E- POSTA İLE BİRLİKTE YOLLANAN ALABİLDİĞİNE BİLGİÇÇE BİR YAZI BENİ BİRAZ KIŞKIRTTI.  "KOMPLO TEORİLERİNİ AKLIN KISA DEVRE YAPMASI OLARAK YORUMLUYORUM" GİBİSİNDE SÖZLERLE ÇOK YUKARILARDAN, BULUTLARIN ÜZERİNDEN KONUŞAN KIŞKIRTICI ŞIMARIK YAZARIN ADINI VERMEDEN, MEKTUBU YOLLAYANA VERDİĞİM YANITI BURAYA, SİNBAD'A YERLEŞTİRİYORUM:

MERHABA, BEN BU TİP "TUZU KURU", ŞIMARIK VE HERŞEYİ BİLDİĞİNİ SANAN AYDINLARLA ÇOK KARŞILAŞTIM. BU TİP GİDİP- GELEN, İMPULSİV (ÖNCE ATES EDEN, SONRA DÜŞÜNEN) VE ALABİLDİĞİNE KARİYERİST KİŞİLİKLER HERYERDE VAR. BUNLARIN ASIL SORUNLARI KENDİLERI İLE... ONLAR, GERİSİNDE DERİN BİR EZİKLİK DURAN BÜYÜK HIRSLARIYLA SÜREKLİ KİŞİSEL BİR YARIŞ İÇERİSİNDELER… ASLINDA BU HASTALIKLI TİPLERİN YAZDIKLARI VE SÖYLEDİKLERİ HİÇ Mİ HİÇ İLGİMİ ÇEKMİYOR. BUNLARI GÖRDÜĞÜM AN SESSİZCE UZAKLAŞIYORUM... KOMPLO (aslı, konspirasyon, gizli karanlık amaçlı planlar), SINIFLI TOPLUMLAR VAROLDUĞUNDAN BERİ YAŞANAN BİR GERÇEKTİR... NAZİ ALMANYASI BU TİP İŞLERİN ALABİLDİĞİNE MÜKEMMEL ÖRNEKLERİ ILE DOLUDUR. SS ÖRGÜTLENMESİNİN HİYERARŞİSİNDE İKİNCİ KİŞİ OLMASINA KARŞIN PRATİKTE HERŞEYİ HALLEDEN ZALİM REINHARD HEYDRICH, BU İŞİN, KOMPLONUN VIRTİYÖZÜ İDİ. SAHTE DELİL VE BELGE HAZIRLAMAKTA, INSANLARI MANUPULE ETMEKTE ÜSTÜNE YOKTU VE HATTA YANLIS İSTİHBARAT (DEZİNFORMASYON) YOLLAYARAK  STALİN'İ BİLE DOLANDIRDIĞI, O 30 BİN SUBAYIN KATLEDİLMESİ OLAYINDA BAŞROLÜ OYNADIĞI SÖYLENMEKTEDİR... ÖRNEKLER UZAR VE 11 EYLÜL OLAYININ KOMPLO OLDUĞUNU ANLATAN KOCAMAN KİTABI BU İŞLERDE UZMAN ESKİ ALMAN BAKANI YAZDI. BENİM YAZILARIMDA BU KİTAPTAN ALINTILAR VAR

(bak: Helmut Schmidts’in kabinesinde 1980- 82 yıllarında teknoloji ve araştırma bakanı olarak görev yapmış olan Andresa von Bülov, “CIA ve 11 Eylül” + Yusuf Küpeli, Barbara Olson, ya da “9/ 11 Hakkındaki Tüm Yalanların Anası”  ).

