Yusuf Küpeli, Bende şaşkınlık yaratan “Ergenekon” davası kararları üzerine bir- iki söz

Onlarca ve onlarca davadan, haksız politik davalardan yargılanmış olmama karşın hukuktan anlamam ve hukukla ilgili bilgiler bende sıkıntı yaratır. Diğer yandan politik görüşlerim ve tavırlarım ne yargılanan ve ne de itham eden tarafla uyum içerisindedir. Fakat tüm bunlar “Ergenekon” adlı dava üzerinde bir görüş sahibi olmama engel değil...

Bazılarına göre “Ergenekon” davası aslında

 

Bende şaşkınlık yaratan “Ergenekon” davası kararları üzerine bir- iki söz

Onlarca ve onlarca davadan, haksız politik davalardan yargılanmış olmama karşın hukuktan anlamam ve hukukla ilgili bilgiler bende sıkıntı yaratır. Diğer yandan politik görüşlerim ve tavırlarım ne yargılanan ve ne de itham eden tarafla uyum içerisindedir. Fakat tüm bunlar “Ergenekon” adlı dava üzerinde bir görüş sahibi olmama engel değil...

Bazılarına göre “Ergenekon” davası aslında “derin devlet” denen şeye, vaktiyle devletin kirli işlerini gördürttüğü guruplara yöneliktir. Yargılananlar arasında bu tip karakterler olabilir ama, hepsinin böyle olduğunu söylemek imkansız. Sözkonusu iddiayı ileri süren çevreler, bu yargılananların İtalya’da “temizlenmiş” olan “Gladio” adlı gizli NATO örgütlenmesinin Türkiye’de bulunan muadili olduğunu iddia etmektedirler aynızamanda... Doğrusu bu son söyleneni de anlayabilmiş değilim. Çünkü, NATO yokolmadı, aksine genişleyerek saldırganlaştı. Ozaman “Gladio” adlı NATO örgütlenmesi ve bunun değişik ülkelerdeki muadilleri nasıl “yokedilmiş” oluyor?, anlayabilmek olanaksız... Ayrıca, sözkonusu davada yargılananların birçoğu NATO karşıtı gözüken kişiler. Diğer birçoğu da NATO’ya yıllarca hizmet etmiş ve NATO’nun sırlarına vakıf olmuş generaller... Doğrusu olanları, verilen ağır cezaların nedenlerini anlamak çok zor...

Hukuktan anlıyor olmasam da, eyleme geçmedikten sonra insanların sadece akıllarından geçenler nedeniyle yargılanıp cezalandırılamayacaklarını bilirim. Bir koca veya kadın, kaynanasının veya bir diğer yakınının kafasını kopartmış olmayı defalarca aklından geçirmiş, hatta sinirini kontrol edemeyip “seni öldüreceğim” diye bağırmışta olabilir. Fakat aynı kişi, cinayete tam teşebüsten yargılanıp ağır cezalara çarptırılamaz... Peki bu “Ergenekon” denen davada yagılanan generaller ne zaman darbeye kalkıştılar?, ortada böyle bir olay yok. Belki darbeyi düşünmüş olabilirler, hatta bu yönde gerçek amacı açık olmayan birtakım planlar da yapmış olabilirler ama, güç ellerinde olduğu halde herhangi bir girişimleri görülmedi.

Aynı generallerle birlikte yargılanan sivil kişiler darbe hesaplarının neresinde idiler?, nasıl bir girişimde bulundular? Yazıp çizdiklerinden başka ortada birşey yok. Sözkonusu siviller, düşüncelerine uygun bir Türkiye’nin yaratılması için askerlerden, askeri müdahalelerden medet ummuş, bu yönde düşünce beyan etmiş olabilirler. Fakat bu durum onların darbeye kalkışmış olduklarını göstermeyeceği gibi, bukadar ağır cezalar almalarını da haklı kılmaz. Diğer yandan gerçekten darbe yapmış olanlar halen dışarıdalar...

Generalleri savunmak bana düşmez. Ben herzaman ezilen taraftaydım. Onlar ise güç sahibi idiler... Eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ, Kuleli Askeri Lisesi’nde ve Kara Harb Okulu’nda benden bir sınıf yukarıda idi. Yüzünü sanki anımsar gibiyim... Başbuğ, 22 Şubat 1962 olayı yaşanırken, Kara Harb Okulu ikinci sınıfında idi ve tam anlamıyla Aydemirci olan onların taburu bizimkinin üzerine yürümüştü... Aydemir’in ikinci düşüncesiz ve kontrol altındaki girişimi sırasında  artık asteğmen sınıfında olduğu için Başbuğ ve sınıf arkadaşları olayın dışında kalacaktı. Böylece O, bizlerle birlikte, 1459 Harb Okulu öğrencisi ile birlikte silahlı kuvvetlerden atılmaktan kurtulacaktı... Aynı kişi, Başbuğ, övgülerle genelkurmay başkanı olacak ve emekli olduktan sonra tutuklanıp “terör örgütü yöneticisi” olmaktan ömür boyu hapis cezasına çarptırılacaktı... Olay sonderece dramatik ama, bunları yazarken kendimi tutamayıp gülüyorum. Doğrusu olanları anlamak çok zor ve ortada birsürü yalan uçuşuyor...

Doğu Perinçek’in almış olduğu ağırlaştırılmış müebbet hapis çezasının, Prof. Yalçın Küçük’ün almış olduğu ağır cezanın, gazetecilerden birisinin aldığı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının ve diğer gazetecinin aldığı ağır cezanın, ve daha birçok cezanın gerekçelerini anlayabilmiş değilim. Farzedelimki bu kişiler birtakım hukuka aykırı işler yaptılar ama, onlar bunu basın yolu dışında fiziki güç kullanarak mı yaptılar? Ortada böyle birşey yok. Peki bukadar ağır cezalar ne demek oluyor? Şimdi yani Türkiye dahamı demokratikleşti? Bazı iktidar goygoycularına göre Türkiye demokratikleşiyor. Hiç sanmıyorum ve inanmıyorum...

Silahlı kuvvetler, MİT ve polis içinde egemen gizli bir güç olmadan, ülke politikasını manupule eden ve iktidara destek olan bir güç olmadan, NATO’cu büyük bir güç olmadan, hakimler böyle şüpheli ağır cezalar veremezler... Yeni güç sahipleri, anlaşılan, Pentagon’un ve NATO’nun değişen politikaları doğrultusunda eskiden güç sahibi olmuş birilerini, ve onların çevresinde olanları tasviye ediyor. Türkiye dışpolitikasının yönünün Rusya’ya ve Çin’e doğru dönmesinin önünü erkenden kesiyorlar herhalde. Daha doğrusu bu yöndeki hevesleri cezalandırıyorlar... Fakat bu durum, demokratikleşme olduğu anlamına gelmiyor...

Umarım yargıtay verilen ağır cezaları onamaz...

Gelecek halkın elinde...

Yusuf Küpeli

2013. 08. 05

Yusufk@telia.com

 

http://www.sinbad.nu/