Aşağıdaki 12 punto ile 5  A-4 sayfası tutan metin, 2019 yazında tamamlanış olan  Latin Amerika ve ABD emperyalizmi hakkındaki bir kitabın ilk bölümüdür- Y. Küpeli

Yusuf Küpeli, Avrupa’nın Amerika’yı keşfi, Amerika’ya Avrupalılar’dan çok daha önce ulaşmış olanlar  ve “yeni kıta”nın değiştirilen demografik yapısı üzerine kısa notlar

(...) Kolomp 1492 yılında bu kıtaya ayak bastığı sırada, kimilerinin hesaplamalarına göre, tüm Amerika kıtasındaki yerli halkın sayısı, 100- 112 milyon civarında idi...

(...) Profösör Ruth Reitan’ın 2008 yılında yazmış olduğuna göre, ABD sınırları içinde, 500 kadar yerli kabileden üç milyonun altında yerli halk yaşamaktadır. ABD nüfusunun 1019 itibariyle 330 milyon civarında olduğu düşünülürse, yerli halkın bu nifusa oranı ve yerli toplumunun nasıl bir kırıma uğramış olduğu rahatça anlaşılabilir...

(...) Katolik Orta ve Latin Amerika’ya gelince... Katolik Latinler de yaptıkları büyük talana paralel acımasız soykırımlar gerçekleştireceklerdi ama, yine de katolik göçmenlerle yerli halk arasında çok sayıda evlilik gerçekleşecekti. Bu nedenle, Latin Amerika’da, ABD’ye ve Kanada’ya göre yerli ve asıl olarak melez halkın sayıları oldukça yüksek olacaktı...

 

Avrupa’nın Amerika’yı keşfi, Amerika’ya Avrupalılar’dan çok daha önce ulaşmış olanlar  ve “yeni kıta”nın değiştirilen demografik yapısı üzerine kısa notlar

 

Yusuf Küpeli

 

Yediyüz (700) yılı biraz aşkın süre İber Yarımadası’nı, İspanya’yı yönetmiş ve “Batı”ya dönemin en ileri bilimlerini ve tekniklerini taşımış olan Arablar, yarımadadaki son kaleleri Granada’yı 2 Ocak 1492’de yitirirler, aynı yarımada da yaşamakta olan Müslümanlar ve Yahudiler için karanlık acılı günler başlarken, Yahudilikten Katolikliğe geçmiş Cenovalı bir aileden gelen Kristof Kolomp’un şansı açılmaktaydı (Christopher Columbus; ispanyolca, Cristóbal Colón, 1451- 92)... 

 

İber Yarımadası’nın yeni egemeni hükümdar çift, Aragonlu II. Ferdinand (Katolik Ferdinand, 1452- 1516) ve Kastilyalı I. İsabella (Katolik İsabella, 1451- 1504), Kolomp’un Asya Kıtası’na yapmak istediği yolculuğa mali destek sağlamayı kabul edeceklerdi. O yılların Avrupası için Ortadoğu ve özellikle Güney Asya, alt kıta Hindistan, çeşit çeşit egzotik meyvaların ve baharatların, ipeğin ve hayal edilebilecek hertürlü zenginliğin merkezi olarak görülmekteydi. Diğer yandan Türkler, II. Mehmed, Konstantinopolis’i alınca, baharatların, ipekli kumaşların, Doğu’nun hertürlü değerli malının taşındığı “İpek Yolu” üzerinde Türkler’in, Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliği oluşmuştu. Türkler ticareti engellememişlerdi ama, fiyatları belirleyen güç haline gelmişlerdi; Venedikli ve Cenevizli tüccarlar için ve tüm Batı Avrupa için“İpek Yolu” ticaretinin maliyetleri yükselmişti. Sözkonusu durum, yeni ticaret yolları arama arzusunu motive etmekteydi...

