Sinbad, bilgi denizinde bir yelkenli  http://www.sinbad.nu/ 

Türkiye- politika- ekonomi- tarih 

 

Kültür 

 

Kol ve kafa emekçileri

 

Irkçılık, Faşizm

 

Sovyet Devrimi

 

KAFKASLAR

 

Direnen Irak  & Iraq-english

 

Filistin Memleketimdir

 

Asya, Çin, Güneydoğu Asya, Vietnam, Japonya

 

ABD- AB- 11 Eylül- konspirasyon

 

Latinamerika & Afrika

 

İnsan Hakları

 

Kürtler

 

Balkanlar

 

Türkiye'den yazılar

 

Basından

 

Söylesiler

 

Kriminalite, hırsızlık, haksızlık

 

Sinbad'ı hazırlayan Küpeli hakkında çok kısa bilgi

 

linkler

 

SOMA'DA OLANLAR İÇİN SÖZ BULAMIYORUM. BU, HALKA, İŞÇİLERE İHANETTİR, ALÇAKLIKTAN DA ÖTE BİR KÖTÜLÜKTÜR. İKİ HAFTA ÖNCE MECLİSTE BUNUN OLACAĞINI HAYKIRDILAR AMA, İŞCİ DÜŞMANI BAŞBAKAN VE PARTİSİ KULAK ASMADI. BAŞBAKAN VE İLGİLİ BAKAN, HALEN, DERİN BİR DUYARSIZLIKLA YALAN SÖYLÜYORLAR. GÖZ GÖRE GÖRE YÜZLERCE ÖLÜ VE HALKI YATIŞTIRMAK İÇİN YALANDAN YAS TUTMA, YALANDAN BAYRAK İNDİRME. GERÇEKTEN HALKI DÜŞÜNEN, BU TİP OLAYLARI ENGELLEYECEK YASAL VE HERTÜRLÜ TEDBİRİ ALIRDI. BAŞBAKANA GÖRE ÖLÜM BU İŞİN İKİZ KARDEŞİ... PSİKOPATLAR, ANNE  VEYA ÇOCUK GİBİ ÇOK YAKINI BİR-İKİ KİŞİ DIŞINDA KİMSE İÇİN ÜZÜLMEZLER, TOPLUMA KARŞI SORUMLULUK DUYMAZLAR, BUNA KARŞIN HERTÜRLÜ ARTİSLİĞİ RAHATCA YAPARLAR... OLAYLA İLGİLİ SAHTE DUYARLILIK TAŞIYAN BİLDİRİYE, MUHALEFET PARTİLERİNİN, SİYASİ İKTİDAR PARTİSİ VEKİLLERİ İLE ORTAK İMZA ATMASI İSE, BİR BAŞKA UTANMAZLIKTIR, İKTİDARIN SORUMLULUKTAN KAÇMASINA YARDIMCI OLMAKTIR... DİYECEK SÖZ YOK VE İKİ AYRI KİŞİNİN YAZILARINI OKUMAK İÇİN BU KISA METNE TIKLAYABİLİRSİNİZ.- Yusuf Küpeli, 2014.05.14

 

A. Erinc Yeldan, Professor of Economics, The Tragedy of Soma Mine-Workers: A Crime of Peripheral Capitalism Unleashed. 

 

Yusuf Küpeli, 15- 16 HAZİRAN 1970 BÜYÜK İŞÇİ DİRENİŞİ ÜZERİNE KISA NOTLAR

a- 15- 16 Haziran 1970’e uzanan süreç üzerine çok kısa anımsatmalar,

b- 15- 16 Haziran 1970 büyük işçi direnişi,

 

İşci sınıfı, bundan tan 124 yıl önde, 1890'da, ilk kez, birlik, dayanışma, ve mücadele gününü kutladı... Aradan geçen bunca yıla, "demokrasi" söylemlerine, imzalanmış olan uluslararası sözleşmelere, "insan hakları" söylemlerine ve tüm yasal haklarına karşın, Türkiye işçileri, emekçileri, bu en demokratik haklarını, 1 Mayıs gününü barışcı biçimde istedikleri alanda kutlama haklarını kullanamıyorlar. Daha önceki tavırları ile de işci düşmanlığını kanıtlamış olan siyasi iktidar, bizzat başbakanın ifadesi ile, "ayakların baş olamayacağını" kanıtlamak amacıyla, işcilere, sendikalara güç gösterisi yapıyor, sopasını gösteriyor, Taksim Meydanı'nı onlara yasaklıyor. Hırsızların, rüşvetcilerin korunduğu, hatta yönetimin en üst kademelerinde yer bulduğu, halkın deyişi ile "taşların bağlanıp, kudurmuş itlerin salındığı", hukukun ayaklar altına alındığı bir ortamda ve zamanda, başka türlü davranışlar beklemek, düş kurmak oluyor. Haydutların bu cesaretleri, biraz da, işci sınıfının kendi siyasi partisinden yoksunluğundan, sendikaların bölünmüşlüğünden ve 1980 sonrası çıkmış olan anti-demokratik sendika yasalarının etkisi ile de sendikalaşma oranın sonderece düşük olmasından kaynaklanıyor. Bir ucu kölelik anlayışı olan ataerkil kültürün halen egemen olması, siyasi iktidarın saldırganlığına güç katıyor...

Olayla ilgili bazı eski ama, güncelliğini yitirmemiş yazılar, okumanıza sunulur.- Yusuf küpeli, 2014.04.25

 

Yusuf Küpeli, PROLETARYANIN DEVRİMCİ ENTERNASYONAL MÜCADELESİNİN VE DÜŞÜNCE SİSTEMİNİN IŞIĞINDA TÜRKİYE PROLETARYASININ MÜCADELESİNDEN KESİTLER VE 15- 16 HAZİRAN 1970 İŞÇİ DİRENİŞİNİ DOĞRU ANLAMA VE ANMA ÇABASI

1- Bir devrimi veya çalışanlardan yana yığınsal devrimci eylemi “anmak” ve anmak üzerine notlar

2- Proletaryanın ve ideolojisinin doğuşunu hazırlayan nedenler; bilimsel ve teknolojik devrim; değer, artıdeğer, kâr ve yeni sınıf savaşımı sürecinin başlangıcı üzerine kısa notlar

3- Tarih içinde proletaryanın yükselen sınıf savaşımı, güçlenen örgütlülüğü; Komünist Manifesto, I. Enternasyonal ve Paris Komünü üzerine notlar

4- Emperyalizm aşamasına evrimleşen kapitalizm koşullarında proletaryanın güçlenen örgütlülüğü; II. Enternasyonal, 8- saatlik işgünü, işçi sınıfının birlik ve dayanışma günü 1 Mayıs; I. Dünya Savaşı ve ihanet

