Yusuf Küpeli, Bazı silahlı kuvvetlerden ve askeri darbelerden örneklerle ordu-siyaset bağı ve “Ordu siyasetin dışında kalmalıdır!” yalanı üzerine notlar

 

6- c) Endonezya, Sukarno, Suharto, CIA ve MI-6 darbesi

 

Pasifik Okyanusu ile Hint okyanusu’nun Ekvator çizgisi üzerinde, Ekvator’un bir miktar kuzeyinde, ve biraz daha fazla güneyinde karşılaştıkları alanda uzanan ve toplam yüzölçümleri iki milyon kilometre kareye yaklaşan irili ufaklı adalar ülkesinin adıdır Endonezya (Indonesia). Sözkonusu adaların en büyüğü Borneo’dur ve bu adanın güneyindeki büyük parça Endonezya’ya aittir. Yine büyük adalardan Yeni Gine’nin batı yarısı Endonezya’ya aittir. Resmi adı Endonezya Cumhuriyeti olan ülkenin, ayrıca, Sumatra, Java gibi büyük adaları, ve Molukkalar (Moluccas) gibi göreceli daha küçük birsürü adası vardır. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın (State Department) verilerine göre, 2009 yılı itibariylr bu ülkenin nüfusu 240 milyonu bulmuştur... Endonezya halkının yaklaşık yüzde 90 kadarı Müslümandır... Sözkonusu Endonezya (Indonesia) adı, bölgenin geçmişteki ticari adı olan Indos Nesos, “Indian Islands” (Hint Adaları; nesos sözcüğü grekçe de ada anlamınadır) isminden türetilmedir. Alman coğrafyacılar, 1884 yılında burayı, Indonesia (Endonezya) olarak adlandırmaya başlamışlardır. Bilindiği gibi ülkenin başkenti, Java adasındaki Jakarta kentidir.

 

Portekizli denizciler 1511 yılında bölgeye ulaşmışlardır. Bunları, İspanyollar, Hollandalılar, ve İngilizler izlemişlerdir. Bölgeye, daha doğrusu bölgenin ekonomik kaynaklarına egemen olmak amacıyla Hollanda yönetimi tarafından kurmuş olan Dutch East India Company (Hollanda Doğu Hint Şirketi), kısa sürede Java, Sumatra, ve Moluccas üzerinde kontrolu sağlamıştır. Şirketin merkezi, o yıllarda adı Batavia olan şimdiki başkent Jakarta’ya yerleşmiştir. Sonuçta, 1600’lü yılların sonunda Hollanda, yaklaşık tüm adalarda egemenliğini sağlamıştır, ve bölge Hollanda sömürgesi haline gelmiştir... Hollanda, 1800’lü yılların başından, ülkede milliyetçi anti-emperyalist ve komünist akımların gelişeceği 1900’lü yılların ilk yarısına dek sözkonusu adaları sorunsuz kontrol etmiştir, kendi idari sistemini buraya yerleştirmiştir...

 

Yoksul bir öğretmenin oğlu olarak 1901 yılında Surabaya’da doğmuş olan Sukarno’nun (1901- 1970) önderliğinde, 1927 yılında, Endonezya Milliyetçi Partisi (Partai Nasional Indonesia, PNI) kurulmuştur. Fakat bu partiden önce, 1924 yılında, Edonezya Komünist Partisi (Partai Komunis Indonesia; PKI) doğum yapmıştır. Edonezya Komünist Partisi’nin başlatmış olduğu ayaklanmanın 1926 yılıda yenilgiye uğramasının ardından, bu partinin üyelerinin birçoğu, özellikle üniversite çevrelerinden aydın üyeler, yeni kurulan Endonezya Milliyetçi Partisi’ne katılmışlardır...