AYRICA, İÇİNDEKİ KULLANILAN CAHİL KİŞİLERİ BİRYANA KOYARSAK, EL- KAİDE DENEN ÖRGÜTÜNÜN CIA İLE İÇ İÇE OLDUGU ÜZERİNE HEMEN HEMEN TÜM İLGİLİ YAZARLAR VE UZMANLAR MUTABIKTIR. BU KONUDA YÜZLERCE CİDDİ YAZI, İNGİLİZCE KAYNAK GÖSTEREBİLİRİM. ÖRGÜTÜN ADI BİLE BATI YAKIŞTIRMASIDIR... TÜRK SERVİSLERİ DAHİL TÜM BÜYÜK SERVİSLERİN, ÖZELLİKLE ZENGİN BATILI SERVİSLERİN, MOSSAD GİBİ SERVİSLERİN İKİNCİ ELDEN BİREYSEL TERÖR ÖRGÜTLERİ KURUP BUNLARI MANUPULE ETTİKLERİ BİR SIR DEĞİLDİR. HASTALIKLI TOPLUMSAL YAPILAR BU TİP TUZAKLAR İÇİN ZENGİN BİRER MADEN GİBİDİRLER... HERKESCE BİLİNEN ALDO MORO (23.09.1916- 09.05.1978) CİNAYETİ BU TİP KOMPLOLARLA İLGİLİ EN TİPİK ÖRNEKLERDEN SADECE BİRİSİDİR... EL-KAİDE İLE İLGİLİ CİDDİ KAYNAK YAZILARIN ÖTESİNDE, EL-KAİDE DENEN ÖRGÜTÜN YAPTIĞI EYLEMLERİN POLİTİK SONUÇLARININ KİMLERİN HESABINA YAZDIKLARI DA ORTADADIR... ANILAN SON OLAY DA (uçaklar havada uçurulacaktı masalı da), TAM BM GÜVENLİK KONSEYİ TOPLANTISI ÖNCESİNE RASTLAMIŞTIR. SÖZKONUSU "İKİNCİ 11 EYLÜL" GÜRÜLTÜSÜ İÇİNDE İSRAİL YANLISI BİR KARAR BM'DEN KOLAYCA GEÇMİŞTİR... AYRICA BENZER KARANLIK İŞLER TÜRKİYE’DE ALABİLDİĞİNE DERİNLEMESİNE YAŞANDI VE YAŞANMAKTADIR... SÖZKONUSU ŞIMARIK YAZAR, SAHİBOLDUGU DERİN AŞAĞILIK KOMPLEKSİ İLE AYNI BOYUTTAKİ MEGOLOMANİSİNİN VERDİĞİ SAHTE GÜVENLE ÇOK YUKARILARDAN KONUŞMAKTADIR. "KOMPLO TEORİLERİNİ AKLIN KISA DEVRE YAPMASI OLARAK YORUMLUYORUM" GİBİSİNDEN KABA SÖZLER DE KULLANARAK BOL KESEDEN ATMAKTADIR. SANKİ DEDİKLERİ İLAHİ BİR BUYRUKMUŞ RAHATLIĞI VE GÜVENİYLE ALABİLDİGİNE YUKARIDAN KONUŞMAKTADIR... EĞER ” KISA DEVRE” VEYA KONTAK YAPAN BİR BEYİN VARSA ORTADA, O'DA TARİH BİLİNCİNDEN TAMAMEN YOKSUN OLAN O ŞIMARIK YAZARIN BEYNİDİR. BU TİP YAZILAR İLGİMİ ÇEKMİYORLAR. ASLINDA SÖZKONUSU "TUZU KURU" ŞIMARIK BİLGİÇ KİŞİLİK GERÇEKLERİ BİR KEZ DAHA İFADE ETMEK İÇİN ARAÇ OLMUŞTUR. - YUSUF KÜPELİ, 15.08.2006

