Bolivar’dan Chávez’e Latin Amerika, ABD’nin Latin Amerika’ya müdahaleleri, ABD’nin dünyadaki müdahalelerinden bazı örnekler, emperyalist saldırganlıkların emrinde bilim dışı jeopolitik “teori”leri, Venezuela halkına yönelik emperyalist saldırı ve ABD’nin nükleer, biyolojil  ve kimyasal savaş suçlarından bazı örnekler 

 

Dominik Cumhuriyeti, Meksika, Pancho Villa, Woodrow Wilson, Brezilya, Guyana ve Surinam, Panama ve Noriega, Grenada

(...)Dominik Cumhuriyeti, 1916- 24 yıllarında ABD’nin işgaine uğrayacaktı. Sözkonusu ABD işgali sırasında ABD’de deniz piyadesi eğitimi görmüş olan Rafael Trujillo (1891- 1961), 1930 yılından, CIA tarafından öldürüleceği 30 Mayıs 1961 gününe dek, 31 yıl, Dominik Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanı olacaktı...

(...) Brazilya’da askerler, daha doğrusu generaller, 1889 ayaklanmasından beri ülkenin politik yaşamında aktif rol oynamışlardır. ABD emperyalizminin bölgedeki hegemonyası ile bütünleşen sözkonusu rolün Brezilya halkı için olumlu sonuçlar doğurduğu söylenemez.

(...) CIA’nın devrede olduğu PPP’ye yönelik sözkonusu operasyon sırasında, “People’s Progressive Party” (PPP) bölünmüştür.  İngiltere eğitimli bir siyah olan Forbes Burnham, partiyi terketmiştir. Parti (PPP) içindeki Afrika kökenlilerin çoğunluğu, Forbes Burnham’ın peşinden gitmiştir. Parçalanan PPP’den, Forbes Burnham liderliğinde ve çoğunlukla siyahlardan oluşan, “Halkın Ulusal Kongresi” (“People’s National Congress”, PNC) adındaki tutucu ve Washington-Londra bağlantılı parti doğmuştur... Sınıf mücadelesinde, satınalma ve ihanet operasyonlarında deri rengi değil, düşünce ve karakter yapısı, bilinç rol oynamaktadır...

(...) Noriega, Omar Torrijos’a gösterdiği sadakat sonucu yükselmiş, gizli polisin (bazı kaynaklarda, askeri istihbaratın) şefi konumuna gelmiş bir kişilikti... Kısacası Noriega, Meclis’e kabulettirmiş olduğu “hükümetin baş uygulayıcısı” statüsü ile resmi olmayan bir cumhurbaşkanı haline gelmişti...

(...) Grenada Adası, 7 Şubat 1974 günü bağımsız bir devlet olmuştu. Aynı ada da, 1979 yılında, sol eğilimli kansız bir darbe gerçekleşmişti. Maurice Bishop liderliğinde Halkın İhtilalci Hükümeti (People’s Revolutionary Government, PRG) kurulmuştu.

-Dominik Cumhuriyeti, Meksika, Pancho Villa

-Brezilya

- Guyana ve Surinam

- Panama ve Noriega

- Grenada

 

Brezilya, Guyana ve Surinam, Panama ve Noriega, Grenada

 

Yusuf Küpeli

 

-Dominik Cumhuriyeti, Meksika, Pancho Villa

-Brezilya

- Guyana ve Surinam

- Panama ve Noriega

- Grenada

 

-Dominik Cumhuriyeti, Meksika, Pancho Villa, Woodrow Wilson

 

Daha ayrıntılı anlatacağım bazı olaylar dışında kısaca özetleyecek olursak... Dominik Cumhuriyeti, 1916- 24 yıllarında ABD’nin işgaine uğrayacaktı. Sözkonusu ABD işgali sırasında ABD’de deniz piyadesi eğitimi görmüş olan Rafael Trujillo (1891- 1961), 1930 yılından, CIA tarafından öldürüleceği 30 Mayıs 1961 gününe dek, 31 yıl, Dominik Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanı olacaktı... Dominik Cumhuriyeti, 1965- 66 yıllarında yeniden ABD işgaline uğrayacaktı... ABD, Dominik Cumhuriyeti’nin batısındaki yoksul Haiti Cumhuriyeti’ni 1915 yılından 1934 yılına dek işgal altında tutacaktı. Bu yıllar boyunca ABD, Haiti’den çok önemli ticari ayrıcalıklar elde edecekti. ABD deniz piyadeleri 1994 yılında yeniden Haiti’ye girecekler ve darbe ile devrilmiş olan hükümeti restore edeceklerdi...