5- Ekim Devrimi, III. Enternasyonal, Bolşevik Partisi, Spartaküs Birliği, Alman Komünist Partisi, Berlin Ayaklanması, kısa ömürlü Macar devrimi ve Bela Kun ve diğer gelişmeler üzerine çok kısa notlar

6- Türkiye proletaryasının tarih sahnesine çıkışı, Mütareke  yıllarına  dek örgütlenme ve mücadele deneyimleri, İştirakçi Hilmi, Mustafa Suphi, İttehat ve Terakki ve diğerleri  üzerine kısa notlar

7- İttehat ve Terakki Partisi’nin iç ve dış politikaları, Balkan Savaşı  ve I. Dünya Savaşı üzerine kısa notlar

8- ABD başkanı Woodrow Wilson’un Türkiye üzerine planları, galip emperyalist güçler tarafından tümüyle yokedilmek  istenen Türkiye

 ve Mütareke yılları İstanbul’ndaki işçi eylemlerinden bazı örnekler

9- Kurtuluş savaşı yılları içinde Türkiye proletaryasının ve diğer çalışanların örgütlenme ve ulusal mücadeleye katkı çabaları, Sovyetler’in Türkiye halkı ve kurtuluş mücadelesi önderleri üzerindeki etkileri üzerine notlar

 

İşçilerin günü 1 mayıs

1889 yılında Pariste toplanan İkinci Enternasyonal’in  kongresinde alınan kararla 1 mayıs işçilerin uluslararası dayanışma ve gösteri günü olarak kabuledildi ve aynızamanda 8 saatlik işgünü talep edildi. Olayın kökü, Amerikan işçi hareketi AFL’in 8 saatlik işgünü için 1884 yılında Şikago’da başlatmış olduğu greve uzanmaktadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yusuf Küpeli,

büyük köle ayaklanmasının önderi Spartaküs üzerine notlar

Spartakus, Rodoplar’da özgür bir Trak olarak doğmuş, Roma ordularına esir düşmüş, gladyatör olarak satılmış ve İsadan Önce 73’de 70- 80 kadar diğer gladyötör arkadaşı ile kaçmayı başararak Roma’yı temellerinden sarsacak... Spartaküs’ü 70- 80 bin kadarı silahlı olan ve diğerleri ile birlikte sayıları yüz bini aşan kölenin başında

 

Yusuf  Küpeli,

Seçebilmek ya da seçmek zorunda kalmak

İnsan bilinci toplumsal yaşamdaki diğer süreçler gibi sürekli dengesiz gelişmiştir. Değişik üst sınıfların yararları yönünde yanlış bilgilendirme veya gerçek bilgiyi yığınlara ulaştırmama politikaları ahmaklıkları besleyerek bilinçler arasındaki dengesizliği arttırmıştır. İletişim teknolojisi ve olanakları çağımızda alabildiğine gelişmiştir ama, medya üzerindeki tekelci sermaye denetimi, dezinformasyonun, yalanın etkilerini... Biryandan uzayın derinlikleri ve sırları keşfedilirken, öbür yandan yükselen mali- sermaye egemenliğinin bir sonucu olarak yayılan ve derinleşen yoksullaşma ile birlikte düşük eğitimli insanların ve analfabetlerin sayıları artmakta, yetersiz beslenme yoksulların beyinsel faliyetlerini zayıflatmaktadır. ayrıca bak: Türkiye- politika- ekonomi- tarih

 

Yusuf Küpeli, Batı’nın “sosyal demokrat” partilerinin  tarihi kökleri, devrimci geçmişleri, ihanetleri, CHP  ve umutlar üzerine kısa notlar

1- Büyük Fransız devriminden I. Enternasyonal’e

2- Paris Komünü’nden II. Enternasyonal’e

3- II. Enternasyonal, 8 saatlik işgünü ve 1 Mayıs

4- Çalışanların yararlarına ihanet eden bazı sosyal demokrat parti yönetimleri ve II. Enternasyonal’in çöküşü

5- Ekim devrimi, III. Enternasyonal’in doğuşu, Spartaküs ayaklanması ve Macar devrimi

6- Komintern, Kominform, hatalar, yenilgi, bitmeyen kavga ve umutlar

7- Yeniden şekillenen II. Enternasyonal, Viyana Enternasyonali veya İki- Buçuk’uncu Enternasyonal, Sosyalist Enternasyonal, CHP ve umutlar üzerine çok kısa notlar

 

Türkiye toplumunun gerçeğini yansıtan aynı tarihli iki haber: "Açlık sınırı 128 TL arttı" (07 Kasım 2010 Pazar, Haber X), ve "İstanbul Auto Show'da Ferrari ve Maserati'ler 5'er 5'er kapışıldı" (07/11/2010 Radikal)

 

İktisatçılar çok daha iyi bilirler, bir ülkede gelir uçurumları arttıkça, ve bu süreç içinde geniş yığınlar yoksullaştıkça, üretimden kopmuş dar rantiyer bir sınıf giderek daha da zenginleşir. Buna koşut olarak lüks tüketim mallarının pazarına "nur" yağar, bunlar, örneğin Ferrari ve Meserati gibi markalar yok satarlar. Peki ya, yaşamı sürdürebilmek için gerekli olan ve sürekli fiatları yükselen, ekmek, patates, pirinç, bulgur, fasulye, nohut, mercimek kaç satar? İsveç gibi ulusal gelir ortalaması Türkiye'ye göre çok yüksek olan bir ülkedeki et fiatlarına göre en az üç misli fiatla et satılan Türkiye'de acaba et nekadar satar? Neyse, bu son anılanı yaşamı sürdürmek için gerekli tüketim malları listesine koymadım bile. Çünkü, neredeyse satmadığı ortada. Ne de olsa, "vatan kurtarıyoruz" derken, en az on milyon küçük ve büyük baş hayvanı çoktan yokettiler, ve tarımı öldürdüler... Halkın asıl gerçeklerini, pirincin, patatesin, fasulyenin, nohutun, mercimeğin nekadar sattığını da, sözkonusu satışlarda bir duraklama, veya düşüş olup olmadığını da araştırıp sergileyen sendika, dernek, iktisatcı var mı acaba? Bu tip gerçekleri yansıtan sayıları basında görmek pek mümkün olmasa da, neler yaşandığını dolaylı yollarla anlamak hiç te zor değil... - Yusuf Küpeli haberleri görmek için tıkla