Uçağın tuvaletindeki Arapça not paniğe yol açtı (Not: "Buyrun cenaze namazına" demeyin. Bu durum ırkçı faşist propogandanın Batı toplumlarını nasıl derinden etkilediğinin en somut göstergelerinden biridir. Bu, Hitler- Göbels ekibinin bile sahibolamadığı korkunç yalan makinesinin, yalana hizmet eden medyanın gücünün kanıtıdır. Ortadoğu'da Arap- Müslüman halklar, kadınlar, çocuklar koyun gibi boğazlanırlarken, Batı toplumunun bireyleri katillerden değil, boğazlanan zayıflardan, katledilenlerden korkmaktadırlar. Ve emperyalist propoganda ile yaratılan bu psikoloji, katillerin işlerini kolaylaştırmaktadır... "Uçaklar havaya uçurulacaktı" yalanı da aynı emperyalist propogandanın ürünüdür. Ve yarın birilerinden bu yönde ifadeler alırlarsa, işin arkasında El- Kaide olduğunu ilan edilirse hiç saşmayın. Çünkü, bu şaşkınları kendileri ikinci elden örgütlemekte, senaryoyu yazamakta ve ondan sonra da en sıkıştıkları andan herşeyi çözmüş gibi dünyayı ayağa kaldırmaktadırlar. Gündemi birsüre için değiştirmektedirler. Bunlar eskimiş taktiklerdir ama, halen etkili olmaktadır. Çünkü, medya üzerinde egemenlikleri vardır... El- Kaide adlı ne idüğü belirsiz örgüt bile -içindeki kullanılan bilinçsiz zavallıları biryana koyarsak- onların denetimindedir. Ve işgalci ABD'nin politikasına paralel olarak Irak'ta içsavaşı körükleyen bu örgütün Hizbullah ile, Şia ve türevleri ile, kısacası Lübnan direnişinin belkemiğini oluşturan güçlerle ve ayrıca Filistin halkı ile uzaktan yakından bağı yoktur. Buna karşın, aynı El- Kaide'nin Amerikan, Pakistan, Suudi servisleri ile çok yakın ilişkileri mevcuttur. Zaten, "uçaklar havaya uçurulacaktı" yalanını üretenler de bu servislerden başkası değildir... "Komplo"nun zamanlaması da ayrıca ilginçtir! İngiliz- Pakistan servislerinin "uçak korsanlarına" karşı büyük "zaferleri", Birleşmiş Milletler kararının hemen öncesine rastlamıştır. "Uçaklar Müslüman teröristler tarafından bombalanacaktı" yalanıyla, bir aydır sürmekte olan İsrail saldırısını dolaylı biçimde onaylayan bir kararı, İsrail yanlısı bir "ateşkes" kararını " Birleşmiş Millerlerden geçirmek kolaylaşmıştır... Sonuçta, ne bu karar ve ne de İngiliz polisinin kurbanlarından alınacak ifadeler yalanların gizlenebilmelerine yetmeyecektir.- Yusuf Küpeli, 11-08-2006)

   +  

İngilizler de kuşkuyla bakıyor İngiliz polisinin önceki gün, '9 uçağa yönelik terör saldırısını bertaraf ettik' açıklaması, yeterli delil bulunamaması yüzünden ortada kaldı. Tutuklanan zanlıların uçak bileti bile almamış olması kafaları karıştırdı

