PROLETARYANIN DEVRİMCİ ENTERNASYONAL MÜCADELESİNİN VE DÜŞÜNCE SİSTEMİNİN IŞIĞINDA TÜRKİYE PROLETARYASININ MÜCADELESİNDEN KESİTLER VE 15- 16 HAZİRAN 1970 İŞÇİ DİRENİŞİNİ DOĞRU ANLAMA VE ANMA ÇABASI

Yusuf Küpeli

4- Emperyalizm aşamasına evrimleşen kapitalizm koşullarında proletaryanın güçlenen örgütlülüğü; II. Enternasyonal, 8- saatlik işgünü, işçi sınıfının birlik ve dayanışma günü 1 Mayıs; I. Dünya Savaşı ve ihanet

 

Marks’ın ömrü II. Enternasyonal’in şekillenmesini görmeye yetmemiştir ama, Engels bu yeni birliğin oluşmasında başlıca rollerden birini oynamıştır. Aralarında en önemli güçler olarak Alman ve Rus Sosyal Demokrat İşçi Partileri’nin de bulunduğu bir gurup politik partinin girişimleri ile 1889 yılında II. Enternasyonal şekillenmiştir... Değişik isimlerdeki Belçika, Fransız, Alman ve İsviçre sosyalist partilerinin Ekim 1881’de Londra’da yaptıkları toplantı ile II. Enternasyonal’in kuruluş hazırlıkları başlamıştır. Ardından, 1886 yılında Paris’te toplanan Uluslararası İşçi Konferansı sırasında İtalyan, İspanyol, Hollanda, Belçika, Büyük Britanya, İskandinav ülkeleri, ABD ve diğer ülkelerin temsilcileri II. Enternasyonal’in kuruluşu yönünde daha birleşik önemli bir adım atmışlardır. Temmuz 1889’da 20 farklı ülkeden temsilcinin katılımı ile gerçekleşen Uluslararası Sosyalist Kongresi sonucu II. Enternasyonal’in kuruluşu gerçekleşmiştir. Bu yeni birlik, I. Enternasyonal’in prensipleri üzerine inşa edilmiştir.

 

II. Enternasyonal, 1800’lü yılların son 30 yılı içinde sürekli büyüyen ve tüm Avrupa’da hakim bir güç haline gelen, dünyayı etkisi altına alan, emperyalistleşen burjuvazinin ve bunun doğal sonucu olarak hızla büyüyüp dev boyutlara ulaşan bir proletaryanın varlığı koşullarında biçimlenmiştir. II. Enternasyonal, Almanya, İsviçre, Danimarka, Portekiz, İtalya, Belçika Hollanda ve ABD gibi ülkelerde üye sayıları milyonlara dayanan dev sendikal birlikler ve sosyal demokrat işçi partileri ile karakterize olmuştur. Örneğin, Almanya’da muhafazakar güçlerin egemenliğine karşın, II. Enternasyonal’in önde gelen partilerinden Alman Sosyal Demokrat İşçi Partisi 1884 seçimlerinde 550 bin oy alırken, 1890’da oylarını 1.5 milyonun üzerine çıkartmıştır... II. Enternasyonal’in en büyük kazanımı, genel standart “8- Saat İşgünü” ve proletaryanın uluslararası ortak eylem günü olarak 1 Mayıs’ın kabuledilmesi olmuştur.

 

II. Enternasyonal’in kesin kuruluş tarihi olarak kabuledilen Paris’teki Temmuz 1889 kongresinde özetle şu kararlar alınmıştır: 1) proletaryanın seçim hakkına sahibolduğu tüm ülkelerde sosyalist partilere seçimlere katılması ve diğer politik partilerle uzlaşmaksızın  siyasi erki elegeçirme mücadelesi vermesi; 2) anayasal seçim hakkına sahibolmadığı ülkelerde bu hak için olanaklı tüm araçlarla mücadelesini yükseltmesi; 3) egemen sınıfların kooperatiflerden endüstriye dek çalışma yaşamının tüm alanlarına yönelik baskı yöntemlerinin insan haklarına karşı birer cinayet olduklarının kabulü ve bunlara karşı savaşımın geliştirilmesi.

