Yusuf Küpeli, Bayramı yaşayamıyan açlar ve yarı-açlar, işsizler, yiyici duyarsız sahtekar yalancı yöneticilerin ihanetleri nedeniyle en ufak bir doğal felakette bile yaşamlarını ve tüm varlıklarını yitirenler, ülkelerin doğal kaynaklarını elegeçirmek amacıyla en modern silahlarla saldıran emperyalist merkezlerin kurbanları olanlar, ve henüz sosyal bir varlık olma özelliklerini ve insani duyarlılıklarını yitirmemiş olanlar için bayram kutlamasının bir anlamı varmı? Var mı?

Türkiye’de ve dünya da İslam inancına sahip onmilyonlarca, milyarlarca insan geleneklere uygun olarak bayram kutlayacak olsa da, böyle bir dünya da ve Türkiye’de kaç kişi gerçekten bayramı yaşayabilmektedir? Eğer anlatıldığı, yazılıp çizildiği gibi bayram, bireyler için sosyal anlamda bir mutluluk kaynağı, kötülüklerin unutulduğu bir sevinç ve kaynaşma günü ise, Türkiye’de ve diğer halkı müslüman olan ülkelerde, örneğin Afganistan’da, örneğin Irak’ta, örneğin Filistin’de, örneğin daha dün yıkılmış olan Gazze’de, Örneğin -yöneticilerinin ihanetleri nedeniyle- sel felaketlerinde insanların yokolduğu Türkiye’de, yoksulluğun, açlığın, hastalıkların, köle ticaretinin, çocuk askerlerin, doğa yıkımının kol gezdiği bir dünyada, kim nasıl ve hangi bayramı kutlayacak?

(...) Bu bir kehanet değildir… Hassaslaşmış duyguları ile de görebilenler, herhangi bir derin ulusal ve uluslararası kriz anında, Türkiye toplumunun...

(...) Yine de herşeye karşın, bu son söylenenlerin hatalı olmasını umarak, toplumda bayramı kutlayabilecek gücü kalmış olanların bayramlarını kutlar, felaketlerde yakınlarını yitirmiş olanlara ise başsağlığı, sabır ve umut dileriz...

Bayramın tarihi kökü hakkında birkaç söz söylemek gerekirse...

 

Bayramı yaşayamıyan açlar ve yarı-açlar, işsizler, yiyici duyarsız sahtekar yalancı yöneticilerin ihanetleri nedeniyle en ufak bir doğal felakette bile yaşamlarını ve tüm varlıklarını yitirenler, ülkelerin doğal kaynaklarını elegeçirmek amacıyla en modern silahlarla saldıran emperyalist merkezlerin kurbanları olanlar, ve henüz sosyal bir varlık olma özelliklerini ve insani duyarlılıklarını yitirmemiş olanlar için bayram kutlamasının bir anlamı varmı? Var mı?

 

Türkiye’de ve dünya da İslam inancına sahip onmilyonlarca, milyarlarca insan geleneklere uygun olarak bayram kutlayacak olsa da, böyle bir dünya da ve Türkiye’de kaç kişi gerçekten bayramı yaşayabilmektedir? Eğer anlatıldığı, yazılıp çizildiği gibi bayram, bireyler için sosyal anlamda bir mutluluk kaynağı, kötülüklerin unutulduğu bir sevinç ve kaynaşma günü ise, Türkiye’de ve diğer halkı müslüman olan ülkelerde, örneğin Afganistan’da, örneğin Irak’ta, örneğin Filistin’de, örneğin daha dün yıkılmış olan Gazze’de, Örneğin -yöneticilerinin ihanetleri nedeniyle- sel felaketlerinde insanların yokolduğu Türkiye’de, yoksulluğun, açlığın, hastalıkların, köle ticaretinin, çocuk askerlerin, doğa yıkımının kol gezdiği bir dünyada, kim nasıl ve hangi bayramı kutlayacak?

 

Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde yirmisi için zaten hergün bir çeşit bayram durumundadır ve bu nedenle onlar için bayramın bir anlamı yoktur. Bayramın anlamını kavramaktan yoksun bu grubun politik temsilcileri, örneğin Beyaz Saray’ın efendileri, yine de derin bir ikiyüzlülükle, varlıklarını talan edip canlarını aldıkları Müslüman halkların ”bayramlarını” kutlayacaklardır… Diğerleri, dünya nüfusunun yüzde sekseni ve bunlar arasında en ağırlıklı bölümü oluşturan Müslüman halklar ise, içine sürüklenmiş oldukları felaketler, yoksulluk, açlık, kaos, cinayetler, yıkımlar bataklığında derece derece daha derine batmayı sürdürdükleri için, bayramı gerçek anlamda kutlamıyacak olsalarda, geleneği sürdürmeye çalışacaklardır. Sürdürmeye çalışacaklardır ama, gerçekten bayramı kutlayabileceklermidir?