 

İçinde Emiliano Zapata (1879- 1919) ve Pancho Villa (1878- 1923) gibi ihtilalci yoksul köylü liderlerinin yeraldıkları inişli-çıkışlı ve oldukça kaotik kanlı bir süreç olan Meksika ihtilali (1910- 20) sırasında ABD başkanı Woodrow Wilson (1856- 1924), 21 Nisan 1914 günü, Atlantik’te, Meksika Körfezi’nde bulunan Meksika’nın en büyük limanı Veracruz’a deniz piyadelerini sokacaktı. ABD güçleri, 14 Kasım 1914 gününe dek kenti işgal edeceklerdi... ABD başkanı Woodrow Wilson, bir büyük toprak sahibinin oğlu olan sağcı politikacı Venustiano Carranza’yı (1859- 1920) destekleyecekti. Carranza, 1 Mayıs 1917’den Aralık 1920’ye dek yeni Meksika Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı olacaktı. ABD’nin isteğine uygun olarak O, I. Dünya Savaşı sırasında tarafsızlık politikası izleyecekti.. Woodrow Wilson, -eğitimsiz ama sonderece zeki- yoksul köylü lideri Pancho Villa’yı yakalaması için 1916 baharında Meksika içlerine, General John Joseph Pershing (1860- 1948) komutasında askeri birlik yollayacaktı. Yine hemen belirtmekte yarar var... Yeni kurulmuş olan ABD hava gücüne ait askeri amaçlı bir uçak, tarihte ilk kez, Pancho Villa’nın yoksul köylü ordusuna karşı askeri operasyonlar için kullanılacaktı. ABD’nin askeri uçağı, Pancho Villa güçlerine havadan bombalar yağdıracaktı ama, pek başarılı olamayacaktı..... Pershing, daha önce, ABD’nin “Hintli” (“Indian”) denilen yerli halkına karşı savaşmış birisiydi... Kısacası Woodrow Wilson, Nisan 1917’de Almanya’ya karşı savaş ilanederek I. Dünya Savaşı’na resmen girmeden önce, Meksika’ya asker sokarak, köylü ayaklanmasının bastırılmasına yardımcı olarak işe başlamıştı... Pershing, Avrupa’ya yollanan ABD birliklerinin komutanı olacaktı...

 

-Brezilya

 

Resmi adı Brezilya Federal Cumhuriyeti olan ülkenin nüfusu, 2019 yılı itibariyle, yani günümüzde, 212 milyonu geçmektedir. Coğrafi olarak Latin Amerika’nın neredeyse yarısını kaplayan devasa büyüklükteki ülkenin yüzölçümü, 8 milyon 511 bin 967 kilometre karedir. Ülke, 1988 yılında kabuledilen yeni anayasa ile Cumhurbaşkanlığı sistemine geçmiştir. Federal bir cumhuriyet olan ülke de, Cumhurbaşkanı, hem devletin ve hem de hükümetin başı konumundadır. Ülke de, 513 üyeden oluşan bir temsilciler meclisi ve 81 üyeden oluşan senato bulunmaktadır. Ülkenin resmi dili portekizcedir. Ülke nüfusunun yüzde 70 kadarı Roma Katolik Kilisesi’ne bağlı iken, halkın yüzde 19 kadarı Protestan inancındandır...

 

Brezilya’da Portekiz koloniyalizmine karşı ilk önemli başkaldırı, Tiradentes olarak tanınan Jaquim José da Silva Xavier (1748- 92) önderliğinde 1789 yılında yaşanmıştır ve başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Ulusal kahraman olarak anılarda yaşıyacak olan Tiradentes, Portekiz sömürge yönetimi tarafından idam edilmiştir. Daha önce de ifade edilmiş olduğu gibi, 7 Eylül 1822 günü bağımsızlığına kavuşmuş olan Brezilya, birsüre monarşi ile yönetilmiştir. Brezilya’nın son imparatoru olan II. Pedro’nun (1825- 91; yönetimi, 1831- 89) askeri bir ayaklanma ile tahtından indirilmesinin ardından, 1889 yılında cumhuriyet rejimi kurulmuştur...

 

Brezilya’da askerler, daha doğrusu generaller, 1889 ayaklanmasından beri ülkenin politik yaşamında aktif rol oynamışlardır. ABD emperyalizminin bölgedeki hegemonyası ile bütünleşen sözkonusu rolün Brezilya halkı için olumlu sonuçlar doğurduğu söylenemez. Brezilya, 1942 yılında, ABD’nin, Müttefik güçlerin safında II. Dünya Savaşı’na dahil olmuştur ama, sıcak savaşa girmemiştir. Tarihinde onlarca ayaklanma olan Brezilya’da, 1960’lı yılların başında başlayan ve 1963 yılında gelişen politik kriz, 31 mart 1964’de, CIA tarafından desteklenen asker ve sivil bazı güçlerin hükümete karşı ayaklanmasına evrilmiştir...

 

ABD- CIA desteği ile devrilen Cumhurbaşkanı João Goulart’ın (iktidarı, 1961- 64), en büyük günahı, ülkenin işçi sınıfından yana bazı reformlar gerçekleştirmesi ve 15 Mart 1983 günü petrol endüstrisini millileştirmesi olmuştur. Dış politikasında Çin Halk Cumhuriyeti ve Sovyetler Birliği ile iyi ilişkiler geliştirmeye çalışması, O’nun “komünist sempatizanı olduğu ve komünistlerin hükümete sızdıkları” propogandasının yayılmasına yolaçmıştır. João Goulart’ın ülkede yaptığı reformlar ve dış ilişkileri, yerli faşistlerden çok ABD yünetimini ve CIA’yı ürkütmüştür... João Goulart’ı devirecek darbeye gerekçe oluşturabilmek için, O’nun “komünist olduğu” yalanının yayılmasının ötesinde, ileride Şili darbesi öncesi yapılacağı gibi ve günümüzde Venezuela’da yapıldığı gibi, Brezilya ekonomisine yönelik sabotajlar başlatılmıştır. Sonuçta, enflasyon almış başını gitmiştir...