 

Aynı kongre, kapitalist üretim tarzının hakimolduğu ülkelerde emeğin çıkarlarını savunan güçlü yasaların sonderece gerekli olduklarını savunmuş ve bu yasaların temellerini şu maddelerle belirlemiştir: a) maksimum 8- saatlik işgünü; b) Kadın organizmasına zarar veren üretim kollarının tümünün kadın işçilere kapatılması; c) 14 yaşını doldurmamış çocukların çalıştırılmalarının yasaklanması ve 18 yaşına dek kız ve erkek tüm cocukların işgünlerinin azami 6 saat ile sınırlandırılması; d) kesintisiz çalışmaları gerekli olan bazı üretim kolları dışında gece işinin yasaklanması; e) 18 yaşını doldurmamış tüm kız ve erkek çocuklar için gece işinin yasaklanması; f) tüm çalışanlar için haftalık minumum 36 saatlik aralıksız tatil/ izin hakkının tanınması; g) İşçiler için zararlı olan belirli üretim ve çalışma yöntemlerinin yasaklanmaları; h) İş ücretlerinin ürünle ödenmesinin yasaklanması ve patron dükkanlarının kapatılması- İş ücretinin ürünle ödenmesi feodal kölelik döneminden kalma bir ayni rant biçimidir ve bu olgu, çalışanların alışverişlerini aynı patronun dükkanından yapılmaları zorunluluğu ile birleşince, pazar ekonomisine, serbest rekabete, kapitalist gelişmeye zarar verdiği kadar çalışanların özgürce seçim yapabilmelerinin engellemesine de yolaçmakta, onları feodal köleler düzeyine indirgemektedir. Y. K.; i) iş ve işçi bulma bürolarının kaldırılması- Bu talep, sözkonusu büroların işçilerden ücretleri karşılığında komisyon almaları, birer sömürü ve rüşvet merkezi haline gelmeleri ve işçilerin kendileri için özgürce örgütlenebilmelerini engellemeleri ile bağlantılıdır anlaşılan.Y.K.; k) en az yarısı işçiler tarafından seçilen ve devlet tarafından maaşa bağlanan görevlilerce, eve verilen işler dahil tüm işyerlerinin ve fabrikaların çalışma koşullarının denetim altına alınmaları- Bu son karar, günümüzdeki iş müfettişliği olgusunun işçi temsilcilerininde katılımları ile demokratik bir kurum olarak ve alabildiğine geniş çaplı biçimde yaşama geçirilmesi istemidir.- Y. K.

 

Başta 8- saatlik işgünü olmak üzere yukarıda sıralanmış hedefler için mücadele etme kararı alan II. Enternasyonal kongresi, bu savaşım kararını da şu şekilde formüle etmiştir: “Kesin saptanmış bir zamanda, önceden belirlenmiş tek bir günde, tüm ülkelerde, tüm kentlerde çalışanlar görkemli uluslararası gösteriler yaparak Paris Konferansı’nca belirlenmiş olan iş gününün kısaltılması talebinin ve diğer tüm taleplerin uluslararası planda gerçekleşmesini/ yaşama geçmesinin sağlayacaklardır.”

 

II. Enternasyonal’in 1889 Paris Konferansı’na ve önceki 1886 Konferansı’na katılmış olan Amerikan İşçi Federasyonu,  yukarıda ifade edilmiş talepler için yığınsal birleşik mücadele gününü 1 Mayıs 1890’a denk getirmiştir... Bu kitlesel yigitçe mücadelenin ürünü standart genel 8- saat işgünü günümüze dek gelen bir gerçek olarak yaşama geçerken, aynı gün proletaryanın uluslararası eylem günü olarak kabuledilmiş ve yine günümüze dek aralıksız dünyanın tüm demokratik ülkelerinde barışçı gösterilerle anılmıştır ve anılmaktadır...

 

Aynı gününün doğuşu ile ilgili olarak 1890’da yapılmış olan yığınsal yiğitçe gösterileri Engels şu şekilde tanımlamaktadır: “Avrupa ve Amerikan proletaryası mücadele gücünü yeniden kazanmaktadır. Tek hedefi uğruna, tek ordu olarak, tek bayrak altında tüm güçlerini seferber etmiştir. Herkes için geçerli standart 8- saatlik işgünü 1889’da Cenevre’de yapılan kongrede kabuledilip açıkça karara bağlanmış ve ilanedilmiştir. Yaşanan gerçek tüm ülkelerin çalışanlarının birleşmiş olduklarıdır ve günün bu dehşetli görünümü tüm ülkelerin kapitalistlerinin ve büyük toprak sahiplerinin gözlerini yuvalarından fırlatacaktır. Marks yanımda olup bunları kendi gözleriyle görebilseydi keşke.” (www.socialistalternative.org/justice21/17.html)

 