   +  

DİKAT! DİKKAT! FAŞİST YALAN TÜM BATI MEDYASINI KENDİSİNE TUTSAK ETTİ! "UÇAKLAR KAÇIRILACAK, 11 EYLÜL TEKRARLANACAK" YALANI, LÜBNAN'IN SİVİL HALKINI KESİNTİSİZ BOMBALAYAN, BEŞİKTEKİ ÇOCUKLARI KATLEDEN VE LÜBNAN İÇLERİNE DOĞRU İLERLEYEN IRKÇI İSRAİL'İN SUÇLARINI GÜNDEMDEN DÜŞÜRDÜ. TETİKÇİ SALDIRGAN IRKÇI İSRAİL YÖNETİMİNİN ELİ RAHATLADI. IRKÇI İSRAİL'İN VE İSRAİL'İ SİLAHLANDIRIP KULLANAN ANGLO- AMERİKAN EMPERYALİZMİNİN CİNAYETLERİYLE İLGİLİ HABERLER TV EKRANLARINDAN UZAKLAŞTIRILIRKEN, BAŞTA LONDRA VE WASHİNGTON OLMAK ÜZERE TÜM BATIYI "TEHDİT EDEN" İSLAMCI "TERÖR" YALANI ÖNE ÇIKARTILDI. ZALİMLERE "MAZLUM" MASKESİ TAKILMAYA ÇALIŞILIRKEN, MAZLUMLAR "TERÖRİST" YAFTASIYLA ZALİM GİBİ TANITILMAYA BAŞLANDI.. BÖYLECE, SADECE SALDIRGAN IRKÇI İSRAİL'İN DEĞİL, BU SALDIRININ GERİSİNDE DURAN ASIL MERKEZLERİN, WASHİNTON VE LONDRA YÖNETİMLERİNİN DE ELLERİ RAHATLATILDI! SALDIRGANLAR, CİNAYETLERİNİ, KİTLE KIRIMLARINI, YIKIMLARINI VE TALANLARINI DAHA RAHAT İŞLEYEBİLECEKLERİ BİR ORTAMA KAVUŞTULAR. VE W. BUSH, O MASKELEYEMEDİĞİ YILIŞIK YÜZ İFADESİYLE, ABD YÖNETİMİNİN "İSLAMCI FAŞİSTLERE" KARŞI SAVAŞTIĞINI İLANEDİVERDİ. SÜREKLİ BİR YIKIMIN, ETNİK TEMİZLİĞİN, ACIMASIZ CİNAYETLERİN KURBANI OLAN MAZLUM FİLİSTİN HALKI VE YURDUNU IRKÇI SİYONİST İŞGALCİLERE KARŞI SAVUNMAYA ÇALIŞAN ATEŞ ALTINDAKİ LÜBNAN HALKI, BU HALKIN BAĞRINDAN ÇIKAN YIĞINSAL KİTLE ÖRGÜTLERİ "FAŞİST" İLANEDİLİRLERKEN, ENERJİ TEKELLERİNİN VE ASKERİ- ENDÜSTRİ KOMPLEKSLERİN KUKLASI ZAVALLI FAŞİST W. BUSH, KENDİSİNİ "FAŞİZME KARŞI SAVAŞAN" BİRİ OLARAK TANITMAYA BAŞLADI... BATI'NIN GÜÇLÜ PROPOGANDA MAKİNESİYLE SALGIN BİR HASTALIK GİBİ YIĞINLARI KENDİSİNE TUTSAK EDEN YALAN, ASLINDA YENİ DEĞİLDİR VE ÖMRÜ DE UZUN OLMAYACAKTIR... FAŞİST HİTLER'DE ÇEKOSLAVAKYA'NIN SÜDETLER BÖLGESİNİ İŞGALEDERKEN "DEMOKRASİ SAVAŞÇISI" VE "İNSAN HAKLARI SAVUNUCUSU" MASKESİ TAKMIŞTI. MIZRAKLARDAN BAŞKA SİLAHLARI OLMAYAN YOKSUL VE KAHRAMAN ETHIOPIA (HABEŞİSTAN) HALKININ ÜZERİNE ZEHİRLİ GAZLARLA SALDIRAN MUSSOLİNİ'DE BENZER YALANLARLA SALDIRGANLIĞINI MEŞRULAŞTIRMAYA ÇALIŞMIŞTI... ÖNEMLİ OLAN UMUDU YİTİRMEMEK VE YALANA DOĞRULARLA DİRENMEKTİR. EMPERYALİZMİN VE ANGLO- AMERİKAN EMPERYALİZMİNİN KUKLASI OLAN IRKÇI İSRAL DEVLETİNİN GELECEĞİ YOKTUR. BİRLEŞMİŞ MİLLETLER DENEN KÖKÜ BOZUK KURUM VE BENZERLERİ VE HALKLARINA İHANET İÇİNDEKİ DEVLETLER ÇOKTAN ÖLMÜŞ OLSALAR BİLE, HALKLAR YAŞAMAKTADIRLAR VE KAZANACAKLARDIR!-Yusuf Küpeli, 10-08-2006

