Çin ve Hindistan stratejik işbirliğine giderken:

ÇİN, DÜNYA ve TÜRKİYE…

TABLOLAR:

Osman ULAGAY Japonya'yı sollayan Çin ihracatta 3. büyük

Dünyada GSYİH ve Mal Ticareti (tablo)

Türkiye ise ithalatta, bütçe açıklarında, faiz ödemelerinde ve gelir uçurumunda şampiyon (basından haberler)

Türkiye ithalatta da dünya 'büyüme' rekoru kırdı

82 yıllık Cumhuriyet'te 59 yıl bütçe açığı verildi

Türkiye cari açıkta dünya altıncısı oldu...

Güngör URAS Faizi ödeyen 'devlet' değil, 'halk'

Melih AŞIK DİE hikâyeleri...

ATO'dan 'Krizler Tarihi Raporu'

 

 

ÇİN, DÜNYA ve TÜRKİYE…

 

İş Yatırım’ın davetlisi olarak “Çin, Dünya ve Türkiye” konulu bir seminer vermek için Türkiye’ye gelen ABD Dış İlişkiler Konseyi Üyesi ve Washington DC Uluslararası Ekonomi Enstitüsü Öğretim Üyesi Dr.Lardy, Çin’in geleneksel ihraç ürünleri sayılan ayakkabı, konfeksiyon ve oyuncağın dışında bilgisayar gibi ürünlerin ihracatında büyük bir gelişme gösterdiğini belirtti. Çin’den yapılan ihracatın üçte ikisinin bu ülkede kurulan yabancı sermayeli şirketler tarafından gerçekleştirildiğinin altını çizen Dr. Lardy’nin Çin’in ekonomik ve ticari gelişmesine ilişkin verdiği bazı bilgiler özetle şöyle:

 

gönderen: Ülker Aydın

 

-        Çin 1978 – 2004 arasında 12 kat büyüdü. Son 25 yıl içerisinde hiçbir ekonomi bu hızla büyüyemedi. (Tablo-1)

 

-        1994’te yüzde 2,5 civarında olan Çin’in dünya ticareti içerisindeki payı 2004’te yüzde 7’ye ulaştı. 1994’te 100 Milyar dolar civarındaki ihracatı 2004 sonunda 600 Milyar dolara ulaştı. Çin’in ihracatı ve ithalatı paralel bir seyir izliyor. Çin dünyanın en büyük üçüncü ithalatçıdır.  2004’te 600 Milyar dolar ihracatına karşılık 570 Milyar dolar civarında da ithalatı var. Makine ve donanım en geniş ithalat kategorisidir. Ancak Çin, kimyasal madde ve yan ürünlerinin yanı sıra baz metal ve yan ürünlerinde de büyük bir ithalatçı konumundadır.

1992 – 90 Milyar $ ihracat yaparken,

2004 – 600 Milyar $ ihracat gerçekleştirilmiştir.

(Tablo-2)

 

-        Çin, Dünya ticaretinin % 6’sını geçen sene gerçekleştirmiştir. (Tablo-3)

 

-        2004’te ABD ve Almanya’dan sonra, Çin üçüncü olarak dünya ekonomisine sahip olmuştur.

 

-        Çin dış yatırımcıyı çok çabuk çekmiştir. İthalatı ve sunduğu yatırım fırsatlarıyla Çin, yabancı firmalar için birçok yeni ekonomik fırsat yaratmaktadır.

Bugün Çin dünyanın en çok doğrudan yabancı sermaye çeken ülkesi konumunda. 1992’de yılda 10 milyar dolar civarında yabancı sermaye girişi olan Çin’e 2004 yılında 80 milyar $ yabancı sermaye girmiştir.

(Tablo-4)

 

-        Çin’in ihracatının yaklaşık 3’te 2’si bu ülkedeki yabancı sermayeli kuruluşların ürettiği ürünlerden oluşuyor. Özellikle, Tayvan, Güney Kore gibi Asya Kaplanları ve Japonya, Çin’in ucuz işgücünden faydalanarak adeta bir ihracat platformu olarak kullanıyor. Çin’e son dönemde en çok doğrudan yabancı sermaye yatırımı da bu ülkelerden geliyor.

 

-        1985 yılında yabancı firmalı ihracattaki payı % 1 iken, 2004 yılında % 60’a çıkmıştır. (Tablo-5)

 

-        Dünyanın en hızlı büyüyen son 25 yılındaki ülke ÇİN.

 

-        Yabancı sermaye çekmesi de çok hızlı gelişiyor, artıyor.

