Yusuf Küpeli, Gerçek sorunları, insanlığa karşı işlenen suçları perdeleyen ve topluma yönelik baskılar için hükümetlerin önlerini açan COVID- 19 darbesi

Koronavirus gezegenimizde sahne aldı alalı,  tüm yakıcı insani sorunlar arka plana itildiler, hatta unutuldular. Sanki uzaylılar dünyayı istilaya girişmişler ve bu nedenle başka bir sorun kalmamamış gibi kopartılan gürültünün ve yayılan sisin kör ve sağır edici ortamında hükümetler kolayca yapamayacakları işleri, sessizce, muhalefetsiz halletmeye başladılar.

(...)COVID-19 ile ilgili olarak olağanüstü gürültü kopartanlar ve “insan sağlığını koruma” yaygarası ile sıkıyönetim ilanedenler, yeni yasaklar koyanlar, NBC silahlarının üretimi konusunda sessizdirler. Halbuki, başta ABD’de olmak üzere tüm gelişmiş ülkelerin gizli labaratuarlarında harıl harıl biyolojik silahlar üzerine araştırmalar yapılmakta, yeni tehlikeli vürusler ve insan bilincini yokedecek, ya da salgın hastalıklara yolaçacak diğer mikroorganizmalar, uyuşturucular ve zehirler geliştirilmektedir. COVID-19’un da bir biyolojik savaş malzemesi olarak labaratuarda geliştirilmiş olmaması için bir neden olmadığı gibi…

 

Gerçek sorunları, insanlığa karşı işlenen suçları perdeleyen ve topluma yönelik baskılar için hükümetlerin önlerini açan Koronavirus (COVID- 19) darbesi

 

Yusuf Küpeli

 

Koronavirus gezegenimizde sahne aldı alalı,  tüm yakıcı insani sorunlar arka plana itildiler, hatta unutuldular. Sanki uzaylılar dünyayı istilaya girişmişler ve bu nedenle başka bir sorun kalmamamış gibi kopartılan gürültünün ve yayılan sisin kör ve sağır edici ortamında hükümetler kolayca yapamayacakları işleri, sessizce, muhalefetsiz halletmeye başladılar. Koronavirus, sadece bazı ülkelerin ekonomilerine yönelik biyolojik bir savaş silahı olarak değil, sınıf mücadelesinde göçmenlere, savaştan ve yoksulluktan kaçmaya çalışanlara, küresel anlamda yoksullara ve işsizlere karşı bir silah olarak ta kullanılmaya başlandı. Sokağa çıkma yasaklarına, sıkıyönetimlere bahane yaratan  Koronavirus (Coronavirus, Covid- 19) sayesinde tüm ekonomik hak arama taleplerinin, protesto gösterilerinin önleri kesildiği gibi, politik mulefetler de sindirildiler, sessizleştirildiler. Ekonomik kriz nedeniyle zaten kapanacak olan işyerlerinin kolayca kapatılmaları ve çalışanların işlerine sorunsuz sonverilmesi için Koronavirus bahane oldu. Hükümetlerin aldıkları tedbirler büyük sermaye çevrelerini kurtarmaya yararken, küçükler, büyükler için -hem ulusal ve hem de uluslararası planda- daha kolay lokma olmaya başladı. Büyük toplumsal muhalefetle karşılaşacak birtakım rant projeleri, kopartılan gürültünün ve yaratılan Koronavirus (Covid- 19) korkusunun illizyonu içinde rahatça yaşama geçirilmeye başlandı. Kısacası, faşist askeri darbelerin yerini Koronavirus darbesi aldı...

 

Yaratılan kaos ortamı içinde görebilenler için bir gerçek tüm çıplaklığı ile yansıdı... Silaha, savaşlara, yıkıma yatırılan paraların onda biri sağlığa, sağlık hizmetlerine, tıbbi araştırmalara yatırılmış olsa idi eğer, New York başta olamak üzere tüm zengin batılı merkezlerde ve Ankara’nın da içinde olduğu diğer merkezlerde sağlık maskesi, koruyucu önlük, ilaç, aşı, yatak, solunum cihazı, sağlık personeli telaşı yaşanmazdı herhalde...

