Rahmi Yıldırım ÇİFTE  STANDART

 

Bekir COŞKUN Kemal Abi evde mi?..

 

 

ÇİFTE  STANDART

 

Rahmi Yıldırım

 

Çifte standart, en sade anlatımıyla, aynı ya da benzer olaylar karşısında farklı tutum ve davranışları önleyen ahlak yokluğudur, ilke yoksunluğudur. Kişinin kendisi için geçerli saydığını aynı durumdaki başkası için geçerli saymamasıdır ya da tersidir.

Sınıflı toplumun bireylere dayattığı düşünme ve davranış tarzı olarak çifte standart, özünde, sınıflı toplum ahlakının, daha doğru bir deyişle egemen sınıf ahlakının kibarlaştırılmış adıdır.

Sınıflara bölünmüş toplumda bireylerin olaylara ve olgulara ilişkin yargıları, tutum ve davranışları her şeyden önce sınıfsal aidiyetlerince belirlenir. Ancak, üretim araçlarının sahibi egemen sınıf bireylerinin ahlaki refleksleri kesinlikle sınıf çıkarlarınca belirlenirken, ezilen sınıf bireylerinin ahlaki refleksleri çoğunlukla, egemen sınıfın kendi çıkarını “herkesin çıkarı” olarak meşrulaştıran ahlak anlayışına mahkum olur. Ezilen sınıf bireyleri, sınıflara bölünmüşlüğü ortadan kaldırma iradesine sahip değillerse, egemen sınıf ahlakının dayattığı çifte standard ve ikiyüzlülük labirentinde dolanır dururlar. Hatta, en çok da egemen sınıfa karşı değil, birbirlerine karşı çifte standartlı ve ikiyüzlü davranırlar.

Sınıfları ve bireyleri esir alan çifte standart ve ikiyüzlülük, sınıflı toplumun en üst örgütü  devletleri de esir almıştır. Devletlerin ahlakı varsa (hukuk resmi ahlaktır), o ahlak da özünde egemen sınıfın çıkarlarını korumaya hizmet eder ve çifte standartla maluldür.

Kapitalist bir dünyada yaşıyoruz. Egemen olan ahlak anlayışı kapitalizmin ahlakı. Yani, kârı azamileştirmek, sınıf egemenliğini sürdürmek için her yol mübah. Herkes için özgürlük, eşitlik, adalet ve mutluluk ezilen sınıf aydınlarının ütopyası. Kapitalist dünyanın efendileri ABD ve AB, kendi çıkarlarını bütün dünyanın çıkarı olarak zihinlere nakşetmekte güçlük çekmiyorlar; çifte standarttan yana öteki ülkeleri suya götürüp susuz getirecek ölçüde becerikliler.

Bağımlı ülkeler ise kendi çifte standartlarını kabul ettirmekten yana o denli becerikli, daha doğrusu güçlü değiller. Temel değerlerden ve ölçülerden yoksunluğun, genel bir ikiyüzlülüğün çukurunda debelenip duruyorlar.

 

Çifte standart cenneti

Geçen hafta Türkiye’de de çifte standardın envai çeşit örneği yaşandı.

En basitinden, İçişleri Bakanlığı’nın valiliklere gönderdiği son genelge.

Genelgeye göre, Anayasa Mahkemesi, Sayıştay, Danıştay, Yargıtay başkanları, üyeleri ve savcıları, tetkik hakimleri, raportörleri, asker-sivil tüm hakim ve savcılar ve diplomatik görevlilere, trafik suçu işlediklerinde trafik ceza tutanağı yazılamayacak.

Bu kişiler trafik suçu işlediklerinde, sonunda birileri ölse bile,  polis sadece tespit tutanağı düzenleyecek. Bu tutanak kişinin bağlı olduğu kuruma gönderilecek. İlgili kurum da gerekli idari ve adli işlemi yapacak.

Genelge aynen böyle. Gerçekten akıl ve vicdan sınırlarını zorlayan bir genelge. Başka ülkelerde örneği olduğunu sanmıyorum. Cumhurbaşkanı bile trafikte kendisine ayrıcalık istemezken, bunlar kırmızı ışıkta geçerlerse ceza yemeyecekler, alkollüyken  araç kullandıklarında engellenmeyecekler. Ve o yargıç ve savcılar vatandaşları trafik suçlarından dolayı yargılayacak!