 

Bir seri olay içinde bazı nirengi noktalarını kaydedecek olursak... Önce, 2000 kadar denizci, 25 Mart 1964 günü, Cumhurbaşkanı João Goulart’ın halkçı reformlarını desteklemek amacıyla Rio de Janeiro’da gösteri yapmışlardır. Donanma komutanı, bu denizcilerin tutuklanmalarını emretmiştir. João Goulart, meclis binasına sığınmış olan denizcilerin tutuklanmaları istemini reddetmiştir... ABD’nin Kennedy yönetimi (1961- 63) ve CIA, 1963 yılında, paramiliter güçlerin yardımı ile João Goulart’ı devirmeye çalışmıştır. Fakat bu çabalar sonuç vermemiştir... Bilindiği gibi, John F. Kennedy, CIA’nın Küba’ya yönelik başarısız 17 Nisan 1961 “Domuzlar Körfezi Çıkartması”nın ardından, 22 Kasım 1963 Cuma günü, saat 12:30 sularında, Teksas-Dallas’da bir süikaste kurban gidip yaşamını yitirmiştir (bak: Kuba devrimi 50. yılını doldururken Kuba tarihinden notlar http://www.sinbad.nu/kubadevr.htm ).

 

Okların büyük ölçüde CIA’yı işaret ettikleri Kennedy süikastinin ardından, ikinci başkan konumundaki Lyndon B. Johnson, ABD’nin 36ncı başkanı olarak Kennedy’nin yerini almış ve 1969 yılının başına dek Beyaz Saray’da kalmıştır... Medeni hakların geriye gittiği, Vietnam’a yeni birliklerin yollandığı, Vietnam’da savaşan ABD güçlerinin asker sayısının 500 bine ulaştığı bu dönemde, Latin Amerika’daki, Brezilya’daki ABD müdahaleleri de tırmandırılmıştır... Kısacası, 1964 yılında Brezilya’da yaşanan ABD müdahaleleri, Teksas kökenli ABD başkanı Lyndon B. Johnson’un onayı ile gerçekleşmiştir...

 

Brezilya’nın ordu kumandanı veya genelkurmay başkanı Castelo Branco, 20 Mart 1964 günü, kuvvet komutanlarına ve öndegelen generallere, “komünizm tehlikesi” olduğu üzerine yazı yollamıştır. Brezilya’nın ABD büyükelçisi Lincoln Gordon, Cumhurbaşkanı João Goulart’ın komünist olduğundan şüphelendiğini söylerken, CIA, askeri darbe için gerekli yerlere yardıma başlamıştır. CIA, João Goulart karşıtı güçlere silah ve benzin-mazot dağıtımı yapmıştır. Brezilya’daki ABD askeri ateşesi Albay Vernon A. Walters, 30 Mart 1964 günü, ABD’nin Dışişleri Bakanlığı’na (State Department) bir telgraf çekerek, Brezilyalı generallerin darbeye hazır olduklarını bildirmiştir.

 

Bazı ordu birlikleri, diğer birliklerle koordineli olmadan, 31 Mart 1964 sabahı erkenden Rio de Janeiro’ya doğru harekete geçmişlerdir... Cumhurbaşkanı João Goulart, 1 Nisan 1964 günü, darbeyi durdurabilme umuduyla Rio de Janeiro’yu terkederek başkent Brezilya’ya (Brasilia’ya) gelmiştir. Hızla gelişen süreç içinde başka ordu birlikleri de darbecilere katılmışlardır. Ertesi gün, 2 Nisan 1964 günü CIA, çektiği telgrafta, Cumhurbaşkanı’nın Uruguay’a kaçtığı yalanını yazmıştır. Aynı gün (2 Nisan), Ulusal kongre, Cumhurbaşkanlığı koltuğunun boş olduğunu ilanetmiş ve Senato başkanı Auro de Moura Andrade’yi ve diğer iki yetkiliyi geçici temsilciler olarak duyurmuştur. Bunlar olurken, Cumhurbaşkanı João Goulart, hala kendisine sadık 3ncü Ordu’nun Porto Alegre’deki karargahında karşı harekatı planlamakta idi (Porto Alegre, Güney Brezilya’daki Rio Grande bölgesinin başkentidir.). Fakat sonunda O, João Goulart, tutuklanma tehlikesi karşısında, bir nakliye uçağıyla ülkeyi terketmek zorunda kalmıştır. João Goulart, aynı yıl (1964), Arjantin’in kuzeyinde, göçmenlik yaşamında hayatını yitirmiştir...

 

CIA ortaklığı ile gerçekleşmiş olan darbenin kesin başarısının ardından, 11 Nisan 1964 günü, General Castelo Branco, Kongre (senato ve temsilciler meclisi) tarafından Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturtulmuştur... Askeri cunta, Ekim 1965’de tüm politik partileri kapatmıştır. Askeri yönetim, 24 Ocak 1967 günü, faşist bir anayasayı adapte etmiştir. Cunta yönetimine karşı 1966- 75 yıllarında bazı gerilla eylemleri ve öğrenci gösterileri olmuştur. Askeri cunta, daha önce anılmış olan Kondor Operasyonu (Operation Condor) çerçevesinde, diğer Latin Amerika diktatörleri ile koordineli olarak ve CIA’dan aldığı destekle, tüm sol hareketlere, ilerici hareketlere, sendikal ve demokratik örgütlenme çabalarına karşı terör estirmiştir... Darbeci askerlerin 21 yıllık iltidarları boyunca beş ayrı general cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturtulmuştur... Ülke, 1979’dan sonra, kontrollu ve göreceli demokratik düzene dönülmeye başlanmıştır. Askeri yönetimin sonu, ancak 1985 yılında gelebilmiştir...

