Yusuf Küpeli, Barbara Olson, ya da “9/ 11 Hakkındaki Tüm Yalanların Anası”

üste soldaki fotoğraf: Barbara K. Olson, FOX News TV & CNN çalışanı "terör şehidi kahraman" gazeteci

altta sağdaki fotoğraf: Theodore (Ted) B. Olson, Bush'un Beyaz Saray Hukuk danışmanı ve Barbara K. Olson'un kocası

Dikkat! Tarihi, komploların veya daha doğru ifadesi ile yasalara ve egemen morale aykırı kirli karanlık planların uygulamaları anlamında konspirasyonların toplamı olarak görmek, gerçeği çarpıtmak, bilimin dışına çıkmak anlamına gelir. Şüphesiz, tarihin akışını, değişik katagorilerde ve görünümlerde yansıyabilen, hatta değişik milletlerin çatışmaları olarakta gözükebilen sınıfların mücadeleleri belirler. Tarihin akışı, mevcut ekonomik altyapı üzerinde yükselen ve yine mevcut egemen kültürlerinde etkisinde olan en geniş anlamda toplumsal sınıfların eylemleri ile, asıl olarak ekonomik zorunluluklarla tetiklenen yığınsal eylemlerle belirlenirnirler. Fakat bu akış, burada yapılan basit soyutlamada olduğu gibi dümdüz değil, sonderece karmaşık bir yol izleyerek şekillenir... Yine sözkonusu tarihsel devinimin, hareketliliğin içinde hertürlü hile, kirli karaklık plan, en kaba ifadesiyle belirli kişilerin, zümrelerin, gizli-açık yönetici örgütlerin ve güçlerin komploları da vardır. Çünkü, toplumsal süreçler, doğada belli bir determinizme (gerekirliliğe) bağlı olarak tamamen spontane (kendiliğinden) gelişen süreçlerden farklı olarak, ekonomik altyapıdaki değişikliklerle belirlenen bir tarihsel determinizmin (gerekirliliğin) yanında yeralan bilinçli planlı insan eylemleriyle şekillenirler. Sözkonusu bilinçli ve doğru-yanlış-eksik planlı eylemler, voluntarizm, iradecilik olarakta adlandırılırlar. Yani tarihsel-toplumsal süreçlerde, doğal süreçlerden farklı olarak, tarihi bir determinizmin yanıbaşında insan iradesini içeren bir voluntarizm de vardır... Doğa ile ilgili spontane süreçlerde varolmayan, insani düşünceler ve planlarla şekillenen toplumsal eylemlerin birkısmı çalışan çoğunluğun, en genel anlamıyla halkın, halkların yararlarına olsa da, birkısmı da sömürücü üst sınıfların hesabınadır. Tarihin akış süreci içindeki insani düşüncelerin, planların bazıları, kitleleri değişik biçimlerde köleleştirerek onların emekleri üzerinde küçük bir azınlığın yararlarını yükseltmeye çalışanların hesabınadır. Bu "karanlık" amaçlı planların gizli olmaları ve beraberlerinde sayısız yalanı, dezinformasyonu getirmeleri kaçınılmaz bir zorunluluktur... Örneğin, W. Bush yönetimi çıkıpta, ABD'de varolan egemen güçlerin, dev enerji tekellerinin, askeri-endüstri komplekslerin ve kaderlerini, politik egemenliklerini bu tekellere bağlamış politikacıların egemenlik alanlarını, güçlerini arttırarak sürdürebilmek için dünyadaki tüm fosil enerji yataklarına, stratejik minarellerin bulunduğu coğrafyalara, bunların pazarlara ulaşım yollarına ve karşımızda doğabilecek diğer güçlü pazarları engellemeye yarayacak coğrafyalara saldırmamız, bu alanları işgal etmemiz bir zorunluluktur diyemez; böyle derse tüm topumsal desteğini kolayca yitirebilir. Çünkü, insanların çoğunluğu, kol ve kafa güçlerini satarak yaşamlarını sürdüren çoğunluk, belli bir hakkaniyet çerçevesinde paylaşarak güvenlikli bir yaşam sürmeyi ve çocukları için de böyle güvenlikli bir dünya hazırlamayı, dar bir zümrenin daha da zenginleşmesi uğruna ölmeye ve geleceğini de tehdit altına sokmaya tercih eder. İşte bu çoğunluğun korkutularak aldatılanbilmesi ve saldırgan politikaların güdümüne sokulabilmesi için, kirli karanlık planlar hazırlanır, komplolar tezgahlanır... Gerçek bu olduğuna göre, yine örneğin, W. Bush yönetimi veya bir başka benzeri, asıl amacına ulaşmak için kapalı kapılar ardında yaptığı bu karanlık planı gizlemesine yarayacak yeni karanlık amaçlı planlar, komplolar ve yalanlar üretir. Böylece, söylenen yalan yeni yalanlar doğurarak gelişir. Birbirlerini izleyen komplolar, yuvarlandıkça büyüyen ve giderek zararlı etkileri artan bir çığ gibi büyürler... Ayrıca bu kavga,  eski Çin ve İran düşüncelerinde, Hıristiyan düşüncesinde veya benzer dogmalarda ve hatta bu temellerde yükselen her türden eklektik (yamama) faşist ideolojilerde yansıdığı biçimiyle, "siyah" ve "beyaz" arasında, "aydınlık" ve "karanlık" arasında, tamamen ayrışıp kristalize olmuş saflar arasında sürmez. Bir başka ifadeyle, tamamen kristalize olup ayrışmış taraflar, toplumsal mücadelede gözükmezler. Veya taraflar siyah ve beyaz benzeri bir ayrışma biçiminde yansıtılsalarda, düşünsel anlamda böyle gerçek bir ayrışma olduğunu ifade etmek bilime aykırıdır. Çünkü, mücadele eden sınıfların arasında kültürel farklılaşmalar olsa da, üst sınıflara özgü egemen kültürlerin ezilenler üzerinde de etkileri vardır. Bu ezilenleri, uluslarlar arenasındaki bazı milletler olarakta düşünebilirsiniz... Kısacası, her türden kötülük, haklı gözüken ve tarihsel anlamda haklı olan safların içinde de çıkabilir... Tüm ajan faliyetlerinin, ajanprovokatörlerin ötesinde, ezilenleri zayıf kılan asıl yanları, düşünce yapılarında, düşünce sıralamalarında yeralan egemenlere özgü dogmalardır, hırslardır, kariyerizmdir ve diğer tüm insani zaaflardır. Ve sınıf kavgasında tüm bunlardan da yararlanılır, komplolar aynızamanda bu insani zaaflar, insan satınalmalar, ihanetler, sahte kahramanlıklar üzerine inşaedilir... İnsanlar aynızamanda değişken psikolojileri olan varlıklardır ve hertürden psikopat karakterler haklı bir dava uğruna dövüşenlerin veya haklı bir dava uğruna dövüştüğünü sananların saflarında da varolabilir ve olmuştur da... Sözü fazla uzatmadan ifade etmek gerekirse, tarihin akışını komplolar, gizli karanlık amaçlı planlar anlamında konspirasyonlar belirlemezler ama, tüm bunlar tarihin akışı içinde, sınıf mücadelelerinde azımsanamayacak bir yer alırlar ve önemli etkiler yaparlar... Hitler'in izinde yürüyen W. Bush yönetiminin, dünya egemenliği peşindeki ABD merkezli uluslarüstü tekellerin bu egemenlik planlarını yürürülüğe koymalarına yardımcı olan, Afganistan'a ve Irak'a saldırı için "meşru" mazeret yaratan 11 Eylül komplosunun beşinci yılında aşağıdaki metni tekrar okumanın yararlı olacağını sanıyorum. Bundan 11 ay önce kaleme alınıp Sinbad'da yayınlanmış olan "Barbara Olson, ya da “9/ 11 Hakkındaki Tüm Yalanların Anası” başlıklı metin, “Komplo teorileri” gürültüsü ile büyük güçlere yalananlara, sözde alaylı bir üslupla komploların varlıklarını inkaretmeye çalışanlara, emperyalist merkezlerden yayılan yalanları onaylayanlara, tüm parazit balıklara sunulur:- Yusuf Küpeli, 8 Eylül 2006