ayrıca bak: Vedat Yenerer, Londra'daki Paniğin Perde Arkası +  ilgili diğer haberler ve yorumlar +  Rahmi Yıldırım, Savaş değil insanlık suçu (...) Filistin’de, Lübnan’da savaşın ötesinde en modern silahlarla insanlık suçu işleniyor. Hayata merhaba diyeli birkaç gün olmuş bebeleri, anneleri katletmek insanlık suçu değilse, insanlık suçu daha ne olabilir ki...  +  İbrahim KARAGÜL, Katliama biz de ortağız! (...) 1996'lardan bu yana devam eden süreç, savunma anlaşmaları, milyarlarca dolarlık ihaleler, istihbarat anlaşmaları, gizli operasyonlar, ortak tatbikatlar, oluşturulan eksen çerçevesinde uygulanan 28 Şubat projesi neden bir kez daha masaya yatırılmıyor? İsrail lobisine ve onların kontrolündeki dar bir kadroya teslim edilen bu ülkenin iç güvenliği ve dış politikasının Türkiye'yi nelere sürükleyeceğine dair neden bir sorgulama başlatılmıyor? 

 

- Londra'daki Paniğin Perde Arkası

 

-  İngilizler de kuşkuyla bakıyor İngiliz polisinin önceki gün, '9 uçağa yönelik terör saldırısını bertaraf ettik' açıklaması, yeterli delil bulunamaması yüzünden ortada kaldı. Tutuklanan zanlıların uçak bileti bile almamış olması kafaları karıştırdı

 

- 'İslamcı faşistlerle savaştayız'

 

- Rahmi Yıldırım, Savaş değil insanlık suçu (...) Filistin’de, Lübnan’da savaşın ötesinde en modern silahlarla insanlık suçu işleniyor. Hayata merhaba diyeli birkaç gün olmuş bebeleri, anneleri katletmek insanlık suçu değilse, insanlık suçu daha ne olabilir ki...

 

- İbrahim KARAGÜL, Katliama biz de ortağız! (...) 1996'lardan bu yana devam eden süreç, savunma anlaşmaları, milyarlarca dolarlık ihaleler, istihbarat anlaşmaları, gizli operasyonlar, ortak tatbikatlar, oluşturulan eksen çerçevesinde uygulanan 28 Şubat projesi neden bir kez daha masaya yatırılmıyor? İsrail lobisine ve onların kontrolündeki dar bir kadroya teslim edilen bu ülkenin iç güvenliği ve dış politikasının Türkiye'yi nelere sürükleyeceğine dair neden bir sorgulama başlatılmıyor?

 

- İsrail saldırılarında 1002'si sivil toplam 1103 kişi öldü

 

- İsrail Lübnan'da 1 ayda 1115 kişiyi öldürdü

 

- Küresel liderler tatilde (başlığın devamı, "ÇOCUK KATİLLERİ İŞBAŞINDA" olmalı- Y. K.)

 

