Aşağıdaki yazı, yakında bu sayfada, Simbad'da basılacak -Yusuf Küpeli imzalı- bir kitapçıktan alınmıştır. Yazının biraz daha erken basılmasının yararlı olacağı düşünülmüştür. Aynı yazı www.inter-zemin/ adresinde uzun süre basılı kalmıştır.

 

24 mayıs 2003, Stockholm yusuf@comhem.se          http://www.sinbad.nu/  

Bir ABD Deniz Piyade Subayı'nın Mektubu ve Cibuti Gerçeği

 

Yusuf Küpeli

 

Etopya’nın -bir demiryolu aracılığıyla- denizle tek bağlantısını oluşturan 23 bin kilometre kare büyüklüğündeki ve 2002 sayımına göre sadece 644 bin nüfuslu Cibuti'deki ABD askeri üssü 11 eylül provokasyonunun hemen ardından kurulmuştur. Hem Babulmendep Bogazı ve hem de Aden Körfezi ile kıyısı olan Cibuti’nin kuzeyinde Eritre, batısında Etopya, Güneyinde Somali ile sınırları vardır. Ülkede kişi başına yıllık ulusal gelir ortalaması 2000 yılında 847 Dolar olmuştur. Yaş ortalaması 42 olan ve 600 yataklı tek bir hastahanesi bulunan Cibuti’yi modern anlamıyla bir milletin şekillendirdiğini söylemek olanaksızdır. Yaklaşık 220 bin üyesi olan, somalice konuşan, merkezi bir iktidar tanımayan, zaman zaman Somali ve Etopya topraklarına geçen göçebe ve Sünni Müslüman Somali aşireti Issa çoğunluğu oluşturmaktadır. Adoimara/ beyaz ve toprak sahibi aristokrasiyi oluşturan asaimara/ kızıl adlı iki ayrı sınıftan oluşan, kendi küçük dilini konuşan, çoğunluğu göçebe yaklaşık 184 bin üyeli Müslüman Etopya aşireti Afar ise ikinci büyük guruptur. Bunların yanında, kentlerde daha çok ticaretle uğraşan Hintliler, Yemenliler ve ayrıca diğer göçmenler vardır. Halkının yüzde 47’si Somalice, yüzde 37’si Afar ve yüzde 12’si Arapça konuşan Cibuti, 1862’de Fransız kolonisi olmuş ve mayıs 1977’de bağımsızlığını elde etmiştir. Fransızlar, Akdeniz’i Kızıl Deniz’e ve Hitn Okyanusu’na bağlayan Süveyş Kanalı’nı 1869 yılında açmadan hemen önce bağlantının güney ucuna, Cibuti’ye yerleşmişlerdir.

 

