Yusuf Küpeli, Bazı silahlı kuvvetlerden ve askeri darbelerden örneklerle ordu-siyaset bağı ve “Ordu siyasetin dışında kalmalıdır!” yalanı üzerine notlar

 

6) Askeri müdahaleler üzerine kısa notlar

 

Asya’da, Afrika’da, Ortadoğu’da, Balkanlar’da, Orta ve Latin Amerika’da yaşanmış olan onlarca ve onlarca askeri darbenin ezici çoğunluğu halka, emekçi sınıflara karşı yapılmışlardır. Bunların gerisinde de genellikle ABD, Pentagon, ve işbirlikçiler durmaktadır. Yunanistan’dan, Türkiye’den, Pakistan’dan, Endonezya’dan, Filipinler’den, Orta ve Latin Amerika’da yaşanmış olan askeri müdahalelerden, Afrika kıtasındaki birçok müdahaleye dek askeri darbelerle, genellikle ABD’nin, ABD merkezli mali-sermaye gruplarının, tekellerin yararları korunmuştur. Bunlarla hem ABD’nin politik yararları korunurken, hen de birtakım tekellerin ekonomik yararları güvenlik altına alınmıştır...

 

“Demokrasi” çığırtkanlığı yapanlar, dünyaya “demokrasi” dersi vermeye çalışanlar, demokratik sistemin aleyhlerine işlemeye başladığını farkettikleri anda, denetimlerindeki silahlı güçler aracılığıyla politikalarını zor kullanarak sürdürmeyi, demokrasiyi çöp sepetine atmayı tereddütsüz göze almışlardır, ve alırlar. Tekrarlamak gerekirse, dünya düzeyinde onlarca ve onlarca farklı örneği olan bu “demokrasi”yi sonlandırma gerçeği, gözboyamak için sınıfsal temelleri gizlenerek “demokrasi” olarak adlandırılan, gerçekte ise “burjuva demokrasisi” olan sistemlerin kendi içlerinde ne ölçüde bir diktatörlüğü barındırdıklarının somut kanıtıdır...

 

Sistemin sıkıştığı, “demokrasi” içinde halk güçleri ağır basmaya başladığı ve yaşanan ekonomik-politik krizler üst sınıfların iktidarlarını tehlikeye soktuğu durumlarda, demokrasi içinde gizlenen diktatörlük tüm çıplaklığı ile yaşama geçirilmektedir. Bu da, devlet mekanizmasındaki kilit noktaları, silahlı örgütlenmeleri, özellikle orduyu, polisi, ve gizli polisi, üst sınıfların kontrol ediyor olması gerçeği ile ilgilidir. Bu kontrol, mali-sermaye grubları ile ideolojik ve fili bağlantılar içindeki bürokratlar, ve politikacılar aracılığıyla olmaktadır... Sonuçta yaşanan tüm halk düşmanı karanlık darbeler, “demokrasi” denen şeyin askeri müdahalelerle kolayca rafa kaldırılması gerçeği, hem “demokrasilerin” kendi içlerinde diktatörlükleri nasıl barındırmakta olduklarını, ve hem de silahlı kuvvetlerin, askerlerin, ne ölçüde politikanın içinde olduklarını anlayabilmek açısından önemlidir...

 

Fakat yine de tüm askeri müdahaleler kötüdür, yada iyidir demek gerçeği yansıtmaz. Sınıflı toplumlarda birileri için iyi olan askeri müdahaleler, özellikle büyük sermaye güçleri için iyi olan müdahaleler, işçiler, tüm çalışanlar için kötü olur. Diğer yandan, -sayıları az da olsa- göreceli olarak işçilerden, üretici emekci sınıflardan, ulusal yararlardan yana askeri müdahaleler de olmuştur, ve bundan sonra da olabilir...