+

Yoksulluk artık geçici değil kalıcı

08 KASIM 2010 PAZARTESİ http://www.aksam.com.tr/2010/11/08/haber/guncel/17570/yoksulluk_artik_gecici_

degil_kalici.html

ODTÜ öğretim üyesi Prof. Oğuz Işık uzun yıllardır yoksulluk üzerine yaptığı çalışmalarla tanınıyor. Işık, yeni süreç için şu değerlendirmeyi yaptı: Geçmişte nöbetleşe yoksulluk vardı. Şimdi ise devredilmiyor. Onun yerini müebbet yoksulluk aldı... (...) Dolayısıyla aynı gemideyiz hissi artık yok oluyor. Kendilerini bu ülkenin bir parçası değilmiş hissetmeye başlıyorlar... metnin tamamı

Sinbad’ın notu:

Yukarıdaki son iki cümle, “(...) aynı gemideyiz hissi artık yok oluyor. Kendilerini bu ülkenin bir parçası değilmiş hissetmeye başlıyorlar...”, tesbiti, çok önemli ve doğru bir gerçeğin ifadesidir. Bu durum, toplumda artık bir sınırın aşıldığı, sürekli kaybedenlerin durumlarının bilincine varmaya başladıkları gerçeğidir. Gerçekten de, vatandaş olabilmek için, yaşanılan ülkede birşeylere, korunabilecek birşeylere, insan gibi yaşama olanaklarına, kendini geliştirme olanaklarına, kendini açıkça ifade edebilme olanaklarına sahibolmak gerekir. Anlaşılan, önemli bir çoğunluk sözkonusu durumunu, birşeylere sahibolma konumunu giderek kalıcı biçimde yitirmekte ve yitirilenin bilincine varmaktadır... Sayıları artan bu insanların, bazı devlet “büyükleri”nin ifadeleri ile “sözde vatandaşlar”ın, gerçekte bir vatanları yoktur ama, kazanılacak bir vatanları vardır. Fakat malesef, bu insanlara önderlik edebilecek politik bir güç merkezi henüz yoktur...

 

Yoksullaşma ile ilgili araştırmayı yapmış olan değerli profösürün bazı analizleri biraz gerçeğe uygun gelmedi... Örneğin, toplumsal patlamaların öncelikle küçük yerleşim birimlerinde olacağı analizi, bu satırları yazan tarafından eksik ve hatalı görülmektedir. Küçük yerlerde kişilerin maddi ve manevi kontrolları daha kolaydır ama, İstanbul gibi devasa ve etnik zenginliğe sahip kentlerde bu iş okadar kolay değildir.  İstanbul’un yanına, Ankara, İzmir, Adana gibi kentleri de ekleyebilirsiniz...

 

Haksızlıklardan ve yoksulluktan bunalmış bu insanları devrimci bir hedefe yöneltebilecek güç olmadığı sürece, sosyal patlamalar birsüre sonra kriminalite ile karışıp kaosa neden olurlar, ve sonuçta kanlı biçimde ezilirler. Kısacası, sonderece trajik toplumsal olaylar yaşanabilir...  

 

Türkiye toplumuna, kitlelerden kopuk bireysel terörün batağında halkın, çalışanların ekonomik ve demokratik mücadelelerine zarar vermiş sahte kahramanları kendisine bayrak yapan “sol” etiketli karanlık tipler değil, toplumdaki başkaldırı ırmaklarını tek bir nehirde birleştirerek devrimci bir hedefe yönlendirebilecek örgütlenmeler gereklidir... – Yusuf Küpeli  

 

Ayrıca bak: Yusuf Küpeli, “Sözde vatandaş”

 

Yusuf Küpeli, Dini ve etnik çatışmaların kışkırtıldığı, baskı ve şiddetin egemen olduğu uluslarüstü tekellerin dünyasında kadın haklarından söz edilemez

Görünürdeki veya açıklanan nedeni ne olursa olsun, erkeğin kadına yönelik şiddetinin gerisinde, cinsler arasındaki iktidar sorunu, ve bununla bağlantılı bir insani sömürü gerçeği vardır...

(...) Böyle bir dünyada, ve “dindar nesiller yetiştirmeyi hedefleyen” bir iktidarın varolduğu Türkiye’de, “8 Mart emekci kadınlar günü”nün, haksızlıklara karşı bir mücadele günü olduğunu, ve kadının da, ve erkeğin de kurtuluşunun, ekonomik ve politik dengesizliklerin yokedilebildiği dengeli bir dünyada varolabileceğini unutmamak gerekir...

 

Yusuf Küpeli, Her türden sömürünün, baskının, iki-yüzlülüğün ve yalanın dünyasında uluslararası kadın günü üzerine kısa notlar

1) “Yıldızların” değil, “boynuzların” altında ve “sıkmabaş”ın kısgacında

2) Uluslararası Kadınlar Günü’nün 100ncü yılında, sözkonusu günün tarihi, ve kadınların mücadeleleri üzerine kısa notlar

3) Bazı kaynaklar:

 

Bağlantılı metinler:

Yusuf  Küpeli, İlerlemekte olan postmodern faşizmin hedef tahtasında öncelikle kadınlar durmaktadır

 

Yusuf Küpeli, Uluslararası Kadınlar Günü 8 Mart’ı Selamlarken

 

Yusuf Küpeli, Mayıs olaylarını 40. yılında anlamaya çalışmak

Mayıs 1968 olayları denince, öncelikle Fransa akla gelmektedir. Sözkonusu gençlik merkezli 1968 olayları Avrupa’nın tüm ülkelerinde değişik ölçülerde yaşanmış olmakla birlikte, bunlar, en yoğun ve etkili biçimde Fransa da ortaya çıkmışlardır...

(...) Fransa ile bağlantılı olarak olayları anlayabilmek için, herşeyden önce, Fransa’nın Türkiye’den çok farklı olan tarihi geçmişi, kültürü, devrim ve demokrasi gelenekleri, sömürgelerden gelen halklarla birlikte şekillenmiş olan karmaşık toplumsal yapısı, yaşanmış iki büyük dünya savaşınının ve eski güçlü emperyalist bir ülke olmanın toplumun değişik sınıfları üzerinde bıraktığı etkiler, ve özellikle olayların yaşandığı yılların toplumsal-ekonomik yapısı, ve dünya düzeni hakkında asgari birtakım bilgilere sahibolmak gerekir kanısındayım...