Proletarya’nın birleşik eyleminin 1890’da kazanmış olduğu gerçekten görkemli zaferin Engels’in ruhsal yapısı üzerinde yaratmış olduğu derin iyimserliği anlamak mümkündür. Buna karşın mücadelenin karmaşık zikzaklı yolunda ileride gelişecek olaylar hiçte aynı iyimserliği sürdürecek nitelikte olmayacaklardır... Çünkü, kapitalizmin erişmiş olduğu emperyalist aşamada, Batı’nın emperyalistleşerek eskiye göre güçlenip zenginleşmiş ülkelerinde, emperyalist yağmadan pay alan güçlü bir işçi aristokrasisi doğmaya başlamıştır. Bu işçi aristokrasisi biryandan proletaryanın ulusal ve uluslararası birliğinin bölünmesinde kullanılırken, diğer yandanda bunların varlıkları Avrupa’nın sosyal demokrat işçi partileri içindeki oportinizmi güçlendirmeye başlamıştır. Proletaryayı emperyalist burjuvazinin dümensuyuna sokarak yağmadan pay almayı politikalarının merkezine oturtan oportinist karakterler, “Marksist” etiketinin gerisine sığınarak aynı partilerin yönetimlerinde etkili olmaya başlamışlardır.

 

Bu karakterlerin başta gelenlerinden biri, Avrupa’nın en güçlü partilerinden olan Alman Sosyalist İşçi Partisi’nin yöneticisi İsviçre kökenli Eduard Bernstain (1850- 1932) olmuştur. Bernstain, 1888- 1900 yıllarında Londra’da yaşamış ve Engels’e en yakın kişi olarak gözükmüştür. İleride, “Engels’in idam hükmünü veren kişi” olarak tanımlanacak olan Bernstain, Engels’in ölümünün hemen ardından, 1896 yılından itibaren, sosyal demokrat politikaları ve dünya görüşünü revize etmeye veya daha açık ifadesi ile yeniden gözden geçirmeye başlamıştır. Başında olduğu partinin dünya görüşünü devrimci özünden kopartma, işçi aristokrasisine dayanarak proletaryayı emperyalist burjuvazinin kuyruğuna takma görevini üstlenmiştir... Bilindiği gibi Marks- Engels I. Enternasyonal’de ve daha sonra Engels II. Enternasyonal’de Alman proletaryasının temsilcileri sıfatıyla yeralmışlardır... Kısacası, ihanet ilk filizlerini Marks- Engels’in partisi içinde vermeye başlamıştır.

 

Tabiri caizse bu ihanetini Bernstain, Engels’in manevi mirası üzerine oturarak, Engels’e en yakın kişi, O’nun küllerini Atlantik’e atan kişi sıfatıyla yaşama geçirmiştir. Şüphesiz böylesi en uygunudur... Günümüzdeki “Hıristiyan” önderlere, “İslamcı” liderlere, “Atatürkçü” yöneticilere, “sosyal demokrat” ve “komünist” vs. etiketleri ile politik arenada boygösteren birçok guruba veya örgütlenmeye bakacak olursak, Bernstain’in yaptığı işte, kullandığı taktikte hiç te tek ve yalnız olmadığını anlarız...

 

Anlatımın başında da özetlemiş olduğum gibi, bir sınıfa, bir halka ihanet en mükemmel biçimde o sınıf veya halk tarafından sayılan tarihi kişiliklere sahip çıkılarak, bu kişilikleri bir kutsallık zırhı ile kundaklayıp düşüncelerini ve eylemlerini özünden kopartarak gerçekleştirilebilir... Diğer yandan Marksizm, katı/ donmuş bir düşünce sistemi değildir ve değişen toplumsal yaşamla birlikte hertürlü gelişime açıktır. Marks- Engels, “kendileri ile birlikte klasik anlamda felsefenin sonbulduğunu” ifade ederlerken, düşünce sistemlerinin dinler gibi dogma olmadığını söylemekteydiler... Marksizm, gelişen bilimlerle, değişen ekonomik- toplumsal koşullarla birlikte yenilenip zenginleşmeye tamamen açık bir ideolojidir. Bu bağlamda, değişen koşulları, varolduğu ülkenin -tüm uluslararası bağlantıları ile birlikte- yaşayan gerçeklerini analitik olarak sergilemek yerine geçmişi papağan gibi tekrarlayan, ezberlediği bazı Marksist kavramları donmuş biçimde kendi toplumuna adapte etmeye çalışan karakterler ve örgütlenmeler de Bernstain kadar bu bilimsel düşünce sistemine ve çalışanlara zarar vermektedirler.