- Uçağın tuvaletindeki Arapça not paniğe yol açtı (Not: "Buyrun cenaze namazına" demeyin. Bu durum ırkçı faşist propogandanın Batı toplumlarını nasıl derinden etkilediğinin en somut göstergelerinden biridir. Bu, Hitler- Göbels ekibinin bile sahibolamadığı korkunç yalan makinesinin, yalana hizmet eden medyanın gücünün kanıtıdır. Ortadoğu'da Arap- Müslüman halklar, kadınlar, çocuklar koyun gibi boğazlanırlarken, Batı toplumunun bireyleri katillerden değil, boğazlanan zayıflardan, katledilenlerden korkmaktadırlar. Ve emperyalist propoganda ile yaratılan bu psikoloji, katillerin işlerini kolaylaştırmaktadır... "Uçaklar havaya uçurulacaktı" yalanı da aynı emperyalist propogandanın ürünüdür. Ve yarın birilerinden bu yönde ifadeler alırlarsa, işin arkasında El- Kaide olduğunu ilan edilirse hiç saşmayın. Çünkü, bu şaşkınları kendileri ikinci elden örgütlemekte, senaryoyu yazamakta ve ondan sonra da en sıkıştıkları andan herşeyi çözmüş gibi dünyayı ayağa kaldırmaktadırlar. Gündemi birsüre için değiştirmektedirler. Bunlar eskimiş taktiklerdir ama, halen etkili olmaktadır. Çünkü, medya üzerinde egemenlikleri vardır... El- Kaide adlı ne idüğü belirsiz örgüt bile -içindeki kullanılan bilinçsiz zavallıları biryana koyarsak- onların denetimindedir. Ve işgalci ABD'nin politikasına paralel olarak Irak'ta içsavaşı körükleyen bu örgütün Hizbullah ile, Şia ve türevleri ile, kısacası Lübnan direnişinin belkemiğini oluşturan güçlerle ve ayrıca Filistin halkı ile uzaktan yakından bağı yoktur. Buna karşın, aynı El- Kaide'nin Amerikan, Pakistan, Suudi servisleri ile çok yakın ilişkileri mevcuttur. Zaten, "uçaklar havaya uçurulacaktı" yalanını üretenler de bu servislerden başkası değildir ve ellerindeki kurbanları bile yalanlarını  gizlemelerine yetmeyecektir.- Yusuf Küpeli, 11-08-2006)

 

- Piyasalarda terör paniği kısa sürdü (yalanı çabuk anlamışlar- Y. K.)

 

- İsrail'den tarihi fenere bomba

 

- İsrail, mülteci konvoyuna füze fırlattı: 3 ölü, 8 yaralı

 

- ABD, İsrail'e 'misket roketi' vermeyi tasarlıyor

 

- İsrail'in en ağır kaybı: 15 ölü

 

Londra'daki Paniğin Perde Arkası (Saadet Geliyor, den 10 augusti 2006 19:02)

Usta gazeteci Vedat Yenerer Londra havaalanında yaşanan paniğin perde arkasında ne olduğunu bir FLAŞ ANALİZ ile açıkladı...

Lübnan'da İsrail'in masum insanları öldürmekten başka, Hizbullah karşısında hala kesin bir başarı yakalamamış olması ABD yönetiminde büyük bir rahatsızlık yarattığını belirten Vedat Yenerer şöyle konuştu: "Lübnan'da yaşanan ve Nazileri mumla aratan vahşeti unutturmak ve gündemi değiştirmek için CIA-MOSSAD işbirliği yapılmış açık bir hedef saptırma operasyonudur. Ortada somut hiç bir şey yok. Sanal bir saldırı üzerine dünyayı özellikle BBC ve CNN'i kullanarak ayağa kaldırıyorlar. Amaçları çok açık. Yine müslümanları hedef gösterip yeni saldırılar ve katliamlar için gerekçe yaratmaktır. " dedi.