 

ABD’deki ve dünyadaki askeri harcamalara kısaca bir gözatalım... Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstütüsü’nün (SIPRI) 2019 Nisan ayı verisine göre, ABD’nin 649 milyar dolar tutarındaki askeri bütçesi, yedi büyük ülkenin, toplam askeri bütçesinden daha büyüktür. Bu yedi üke, askeri bütçe büyüklüklerine göre sırasıyla, Çin, Suudi Arabistan, Hindistan, Fransa, Rusya, Birleşik Krallık (İngiltere) ve Almanya, toplam 609 milyar dolarlık bir askeri bütçeye sahiptirler... ABD’nin 1.3 trililyon dolar tutan 2020 yılı bütçesinin yüzde 57 kadarı, yani 718 milyar doları askeri harcamalara ayrılmıştır- ek bütçelerle birlikte siz bunun sene sonunda bir trililyon dolara ulaşacağını hesaplayabilirsiniz. Aynı bütçenin ancak yüzde yedi kadarı, 90 milyarı sağlığa ve insani hizmetlere ayrılmıştır. Bu önceki bütçelere göre biraz daha fazladır ama, yine de yıkıma ayrılan bütçeye göre sonderece azdır- örneğin, 2006 yılında askeri harcamalara 639.7 milyar dolar ayrılırken, sağlığa ve insani hizmetlere 69 milyar dolar ayrılmıştı... ABD’nin nükleer başlık, füze, savaş gemisi, savaş uçağı, nükleer-biyolojik-kimyasal silah sıkıntısı yoktur ama, Covid- 19’a klarşı koruyucu maske, hastahane yatağı, ilaç ve sağlık personeli sıkıntısı vardır... ABD’nin 2020 yılı bütçesinden eğitime ayrılan pay ise sadece 62 milyar dolardır ve bu bütçenin sadece yüzde 5’i tutarındadır...

 

SIPRI’nin (Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstütüsü) verilerine göre, 2018 yılında ABD, 648.8 milyar dolar askeri harcama yapmıştır. Aynı yıl Çin 250, Suudi Arabistan 67.6, Hindistan 66.5, Fransa 63.8, Rusya 61.4, Birleşik Krallık (İngiltere) 50, Almanya 49.5, Türkiye ise 19 milyar dolarlık askeri harcama yapmışlardır. Peki tüm bu ülkelerin aynı yıl içinde yapmış oldukları sağlık harcamaları nekadardır? Aynı yıl ABD’de kişi başına sadece 10.2 dolar civarında sağlık harcaması yapılmıştır. Almanya’da kişi başına 5.9, Kanada’da kişi başına 4.9, Fransa’da kişi başına 4.9, Birleşik Krallık’ta kişi başına 4, Rusya’da kişi başına 1.5, Türkiye’de ise kişi başına 1.2 dolar harcama yapılmıştır (Bunlar, OECD’nin ve World Bank’ın verileridir ve küsüratları kısaltarak yazdım).

 

İsveç askeri harcamalarda sıralamaya girememiştir, “diğer ülkeler” denen katagoridedir ama, kişi başına 5.4 dolarlık sağlık harcaması ile üçüncü sıradadır ve İsveç’te yaş ortalaması ABD’den daha yüksektir... Diğer yandan ABD’nin 2020 yılı askeri bütçesinin 718 milyar dolar olduğunu kabuleder ve nüfusun da 330 milyonu civarında olduğunu hesaplarsak, ABD’de kişi başına askeri harcamanın yaklaşık 2100 doları biraz aştığını görürüz. Kişi başına yaklaşık on dolarlık sağlık harcamasına karşılık, kişi başına yaklaşık 2100 doları aşan askeri harcama... Yugoslavya’nın, Afganistan’ın, Irak’ın, Suriye’nin ve diğer yerlerin yıkımları için harcanan trililyon dolarları da buna eklersek, kişi başına askeri harcamanın, yukarıda verilmiş olan sayıdan da çok daha yüksek olduğunu farkederiz. Sanırım böylece, Koronavirus karşısımdaki şaşkınlığı ve çaresizliği ve en önemlisi ikiyüzlülüğü, “timsah gözyaşları”nı daha iyi anlayabiliriz...

