Sinbad'ın kısa notu: "Kendi getirdiğimiz adamlar da olsa, yolsuzluk yapanın kafasını koparırız.", ifadesi bir başbakana değil, mafya babasına ait olabilir. "Kafa kopartmak" sözü, yeraltı dünyasının, suçlular dünyasının terminolojisidir ve malesef bu terminoloji Türkiye'de politik iktidarı alabilen güçlerin konumlarını ve düzeylerini mükemmel biçimde yansıtmaktadır.

 

DAMARDAN  YOLSUZLUK

 

Rahmi Yıldırım rahmiyil@ttnet.net.tr

 

Türk siyasetinin gündemi geçen hafta yolsuzluk yüklüydü.

Bir yanda Yüce Divan’da yargılanan eski bir başbakan, diğer yanda AKP’nin işbaşına getirdiği bürokratların adlarının karıştığı yolsuzluk soruşturmaları…

Hani  eski hükümetin iki düzine bakanı ve eski Başbakan Mesut Yılmaz hakkında Meclis’te AKP’nin girişimiyle yolsuzluk soruşturma komisyonu kurulmuştu;

Komisyon, eski siyasetçileri Yüce Divan’a gönderirken, “Yolsuzluk, dini olmaktan çok laik ahlakla ilgili bir sorun olarak görülmektedir…” diye rapor vermişti;

Bu raporu gören İslamcı gazeteler, “yolsuzluk laik rejimde yapılır, İslamcı hükümet hesabını sorar” diye, yolsuzluğa ideolojik maske geçirmeye çalışmışlardı;

Başbakan Erdoğan da “Hortumu kestik, yolsuzluğun damarına girdik.” diye çalım satmıştı ya.

Şimdi yolsuzluğun damarında kendi bürokratları çıktı.

 

AK Enerji

Sosyal Sigortalar Kurumu’na (SSK) fahiş fiyatla ilaç alımına ilişkin soruşturmada sorgulamalar sürüyor, şimdilik 2 kişi tutuklandı, yeni tutuklamalar bekleniyor.

Elektrik Üretim A.Ş.’de ihale yolsuzluğuna ilişkin soruşturmada  ise aralarında genel müdürün de bulunduğu 7 kişi tutuklandı. Soruşturma kapsamında dinlenen telefon kayıtlarından anlaşılıyor ki, partili müteahhitlere ballı ihale dağıtımına bir süre önce CHP’den AKP’ye transfer olan iki milletvekili de karışmış. Sadece ihale bağlantısı yapılmamış, tutuklanan bürokratlarla müteahhitler arasında muhabbet tellallığı bağlantıları da kurulmuş.

İlginç bir nokta da, tutuklanan EÜAŞ Genel Müdürü Önder Piyade’nin bu göreve getirilmesine Cumhurbaşkanı Sezer iki kez karşı çıkmış; Hükümet, Sezer’i by pas ederek atamada ısrarlı davranmış, vekâleten atama yapmış. Vekil müdür marifetli çıkmış. Hürriyet gazetesinden Şükrü Küçükşahin’in yazdığına göre, Genel Müdür Piyade, geçen aralık ayında yardımcılarını, daire başkanlarını ve özel kalem müdürünü Konya’da Mevlana Türbesi’ne bile götürmüş; 3,5 milyar lira tutan konaklama ve yiyecek masrafı bir kamu bankasınca ödenmiş. Yani, kamu parasıyla tövbekâr(!) olmuşlar.

Geçmişte koalisyon hükümeti döneminde yine Enerji Bakanlığı’ndaki ihale yolsuzluklarıyla ilgili soruşturma “Beyaz Enerji” adıyla belleklere kazınmıştı. Dönemin ANAP’lı bakanları şimdi Yüce Divan’da yargılanıyorlar.

AKP dönemindeki soruşturma ise partinin adına izafeten “AK Enerji” olarak adlandırılıyor.

 

Düğmeye kim bastı?

Koalisyon hükümeti döneminin yolsuzlukları soruşturulurken, “Yolsuzluğun damarına girdik” diyen Başbakan Erdoğan, şimdi yolsuzluk damarından kendi bürokratları çıkınca suskunluğa büründü. Sözcüsü aracılığıyla söyleyebildiği tek şey, “Konu yargıya intikal etmiştir” oldu.

Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, “En ahlaklı olan bile nefsine yenik düşebiliyor” diyebildi.

Eski dönemin yolsuzlukları için “Yolsuzluk laik rejimde yapılır, İslamcı hükümet hesabını sorar” diyenlerin ise hiç sesi soluğu çıkmıyor.

Hükümetin imdadına yetişen yine medya oldu. Hani, Başbakan Erdoğan’ın attan düşmesinde bile “düşüş mükemmel” diye keramet keşfeden medya.