 

Dünyanın küre biçiminde olduğu artık farkedilmişti... Kristof Kolomp, batıya doğru yelken açacak olursa, doğuya, Hindistan’a ulaşabileceğini düşlemişti. Bu yanlış bir düşünce değildi ama, arada koskoca bir Amerika kıtası vardı. Avrupalılar bu gerçekten henüz habersizdiler... Bir milyon altıyüz bin (1 600 000) yıl önceden başlayıp, İsa’dan 10 (on) bin yıl önceye dek sürmüş olan buzul çağının bitimine doğru, yaklaşık 15 000 (onbeş bin) ile 11 000 (onbir bin) yıl önceden birkısım Asyalı kabileler, donmuş Bering Boğazı’nı geçmişler ve Avrupalılar’ın habersiz oldukları kıtanın güneyine doğru yayılmışlardı Bazılarına göre sözkonusu göç, İsa’dan otuz bin yıl önce başlamıştı...

 

Şimdi yazacaklarım bir spekülasyon olsa da, bu satırları yazanın düşüncesine göre, 800’lü yıllarda derlenmiş olan ve modern romanın anası sayılan masal içinde masal “Binbirgece Masalları”nın en ünlü anlatılarından Sinbad’ın yedi denizde yaşanmış olan serüvenlerinin gerçekle bir bağı olabilir. Çok erken zamanlarda Arab ve İranlı denizciler Amerika kıtasına ulaşmış olabilirler (Sinbad adı, İran, Pers kökenlidir. Batılı denizciler, Portekizli ve İspanyol denizciler, pusula ve açık denizlerde seyir bilgilerini Arablar’dan almışlardır...)

 

Bazı bilim adamları, çok eski geçmişte, ilkel sallarla denizden Amerika kıtasına bir trafiğin yaşanmış olabileceğini düşünmüşlerdir. Hatta bunlardan Norveçli etnolog Thor Heyerdahl, 1947 yılında, beş arkadaşı ile birlikte, öndegelen bir İnka tanrısının adından esinlenerek Kon-Tiki adını verdiği ve yerel malzemelerle ürettiği ilkel bir sal yapmıştır. O ve arkadaşları, yapmış oldukları ilkel sal ile Latin Amerika’nın batı kıyılarından Polynesia adalarına dek sekiz bin kilometre yol almışlar ve buraların halkının köken olarak Latin Amerika’nın yerli halkından olduklarını kanıtlamaya çalıştılardır (Kon-Tiki’nin serüvenini anlatan fotoğraflı kitap, 1950’li yılların ikinci yarısında türkçeye çevrildi ve ben bu kitabı 13- 14 yaşlarında okudum-Y. K..). Yine Thor Heyerdahl ve O’nun değişik milletlerden diğer altı arkadaşı, Amerika yerlilerinin birkısmının, çok eski geçmişte, deniz yolu ile Ortadoğu’dan ve Afrika kıtasından gelmiş olabileceklerini, geçmişin ilkel malzemeleri ve tekniği ile imal edilmiş teknelerle de Atlantik Okyanusu’nun geçilebileceğini kanıtlamak amacıyla, çok eski Mısır teknelerinin bir kopyasını yapmışlardır. Eski Mısır’ın güneş tanrısı Ra’dan adını alan ve geçmişin Mısır tekniği ile papirus bitkisinden imal edilmiş olan tekne, 1969 yılında, Morocco’nun (Fas’ın) Atlantik kıyılarından Karaib adalarına doğru yola çıkmıştır. Ra, 6400 kilometreyi aşkın yol aldıktan sonra, Karaip adalarına 160 kilometre kala, şiddetli fırtına nedeniyle batmıştır... İddialarında yılmayan Thor Heyerdahl ve arkadaşları, 1970 yılında, birincisinin kopyası olan ve Ra II adını verdikleri bir tekne daha yapmışlardır. Yine Morocco’nun (Fas’ın) Atlantik kıyılarından yelken açan Thor Heyerdahl ve arkadaşları, 57 gün süren maceralı bir yolculuğun ardından, 4000 mili veya 6400 kilometreyi aşan bir mesafeyi alarak Karaip adalarından Barbados’a ulaşmışlardır... (Nil kıyılarında yetişen ve yaklaşık beş metre boyu olan papirus veya ingilizce söylenişiyle papyrus, eski Mısır’da, bir çeşit kağıt, tekne, elbise vs. yapımında kullanılmıştır. Ra II teknesi, Norveç’in başkenti Oslo’da bulunan Kon-Tiki müzesinde görülebilir.).