 

Diğer yandan, ABD’deki sözkonusu 10 dolar civarındaki kişi başına sağlık harcamasının kişilere eşit dağıtılmış olduğunu söylemek te olanaksızdır... ABD Tarım Bakanlığı’nın 14 Ekim 2007 tarihli raporuna göre, 12.63 milyonu çocuk olan 35.5 milyon ABD vatandaşı, 2006 yılında açlık çekmiştir. Bu sayı 2005 yılına göre 390 bin daha fazladır. Reuters’e göre, ABD’de 11 milyon insan yetersiz gıda almaktadır. Yine, 20 Eylül 2007 tarihli Reuters raporu’na göre, ABD’de, sağlık sigortasından yoksun olanların sayıları artmaktadır. ABD Nüfus Sayımı Bürosu’na göre, ülke de 47 milyon kişi sağlık sigortasından yoksundur. “Who are the poor Americans?” (https://www.bbc.com/news/world-us-canada-41930107) başlıklı ve 11 Aralık 2017 tarihli makaleye göre, 41 milyon Amerikalı derin bir yoksulluk içindedir.  “Who lives in poverty USA?” başlıklı ve https://www.povertyusa.org/facts adresli makaleye göre, 2018 yılı verileri ile ABD’de 38.1 milyon kişi derin bir yoksulluğu paylaşmaktadır. Yoksul derken, “Dünya Bankası”nın hesabı ile günlük 1.2 dolar ve bunun altında geliri olanlar kastedilmektedir. Native (yerli) Amerikalılar’da yoksulluk oranı yüzde 25.4’e, Afrika kökenli Amerikalılar’da yüzde 20.8’e, Latin Amerika kökenli (HispanicAmerkalılar’da yüzde 17.6’ya, Avrupa kökenli beyazlarda yüzde 10.1’e ve Asya kökenlilerde ise yine 10.1’e ulaşmaktadır... Tüm çocukların yüzde 16.2’si yoksuldur ve yoksulluk oranı kadınlarda daha yüksektir... Günümüzde nüfusu yaklaşık 330 milyon (2019 yılı itibariyle 329.659 milyon) olan ABD’de, 2018 yılında, 40 milyon civarında insan karnını aş evlerinde doyurmuştur. Bu gerçekler, dünyamızdaki genel durumla uyumludur. Yaklaşık 1.5 milyar civarındaki açı, sağlıklı beslenemeyen milyarları, temiz sudan mahrum yüzmilyonları, evsizleri, işsizleri, köle olarak satılanları, kullanılan çocukları ve kadınları, yeniden yayılmaya başlayan önlenebilir salgın hastalıkları dikkate alırsak, Koronavirus için kopartılan gürültünün içtenlikli olmadığını, birililerinin, bazı mali-sermaye çevrelerinin salgını kazanca çevirmek için korkuyu pompalamakta olduklarını rahatça düşünebiliriz…

 