 

Yusuf Küpeli, Barbara Olson, ya da “9/ 11 Hakkındaki Tüm Yalanların Anası”

Barbara Kay Olson ile ilgili haberlerden bazıları

 

 

 

 

“Komplo teorileri” gürültüsü ile büyük güçlere yalananlara, emperyalist merkezlerden yayılan yalanları onaylayanlara, parazit balıklara sunulur:

 

Barbara Olson, ya da “9/ 11 Hakkındaki Tüm Yalanların Anası”

 

Yusuf Küpeli

 

Barbara Olson’un kimliğini Wikipedia Özgür Ansiklopedi’den öğrenelim (Wikipedia, the free encyclopedia, http://en.wikipedia.org/wiki/Barbara_Olson ): “Barbara Kay Olson (27 Aralık 1955- 11 Eylül 2001), FOX News, CNN ve daha birkaç diğer organ için çalışan tutucu televizyon yorumcusu. ...Houston, Teksas doğumlu. ...Hilary Clinton hakkında bir kitap yazdı. ...American Airlines Flight 77’de yolcuydu. ...Uçak Pentagon’a çarpmadan 20 dakika önce telefonla kocasına uçağın kaçırıldığını iki kez bildirdi...” Evet, 11 Eylül 2001 terör eyleminin "kurbanlarından" Barbara, bindiği uçak “Pentagon’a çarpmadan durumu kocasına kahramanca rapor edecektir”. Kocası, 16 Kasım 2001 günü Federalist Sosyete’de “terör şehidi” eşine övgüler yağdıracaktır. Anısına konferaslar verilecektir ve “kahraman terör kurbanı”nın adı ansiklopedilere girecektir. O artık “Özgürlüğün Ruhu” olmuştur...