 

- Guyana ve Surinam

 

Resmi dili ingilizce olan bu 214 969 kilometre karelik küçük ülke, kuzeyinde Atlantik Okyanusu, batısında Venezuela, güneyinde Brezilya ve doğusunda Surinam (Dutch Guiana) ile çevrilmiştir. Avrupalılar tarafından yanlışlıkla “Hintli” (“Indian”) olarak adlandırılan yerli halkın dilinde “su ülkesi” ya da “suyu bol ülke” anlamına gelen Guyana’ya, 1500’lü yılların ikinci yarısında Hollandalılar ve daha sonra da diğer Avrupalı göçmenler yerleşmeye başlamışlardır. Kısa süre sonra, 1600’lü yıllarda, Guyana’ya Afrika’dan köleler getirilmeye başlanmıştır... Guyana’da, 1760’lı yıllarda, temel insan hakları için mücadele verilmiştir... Guyana, 1780- 1815’li yıllarda Hollanda’dan kopartılıp İngiliz yönetimi  altına girmiştir. Aynı topraklar, 1831’den itibaren “British Guyanası” olarak anılmaya başlanmıştır. Ülke, İngiliz ve Fransız Guyanası olarak ayrılmıştır... Köleliğin 1834’de kaldırılmasının ardından, şekerkamışı tarlalarında çelıştırılmak üzere ülkeye, Hindistan’dan, Portekiz’den ve Çin’den işçiler getirtilmeye başlanmıştır. Pratikte köle gibi kullanılan bu “işçilerin” çalıştırılma biçimi, 1917 yılında, İngiliz yönetimi tarafından engellenmiştir. Anlaşılan, büyük bir ayaklanmadan korkulduğu için bu karara varılmıştır...

 

Atlantik kıyısında konumlanan Guyana ile Fransız Guyanası arasına sıkışmış ve Brezilya ile de sınırı olan eski Hollanda (Dutch) kolonisi Surinam, 163 820 kilometre karelik çok küçük bir ülkedir ve 25 Kasım 1975 günü “bağımsız” devlet olmuştur. Güney Amerika’nın en küçük bağımsız ülkesi olan Sürinam Cumhuriyeti’nin nüfusu, 2019 itibariyle 600 bine yaklaşmıştır. Surinam dolarının kullanıldığı bu ülkenin resmi dili, Hollanda (Dutch) lisanıdır... Çok sayıda farklı etnik gurubun birarada yaşadığı ülkenin yüzde 48.5 kadarı Hristiyan, yüzde 22.3 kadarı Hindu, yüzde 14 kadarı da İslam inancına bağlıdır. Nüfusun diğer kısmı değişik dinlerdendir veya dinsizdir...

 

Yukarıda adı geçmiş olan Fransız Guyanası’na gelince...  Güney Amerika’nın kuzeydoğusunda, Atlantik kıyısında yeralan bu 83 534 kilometre karelik küçük toprak parçası, batısında Surinam, güneyinde ve doğusunda ise Brezilya ile çevrilmiştir. Avrupa dışındaki bir Fransız departmanı veya Fransız idari bölgesi olan, Avrupa Birliği’nin içinde yeralan ve valuta olarak Euro kullanan ülkenin, 2019 itibariyle nüfusu, yaklaşık olarak 300 bini bulmuştur... Diğer Latin Amerika ülkelerinde olduğu gibi, Surinam’da da, Guyana’da da sınırlı sayıda ABD askeri varlığı bulunmaktadır...

 

Mayıs 1966’da bağımsız devlet statüsüne kavuşmuş olan Guyana, 23 Şubat 1970’de -İngiliz Milletler Topluluğu (Commonwealth) içinde- bağımsız cumhuriyet olmuştur... Başkenti Georgetown olan Guyana Cumhuriyeti’nin nüfusu, 2019 itibariyle 800 bine çok yaklaşmıştır. Ülke’de, resmi dil olan ingilizceden başka on kadar farklı yerel dil konuşulmaktadır. Ülke nüfusunun yüzde 39.8 kadarını Hindistan’dan getirilmiş olan hintliler oluşturmaktadır. Nüfusun 29.3 kadarı Afrika kökenli siyahlardan, yüzde 19.9 kadarı melezlerden, yüzde 10.5 kadarı “Amerikan Hintlisi” denilen yerli halktan, yüzde 0.5 kadarı da -aralarında Çinliler’in ve Avrupalılar’ın- bulunduğu farklı halklardan oluşmaktadır... Ülkenin yüzde 63 kadarı Hristiyan, yüzde 24.8 kadarı Hindu, yüzde 6.8 kadarı İslam, yüzde 2.6 kadarı da diğer inançlardandır. Yüzde 3.1 kadar insanın ise herhangi bir dini inancı yoktur...