 

Endonezya Milliyetçi Partisi’nin önderi Sukarno, 1929- 31 yıllarını bir Hollanda hapishanesinde geçirmiş, ve bundan sonra sekiz yılı aşkın süre politik göçmen olarak yaşamıştır. II. Dünya Savaşı yıllarında, Mart 1942’de Japonlar Endonezya adalarını işgaledip, Hollanda yönetimini dağıtınca, Sukarno’nun ve diğer milliyetçilerin önleri açılmıştır. Japonlar, ülkesine dönen Sukarno’yu, baş danışman ve propogandist olarak kullanmışlardır. Japonya’nın teslim olmasından iki gün sonra, 17 Ağustos 1945 günü Sukarno, ülkenin bağımsızlığını ilanetmiş ve ertesi gün, 18 Ağustos günü Endonezya’nın cumhurbaşkanlığına atanmıştır. Hollanda, savaş sonrası Endonezya’ya asker sokup kendi idaresini yeniden kurmaya kalkışmışsa da, bunda başarılı olamamıştır. Sonuçta, taraflar arasındaki silahlı ve diplomatik mücadele, Endonezya halkı yararına Aralık 1949’da sonuçlanmıştır. Ülkenin Hollanda’dan bağımsızlığı, 27 Aralık 1949 günü uluslararası arena da resmen tanınmıştır. Aynı yıl, 1949 sonunda yapılan seçimde, Endonezya’nın ilk cumhurbaşkanı (1949- 67) Sukarno olmuştur. Sukarno, 18 Ağustos 1945’den 12 Mart 1967’ye dek toplam olarak 22 yıl cumhurbaşkanlığı yapmıştır... Emperyalist dünyanın, özellikle anti-komünist Amerikalı ve İngiliz analizcilerin ifadeleri ile O, Sukarno, yeni-Marksist, gizli komünist bir ekonomi politikası izlemiştir...

 

Ustaca planlanmış bir CIA- MI-6 darbesinin aleti olacak, Sukarno yönetiminin sonunu getirerek bir milyon kadar insanı “komünist oldukları” gerekçesi ile katledecek, ve 1967 yılından 1998 yılına dek Endonezya’yı cumhurbaşkanı olarak yönetecek olan General Suharto’da (1921- 2008), 8 Haziran 1921 günü küçük bir köyde doğmuştur. O, henüz 18 yaşına geldiğinde, II. Dünya Savaşı başlarken, Doğu Hint Adaları Hollanda Kraliyet Ordusu’nda asker olmaya zorlanmıştır. Japon işgali sırasında O, Japonlar tarafından örgütlenmiş Endonezya Güvenlik Güçleri’nde görev yapmıştır. Endonezya Bağımsızlık Mücadelesi Suharto’yu içine almıştır, ve ülkenin bağımsızlığı ile birlikte O, tümgeneralliğe yükselmiştir... Suharto, gücünü, -ileride darbe ile devireceği- ülkenin kurucu cumhurbaşkanı Sukarno’dan almıştır. Koyu bir anti-komünist olan Suharto, 1965 yılında ordunun 8nci Genelkurmay başkanı yapılınca, planlanan darbe işi kolaylaşmıştır... Bu arada hemen belirteyim, ayrıntılarını ve bağlılık ölçülerini bilmemekle birlikte, hem Suharto ve hem de Sukarno İslam inancına bağlı idiler...

 

Clinton Fernandes’in “Indonesia, the Massacre of Socialist” başlıklı makalesine göre, ABD yandaşı General Suharto’nun darbesinden önce, 1965 yılında, Endonezya Komünist Partisi (PKI), Sovyetler Birliği ve Çin komünist partilerinin ardından, 3 milyon üyesi ile dünyanın üçüncü büyük komünist partisi idi. Buna ek olarak -aralarında köylü birliğinin de olduğu- değişik örgütlenmelerden 15 milyon insan aynı komünist partisini desteklemekteydi. ABD servislerinin aynı yıl (1965) oluşan kanaatlerine göre, sözkonusu parti, “en iyi örgütlenmiş ve en dinamik varlık” idi. Darbe mahkumlarından birinin kızı olan ve bu konuda bir de dökümanter filmi bulunan Rossie Indira’nın “Indonesia: The Crimes against Humanity of 1965 and Their Impact on Today’s Indonesia”, başlıklı uzun makalesine göre PKI, Çin ve Sovyetler Birliği partileri dışında dünyanın en büyük komünist partisi idi. PKI’nın 3.5 milyon üyesi olduğu gibi, partinin gençlik örgütünün de 3 milyon üyesi bulunmaktaydı. Bunlar, 3.5 milyon üyesi olan sendika örgütlenmesi SOBSI’yi, ve 9 milyon üyeye sahip güçlü köylü hareketi BTI’yi kontrol etmekteydiler. Kadın hareketini, yazar ve artist örgütlenmelerini de hesaba katacak olursak, PKI (Endonezya Komünist Partisi), 20 milyonu aşkın üyeye ve aktif destekçiye sahipti...