 

Diğer yandan, Çin’in Ming hanedanı (1368- 1644) döneminde, İslam inancına bağlanmış olan büyük Çinli amiral ve diplomat Zheng He (Cheng Ho, orjinal adıyla Ma San-Pao, 1371- 1435), Güney Atlantik akıntılarından da yararlanarak, 1421 yılında, Kristof Kolomp’tan tam 71 yıl önce -Afrika’nın batısından- Güney Amerika kıyılarına ve Antartika’ya ulaşmıştı. Bu keşif, Çinli amiralin, Zheng He’nin, ve yanındaki Zhou Wen, Zhou Man, Yang Qing, ve Hong Bao gibi kaptanların tek keşifleri değildi şüphesiz. Onlar, Batı dünyası Avustralya’dan habersizken, bu kıtanın çevresinde dolaşmışlar, Avustralya’nın her kıyısında izler bırakmışlardır. Yine onlar, Yeni Zellanda’yı keşfetmişler, Pers Körfezi’ne (Basra Körfezi) ve Afrika’nın doğu kıyılarına gelmişlerdir. Aynı kaptanlar, bölgenin ve dünyanın, zamanlarına göre mükemmel bir haritasını yapmış oldukları gibi, geriye, Afrika’dan Zürefa çizimleri dahi bırakmışlardır. Zheng He ve emrindekiler, Batılılardan çok önce Ümit Burnu’nu keşfetmişler, ve Afrika’nın batı kıyılarını dolaşmışlardır... Filo kumandanları tarafından kullanılan ve “Hazine Gemiler” adını alan 62 gemi ile aynı katagoriden olan Zheng He’nin 1000 (bin) mürettebatlı amiral gemisi, yaklaşık 127 metre boyunda ve yine yaklaşık 52 metre genişliğinde, ve 3500 ton kapasiteli idi. Kolomp’un sade 36 metre uzunluğundan olan Santa Maria adlı kalyonu ve 15’er metre uzunluklardaki diğer iki gemisi, Pinta ve Nina, sözkonusu amiral gemisinin yanında, birer tahliye sandalı gibi kalmaktaydılar... Gavin Menzies imzalı, 2002 ve 2003 İngiltere baskılı “1421, The Year China Discovered The World” (“1421, Çin’in dünyayı keşfettiği Yıl”) başlıklı ve notları ile birlikte 650 sayfadan biraz fazla tutan kitapta, Zheng He’nin -Amerika kıtası dahil- keşifleri ayrıntıları ve kanıtlarıyla anlatılmaktadır... 

 

Yukarıda özetlenmiş keşiflerin hepsinden önce, Amerika kıtasına ilk ayak bastıkları bilinenler, Skandinavya’nın Viking toplumundan kişiler olmuşlardır. Fakat onlar, sadece Kuzey Amerika’nın küçük bir bölümünü tanıyacaklardı... Norveçli Erik Thorvaldson, norveççe söylenişiyle Eirik Torvaldsson, veya Eirik Raude (Kızıl Erik), dünyanın en büyük adası olan Grönland’ı (Yeşil Ada) yaklaşık 980 yılında (bazılarına göre 1000 yılında) keşfetmiş ve İskandinavyalıların yerleşimine açmıştı. Eirik’in soyadı Torvaldsson, Torvald’ın oğlu anlamına gelmektedir. Torvald adı, Kuzey mitolojilerinin savaş tanrısı Tor’dan türetilmedir… Kısacası, Kızıl Erik’in Grönland’ı keşfinden kısa süre sonra, oğlu Leif Eriksson (Erik oğlu Leif), Kuzey Amerika’ya ayakbasmıştır… Bir İzlanda masalı olan “Erik’in Masalı” adlı kitapta bu bilgiler ayrıntılı olarak anlatılmaktadır...

