ÖNEMLİ  TÜRKLER,  ÖNEMSİZ  TÜRKLER

 

Rahmi Yıldırım rahmiyil@ttnet.net.tr

 

Adam köyünü bırakıp  kente göç etmiş. Cebi para tutunca gecekondudan apartman katına çıkmış.  Kentli olunca köyünü unutanlardan değil. Köydeki ablasına haber yollamış, yeğeni Durmuş’u göndersin diye. Maksadı hem yeğeniyle hasret gidermek hem de Durmuş’a biraz şehir hayatını göstermek.

Durmuş, dayısının evine gelmiş. Salona yer yatağı yapmışlar. Yol yorgunu Durmuş hemen uyumuş. Gecenin bir yarısı şiddetli karın ağrısıyla uyanmış. Ayak yoluna çıkması lazım, neresi olduğunu bilmiyor. Dayısını yengesini uyandırıp sormaya da utanmış.

Sonunda aklına geleni yapmış. Salonun bir köşesindeki kaktüsü köküyle toprağıyla saksıdan çıkarmış, hacetini giderdikten sonra kaktüsü yeniden saksıya yerleştirmiş. Ertesi gün de bir bahane uydurup köyüne dönmüş.

Aradan iki ay geçmiş. Dayı kendisini köye dar atmış, yeğeninin yakasına yapışmış:

- Durmuş, nereye sıçtıysan çabuk söyle.  İki ayda dört ev değiştirdik, yine de kokusu gitmedi.

 

İstanbul’da toplanan NATO zirvesi  ve ABD Başkanı Bush’un Ankara ziyareti de biraz Durmuş’un hikâyesine benzedi.

Gerçi  Bush, bizim Durmuş gibi salonun orasına burasına etmedi. Haberi okuduğumda bizim gazetelerin uydurması sanmıştım, ama doğruymuş. Bush, Türkiye’ye lazımlığını da getirmiş; tersini memleketimizde bırakmamış. Amerikalı uzmanlar Başkan’ın tersini inceleyeceğimizi, Bush’un  vücut yapısına  uygun biyolojik ve kimyasal maddeler üreteceğimizi sanıp vesveseye kapılmışlar. Nerden bilsinler,  bizim  değil kazurattan kimyasal silah üretmeyi, kazuratı etrafa zarar vermeden toplamayı ve deşarj etmeyi bile henüz  layıkıyla beceremediğimizi.

Yani Bush’un lazımlık getirmesine gerek yoktu. Köyde harman yerinde döven sürenler bilir. Döveni çeken sarı öküzün tersi geldiğinde hemen tahta bir lazımlık yetiştirilirdi. İşte bunun gibi, medyada, siyaset ve iş dünyasında, Bush’un  tersi geldiğinde, lazımlık niyetine ağzını Bush’un mabadına yapıştıracak mebzul miktarda müptezel zaten mevcut idi. Zaten, Bush daha gelmeden memleketin içine etmeyi becerdiyse, biraz da bu yerli müptezellerin sayesindedir...

 

Bush gelecek, NATO zirvesi toplanacak  diye alınan sözüm ona güvenlik önlemleri de bu müptezellere bayram şekeri gibi geldi. Nerdeyse sıkıyönetim ilan edildi. Ankara’da İstanbul’da yollar trafiğe kapandı, insanların evlerine sokaklarına izinsiz girip çıkmaları yasaklandı. Kuyuya düşen çocuğun kurtarılması için bile itfaiyenin yasak bölgeye girmesine izin verilmedi, çocuk öldü gitti. Yani ortalıkta bir misafir ağırlamanın tatlı telaşı değil, köye baskın veren çete başının yarattığı korku ve tedirginlik, çete başına yaranma çabası vardı.

İstanbul’da Galatasaray Üniversitesi’nde bir toplantı düzenlenmiş. Amerikan Başkanı Bush, önemli Türklere konuşacak. Gazeteler, “Bush önemli Türklere konferans verecek” diye yazınca kim bilir, ne kadar “önemli” olduklarını bir kez daha duyumsayıp mutlu olmuşlardır.

Önemli Türkler, konferans komitesinin bildirdiği saatte üniversite bahçesinde toplandılar. Önemli Türklerden Mehmet Barlas’ın yazdığına göre tam 312 kişiydiler. Güneş altında bekliyorlar. Aradan saatler geçiyor Bush görünürlerde yok. Böylece 3 saate yakın bir zaman geçiyor. Beklemekten gına gelip dışarı çıkmak isteyen olduysa da  izin yok. Gerekçe Bush’un güvenliği.

Neyse, Bush geliyor. Bir saate yakın kafa ütüledikten sonra önemli Türklerle tokalaşmak için kürsüden iniyor. Önemli Türkler Bush ile tokalaşmaya mecburlar. Çünkü konferans bitiminde çıkıp gitmelerine de izin yok. Zaten onların da Bush ile tokalaşmadan, el sıkışma anını fotoğraflamadan gitmeye niyetleri yok.