 

U.S. Department of State’in (ABD Dışişleri Bakanlığı) kendi sitesinde “Bureau of East Asian and Pacific Affairs” (Doğu Asya ve Pasifik İşleri Büroso) tarafında 3 Haziran 2011 tarihinde yayınlanmış olan “Backgraund Note: Indonesia” başlıklı ve Endonezya hakkında göreceli uzun bilgi veren metinde, “(...) 1950’li yılların sonlarında ve 1960’lı yılların başlarında Cumhurbaşkanı Sukarno, Asya’nın komünist devletlerine ve iç işlerinde Endonezya Komünist Partisi’ne (PKI) yaklaştı. PKI, Sovyetler Birliği ve Çin dışındaki en büyük komünist partisi idi.”, diye yazılmaktadır. Bu yazılanlara ek olarak aynı metinde, biraz aşağıda, PKI’nın kontrol ettiği birçok kitle örgütünün Sukarno rejimini desteklemek amacıyla mobilize edildikleri, ve parti üyelerinin silahlandırılmaları amacıyla kampanya başlatıldığı, ifade edilmektedir. Ordu komutanlarının bu kampanyaya karşı çıktıkları, bunun ardından, açıklaması tam olmayan biçimde, 1 Ekim 1965 günü, aralarında Sukarno’nun saray muhafızlarından unsurların da bulunduğu PKI’nin silahlı kuvvetler içindeki sempatizanlarının, Jakarta’da altı öndegelen generali öldürdükleri anlatılmaktadır. Sözkonusu gelişmenin ardından, ordu içindeki sağcı unsurların binlerce, onbinlerce komünisti öldürdükleri yazılmaktadır...

 

Şüphesiz öldürülenler binlerce, onbinlerce değil, -herkesin bildiği gibi- bir milyon kişi idi. Bu olanlar, II. Dünya Savaşı sırasında gerçekleşenlerin ardından yapılmış en büyük planlı ve örgütlü kitle katliamı idi. Böyle bir kitle katliamı ileride, Birleşmiş Milletler’in, Beyaz Saray’ın, Fransız askeri birliklerinin gözleri önünde, ve Belçika hükümetinin ve Belçika Katolik Kilisesi’nin dahli ile Ruanda’da da yaşanacaktı... ABD Dışişleri Bakanlığı’nın resmi sitesindeki sözkonusu anlatıdan, yapılan askeri darbenin “haklı gerekçeleri” olduğu izlenimini almamak olanaksızdır. Yine aynı anlatıdan, aradan 46 yıl geçmesine karşın ABD yönetiminin kanlı Suharto darbesini “haklı gerekçelere” dayandırmaya çalıştığı gözlemlenmektedir. ABD Dışişleri bakanlığı General Suharto’nun darbesini haklı gerekçelere dayandırmaya çalışmaktadır, çünkü, aynı darbenin içinde ABD servislerinin, CIA’nın olduğu bilinen bir gerçektir. ABD ve İngiliz servisleri, kanlı Suharto darbesinin gerisinde, darbenin planlanmasında, ve uygulanmasında yeralmışlardır. Öldürülen altı general olayı, mükemmel biçimde organize edilmiş bir provokasyondan başka birşey değildir... Komünistlerin generalleri ödürmeleri için mantıklı bir gerekçeleri olmadığı gibi, ABD Dışileri Bakanlığı’na ait metinde de sözkonusu olayın “açıklaması tam olmayan biçimde” geliştiği gibi bir ifade yeralmaktadır, ve bunu böyle yazmak zorunda kalmışlardır...

 