Afrika Boynuzu’ndaki bu küçük ama, stratejik açıdan önemli ülkede ABD’nin bölgesel kontra- terörizm kumanda merkezi Combined Joint Task Force-Horn of Afrika (Afrika Boynuzu Birleşik Görev Gücü) bulunmaktadır. 11 eylül provokasyonunun hemen ardından Pentagon’un aldığı izinle, ABD özel birliklerinden 800 kişilik -diğer bazı kaynaklara göre 900 kişilik- bir gurup, başkent Cibuti’nin hemen dışındaki eski Fransız Lejyonu’nun karargahı olan Camp Lemonier’e yerleşmiştir. Diğer 600 deniz piyadesi ise, kıyıya demirlemiş olan amfibi saldırı gemisi U.S.S. Mount Whitney’de görev beklemektedirler. Sivil personelle birlikte Cibuti’de görevli tüm Amerikan askeri varlığı 2000 kişiyi bulmaktadır. Aralık 2002’de, destek gemilerinden oluşan 24. Deniz Keşif Gurubu’na bağlı 2.400 Amerikan deniz piyadesi yaklaşmakta olan Irak savaşına hazırlık amacıyla Cibuti’de askeri tatbikat yapmışlardır. CIA’ya bağlı operasyon guruplarıda Cibuti’de aktiftirler. Kasım 2001’de pilotsuz bir saldırı uçağından atılan füze ile Yemen’de bir aracın içinde gitmekte olan ve Al- Kaida lideri olduğu iddia edilen birini ve yanındaki diğer dört Yemenli’yi öldürenler, Cibuti’ye yerleşmiş CIA operasyon birliklerine bağlıdırlar. (Şüphesiz bu eylem açıkça yargısız infazdır; sadece insan haklarına değil, uluslararası hukuk kurallarınada aykırıdır. Buna karşın, yoksul ülkelerin yöneticilerini eleştirmekle ünlenmiş Batılı insan hakları örgütlerinden olayla ilgili pek ses duyulmamıştır.) Cibuti’ye yerleşmiş birliklerin asıl görevleri, Kızıldeniz kıyısı boyunca ve Afrika Boynuzu’nda ABD egemenliğine yönelik ayaklanmaları bastırmaktır. Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in aralık 2002’deki ifadesi ile, Cibuti’deki bölgesel anti- terör komutanlığı, Yemen, Sudan ve Somali’de üslenmiş olan Al- Kaida’ya karşı kurulmuştur- bu ifadeyi, askeri birliğin asıl amacı tüm bölge halklarını sindirmektir, biçiminde anlamak gerekir şüphesiz. Cibuti’de ayrıca 2.700 Fransız askeride üslenmiş durumdadır.

 

“Gerçek için Askerler” (Soldires for the Truth) başlıklı ABD ordu yayının 15 ocak 2003 tarihli sayısında, “Cibuti’de hizmet veren US Deniz Piyade subayı” rumuzu ile imzasız olarak yazan bir Amerikalı subay, Cibuti’deki üssün kendileri için pek güvenlikli olmadığını, askerlerin derin endişelerini ve korkularını açıkça ifade etmektedir. Subay, 26 ocak 2003 tarihli mektubuna, Afrika Boynuzu Birleşik Görev Gücü’ne bağlı olarak Camp Lemonier’de görev yaptığını anlatarak başlamaktadır. Aynı subay, Amerikan kaynaklarından alınarak yukarıdaki paragrafda verilmiş olan sayıların tersine, Birleşik Görev Gücü’ne bağlı askerlerin çoğunun kumanda gemisi USS Mount Whitney’e bindirilmiş olduğunu yazmaktadır- bu ifadeden, askerlerin karaya yerleşmekten çekindikleri anlaşılmaktadır. Yine aynı subay, Cibuti’de eski bir Fransız Lejyonu karargahı olan ve şimdi kendisinin görev yaptığı Camp Lemonire’in savunmasının alabildiğine kötü olduğunu söylemektedir. Sayılar vererek ön nizamiyenin (ana giriş kapısı) çok alçak olduğunu, üs operasyon merkezinin buna çok yakın durduğunu, bunkerler (koruganlar, içine ağır olmayan cephe muharebesi silahları yerleştirilen üstleri kapalı çok güçlü betonarme odacıklar, özel siperler, makineli tüfek yuvaları vs.) bulunmadığını, yazmakta ve ordu polisini (Army MP Company) tembellikle, görevini kaytarmakla suçlamaktadır vs.. Ve yine aynı subay, mevcut kumandanların diğer görevlilerden daha fazla korktuklarını özellikle belirtmektedir. Mektubu yollayan subay daha birçok ayrıntıya değinmekte ve son olarak altını çize çize, “Bizlere, Camp Lemonier’e evsahibi milletin işgücünü sağlayan baş müteahhit Abdirahaman (Abdurrahman) Boreh, Osame bin Laden ile yakın arkadaş olarak ünlenmiştir.”, diye yazmaktadır. Subay, “ O, aynızamanda Cibuti Cumhurbaşkanı’nın arkadaşı ve bölgedeki en güçlü kişilerden biri.”, diyerek Abdurrahman Boreh ile ilgili anlatımını sürdürmektedir. Mektupta, Camp Lemonier’i inşaeden yerli işgücünün tamamının Brown and Root adlı şirket tarafından kiralandığı, aynı şirketin başında da ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney’in oturduğu ve bu şirketinde -yine- Abdurrahman Boreh tarafından teminedilen insanları kiralandığını açıklayan çok ilginç başka bilgilerde bulunmaktadır. İsmi gizlenen subay, “Kamp Lemonier için işgücü sağlayan asıl kaynak Osame bin Laden ile üst düzeyde ilişki içindedir.”, diyerek cümlelerini bağlamaktadır.  