 

Guyana’da, 1962- 64 yıllarında ve ayrıca 1997- 2001 yıllarında, ırkçı eylemler yaşanmıştır. CIA bağlantılı tutucu güçler tarafından Afrika kökenli Guyanalılar ile yerli kökenli Guyanalılar arasında kışkırtılan ırkçılık, günümüzde de Guyana’nın önemli sosyal problemleri arasındadır. Toplumda ayrışmayı, bölünmeleri getiren ırkçılık ve farklı etnik kökenden toplulukların bulunması, CIA’nın satınalma mekanizmalarını, toplumsal kontrol mekanizmalarını kolaylaştırmaktadır.

 

İngiliz kolonisi Guyana, 1953 yılında, bir anayasa kabuledip, İngilteredekine benzer parlementer sisteme geçmiştir. İlk olarak, 1 Ocak 1950 günü, “Doğu Hint Halkının İlerici Partisi” (“East Indian People’s Progressive Party” veya daha doğrusu “People’s Progressive Party”, PPP) kurulmuştur. İlk parlemento seçiminde (1953) PPP, 24 sandalyeli parlemento da 18 sandalye elde edip ülkeyi yönetmeye başlamıştır. Ülkenin başbakanı Jeddi Jagan olmuştur... Beş ay sonra, 9 Ekim 1953 günü İngiltere, “PPP ülkeyi komünist yapıyor” gerekçesi ile anayasayı tanımayıp, Guyana’ya asker yollamıştır. PPP lideri Jeddi Jagan’ın Marksist olduğunu yazan değişik kaynaklar vardır...

 

CIA’nın devrede olduğu PPP’ye yönelik sözkonusu operasyon sırasında, “People’s Progressive Party” (PPP) bölünmüştür.  İngiltere eğitimli bir siyah olan Forbes Burnham, partiyi terketmiştir. Parti (PPP) içindeki Afrika kökenlilerin çoğunluğu, Forbes Burnham’ın peşinden gitmiştir. Parçalanan PPP’den, Forbes Burnham liderliğinde ve çoğunlukla siyahlardan oluşan, “Halkın Ulusal Kongresi” (“People’s National Congress”, PNC) adındaki tutucu ve Washington-Londra bağlantılı parti doğmuştur... Sınıf mücadelesinde, satınalma ve ihanet operasyonlarında deri rengi değil, düşünce ve karakter yapısı, bilinç rol oynamaktadır...

 

Bağımsızlıktan (23 Şubat 1970) hemen önce, 1964 yılında yapılmış olan parlemento seçimleri sırasında, Londra- Washington bağlantılı Forbes Burnham’ın başında olduğu PNC’nin oyları sadece yüzde 41 civarında kalabilmiştir. Guyana doğumlu Jeddi Jagan’ın başında olduğu “People’s Progressive Party” (PPP) ise, oyların yüzde 46 kadarını alarak birinci parti konumuna yükselmiştir. Buna karşın, yüzde 12 kadar oy almış -CIA bağlantılı- faşist UF’un (United Force = Birleşik Güç) desteği ile Forbes Burnham ülkenin başbakanı olmuştur... D’Augiar’ın başında olduğu faşist parti UF (United Force = Birleşik Güç), CIA politikasına uygun davranarak Burnham’a destek olmuştur. Bu desteğin, ABD doları temelinde bir fiyatı da olmuştur...

 

PPP’nin lideri Jeddi Jagan, ABD hükümetleri tarafından sürekli suçlanmış ve politik yaşamda yolu kesilmeye çalışılmıştır. Daha yakında, 2005 yılında yayınlanmış olan ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 1964- 68 dönemi dökümanları, Dominik Cumhuriyeti, Küba, Haiti ve Guyana’da yapılanlar hakkında bilgiler vermekte imiş (bak: Foreign Relations, 1964- 1968, Volume XXXII, Dominican Republic; Cuba; Haiti; Guyana)... CIA, 1962- 68 yıllarında, Forbes Burnham’ın liderliğindeki PNC’yi ve faşist parti UF’u (United Force = Birleşik Güç) desteklemek için fon oluşturmuş. Kısacası Washington, 1968 seçimini alabilmesi için Forbes Burnham’a maddi-manevi tüm desteğini vermiştir...

 

Sözkonusu döküman koleksiyonunda belirtildiğine göre, 1962 ve 1968 yıllarında Guyana’da yapılacak gizli eylem programları için, ABD’nin Dışişleri Bakanlığı (State Department), ABD başkanının kontrolundaki Ulusal Güvenlik Konseyi’nin (NSC) Özel Gurup-303 adlı komitesine ortalama 2.08 milyon dolar ödenmesini uygun bulmuştur. Özel Gurup-303, 1963 ve 1964 yıllarında, aldığı paraların önemli kısmını, Forbes Burnham’ın PNC’sine ve faşist parti UF’a (United Force = Birleşik Güç) dağıtmıştır. Kısacası, faşist UF’a ve satılık PNC’ye dolar bazında ödemeler yapılarak, 1964 seçimin galibi PPP’nin ve Jeddi Jagan’ın iktidar olması engellenmiştir. Özel Gurup-303’ün dağıttığı dolarlar sayesinde Jeddi Jagan’ın başbakanlığı engellenmiştir...