 

Önce, basın organlarına ABD Savunma Bakanı Rumsfeld’in ağzından kaçan bir itiraf yansıdı... İtirafa göre, 11 Eylül 2001 günü Pentagon’a uçak çarpmamıştı ama, bu gerçek Thierry Mersan adlı Fransız gazeteci tarafından olaydan hemen sonra açığa çıkartılmıştı zaten. Fakat bilinen tipler haberi “komplo teorisi” olarak karşılayıp geçersiz kılmaya çalışacaklardı... Ve Thierry Mersan’ın verdiği bilgilere dayanarak Mayıs 2002’de Pentagon’a uçak çarpmadığını yazmıstım (bak: 11 eylül konspirasyonu, USA, İsrail  , http://www.sinbad.nu/11.htm ) Yine 23 Temmuz 2005 günü Sinbad’a şunları yazmıştım: “..Uçak çarptı diye gösterilen bölümle ilgili fotoğraflarda da uçak izi yoktur. Diğer yandan, böyle bir olayın olmadığı daha sonra savunma bakanı Rumsfeld tarafından da itiraf edilmiştir. Ayrıca, "Pentagon'a uçak çarptı" gürültüsünün kocaman bir yalan olduğu daha birçok bilgi ile kanıtlanmıştır (pentagon'a boeing çarpti yalanı ve sansürle ilgili görüntüler) Peki ozaman ne olmuştur? Kendi aralarında bir çatışmamı yaşanmıştır? Eğer Pentagon’a uçak çarptığı ile ilgili anlatımın yalan olduğu bir gerçekse, ikiz kulelerle ilgili resmi açıklamaların gerçek olduğuna kim inanır?” (bak: Londra’da patlayan bombalar, hem “bağcıyı dövüp” hem de “üzümü yiyenler”, yalanlar ve “evlere şenlik” yorumlar      , http://www.sinbad.nu/ramazanhediye.htm , videoplay-docid=7866929448192753501&hl=en ) VE ŞİMDİ, BATI’NIN EN TANINMIŞ YAYIN ORGANLARINDA, FRANSIZ VE AMERİKAN GİZLİ SERVİSLERİNİN ORTAK OPERASYONLARI SONUCU BARBARA OLSON’UN POLONYA- ALMANYA SINIRINDA YAKALANIP TUTUKLANDIĞI BİLDİRİLMEKTEDİR. YAKALAYAN SERVİSLERİN ADI VERİLMEDİĞİNE GÖRE, BU HAYIRLI İŞİN İÇİNDE CIA’NIN OLMADIĞI İMAJI DOĞMAKTADIR. Hahaberlerden 22 Eylül 2005 tarihli olandan bazı cümleleri olduğu gibi aktaralım:

 

“Önceki Bush yönetimi görevlilerinden birinin eşi Barbara Olson, birkaç gün önce Fransız ve Amerikan gizli servisleri ajanları tarafından Polonyo- Almanya sınırında tutuklandı... (by Tom Flocco, Germany-September 22, 2005, bak: http://www.tomflocco.com/fs/OlsenArrested.htm ) Ve aynı haberde Barbara K. Olson’un Fox News TV’nin eski yorumcusu ve Bağımsız Kadınların Forumu eylemcisi olduğu ve yine yakalandığı zaman Vatikan pasaporto taşıdığı da bildiriliyor. Fakat henüz “öbür dünya”dan Vatikan pasaportunun yardımıylamı dönebildiği konusunda bir haber yok ama, eski Nazi yeni Papa, belki ileride bu konuda bir açıklama yapabilir... Bildiğiniz gibi, “terör şehidi kahraman gazetecinin” hesabına çalıştığı asıl TV kanalı FOX News, George W. Bush’un bir numaralı destekçisidir. FOX News, ırkçı ve faşist nitelikli bir yayın organıdır.

 

Baba Bush’un Beyaz Saray’daki danışman avukatlarından Ted Olson’un sevgili “kahraman terör şehidi” eşi Barbara Olson ile ilgili olarak kaleme alınmış ilginç yazılardan birinin başlığı, “9/ 11 Hakkındaki Tüm Yalanların Anası” (bak: http://www.geocities.com/subliminalsuggestion/olson.html ) deyişine cuk oturan gerçekle ilgili olarak daha önce Sinbad’da basılmış iki yazıdan bazı alıntılar yapalım: 

 

“Bazı kişiler, dünyanın 11 eylül terör eyleminden sonra “tamanen değiştiğini” sakız çiğner gibi tekrarlamaktadırlar. Aynı kişiler, tüm karmaşık bileşenleriyle akıp gitmekte olan tarihi, sözkonusu günün “öncesi” ve “sonrası” olarak gerçekdışı katagorilere ayırmaktadırlar. Şüphesiz sözkonusu yalanı bilinçli yayanlar olduğu gibi, güçlü propogandanın etkisinde kalıp bilgiçlik taslayan papağanlar da vardır. Yalan güçlü ve yaygındır, çünkü 11 eylül saldırısından ulusal ve uluslararası arenada kâr sağlayan merkez halen dünyanın en büyük ekonomik ve askeri gücüdür. 11 eylül provokasyonu, Pentagon’a ve bağlaşığı uluslarüstü tekellere dünya hakimiyeti için topyekun saldırı “gerekçesi” yaratmıştır. Darbeyi planlayanlar hem USA’nın iç politikası üzerinde ve hem de dünya düzeyinde tam bir hakimiyet için önemli adımlar atmışlardır.