Yukarıdaki paragrafta, altı generalin öldürülmesi olayının planlı bir provokasyon olduğunu ifade etmiştim, ve bu düşüncemde şüphesiz yalnız değilim... Rossie Indira, daha önce anmış olduğum makalesinde, -Suharto darbesinden hemen önce- altı generalin öldürülmeleri ile ilgili olayı şu şekilde anlatmaktadır: “30 Eylül 1965 akşamı, bir CIA provokasyonu örgütlendi. En az içlerinden birinin General Suharto ile yakın kişisel bağı olan bir grup orta rütbeli ordu subayı, ordu komutanı Org. Ahmad  Yani’yi ve diğer yüksek rütbeli beş generali tutuklayıp idam ettiler. Ardından, İhtilalci Konsülün (Meclisin) kurulduğunu ilanettiler.” Anlaşılmış olacağı gibi -babası darbenin ardından hapse girmiş olan- yazar, sözkonusu altı generalin öldürülmesi olayının gerisinde, sağcı darbeyi gerçekleştiren General Suharto’nun ve dolayısı ile CIA’nın bulunduğunu açıkça ifade etmektedir... İlginç bir olay da, ölüm listesinde olan savunma bakanı Genral Nasution’un kaçmayı başararak olayı açıklaması, ve ordu komutanı Genral Suharto ile birlikte ertesi gün, 1 Ekim günü darbeyi başlatmasıdır. Endonezya darbesi bir günde başlayıp bitmiş bir olay olmayıp, kanlı operasyonlar, 1966 baharına dek sürmüşlerdir. Darbeci General Suharto’nun tüm iktidarı elinde toplayabilmesi ise 1967 yılını bulmuştur...

 

Türkiye’de 12 Mart 1971 askeri darbesi sürecinde öldürülmek istenen Jandarma Kuvvetleri Komutanı Org. Kemalettin Eken’in, darbe karşıtı tek kuvvet komutanı, ve İsmet İnönü’ye (1884- 1973) sadakatla bağlı bir general olduğunu, kesinlikle ifade edebilirim. Bir “sol” gurubun alet edildiği sözkonusu süikast teşebbüsü ile hem darbe karşıtı Org. Eken safdışı bırakılmak, hem Jandarma Kuvvetleri -CIA bağlantılı- darbeciler tarafından kontrol altına alınmak, ve hem de silahlı kuvvetler içinde sosyalistlere karşı korku ve düşmanlık duyguları yaratılmak istenmiştir. Tekrarlamak gerekirse, bu pis işte, kendisini “solcu” olarak tanıtan birtakım -bazıları şaşkın, diğerleri karanlık- tipler kullanılmıştır... Yine, İsrail’in İstanbul başkonsolosu Elrom’un kaçırılacağı Org. Faik Türün’ün iktidar alanı içindeki İstanbul Emniyeti, polis şeflerinden Siyasi Şube Müdürü Ilgız Aykutlu tarafından en az 15 gün önceden bilindiği halde, bilinçli olarak olaya müdahale edilmemiştir. Elrom’un tutulduğu ve öldürüldüğü ev sadece dinlenmiş, olaya yine bilinçli olarak müdahale edilmemiştir... Sonuçta, Elrom’un gerçek katili bilindiği halde, bu katilin cinayetini Hava Kuvvetleri’nden bir yüzbaşının, cinayetle alakası olmayan yüzbaşı İlyas Aydın’ın üzerine yıkması, ve katilin bu iftirasını Türün-Tağmaç cuntası ile anlaşmalı olarak yapması, General Türün’ün emrindeki askeri savcının bilinçli olarak sözkonusu yalanı kabullenip araştırmayı genişletmemesi, zamanın Hava Kuvvetleri komutanı Batur’u zor durumda bırakmak, ve ordu içindeki sol eğilimli subayların tasviyelerini kolaylaştırmak için hazırlanmış adi bir tezgahtan başka birşey değildi. Daha sonra “faili mechul” bir süikaste kurban gidecek olan savcı Naci Gür, bildiklerini de beraberinde götürecekti. Elrom'un kaçırılacağını önceden bilmesine karşın engellemeyen polis şefi Ilgız Aykutlu’nun başına da benzer iş gelecekti... Endonezya’da yaşanmış olan sözkonusu altı generalin öldürmeleri olayı da, Kemalettin Eken’e yönelik süikastin ve Elrom cinayeti ile ilgili yalanın daha karmaşık bir biçimidir hissedildiği kadarıyla. Çünkü bu cinayetlerle Endonezya ordusu içindeki sosyalist unsurlar köşeye sıkışmışlar, Cumhurbaşkanı Sukarno teslim alınmış, ve sağ darbenin önü açılmıştır...

