Not:

 

Aşağıdaki çeviri çok yararlı bilgileri içermekle birlikte İsrail’deki ayrımcılığı anlatma konusunda hafif kalmaktadır. Yaşamakta olduğu İsrail’den doğru bilgiler veren yazar, ayrımcılık olayına sadece ekonomik bazı gerçeklerle yaklaşmaktadır. Aslında ayrımcılık İsrail devletinin anayasasında açıkça vardır ve bu devletin temelleri küçük ırkçı çetelerin etnik temizliğe yönelik kanlı terör eylemleri ile atılmıştır.

 

Başlangıçta ezici çoğunluğu oluşturan yerli Filistin halkını zorla göçettirme politikası 1940’lı yıllardan beri kesintisiz sürmektedir ve günümüzde de tanklarla, buldozerlerle ve roket atışları ile hergün evleri başlarına yıkılan, sürekli katledilen Filistin halkının trajedisi gözler önündedir.

 

Bütçeden önce, toplumlar arasına inşa edilmekte olan duvar, aynı devletin sınırları içinde kurulmuş olan kontrol kapılarında en aşağılayıcı biçimde sorgulanıp aranan ve çoğu zaman geri çevrilen Filistinli yolcuların görüntüleri ayrımcılığı tüm çıplaklığı ile sergilemektedir.

 

Emperyalizmin Ortadoğu’da ileri karakolu olarak kurulmuş olan militarist ırkçı İsrail, Filistin halkının haklı başkaldırısını ezebilmek için sadece bütçesinden bazı kamu harcamalarını kısmamakta, aynızamanda patronu ABD’den her yıl 3 milyar doları aşkın karşılıksız yardım almaktadır. Bu yardımın miktarı son yıllarda 8. 5 milyar Dolar’a dek yükselmiştir. İsrail sadece yoksul Filstin halkı içindeğil, elindeki Nükleer- Biyolojik- Kimyasal (NBC) silahları ile tüm komşuları ve dünya için bir tehlike oluşturmaktadır.

 

Ayrımcılık ve İsrail’in sınırları içinde iki ayrı düşman devlet olduğu gerçeği, ırkçı yönetimin günlük bombardımanlarında, cinayetlerinde, yargısız infazlarında kendisini açıkça yansıtmaktadır.

 

Yukarıda özetlenmiş gerçeklere karşın, haftalık Stockholm Fria’dan (Stockhol’ün Özgürü) yapılmış olan aşağıdaki çevirinin okunmasında yarar vardır. Çeviri, bilinmeyen veya az bilinen konulara ışık tutmaktadır. Diğer yandan bu çevirinin altına, 10 Ocak 2004 günü Hürriyet'te yayınlanan ve belki çok kişinin dikatini çekmemiş olan Filistinle ilgili bir kitabın tanıtımı eklenmiştir.

 

Yusuf Küpeli

yusuf@comhem.se

15. 05. 2004

İsrail’de İsrail vatandaşları bile ayrımcılığa uğruyorlar, aşağılanıyorlar

 

Peter Leander, 27 Mart 2004, Stockholms Fria, www. stockholmsfria.nu   

 

İsrail halkının yüzde 19’u Filistinli Araplardan oluşmaktadır. Bu beşte bir İsrail yönetimi tarafından problem veya bela olarak görülmektedir ve aynı yönetim tarafından gözaltında tutulmaktadırlar. İsrail vatandaşı Filistinliler tüm yönleriyle, aynızamanda ekonomik olarakta apaçık gözüken bir ayrımcılığa, aşağılanmaya maruz kalmaktadırlar.

 

ISRAEL (SFT) İsrail kendisini demokratik bir Yahudi devleti olarak adlandırmaktadır. Bu tarif Arap problemini de içermektedir ve görüldüğü gibi tarife göre problem yaratan unsurlar sadece Araplardır. Demokrasi olarak İsrail vatandaşlarına özgürlük ve eşitlik vadederken, bu eşitliğin sınırlarını Yahudilerin sınırlarının dışına uzatmamaktadır.

 

İsrail’in ekonomik bölünmüşlüğü Arapların aşağılanmalarını, karşı karşıya kaldıkları ayrımcılığı açıkça yansıtmaktadır. Aralarında sözkonusu Filistinli Araplarında olduğu tüm İsrail vatandaşları vergi ödemektedirler ama, bu vergilerin gelirleri nerelere harcanmaktadır? Arap insan hakları örgütü Mossawas’ın raporuna göre, İsrail’de yaşamakta olan Arap toplumu bütçeden kendisine vadedilmiş olan yıllık 1. 71 milyar Kronu (yaklaşık 245 milyon Dolar) alamamaktadır. Geçen 2003 yılı bütçesi kesinlik kazandığı zaman, vadedilen miktar yüzde 25 azaltılmıştır (kesintiye uğramıştır) ve toplam bütçenin sadece yüzde 4. 7’si olarak kalmıştır.