 

-        Dünya ekonomisinin büyümesine Çin’in katkıları ABD’den daha fazla. Çin - % 15    ABD - % 6 katkı koymuş (son 4 yıldaki)

(Tablo-6)

 

-        Çin emekyoğun işlerde dünya pazarlarında çok pay alıyor. Çin, yoğun işgücü gerektiren birçok ürünün düşük maliyetlerle üretimini yapan bir üretici ve global pazardaki payı arttıkça bu ürünlerin geleneksel üreticilerinin Pazar paylarını da almaktadır. Ayakkabıda, konfensiyonda ve oyuncakta dünya ihracatının yaklaşık yüzde 25’ini gerçekleştiriyor. Ancak ofis ekipmanları alanında da hızlı bir ihracat artışı içerisinde. 1984’te yüzde 1’in altında olan dünya büro cihazları ihracatı içerisindeki payı yüzde 15 düzeyine yaklaştı. Beş yıl önce ABD’ye sattığı ürünlerde ağırlık ayakkabı, oyuncak gibi ürünlerde olan Çin’in bugün bu ülkeye en çok sattığı ürünler ofis makineleri ve telekomünikasyon cihazları. Bugün Amerikan pazarı Çin malı bilgisayarlar, notebooklarla doldu.

(Tablo-7)

 

-        Son on yılda alt yapıya çok para harcıyorlar (bina, yol, tren yolları)

 

-        Çok liberal bir ortam var ve özellikle imalat sektöründe.

 

-        Otomotiv imalat dışında her türlü imalat teşvik edilmektedir.

 

-        Çin yüksek katmadeğer ihracatı yapamıyor, onları ithal ediyor, dışarıdan geliyor.

 

-        Çin’in komşu ülkeleri Çin’den çok etkilenecek.

 

-        Türkiye orta düzeyde etkilenecek.

 

-        Türkiye Avrupa’ya yakın olması bir avantaj. Türk tekstil sanayinin tek çıkış yolunun katma değeri daha yüksek ve uzmanlık gerektiren ürünlere kayması olduğuna inanıyor Dr.Lardy.  Yüksek miktarlardaki standart pamuklu tekstil ürünlerinde Çin’le yarışabilmeleri birçok ülke için son derece zor olacaktır. Ancak Türkiye Avrupa’ya olan coğrafi yakınlığını kullanabilir; örneğin daha uzmanlık gerektiren ürünler ve hızlı üretim önerilebilir.

 

-        Önümüzdeki on yılda da ekonomik büyümesini Çin sürdürecektir.

 

-        Çin’in tasarruf edebilme yeteneği yüksek. (Tablo-8)

 

-        Çin’in büyük iş gücü tarımda çalışıyor (%50) ve verim çok düşük. (Tablo-9)

 

-        Tarımda 350 milyon kişi çalışmakta. Önümüzdeki dönemde 200 milyon kişisi hizmet sektörüne kayacak.

 

-        Çin’in kırsal alanlarında, modern sektörde kolaylıkla istihdam edilebilecek yüksek oranda iş gücü fazlası bulunmaktadır. Tarımda kaybedilen üretim oldukça düşük seviyelerde olduğu için, geçiş sorunsuz gerçekleşmektedir.

 

-        Önümüzdeki 3-4 yılda büyüme azalacak.

 

-        Çin ekonomisi biraz ısınmış gibi.

 

-        2004 yılında yatırımlar GSYİH’ın % 45’ine çıkmıştır. (Tablo-10)

 

-        Çok hızlı yatırım, çok hızlı kredi artışı sözkonusu.

 

-        Yurtiçi krediler 3 Trilyon Yuen’dır.

 

-        Çin’in ekonomisi önümüzdeki yıllarda yavaşlayacaktır.

 

http://www.sinbad.nu/  metni Sinbad'a gönderen, Kaya Karan

 

TABLOLAR:

 

Tablo-1 

                                                                                                 

  

Tablo-2 

                                                  

  

Tablo-3 

                                                                                                 

  

Tablo-4 

                                                                                                 

 

Tablo-5 

                                                                                                 

 

Tablo-6 

                                                                                                 

 

Tablo-7 

                                                                                                   

 

Tablo-8 

                                                                                                 

 

Tablo-9 

                                                                                                   

 

Tablo-10 

                                                                                                 

 http://www.sinbad.nu/ 

 