 

“Dünyayı 11 eylül olayının değiştirdiğini iddiaya kalkışmak, Birinci Dünya Savaşı’nın asıl nedenini Sareyevo’da sıkılan mermiye bağlamak kadar yalan ve saçmadır...

 

“İkiz kulelere saldırının gerisinde, İsrail istihbarat birimleri ile USA istihbarat birimleri içindeki bir gizli guruplaşmanın, konspirasyonun olduğu görüntüsü her geçen gün daha da netleşmektedir. Türk basınında aktarıldığına göre, 17 eylül 2001 tarihli Haaretz adlı İsrail gazetesi, “olayın hemen ardından FBI tarafından beş İsrail vatandaşı Yahudinin yakalanıp sorguya alındığı” yazmıştır. Bunların kimlikleri ve soruşturmanın sonucu hakkında hiçbir açıklama yapılmamıştır. Yine iddiaya göre, Ariel Sharon New York gezisini olaydan bir gün önce iptal etmiştir. İkiz kulelere çarpan uçaklar çok uzun süre rotalarının dışında uçtukları ve böyle durumlarda müdahaleyi gerekli kılacak bir alarm sistemi olduğu ve anında müdahale de mümkün olduğu halde, sistem işlememiştir.

 

“Türk basınına yansıyan son ilginç haber ise, Pentagon çevreleri tarafından ‘saldırıyı örgütleyenlerin lideri’ gibi yansıtılan ve fotoğrafları internet dahil tüm medya’da basılan Muhammed Atta ile ilgilidir. Hürriyet gazetesinin 3 eylül 2002 tarihli sayısında verilen habere göre, Atta’nın babası Muhammed el Emir Atta, yüksek tirajlı haftalık Alman gazetesi Bild’e, oğlunun 12 eylül günü kendisini telefonla aradığını ve saldırıdan habersiz olduğunu anlatmıştır. Öldüğü ilanedilen oğlunun halen yaşadığını ve USA istihbarat birimleri tarafından yokedilmemek için saklandığını iddia etmiştir.” (bak: 11 eylül konspirasyonu, USA, İsrail  , http://www.sinbad.nu/11.htm  ) Kısacası, belki yakında “uçak korsanlarının şefi” Muhammed Ata’da aynen Barbara Olson gibi ilginç bir pasaportla öbür dünyadan dönme olanağı bulabilir...

 

Aynı yazıdan devamedelim... “Michael Isikoff imzasıyla 2002 yılı eylül ayının ilk haftası içinde Newsweek’te yayınlanan habere göre, 11 eylül’ün ardından uçak korsanları olarak ilanedilen Khalid (Halid) Almihdhar ile Nawaf Alhazmi’nin yakın arkadaşları (oda arkadaşları) olan biri, FBI’ın habercileri (ispiyonları) arasındadır. Olayla ilgili şüpheleri derinleştiren sualler artmaktadır ve Usame bin Laden’i suçlayanların yanıtlayamayacakları daha onlarca soru vardır. Zaten Laden’de sözkonu “saldırıyı örgütlediği” iddiasına karşı çıkmıştır ve artık Laden’in yaşayıp yaşamadığı da kesin olarak belli değildir. Ayrıca bu kişinin Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) tarafından eğitildiği ve ailesinin Bush ailesi ile iş ortağı olduğu bilinmektedir. Laden ailesi en az 20 yıldır Bush ailesi ile iş ortağıdır...

 

“Cumhuriyet gazetesinin 11 ekim 2002 tarihli sayısındaki habere göre, San Francisco Üniversitesi Siyasi Bilimler Profösörü ve Ortadoğu Uzmanı Steven Zunes, sözde “Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına uymadığını” gerekçesiyle USA’nın Irak’a saldırmayı planladığı bu günlerde, Güvenlik Konseyi kararlarını en çok çiğneyen ülkenin İsrail olduğunu, İsrail’in 1968 yılından bu yana toplan 32 kararı ihlal ederek bu konuda şampiyonluğu elinde tuttuğunu açıklamıştır. Sırtını yalanın, ikiyüzlülüğün ve şiddetin kaynağı Batılı büyük emperyalist ve militarist güçlere dayamış olan İsrail’e herhangi bir yaptırım sözkonusu olamayacağı için, Birleşmiş Milletler kararları bu ülke için bir önem taşımamaktadır.

 

“Elinde 200’ü çok aşkın -en ileri teknolojiyle imaledilmiş- atom bombası olduğu herkesce bilinen, Nükleer- Biyolojik- Kimyasal (NBC) silahları üretebilen, aynı silahlarla yüklenmiş başlıklar taşıyan 980 mil menzilli cruise füzelere sahibolan, bu füzeleri atabilecek dört denizaltısı bulunan İsrail, USA’nın her yıl verdiği 3.5- 4 milyar Dolar yardımla silahlanmasını kesintisiz sürdürmektedir. Bu çıplak gerçeğe karşın, USA’nın tehdidi altındaki Birleşmiş Milletler, Nükleer reaktörü ve nükleer silahları olmadığı zaten bilinen ve ayrıca alabildiğine zayıflatılmış olan Irak’la uğraşmaktadırlar.