 

Türkiye toplumunun gerçeğini yansıtan aynı tarihli iki haber: "Açlık sınırı 128 TL arttı" (07 Kasım 2010 Pazar, Haber X), ve "İstanbul Auto Show'da Ferrari ve Maserati'ler 5'er 5'er kapışıldı" (07/11/2010 Radikal)

 Y Küpeli'nin notunu ve haberleri görmek için tıkla

+

Yoksulluk artık geçici değil kalıcı

08 KASIM 2010 PAZARTESİ http://www.aksam.com.tr/2010/11/08/haber/guncel/17570/yoksulluk_artik_gecici_degil_kalici.html

ODTÜ öğretim üyesi Prof. Oğuz Işık uzun yıllardır yoksulluk üzerine yaptığı çalışmalarla tanınıyor. Işık, yeni süreç için şu değerlendirmeyi yaptı: Geçmişte nöbetleşe yoksulluk vardı. Şimdi ise devredilmiyor. Onun yerini müebbet yoksulluk aldı... (...) Dolayısıyla aynı gemideyiz hissi artık yok oluyor. Kendilerini bu ülkenin bir parçası değilmiş hissetmeye başlıyorlar...
Yusuf Küpeli'nin açıklamasını ve metnin tamamını görmek için tıkla

 

Ayrıca bak: Yusuf Küpeli, “Sözde vatandaş”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

e- posta ile gelen haber…

Tersane cehenneminde direniş:

"Artık yeter!"

 Tersaneler cehennem, işçiler köle kalmayacak!"

(27.02.08) - Limter-İş Sendikası'nın işçi ölümleri sonrasında yaptığı fiili grev çağrısı bugün sabah saatlerinde başlatıldı. Onlarca işçi saat 06.30 sularında polis terörüyle karşı karşıya kaldı. Limter-İş yöneticileri, TÜMTİS üyeleri ve bazı kurum temcilerinin yer aldığı 80'e yakın kişi Tuzla Gemi önünde yolu trafiğe kapattıkları gerekçesiyle polisin azgınca saldırısına maruz aldılar... Sabah saatlerinde polis terörü! 

not: Eyleme katılan işçilerden biri, "sabah saat 08'den akşam saat 21'e dek 13 saat çalıştırıldıklarını, hatta bazı zamanlarda 24 saat işyerinde kaldıklarını, sadece 10 dakika yemek molası aldıklarını ve uykusuzluk nedeniyle düşüp öldükleri zaman da 'cehaletle' suçlandıklarını", anlatmıştır.

 

 

yusufk@telia.com

 

ANADOLU SEVDALILARINA “ADAM” DESTEĞİ

Askeri Darbelerin Asker Muhalifleri (ADAM) Platformu temsilcileri, “Anadolu’yu vermeyeceğiz” yürüyüşçülerine destek ziyaretinde bulundular.

 

ANKARA (ADAM Ajans) – Askeri Darbelerin Asker Muhalifleri (ADAM) Platformu temsilcileri, Gölbaşı ilçesi girişinde polis tarafından kuşatma altına alınan “Anadolu’yu Vermeyeceğiz” yürüyüşçülerini ziyaret edip yemek verdiler.

 

ADAM Platformu Dönem Sözcüsü Re’sen Emekli Üsteğmen Rahmi Yıldırım, ziyarette yaptığı konuşmada, “Anadolu’yu Vermeyeceğiz” sloganıyla yollara düşen eylemcilerin anayasal bir hakkı kullandıklarını ifade ederek, Ankara’ya girişlerinin engellenmesinin kanunsuzluk olduğunu vurguladı. Yıldırım, yürüyüşçülerin insanlık dışı koşullarda barınmak zorunda bırakıldıklarını belirterek, suyu kirlenmemiş, havası zehirlenmemiş, toprağı bozulmamış, nimetleri hakça paylaşılan yaşanabilir bir Türkiye mücadelesi veren eylemcilerle dayanışmanın yurttaşlık ve insanlık görevi olduğunu söyledi. Rahmi Yıldırım, Anadolu ve Türkiye sevdalılarını Ankara’da ağırlamaktan onur duyacak dostlarının bulunduğunu bildirdi.

 

Yürüyüşçüler adına konuşan Kaan İşmen de, HES'lere, suyun ticarileştirilmesine, nükleer santrallere karşı Anadolu'nun muhtelif kentlerinden yürüyerek yola çıktıklarını, ancak Gölbaşı ilçesi girişinde engellendiklerini anlattı. Kaan İşmen, Anadolu’yu doğası, suyu ve kültürüyle yaşatmak isteyen herkesi eyleme destek vermeye çağırdı.

 

Yusuf Küpeli, HALK TÜRBANLA OYALANIRKEN, İŞÇİLER VE TOPLUMUN TÜMÜ ÜZERİNDEKİ FAŞİST BASKILAR YOĞUNLAŞIYOR!

Çalışanların yüzde 55'i kayıtdışı. Yani, vergisiz, sigortasız, hertürlü güvenlikten yoksun. İstanbul'un en yoğun nüfuslu semtlerinden birinde bulunan böyle kaçak bir işyerinde patlama oluyor, 23 sahipsiz genç köle işçi yaşama veda ediyor...

(...) Şili'de faşizm nasıl ITT tekeli ve Washington dayanaklı olmuşsa, Türkiye ve benzeri ülkelerde varolan faşizm de, uluslarüstü tekeller ve Washington dayanaklı olabilir ancak. Bu gerçek unutulmayacak olursa, Tayyip Erdoğan'ın...

(...) Sözkonusu dini dogmalarla yönetilen toplumlarda kadınların, ve dolayısıyla beyinleri sıkmabaşlar içinde iğdiş edilmiş aynı kadınların ellerinde büyütülen erkeklerin, ve sonuçta sözkonus toplumun tümünün trajedisi, çözümsüzlüğü, gözler önündedir. Türkiye toplumu da, uluslar üstü mali-sermaye ve Washington dayanaklı faşist bir rejime sıkmabaş aracılığıyla adım adım itilmektedir.

(...) Tek kelimeyle laik sistemin özü, dini dogmaları devlet idaresinden, başta medeni kanun olmak üzere hukuk sisteminden, yargı sisteminden, eğitim sisteminden, ve sosyal yaşamın her alanından uzaklaştırmaktır. Tüm bu alanları katı tartışılamaz kalıplar içine, cendereler içine sokacak dini dogmalar, toplumsal ilerlemenin önündeki en büyük egel oldukları gibi, toplumsal trajedilerin de asıl kaynağıdırlar. Bu tip dini doğmalar sadece kadınların baskı altına alınmalarına değil, mutlak iktidarlara dayanak oluşturarak tüm toplumun boyunduruk altına alınmasına da hizmet ederler.