Osman ULAGAY Japonya'yı sollayan Çin ihracatta 3. büyük

18 Nisan 2005 / Pazartesi  http://www.milliyet.com.tr/2005/04/18/yazar/ulagay.html
Dünya Ticaret Örgütü'nün (DTÖ) geçen hafta içinde açıkladığı verilere göre geçen yıl dünya ekonomisi (dünya GSYİH'si) % 4 dolayında büyürken dünya mal ticaretinde ise % 9'luk bir genişleme yaşandı. Böylece dünya ticaretindeki artış üretimdeki artışı bir kez daha geride bırakmış oldu. DTÖ, dünya ticaretindeki artışın 2005'de bir miktar yavaşlayacağını ve % 6 dolayında kalacağını tahmin ediyor.
Dünya ticaretinde 2004 yılının en dikkate değer gelişmesi, ihracatını hacim olarak % 20, değer olarak % 35 artırmayı başaran Çin'in Japonya'yı geçerek dünyanın 3. ihracatçısı haline gelmesiydi. Çin, ihracatta Almanya ve ABD'nin ardından dünyanın 3. büyüğü olurken elektronik eşya ihracatında sağladığı % 45'lik artış bu başarıda en büyük rolü oynadı. Çin'in, kotaların henüz kalkmadığı ortamda, tekstil ve giyim sanayiinde elde ettiği ihracat artışı ise % 15 dolayında kaldı. Bu arada Çin'in yanı sıra Afrika ülkeleriyle Latin Amerika ülkelerinin de geçen yıl önemli ihracat artışları gerçekleştirdiği ve bir bütün olarak "gelişen ülkeler" grubunun dünya ticaretindeki payının % 31'e yükseldiği görüldü. ABD ise dünya ticaretinin % 7'sine ulaşan dış ticaret açığıyla yeni bir rekorun sahibi oldu.

Dünyada GSYİH ve Mal Ticaret

 

http://www.sinbad.nu/ 

 

Türkiye ise ithalatta, bütçe açıklarında, faiz ödemelerinde ve gelir uçurumunda şampiyon (basından haberler)

 

Türkiye ithalatta da dünya 'büyüme' rekoru kırdı
18 Nisan 2005 Pazartesi http://www.sabah.com.tr/eko101.html
Türkiye'nin 2004'te yüzde 9.9'luk büyüme rekoruna ulaşması aynı zamanda dünya ithalat artışı rekorunu kırmasına neden oldu İthalatın yüzde 67'sini üretimde kullanılan ara malı oluşturuyor. Yatırım malı ithalatının azaldığı tüketim malı ithalıtının ise arttığı göze çarpıyor.

İki yıldır döviz kurunun sürekli iniş trendinde olması Türkiye'ye bir dünya rekoru daha kırdırdı. Dünyanın en fazla ithalat yapan ülkeleri arasında Türkiye 2004 yılında, bir önceki yıla göre yüzde 40 oranındaki artış ile ithalatı en fazla artan ülke oldu. Dünya Ticaret Örgütü verilerine göre, dünya mal ithalatında, Türkiye 97.2 milyar dolarlık ithalat ile 22. sırada yer alırken, dünya mal ihracatında ilk 30'a giremedi. Türkiye'nin dünya ihracatından aldığı pay yüzde 0.9'a, dünya ithalatından aldığı pay ise yüzde 1.4'e yükseldi. Türkiye böylece geçen yıl ithalat büyüklüğü açısından Hindistan, Rusya ve Tayland'ı geride bırakmış oldu.

YATIRIM MALI % 18
2004'te Türkiye'nin ithalatının yüzde 67'si üretimde kullanılan ara mallarından oluşuyor. İthalat içinde yatırım mallarının payı yüzde 17.9, tüketim mallarının payı ise yüzde 14.3. Bir önceki yıl ile karşılaştırıldığında yatırım malı ithalatının yüzde 2, ara malı ithalatının yüzde 5 düştüğü, tüketim malı ithalatının ise yüzde 4 arttığı gözleniyor. Türkiye'nin ithalatının dağılımı 1990 yılından bu yana değişmiyor. İthalatın yaklaşık yüzde 20'si yatırım, yüzde 70'i ara malı ve yüzde 10'u da tüketim malı ithalatı. Yatırım malı ithalatının son 4 yıldır azalarak 16-17 milyar dolar civarına gerilediği gözleniyor. DTÖ verilerine göre 2004 yılında Almanya 914.8 milyar dolarlık ihracat ile ilk sırada yer alırken,ABD 819 milyar dolarlık ihracat ile ikinci, Çin 593.4 milyar dolarlık ihracat ile üçüncü, Japonya 565.5 milyar dolarlık ihracat ile dördüncü, Fransa 451 milyar dolarlık ihracat ile beşinci sırada yer aldı. Dünyada en fazla ithalat yapan ülkelere bakıldığında,ABD 1 trilyon 526.4 milyar dolarlık ithalat ile birinci, Almanya 717.5 milyar dolarla ikinci, Çin 561.4 milyar dolarla üçüncü, Fransa 464.1 milyar dolarla dördüncü, İngiltere 464 milyar dolarla beşinci oldu.