 

“...‘Dünyanın 11 eylül olayıyla birlikte kökten değiştiği’ yalanı, USA emperyalizminin saldırganlığının gerçek nedenlerini ve bu ülkenin dünya hakimiyeti için yaptığı kanlı planları gizlemeye yöneliktir. İslamcı fanatiklerin, USA hava trafiğinin işleyişini ayrıntılarıyla bilmeyi gerekli kılan usta işi 11 eylül eylemini gerçekleştiremeyecekleri ortadadır. Hürriyet gazetesinin 5 ağustos 2002 tarihli sayısında verilen habere göre, -Afganistan’a saldırı sırasında topraklarını kullandırtan- Pakistan Cumhurbaşkanı Pervez Müşerref, yukarıdaki gerçeği New Yorker dergisine açıkca ifade etmiştir. Müşerref, Usame bin Laden’in ve El Kaide’nin 11 eylül saldırısını gerçekleştirebilecek kapasitede olmadıklarını nedensellikleri ile anlatmıştır. Pakistan istihbaratı Laden’i ve El Kaide örgütünü çok iyi tanımaktadır. Karmaşık toplumsal süreçlerin ürünü tarihi dönüm noktası niteliğindeki gelişmeleri bazı sözde kahramanların ya da çılgınların işlerine bağlamak, olayların gerisindeki büyük güçleri, asıl sorumluları gizlemeye yöneliktir.

 

“Ayşe Olgun adlı gazetecinin 19 eylül tarihli Yeni Şafak’ta verdiği habere göre, Thierry Mersan adlı bir Fransız gazeteci tarafından yazılan “Dehşetengiz Hile” adlı kitapta, 11 eylül günü İkiz kulelere yönelik saldırının bir “iç darbe” olduğu anlatılmaktadır. Gazeteci, “İkiz kulelere saldıran uçakların yerden idare edildiklerini” iddia etmektedir- şüphesiz bu teknonoji vardır. “Uçaklar çarptığı anda içeride meydana gelen patlamaların kulelerin yıkılmasına neden oldukları” iddialar arasındadır. Türkçeye’de çevrilen aynı kitapta, “Pentagon’a herhangi bir uçağın düşmediği” iddia edilmektedir. Fransız gazeteciye göre, USA yönetimin olayla ilgili ciddi aydınlatıcı bir açıklama yapmması, Pentagon, CIA, FBI, Baskan Bush, itfaiye örgütü gibi kurumları birbirleri ile çelişen açıklamaları, şüpheleri güçlendirmektedir. Thierry Mersan, 100 ton ağırlığında depoları dolu ve en az saatte 400 km hızla giden bir Boing 757’nin pentagon’un sadece dış cephesine zarar vermeyeceği, carpmanın etkisinin fotoğraflarda görülenden çok daha büyük olacağı kanısındadır. Ayrıca, çekilen fotoğraflarda hiçbir uçak enkazı görülmemektedir. Ve gazeteci, “Pentagon’da uçağın kanatlarının izinin neden olmadığını?”, da sormaktadır. Peki ozaman ne olmuştur? Kendi aralarında bir çatışmamı yaşanmıştır?

 

“Şahinler’in darbelerinin başarısı kesinlik kazanınca, George W. Bush TV kameraları karşısında, ailece yıllardır petrol işinde ortak oldukları Usame bin Laden’i ikiz kulelere saldırının sorumlusu ilanetmişti. Tüm bu baştan aşağı yalan yüklü propogandalara karşın, Laden’in önce Sudan yönetimi, ardından Pakistan kökenli Amerikalı işadamı Mansur Ijaz ve son olarakta Suudi Arabistan eski istihbarat şefi Prens Turki bin Faysal tarafından USA’ya teslim edilmek istendiği ve tüm bu tekliflerin CIA ve USA yönetimi tarafından geri çevrildiği basın organlarında yazılmaktadır. Prens Turki bin Faysal, Suudi sarayında -CIA ile birlikte- Laden’i özellikle desteklemiş olanlardandı. Sudan yönetimi, 1992’de ülkelerine gelmiş olan Laden’i, Clinton’un “USA Anti Terör Yasası”nı imzaladığı 1996 yılında sınırdışı etmişti. Açığa çıkan en önemli skandallardan biri de, 11 eylül olayından tam iki ay önce, temmuz 2001’in ilk iki haftası içinde Laden’in Dubai’deki USA hastahanesinde idrar yolları iltihabı nedeniyle tedavi görmesi ve aynı süre içinde lokal CIA görevlisi ile görüşmesidir. Laden aynı günlerde lokal CIA yöneticisi Lary Mitchell ile görüşmüştür. Dubai emirliği Laden’in 4- 14 temmuz 2001 tarihinde ülkelerindeki Amerikan hastahanesinde tedavi gördüğünü açıklamıştır. Lokal CIA şefi Lary Mitchell’de bu hastahanede Laden ile aynı günlerde görüştüğünü, fransızca yayın yapan İsviçre TV kanalı gazetecisi Labéviére’ye anlatmıştır. Laden Dubai’de lokal CIA görevlisi ile görüştüğü sırada, Clinton tarafından 1996 yılında imzalanan antiterör yasası gereği, USA güvenlik örgütleri tarafından izlenmekteydi. Yine Laden, 1998 yılında Kenya ve Tanzanya’daki USA elçiliklerine yapılan saldırıların sorumlusu olarak sözde aranmaktaydı..