 

Enver Masud tarafından 15 Eylül 1999’da kaleme alınmış olan “One Million Indonesians Died In U.S. Backed Coup” başlıklı makalede, yazar Mrs. Griswold kaynak gösterilerek, dışpolitika da Sukarno yönetiminin, devrilmeden önce, Batı kapitalizmini şoka sokan bazı kendine güvenli adımlar attığı, anlatılmaktadır. Yine aynı kaynağa atfen, Jakarta’da bulunan ABD askeri üssünde sağcı bir askeri darbe için konferans örgütlendiği, yazılmaktadır. Yine aynı makalede, ABD’nin 1958 yılında Sukarno’yu düşürmeye teşebbüs ettiği bilgisi de vardır. Yazar, Thomas Ross ve David Wise adlı iki Amerikalı gazetecinin, kitaplarında, sözkonusu başarısız 1958 darbesi ile bağlantılı olarak ABD’nin, Endonezya’da isyancı sağcı güçleri desteklediği, bunları silahlandırdığı, ve B-26 bombardıman uçaklarından bunlara küçük bir hava filosu kurduğu bilgisi verilmektedir...

 

Kısacası, ABD Dışişleri Bakanlığı ve aynı çizgide olanların, Suharto darbesine bahane olarak göstermeye çalıştıkları altı generalin öldürülmesi olayı, ve diğer gerekçeler, gerçeği gizlemeye yarayan gürültülerden başka birşey değildir. Asıl gerekçe, Endonezya’nın iç ve dış politikasında, ekonomi politikalarında atılan yeni adımlardır... Sukarno’nun asıl “günahı”, bazı endüstri ve finans kuruluşlarını yoksul halk yararına millileştirmeye kalkmış olmasıdır. Diğer yandan, emperyalist merkezlerin güdümünde oldukları, gerekçesi ile Kuzey Kore’nin ve Endonezya’nın 1964 Tokyo Olimpiyatları’ndan çekilmeleri, bu olimpiyatları protesto etmeleri, ve Endonezya’nın dışpolitikadaki bazı yeni yaklaşımlar, Sukarno’ya yönelik darbe hazırlıklarını hızlandırmıştır. Sukarno’nun bu dışpolitikası ülkedeki millileştirme gerçeği ile birleşince, Batı’nın politik merkezleri ve Batılı tekeller, Endonezya’nın sosyalist blok ile bütünleşme yolunda olduğunu düşünmeye başlamışlardır... Bu arada hemen belirtmekte yarar vardır; Pasifik Okyanusu ile Hint Okyanusu arasındaki adalar ülkesi Endonezya, bu iki okyanus arasındaki su geçitlerini kontrol eden Endonezya, sadece Batı kapitalizmi açısından, ekonomik açıdan değil, bunun çok ötesinde askeri-stratejik açıdan, ABD’nin Çin’i, Hindiçini’yi, ve Sovyetler Birliğini çembere alma politikası açısından hayati önem taşımaktadır... ABD, ve en yakın ortağı Britanya, böyle bir ülkenin Sovyet ve Çin etkisi altına girmesine izin vermek istememişlerdir...

 

Kısacası, Endonezya’da gerçekleşen Suharto darbesini, İngiliz dış istihbarat örgütü MI-6 ile birlikte CIA örgütlemiştir. Haziran 1999 tarihli İngiliz The Independent gazetesi, General Suharto’nun kanlı darbesinde MI-6’in oynadığı rolü belgelemiştir... Ingiliz Dışişleri Bakanlığı’nda propoganda uzmanı olarak çalışan Norman Reddaway, 1965 yılı sonbaharında cebine 100 bin sterlin koyarak Endonezya’ya uçmuştur. Bu olayı ilk kez yazmış olduğum 2005 yılı baharında 80 yaşını aşmış olan Reddaway, Endonezya darbesini, İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nın “en başarılı operasyonu” olarak tanımlamaktadır... Reddaway Jakarta’da toprağa ayağını basar basmaz, cebindeki 100 bin sterlin’in yardımı ile, devrilecek cumhurbaşkanı Sukarno için büyük bir karalama kampanyası başlatmıştır. Reddaway’ın tüm övünmelerine karşın, olaya akıllıca yaklaşılırsa, böyle bir darbenin tekbaşına O’nun işi olamayacağı kolayca anlaşılır. Reddaway, çok daha büyük bir mekanizmanın aletlerinden birisidir sadece. O, darbedeki İngiliz rolünü deşifre etmesi açısından önem taşımaktadır... Diğer yandan, CIA’nın sözkonusu Suharto darbesindeki rolünü kanıtlayan olaylardan biri de, Endonezya’daki eski ABD elçilerinden Francis J. Galbraith’in, 9 Şubat 1978 tarihli New York Rewiev of Books’da yayınlanan, ve Uluslararası Af Örgütü’nün insan hakları ihlalleri ile ilgili tavrını eleştiren, ve 1965 olayının yıkıcı komünist darbeye karşı bir yansıma olduğunu, belirten mektubudur... 

