Rahmi Yıldırım, “ROMANTİK”  İNTİHALCİ  (ikinci bölüm) Galiba biraz ayrıntıya girmek gerekiyor. ÇGD’de 2001-2003 döneminde Onur Kurulu’nda görevliydik... İddia çok büyük. ÇGD’nin ‘romantik’ Genel Başkan Yardımcısı intihalle suçlanıyor ve suçlamaya bir yanıt da vermiyor. ÇGD’nin tüzüğünde intihal en ağır meslekî suç ve suskun kalmak mümkün değil. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nu oluşturan 43 yargıç, 2 Nisan 2003 tarihinde Can Dündar’ın intihal suçu işlediğine oybirliğiyle karar veriyorlar. Romantik intihalci, eser sahiplerine 19 küsur milyar lira tazminat ödüyor, üç katına kadar tazminatla ilgili dava da hâlen sürüyor.

 

“ROMANTİK”  İNTİHALCİ

 

Rahmi Yıldırım

 

 

“İntihalde ulusal kriterler” başlıklı geçen yazıyı, “İntihalci deyince Can Dündar’ı tek geçerim. Romantik intihalciyi merak edenler gelecek yazıyı bekleyecekler” diye bitirdik, yazıyı sayfaya konmak üzere sansursuz.com’a gönderdik ya, tesadüfün bu kadarı olur. 

Yazı sansursuz.com’da sayfaya konduktan aşağı yukarı yarım saat sonra, çeşitli internet sitelerinde  “oku beni” dercesine renkli başlıklarla bir haber: CAN DÜNDAR İNTİHAL SUÇLAMASINDA AKLANDI

Habere göre,  hakkındaki intihal iddialarının incelenmesi için ÇGD Yönetim Kurulu’na başvuran Can Dündar, gazeteci-yazar Hıfzı Topuz’un “intihalci değildir” raporu vermesi üzerine, hem ÇGD Onur Kurulu tarafından aklandı hem de bir buçuk yıl önce askıya alınan yönetim kurulu üyeliğine geri döndü.

Haberi okuyunca, ‘romantik isyankâr’ı “en büyük intihalci” ilan etmekle nasıl bir ayıp işlediğimin ayırdına varıp, utancımdan yerin dibine geçtim(!)

Öyle ya, bu işleri Hıfzı Topuz’dan iyi bilecek değiliz(!) Biz kiiim, Türk edebiyatına ve basın tarihine onca kitap armağan eden Hıfzı Topuz kim? Zamanında Hıfzı Topuz’a sormamakla nasıl büyük bir yanılgının içine düşmüşüz de haberimiz yok.

Galiba biraz ayrıntıya girmek gerekiyor.

ÇGD’de 2001-2003 döneminde Onur Kurulu’nda görevliydik. Başkan Rahmi Yıldırım, yazman  Bekir Öztoprak,  üyeler Ali Tartanoğlu, Cengiz Kuşçuoğlu, Muzaffer Geçtoğan, Sedat Bozkurt ve Bekir Daşçı.

 

Bir başka intihal

Onur Kurulu’nda görev bölümünü henüz yapmıştık ki, kendimizi kocaman bir intihal iddiasıyla karşı karşıya bulduk. Romantik isyankâr Can Dündar, “Vefatının ardından tamamen ortadan kayboldu, unutulup gitti” diyerek, Atatürk’ün yaveri Salih Bozok’un anılarını “Yaveri Atatürk’ü Anlatıyor”  adıyla kitaplaştırmış.  2001 yılında Doğan Kitapçılık tarafından basılan kitaba Can Dündar, “Yayına hazırlayan” diye imza atmış.  Oysa, 19 Mayıs 2001 tarihli Cumhuriyet gazetesinde Işık Kansu’nun yazdığına göre, anılar kaybolup gitmemiş, 1985 yılında, Çağdaş Yayınları  tarafından Sami Karaören’in derlemesi ve sadeleştirmeleriyle “Hep Atatürk'ün Yanında” adıyla yayımlanmış. Kansu, “Can Dündar’ın yayına hazırladığını öne sürdüğü kitap, 1985'te yayımlanan kitabın noktası  virgülüne kadar tıpkısının aynısıdır... Kimi ara başlıkları değiştirilmiştir, o kadar!” diyor.