(...) Mali-sermaye güçleri desteklemedikçe ve istemedikçe bir ülkeye faşist rejim gelemez. Ayrıca, her diktatörlük faşizm değildir, ve mali-sermaye güçleri ile çelişen faşist bir rejim de olamaz. Faşizm, en güçlü mali sermaye çevrelerinin öncelikle işçi sınıfı, diğer tüm çalışanlar, ve sermayenin henüz tekelleşememiş kanatları üzerinde kurduğu değişik ağırlıklardaki diktatörlüğün adıdır.  (metnin devamı ve bağlantılı metinler için tıkla ve ayrıca bak: Irkçılık, Faşizm

 

 

 

daha eski metinler için tıkla: kol ve kafa emekçileri 1

Sonunda “demokratik devrim” gerçekleşti, polisler 1 Mayıs 2008’i Taksim meydanında kutladı

Yusuf Küpeli, 1 MAYIS 2016’yı selamlarken Türkiye’de işçilerin ve çocuk işçilerin durumları üzerine kısa notlar

(...) Günümüzde 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinin üzerinden 36 yıl geçmiş olmasına karşın Türkiye’de mevcut sendikalaşmanın düzeyi içler acısı durumdadır. Kısacası, çalışanların ezici çoğunluğu, çırılçıplak sömürü çarklarının içine sürülmüşlerdir. Ortadoğu’da gelişen kanlı süreçler, bu felaketi daha da derinleştirmektedir...

(...)Bu idiaya göre, 2013- 2014 yıllarında toplu sözleşmelerden 891 bin 954 işçi yararlanmıştır. Kısacası, gerçek anlamda sendikalı işçi sayısı 1 milyonun epeyce altındadır ve bu sayı bakanlığın vermiş olduğu toplam işçi sayısının sadece yüzde 7’ye yakın birkısmıdır. Kısacası, çalışanların gerçek sayılarının bakanlık verilerinin çok üzerinde olduğu düşünülecek olursa, ki böyledir, sendikalı işçilerin oranları yüzde 6- 7 civarından fazla değildir, hatta daha da az olabilir...

metnin tamamına ulaşmak için tıkla

 

YALAN, BASKI  ve ŞİDDET ELELE

Başbakan, TV kameraları karşısında haykırıyor: "Emeğin hakkını emekcinin teri kurumadan verecegiz(!)" Beyfendi sanki Mahmutpaşa'da tezgahtarlık yapıyor... "Allı verelim, morlu verelim, sarılıverelim; dar geldiyse bol verelim; açık geldiyse koyu-verelim!" Yaptıklarının bu son söylenen olduğu, yaşamın gerçeklerinden anlaşılıyor zaten. Asgari ücretin açlık sınırının altında olmasından; TV haberlerine göre 17 milyonu aşkın aşırı yoksulun varlığından; yaklaşık yedi milyon işsizden; iş yasalarının sendikalaşmayı engellemesinden; kömür ocaklarında canını veren yüzlerce işciden; iş kazalarında dünya düzeyinde ilk üç sırada olunmasından; politik müdahalelerle sendikaların bölünmüşlüğünden, yapılanın ne olduğu belli... Başbakan haykırıyor: "İşçi bayramında gidin taksim anıtına çiçeğinizi çelenginizi koyun". Neredeyse, "bir de öpücük yollayın", diyecek. "Çiçek koyun", ama Taksim'de kutlama yasak. Yeni "ejder toma"lar yolları kesmiş... Gaz ve ölüm kokusu şimdiden yayılıyor... "Sıkıysa Taksim'e yürüyün", diyor iktidar. Katiller aranmıyor ama, 1 Mayıs 1977 günü Taksim meydanında katledilenlerin ruhlarına üflüyor başbakan... "Emeğin hakkını emekcinin teri kurumadan verecekmiş babanız"... "Bayram"mış... 1 Mayıs "işçi bayramı" değildir. 1mayıs, işçilerin birlik, dayanışma ve mücadele günüdür. Günümüzde durum yukarıda özetlenmiş olduğu gibiyse eğer, bunun nedeni, tüm çalışanların, kol ve giderek sayıları artan kafa emekcilerinin dağınıklığından; sendikaların bölünmüşlüğünden; kitleden kopuk terörün "kahramanları"nı ve dolayısı ile terörü yücelten "solcu" etiketli ahlaksızların varlığından; işçi hareketini ve demokratik süreçleri bastırmak isteyen gizli servislerin sahneye sık sık terör gurupçukların sürmelerinden; ve tüm çalışanları temsileden güçlü enternasyonalist politik bir partinin olmamasından kaynaklanmaktadır...

Aşağıya 1 Mayısla ilgili eski yazılarımın başlıklarını koyuyorm- Yusuf Küpeli, 30 Nisan 2015

 

 

Yusuf Küpeli, PROLETARYANIN DEVRİMCİ ENTERNASYONAL MÜCADELESİNİN VE DÜŞÜNCE SİSTEMİNİN IŞIĞINDA TÜRKİYE PROLETARYASININ MÜCADELESİNDEN KESİTLER VE 15- 16 HAZİRAN 1970 İŞÇİ DİRENİŞİNİ DOĞRU ANLAMA VE ANMA ÇABASI

 

Devrimin 50nci yılında 1 Mayıs kutlaması, ve Kuba ile dayanışma toplantısı

 

Yusuf Küpeli, İlk gösteriden 121 yıl, ve 1 Mayıs 1977’den 30 yıl sonra 1 Mayıs işçi bayramı ve işçilerin mücadeleleri üzerine kısa notlar

1- kanlı trajedi ve başlangıç üzerine kısa not

 

Yusuf Küpeli, 15- 16 HAZİRAN 1970 BÜYÜK İŞÇİ DİRENİŞİ ÜZERİNE KISA NOTLAR

 

 

İşçilerin günü 1 mayıs

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yusuf Küpeli, “Demokratik açılım”, “ileri demokrasi”, “barış süreci” denen şeyin ne olduğu  1 Mayıs 2013 günü anlaşıldı

Aslında fazla söze, hatta söze gerek yok...  1 Mayıs 2013 günü yaşananlar, TV ekranlarına, günlük basına yansıdı. Başbakan’ın, Vali’nin emrindeki -gaz maskeli- polis güçlerinin attıkları biber gazı bombaları ile istanbul sokakları bir sis bulutu içinde kaldı. Saldırıya uğrayanlar, silahsız sıradan emekci insanlardı.

Yusuf Küpeli, İşçilerin ve tüm çalışanların 1 Mayıs birlik ve dayanışma günü, yaşananlar, yalanlar, ve çürüme üzerine kısa bazı notlar

Türkiye işçi sınıfı, 2011 yılı 1 Mayıs’ına, sendikalı işçi sayısında belirgin bir azalma ile girmekte. Sözkonusu gelişme, 24 Ocak kararlarının ve Washington bağlantılı 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ülke ekonomisine ve politikasına dayatmış olduğu büyük sermaye yanlısı ve işçi-emekci düşmanı yeni hukuki yapılanmadan ve baskılardan ayrı düşünülemez...