 

Olaya işçilerin, emekçi halkın, tekellerle bütünleşememiş küçük ulusal sermaye çevrelerinin yararları açısından yaklaşacak olursak, Irak’ta 1958’de gerçekleşmiş Kasım önderliğindeki müdahaleye, Türkiye’de gerçekleşmiş 27 Mayıs 1960 müdahalesine, Portekiz’de gerçekleşmi 1974 müdahalesine, ve daha başka bazılarına kötü demek olanaksızdır. Böyle müdahaleleri, özellikle Irak’ta ve Türkiye’de anılan örnekleri, ancak büyük sermaye çevreleri, uluslarüstü tekeller, bunların temsilcisi politikacılar ve sermaye güçlerinden beslenen birtakım “aydınlar” karalayabilirler. Türkiye’de örnekleri görüldüğü gibi bazı yanar-döner tipler, yüzlerinde gerçek kimliklerini gizleyen maskeleri ile, göreceli halkçı müdahalelere, örneğin 27 Mayıs’a saldırırken, “demokrasi havarisi” rolünde tüm darbelere karşı imişler tiyatrosu oynarlar... Halbuki onların beslenip savundukları sözde “demokratik” düzenler, içlerinde herzaman yeni halk düşmanı darbeleri, diktatörlükleri barındırmaktadırlar...

 

Gerçekte, sınıflara bölünmüş böyle bir dünyada, yapılanın kime, kimlere karşı olduğuna, ve bu yapılana kimlerin karşı çıktığına bakmak, neyin kimler için iyi veya kötü olduğunu anlamaya yardımcı olur. Gerisi, “tüm darbelere karşı olmak” gibi söylemler, ya ahmakca gevezeliklerdir, ya da bu sözleri edenlerin gerçek kimliklerini ve niyetlerini gizlemeye yarayan adi yalanlardı...

 

Örneğin, Anglo-Amerikan emperyalizminin Ortadoğu’da kalesi olan Irak Monarşisi’ni devirip Irak Cumhuriyeti’ni kuran General Abd al-Kerim Kasım (1914- 63) önderliğindeki 1958 askeri müdahalesi, devrim niteliğinde ilerici ve tamamen haklı bir askeri müdahale idi.  I. Dünya Savaşı’nın ardından Britanya tarafından 1921 yılında -Suudi Arabistan’dan getirtilerek tahta oturtulan- Haşimi ailesinden I. Faysal (1885- 1933; yönetimi, 1921- 33) ile şekillendirilmiş olan kukla Irak monarşisi, 1930 yılında ingilizlerin politik bir manevraları ile sözde “bağımsız” devlet haline gelmiş, ve 1932 yılında “Milletler Cemiyeti”ne kabuledilmişti. İran’da olduğu gibi Irak’ın zengin petrol yatakları da ingiliz şirketleri tarafından işletilmekteydi... Askeri müdahale öncesi Irak toplumu, büyük bir zenginliğin üzerinde yaşamakta olmasına karşın, derin bir yoksulluğu, eğitimsizliği, ve sağlık sorunlarını paylaşmaktaydı. Kürtlerin varlığı reddediliyordu... İngiltere’nin ve dolayısıyla ABD’nin Ortadoğu’da Truva atı konumunda olan Irak, emperyalist NATO ile emperyalist SEATO arasındaki bağlantı halkası konumundaki Bağdat Paktı’na (1955- 58) evsahipliği yapmaktaydı...

 

Geniş halk yığınlarının desteği ve katılımları ile General Abd al-Kerim Kasım önderliğindeki askerler tarafından, Kasım’ı destekleyen 200 kadar subay eliyle 14 Temmuz 1958 günü gerçekleşen askeri müdahale ile Kral II. Faysal (yönetimi, 1939- 1958) ve 23 Mart 1930 gününden beri -küçük aralıklarla- ülkenin başbakanlığını yapmakta olan İngilizlerin güvenilir kuklası Nuri as-Said (1888- 1958) devrilecekti. Irak Ulusal Demokrat Partisi tarafından da desteklenen bu doğru ve haklı askeri müdahale, Irak’ın ekonomisi ve emekçi sınıfları, çalışan halkı açısından sonderece olumlu sonuçlar doğuracaktı...

 