İddia çok büyük. ÇGD’nin ‘romantik’ Genel Başkan Yardımcısı intihalle suçlanıyor ve suçlamaya bir yanıt da vermiyor. ÇGD’nin tüzüğünde intihal en ağır meslekî suç ve suskun kalmak mümkün değil. Onur Kurulu, iddiayı incelenmesi için Ali Tartanoğlu’nu muhakkik tayin etti. Tartanoğlu aylar süren ciddi bir inceleme yaptı. İki kitabı satır satır karşılaştırdı. Yetinmedi, Salih Bozok’un oğlu Muzaffer Bozok ve anıların derlenmesine, sadeleştirilmesine katkıda bulunan İsmet Bozdağ ile de görüştü. Konuyu hem edebî açıdan hem hukukî açıdan irdeledi ve 20 sayfalık bir rapor hazırladı. Sonuç olarak, Can Dündar’ın “yayına hazırlayan” sıfatını hak edecek bir katkısının olmadığı, muhtemelen intihal isnadından kaçınmak için 1985 yılında yayımlanmış kitabı, bazı bölümlerini çıkartıp bazı eklemeler yaparak aynen yayımladığı, asıl üzerinde durulması gerekenin intihalin ötesinde tahrifat olduğu kanaatine vardı.

Şimdi anlıyorum ki, Ali Tartanoğlu boşuna kendisini paralamış, Onur Kurulu olarak boşuna vakit yitirmişiz. Nasıl basiretimiz bağlanmış da,  o kitabın Can Dündar’ın göz nurunun ürünü olduğunu fark edememişiz, şaşıyorum. Hıfzı Topuz’a sorsaydık, Can Dündar’ın intihalci olamayacağını o dakika söylerdi. Aklımıza gelmedi işte. Onur Kurulu üyeleri akıl etmediği gibi onca yılın gazetecisi onca kitabın yazarı çevirmeni Ali Tartanoğlu da akıl etmedi. Hele Tartanoğlu’nun kabahati çok büyük. Hıfzı Topuz’a sormayı akıl etmediği gibi Onur Kurulu’nu da yanılttı.

Evet Tartanoğlu, yanıldın ve yanılttın(!) Yeni yeni anlıyorum ki, Can Dündar, bu kitabı Sami Karaören’in yayına hazırladığı kitaptan intihal etmemiştir(!) Can Dündar hiç yapar mı öyle şeyler?  İntihalci, olsa olsa Sami Karaören’dir,  Can Dündar’ın kitabını intihal etmiştir(!) Hatta hatta, Sami Karaören’in yayına hazırladığı anılar bile Salih Bozok’un değil, gerçekte Can Dündar’ın anıları olabilir(!)

Gerçi diyeceksin ki, “Sami Karaören’in hazırladığı kitap 1985 yılında, Can Dündar’ın yayına hazırladığı kitap 2001 yılında yayımlandı. Bu durumda, Karaören Dündar’dan intihal yapmış olamaz.!”

Ah Tartanoğlu ah!

Ben sana diyeyim?

Sami Karaören, Can Dündar’ın daha çiçeği burnunda bir gazeteci iken böyle bir kitap yazmaya hazırlandığını tahayyül edip, gizlice beynine girmiş ve intihali bu yolla yapmış olamaz mı? Cidden kuşkulanıyorum. Hem Sami Karaören, kendi hazırladığı kitabın neredeyse tıpkısını yayına hazırlayan Can Dündar aleyhine neden bir iddiada bulunmadı, neden mahkemeye başvurmadı? Bu sessizliği, gerçek intihalcinin Sami Karaören olduğunu gösteriyor olmasın?

 

Çağdaş fetvacılar

Eski ÇGD Onur Kurulu olarak, 21 Mart 1996 tarihinde Show TV’de yayımlanan Can Dündar imzalı belgesel dizi Aynalar’ın  ‘Türkân Sultan’ bölümü konusunda da yanıldık. Türkân Sultan belgeselinin Prof. Dr. Seçil Büker ve Canan Uluyağcı imzasıyla , AFA Yayınları arasında 1993 yılında çıkan Yeşilçam’da Bir Sultan adlı kitaptan çalıntı olduğu iddiasını ciddiye aldık. Hıfzı Topuz’a  sormayı bu olayda da akıl edemedik. Bu kez bizi yanıltan mahkemeler oldu!