 

“Lemonde Diplomatik’te Atack hareketinin önderi Ingnacio Ramonet tarafından kaleme alınan ve türkçesi üç aylık Cosmopolitik dergisinde basılan makaleye ve zaten bilinen gerçeğe göre göre, USA adalet Bakanı M. John Ashcrof, 11 eylül olayının hemen ardından “yurtseverlik yasası” adı altında bir antiterör yasasını çıkarttırabilmiştir. Sözkonusu faşist yasa, güvenlik güçlerine, insanları belirsiz sürelerle gözaltına alma, gözaltına alınanları tecrit hücrelerine kapama, kişilerin telefon ve internet haberleşmelerini ve mektuplarını izleme, izinsiz olarak evlerini arama, aynı kişileri sürgüne yollama yetkisi vermektedir. Yasanın ardından tutuklanan en az 1200 yabancının 600’ü aşkını yargıç kararı olmadan ve avukatları ile görüşemeden gizlice hapsedilmişlerdir. George W. Bush, 13 kasım 2001 günü, özel yargılama usulleri olan askeri mahkemeler yaratmaya karar vermiştir. Askeri üslerde veya savaş gemilerinde kurulan ve asker üyelerden oluşan mahkemelerde sanıklar oybirliği olmadan ölüme mahkum edilebilecekler, karara itiraz edilemeyecek, sanığın avukatı ile görüşmeleri gizlice dinlenebilecek, hukuki usul gizli tutulacak ve davaya ait bilgiler on yıldan önce açıklanmayacaktır. (Daha sonra Küba’daki USA’ya ait Guantanamo Askeri Üssü’ndeki gelişme, bu kararın pratiğe geçirilmesidir.) Aynı makalede, Cumhuriyetci yorumcu Tucker Carlson’un CNN’de işkenceyi “haklı” bulan ifadeler kullandığı ve bu “haklılığa” dayanak olarak da “demokratik İsrail”in Filistinli tutukluların yüzde 85’ine işkence yapmasını örnek gösterdiği yazılmaktadır. Aslında, tüm bu gelişmeler, Türkiye’de “Susurluk skandalı” olarak anılan olayı çağrıştırmaktadır. Buna karşın Amerika kökenli “Susurluk”, ulusal ve uluslararasi arenada birlikte oynanan dev bir senaryodur. Türkiye’de olanlar USA’daki gelişmenin sadece bir uzantısı ve minyatürüdür.

 

“Pentagon darbesinin başarısıyla birlikte George W. Bush, çalışma masasına çoktan konmuş olan Afganistan’a yönelik USA askeri operasyonunun palanlarını yüyürlüğe koymuştur. Ramanot’in anlatımına ve zaten bilinen gerçeğe göre, USA Savunma Bakanı Donald Rumsfield, tüm pazarlık ve teslim olma taleplerini geri çevirerek Taliban’ın yanında savaşırken yakalanan Arap esirlerin öldürülmelerini istemiştir. Bunların 400 kadarı cenk kalesinde ve daha fazlası da Tora Bora’da yakalandıktan sonra katledilmişlerdir. Afganistan’ın başına onbinlerce ton bomba yağdırılırken, Cenevre anlaşmalarının tümü USA yönetimi tarafından çiğnenmiştir. Ve zaten tüm bu nedenlerle Washington yönetimi, Uluslararası Ceza Mahkemesi projesine düşmanca yaklaşmıştır. Yabancı ülkelerde operasyonlar düzenleyen ve savaş suçu işleyen Amerikan askerlerinin diğer ülkelerin suç işlemiş askerleri gibi tarafsız uluslararası bir ceza mahkemesinde yargılanmaları USA yönetimince kabuledilmemiştir. Avrupa ülkeleri, USA’nın bu baskısı karşısında boyun eğmişlerdir. USA’nın savaş ilanı, Hazar ve Orta Asya enerji kaynaklarının ve yollarının tam ortasındaki Afganistan ile sınırlı kalmamış, Orta Asya’nın ve Alt Kıta Hindistan’ın arka kapısı konumundaki Basra Körfezi’ni tutan -aynı zamanda petrol zengini olan- iki ülkeye, Irak ve İran’a da yönelmiştir.” (bak: 11 eylül konspirasyonu, USA, İsrail  , http://www.sinbad.nu/11.htm  )

 