ALMANYA İHRACATÇI
AB ülkeleri tek bir ülke kabul edildiğinde ise AB ülkeleri 1 trilyon 202.8 milyar dolarlık ihracat ile ilk sırada yer alırken,ABD 819 milyar dolarlık ihracat ile ikinci, Çin 593.4 milyar dolarla üçüncü sırada yer aldı. DTÖ tarafından yapılan çalışmada, emtia fiyatlarındaki yükselişin etkisiyle gelişmekte olan ülkelerin dünya ticaretinden aldığı payın 1950 yılından bu yana ilk kez geçen yıl yüzde 31'e çıktığı da bildirildi. DTÖ'ye göre geçen yıl yüzde 9 büyüyen dünya ticareti, global ekonomideki yavaşlamanın etkisiyle 2005 yılında yüzde 6.5 büyüyebilecek. Türkiye, DTÖ'nün 2003 yılı verilerine göre 46.6 milyar dolarlık ihracatıyla 35'inci, 69.3 milyar dolarlık ithalatıyla da 25'inci sırada yer almıştı. Türkiye'nin dünya ihracatı içindeki payı yüzde 0.6, dünya ithalatı içindeki payı ise yüzde 0.9 olmuştu.

 

82 yıllık Cumhuriyet'te 59 yıl bütçe açığı verildi Ankara

10 Nisan 2005 Pazar http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~1@w~4@nvid~561519,00.asp

ATO'nun ”Açıklar Tarihi” adlı raporuna göre, Türkiye 82 yıllık cumhuriyet tarihinin 59 yılında bütçe açığı verdi.

Ankara Ticaret Odası'nın (ATO) ”Açıklar Tarihi” adlı raporuna göre, Türkiye 82 yıllık cumhuriyet tarihinin 59 yılında bütçe açığı verirken, 23 yılı denk ya da bütçe fazlası ile tamamladı.

Rapora göre 1923-2004 yılları arasındaki dönemde bütçe açıklarının toplamı 233 milyar dolara ulaşırken, Türkiye sadece son 10 yılda 171.3 milyar dolar bütçe açığı verdi. Türkiye, bu sürede 66 yıl da dış ticaret açığı verirken, 82 yılda toplam dış ticaret açığı miktarı 303 milyar dolar oldu.
   
Dış ticaret fazlası verilen yıllar ise 16 yıl ile sınırlı kalırken, toplam dış ticaret fazlası tutarı 418 milyon dolar olarak gerçekleşti.
   
Rapora göre Türkiye, dış ticaret açıklarının yüzde 60'ını teşkil eden 183 milyar dolarlık kısmını Gümrük Birliği'nden sonraki 9 yıla sığdırdı. Aynı dönemde verilen bütçe açığı da 165.3 milyar dolar oldu. Gümrük Birliği'nde geçen 9 yıllık dönemin bütçe ve dış ticaret açığı toplamı 348 milyar doları buldu.
   
Bütçesinde ve dış ticaretinde 82 yılda toplam 536 milyar dolar açık veren Türkiye, bu açıkları borçlanma ya da para basma yolu ile kapatmaya çalışınca, enflasyonlardan ve krizlerin pençesinden kurtulamadı.   
ATATÜRK'LÜ YILLAR   
Raporun dikkat çektiği bir diğer sonuç da bütçe ve dış ticaret disiplininden ödün verilmeyen yılların Cumhuriyetin ilk yıllarına ve Atatürk'ün ölümüne kadar olan süreye sığdırılmış olması.
   
Rapora göre İsmet İnönü'nün 7, Celal Bayar'ın ve Fethi Okyar'ın 1 kez Başbakan olarak görev yaptığı Mustafa Kemal Atatürk'ün Cumhurbaşkanlığı döneminde 5 yıl hariç, devlet bütçesi devamlı fazla verdi. Sıkı sıkıya bütçe disiplinine uyuldu, devlet denk bütçe ile yönetildi.
   
Bir yandan yeni kurulan Cumhuriyetin kaynak ihtiyacı karşılandı, diğer yandan yabancı işletmeler millileştirildi.   
TOPLU İĞNE İTHALİ VE DIŞ TİCARET FAZLASI   
Raporda, Atatürk dönemine ilişkin şu tespitler yapıldı:
   
“Türkiye, Atatürk'ün ölümüne kadar geçen bu 15 yıllık dönemde Türkiye'nin 35 yıldır göremediği dış ticaret fazlasını üst üste 9 yıl yakalamayı başardı. Dışardan toplu iğneye varıncaya kadar ithalat yapılsa da Türkiye bu dönemde aldığından fazlasını sattı.
   