Seçil Büker ve Canan Uluyağcı, belgeseli izledikten sonra, kendilerine ait kitabı izin almadan ve kaynak belirtmeden işlediği, çalıntının anlaşılmaması için  kitabı sayfa sayfa kopyalayarak değil, tüm eseri harmanlayarak  kullandığı iddiasıyla Can Dündar’dan özür bekliyorlar. Beklenen özür gelmeyince  8 Ocak 1997 tarihinde mahkemeye başvuruyorlar. Sonuçta, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nu oluşturan 43 yargıç, 2 Nisan 2003 tarihinde Can Dündar’ın intihal suçu işlediğine oybirliğiyle karar veriyorlar. Romantik intihalci, eser sahiplerine 19 küsur milyar lira tazminat ödüyor, üç katına kadar tazminatla ilgili dava da hâlen sürüyor.

Şimdi düşünüyorum da, sadece bizim değil, davada görüşü alınan bilirkişilerin, mahkemenin ve Yargıtay’ın da basireti bağlanmış(!) Meslekte 30-40 yılı devirip Yargıtay üyeliğine seçilmiş 43 yargıçtan bir teki bile Hıfzı Topuz ölçüsünde adalet duygusuna sahip değil(!) Oybirliğiyle  Can Dündar’ı mahkum etmişler, verdikleri  kararın Topuz’dan döneceğini düşünmemişler.

Bu noktada Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ile Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS)’nin de gözlerine perde inmiş, basiretleri bağlanmış. Can Dündar, iki kitaptan intihalinin Onur Kurulu’nca belgelenmesine karşın, 2003 Mayıs kongresinde yeniden yönetim kurulu üyeliğine seçildi. Tabii delegeler “benim fikir hırsızım iyidir” zihniyetiyle hareket etmemişlerdi; sadece basiretleri bağlanmamıştı ve romantik isyankârın intihalci olamayacağını bilecek kadar akıllıydılar!. Can Dündar da delegelerin  yüzlerini kara çıkarmadı.  TGC ve TGS’ye dilekçe verip, intihal tartışmalarından aklanmak istediğini bildirdi; ama TGC ve TGS, romantik intihalciyi aklamaya yanaşmadılar.

İyi ki, Doç. Dr. Doğan Tılıç yönetiminde şimdiki ÇGD/AD yönetim kurulu var; iyi ki, İsmet Demirdöğen başkanlığında şimdiki ÇGD/AD Onur Kurulu var. Ve elbette Hıfzı Topuz var.

Can Dündar döne döne, “Türkân Sultan belgeselinde alıntıların kaynağını belgeselin en sonuna kaynakça halinde ekledim; ama, yayın süresi uzayınca yayıncı kuruluş kaynakçayı kesmiş” diyordu; kimseye anlatamıyordu. Neyse ki ÇGD/AD Hıfzı Topuz’a başvurmayı akıl etti de, romantik isyankâra yapışan intihal lekesini çıkartacak bir temizleyici bulundu. Hıfzı Hoca, 29 Mayıs 2004 tarihinde verdiği fetvada, “Can Dündar yapıtında belki birkaç kez “Yeşilçam’da Bir Sultan” dan alıntılar yapmıştır. Ama kanımca mesleksel açıdan bu bir “intihal” değil, kaynak gösterilemeden yapılmış bir alıntıdır. Ortada bir ihmal vardır. Meslek ahlâkı bakımından Can Dündar’ı lekelemenin doğru olmayacağı kanısındayım” deyip tartışmayı bitirdi. 

Yani sorun bu denli basit. Romantik isyankârın yaptığı intihal değil ihmalden ibaret. Mahkemeler, bilirkişiler ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nundaki 43 yargıçtan bir teki bile bu basit gerçeği göremedi; ama Hıfzı Hoca gördü ve fetvasını verdi. ÇGD/AD’nin Onur Kurulu ve Yönetim Kurulu bu da bu fetvaya dayanıp Can Dündar’a onurunu ve yönetim kurulu üyeliğini iade etti.

Düşünüyorum da, mahkemeler, onur kurulu raporları filan… Bütün bunlara ne gerek vardı? Zamanında Hıfzı Hoca’ya başvurulsaydı, kimse üzülmeyecekti.