Bu kez de 23 Temmuz 2005 günü Sinbad’a yerleştirilen “Londra’da patlayan bombalar, hem “bağcıyı dövüp” hem de “üzümü yiyenler”, yalanlar ve “evlere şenlik” yorumlar” başlıklı yazıdan bazı kısa aktarmalar yapalım:

 

“Alman Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Helmut Schmidts’in kabinesinde 1980- 82 yıllarında teknoloji ve araştırma bakanı olarak görev yapmış olan Andresa von Bülov, “CIA ve 11 Eylül” adını taşıyan kapsamlı araştırma kitabında, sözkonusu terör manipülasyonlarının diğer ülkelerin istihbarat servisleri üzerinde egemenlik kurmuş olan büyük servisler tarafından kolayca gerçekleştirildiğini açıklamaktadır. Bu tip işlerin çift taraflı ajanlar tarafından gerçekleştirildiklerini ve MOSSAD’ın terör manipülasyonunun ustası olduğunu inandırıcı biçimde anlatmaktadır. Yine aynı kitapta, -diğer birçok araştırmacının ve terör uzmanının açıklamaları ile uyumlu biçimde- Al Kaida denen örgütlenmenin bir etiket olduğu, merkezi bir denetimden ve yönetimden yoksun bu örgütlenmenin içinde CIA’nın eski kiralık askerlerinin kaynadığı anlatılmaktadır. (Andreas von Bülow, CIA och 11 September, Ungern 2004) Ve bu son bilgi yukarıdaki paragrafta ifade edilmiş olan en az 43 farklı ülkeden onbinlerce müslümanın CIA’nın eğitim kamlarından geçtikleri gerçeğiyle de tam bir uyum içerisindedir. Bunların (eski CIA yetiştirmelerinin) birçoğu halen bilinçli olarakta CIA için çalışmaktadırlar.

 

“Yine herkesin bildiği ve Bülov’un da üzerinde durduğu gerçeğe göre, ekiden “özgürlük savaşcıları” olarak adlandırılan bu CIA yetiştirmeleri artık “terörist” olarak anılmaya başlanmışlardır. Çünkü, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından ve Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra dünyanın tek egemeni olma hakkını kendisinde gören askeri- endüstri komplekslerin ve enerji tekellerinin Amerikası, işgaledeceği enerji kaynakları ve yolları için bir gerekçeye, düşmana gereksinim duymuştur. O “düşman” veya yaratılan yeni hayalet bizzat CIA ve kardeş servisler tarafından beslenip büyütülmüş olan denetim altındaki “TERÖR”den başka birşey olmamıştır...

 

“Andresa von Bülov’un “CIA ve 11 Eylül” adını taşıyan kapsamlı araştırmasında da “uçakların uzaktan radyo ile yönlendirildiği” iddiası teknik bilgilerle birlikte inandırıcı biçimde yeralmaktadır. Almanya’da 1980- 82 yıllarında teknoloji ve araştırma bakanı olarak görev yapmış Bülov’un anlatımıyla, keskin dönüşler yaparak “İkiz kuleler”e birbiri ardından çarpan sözkonusu dev Boing 757 ve 767 uçaklarına başka türlü bu manevrayı yaptırabilmek teknik olarak olanaksızdır...

İngiliz hava kuvvetleri sözkonusu uzaktan yönetim tekniğini 1950’li yıllardan itibaren geliştirmişlerdir. Teknik daha sonra, 1970’li yıllarda bir Pentagon organı olan Defense Advanced Research Projets Agency (DARPA) tarafından daha da geliştirilmiş ve uçak korsanlarına karşı bir savunma sistemi olarak büyük yolcu uçaklarına da monte edilmiştir. Bu teknik sayesinde kaçırılan yolcu uçaklarının yerden yönlendirilerek alanlara kolayca indirilebilmeleri sağlanmaktadır. Yine aynı teknik kaçırılan uçakların pilot kabinelerindeki tüm konuşmaları dinleme olanağı verdiği gibi, pilotun veya korsanın uçağı yönetmesini de engelleyebilmektedir. Bu teknikle uçağı dışarıdan yönlendirmek, radyo dalgaları ile yönlendirilen bir model uçağı yönetmekten daha zor değildir. Ve bu teknikle aynızamanda dört uçak birden yönlendirilebilmektedir. Zaten 11 Eylül günü de dört uçak kaçırılmıştır... Andresa von Bülov, Pentagon’a uçak çarpmadığı gerçeğini de araştırmasında yinelemektedir. Ve Bush yönetiminin anlatımlarının yalan olduğu ile ilgili kanıtlar uzayıp gitmektedirler. Sözkonusu aynı kanıtlar CIA’yı veya CIA içinde bir kliği işaret etmektedirler.