Arap aleminin Lübnan saldırısı ile olaylara artık yeni bir bakış açısı getirdiğini ve bu açının özellikle İsrail'i hesaplarını bozduğunu belirten Yenerer " Dünyada demokratik diyebileceğilmiz sadece 2 arap ülkesi vardı. Lübnan ve Filistin. İkisinin de hali ortada. ABD-İngiltere ve İsrail'in demokratik Arap devleti istemediğini anlamayanlar varsa, ya onların uşağıdır ya da ahmaktır. Varolan Arap devletlerine bir bakın Fas'tan Yemen'e kadar hepsi krallıkla, diktötörlükle yönetiliyor. Durum böyle olunca da hiç bir koltuk korkusunda ABD ya da İsrail'e karşı gelip Lübnan ve Filistin'e açık destek veremiyor. Karşı gelenler de işte böyle hunharca kadın çocuk demeden katlediliyor "
 

 

İngilizler de kuşkuyla bakıyor

12 AĞUSTOS 2006 CUMARTESİ http://www.yenisafak.com.tr/d02.html

İngiliz polisinin önceki gün, '9 uçağa yönelik terör saldırısını bertaraf ettik' açıklaması, yeterli delil bulunamaması yüzünden ortada kaldı. Tutuklanan zanlıların uçak bileti bile almamış olması kafaları karıştırdı

Önceki gün, İngiltere'den ABD'ye giden 10 uçağın havada infilak ettirilmesi planını ortaya çıkardığını açıklayan İngiliz polisi bütün dünyada yeni bir terör dalgası estirmesine rağmen bu iddianın arkasını dolduramadı. Polis yaptığı baskınlarda gözaltına aldığı 24 kişinin saldırılarla olan bağlantısını bulmakta zorluk çekiyor. Bir polis yetkilisi "bazı ilginç şeyler bulduk" dedi ama bunlar üzerinde hala inceleme yapıldığını ekledi. Ancak İngiliz polisi, bu kişilerin saldırıyı gerçekleştirecekleri söylenen uçak şirketlerinden bilet bile almamış olmasını açıklayamıyor.

İSİMLERİ YAYINLANDI

Pakistan hükümetinden bir yetkili de, yolcu uçaklarına saldırı girişiminden önce Pakistan'da tutuklanan 7 zanlı arasında iki Pakistan kökenli İngiliz vatandaşının bulunduğunu belirterek bu kişilerden birinin geçen hafta Karaçi'de diğerinin de Lahor kentinde tutuklandıklarını kaydetti. Tutuklanan 24 kişinin Müslüman olması ve suçları sabit olmadan isimlerinin medyada yer alması büyük bir skandal olarak değerlendiriliyor.

İNGİLİZ HALKI ŞÜPHELİ

İngiltere'de yayınlanan The Guardian gazetesi konuyla ilgili olarak yayınladığı dünkü baskısında, "Daha önce 'kitle imha silahları dosyalarını', 'yanlış alarmlarla Heathrow Havaalanı'na gönderilen tankları' hatırlayan bir toplum, kendisine her söylenene inanmak konusunda biraz şüpheci" ifadelerine yer verdi.

'İSLAMOFAŞİST' TEPKİSİ

Öte yandan, ABD Başkanı George Bush'un, "ABD İslamcı faşistlerle savaş halinde olduğunu gösterdi" sözleri Amerikan Müslüman toplumunda büyük tepkiye yol açtı. Amerikan-İslami İlişkiler Konseyi (CAIR)'nin Başkanı Pervez Ahmed, Bush'a gönderdiği mektupta, "İslamcı faşistler, militan cihatçılık, İslami radikalizm' gibi düşüncesizce terimler, ulusumuzun görüntüsüne ve büyük zarar veriyor" dedi.

·  LONDRA

 

'İslamcı faşistlerle savaştayız'
Bugün, 19:52 10 Ağustos 2006 Perşembe http://www.haberx.com/

ABD Başkanı George W. Bush, İngiltere'de ortaya çıkarılan uçaklara sabotaj planının, 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından beş yıl geçmesine karşın ABD'nin hala dinci fanatiklerle savaş halinde olduğunu ortaya çıkardığını söyledi.

AA- Bir ziyaret için Wisconsin eyaletinin Green Bay kentine gelen Bush, havaalanında yaptığı açıklamada hükümetinin, Amerikan halkını korumak için elinden gelen bütün önlemleri alacağı sözünü verdi.