Sözün gerçek anlamı ile ilerici ve halktan yana bu askeri müdahleden, daha doğrusu devrimden hemen sonra, 26 Temmuz 1958 günü, Anayasa hazır hale getirilecek ve ardından özgür halk oyuna sunularak kabuledilecekti. O güne dek İngiliz kuklası Irak monarşisi tarafından tanınmamış, herhangi yasal bir hakkı olmayan baskı altındaki Kürt toplumu, bu anayasa ile tanınacak ve yasal güvencelere kavuşacaktı. Diğer yandan, baskı altındaki politik partiler, Irak Komünist Partisi özgürleşip legalleşecekti... II. Dünya Savaşı’nın hemen ardından Kuzeybatı İran’da, Sovyet egemenlik alanında kurulmuş olan -birkaç ay ömürlü- “Mahabat Kürt Cumhuriyeti”nin yıkılışı ile birlikte 1947 yılında Sovyetler Birliği’ne sığınmış olan Molla Mustafa Barzani (1904- 1979), General Kasım müdahalesinin getirmiş olduğu özgürlük ortamı içinde -Çekoslavakya üzerinden- Irak’a, yurduna dönebilecekti... Fakat malesef O, Molla Mustafa barzani, kısa süre sonra, 1960 yılından itibaren, ABD- İsrail- İran- Türkiye ekseninde hareket etmeye başlayacak, İran gizli servisi Savak ve ayrıca MOSSAD ile ilişkilerini geliştirerek merkezi Irak yönetimine karşı savaş açacaktı. O, Irak kürtlerini emperyalist merkezlerin merkezi Irak yönetimine karşı bir şantaj aracı haline getirirken, hem Irakta gelişen ilerici anti-emperyalist harekete, ve hem de kendi halkına zarar verecekti...

 

Irak’ta gerçekleşen anti-emperyalist halkçı devrimin ilk sonuçlarından biri, artık bir cumhuriyet olan Irak’ın, 24 Şubat 1955 günü Britanya, Türkiye, İran, Pakistan, ve Irak arasında imzalanmış olan ve kısaca “Bağdad Paktı” olarak adlandırılan Middle East Treaty Organization’dan kopması olacaktı... Irak monarşisi devrilmeden önce, aynen Irak’ta olduğu gibi Haşimi ailesinden İngiliz kuklası bir kral tarafından yönetilen Ürdün ile Irak arasında bir birlik oluşturulması planlanmıştı. Sözkonusu planın başında, Irak’ın İngiliz kuklası başbakanı Nuri as-Said bulunmaktaydı. General Kasım önderliğinde yurtsever subayların Irak’ta gerçekleştirmiş oldukları müdahale, bu emperyalist kuklası Irak-Ürdün birliğinin önünü kesecekti... İlginç olan bir diğer olay da, İngiliz kuklası devrik Irak başbakanı Nuri as-Said’in, Türkiye’nin toprak ağası biryantinli saçlı başbakanı Adnan Menderes’in yakın dostu olması idi. “Türk ordusunu yedek subaylarla bile yönetebileceğini” iddia edecek kadar ahmakça bir büyüklük kompleksine sürüklenmiş olan Menderes, devrik Nuri as-Said’i kurtarma düşleri görecekti ama, iki yıl içinde bu kişi ile aynı kaderi paylaşmaktan kurtulamıyacaktı... 

 

Başbakan olan Abd al-Kerim Kasım, kabinesine, ülkede çoğunluğu oluşturan Şia inancının, ayrıca Sünni inancın, ve Kürt halkının temsilcilerini alarak, ülkede mevcut grupların hepsine yönetimde yer verecekti. İşçiler, yoksul köylüler, orta sınıflar tarafından hararetle desteklenen Kasım yönetimi, toprak reformu ile feodalizmi tasviye yoluna girerken, Irak Komünist Partisi ile de iyi ilişkiler geliştirecekti. Eğitime ayrılan bütçe, geçmişte bu işe ayrılmış olanın iki mislinden fazla olacaktı. Yine Kasım yönetimi, 1961 yılında, Irak Petrol Şirketi’nin (Iraq Petroleum Company) yüzde 95’ini kamulaştıracaktı. Böylece Irak halkının yaşam standardı hızla yükselmeye, sağlık hizmetleri mükemmelleşmeye başlayacaktı...

 

Yukarıda özetlenen gelişmeler karşısında emperyalist merkezler, Baas Partisi içindeki sağcı unsurları Kasım yönetimine ve Irak Komünist Partisi’ne karşı kışkırtmaya başlayacaklardı. Ayrıca yine aynı merkezler, İran ve Türkiye üzerinden silahlandırdıkları Barzani’ye bağlı kürtleri ayaklanmaya kışkırtacaklardı. Böylece, Irak’ta istikrarsızlık üretme, Irak’ı zayıflatma girişimlerini kesintisiz sürdüreceklerdi... Kısacası, General Kasım önderliğinde ve geniş halk yığınlarının desteği ve katılımları ile Irak’ta gerçekleşmiş olan askeri müdahale, gerçek anlamıyla ilerici, halkçı, haklı ve doğru bir eylemdi...