Hürriyet gazetesinin iddiasına göre, soruşturma için “düğmeye Enerji Bakanı bastı”.

Zaman gazetesinin yazdığına göre ise, düğmeye basan bakan değil. Soruşturma asıl Başbakanlık müfettişlerinin raporuyla başladı.

Hükümeti temize çıkarma yarışında hangisi hangisine üstün gelir, bilinmez; ama, soruşturmalar için düğmeye basan bakan da değil başbakan da değil.

Soruşturmalar asıl, ihale paylaşımında istediğini alamayan işadamları ve bürokratların polise ihbarıyla başlamış. Bakan’a ve Başbakan’a da olan biteni kabullenmek kalmış.

Bundan sonrası mahkemelerin bileceği iş.

 

“Benim hırsızım iyidir”

Benim naçizane vurgulamak istediğim nokta,  “Yolsuzluk laik rejimde yapılır, İslamcı hükümet hesabını sorar” tezindeki yanlışlık; yolsuzluğun salt laiklerin günahı olarak gösterilmesi, İslamcı hükümetin yolsuzluk günahından münezzeh kılınması.

Daha önce de, hırsızın islamcısının laikinin olmayacağına, bu zihniyetin “benim hırsızım iyidir” zihniyeti olduğuna yeterince değinmiştik. Tekrarlamaya gerek yok. Olan biten ortada.

Anımsatmak gerekirse:

Hayali ihracat, vergi kaçakçılığı ve naylon fatura yolsuzluğu suçlamasıyla 3 yıla kadar hapis istemiyle yargılanan Kemal Unakıtan, Maliye Bakanı olduktan sonra çıkardığı bir yasayla kendisini affetti ve hâlâ Maliye Bakanı.

“Yolsuzlukla mücadeleye damardan girdik” diyen Başbakan, hazır elinde Anayasa’yı değiştirecek çoğunluk varken, milletvekili dokunulmazlığını kaldırmaya yanaşmıyor.

 Kapatılan RP’ye verilen hazine parasını sahte belgeyle harcanmış gösterme suçundan eski Başbakan Necmettin Erbakan 2 yıl 4 ay hapse mahkum oldu, karar kesinleşti; ama, suç ortakları Abdullah Gül ve Abdülkadir Aksu, milletvekili dokunulmazlığına sahip oldukları için yargılanamadılar. Şimdi biri Dışişleri Bakanı, diğeri İçişleri Bakanı.

Sözü uzatmaya gerek yok.

Yolsuzluk bağlamında dün sözümona laik hükümetler döneminde ne olduysa, bugün İslamcı hükümet döneminde de aynısı oluyor. Hamam aynı hamam sadece tellaklar değişik. Sermaye hükümetleri yönetiminde başka türlüsü  mümkün değil.

Merak ettiğim bir nokta da şu. Hani Başbakan ikide bir  “Biz inançlı müslümanlarız” diyor ya.

Siyasal İslamın simgesi türbanı bu gerekçeyle savunuyor.

Dilini tutamayıp bu gerekçeyle, İslam’ın dört kadınla evliliğe ruhsat verdiğini söylüyor.

Kur’an da buyuruyor ki, "Hırsızlık yapan erkek ve kadının ellerini kesin" (Maide 38).

Şimdi bu durumda “inançlı müslüman” Başbakan, hırsızlıkla yolsuzlukla suçlanan bürokratları mahkum olursa ne söyleyecek, ne yapacak?

Başbakan ne edeceğini ne diyeceğini düşünedursun, her zaman olduğu bir fıkrayla vedalaşalım. Daha önce de anlatmıştım, tekrarında zarar yok.

Fıkra, İranlı yazar Daryush Shayegan’ın “Yararlı Bilinç” adlı kitabında geçiyor.

 

Hırsızların hükümette olduğu ülke

Yıllarca ülkesinden uzak kalmış İranlı ülkesine döndüğünde,  havaalanından evine gitmek için taksiye biner... Yolda şoföre ilk tütüncüde durmasını söyler. Taksici, “Tütüncüde ne yapacaksınız beyim?” diye sorar. 

     - Sigara alacağım...

     - Sigarayı artık camide satıyorlar beyim.

     - Camide mi? Yahu cami Allah’ın evidir, oraya ibadet etmeye gidilmez  mi?

     - Hayır beyim hayır! İbadet etmek için artık üniversiteye gidiliyor.

     - Allah allah! Peki o zaman öğrenim nerede yapılıyor?

     - Öğrenim hapiste yapılıyor beyim.

     - Hapiste hırsızlar yok mu?

     - Hırsızlar artık hükümette beyim...

 

Yanlış anlamayın. Fıkra İran’da geçiyor.

Orası İran, burası Türkiye!

 

Rahmi Yıldırım

18 Şubat 2005

http://www.sinbad.nu/