 

"Sonuçta tüm izler CIA içinde bir güce, ortağı MOSSAD’a ve aynı günlerde Washinton’da olan Pakistan servisinin başına doğru uzanmaktadır. İkiz kulelerin yıkılması, ABD toplumunda ve halka halka genişleyen bir etki ile öncelikle Batı merkezlerinde panik havası yaratılmasına yardımcı olmuştur. Bu panik psikolojisi ile elde edilen kazanç ise, ABD’nin üç askeri üs ile Asya’nın göbeğindeki Afganistan’a, enerji yolları üzerine ve Orta Asya’nın arka kapısı konumundaki Basra’ya, zengin petrol yatakları üzerindeki Irak’a yerleşmesidir... Yaratılan panik havası, Pearl Harbor baskını sonrasında yaşanmış olanla karşılaştırılmaktadır. Bu durum şühesiz Bush kliğinin ve bu kliğin gerisinde duran enerji tekellerinin, Yedi Kızkardeşler Kulübü’nün işine yaramıştır... Yine ABD aynı rüzgarı arkasına alarak -kuzey Irak egemenliğinin diğer ayağı olan- Kafkaslar üzerinde de giderek artan ölçülerde göreceli bir egemenlik kurabilmeyi başarmıştır. Ve bu kanlı egemenliğini halen yerleştirmeye ve kalıcılaştırmaya çalışmaktadır... Bu nedenle “teröre karşı savaş”ın sürmesi, dolayısıyla Batılı merkezlere yönelik terörün sürmesi gerekmektedir... Bunu isteyen Al Kaide değildir. Al Kaide adını kullananlardır. Bunu isteyen uluslarüstü enerji tekelleri, askeri- endüstri kompleksler ve bu güçlerin iktidara oturttukları W Bush gibi politikacılardır.” (bak: Londra’da patlayan bombalar, hem “bağcıyı dövüp” hem de “üzümü yiyenler”, yalanlar ve “evlere şenlik” yorumlar     , http://www.sinbad.nu/ramazanhediye.htm )

 

BARBARA OLSON’UN YAKALANMIŞ OLMASININ SÖZKONUSU 11 EYLÜL 2001 PROVOKASYONUNA NE ÖLÇÜDE IŞIK TUTABİLECEĞİNİ ABD’DEKİ DEMOKRASİ GÜÇLERİNİN, DEVLET AYGITINDAKİ BUSH ALEYHTARLARININ VE DÜNYADAKİ DEMOKRATİK GÜÇLERİN ÇABALARI BELİRLEYECEKTİR. AKSİ TAKTİRDE OLSON’UN YENİDEN VATİKAN PASAPORTU İLE CENNETİNE GERİ DÖNMESİ VE OLAYLA İLGİLİ DOSYALARIN KENEDY DOSYALARI GİBİ KAPATILMASI OLASIDIR... YİNE DE HERŞEYE KARŞIN, İKTİDAR AMAÇLI, GÜÇ VE TALAN AMAÇLI KANLI KARANLIK KOMPLOLARIN EMPERYALİST SİSTEMİN AYRILMAZ PARÇALARI OLDUKLARI İNSANLARIN BİLİNÇLERİNDE GİDEREK DAHA FAZLA AYDINLIĞA KAVUŞMAKTADIR... VE UNUTULMAMALIDIRKİ, AYNI TİP YALANLARLA, KOMPLOLARLA TÜRKİYEDEKİ MEVCUT İKTİDARIN YOLU AÇILIRKEN, “SOL” HAREKET DENEN ŞEY DE, İÇİNDE BULUNDUĞU KARANLIK AÇMAZA SÜRÜKLENMİŞTİR. VE SÖZKONUSU "SOL", SIRTINDAKİ AĞIR YALAN KAMBURLARI İLE DOĞRULUP İLERİYE ATILAMAMAKTADIR...

 

3 Ekim 2005

yusufk@telia.com

 

 

Barbara Kay Olson ile ilgili haberlerden bazıları:

 

- 11 Eylül'de ölmüştü Almanya'da tutuklandı, 03 Ekim 2005 Pazartesi http://www.yenisafak.com.tr/d06.html 

 

- This article comes fromTom Flocco.com, http://www.tomflocco.com/ 9-11 crash victim Barbara Olson arrested in Europe Date: Thursday, September 22 Topic: 9/ 11 Investigations, http://www.tomflocco.com/fs/OlsenArrested.htm

 

- Wife of Solicitor General alerted him of hijacking from plane, September 12, 2001 Posted: 2:06 AM EDT (0606 GMT) http://archives.cnn.com/2001/US/09/11/pentagon.olson/

 

- In Memoriam. Barbara Olson 1955-2001., http://www.regnery.com/authors/bio_barbaraolson.html

 

- The Mother of All Lies About 9/11
Barbara Olson's "Phone Call" From Flight 77
Copyright Joe Vialls, 27 March 2002 Ted Olson in his Washington Office
Click here for big picture  http://www.geocities.com/subliminalsuggestion/olson.html

 

Barbara Olson, R.I.P.
Mourning the loss of a contributor, adviser, and friend. R.I.P.

By NR Editors, from “The Week”
October 1, 2001, issue http://www.nationalreview.com/01oct01/week100101.shtml  

 

- Barbara Olson

From Wikipedia, the free encyclopedia. http://en.wikipedia.org/wiki/Barbara_Olson

See Casualties of the September 11, 2001 attacks.

 

http://www.sinbad.nu/