İnsanın akıl ve vicdan sınırlarının dışında; ama, meğer  yasaların içindeymiş. Yasa 12 Eylül döneminde çıkmış. Üzerinden bunca yıl geçmiş. Yasanın varlığından habersiz bazı trafik polisleri, imtiyazlı kişilere ceza kesmişler. İş mahkemeye gitmiş ve Yargıtay, bu çifte standardın yasal olduğuna hükmetmiş. Bu imtiyazın, Anayasa’nın eşitlik ilkesinden geçtim, kapitalist ahlaka bile aykırı olduğu, çifte standarda düşmeden adaleti sağlamakla görevli hiçbir yargıcın aklına gelmemiş.

Ne yazsan, ne söylesen nafile. Çünkü, burası Türkiye!

Çifte standart,  egemen sınıf adına topluma hükmetmekle görevlilerin trafik suçu işleme imtiyazıyla sınırlı olsa gene iyi. Siyaset, dış politika ve toplum hayatı baştan ayağa çifte standartla yüklü. Çifte standart örnekleri saymakla bitmez.

Örneğin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları. Türkiye’nin lehine ise iyi, değilse kötü. Abdullah Öcalan için AIHM’nin verdiği kararı Türkiye’nin egemenleri beğenmedi, uygulamamak için kaçış yolları arıyor.

Hükümet de dosyanın içeriğine göre sahipleniyor ya da kenara çekiliyor. Hükümete göre Öcalan’la ilgili karar devletin sorunu, ama türbanla ilgili dava hükümetin meselesi. Türban yasağı sürebilir ama “Türkiye'de hükümet özgürlüklerin genişletilmesi için çaba harcamaktadır.”

Türban söz konusu olduğunda özgürlüklerin genişletilmesi için çaba harcayacak; ama, ceza yasasıyla ifade özgürlüğünü boğmak için elinden geleni ardına koymayacak.

Seçimden önce milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasını istiyor; ama, iktidar olunca vazgeçiyor. Neden? Çünkü, yargıya güvenilmez, yargı bağımsız değil. Yargı başkalarını yargılanırken güvenilir ve bağımsız, ama bunlara gelince değil.

Ermeni soykırımı konusunda da çifte standart. Bazı Avrupa ülkeleri emperyalist diplomasiyi insanlığın önüne koyarak, “Ermeni soykırımı yoktur” demeyi suç sayıp yasakladılar. AKP de, yeni Türk Ceza Yasası ile “Ermeni soykırımı vardır” diyeceklere hapis cezası getirmenin peşinde.

Çifte standarda sınır yok. Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Sultanbeyli’de ormanlık arazide gecekondu diye 6 villa yaptırmış, bundan dolayı 10 ay hapis cezasına çarptırılmış. Ama nasıl olmuşsa bu cezaya karşın önce İstanbul’a belediye başkanı, sonra da Türkiye’ye başbakan olmuş. Geçenlerde televizyonda yayımlanan bir programda, İstanbul Üsküdar’daki evinin de ruhsatsız olduğunu, satıp başka bir ev almak istediğini söylüyor. Ama aynı Başbakan,  sıra siyasi nutuk atmaya gelince, gecekonduculara ve kaçak yapılaşmaya göz yummayacağını, Ankara’da birçok gecekonduyu yıktıracağını söylüyor, “Yok öyle yağma, yok öyle 25 kuruşa 5 köfte” diyor.

Başbakan böyle olunca Maliye Bakanı da elbette geri kalmıyor. Naylon fatura ile hayali ihracat davasından  kurtulabilmek için kendisini affeden bir yasa çıkardıktan sonra bu kez İstanbul Küçük Çamlıca’da kaçak villa yaptırdığı ortaya çıkıyor. Bunca çifte standardı ve uzun mızrağı saklayacak çuval bulamamış olmalı ki, gazeteler yazınca şimdi villasını yıktırıyor.

Burası Türkiye.

Çifte standart, sadece kendisi için hukuk ve ahlak,  anlatmakla bitmez. Egemenlerin çifte standardı bütün topluma karşı, ezilenler ise hedefi şaşırıp birbirlerine karşı çifte standartlı.

Bu gibi durumlara fıkra anlatmak hâlâ yasak değil. Fıkra anlatmanın bile tehlikeli olacağı yeni TCK’nin yürürlüğe girmesine on gün kaldı.