1923-1938 yılları arasında Türkiye'nin milli geliri, oran olarak yüzde 104.8 artarken tarım sektörü yüzde 101.3, sanayi sektörü yüzde 148.8 oranında büyüdü. Türk Lirası dolar karşısında yüzde 24.6 oranında değer kazandı.”   
70'Lİ YILLAR   
1974 yılında petrol fiyatları patladı. Kıbrıs Barış Harekatı ile birlikte ABD'nin silah, batılı ülkelerin  örtülü ekonomik ambargosu ile karşı karşıya kaldı. Türkiye o yıl 303 milyon dolarla rekor bir bütçe açığı verdi. Dış ticaret açığı ise 769 milyon dolardan önce 2.3 milyar dolara, 1975'de 3.4 milyar dolara, 1976'da ise 3.1 milyar dolara yükseldi.
   
İstikrar politikaları uygulanırken ortalama 17.4 milyar dolar olan dış borç stoku, 1989'da 41.7, 1990'da ise 49 milyar dolara çıktı. Borçların vade yapısı bozuldu. Kısa vadeli borçlar, toplam borçların yüzde 19'unu buldu. Ticari bankaların döviz açığı büyüdü.   
20 YILDA BİR ARPA BOYU  
Bütçe açığının milli gelire oranı 80'li yıllarda yüzde 1-2, 1990-1995 arasında ise yüzde 4, 1996'da yüzde 8.2, 2000'de yüzde 10.2, 2001'de de yüzde 16.1' e kadar yükseldi. Bu yıldan itibaren de giderek düştü. 2004'de ise yüzde 7'lere kadar geriledi.
   
Dış ticaret açığının milli gelire oranları da benzer bir seyir izledi. 1980'li yıllarda yüzde 5-7'ler seviyesinde seyreden oranlar, 1995'de 10.6, 1996'da 14.6, 1997'de 15.5'e yükseldi. 2000'de yüzde 14.2 olan dış ticaret açığının milli gelire oranı, 2004'de yüzde 11.4 oldu.
   
Rapora göre Türkiye son 20 yılda 544 milyar dolar vergi geliri elde etti. Aynı dönemde 1 trilyon 43 milyar dolarlık iç borçlanma, 194 milyar dolarlık dış borçlanma yaptı. Sadece son 10 yılda iç ve dış borç anapara ve faizine toplam 970.8 milyar dolar ödedi.
   
Türkiye sadece son 10 yılda 171.3 milyar dolar bütçe açığı verdi, 162.9 milyar dolar dış borç aldı.
   
1964 yılında 964 milyon dolar olan dış borç, 2004 sonunda 158 kat artarak 153 milyar doları buldu.   
ATO BAŞKANI AYGÜN: 1950 YILINDAN SONRA İPLER KOPTU   
Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan ATO Başkanı Sinan Aygün, ekonomide Atatürk'ün izlerinin bulunduğu ve ülkenin en ağır koşullar altında boğulduğu bir dönemde bile Türkiye'nin denk bütçeyle ve dış ticaret fazlası verilerek yönetildiğine dikkat çekti.
   
Aygün, şunları kaydetti:
   
“Demek ki 1970 yılından beri bütçe değil, yamalı bohça yapmışız. Türkiye denk bütçe yapmadan iki yakası bir araya gelmez. Atatürk döneminde dünyada 1929 bunalımı çıkmış, Osmanlı dönemi borçları ödenmeye başlanmış, yabancı işletmeler millileştirilmiş ve sanayi hamlesine girişilmiş. Bu güç koşullar altında bile Türkiye denk bütçe ile yönetilmiş. Ne borç alınmış ne de enflasyon yaşanmış. 1950 yılına kadar bu ülke adam gibi yönetilmiş. 1950 yılından sonra ise ipler kopmuş.

Gelsin borçlar, gelsin yabancı mallar. 1970'li yıllarda ise diz boyu savurganlık başlamış. Bu ülke çok uzun yıllardır iyi yönetilemiyor. Denk bütçe yapamadığı için de iki yakası bir araya gelemiyor. Son iki yıldır bütçe açıklarının milli gelire oranı sürekli olarak düşüyor. Bu gelişme son derece sevindirici. Türkiye 1-2 yılda denk bütçe yapabilmeli.” (aa)

 

Türkiye cari açıkta dünya altıncısı oldu...
Bugün, 12:26 16 Nisan 2005 Cumartesi  http://www.haberx.com/

Türkiye geçen yılki 15.4 milyar dolarla dünyanın en fazla cari işlemler açığı veren altıncı ülkesi oldu. ABD, İspanya, İngiltere ve Avustralya ve İtalya'nın arkasından altıncı olan Türkiye'nin bu yıl için öngörülen 15.2 milyar dolarlık açıkla da sıralamadaki yerinin değişmeyeceği tahmin ediliyor.