 

CIA, bundan sonra da, politik yaşamı şekillendirecek para dağıtma, insanları satınalma işlerini sürdürmüştür. ABD elçisi Delmar Carlson, 1967 yazında, başbakan Forbes Burnham ile biraraya gelip, gelecek seçimlerin nasıl alınacağını ve para işlerini konuşmuştur. ABD elçisi Delmar Carlson, Peter D’Augiar’ın başında olduğu UF (United Force = Birleşik Güç) ile Forbes Burnham’ın PNC’si arasındaki işbirliğinin sürmesini istemiştir... Tüm ABD desteğine karşın Eylül 1967’de Peter D’Augiar ile Burnham arasında problemlerin doğması, ABD yardımını engellememiştir. ABD, Forbes Burnham’ın PNC’sine yardımı sürdürmüştür... Bir donanma hastahanesinde sıhhi kontrol için Ocak 1968’de ABD’ye giden Forbes Burnham, 23 Ocak 1968 günü, -Türkiye’de de çok iyi tanınan- Dışişleri Bakanı (Secretary of State) Dean Rusk ile buluşmayı planlamıştır. Burnham, Rusk’a, gelecek seçimde oylarını nasıl toplayacağı, Afrika kökenli siyahların oyları sorununu anlatmayı, ABD vatandaşı olanların da Guyana seçimlerinde oy verebilmeleri için yardım istemeyi planlamıştır... Anlaşılacağı gibi, ABD’nin Dışişleri Bakanı (Secretary of State), bir başka sözde “bağımsız” ülkenin seçimlerinin merkezinde yeralmaktaydı...

 

Sonuçta, ABD’nin Dışişleri Bakanlığı (State Department), NSC ve CIA, Guyana için “Savaş Gemisi Diplomasisi” denen şeye gerek duymadan, işlerini “Dolar Diplomasisi” ile halledebileceklerdi. “Dolar Diplomasisi” maliyetleri düşürdüğü kadar, uluslararası dikkatlerden uzak kalmayı da kolaylaştırmakta idi. Sonderece farklı kültürlerden gelen bukadar çok etnik gurubun olduğu bir ülkede, satınalma ve farklı etnik toplulukları birbirlerine vurdurma işleri, anlaşılan, kolaylaşmakta idi...

 

- Panama ve Noriega

 

Daha önce de ifade edilmiş olduğu gibi, Kolombia’nın (Colombia) bir parçası konumundaki Panama, Pasifik ile Atlantik arasında açılacak su yolu için en uygun konumdaydı. Uluslararası ticareti kolaylaştıracak ve maliyetleri ucuzlatacak kanal projesi, ABD’nin Panama’ya göz dikmesinin başlıca nedeni olmuştu... ABD yönetimi, Panama’nın ayrılıkçi güçlerinin ayaklanmalarına destek verecek ve 6 Kasım 1903 günü Panama’yı bağımsız bir devlet olarak tanıyacaktı. Yeni devletin adı, Panama Cumhuriyeti olacaktı... ABD’nin yardımı ile kurulmuş Panama Cumhuriyeti ile ABD arasında 18 Kasım 1903 günü imzalanan Hay-Banau-Varilla Anlaşması sonucu, Panama Kanalı’nın açılacağı bölge üzerinde ABD kontrolu sağlanacaktı... ABD yönetimi, Panama’nın “bağımsızlığını” tanıması için Kolombia’ya baskı yapacaktı. Roosevelt’in Monroe Doktrini’ne ekleme yaptığığı 1904 yılında Kolombia, Panama’nın “bağımsızlığını” tanımak zorunda kalacaktı. Panama Kanalı, 1914 yılında tamamlanıp hizmete açılacaktı... ABD, Panama Kanalı’nın tamamlanacağı 1914 yılına dek bu küçük toprak parçasını işgal altında tutacaktı

 

Amerika Kıtası’nda, daha kısa mesafeli, daha az maliyetli ve daha güvenlikli ulaşım olanağı sağlayan Panama Kanalı için ilk girişimi, 1881- 1894 yıllarında Kolombia hükümeti yapmıştı. Kanal ihalesi, kısa süre önce, 1869 yılında Süeyş (Suez) Kanalı’nı tamamlamış olan Fransız şirketine verilmişti. Süeyş Kanalı’nın projesini yapmış olan Fransız mühendis Ferdinand de Lesseps (1805- 1894), Panama Kanalı’nın da projesini de yapacaktı... Bölgedeki tropik hastalıklar, malarya (sıtma) gibi nedenler, ayrıca teknik, ekonomik ve politik sorunlar nedenleriyle proje tamamlanamayacaktı... Malarya ve diğer tropik hastalıklar sonucu sayısı 22 bini aşan işçi kanal inşaatı sırasında yaşamını yitirecekti... ABD’nin çabasi sonucu 1903 yılında Panama bölgesinin Kolombia’dan kopmasının ardından, genç Panama hükümeti ile ABD, kanal üzerine anlaşacaklardı. Panama Kanalı’nın geçeceği toprak parçasının üzerine ABD yerleşecekti. Adı geçen Fransız mühendisin yapmış olduğu kanal projesini satın alan ABD, 1904 yılında kanal inşaatına başlayacaktı. Panama’ya yılda iki milyar dolar kadar gelir sağlayan Panama Kanalı, 15 Ağustos 1914 günü hizmete açılacaktı...