Şahsen artık ben de Hıfzı Hoca gibi düşünüyorum(!) Romantik isyankâr intihal filan yapmamıştır(!) Salih Bozok ve Sami Karaören’in Can Dündar’ın anılarını intihal etmeleri gibi, Türkân Sultan belgeselinde de intihalci olsa olsa Prof. Dr. Seçil Büker’dir(!) Can Dündar’ın 1996 yılında yayımlayacağı belgeseli üç yıl öncesinde kitaplaştırıp  bir de Dündar aleyhine intihal davası açmak Seçil Hanım’a yakışmadı doğrusu. Ayıp ki ne ayıp(!)

Üç yıl sonra çıkacak bir kitaptan intihal olmaz diyen yanılır. Değil üç yıl, ikiyüz elli yıl sonra çıkacak bir kitaptan bile çalıntı mümkündür! Onore etme amaçlı edebî ve tarihsel bir ironi olarak  örneği de vardır. Ne diyordu  Fransız şairi Jean Pierre Bèranger,  kendisinden 250 yıl önce yaşamış Montaigne’in Denemeler kitabı için:  ‘Montaigne amma da fikir çalmış benden!’

İşte böyle! Hani, ‘azimle oturan betonu deler’ derler ya. Adam karar verdi mi, sadece kendisinden önce yayımlanmış kitabı değil, yüzlerce yıl sonra çıkacak bir kitabı da kolaylıkla intihal eder! Can Dündar’ın başına gelen de bundan ibaret. Kitap yazmaya karar veriyor, ama başkaları “fikirlerini çalıp ondan önce yazıyorlar!”

İşin gerçeğini ben de yeni idrak ettim! Vaktiyle 1997 yılında Kuva-yı Medya dergisi yazmış olsa da, artık, Aynalar belgeselinin Orhan Gencebay bölümünü,  Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyelerinden Meral Özbek’in “Popüler Kültür-Orhan Gencebay Arabeski” adlı kitabından intihal ettiği iddiasını ciddiye almam.

Yine, Aynalar belgeselinin Yılmaz Güney bölümüyle ilgili olarak, Dadaş Sinemacılık ve Tic.Ltd Şti. Beyoğlu 9. Noterliği’nden çektiği 11 Nisan 1996 tarih 9288 no’lu ihtarname ile Can Dündar’ı hırsızlık ile suçlamış; ama, kusura bakmasın, Dadaş Sinemacılık beni inandıramaz.

Aynı şekilde, Can Dündar’ın, Susurluk  çetesiyle  ilgili “40  Dakika” programını da  gazeteciler  Soner Yalçın  ve  Doğan Yurdakul’un  birlikte yazdıkları REİS  adlı kitaptan intihal ettiği yolunda Kuva-yı Medya dergisinin ortaya attığı iddia da, tamamen hayal mahsûlü görünüyor!

Hıfzı Topuz, “Meslek ahlâkı bakımından Can Dündar’ı lekelemenin doğru olmayacağı kanısındayım” diye fetva verdiğine göre, bu iddiaların suya yazılmış yazıdan farkı yok!

Fikir hırsızlığı mahkeme ve Yargıtay kararlarıyla sübuta eren ‘Romantik İsyankâr’ın, intihal yoluyla ürettiği Türkân Sultan belgeselinin İtalyan Donatella Baglivo tarafından çalındığı ve “Camera is My Love” adlı belgeselin bu yolla üretildiği  suçlamasıyla mahkemeye başvurması ise, mizah düzleminde kaderin cilvesi olsa gerek. Ne demişler? Men dakka dukka!

 

Hazır fetva vermeye başlamışken, Hıfzı Hoca’dan başka fetvalar da bekliyorum.

Örneğin, entelektüel dürüstlükten ne haber?

Fikrî kleptomaniyi  aklayıp, basın tarihindeki seçkin isminin yanına “intihal fetvacısı” sıfatını eklemek nasıl bir duygu?

Bu memlekette niçin herşey olunur da rezil olunmaz?*

Hıfzı Hoca’ya saygılarımla.

 

Rahmi Yıldırım

Burası Türkiye.

28 Aralık 2004

 

* “Bu memlekette herşey olunur, rezil olunmaz!” Bu söz tamtamına böyle mi, Murathan Mungan mı söylemiş, doğrusu şu an emin değilim.

  

http://www.sinbad.nu/