 

Büyük Rus yazarı Nikolay Gogol’ün (1809- 1852) konusunu ulusal Rus edebiyatının kurucusu büyük şair ve yazar Aleksandr Pushkin’den (1799- 1837) alarak yazdığı baş eseri “Ölü Canlar” (“Ölü Ruhlar”, 1842) romanının kahramanı Çiçikov’un (Chichikov) pabucunu dama atacak bir sahtekarlıkla mezardaki ölüleri bile “vatan cephesi” adını verdikleri hayali cepheye kaydetmeye başlayan, ve bu uydurma listeleri her gün devlet radyosundan ilanederek, -meşruluğunu çoktan yitirmiş iktidarını- kanıtlama çabası içine girmiş olan bir başbakanı, Menderes’i, ancak diğer benzer sahtekarlar, uluslararası tekellerin çöplüğünde eşeleyen “ölü ruhlar” günümüzde bir demokrasi kahramanı olarak ilanedebilirlerdi, ve etmektedirler. Anti-demokratik gerçek yüzünü tüm çıplaklığı ile sergilemekten kaçınmayan 1950’li yılların Türkiye başbakanı, inek yalamış hissi veren biryantinli saçlı kafasıyla diktatörlük taslamaya başlamış olan bu -bürokrat karılarının sevgilisi- toprak ağası Menderes, yakın dostu İngiliz kuklası Nuri as-Said’i kurtarma hesapları yapacaktı ama, iki yıl sonra O’da sözkonusu satılık dostu ile aynı kaderi paylaşmaktan kurtulamıyacaktı...

 

Kısacası, başındaki subayların ideolojik bir bütünsellikleri olmasa da, ve yine aynı subayların hedefleri berrak olmasa da, aldığı geniş halk desteği ve yaratmış olduğu özgürlükçü politik sonuçları itibariyle 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesi, göreceli olarak ilerici, halktan yana müdahaleler arasında sayılabilir... Bu son ifade etmiş olduğum gerçeği kanıtlamak için fazla bir çaba göstermeye de gerek yoktur. İleride, faşizan karakterli 12 Mart ve 12 Eylül darbelerini gerçekleştirenler, ve bu darbeleri gerçekleştiren NATO-Pentagon bağlantılı ve faşizan karakterli rütbelilere yalakalık yapanlar, kısacası her türden sürüngen, “27 Mayıs müdahalesinin getirmiş olduğu anayasanın Türkiye toplumuna bol geldiği” yaygarasını kopartacaklardı. Sözkonusu karşı-devrimci sürüngenler, özgürlükçü 27 mayıs Anayasası’nın yokedilmesinin günahını meşrulaştırma, ve yeni baskıcı yasaların getirilmesi eylemini savunma çabası içinde, “1961 Anayasasının Türkiye toplumuna bol gelmiş olduğu” yalanını dillerine dolayacaklardı. Onlar, emperyalist merkezlerin beslemesi bu sürüngenler, sürekli aynı yalanı tekrarlayacaklardı...

 

Değişik ölçülerde halktan yana askeri müdahalelerin farklı örnekleri sıralanabilir şüphesiz, ve bunlardan birisi de, 25 Nisan 1974 günü Portekiz’de gerçekleşmiş olan askeri müdahaledir...

 

Portekiz, aslında bir iktisatçı olan Salazar (1889- 1970) tarafından sağcı bir diktatörlükle 36 yıl, 1932’den 1968 yılına dek yönetilecekti. Hastalığı nedeniyle 1968 yılında iktidarı terkeden António de Oliveira Salazar, yerine -eski maliye bakanı ve yine eski Lisbon Üniversitesi rektörü- Marcelo Caetano’yı (1906- 1980) başbakan olarak atayacaktı. Salazar, 1970’de öldükten sonra da, Caetano, O’nun rejimini 25 Nisan 1974 askeri müdahalesine dek sürdürecekti. “Karanfil Devrimi” olarak anılan sol eğilimli müdahale ile birlikte O, Caetano, -portekizce konuşulan- Brezilya’ya sığınacaktı... Portekiz’de demokratik süreçleri başlatan, Afrikadaki Angola ve Mozambik gibi Portekiz sömürgelerinde süren savaşları sonlandırıp buraların 1975’de özgürlüklerine kavuşmalarının kapısını aralayan 25 Nisan 1974 askeri müdahalesi, ilerici, halktan yana müdahaleler arasında sayılabilir...