(...) 2009 yılında Türkiye toplumunun yüzde 18.8’i, yani 12 milyon 751 bin kişi yoksulluk sınırının altında yaşamaktaydı. Bu, kişi başına günde 2.15 dolar civarında bir harcama anlamına gelmektedir...

(...) Sendikaların daha güçlenmeleri, sendikalı işçi sayısının artması, işçilerin ekonomik ve demokratik hakları için mücadele etmeleri olumlu gelişmelerdir ama, sorunun çözümü, halkın özlediği ekonomik ve politik özgürlükler, ileri demokratik haklar, ancak politik arenada, politik mücadele ile elde edilebilirler.  metnin tamamı için tıkla

Bağlantılı metinler:

İşçilerin günü 1 mayıs

 

Yusuf Küpeli, İlk gösteriden 121 yıl, ve 1 Mayıs 1977’den 30 yıl sonra 1 Mayıs işçi bayramı ve işçilerin mücadeleleri üzerine kısa notlar

 

Yusuf Küpeli, PROLETARYANIN DEVRİMCİ ENTERNASYONAL MÜCADELESİNİN VE DÜŞÜNCE SİSTEMİNİN IŞIĞINDA TÜRKİYE PROLETARYASININ MÜCADELESİNDEN KESİTLER VE 15- 16 HAZİRAN 1970 İŞÇİ DİRENİŞİNİ DOĞRU ANLAMA VE ANMA ÇABASI

Yusuf Küpeli, 15- 16 HAZİRAN 1970 BÜYÜK İŞÇİ DİRENİŞİ ÜZERİNE KISA NOTLAR

Yusuf Küpeli, ATAERKİL BASKICI KÜLTÜRÜN EGEMEN KILINDIĞI KOŞULLARDA “KADIN HAKLARI” YALANI VE 8 MART ÜZERİNE

1) Kadın haklarının durumu üzerine bazı notlar

Sıkmabaşa özgürlük oyunuyla ataerkil baskıcı kültürün sürekli pompalandığı, toplumsal gelişmeyi durdurmak için ve oy kaygılarıyla en çağdışı tarikatların önlerinin açıldığı, gelir dağılımındaki adaletsizliklerin derinleşerek sürdüğü, bir başka ifadeyle “taşların bağlanıp, kudurmuş yaratıkların özgür bırakıldığı” koşullarda, “kadınlar için özgürlük ve eşitlik” söylemleri lafta kalmaya mahkumdur. Ayrıca, saldırgan emperyalist savaşların ve toplumsal ekonomik sömürünün kol gezdiği bir dünyada, “kadınlar için özgürlük ve eşitlik” söylemleri lafta kalmaya mahkumdur. Böyle bir ülkede ve böyle bir dünyada, kadınlara yönelik suçlar ve vahşice cinayetler artarak sürer. Türkiye’de yaşananlar da, sözkonusu gerçeğin elle tutulur örneklerinden başka birşey değildir...

2) Kadınların ve tüm toplumun “başına çorap örülme” işinde dönüm noktası

(...) Değişimin, toplumun giderek artan hızlarla anti-laik geri bir düzene sürüklenişinin dönüm noktası, 12 Eylül 1980 Washington darbesi olacaktı... Cehennemin kapıları açılıyor, evleri işgaleden hamam böcekleri gibi tüm kadın düşmanları, özgürlük düşmanları toplumsal yaşamın içine özgürce yayılıyorlardı... (...) “Yeşil kuşak”a uygun renge boyanan Türkiye...

3) “İleri demokrasi” yalanı, ve kadına yönelik cinayetler

Daha “ileri bir demokrasi”ye geçebilmek için herşeyden önce zihinlerde, dünyaya bakış açılarında devrimi gerçekleştirecek toplumsal-ekonomik değişikliklerin, dönüşümlerin olması gerekir. Devlet kurumları ile kişiler, ve kişilerle kişiler arasındaki ilişkilerin şiddetsiz ahenkli biçimde yürüyor olması gerekir. Erkeklerin çoğunluğunun karılarını-kızlarını öldürme hakkına sahip olduklarına inandıkları, onları “namusları” saydıkları, kadınların çoğunun koca dayağını normal karşıladığı, küçükten büyüğe tüm ilişkilerde şiddetin değişik biçimlerinin egemen olduğu bir toplumda, böyle bir kültürün egemen olduğu ve sürekli beslendiği bir sosyal yapıda, değil “ileri demokrasi”, demokrasinin “de”si bile olmaz, olamaz...  ayrica bak: İnsan Hakları + Kol ve kafa emekçileri

bağlantılı metinler

Yusuf Küpeli, Her türden sömürünün, baskının, iki-yüzlülüğün ve yalanın dünyasında uluslararası kadın günü üzerine kısa notlar

Yusuf  Küpeli, İlerlemekte olan postmodern faşizmin hedef tahtasında öncelikle kadınlar durmaktadır

Yusuf Küpeli, Uluslararası Kadınlar Günü 8 Mart’ı Selamlarken

Yusuf  Küpeli, Birilerinin "özgürlükler" adına savunmakta oldukları sıkmabaş modasının ve kara çarşafın tarihi kökleri ve toplumsal anlamı

Yusuf Küpeli, Mubarek’e, “Halkın haykırışına, insani taleplerine kulak ver”; Ankara’da ise, sesini Meclis’e duyurmaya çalışan işçiye, emekçiye, cop, biber gazı, tazzikli soğuk su, şiddet

(...) Mısır’da halk hareketini destekler gözüken yönetimim içişleri bakanı, bir gün önce, tehditkar öfkeli ifadelerle, “Meclis’e üç kilometreden fazla yaklaştırmayız.”, gibisinden nedeni anlaşılması zor ifadeler kullanacaktı...

(...) İktidar yanlısı propoganda, yasal hak arayan barışcı yürüyüşçüleri suçlu göstermeye çalışmaktaydı. Bu aynızamanda, halka, diğer çalışanlara, “Akıllı olun, ayağınızı denk alın, ‘başkanlık sistemi’ ile tek önder, ‘Führer’ olmaya hazırlanan başbakanımız, sizler için en iyisini düşünür!”, demeye gelmekteydi...

(...) Ne olduğu duyulmasın, anlatılmasın diye polislerin saldırıya geçirildiği bu “torba yasa” neyin nesidir?..