 

Kiristof Kolomp, 36 metre uzunluğundaki “Santa Maria” (“Aziz Meryem” veya “Marigalente”) adlı kumanda gemisi ve beraberinde 15’er metre uzunluklarındaki “Pinta” ve “Nina” adlı gemilerle, 3 Ağustos 1492 günü, daha güneş doğmadan, İspanya’nın güneybatısındaki Palos’tan güybatıya doğru yelken açacaktı. Bu Küçük filo, Afrika’nın kuzeybatı kıyılarındaki Kanarya adalarında verilen molanın ardından, 6 Eylül’de yeniden batıya yelken açacak ve 12 Ekim 1492 günü, Kuba’nın kuzeyinde bulunan Bahama Adaları’ndan birine ulaşılacaktı... Kolomp, bu adaya, “San Salvador” (“Kutsal Kurtarıcı”) adını verecekti... Bu ada da fazla kalmayan Kolomp, kısa süre sonra, 28 Ekim günü, -Meksika Körfezindeki- Kuba’nın (Cuba) kuzeydoğu kıyılarına çıkacaktı. Karaip Denizi’nin en büyük adası olan Kuba, Kolomp tarafından Hindistan sanılacaktı. Bu nedenle, sözkonusu denizdeki tüm adalara, “Batı Hint Adaları” denecek, ve Amerika’nın yerli halkına da yanlışlıkla “Hintli” (“Indian”) adı takılacaktı. Aşağılayıcı bir ifade olarak onlara, “Kızılderili”de denilecekti... Kolomp (Columbus), burasının yeni bir kıta olduğunu farketmeden aynı coğrafyaya üç sefer daha yapacaktı...

 

Karaya ayak basabilmek Kolomp ve yanındakiler için kurtarıcı olmuştu ama, Amerika’nın yerli halklarının trajedileri daha yeni başlamaktaydı... Kolomp tarafından keşfedildiği günlerde Kuba’da, Taino ve Ciboney adlarını alan iki farklı yerli halk yaşamaktaydı. Tarihçi Juan Perez, bunlara bir de Guanahatabetes halkını eklemektedir. Juan Perez’in hesaplamasına göre, Kolomp’un adaya geldiği günlerde yerli halkın nüfusu 100 ile 200 bin arasında idi. Daha gelişmiş olan Taino halkı, tarım ile uğraşmaktaydı. Ciboney halkı ise, avcılık ve toplayıcılık ile yaşamını sürdürmekteydi... Kuba (Cuba) adı, Taino halkının dilinden, üzerinde yaşamakta oldukları bu adaya verdikleri cubanacan sözcüğünden gelmektedir. Cubanacan, “merkezi yer” anlamına gelmekte imiş ve İspanyollar’da adaya Kuba diyeceklerdi...

 

Kuba’da bulunan sınırlı miktardaki altın ve gümüş cevheri tükeninceye dek madenlerde zorla çalıştırılan bu halkların nesilleri, yaklaşık 50 yıl içinde tükenecekti. Kolomp Kuba’ya ayak bastığında sayıları 100 ile 200 bin arasında tahmin edilen yerli halklardan günümüze kimse kalmayacaktı... Benzer gerçek tüm kıta için yaşanacaktı... Kolomp 1492 yılında bu kıtaya ayak bastığı sırada, kimilerinin hesaplamalarına göre, tüm Amerika kıtasındaki yerli halkın sayısı, 100- 112 milyon civarında idi. Bu tahmini sayılar gerçeğe ne ölçüde yaklaşmaktadır bilinmez ama, günümüzde geriye kalmış bir avuç yerli halkın sayısı ile avrupalı göçmenlerin kıtaya gelmeye başladıkları yıllardaki yerli halkın sayısını karşılaştırabilmek olanaksızdır. Böyle bir karşılaştırma, yerli halka yönelik ne ölçüde büyük bir soykırımın gerçekleştirilmiş olduğu gerçeğini açığa çıkartır...