 

Arap halkına verilmek istenmeyen kaynakların yarattığı sonuçlar vardır:

- İsrail’de yaşamakta olan Arapların yüzde 43’ü derin bir yoksulluk içindedir. Mossawas’ın önderi Jarrah Farah’a göre son yıllarda yapılan kısıntıların bedelini en ağır biçimde Filistinli çocuklar ödemektedirler.

 

İsrail 2002 yılı içinde ekonomik krize sürüklenmiştir. İşsizlik alabildiğine yükselirken, askeri harcamalar göklere değmiştir. İkinci intifadan tüm hızıyla sürerken, başkaldırının büyümesini engelleme çabaları kaynakları emmiştir. Bastırma işi için para gerekmiştir. Bütçenin bazı dilimlerinden kısıtlamalar gerekli olmuştur ama, hangi dilimlerinden? Çözümlerden biri çocuk yardımlarını kısıtlamak olmuştur. Tüm çocuk yardımları yüzde dört azaltılmıştır. Diğer yandan yetişkinleri (ana ve babaları) askerlik hizmeti yapmayan ailelerden kesilen çocuk yardımları yüzde 24 olmuştur. Bu son kısıntılar en ağı biçimde Arap halkını vurmuştur. İsrail vatandaşı Araplar, ordunun İsrail içindeki ve Batı Yakasındaki Filistin halkına yönelik baskı ve şiddet uygulamaları nedenleriyle askerlik hizmetlerini çoğunluklu olarak yapmamaktadırlar.

- Bizleri “Yahudi olmayanlar” veya sadece “basit bir azınlık” olarak adlandıran İsrail yönetimi, bütçeden varlığı ile orantılı bir bölümü isteyen Filistin halkının ülkedeki gerçek büyüklüğünün görülmesini istemediği için planlı kısıtlamalara gitmektedir, demektedir Jarrah Farah.

 

Bütçenin bu şekilde hatalı veya çarpık bölümlere ayrılması, İsrail’in sınırları içinde farklı “iki ülke” olduğunu göstermektedir. Ülkelerden birinde Batı’da olduğu gibi ileri modern bir dünyanın nimetlerinden yararlanarak varlıklı bir yaşam sürdürenler; diğerinde ise  eğitim, sağlık ve diğer tüm toplumsal hizmetlerin alabildiğine daraldığı veya tamamen yokolduğu bir dünya da yaşayanlar yeralmaktadır...

 

Necef çölündeki 46 köyün halkı İsrail’in en yüksek refah düzeyine sahiptir. Bu köylerin sınırlarının bittiği yerde yaşayanlar ise, nesilleri tükenmekte olan bedevilerdir (yarı göçebe Araplar). Bunların köyleri İsrail 1948’de kurulmadan çok öncede mevcuttu. Buralarda yaşayanlar su ve diğer altyapı hizmetlerinden tamamen yoksundurlar. Çünkü, -İsrail devletinden eski olmalarına karşın- devlete göre “yok” sayılmaktadırlar. Sözkonusu bedevi köylerinin sağlık, okul ve diğer toplumsal bakım hizmetleri için vergilerden ödenecek tek kuruş bile yoktur.

 

Ayrımcılığın çok daha açık bir biçimi içinde olduğumuz son yılda İsrail’deki politik iklim üzerinde derin iz bırakmıştır. Nefret yüklü rüzgarlar giderek fırtına gücüne erişmektedir. İsrail parlementosu Knesset’te gündeme gelen yeni bir yasa önerisi, İsrail devleti sınırları içindeki Arap halkını Batı Yakasına ve diğer komşu Arap ülkelerine  sürerek sayılarını azaltmayı öngörmektedir. Ülkenin (İsrail’in) alt yapı bakanının 2001 yılı içinde meclise taşımış olduğu bir öneriye göre, Arapların işgaledilmiş bölgelerden göçettirilmeleri gerekmektedir. Başbakan Sharon bu tip önerilere karşı olduğunu belirtirken, göçettirmeden (etnik temizlikten) yana olanları kabinesine almaktadır.

                                                                                        Peter Leander

                                                                                        Betlehem

Türkçesi: Yusuf Küpeli

yusuf@comhem.se

15. 05. 2004

 

İlter TÜRKMEN
Kan kokan topraklar
                                                     Hürriyet, 10.01.2004

KENİZE Murad, Osmanlı hanedánından gelen bir Fransız gazeteci-yazar. Ülkemizde ve dünyada ‘‘Saraydan Sürgüne’’ adlı biyografik romanı ile tanınıyor.

Daha az bilinen yönü, 15 yılı aşkın bir süredir Ortadoğu konusunda uzmanlaşmış bir araştırmacı olması. Araştırmalarının en son ürünü, insanı balyoz gibi vuran ve Filistin sorununun insani yönünü işleyen ‘‘Toprağımızın Kokusu: Filistin ve İsrail'den Sesler’’ adlı kitabı. Fransızca kaleme alınmış bu yapıt son derece sarsıcı ve bir o kadar da düşündürücü. Arap-İsrail çatışmasının neden olduğu insanlık tragedyasını bütün çıplaklığı ile gözler önüne seriyor. Murad'ın İsrail'in içinde, işgal altındaki topraklarda ve Filistin mültecilerinin yaşadığı kamplarda yapmış olduğu incelemeler ve söyleşiler, hukuka, ahlaka ve insanlığa sığmayan eylemlerin fail ve kurbanlarıyla karşı karşıya getiriyor okuru.