Milliyet-Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) 180 ülkenin 2002, 2003 ve 2004 yılına ilişkin gerçekleşmelerle 2005 ve 2006 yıllarına yönelik tahminlerini içeren veri tabanında yer alan bilgilere göre 2004 yılında 114 ülkenin cari işlemlerinde açık, 66 ülkede ise fazla oluştu. Tutar olarak en yüksek açığı 665.9 milyar dolarla ABD, en yüksek fazlayı ise 171.8 milyar dolarla Japonya verdi. Geçen yıl ABD'nin cari açığı 135.2 milyar dolarlık artış kaydetmişti.

ABD'yi, geçen yıl açığı 25.6 milyar dolar artarak 49.2 milyar dolara çıkan İspanya izledi. İngiltere 16.4 milyar dolara yakın büyüyerek 47 milyar dolar olan açığıyla üçüncü, Avustralya 9 milyar dolar artarak 39.4 milyara çıkan açıkla üçüncü, İtalya ise 2 milyar dolarlık büyümeyle 24.8 milyar dolara yükselen açıkla Türkiye'nin üzerinde beşinci oldu.

Türkiye'yi ise Portekiz, Macaristan, Meksika, Yunanistan, Yeni Zelanda, Çek Cumhuriyeti ve geçen yıl cari işlemler açığı vermeye başlayan Fransa izledi.

MİLLİ GELİRE ORANI

Türkiye'nin 7.4 milyar dolar büyüyerek 15.4 milyar dolara yükselen 2004 yılındaki cari işlemler açığınin GSYİH'sine oranı yüzde 5.2 olarak hesaplandı. GSYİH'ye oran olarak Türkiye açık veren 114 ülke arasında 61'inci sırada yer aldı. 60 ülkenin cari işlemler açığının GSMH'sine oranı Türkiye'nin üzerinde yer aldı. Türkiye'de dahil toplam 65 ülkenin cari işlemler açığının GSYİH'sine oranı yüzde 5 ve üzerinde bir büyüklük oluşturdu.

Türkiye'nin de aralarında bulunduğu Dünyanın en yüksek cari işlemler açığı veren ilk 10 ülkesi içinde açığının GSYİH'sine oranı en yüksek ülke ise yüzde 9'la Macaristan oldu. Macaristan'ı yüzde 7.9'la Portekiz, yüzde 6.4'le Avustralya, yüzde 5.7'yle ABD izledi. Türkiye ise yüzde 5.2'lik oranla ilk 10 ülke arasında beşinci sırada yer aldı.

Bu kapsamda İspanya'nın büyük ölçüde artan cari işlemlr açığının GSYİH'sine oranı geçen yıl yüzde 2.8'den yüzde 5'e çıkarken, İngiltere'ninki yüzde 1.7'de kaldı. İtalya'nın oranı yüzde 0.6'dan yüzde 1.5'e yükseldi.

SIRALAMA DEĞİŞMEYECEK

IMF'nin tahminlerine göre ABD'nin cari işlemler açığı bu yıl ve gelecek yıl da büyümesini sürdürecek. Bu yıl 724.5 milyar dolar olması beklenen ABD'nin cari açığının 2006 yılında 749 milyar dolara ulaşacağı tahmin ediliyor.

İspanya'nın açığının da bu yıl 54.3 milyar, 2006 yılında ise 63.7 milyar dolara ulaşacak. İngiltere'nin açığı bu yıl .9 milyar. 2006'da ise 57.8 milyar dolar olacak.

IMF bu yıl Türkiye ile birlikte Avustralya ve İtalya'nın cari işlemler açığında ise geçen yıla göre azalış bekliyor. Türkiye'nin açığının bu yıl 15.2 milyar dolara, 2006 yılında 13.6 milyar dolara ineceği öngörülüyor. Bu gelişmelere rağmen bu yıl ve gelecek yıl sıralamanın değişmesi beklenmiyor.

FAZLA VEREN ÜLKELER

Cari işlemler fazlası veren 66 ülke içinde en yüksek fazlayı ise 171.8 milyar dolarla Japonya elde etti.