 

Hemen hemen dört milyon nüfusu olan ve 75 420 kilometre karelik bir yüzölçüme sahip Panama, Ocak 1931’de gerçekleşen kanlı askeri darbenin ardından çalkantılı bir politik yaşama girecekti. Cumhurbaşanı Remón, 2 Ocak 1955’de bir süikaste kurban gidecekti... Politik istikrarsızlık ve devlet varlıklarının soygunu, Ekim 1968’de, ülkenin tek askeri gücü olan Ulusal Muhafız birliklerinin Cumhurbaşkanı Arnulfo Arias’ı devirmeleri ile sonuçlanacaktı. Kimilerine göre ilerici bir karakter olan General Omar Torrijos (1929- 81), 1968- 78 yıllarında Panama’yı dikta rejimi ile yönetecekti. Panama Ulusal Muhafızları birliğinin komutanı olan Omar Torrijos, Arnulfo Arias’a karşı gerçekleştirmiş olduğu darbenin ardından, Hükümetin Başı ve Panama İhtilalinin Yüce Lideri olarak anılacaktı... Fidel Kastro’yu ziyaret eden birkaç Latin Amerikalı liderden biri olan Omar Torrijos, diğer yandan solcu işçi liderlerine ve öğrencilere baskı uygulayacaktı... Omar Torrijos, on yıllık diktatörlüğü boyunca ABD için sadık bir müttefik olacaktı.

 

El Salvador’da askeri bir okulda eğitim görmüş olan Omar Torrijos, askerlikle ilintili konular üzerine ABD’de ve Venezuela’da da eğitim almıştı. Panama Kanalı anlaşmasında ABD ile masaya oturan ve kanalın kontrolunu üstlenen Omar Torrijos’un başlıca hedefi, Panama Kanalını Panama’nın egemenlik alanı haline getirmek olacaktı. Kanalı Panama hükümetinin kontrolu altına almak isteyen Omar Torrijos, sonunda, 7 Eylül 1977 günü, Cumhurbaşkanı Jimmy Carter (başkanlığı, 1977- 81) ile kanalın devri konusunda anlaşma yapmayı başaracaktı. Sözkonusu anlaşmaya göre kanalın Panama’ya devri, 2000 yılında tamamlanacaktı... Omar Torrijos, Ulusal Muhafız, gücünün kumandanlığını elinde tutmaya devamediyor olmasına karşın, 1978 seçimlerini yitirecek ve O’nun iktidarı çöküntüye girecekti. O, 31 Temmuz 1981 günü, bir uçak kazası ile öldürülecekti... Anlaşılan, Panama Kanalı konusundaki israrı, O’nın başını yemişti...

 

Omar Torrijos’un üst düzey asker ve sivil yöneticilerle birlikte karanlık bir uçak kazasında ölmesinin ardından, Manuel Antonio Noriega (1934- 2017; iktidarı, 1983- 89), elindeki Ulusal Muhafız gücünü kullanarak, 15 Aralık 1983 günü, kendisini, meclise, “hükümetin baş uygulayıcısı” olarak ilanettirtecekti... Noriega, Omar Torrijos’a gösterdiği sadakat sonucu yükselmiş, gizli polisin (bazı kaynaklarda, askeri istihbaratın) şefi konumuna gelmiş bir kişilikti... Kısacası Noriega, Meclis’e kabulettirmiş olduğu “hükümetin baş uygulayıcısı” statüsü ile resmi olmayan bir cumhurbaşkanı haline gelmişti... Noriega, Ulusal Muhafız gücünün kumandanlığına yükseldiği 1983 yılında, Panama’nın silahlı güçlerini, Panama Savunma Gücü adı altında birleştirmiş, kendisini general rütbesine yükseltmiş ve iktidarı filen elegeçirmişti. Noriega resmen cumhurbaşkanı olmamıştı ama, “hükümetin baş uygulayıcısı” yetkileriyle geriden siyasi iktidarı eline almıştı...

 

Yoksul bir aileden gelen 1938 doğumlu Manuel Antonio Noriega Morena, yüksek eğitimini Panama’da tamamladıktan sonra, kazandığı bursla Peru’da, Lima’da askeri okulda eğitim görmüş birisiydi... Manuel Noriega, gizli servisin başkanlığını yaparken geliştirdiği ilişkilerin yardımıyla CIA’nın operasyon görevlilerinden biri olmuştu... CIA ajanı olarak O, örneğin, Richard Nixon’un başkanlığı yıllarında (1969- 74), Kuba ile ilgili bir operasyona yardımcı olmuştu. Amerikan istihbarat raporlarına göre O, Panama istihbaratının şefi iken, aynızamanda uyuşturucu trafiğinin de içindeydi... NATO aracılığıyla, ikili anlaşmalarla ve yine farklı anlaşmalarla ABD’nin askeri, ekonomik, politik kısgacı içine alınmış olan Türkiye ve benzeri ülkelerin gizli polis elemanları, bir NATO kuruluşu olan tamamen yasadışı “kontra-gerilla” örgütlenmesininm elemanları, Panama’da kurulu gizli okullarda işkence teknikleri üzerine eğitim alacaklardı. Kısacası Panama, ABD’nin kirli işlerinin ve tüm gizli karanlık işlerin merkezi konumuna gelecekti...