 

Geçen yıllarda olduğu gibi büyük kültür adamı pozlarında, ağzını yaya yaya, “Kültür erezyonu oluyor, bunun adı ’şeker bayramı’ değil, ’ramazan bayramı’!”, diye olağan saldırgan konuşmalarını sürdüren; tek ayak üzerinde kırk yalan kıvıran; dere yataklarına ruhsat verip binlerce insanın felaketine yolaçmasına karşın, utanmadan ”çevreci” pozlarda ozon tabakasından, küresel ısınmadan sözederek zeytinyağı gibi suyun üzerine çıkmaya çalışan; ve gelen yeni felaketler ve yalanlarla yakın geçmişte olanları unutturma politikası izleyen; her türden rüşveti politikanın temel silahı haline getirerek felaketleri toplumun doğal bir parçası durumuna taşıyan yöneticilerin elinde tüm inançlarını yitirmiş ve şaşkına döndürülmüş Türkiye toplumu için bayram ne anlam taşımaktadır? Ve bu arada hemen belirtmek gerekir ki, eğer Türkiye’de bir kültür erezyonu, kirliliği var ise, ki vardır, bunun ilk belirtilerini, mevcut yöneticilerin görünümlerinde farketmek mümkündür. Toplumda geçmiş yüzyıllara dönük bir görüntü kirliliği yaratan sıkmabaşlı garip görünüşlü eşleriyle, geriliklerini ve sevgisizliklerini yansıtan sahtekarlık yüklü yüz ifadeleriyle, yeraltı dünyasının tetikçilerine özgü tavır ve konuşmalarıyla ekranların karşısında gözüken politik yöneticiler, mevcut kültür erezyonunun en belirgin örnekleridirler…  

 

Bu ölçüde değersiz, düzeysiz ve dolandırıcı tiplerin Türkiye toplumunun başına bela edilmesi, soygunun, talanın ve emperyalist merkezlere bağımlılığın sürmesi amacıyla onyıllardır uygulanan karşı-devrimci politikaların bir sonucudur. Halkın aydınlanmasını engellemek için onyıllardır hertürlü çağdışı geriliğin topluma pompalanmış olmasının bir sonucudur. Toplumun düzeyinin düşürülmesi amacıyla hertürlü çabanın gösterilmiş olmasının bir sonucu olarak, süreç içinde tüm insani değerler erezyona uğramakta, her insancıl değer ve gelenek derece derece anlamını yitirmekte, insanlar her türden olumlu toplumsal inançlarından ve toplumsal bağlarından koparak yavaş yavaş artan ölçülerde anti-sosyal varlıklar haline dönüşmektedir. Artan ekonomik uçurumlarla birlikte bu tersine kültürel gelişmeninde bir sonucu olarak, kriminalite, suçluluk oranları, sağdan sola politik yelpazede hertürlü örgütsel ve bireysel yalan hızla yükselmektedir. Toplum, iğmesi artan bir hızla atomlarına ayrılmakta, giderek birlikte varolma motivasyonunu daha fazla yitirmektedir. Kriminal örgütlenmeleri, hatta politik maskelerle kriminal örgütlenmeleri yükselten bu durum, gelecekte yaşanabilecek korkunç kanlı kaosların bir işareti olarak gözükmektedir.

 

Bu bir kehanet değildir… Hassaslaşmış duyguları ile de görebilenler, herhangi derin bir ulusal ve uluslararası kriz anında, Türkiye toplumunun, özellikle denetimsiz olarak büyüyen kentlerde Türkiye toplumunun, başta İstanbul olmak üzere büyük kentlerde Türkiye toplumunun, korkunç kanlı bir boğazlaşmaya, talana ve yağmaya sürüklenebileceğini şimdiden hissedebilir. Kriz, devrimci bir dönüşüme değil, sonu trajik yıkımlarla sonuçlanacak kanlı karanlık bir kaosa, talana yolaçabilecektir ve bu karanlık gelecek şimdiden görülebilir, hissedilebilir…

 

Yine de herşeye karşın, bu son söylenenlerin hatalı olmasını umarak, toplumda bayramı kutlayabilecek gücü kalmış olanların bayramlarını kutlar, felaketlerde yakınlarını yitirmiş olanlara ise başsağlığı, sabır ve umut dileriz...

 

Bayramın tarihi kökü hakkında birkaç söz söylemek gerekirse... İslam inancına göre, Hicri takvimin dokuzuncu ayı olan Ramazan’da, “insanlara yol göstermesi için Kuran ilk kez yollanmıştırKuran’ın en uzun ve 2nci Sûresi olan Bakara Sûresi’nin 185nci ayetinde, “Ramazan ayı insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kuran’ın indirildiği aydır...” diye yazılmaktadır. Sünni İslam inancının iki büyük bayramından birincisi, Ramazan ayının ve bu ay boyunca süren orucun sonbulmasıyla başlayan “şeker bayramı” olmaktadır. Arapça aslında adı Id al-Fitr (al-Id as-Saghir; Küçük Bayram) olan bu kutlama, Hicri takvimin onuncu ayının veya Şavval ayının ilk üç günü boyunca sürmektedir. Bu günde özellikle çocuklara armağanlar verilmektedir. Id, sözcüğü arapça da bayram anlamına gelmektedir... Id al-Adha (al-Id al-Kabir; Büyük Bayram) ise türkçe de bildiğimiz Kurban Bayramı olmaktadır. Geleneğin kökü, Eski Ahit’e, Musa’nın Birinci Kitabı’na uzanmaktadır... (daha geniş bilgi için bak: Hedefteki Müslüman Halklar ve İslam ; 7- Sünni İslam'ın ilk üç ana kolu: Maliki, Hanefi, Şafi okulları üzerine kısa notlar )

 

Yusuf Küpeli

19 Eylül 2009

http://www.sinbad.nu/