Fırsattan istifade, bir fıkra.

 

Politika nedir?

Okulda çocuğa politika  konulu kompozisyon ödevi verilir. Çocuk da babasına sorar:

- Politika nedir?

Baba ne cevap vereceğini bilemez. Başlar sallamaya:

- Yavrum, anlatacaklarımı iyi dinle. Ben evin geçimini sağlamak için çalışıyorum para kazanıyorum. Yani ben kapitalistim. Annen, kazandığım parayı harcayıp evi idare ediyor, yani hükümet. Hizmetçimiz ev islerini yapıyor, yani işçi. Sen halk, kundaktaki kardeşin de istikbal. Kompozisyon ödevini buna göre yaz! Anlaştık mı?

Çocuk,  ‘anladım’ der, sabah ödevini yazmak üzere uykuya çekilir. Gece tuvalete kalkar ve beşikteki kardeşinin ağladığını duyar. Hizmetçiye haber vermek için odasına gider, babasıyla hizmetçi yatakta sarmaş dolaş.

Annesine seslenir, ama annesi horul horul uyumaktadır.

Çocuk hemen masasına geçip ödevini yazmaya koyulur:

Politikanın ne olduğu çok basit. Kapitalist işçiyi götürüyor, hükümet uyuyor, halkı duyan yok, istikbal  bok içinde…

 

Rahmi Yıldırım

21 Mayıs 2005

 

Bekir COŞKUN Kemal Abi evde mi?..

20 Mayıs 2005 Cuma http://www.hurriyetim.com.tr/yazarlar/yazar/0,,authorid~2@sid~9@nvid~579320,00.asp  

DÜNYANIN en enteresan Maliye Bakanı bizimkisi.

Maliye Bakanı, Maliye’yi kazıklamış.

Bu görülmüş şey değil.

Hayali ihracat, naylon fatura, evrakta sahtecilik, 2-B orman arazisinde kaçak mülk...

Bu iddialar ‘dokunulmazlıkları’ yüzünden ellenemiyor.

Bu arada ne zaman TBMM’den bir kanun geçse, içine bir ‘Kemal Abi’ye af’ maddesi monte ediyorlar.

Ve ne zaman bir kanun TBMM’den geçse, bizler içinde bir ‘Kemal Abi’ye af’ maddesi olduğunu biliriz.

*

Ama ‘Kemal Abi’ye af’ maddeleri, hakkındaki iddialara yetişmiyor.

Çünkü iddiaların yenileri ortaya çıkıyor.

İşte; Çamlıca’daki evinin bahçesine bir de oğlu için kaçak villa yaptırmış Kemal Abi.

Bu suçtur.

Kaçak yapı olduğu için, Maliye Bakanı olarak Maliye’ye ödemesi gereken vergileri de ödememiş demektir.

Hayali ihracat, sahte fatura gibi öbür iddialarla ilgili ‘kendisi bankanın yönetim kurulunda olduğu için başkasının yaptığını, ama alakasının olmadığını’ öne süren Kemal Abi’nin bahçesine üç katlı, on odalı villayı da başkası yapmış olabilir mi?..

Olmaz diye bir şey yok.

Kalkıp bir de bakıyor ki arka bahçeye üç katlı, on odalı bir villa yapmışlar...

*

AKP
’li belediyenin haberi olmadan (!) üç katlı kaçak bina yapılması, suçun bir ekip işi olduğunu da gösteriyor.

Koyun bunun üzerine Başbakan’ın İstanbul’daki evinin de kaçak olduğunu ve garibanların kaçak gecekonduları yıkılırken Başbakan’ın ‘Ben satacağım’ dediğini...

Demek istediğim (Başbakan’ın hitap şekliyle) Kemal Abi yalnız değil.

Daha da açıkçası, yeryüzünde Maliye’yi kazıklamış Maliye Bakanı olarak tek de, kendi iktidarları içinde tek değil.

Ne yapacaksınız?..

‘Yolsuzluklara damardan girdiğini’ söyleyen bir iktidardan söz ediyoruz.

Bu tatil gününde keyfinizi kaçırmak istemem.

Siz seçtiğinize ve memnun olduğunuza göre...

Oturup şarkı söyleyin:

‘Kemal Abi evde mi

On odalı yerde mi?..’

http://www.sinbad.nu/