 

Günümüzde, 2000’li yılların başlarında ABD’de yaşıyan yerli halkın nüfusu 2,48 milyon kadardı ve kabile sayısını da 300’ün üzerindeydi. Profösör Ruth Reitan’ın 2008 yılında yazmış olduğuna göre, ABD sınırları içinde, 500 kadar yerli kabileden üç milyonun altında yerli halk yaşamaktadır. ABD nüfusunun 1019 itibariyle 330 milyon civarında olduğu düşünülürse, yerli halkın bu nifusa oranı ve yerli toplumunun nasıl bir kırıma uğramış olduğu rahatça anlaşılabilir...

 

ABD yönetimi, 1870 yılında yapılan nüfus sayımı sırasında, yerli halkı resmen farklı bir “ırk” olarak tanımlayıp bunların sayılarını hesaplamaya çalışacaktı. O yıla dek yerliler, -resmi olarak- insandan bile sayılmamaktaydılar. Kuzey Amerika’yı kolonileştirmiş olan puritan (safcı, kökten dinci) Protestanlar, yerli halkı insandan bile saymadıkları için, göçmenlerle yerliler arasında evlilikler olmayacak, ABD’de ve Kanada’da melez sayısı yok denecek kadar az varolacaktı...

 

Katolik Orta ve Latin Amerika’ya gelince... Katolik Latinler de yaptıkları büyük talana paralel acımasız soykırımlar gerçekleştireceklerdi ama, yine de katolik göçmenlerle yerli halk arasında çok sayıda evlilik gerçekleşecekti. Bu nedenle, Latin Amerika’da, ABD’ye ve Kanada’ya göre yerli ve asıl olarak melez halkın sayıları oldukça yüksek olacaktı. Özellikle And Dağları bölgesinde, Bolivya’da ve diğer bazı komşu ülkelerde yerli halk arasında bir nüfus artışının gözlemlenildiği yazılmaktadır...

 

Yakın zamanda yapılmış nüfus sayımlarına, daha doğrusu 2016 yılı verilerine göre, nüfusu 639 milyonu aşan Latin Amerika’nın yerli halkının sayısı 50 milyon civarında gösterilmektedir. Bunların genel nüfusa oranları Bolivya’da yüzde 60’a (başka kaynaklarda, yüzde 55 olmaktadır ama, melezlerle birlikte oran yüzde 90’a ulaşmaktadır), Peru’da yüzde 45’e, Guatemala’da yüzde 44 ile 53 arasında bir miktara (başka kaynakta, yüzde 40), Ekvador’da yüzde 43’e (başka kaynakta, yüzde 25 ve melezlerle birlikte yüzde 55), Meksika’da ise yüzde 8 ile 30 arasında (başka kaynakta, yüzde 12) bir sayıya varmaktadır. Tüm bu ülkeler arasında bir tek Bolivya’da yerli nüfusu diğerlerini geçmektedir. Adları verilenlerin dışında kalan Latin Amerika ülkelerinde yerli halkın genel nüfusa oranları sonderece düşüktür... Bu satırlar yazılırken, yerli halkın ve melezlerin nüfusları daha da artmış olabilir...