 

Şüphesiz insan soyunun tüm sorunlarını savaşsız, silahsız, kansız, barışçı yöntemlerle çözelebilmesi, -ekonomik ve politik olarak- dengeli barışçı bir düzen içinde yaşamını sürdürebilmesi, en iyisidir ama, malesef sınıflı toplum yapıları, böyle barışçı çözümlere elvermeyecek kadar acımasız toplumsal antagonizmalarla (uzlaşmazlıklarla), çelişkilerle, ve yalanlarla doludur. Zaten sözkonusu sınıflara bölünmüş toplumsal yapılar nedeniyle silahlı kuvvetler, polis güçleri varolmaktadır... Önemli olan, bu silahlı güçleri sömürücü üst sınıfların kumandasından kurtararak emekçi halkın saflarına çekebilmek, ya da emekci halkın kendi gerçek gücünü yaratabilmektir...

 

Yusuf Küpeli

13 Ağustos 2011

yusufk@telia.com

 Başa dön                                                                sonraki bölüm

6- a) İran, Musaddık, CIA ve MI-6 darbesi

 

6- b) Guatemala, United Fruit Company, ve halkcı Cuhurbaşkanı Arbenz’e karşı CIA dabesi

 

6- c) Endonezya, Sukarno, Suharto, CIA ve MI-6 darbesi

 

6- d) Kongo (Zaire), Lumumba, Mobutu, CIA darbesi ve Lumumba’nın vahşice öldürülüşü

 

6- e) Yunanistan, anti-Nazist mücadele, İngiliz tuzağı ve içsavaş,NATO ve yasadışı Kontragerilla, Lambrakis cinayeti, CIA-Papadapoulos darbesi

 

6- f) Latin Amerika, Şili, Allende, CIA ve Pinochet darbesi üzerine notlar

 

6- g) Pakistan, Zülfikar Ali Butto, Zia-ul-Hak darbesi, CIA ve ISI’nin Afganistan işleri üzerine kısa notlar  

 

6- h) Sözü bağlarken ahmakça ve denetim altında bazı terör eylemlerinden ve provokatörlerden örneklerle 12 mart ve 12 Eylül müdahaleleri üzerine kısa notlar  (Bu son bölüm ve beraberinde kaynaklar bir ay içinde yüklenecektir.)

 

 

Yusuf Küpeli, Bazı silahlı kuvvetlerden ve askeri darbelerden örneklerle ordu-siyaset bağı ve “Ordu siyasetin dışında kalmalıdır!” yalanı üzerine notlar

 

1) Genel bir bakış ve Clausewitz

 

2) Fransız devrimi, Paris Komünü, ve ordu

 

3) Amerikan kurtuluş savaşı, içsavaş, ve ordu

 

4) Sovyet devrimi ve ordu

 

5) Çin devrimi, ve silahlı kuvvetler

 

6) Askeri müdahaleler üzerine kısa notlar

 

6- a) İran, Musaddık, CIA ve MI-6 darbesi

 

6- b) Guatemala, United Fruit Company, ve halkcı Cuhurbaşkanı Arbenz’e karşı CIA dabesi

 

6- c) Endonezya, Sukarno, Suharto, CIA ve MI-6 darbesi

 

6- d) Kongo (Zaire), Lumumba, Mobutu, CIA darbesi ve Lumumba’nın vahşice öldürülüşü

 

6- e) Yunanistan, anti-Nazist mücadele, İngiliz tuzağı ve içsavaş,NATO ve yasadışı Kontragerilla, Lambrakis cinayeti, CIA-Papadapoulos darbesi

 

6- f) Latin Amerika, Şili, Allende, CIA ve Pinochet darbesi üzerine notlar

 

6- g) Pakistan, Zülfikar Ali Butto, Zia-ul-Hak darbesi, CIA ve ISI’nin Afganistan işleri üzerine kısa notlar  

 

6- h) Sözü bağlarken ahmakça ve denetim altında bazı terör eylemlerinden ve provokatörlerden örneklerle 12 mart ve 12 Eylül müdahaleleri üzerine kısa notlar  (Bu son bölüm ve beraberinde kaynaklar bir ay içinde yüklenecektir.)

 

http://www.sinbad.nu/