10 Mart 1990'da Ramallah'da öldürülen 16 yaşındaki
Halil kurbanlardan biri. Taş attığı için İsrailli askerler tarafından kovalanıp bir inşaatın asansör boşluğuna itildikten sonra, üzerine bir blok çimento dökülerek yamyassı edilmiş. 2002 yılının nisan ayında İsrail ordusu tarafından yerle bir edilen Jenin mülteci kampında yaşayan Ahmed Fayed'in felçli erkek kardeşi, onun evin içinde olduğunu bilen ve ailenin yalvarmalarına aldırmayan bir askerin buldozerle evi yıkması sonucunda ölmüş. Ama hemen değil. Yıkıntıların altında günlerce feryat ettikten sonra. Çünkü İsrailli askerler eve kimseyi yaklaştırmamışlar.

Nablus yakınındaki Beit An köyünden 13 yaşındaki
Hüsam, köyün yakınındaki bir tepede nöbet tutan askerlerin ‘‘eğlenmek’’ için uzuvlarına tek tek dom-dom kurşunu sıkmasıyla ömür boyu sakatlığa mahkûm kalmış. Han Yunis mülteci kampından 12 yaşındaki Basel, 19 Mart 2001'de okul dönüşü evinin kümesinden kaçan tavuğu yakalamaya çalışırken, ne yaptığını kontrol kulesinden görmelerine rağmen kıllarını kıpırdatmayan askerlerin ve annesinin gözleri önünde biraz ileride duran bir tankın ateş açması ile paramparça olmuş. Çok parlak bir öğrenci imiş. Büyüyünce mühendis olup ailesine bakmak istiyormuş.

Murad'a göre, İsrail ordusu ‘‘hata sonucu’’ diyerek geçiştirip yinelediği bu davranışlarının yanı sıra sistematik zulüm yöntemlerine de başvuruyor. Tutuklulara sakat edinceye kadar işkence etmek, kontrol noktalarını geçişe kapatarak hayatı felce uğratmak, olur olmaz nedenlerle uzun süreli sokağa çıkma yasağı koyarak açlığa ve hatta ölüme sebebiyet vermek bu yöntemlerin başlıcaları. Büyük çoğunluğu fanatik Yahudilerden oluşan yerleşimciler de çevrelerindeki Filistin köylerine dehşet saçıyor. Tek geçim yolu zeytincilik olan köylülerin hasat zamanı zeytin toplamalarını engellemek için onları makineli tüfekle tarayan yerleşimciler, köylülerin korkudan işleyemedikleri toprakları ‘‘işlenmeyen toprağa el koyma hakkı’’ yasasına göre ele geçiriyorlar.

Kenize Murad'ın buna benzer sayısız olayı naklettiği kitabından çıkan ve birçok muhalif İsrailli'nin de teyit ettiği sonuç, Sharon Hükümeti'nin barış istemediği ve bunu her türlü bahaneyi kullanarak bugüne dek sabote etmiş olduğu. Öte yandan, yaşamları işkence, ölüm ve haksızlıkla yoğrulmuş Filistin halkı ise artık umudunu yitirmiş durumda. El Kudüs Üniversitesi öğrencisi İman, bu umutsuzluğu dile getirirken, aynı zamanda intihar saldırılarını da gerekçelendiriyor: ‘‘Bunu yaparsam hiç olmazsa ölümüm bir anlam kazanmış olur. Bunun dinle alakası yok. Vatan sevgisi de bir din olabilir. Ölüm şeklimi kendim seçerek kurban konumundan çıkar, yaşamımı ayaklar altına alanların elinden kurtulmuş olurum.’’ Bu mantığa karşı konulamayacağını, oğlu Filistinliler tarafından öldürülmüş olan İsrailli bir baba, Yitzhak Frankenthal, bizzat kendi söylüyor: ‘‘Eğer ben de Filistinli doğmuş olsaydım, işgalciyi öldürmek ve ona zarar vermek isterdim. Yoksa özgür insan kimliğime ihanet etmiş olurdum.’’

‘‘Avrupa Yahudi Kongresi’’ eski Başkanı Theo Klein da İsrail Hükümeti'nin tutumunu şiddetle eleştirenlerden biri. Daha geçenlerde Sharon'u ‘‘umutsuzluk içinde tükenmekte olan’’ Filistin halkına saygı göstermeye çağırdı. Filistin sorunu çözülmeden Ortadoğu'nun barışa kavuşabileceğini düşünenler kendilerini aldatmaktan başka bir şey yapmıyorlar.

 

 

http://www.sinbad.nu/