 

Amerika kıtasının yerli halklarının birkısmı, Orta Amerika’da ve Latin Amerika’nın kuzeybatısında büyük medeniyetler kuracaklardı... Tam sayıları bilmek zor ama, Aztek İmparatorluğu (1100’lü yıllardan 1519’a dek) sınırları içinde 12 milyon, Inka İmparatorluğu (1100’lü yıllardan 1532- 34’e dek) sınırları içinde yine 12 milyon ve Orta Amerika’nın Maya medeniyetinin (geçmişi İ. Ö. 1500’lü yıllara dek uzanmakta) sınırları içinde ise iki milyon civarında insan yaşamaktaydı... Maya medeniyetinin bitiş tarihini yazamadım; çünkü, İspanyollar 1500’lü yıllarda bölgeye geldikleri zaman, boşaltılmış, insansız Maya kentleri bulmuşlardı. Yazı dili de olan gelişmiş bir medeniyetin sahibi Maya halkı, halen sebebi tam anlaşılamamış biçimde, geriye anıtsal tapınaklar, mükemmel heykeller, ileri bir astronomi bilgisi ve halen tam çözülememiş bol miktarda hiyorolif yazısı bırakarak ortadan kaybolmuştu... Bu en tanınmış ve en yüksek kültürlerin ötesinde daha onlarca farklı ve yerli Latin Amerika kültürü vardır...

 

Asıl konumuz olan Venezuela’nın günümüzdeki nüfus haritasına gelince... Bu ülke de yerli halkın tüm nüfusa oranı yüzde iki civarındadır. Pardos adını alan yerli, afrikalı ve beyaz karışımı halk, ülke nüfusunun yüzde 60 kadarını oluşturmaktadır. Karışmamış siyah afrikalıların genel nüfusa oranları, yüzde dokuz civarınddır. Bir de, sayıları tam bilinemeyen oldukça fazla illegal (gizli) göçmenler vardır. Yüzölçümü 916 445 kilometre kare olan Venezuela’nın toplam nüfusu 32 milyon civarındadır... Ülkede asıl konuşulan dil ispanyolca olmakla birlikte, sayısı 25’i aşan farklı dil konuşulmaktadır. Yanlışlıkla “Hintli” (“Indian”) olarak adlandırılan yerli halktan insanlar, kendi dillerini konuşmaktadırlar. Venezuela’da ingilizce de oldukça fazla konuşulan bir dil durumundadır... Kıta’nın demografik yapısını bilmek, günü daha iyi anlayabilmek için önemlidir...

 

Kristof Kolomp’un (Christopher Columbus’un) keşfetmiş olduğu coğrafya, İtalya, Floransa doğumlu Amerigo Vespucci’nin (1454- 1512) bölgeye yapmış olduğu ikinci gezinin (1501-1502) sonuna dek, Batı’da, Asya kıtasının bir parçası sanılacaktı...

 

Afrika’dan köle getirilmesi işi, ilk köle ticareti, Amerigo Vespucci’nin ikinci gezisinin yapıldığı ve burasının yeni bir kıta olduğunun anlaşıldığı 1502 yılına rastlamaktadır. Plantasyonlar da, ticari açıdan değerli tarım ürünlerinin yetiştirildikleri büyük topraklar da, madenlerde ve ileri de demir yolları inşaatında çalıştırılmak için Afrika’dan köle getirme işi 1500’lü yılların ikinci yarısından itibaren yoğunluk kazanmaya başlayacaktı... Acı verici gerçek, 1700’lü yılların başından 1865 yılına dek, şimdiki ABD’nin 13 eyaletinin bulunduğu coğrafyaya, Afrika’dan 600 000 (altıyüz bin) siyah köle getirilecekti. Karaipler’e, Orta ve Latin Amerika’ya getirilen kölelerin sayıları ve bu getirilmiş olanlar kadarının da yollarda, gemi ambarlarında ölmüş oldukları hesaplanırsa, Batı sömürgeciliğinin gerçek yüzü ve Afrika halklarının trajedileri biraz daha iyi anlaşılabilir belki.

 

Yusuf Küpeli

 

2019- 09- 22

 

yusufk@telia.com

 

www.sinbad.nu

 

 

http://www.sinbad.nu/