 

İktidarı eline almasından birsüre sonra, 1980’li yılların ortalarında, Manuel Antonio Noriega’ya karşı içte ve dışta (ABD’de) tepkiler gelişmeye başlayacaktı. Uyuşturucu işi ile bağlantılı vahşice cinayetler işlemek, kara para aklamak, Amerikan teknolojisini ve bilgilerini satmak nedenleriyle, ABD ile Noriega’nın arasına “kara kedi girecekti”... Sonuçta, 1989 yılında, Noriega’ya karşı, -gerisinde CIA’nın olduğu anlaşılan- başarısız bir askeri darbe girişimi olacaktı...

 

Artık ABD ile Noirega arasındaki tüm ipler kopmuştu. Noirega için iğmesi artan bir hızla sona doğru koşulmaktaydı... Noirega’nın baskısı sonucu Panama Meclisi, ABD’nin ülkedeki varlığına karşı savaş ilanetme kararı alacaktı... Noriega’nın askerlerinin bir Amerikan deniz piyadesini öldürmesi, ABD’ye aradığı müdahale fırsatını verecekti. ABD başkanı George Bush  (başkanlığı, 1989- 93), 19 Aralık 1989 günü, ABD güçlerinin Panama’ya girmelerini emredecekti. Panama’ya 28 bin ABD askeri girecekti... Vatikan elçiliğne sığınan Noriega, on gün sonra, 3 Ocak 1990 günü ABD birliklerine teslim olacaktı...

 

ABD için ortada uluslararası hukuk diye birşey yoktu. Uluslararası hukuk, ABD’nin askeri-politik gücü karşısında bir anlam ifade etmiyordu. Aynı günlerde Sovyetler Birliği’de son nefesini verdiği için, düyamızda ABD’yi sorgulayabilecek herhangi bir güç kalmamıştı. Hangi akla hizmet ettiği tam anlaşılamayan General Manuel Antonio Noriega’yı tutuklayan ve O’nu ABD’ye, Miami’ye götüren George Bush yönetimi, garip bir yargılama gerçekleştirecekti...

 

Sonderece yoksul bir aileden gelerek küçük bir ülkede en büyük gücün sahibi olmak, belki de geçmişin verdiği ezikliklerin hırsıyla güç sarhoşu olmak için bir nedendi. Bu tip yoksul çevrelerden gelen kişiler, yeterli entellektüel birikime ve bununla bağlantılı geniş bir bakış asçısına sahibolamadıkları zaman, kıtlıktan çıkmış açlar gibi iktidara ve maddi zenginliğe doyamıyorlardı...  İktidardan birşeyler, kariyer ve maddi varlık kapmak için baştaki şaşkını sürekli pohpohlayan çevrenin de etkisi sonucu, eldeki mevcut sonderece sınırlı gücün sınırlarını farkedememek ve bu gücü ahmakça alabildiğine abartmak mümkündü. Diğer yandan, uluslararası koşulların bilincinde olmamak, anlaşılan, Noriega’nın bu saçma hesapsız serüvene atılmasını kolaylaştırmıştı. Kimbilir belki de Noriega, ABD tarafından hükmünün verildiğini, her koşul ve şartta devrileceğini gördüğü için, kumarbazlara özgü ruh haliyle son bir kez şansını denemek istemişti...

 

- Grenada

 

Kuba’dan başlayıp doğuya doğru uzanan ve Venezuela’nın açıklarında güneye dönerek bir yay çizen Karaip Adaları’nın sonuncularından birisi, küçük Grenada Adası, 7 Şubat 1974 günü bağımsız bir devlet olmuştu. Aynı ada da, 1979 yılında, sol eğilimli kansız bir darbe gerçekleşmişti. Maurice Bishop liderliğinde Halkın İhtilalci Hükümeti (People’s Revolutionary Government, PRG) kurulmuştu. Amerikancı Latin Amerika yönetimleri ile arasının gerilmesi üzerine, Halkın İhtilalci Hükümeti (PRG), 1980’li yılların başında Kuba’ya ve Sovyetler Birliği’ne yakınlaşmıştı...

 

PRG içinde başlayan anlaşmazlıkların ve bölünmenin bir sonucu olarak, Ekim 1983’ün ortalarında, General Hudson Austin önderliğinde bir iç darbe gerçekleşecekti. Maurice Bishop ve birkaç bakan öldürülecekti. Bu işlerin içinde ne ölçüde CIA parmağı vardı bilemem ama, sözkonusu parçalanma, ABD’ye müdahale “gerekçesi” yaratmıştı. Sonuçta, 25 Ekim 1983 günü, ABD’nin deniz piyadeleri -uluslararası arena da tanınan bağımsız bir devlet konumundaki- Grenada Adası’nı işgal edeceklerdi. Bilgiler ne ölçüde tam doğrudurlar yine bilemem ama, birkısım PRG üyeleri yakalanıp hapse atılırlarken, sınırlı sayıdaki Kübalı asker ve Kübalı misafir işçiler adalarına geri yollanacaklardı...

.

 

Yusuf Küpeli

 

2019- 09- 22

 

yusufk@telia.com

 

www.sinbad.nu

 

 

 önceki                                                                               sonraki

http://www.sinbad.nu/