Dünyamızda silahlanmayı, militarizmi, savaşları kışkırtan ve bundan çok büyük kazançlar sağlayan ABD’nin askeri-endüstri komplekleri, aslında, insanlık için Koronavirus’ten (Covid- 19’dan) çok daha tehlikelidirler. Bu tehdit, ABD toplumunu içeriden de vurmaktadır... Çin’in 2008 yılı başında yayınlamış olduğu ABD ile ilgili insan hakları raporunun verileri, Michael Moore’un ABD’de şiddeti konu alan “Colombine için bowling” filminin anlatımı ile çakışmaktadır... Aynı rapor da aktarıldığına göre, Eylül 2007 tarihli FBI raporu, 2006 yılı içinde ABD’de 1.41 milyon şiddet suçu işlendiğini göstermektedir. Bu miktar, 2005 yılı verilerine göre yüzde 1.9 oranında daha fazladır. Cinayetler de artış, 1.8; soygunlardaki artış ise yüzde 7.2 oranındadır. Yine FBI raporuna göre, 2006 yılı boyunca, 12 ve bunun üzerinde yaşa sahibolan 25 milyon kişi şiddet suçuna karışmıştır. Raporda belirtilmese de, bu sayının ABD nüfusunun yaklaşık 12’de biri (1/12) olduğunu belirtmekte yarar vardır. ABD’nin nüfusu 2007 yılı itibariyle 300 milyonu azıcık aşmıştır ve 1/12 oranı bu nüfusa göredir... Reuters’in 19 Aralık 2007 raporuna göre, ABD’de her yıl 30 bin kişi, ateşli silahlarla gerçekleşen saldırılar sonucu ölmektedir. Control and Prevention (CDC) verilerine göre, 2017 yılında, ABD’de, 39.773 kişi ateşli silahlar nedeniyle yaşamını yitirmiştir. Coronavirus ölümlerinden kat kat fazla olan bu cinayetler, silah üretimini ve satışlarını serbest bırakan ABD yönetimini rahatsız etmediği gibi, dünyada da herhangi bir yankı uyandırmamıştır... 

 

ABD kaynaklı Çin raporunda belirtilmese de, ABD topumunda bir yıl içinde ateşli silahlarla öldürülenlerin, beş yıllık işgal boyunca Irak’ta ve yedi yıllık işgal boyunca Afganistan’da ölen Amerikalı askerlerin sayısından çok daha fazla olduğunu belirtmeye herhalde gerek yoktur. Sayının büyüklüğünü daha iyi anlayabilmek için, 1955- 75 yılları boyunca süren ABD işgali sırasında Vietnam’da 47 bini aşkın Amerikan askerinin öldüğünü söylemek yeterlidir sanırım. Yani, ABD’de ateşli silahlarla iki yıl içinde öldürülenlerin sayıları, ABD için yirmi yıl sürmüş olan Vietnam savaşı sırasında ölen Amerikalı askerlerin sayılarından çok daha fazladır. Vietnam’da sürmüş olan işgal boyunca ezici çoğunluğu sivil ola 3 ile 5 milyon arasında Vietnamlının öldürülmüş olduğunu anımsamakta da yarar vardır... USA Today’de rapor edildiğine göre, ABD’de yaşanan ateşli silahlarla öldürme olaylarında 2002 yılından 2007’ye dek yüzde 13 artmış olmuştur. Tüm bu ölümler, Koronavirus’ün aldığı canlardan çok daha fazladır. İnsanların yokedilmeleri için harcanan paralar, sağlık için harcananlardan defalarca ve defalarca daha fazladır...

 

NATO kuvvatleri Avrupa komutanı Wesley Klark, Yugoslavya’ya yönelik olarak 78 gün sürmüş olan ağır ABD- NATO bombardımanı sırasında, hava atarak, “çek kestiklerini” söyleyecekti. Yugoslavya halkına karşı Tüketilmiş Uranyumlu (DU’lu) mermiler ve misket bombaları kullanılmıştı. ABD- NATO uçakları, Kosova’ya ve Yugoslavya’ya 11 bin adet “misket bombası” atmışlardı. Patlayan her “misket bombası”, çevresine, küçük ve patlamaya hazır 202 bomba daha yayıyordu. Etrafa yayılan küçük bombalar, sarı renkli metal meşrubat kutuları, çocuk oyuncakları biçiminde ve büyüklüğünde idiler. Patlayınca anti-personel mayın etkisi yapan bu meşrubat kutusu vs. biçimlerinde kamufle edilmiş bombalar, aslıda, birer fabrikasyon “aptal tuzagı” (“booby-trap”) idiler. Özellikle çocuklar, içecek veya oyuncak sanarak bunları alıyorlar ve kullanmaya kalktıkları zaman, “oyuncaklar” ellerinde patlayarak ölümlere, agır yaralanmalara neden oluyorlardı... Bu gerçekler karşısında, hükümetlerin koparttıkları Koronavirus yaygarasının sahteliği gözler önüne serildiği gibi, Koronavirus mü insanlık için daha tehlikeli, yoksa silah üreticileri, silahtan ve savaşlardan kazanç sağlayanlar ve askeri-endüstri komplekslerle uyumlu hükümetler mi insanlık için daha tehlikeli?, sorusu akla geliyor.