Japonya'nın fazlası geçen yıl 35.6 milyar dolar büyüdü. 2004 yılında Almanya 96.4 milyar dolar, Çin 70 milyar, Rusya 59.6 milyar, Suudi Arabistan 49 milyar, İsviçre 42.8 milyar, Norveç 34.4 milyar dolarlık cari fazla verdi. Bu ülkelerin Japonya ve İsviçre dışındakilerin cari işlem fazlalarının bu yıl da büyümesi bekleniyor. Almanya'nın bu yıl 110.6 milyar, Çin'in 76.5 milyar, Rusya'nın 85.9 milyar, Suudi Arabistan'ın 79 milyar, Norveç'in 46.3 milyar dolarlık cari fazlaya ulaşmaları bekleniyor. Japonya'nın fazlasının bu yıl 157.2 milyara, İsviçre'nin fazlasının 42.3 milyar dolara

 

Güngör URAS Faizi ödeyen 'devlet' değil, 'halk'

12 Nisan 2005 / Salı  http://www.milliyet.com.tr/2005/04/12/yazar/uras.html
Halkımızın ödediği 100 lira verginin 47.5 lirası faize gidiyor. Yetmiyor. Maliye Bakanı faiz ödemek için her gün bir vergi icat ediyor. Merkez Bankası, gecelik borçlanma faizini düşürdü ama gene de yıllık birikimli yüzde 16.20 faiz ile para topluyor. Hazine faizi düşürdü ama gene de bono satın alanlara yıllık yüzde 17.98 faiz ödüyor. Bu faizler Merkez Bankası ile Hazine'nin cebinden çıkmıyor. Onlar aracı. Onlar "raconu" kesiyor. Faturayı halk ödüyor.
Bu faizleri halk vergi olarak ödüyor. Hükümet 2005 bütçesini düzenlerken, halktan 118 milyar YTL vergi toplanmasını, bunun 56 milyar YTL'sinin faiz olarak, devlete borç verenlere ödenmesini öngördü.

Faiz ödemekten perişanız
Borcumuz var. Tamam... Bu borcu ödemeyeceğiz, döndüreceğiz... Bu da tamam... Ama bu borcu döndürmek için ödediğimiz faiz çok çok yüksek bir faiz... 2004'te yaklaşık yüzde 12 reel faiz (enflasyondan arındırılmış faiz) ödedik.
ABD'de faizler yükseldi diye kıyamet kopuyor. Yükselen faiz yüzde 4.5 dolayında bir faiz. Halbuki ABD'de yaklaşık yüzde 3.0 enflasyon var. Enflasyon ile faiz arasındaki fark 1.5 puan dolayında.
Eğer bir yıl sonra enflasyonun yüzde 8'e inmesi bekleniyorsa, Hazine'nin bono satın alanlara ödediği faiz ile enflasyon arasındaki fark 10 puanlarda dolanıyor demektir...
ABD'de reel faiz yüzde 1.5'ler dolayındayken, Türkiye'de devlet yüzde 10, yüzde 12 oranında reel faiz öderse, tabii ki dışarıdan bu ülkeye "sıcak para" girişi olur. Gelenler "Vah vah... Türklerin döviz açığı var. Döviz gönderelim de açığı kapatalım" diye değil, "yüksek faizi ceplerine indirmek için" gelir. Bundan doğal da bir şey olamaz.

Halkta derman kalmadı
Halkın cebinden bu yüksek reel faizin ödenmesini savunanlar diyor ki: "Ülke riski olduğu için reel faiz yüksek. Bütçe açığı var. Döviz açığı var". Bütçe açığı ve döviz açığı "sebep" değil, "netice"dir. Yüksek reel faiz ödeyen ülkenin bütçesi de açık verir, cari işlemler hesabı da açık verir.
Maliye Bakanımız her gün yeni bir vergi ile halkın cebindeki paranın bir bölümünü daha çekme arayışında.
Tamam da... Halka bir şeyler versinler ki, verdiklerinin bir bölümünü de geri alma hakları ortaya çıksın. İstikrar tedbirleri uygulaması bahanesi ile hükümetimizin halkımıza bir şey verdiği yok. Halkımızdan devamlı bir şeyler alıyor. Sonra da bu aldıklarını devlete borç veren yerlilere, yabancılara faiz olarak ödüyor. Fakirden devlete, devletten bono sahiplerine, bono sahiplerinden yurtdışına bir gelir transferi sürüp gidiyor. Maliye fakiri sağıyor, sütünü bono sahiplerine faiz olarak dağıtıyor.
Borcumuz borç... Tamam... Faizsiz borç olmaz. Tamam... Ama bu "reel faiz" denilen şey çok yüksek. Bir türlü normal çizgiye gerilemiyor. Halkımızın bunu ödeyecek gücü kalmadı. Halkımızla ilgiyi kesmiş olan Büyük Türk Büyükleri'ne arz olunur... guras@milliyet.com.tr

 

Melih AŞIK DİE hikâyeleri...