(...) Türkiye’yi yönetenler derin bir ikiyüzlülükle Mısır yönetimine ve halkına naylon vaazlar vereceklerine, Mısır’ın izinden gitmemeyi denemelidirler. “Torba yasa”lar, halka atılmaya çalışılan yeni yeni kazıklar, “başkanlık sistemi” hesapları, iyilik getirmeyecektir... (metnin tamamı ıçın tıkla)

Yusuf Küpeli, Yine maden kazası, yine taşeron şirket

Son beş ay içinde üçüncü maden kazası bu.  Görsel ve yazılı basından olayın ayrıntılarına ulaşmak mümkün. Fakat şüphesiz ölümü bekleyenlerin acılarına ulaşmak olanaksız.

Yerin 500 küsur metre altındaki ocakta-canlı veya ölü- tuksak kalmış genç bir adamın eşi, büyük bir öfke ve derin bir umutsuzlukla haykırıyor... “Köle gibi çalıştırıyorsunuz. Bizlerin yaşamı sizler için bir anlam ifade etmiyor. Sadece sömürüyorsunuz...”

Bir başka genç kız, gözlerine vuran yüreğindeki acı ile, “bu işler hep biz yoksulların başına geliyor.”, diyerek...

 

Yusuf Küpeli, önce başbakan ve partisi ile ilgili bazı sorular ve ardından videolar

Y Küpeli, Dünya ve Türkiye tehlikeli delilere emanet

 

İşçilerin günü 1 mayıs

1889 yılında Pariste toplanan İkinci Enternasyonal’in  kongresinde alınan kararla 1 mayıs işçilerin uluslararası dayanışma ve gösteri günü olarak kabuledildi ve aynızamanda 8 saatlik işgünü talep edildi. Olayın kökü, Amerikan işçi hareketi AFL’in 8 saatlik işgünü için 1884 yılında Şikago’da başlatmış olduğu greve uzanmaktadır.

Yusuf Küpeli, PROLETARYANIN DEVRİMCİ ENTERNASYONAL MÜCADELESİNİN VE DÜŞÜNCE SİSTEMİNİN IŞIĞINDA TÜRKİYE PROLETARYASININ MÜCADELESİNDEN KESİTLER VE 15- 16 HAZİRAN 1970 İŞÇİ DİRENİŞİNİ DOĞRU ANLAMA VE ANMA ÇABASI

Devrimin 50nci yılında 1 Mayıs kutlaması, ve Kuba ile dayanışma toplantısı

 

Yusuf Küpeli, İlk gösteriden 121 yıl, ve 1 Mayıs 1977’den 30 yıl sonra 1 Mayıs işçi bayramı ve işçilerin mücadeleleri üzerine kısa notlar

1- kanlı trajedi ve başlangıç üzerine kısa not

Bir Mayıs, 1890 yılından beri tüm çalışanların uluslararası bayramı olarak kutlanmaktadır. İkinci Enternasyonal’in insiyatifi ile, 4 Mayıs 1886 günü Şikago’da gerçekleşmiş olan Haymarket-katliamı anısına böyle bir kutlama kararı alınmıştır...

2- Türkiye’de 1 Mayıs ve işçi sınıfının bilinç sorunu üzerine kısa notlar

(...) Yani Lenin, işçi sınıfının toplumdaki diğer tüm ezilen sınıfların, yığınların sorunları ile ilgilenerek, onların yönetimle olan mücadelelerine katılarak politik bilince sahip olabileceklerini ve öncü rollerini oynayabilecekleri en anlaşılır biçimde ifade etmektedir...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sonunda “demokratik devrim” gerçekleşti, polisler 1 Mayıs 2008’i Taksim meydanında kutladı

 

“Elemterefiş kem gözlere şiş” Türkiye başbakanının, 1 Mayıs’ın işçi bayramı olduğunu telaffuz etmesinin ardından, polisler, Taksim meydanını 1.80 metre yüksekliğinde çelik barikatlarla çevirip, gaz bombaları ve tazzikli-boyalı sularla kutlamalarını eğlenceli biçimde gerçekleştirdiler. AKP iktidarı ile birlikte “demokratik devrimin gerçekleşmekte olduğunu” herkesten önce görmüş olan aşırı “birikim”li birtakım ünlü sosyalist düşünürler, bu “kutlu devrim” gününde yaktıkları kınalarla kızıla boyandılar. Ve zaten günün önemine ve anlamına uygun olarak, polisin fışkırttığı sular da kırmızı boyalı idi... (metnin devamı ve bağlantılı metinler için tıkla)

 

Yusuf Küpeli, İşçi düşmanlarından demokrat, işçi düşmanlığı ile demokratik açılım olmaz, olamaz

 

1) Demokrasi, işçiler, çalışanlar, ya da “sözde vatandaşlar” için değil

AKP hükümetinin içişleri bakanı Beşir Atalay’ın “demokratik açılım” ile ilgili pırıltılı sözleri 17 Aralık 2009 tarihli günlük gazetelerin internet sayfalarına düşerken, aynı bakana bağlı polisler, Ankara’da ve İstanbul’da işçilere “kahramanca” saldırıyor, o soğukta, yasal haklarını barışçı yasal yöntemlerle arayan insanların üzerlerine yeşil pis kokulu kanalizasyon suyu fışkırtıyor, gözlerine biber gazı sıkıyorlardı...

 

2) Laiklik düşmanları ile, kadını aşağılayan ataerkil kültürle, ve “yargı benim” kafasıyla, demokrasi ve demokratik açılım değil, ancak birçeşit faşizm olur

Onlarca örnek verilebilir ama, lafı fazla uzatıp dolandırmaya gerek yok... Tayyip Erdoğan, İstanbul belediye başkanı olduğu günlerde, kameralar karşısında konuşuyor... “(...) Hem Müslüman, hem laik olunmaz. Bunlar birarada olamazlar. Biraraya getirilirlerse, adeta ters mıknatıslanma yaparlar (“Ters mıknatıslanma” ne demekse?, “ulemaya sormak lazım” herhalde(!)- Y.K.) Allah kesin hakimiyet sahibidir. ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’, diyorlar. Yalan, inanmayın... (Aşağılayıcı alaylı bir üslupla devamediyor) Bunların anayasacılarına, gelin bu ifadenin, ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ sözünün yanına bir parantez açalım, parantezin içine, “beş yılda bir” notunu düşelim dedim...”

 

3) Türkiye’de yaşanmış olanlara ve yaşananlara ışık tutması amacıyla faşizm üzerine kısa notlar

(...) Faşizm herşeyden önce bir mali-sermaye (banka sermayesi, endüstri sermayesi, ve ticari sermaye bütünlüğü, bunların birleşik hali) diktatörlüğüdür ve ilk kez tarihte en açık biçimiyle...