 

Yugoslavya bombardımanının durduğu 10 Haziran 1999 günü, 35 bin kadar sorti gerçekleşmiş, bin uçakla Yugoslavya halkının kafasına 22 bin ton bomba ve roket yağdırılmıştı... Yugoslavya’nın Cenevre’deki Birleşmiş Milletler temsilcisi Branko Brankoviç, sözkonusu bombardıman için 60 milyar dolar civarında harcama yapıldığını, söyleyecekti... Yugoslavya’yı yıkmak için 60 milyar dolar civarında harcama yapılır ve Wesley Klark, “bomba atıyor değil, çek kesiyoruz”, diye hava atarken, farkında olmadan önemli bir gerçeğin altını çizmekteydi. Yıllık enflasyon miktarları hesaba katıldığında, ABD’nin 2020 yılının ait 90 milyar dolarlık sağlık ve insani hizmetler bütçesi, gerçek değer olarak 1999 yılının 60 milyar dolarlık Yugoslavya bombardımanı harcamasından çok daha düşüktü. Yugoslavya’yı yıkmak için 1999 yılında harcanmış olan 60 milyar dolar, 2020 yılının 93,161 milyar dolarına tekabül etmekteydi... ABD’nin bol keseden harcanacak ve harcandıkça askeri-endüstri komplekslerin kasalarını dolduracak her çeşit gelişmiş cephanesi vardı ama, Koronovirüs için yeterli sağlık elemanı, yatağı, maskesi, solunum cihazı vs. yoktu. Azami kâra dayalı sistem, yaşatmaya değil, yoketmeye kurgulu idi...

 

Bir de, aynı bombardıman nedeniyle Yugoslavya’nın 100 milyar doları aşkın kaybı olmuştu... Diğer yandan, 2003 yılının Mart ayından 2004 yılının yazına dek, yaklaşık birbuçuk yıl içinde Irak’ın yıkımı için 150 milyar dolar harcama yapılırken, 110 bin civarında Iraklı katledilmişti. ABD’nin Irak’ı kontrol altında tutabilmek için 2019 yılına dek yapılmış olan harcamalar, dört trililyon doları aşmıştı ve öldürülen Iraklılar’ın sayıları da bir milyonun üstüne çıkmıştı. Buna, Afganistan’ın ve Suriye’nin yıkımları için yapılmış olan harcamaları da eklersek, sadece bu ülkelerin yıkım masrasfları altı trililyon doları aşmaktaydı. Bir de, sözkonusu ülkelerin trililyonlarca dolar değerindeki kayıpları vardı. Ölümden ve yıkımdan kaçmaya, yaşamlarını daha güvenlikli biçimde sürdürmeye çalışan miyonların gerçekleri vardır. Göçmenler için zaten kapalı olan sınırlar, Koronavirüs bahanesiyle daha da sıkı biçimde kapatıldıkları gibi, tüm bu insanların sorunları da unutturulmuştur.  Koronavirüs yaygarası, işlenmiş ve işlenmekte olan tüm insani suçların silicisi, suçları gizleyen sis perdesi olarak kullanılmaktadır...

 

Biyolojik savaş malzemesi olarak labaratuar ortamlarında üretilen bazı yeni virüslerin ve toksinlerin (zehirlerin) insanlar üzerinde gizlice denendikleri bilinmektedir... Hekimler tarafından 40 C derecede öldüğü belirtilen Aids virüsünün de labaratuar ortamında üretilmiş olduğu şüpheleri güçlü biçimde vardır. Hastalığın önceden görülmezken aniden çıkışı, ve Aids virüsünün 40 C derece de ölecek kadar zayıf oluşu, sözkonusu şüpheleri güçlendirmektedir... Nucleic asit formları olan iki temel tip virüs vardır. Bunların, RNA (ribobonucleic acid) virüsü ve DNA (deoxyribonucleic acid) virüsü olduğu ifade edilmektedir. Sözkonusu temel formların birarada oldukları bir virus türü asla olamaz...