 

Aynı subay mektubunun son bölümünde, sözkonusu gerçeği öğrenir öğrenmez durumu Merkezi Kumandanlık’a rapor ettiklerini ama, kendilerine “bu gerçeği unutmalarının” salık verildiğini belirtmektedir. Subay, “Tehlikedeyiz ve tehlikeyi durduracak güçte değiliz. Bundan daha kötüsü, hiçkimse bunu durdurma istemi göstermemektedir. Düşünebiliyormusunuz, Boreh’in işgücü bir havan saldırısı için kamp içindeki herşeyi adımlamaktadır? Muhtemelen böyledir.”, diyerek mektubunu tamamlamaktadır. Vaktiyle Vietnam’da adımlarla mesafeleri ölçülen bazı ABD üslerinin piyade silahı olan ve iki kişi tarafından kullanılabilen havan topları ile tam isabetli biçimde dövüldükleri ve ağır zararlara uğradıkları bilinmektedir. Bu nedenle, mektubu yazan subay endişelerinde haklıdır ama, aynı gerçeğin üst komutanlıkça bilinmemesi olanaksızdır. Buna karşın üst komutanlığın rahatlığını, umursamazlığını nasıl yorumlamak gerekmektedir acaba?

 

Bunun temel iki açıklaması olabilir ancak. Ya Usame bin Laden ve yakın dostu Abdurrahman Boreh halen birlikte CIA hesabına çalışmayı sürdürmektedirler veya sadece Boreh ikili bir ajandır; hem Usame ve hem de ABD askeri istihbarat birimleri adına veya CIA hesabına çalışmaktadır. Eğer Boreh ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney’in başında olduğu şirketle iş yapacak kadar güvenlikli bulunuyorsa, bu Al- Kaida’nın ne ölçüde üst düzeyde infilitre edildiğini ve yönlendirildiğini, CIA tarafından manupule edildiğini anlamaya yarar.

 

İkinci olasılığa göre, maddi temeli olan yukarıdaki haklı yorum eğer  gerçeği ifade etmiyorsa, Cheney’in adamları ve Birleşik Komutanlık düşman olduklarını bile bile Usame bin Laden’in yakınları ile iş yapıyorlarsa, Cibuti’deki üssün bombalanmasını gerçekten istiyorlar demektir. Ve zayiatlarının az olması içinde -mektubu yollayan deniz piyadesi subayın ifade ettiği gibi- Camp Lemoniere’deki askerlerin çoğunluğunu kumanda gemisine almışlar ve gerisinide kurban olarak bırakmışlardır. Şüphesiz kampın bombalanmasını gerçekten istiyorlarsa, ihtimallerden birincisine görede kamp bombalanabilir ve bu saldırı politik sonuçları itibariyle ABD’nin mevcut yönetiminin hesabına yazarken, Laden’in ve kampa işçi temineden arkadaşı Abdurrahman Boreh’in Al- Kaida içindeki prestijlerini ve konumlarını da güçlendirir. Bu gelişmede, CIA’nın sözkonusu örgüt üzerindeki denetiminin ve manipülasyon mekanizmasının güçlenmesi anlamına gelir.