Tokalaşma sırasında bekleşenler arasında Devlet Bakanı Beşir Atalay da var. Esenboğa hava limanında Bush’u karşılayıp tokalaşması yetmemiş, bir kez daha el sıkışacak.  Sağ eli tokalaşma için hazır, sol eli ise belki biraz da kalabalığın etkisiyle hafif geride. Bu durum Bush’un  birkaç adım önünde konukları inceleyen koruma görevlisinin gözünden kaçmıyor. Tam Atalay'ın önünde duruyor ve sol elini göstermesini istiyor. Devlet Bakanı Beşir Atalay da kısa bir şaşkınlığın ardından sol kolunu havaya kaldırıp korumaya gösteriyor. Bush ile tokalaşacak zevatın el kontrolü de güvenlik amaçlıymış.

Önemli Türklerin kendi memleketlerinde bu zilleti normal saymalarına, medyadaki Bushperestlerin “tarihi konuşma” diye kaside yazmalarına yorum getirmeye çalışmak boşuna.

 

Önemsiz Türklerin Bush’u nasıl karşıladıklarına gelince.

Ankara’da Bush’un gelmesine yakın saatler. Önemsiz Türk bürosunda işini bitirmiş, otobüse binip evine gidecek. Otobüs şehirler arası  Konya yoluna sapacak, fakat polis barikat kurmuş. Gerekçe Bush’un güvenliği. Otobüs şoförü pusulasını yitirmiş kaptan gibi rastgele sokaklara girip çıkıyor. Otobüsteki bir önemsiz Türk’ün tepesi atıyor:

“İstemeyerek elini kana bulamış insanlardan özür dilerim. Dünyayı kana bulayan bir katilin yüzünden kendi memleketimizde düştüğümüz rezilliğe bakın!” diye söyleniyor. Otobüsteki öteki önemsiz Türklerden ses yok.

Önemsiz vatandaş, tepkisine yanıt gelmeyince daha da öfkeleniyor.

“Dünyayı kana bulayan katile misafir diye hürmet edenler utansın!” diye yeniden söyleniyor. Otobüsteki öteki önemsiz Türkler yine sessiz.

Öfkeli önemsiz Türk, “Katili misafir diye çağıranlara oy verenler de utansın!” diyorsa da nafile.

Otobüs bir kavşağa geliyor, artık ara sokaklardaki kavşaklar da tutulmuş. Öfkeli önemsiz Türk otobüsten inip polislerle tartışmaya başlıyor.

“Yahu gelen bir katil. Beni korumanız gerekirken katili koruyorsunuz. Bir katil için, evime gitme hakkımı kısıtlıyorsunuz.  Polis kardeşim, senin maaşın düşükse, emekçinin ücreti eriyorsa IMF’nin ve onun patronu katil yüzünden”

Öfkeli vatandaş ne dese boşuna. Polis yol vermiyor. Vatandaşın seyahat hürriyetini kısıtladığına dair bir tutanak tutmayı da kabul etmiyor. Kavşakta biriken bazı önemsiz Türkler, öfkeli vatandaşı alkışlıyorlar. Vatandaş, “Bush’a karşı gündüz yapamadığımız yürüyüşü  şimdi yapalım. Anayasa’da yazılı seyahat hürriyetimizi kullanalım. Evimize gitme hakkımızı kullanalım” diyerek  yürümeye başlıyor, polis engellemiyor, fakat kimse peşinden gitmiyor.

Vatandaş tek başına yürüyor, 200 metre ilerdeki kavşakta yine polisler. Öfkeli vatandaş bu kez eski bir jandarma subayı olduğunu belirterek, polislere, aldıkları güvenlik önleminin akıl dışı  olduğunu anlatmaya çalıştıysa da boşuna.

Bu arada polisin yayalara engel olmadığını gören öfkeli vatandaş, “Yayalar sukast yapamaz mı? Çantamda bomba var. Bu yoldan geçerse üzerine atacağım” diyerek yürümeye devam ediyor.

Kavşağı tutan polis telsizle başka bir ekip çağırıyor. Gelen ekibin son derece nazik davranması,  “Beyefendi çantanıza bakmamıza bile lüzum yok. Sizi anlıyoruz, ama yapacağımız bir şey yok. Lütfen bize yardımcı olun!” diye yalvarması, öfkeli vatandaşı bir parça sakinleştiriyor.

Trafiğe kapatılan şehirler arası yol 3 saat sonra açılıyor. Vatandaş nihayet evine ulaşıyor. Televizyonu açıyor. Televizyonda bir haber : Trafiğe kapatılan yollarda çocuklar oyun oynuyor, gençler halay çekiyor, yaşlılar kafa dinliyorlar !

Öfkeli vatandaş televizyona tekme atacak, evin hanımı engelliyor.

Sonuçta Bush gitti, geride yarattığı öfke kaldı.

Burası Türkiye !

 

Rahmi Yıldırım

            2 Temmuz 2004

 

http://www.sinbad.nu/