 

Yaşamın temel taşları olan, hücredeki protein sentezlerinin yapısını oluşturan, hücrenin kendisini yeniden üretebilmesini sağlayan, RNA ve DNA kodlarının birlikteliğidir. İletici şifresiz (RNA’sız) kristal konumunda bir DNA (yaşamın temel şifresi), RNA olmadan kendisini yeniden üretemez. Hücrenin kendisini yeniden üretebilme kodlarının sadece bir yanına sahibolan virüs, diğer yanı, içine yerleşmiş olduğu canlı organizmadan ödünç alır ve organizma aleyhine kendisini yeniden üretmeya başlar... Kısacası Virüsler, RNA’sı veya DNA’sı uygun herhangi bir canlı organizmadan gerekli kodu ödünç alarak, ilişkiye geçmiş oldukları organizmanın aleyhine kendilerini yeniden hızla üretebilmektedirler. Şüphesiz, her farklı virüs formu, yine her farklı canlı türünde uygun kodu bulabilme olanağına sahip değildir...

 

Sadece DNA veya sadece RNA olan virüslerin bazı türleri labaratuar ortamında üretilebilmektedirler veya mevcut virusler genetik bi materyal olarak mutasyona uğratılabilmekte, yeni biçimlere sokulabilmekedirler. Örneğin, hücrenin genetiğindeki bir mutasyon kansere yolaçarken, mutasyona uğramış virüslerin de yeni değişik türleri ortaya çıkabilmektedir. Onlarca türü olduğu söylenen Koronavirus’ün günümüzdeki ölümcül salgını oluşturan türü, Covid- 19 adı verilmiş olandır... Covid- 19 adlı verilmiş olan virüsün, labaratuar ortamında biyolojik savaş malzemesi olarak üretilmiş olduğu ve sonunda bunu üretmiş olan ülkenin toplumunu da vurduğu konusunda ciddi iddialar vardır. Bu iddiaları ortaya atanlar, anlaşılabilir birtakım deliller de sunmaktadırlar. Sunulan tüm delillerin ötesinde, Covid- 19 salgınının büyük uluslarüstü ilaç firmaları için yeni pazarlar oluşturacağı ve bunların kazançlarına kazanç katacağı açıkça görülebilen bir gerçektir...

 

Hükümetler, yaratılmış olan korku ve panik ortamı içinde bir test yaygarasıdır kopartmaktadırlar ama, konunun uzmanlarından Julian Rose, “Manufactured Pandemic: Testing People for Any Strain of a Coronavirus, Not Specifically for COVID-19, Global Research, March 27, 2020, https://www.globalresearch.ca/manufactured-pandemic-testing-people-any-strain-coronavirus-not-specifically-covid19/5707781?utm_ campaign=magnet&utm_source=article_ page&utm_medium=related_articles ” başlıklı ve adresli makalesinde, genel olarak Koronavirus testi olduğunu, özel olarak Covid- 19 testinin henüz bulunmadığını, yazmaktadır. ABD’de saygı gören bir bilim insanı olan ve sağlık sektöründe çalışan Julian Rose, sadece genel olarak Koronavirus testinin yapılabildiğini, bu nedenle kaç kişinin gerçekten COVID-19 taşıdığının bilinemediğini ifade etmektedir. Julian Rose’nin detaylı olarak yazdığı gibi, COVID-19 hakkındaki bilgilen halen sislidir ve anlaşılması gereken daha çok şey vardır…

 