 

Kampın bombalanması ve bazı Amerikalı askerlerin ve subayların ölmeleri ile W. Bush ve Dick Cheney takımının elde edebilecekleri kazanç, aynen Afganistan’da oduğu gibi ve çok daha kolayca 644 bin nüfuslu küçük stratejik Cibuti’ye bütünüyle elkoymak olacaktır. Ozaman tüm diplomatik ayrıntılardan ve bürokrasiden kurtularak bu küçük kara parçasını istedikleri gibi kendileri için “dikensiz gül bahçesi” haline getirebilecekler ve nüfusun temelini oluşturan farklı etnik kökenli iki aşireti ve diğer göçmenleri birbirlerine karşı kullanarak birsüre ülkeyi rahatça yönetebileceklerdir. Pentagon şahinlerinin Cibuti’deki tartışmasız hakimiyetleri, kendileri ile hevesli biçimde üs pazarlığı yapmaya çalışan Eritre’nin fiyatını düşüreceği kadar, bölgedeki asıl büyük güç Etopya’nın (Habeşistan’ın) boğazını sıkmalarına da yardımcı olacaktır. Çünkü, Etopya’nın Kızıl Deniz’e ve Hint Okyanusu’na açılan tek kapısı Cibuti’dir ve Cubuti’ye bütünüyle elkoyacak olan Pentagon, yine kendisi ile işbirliği içinde olan Etopya’nın pazarlık gücünü neredeyse sıfırlayacaktır. Şüphesiz Kızıl Deniz’in Hint Okyanus’una açılan kapısını ve tüm sahilboyu ülkelerini, Yemen’i daha rahat denetleyebilecekler ve belkide Suudi Arabistan’daki stratejik hava güçlerini bu küçük ülkede oluşturacakları daha güvenlikli yeni üslere taşıyacaklardır.

 

Sözkonusu mektubu yazan subay eğer Laden ailesi ile Bush ailesi arasındaki eski dostluğu ve iş ortaklıklarını ve yine Dick Cheney’in aynızamanda Irak ile 73 milyon Dolar’lık kuyu söndürme anlaşması yapan Halliburton şirketinin yıllık 1 milyon Dolar maaşlı gizli yöneticisi olduğunu bilseydi, herhalde daha çok korkardı. Düşünen bir insan olduğu anlaşılan subay, kendisini biraz daha zorlasa, bu “dünya imparatorluğu” kumarında aldatılarak kulanıldıklarını, yaşamlarına hiçbir değer verilmediğini, baş ideologlardan Zibigniev Brzezinski’nin “büyük satranç masası” olarak gördüğü dünyada sıradan askerlere verilen rolün ilk hamlelerde -harcanacak- basit birer piyonluk olduğunu rahatça görebilecektir. Ve yine şüphesiz, mektubu yazan subayın olaya bakış açısı, Amerikalı askerlerin kendilerini tamamen yabancı ve düşmanlarla çevrili bir dünyada gördüklerini yansıtmaktadır. Bu olay, Cibuti için gerçek olduğu kadar, Irak, diğer Ortadoğu, Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkeleri içinde gerçektir. Sözkonusu gerçek nedenlerle, ABD tüm rakipsiz askeri teknolojik üstünlüğüne ve dünyada kurmakta olduğu hegemonyaya karşın kendi içinde alabildiğine zayıftır. Çünkü, sonuçta silahları kullananlarda insanlardır ve ABD asıl olarak kendi içinden vurulacaktır. Fakat şimdilik, mektubu yazan deniz piyadesi subayın beklediği gibi, Cubiti’deki Camp Lemoniere’ye -muhtemelen- yakın zamanda bir saldırı olacaktır ve yeni kurbanlarla Pentagon yayılmasını sürdürecektir.

24 mayıs 2003, Stockholm

yusufk@telia.com  

http://www.sinbad.nu/