco (Fas), Oman, Katar, Suudi Arabistan, ve Birleşik Arab Emirlikleri. Gerçek bir varoluş yakınlığı, Libya’yı bombalayan milletlerin çoğunluğu, her iki taraftan da monarşiler: Belçika, Britanya, Danimarka, Hollanda, Norveç, İspanya, Katar, ve Birleşik Arab Emirlikleri. NATO işbirlikçisi İsveç sekiz Gripen savaş uçağını savaş için ayırdı, ve Kanada bir defalık hareket etti.

 

Financial Times’ın geçen Eylül’de rapor ettiğine göre Washington, Körfez İşbirliği Meclisi üyesi devletlere 123 milyar ABD Doları değerinde silah satmayı planlamaktadır. Bunun 67.8 milyar Dolar değerinde olanı Suudi Arabistan’a, 35.6 milyar Dolar değerindeki Birleşik Arab Emirlikleri’ne, 12.3 milyar edeni Oman’a, ve 7.1 milyarlık olanı ise Kuveyt’e satılacaktır. Buna ek olarak Körfez devletleri, ABD’nin dünya çapındaki “füze savunma sistemi” ile birliktelik sağlamaktadırlar. (çevirenin notu: Gördüğünüz gibi soygun, talan ve yıkım sistemi mükemmel işlemektedir... Anglo-Amerikan şirketleri ile birlikte çıkartılan petrolün gelirinin Arab krallarına, şeyhlerine, emirlerine kalan bölümü, halka, bölge halklarına ulaşmamakta, silaha yatırılarak yeniden ABD tekellerine, askeri-endüstri komplekslere dönmektedir. Buradan gelen silahlar da, sisteme uyum sağlamayan, boynuna tasma taktırtmak istemeyen, ulusal değerlerini korumaya çalışan Müslüman milletlerin kafalarına, kentlerine ölçüsüz yıkım aygıtları olarak yağmaktadır. Ve bu sistem, sadece müslüman halkları değil, tüm dünya halklarını yoksulluğa, açlığa, evsizliğe, tıbbi yardımdan yoksunluğa, hastalıklara, susuzluğa, cehalete mehkum ederken, insan soyunun bir parçası olduğu doğanın da geriye döndürülemez biçimde yıkımına yolaçmaktadır...- Yusuf Küpeli)

 

Beyaz Saray tarafından sonradan onaylanmış olan Suudi Arabistan’a satılacak 60 milyar Dolar değerindeki silah, ABD tarihindeki en büyük dış dönük silah anlaşmasıdır.

 

ABD, Britanya (İngiltere), Fransa, İtalya, ve bunların NATO müttefikleri, Ortadoğu’yu ve Pers Körfezi’nin (Basra Körfezi) kontrol etmeye yönelik planlarını açık etmişlerdir: Arab dünyasının kraliyet aileleri ile geniş bir askeri ittifak.

 

Notlar

 

[1] Agence France-Presse, May 25, 2011

 

[2] NATO conquered from Gaddafi control over Libyan oil for Qatar  Azerbaijan Business Center, March 28, 2011   http://abc.az/eng/news/main/52557.html     

 

http://www.sinbad.nu/