 

CIA’nın ve İngiliz Dışişleri Bakanlığı’nın, MI-6’in büyük yardımları ile 1 Ekim 1965 günü başlayan ve 1966 yılının ilk ayları boyunca süren Suharto- Nasution darbesi, başlangıçta Sukarno’yu devre dışı bırakmamış, darbenin “meşruiyeti” ve gücün giderek Suharto’nun elinde daha fazla toplanabilmesi için, Sukarno’yu kullanmıştır. Anlaşılan, altı generalin öldürülmesi olayı ile Sukarno köşeye sıkıştırılıp kolayca kullanılmıştır... Şubat 1966’da General Nasution savunma bakanlığından alınarak devre dışı bırakılırken, Suharto daha da güçlenmiştir. Aynı yılın (1966) 11 Mart günü Sukarno’nun parlemento ve ordu üzerindeki gücü General Suharto’ya devredilmiştir. Endonezya’nın Geçici Parlementosu, 12 Mart 1967 günü Sukarno’nun kalan iktidarını da elinden alıp, Suharto’yu Eylem (Yürütme) Cumhurbaşkanı olarak ilanetmiştir. Ardından, 27 Mart 1968 günü, Geçici Halk Temsilcileri Meclisi, beş yıllık bir dönem için, Suharto’yu ülkenin cumhurbaşkanlığına resmen tayinetmiştir. Suharto, ABD ve İngiltere’nin desteği ile Endonezya’yı, 1967’den 1998 yılına dek 31 yıl demirden bir elle yönetmiştir... Suharto, ve şüphesiz gerisindeki emperyalist merkezler, “demokrasi aşığı” ABD ve İngiltere, sadece bir milyon Endonezyalının katledilmesinden değil, aynızamanda 1,5 milyon insanın da hapishanelerde, ve izolasyon (tecrit) kaplarında ağır baskılar altında acılar çekmesinden de sorumludurlar...

 

Günlük satışı 600 bine ulaşan İsveç’in Dagens Nyheter (Günün Haberleri) gazetesinde, 1990’lı yılların ilk yarısında yayınlanmış bir habere göre, öldürülmeleri istenen dört bin kişinin isim listeleri, ABD elçiliği tarafından Endonezya ordusunun darbeci generallerine verilmiştir. O yıllarda ABD elçiliğinde görev yapanlardan olan Morton Abromovitz, Türkiye’de gerçekleşen 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından, -deneyim sahibi biri olarak- Ankara büyükelçiliğine atanmıştır... Yine -Dagens Nyheter’deki haberi doğrular biçimde kaleme alınmış olan- Enver Masud’un makalesindeki bilgiye göre, Endonezya’daki ABD elçisi Marshall Green, Endonezya Cumhurbaşkanı General Suharto için bir ölüm listesi derlemiştir. ABD elçisi, köy düzeyindeki eylemciler dahil CIA tarafından fişlenmiş olan binlerce sosyalist eylemcinin adlarını, yokedilmeleri amacıyla Suharto’ya teslim etmiştir. Suharto’da bunları ya öldürmüş, ya da hapsetmiştir...  Aynı olayla, ABD elçisi Marshall Green’in öldürülmeleri için Suharto’ya vermiş olduğu binlerce isim ile, Endonezya Komünist Partisi (PKI) üyelerine ait isimlerin listesi ile ilgili bilgi, World Socialist Web Site’de yayınlanmış olan “Lessons of the 1965 Indonesian Coup” başlıklı uzun metnin “The historical Background” başlıklı birinci bölümünde de bulunmaktadır...