15 Nisan 2005 / Cuma  http://www.milliyet.com.tr/2005/04/15/yazar/asik.html
Kimsenin aklı yatmıyor o muazzam büyüme rakamlarına... Çünkü ceplere girip çıkan para büyüme rakamlarını doğrulamıyor. Yorumlarına güvendiğimiz İktisatçı Selim Somçağ, kendine ait internet sitesinde, büyüme teraneleri arasında ücretlerin artma ne kelime, aksine düştüğünü anlatıyor. Somçağ, İmalat Sanayii İstihdam Endeksi ve İmalat Sanayii Kazanç Endeksi'ne dayanarak analizler yaparken diyor ki:
- 2004 yılında imalat sanayiinde çalışanların eline geçen toplam ücretler yüzde 3 gerilemiş. 2004 arasında imalat sanayiinde çalışanların eline geçen ücret toplamı, 2000 yılındaki düzeyinin tam yüzde 25 altında kalmış...
Türkiye'de GSMH yüzde 9.9 arttığı halde sanayideki ücret gelirleri yüzde 3 azalabilir mi? 2000-2004 döneminin tamamına bakarsak, Türkiye'de GSMH yüzde 15 arttığı halde sanayideki ücret gelirleri yüzde 25 azalabilir mi?

Son 2 yılda 49 bin esnafımız iflas etmiş.
Buyurun size ekonomik büyümede dünya birincisi olduğumuzun bir kanıtı daha...
Haldun Ertem

 

ATO'dan 'Krizler Tarihi Raporu'.
Bugün, 11:00 17 Nisan 2005 Pazar http://www.haberx.com/

82 yıllık Cumhuriyet tarihi boyunca yıllık ortalama yüzde 4.8 büyüme oranını tutturan Türkiye, 15 ekonomik krizle sarsıldı. Dünyayı da sarsan 1929 ekonomik krizinden bu yana Türkiye ortalama her 5 yılda bir ekonomik krizle karşı karşıya kaldı.

Ankara - Ankara Ticaret Odası'nın (ATO) hazırladığı "Krizler Tarihi" raporunda, Cumhuriyet tarihi boyunca yıllık ortalama yüzde 4.8 büyüme oranını yakalayan Türkiye'nin, 15 kez krize girmeyip küçülme yıllarını "sıfır" büyüme ile kapatmış olsaydı dahi, bugün kişi başına düşen milli gelirinin 4 bin 172 dolar değil, 12 bin 650 dolar olacağı savunuldu.

Rapora göre, Türkiye 299.5 milyar dolarlık şu an ki milli gelirini de, 1983 yılında yakalamış olacak, 2004 yılı sonunda da 902.4 milyar dolarlık milli gelire sahip olacaktı.

82 yıllık Cumhuriyet tarihi boyunca yıllık ortalama yüzde 4.8 büyüme oranını tutturan Türkiye, 15 ekonomik krizle sarsıldı. Dünyayı da sarsan 1929 ekonomik krizinden bu yana Türkiye ortalama her 5 yılda bir ekonomik krizle karşı karşıya kaldı.

Türkiye, kriz yılları dışarıda bırakıldığında yıllık ortalama yüzde 7.8 gibi çok yüksek bir büyüme oranı tutturdu.

Rapordaki verilere göre, Türkiye ekonomisi 1927 yılında yüzde 12.8, 1932 yılında yüzde 10.6, 1935 yılında yüzde 3, 1940 yılında yüzde 5, 1941 yılında yüzde 10.3, 1943 yılında yüzde 9.8, 1944 yılında yüzde 5.1, 1945 yılında yüzde 15.3, 1949 yılında yüzde 10.5, 1954 yılında yüzde 3 oranında küçüldü. Bu tarihten 1979 yılına kadar 24 yıl kesintisiz büyüyen Türkiye ekonomisi, 1979 yılında yeniden krize girdi. Aynı yıl yüzde 0.5 küçülen ekonomi, 1980 yılında da yüzde 2.8 geriledi. Bu tarihten itibaren yeniden büyüme trendi yakalayan Türkiye 13 yıl ardı ardına büyüdü.

Türkiye 1990'lı yıllarda birbiri ardına gelen krizlerle sarsıldı ve 1994 yılında yüzde 6.1, 1999 yılında yüzde 6.1, en son 2001 yılında da yüzde 9.5 küçüldü.

Rapora göre, Türkiye'de yaşanan 15 krizin senaryo yazarları ve oyuncuları değişse bile, senaryoları hiç değişmiyor. Türk parası aşırı değerlendiği için ithalat fırlıyor, ihracat azalıyor. Dolayısıyla cari işlemler bilançosu dengesi bozuluyor. Kısa vadeli dış borç birikimi de artınca, yeraltında hareketlenme başlıyor. Enflasyon fırlıyor, işsizlik artıyor, şirketler birbiri ardına kapanıyor.

Kriz dönemlerinde yüksek devalüasyon ile birlikte hisse senetleri fiyatları düşüyor. Yabancıların şirket hisselerini neredeyse "metelik" karşılığı ele geçirmesine yol açıyor.

 http://www.sinbad.nu/