 

4) Tekel işçilerine yönelik saldırı, mevcut sınırlı demokrasiye yönelik bir saldırıdır

(...) Tekel’in içki bölümünü yok pahasına satınalmış olan ortaklık, aradan iki yıl geçtikten sonra, elindeki işletmenin hisselerinin yüzde 92’sini, Amerikan Teksas Pasifik şirketine toplam 900 milyon dolara satacaktı. Yani, Başbakan ile, AKP’nin önde gelenleri ile gizli karanlık ilişkiler içinde olduğu anlaşılan MEY adlı ortaklık, parmağını oynatmadan, yatırmış olduğu paranı üç mislini kasasına dolduracaktı... MEY’e 292 milyon dolara satılan bu devlet işletmesinin sadece depolarındaki içkilerin ederi 126 milyon dolardı. Sahibolduğu ham maddenin değeri 70 milyon dolardı. Ve Tekel’in devlet bankalarında 200 milyon doları durmaktaydı... Yetim hakkını yiyenler kimlerdi?     (metnin devamı için tıkla)

 

Kamu çalışanlarının bir günlük uyarı grevi başladı. Sendikal hakları, grev ve toplu sözleşme hakları, ve sefelat koşullarında bir yaşamı sonlandıracak ekonomik hakları için yaklaşık 650 bin kamu çalışanı büyük kentlerde yaşamı durdurdu. Dünyada ve Türkiye'de yoksulların, açların, tüm mazlumların "hamisi", "babası" tiyatrosu oynamaya çalışan ve sadece iktidarda kalabilmek için hertürlü toplumsal etnik çatışmayı kışkırtmaktan çekinmeyen başbakan, bu haklı direniş karşısında, "Grev yasal değildir, sonuçlarına tahammül edeceklerdir!", diyerek gerçek yüzünü belli etti. Tüm dünyada kutlanan barışçı 1 Mayıs gösterisi sırasında polisi halka saldırtan bir yönetimden başka türlü bir çıkış ta beklenemezdi. Böylece grev, sadece ekonomik ve demokratik bir hak arayışı olma eyleminin sınırlarını aşarak tamamen politik bir içerik kazanmaya, ve hızla yoksullaşmakta olan toplumdan, diğer çalışanlardan ve geniş işsiz yığınlarından destek almaya aday oldu. Gelmekte olan Kurban bayramında gerçek kurbanların kimler oldukları daha iyi anlaşılırken, "kurbanlar" kasaplara başkaldırmaya başladı. Böylece, bir an önce bitmesi beklenen 2009 yılının karanlığı hızla sonuna yaklaşırken, 2010 yılın aralanan kapısından umut ışığı sızdı. Tüm yalanların, ikiyüzlülüklerin, talanın, zorbalığın yıkılması umuduyla 2010 şimdiden kutlu olsun.- Yusuf Küpeli, 25.11.2009

 

K. Karan'ın haber derlemesi: Kamu emekçileri GREV’e çıktı, hayat durdu!

 

AKP hükümetinin krizin tüm yükünü çalışanların omuzlarına yükleme politikalarına karşı

KAMU EMEKÇİLERİ GENEL GREVE GİDİYOR!
25 KASIMDA HAYAT DURACAK!

KESK, KAMU-SEN ve BİRLEŞİK KAMU-İŞ'in önderliğinde 25 Kasım'da bir günlük iş bırakma eylemi yapılacak. Konfederasyon temsilcileri, 25 Kasım Çarşamba günü kamu çalışanlarının ülke genelinde hayatı durduracağını belirttiler.

 

Yusuf Küpeli, Yalanın, talanın, ikiyüzlülüğün sarmalında

Türkiye, -iktidarı ve muhalefeti ile kişiyi karamsarlığa sürükleyen- yorucu bir ülke. Aslında, herhangi bir dönem de olmadığı kadar dünyamız da yalanın, talanın, insan eliyle bir yokoluşa doğru sürüklenişin, ikiyüzlülüğün, şiddetin derin bataklığı içinde nefessiz kalıyor. Türkiye, bu evrensel bataklığın en derinlerinde biryerlerde çırpınıyor ve konumuna uygun karanlık ruhlu "yöneticileri" tarafından daha da diplere doğru çekiliyor... Yalanın en büyüğü, hem dünya da ve hem de özellikle Türkiye'de "demokrasi" üzerine söyleniyor...

(...) Kısacası, Türkiye'de herhangi bir sorun, çözülmek amacıyla değil, sadece zenginliğe ve politik iktidara yürüyen yolda bir araç olarak kullanılmak, ve ayrıca diğer asıl can alıcı sorunları unutturmak, kitleleri istenilen yönde manupule etmek amacıyla ele alınıp tartıştırılıyor, tartışılıyor...

- 19 Kasım 2009 metnin devamı için tıkla

Güngör Uras Olayların içinden guras@milliyet.com.tr

Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir

19 Kasım Perşembe 2009 http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&Date=20.11.2009&ArticleID=1163579&AuthorID=54&b=Komsusu%20ac%20iken%20tok%20yatan%20bizden%20degildir&a=Güngör%20Uras&ver=02

Sayın R. T. Erdoğan Roma’da yapılan Gıda Güvenliği Zirvesi’nde, fakirler ile zenginler arasındaki uçurumun büyüdüğünü söyledi. Zenginlerin fakirlere yardım etmeleri gerektiğini hatırlattı. Sözlerini “hadis-i şerif” ile bağladı:”Komşusu aç iken, tok yatan (gerçek) mümin değildir.”... metnin devamı için tıkla

 

sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanununda yapılan değişikliklerin sağlık hakkına etkileri üzerine Türk Tabipleri Birliği’nin açıklamalarından sadece bazıları:

ARTIK YETER! Sağlıkta yaşadığınız sorunların sorumlusu kim?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yeni yıla girilirken, “mutlu yıllar”, “iyi yıllar”, “başarılı yıllar” dilemek adettendir. Fakat bu yaşanılan koşullarda, sözkonusu dilekler ne anlam taşırlar? Türkiye’de ve dünya da kaç kişi yeni yıla mutlu ve umutlu girebilecektir? Sanırım en doğrusu, tüm ezilen, horlanan ve onyıllardır sürekli aldatılan insanlara, bu kötülükleri aşacak bilinç, birliktelikler ve enerji dilemektir.- Y. Küpeli

TÜRKİYE'DEN İŞÇİ HABERLERİ: Kriz bahanesi ile işten atılmalara karşı direnişler, işgaller ve diğer haberler

Kot işçileri ve ölüm fabrikalar olaylar Asgari ücret 527 YTL  Metal işçisinden grev provası Kıyıma karşı fabrika işgali Tekstil’de çalışan kadınlar işten çıkartılıyor ve diğer haberler

http://www.sinbad.nu/