Salgının başlamış olduğu iddia edilen Çin’de birkaç hafta önceye dek  ölüm oranları yüzde 3 iken, bu durum günümüzde yüzde 0.7’ye gerilemiştir. Kuba’nın 39 yıl önce bulmuş olduğu ilaç ve tedavi yönteminin de yardımı ile Çin, salgını tam anlamıyla kontrol altına almıştır. ABD’nin ambargosu ve dünya basınının sessizliği sonucu adı duyulmamış olan Kubalı araştırmacıların buluşu “Interferon Alpha 2B (IFNrec)” adlı ilaç, viruslere ve diğer birçok hastalığa karşı etkili olmaktadır. ABD’nin gizli ambargosu, sözkonusu ilacın dünya pazarlarına çıkmasını engellemektedir. (bak: Peter Koening, Global Research, March 12, 2020, https://www.globalresearch.ca/coronavirus-causes-effects-real-danger-agenda-id2020/5706153 ) Bu arada ABD yönetiminin -ambargo bahanesi ile- İran’ın almış olduğu sağlık malzemelerinin ve ilaçların İran’a gidişlerini engellediğini ve İran’ın dış bankalardaki paralarını bloke ederek ülke yönetiminin salgına karşı mücadelesine darbe vurduğunu hatırlamakta da yarar vardır. Bu insanlık düşmanı hainane işleri yapanların insan sağlığını gerçekten düşündüklerine ve kendi ülkelerinde de salgına karşı ciddi tedbirler aldıklarına inanmak olanaksızdır...

 

Yaşamının 19 yılını denizaşırı ülkelerde, Türkiye’de, İtalya’da, Almanya’da ve İspanya’da görev yaparak geçirmiş olan CIA’nın eski kontra-terör uzmanı ve 2001 yılında Afganistan’a ilk giren ABD birliklerinde görevli olan askeri istihbarat subayı Philip M. Giraldi, “Koronovirus’ü Kim Yaptı? Bu ABD mi, İsdrail mi yoksa Çin mi?”, diye sormaktadır. O’nun kendi sorusuna yanıtı, “Çin’in ekonomik gelişimini durdurabilmek için sözkonusu virusün ABD tarafından üretilmiş olduğu”, yönündedir. O, virusün doğal mutasyon yoluyla ortaya çıkmadığını, biyolojik silah malzemesi olarak labaratuarda üretilmiş olabileceğini iddia etmektedir (bak: Philip Giraldi, Global Research, March 05, 2020 https://www.globalresearch.ca/who-made-coronavirus-u-s-israel-china/5705628)

 

Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Zhao Lijian, “Salgını ABD ordusunun Wuhan’a taşımış olabileceği olasılığını”, dillendirmiştir. Zhao Lijian, Ekim 2019’da Wuhan’da yapılmış olan askeri oyunlara katılmış olan ABD delegasyonundaki 300 asker ile başlayan salgın arasında doğrudan bağ kurmuştur. (daha geniş bilgi için bak: Pepe Escobar, China Locked in Hybrid War with US, Global Research, March 18, 2020, https://www.globalresearch.ca/china-locked-hybrid-war-us/5706687)

 

COVID-19 ile ilgili olarak tüm iddiaların ve bilinebilen gerçeklerin ötesinde, NBC (Nükleer-Biyolojik-Kimyasal) silahların açıkça üretiliyor olmaları, insan soyuna ve doğaya kaşlı başlıbaşına büyük bir suçtur. COVID-19 ile ilgili olarak olağanüstü gürültü kopartanlar ve “insan sağlığını koruma” yaygarası ile sıkıyönetim ilanedenler, yeni yasaklar koyanlar, NBC silahlarının üretimi konusunda sessizdirler. Halbuki, başta ABD’de olmak üzere tüm gelişmiş ülkelerin gizli labaratuarlarında harıl harıl biyolojik silahlar üzerine araştırmalar yapılmakta, yeni tehlikeli vürusler ve insan bilincini yokedecek, ya da salgın hastalıklara yolaçacak diğer mikroorganizmalar, uyuşturucular ve zehirler geliştirilmektedir. COVID-19’un da bir biyolojik savaş malzemesi olarak labaratuarda geliştirilmiş olmaması için bir neden olmadığı gibi, daha tehlikelilerinin geliştirilmemesi için de bir neden yoktur…

 

Telaşa kapılmadan soğukkanlılıkla düşünmek, ve COVID-19 körlüğünden kurtularak sistemin tümüne, büyük resme bakmak gerekir…

 

Yusuf Küpeli

 

2020/ 03/ 29

 

yusufk@telia.com  

 

 

http://www.sinbad.nu/