 

Bu son anılanların, marksizmi bir dogma gibi algılayanların kendi alanlarında “yenileme” adına marksizmi ustaca mali- sermayenin koynuna sokan Bernstain kadar başarılı olamadıkları da ortadadır. Çünkü, Bernstain tarihsel büyük bir güç olarak proletaryanın enternasyonal yararlarına sırtını dönerken, ekonomik anlamda bir başka dev güç olan mali- sermaye ile bütünleşmiştir... Diğerleri ise, kafesteki papağanlar gibi üç- beş sözcüğü tekrarlayarak kendilerinden memnun olurlarken, geniş ufuklara doğru uçma şansını kökten yitirmektedirler...

 

Bernstain ve aynı çizgiyi değişik biçimlerde paylaşanların çalışanlara verdikleri zarar, en ağır biçimde emperyalizmin baskısı altındaki ülkelerde hissedilmektedir. Çünkü, bu ezilen ülkelerdeki proletaryanın sömürüsü, zengin enperyalist ülkelerin işçi aristokrasilerinin de katkılarıyla katlanarak gerçekleşmektedir... Emperyalist yağmadan pay alan işçi aristokrasisinin güçlü olduğu ülkelerde Bernstain çizgisi, emperyalist güçlerle daha da kaynaşmış çirkin yüzünü giderek çok daha açıkça göstermekte, iktidar koltuğuna rahatça oturarak Irak ve benzeri ülkelere yönelik emperyalist yağma saldırılarını onaylamaktadır... Bernstain’in adı ile ünlenen bu çizgiye daha sonra, 1917 Ekim devrimi sırasında bir başka biçimde katılan diğer tanınmış karakter de Karl Kautsky (1845- 1938) olmuştur. Baron Kautsky 1880’de Zürih’te Bernstain ile tanışarak eyleme katılmış ve ardından Marks- Engels’i Londra’da ziyaret etmiş ve kısa sürede marksizm konusunda otorite olmuş aydın bir aristokrattır.  

 

Sosyal Demokrat İşçi Partileri’nin, komünist partilerin üst organı II. Enternasyonal’in 1910 yılında Kopenhag’da yapılan kongresinde, ulusal meclislerdeki proletarya temsilcilerinin savaş kredilerine karşı oy kullanmaları kararı alınmıştır. Bunun ardından, I. Dünya Savaşı’nın bir provası olan Balkan Savaşı günlerinde, 1912 yılında Basel’de toplanan II. Enternasyonal kongresinde delegeler yeniden savaşa karşı çıkma kararı almışlardır. “Farklı ülkelerin işçilerinin birbirlerine kurşun sıkmalarını kapitalistlerin kârlarını arttıran bir suç” olarak nitelemişlerdir.

 

Ancak, Eduard Bernstain’in önderliğindeki güçlü Alman Sosyalist İşçi Partisi, Kopenhag ve Basel kararlarına karşın 4 Ağustos 1914 günü parlemento/ Reichstag’da oylarıyla emperyalist savaşa destek vermiştir. Emperyalist savaştan kazançlar bekleyen işçi aristokrasisine özgü bu oportünist/ fırsatçı çizgiye diğer büyük emperyalist ülkelerin işçi sınıfı partileri de katılmışlardır. Fransa, İngiltere, Belçika “sosyalist”lerinin çoğunluğu aynı şövenist çizgiyi izleyerek savaşı onaylayınca, II. Enternasyonal emperyalist savaşın ilk büyük kurbanı olarak ömrünü tamamlamıştır. Ve sözkonusu savaşta yaşanan büyük yıkımın yanında, emperyalist burjuvazinin kazançları uğruna 10 milyonu aşkın genç üretici insan canvermiştir.

bir önceki bölüm: 3- Tarih içinde proletaryanın yükselen sınıf savaşımı, güçlenen örgütlülüğü; Komünist Manifesto, I. Enternasyonal ve Paris Komünü üzerine notlar

bir sonraki bölüm: 5- Ekim Devrimi, III. Enternasyonal, Bolşevik Partisi, Spartaküs Birliği, Alman Komünist Partisi, Berlin Ayaklanması, kısa ömürlü Macar devrimi ve Bela Kun ve diğer gelişmeler üzerine çok kısa notlar

 PROLETARYANIN DEVRİMCİ ENTERNASYONAL MÜCADELESİNİN VE DÜŞÜNCE SİSTEMİNİN IŞIĞINDA TÜRKİYE PROLETARYASININ MÜCADELESİNDEN KESİRLER VE 15- 16 HAZİRAN 1970 İŞÇİ DİRENİŞİNİ DOĞRU ANLAMA VE ANMA ÇABASI

 http://www.sinbad.nu/