 

General Suharto, “demokrasi aşığı” ABD ve Britanya yönetimlerinden herhangi bir tepki almadan, 1975 yılında -içinde Aceh (Acheh) halkının yaşamakta olduğu- Doğu Timor’u işgaletmiş ve bu göreceli ufak ada ülkesini Endonezya’nın 27nci bölgesi olarak ilanetmiştir. Hernekadar bu durum Birleşmiş Milletler tarafından tanınmamış olsa da, sözkonusu işgal, ABD ile Endonezya arasındaki ilişkileri etkilememiştir. Suharto, ABD silahları ile 1998 yılına dek 200 bini aşkın Aceh (Acheh) insanını öldürmüştür. Aceh (Acheh) halkının nüfusu da dikkate alındığında, bu yapılan, basbayağı büyük bir genocide (soykırım) olmuştur... Ekonomik bir ortak Pazar oluşturma ve politik işbirliği amacıyla Endonezya, Malaysia, Filipinler, Singapor, ve Tayland tarafından 8 Ağustos 1967’de kurulan ASEAN’ın, Güneydoğu Asya Milletleri Birliği’nin, Çin Halk Cumhuriyeti ile yakınlaşması, Suharto’nun sonunu hazırlamıştır. ASEAN ile Çin arasındaki ekonomik ilişkileri derinleşmesi, Çin’in ASEAN ülkeleri için farklı bir güvenlik sistemi önermesi, ve General Suharto’nun da bu öneriye olumlu yaklaşması, ABD’yi ve İngiltere’yi tedirgin etmiştir. Bu iki ülke, birden, Doğu Timor’da yaşananları anımsamışlardır. Washington ve Londra, Endonezya yönetiminin 1975 yılından beri Doğu Timor’da yapmakta olduğu baskıları anımsanmışlar, ve Suharto aleyhine “insan hakları” kampanyası başlatmışlardır. Sonuçta, 21 mayıs 1998’de Suharta iktidarı sonlandırılırken, B. J. Habibe, Endonezya’nın üçüncü cumhurbaşkanı olmuştur... Pasifik Okyanusu ile Hint Okyanusu arasındaki su geçitlerini kontrol eden adalardan biri konumundaki Doğu Timor’a, Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında ABD ve İngiliz askerleri girmişlerdir...

 

Endonezya’da yaşanmış olanlar da, silahlı kuvvetlerin ne ölçüde politikanın içinde olduklarını, orduların politikanın tayinedici unsuru olarak nasıl kullanıldıklarını, ve ideolojik olarak silahlı kuvvetler ile hükümetler arasındaki uyumun ne ölçüde önem taşıdığını anlayabilmek açısından mükemmel örneklerden birisidir.

 

Yusuf Küpeli

22 Ağustos 2011

yusufk@telia.com

 Başa dön                                                               sonraki bölüm

 

 

Yusuf Küpeli, Bazı silahlı kuvvetlerden ve askeri darbelerden örneklerle ordu-siyaset bağı ve “Ordu siyasetin dışında kalmalıdır!” yalanı üzerine notlar

 

1) Genel bir bakış ve Clausewitz

 

2) Fransız devrimi, Paris Komünü, ve ordu

 

3) Amerikan kurtuluş savaşı, içsavaş, ve ordu

 

4) Sovyet devrimi ve ordu

 

5) Çin devrimi, ve silahlı kuvvetler

 

6) Askeri müdahaleler üzerine kısa notlar

 

6- a) İran, Musaddık, CIA ve MI-6 darbesi

 

6- b) Guatemala, United Fruit Company, ve halkcı Cuhurbaşkanı Arbenz’e karşı CIA dabesi

 

6- c) Endonezya, Sukarno, Suharto, CIA ve MI-6 darbesi

 

6- d) Kongo (Zaire), Lumumba, Mobutu, CIA darbesi ve Lumumba’nın vahşice öldürülüşü

 

6- e) Yunanistan, anti-Nazist mücadele, İngiliz tuzağı ve içsavaş,NATO ve yasadışı Kontragerilla, Lambrakis cinayeti, CIA-Papadapoulos darbesi

 

6- f) Latin Amerika, Şili, Allende, CIA ve Pinochet darbesi üzerine notlar

 

6- g) Pakistan, Zülfikar Ali Butto, Zia-ul-Hak darbesi, CIA ve ISI’nin Afganistan işleri üzerine kısa notlar  

 

6- h) Sözü bağlarken ahmakça ve denetim altında bazı terör eylemlerinden ve provokatörlerden örneklerle 12 mart ve 12 Eylül müdahaleleri üzerine kısa notlar  (Bu son bölüm ve beraberinde kaynaklar bir ay içinde yüklenecektir.)

 

http://www.sinbad.nu/