Bush, İngiltere'deki tutuklamaların, özgürlüğü seven insanları ve Amerikan ulusunu yok etmek için her yolu kullanacak olan "İslamcı faşistlerle" ABD'nin savaş halinde bulunduğunu açıkça gösterdiğini söyledi.

ABD Başkanı, "Bu ülke, şimdi 11 Eylül öncesinde olduğundan daha emniyetli. Amerikan halkını korumak için birçok önlem aldık, ancak hala tamamen emniyette değiliz. ABD'nin bir tehditle karşılaşmadığını düşünmek yanlış" dedi.

Bush, "Amerikan halkı, tehlikeli bir dünyada yaşadığımızı, ancak hükümetimizin insanlarımızı korumak için yapabileceği her şeyi yapacağını bilmeli" diye konuştu.

Başkan Bush, İngiltere'deki olayın ardından alınan güvenlik önlemlerinden dolayı yolcuların sıkıntı çekeceğini, ancak buna katlanılması gerektiğini belirterek, seyahat edenlerden sabırlı ve uyanık olmalarını istedi.

Bush, olayın ortaya çıkarılmasından dolayı da İngiltere hükümetine ve yetkililerine ve Amerikan halkını korumak için çalışan ABD yetkililerine teşekkür etti.

ABD Başkanı, olayla ilgili olarak İngiltere ile ABD arasındaki işbirliğinin mükemmel olduğunu söyledi.

 

ER MEHMET’İ KURTARMAK!

Tom Hanks’in başrolünü oynadığı, Steven Spielberg yapımı “Er Ryan’ı Kurtarmak” filminde, düşman bölgesindeki bir eri kurtarmanın öyküsü anlatılır.

Amerikalı anne üç çocuğunu savaşta yitirmiştir, Normandiya Cephesi’nde düşman bölgesinde kalan dördüncü oğlunun kurtarılmasını ister. Annenin isteği üzerine Washington’un verdiği emir kesindir. Er Ryan kurtarılacaktır. Yüzbaşı Miller’in askerleri Er James Ryan’ı kurtarmak için savaş içinde savaş verirken bir yandan da emri sorgulamaktadırlar. Bir insanın hayatı için sekiz insanı tehlikeye atmak doğru mudur?

Neyse ki film ‘mutlu son’la biter.

Son derece gerçekçi savaş sahneleriyle bezenmiş, görünüşte savaş karşıtı, ama savaş makinesi ABD hesabına fazlasıyla romantik mesajlar yüklü, gerçekte sadece bir erin kurtarılmasına odaklanıp savaşı tümüyle sorgulamayan bir film.

Bugün de Filistin’de ve Lübnan’da sözümona İsrailli Onbaşı Gilat Şalid’i kurtarma filmi çevriliyor. Filistin ve Lübnan, Normandiya cephesindeki gibi kan gölü. Ne ki, Onbaşı Gilat Şalid’i kurtarma filminde Er Ryan’ı kurtarmanın romantizmi yok. Onun yerine ekranlardan evlerin içine yayılan yanık et kokusu, yanmış, kavrulmuş çocuk ve kadın cesetleri, yerle bir edilmiş evler, hastaneler, okullar, köprüler, elektrik santralleri, su depoları, harabeye çevrilmiş bir ülke.

Film değil, gerçeğin ta kendisi. İsrail ordusu, Onbaşı Gilat Şalid’i kurtarma bahanesiyle bir aydır Lübnan’a vahşet ve ölüm yağdırıyor, yakıp yıkmadığı yer bırakmadı Lübnan’da.

Bombalanan evlerin enkazından çıkartılan parçalanmış insan bedenleri karşısında vicdanların sızlamaması, yüreklerin ezilmemesi mümkün değil; ama, “uluslar arası topluluk” denilen emperyalist ülkeler, katliamı durdurmak için parmaklarını bile kımıldatmıyorlar. BM, katliamı hiç değilse kınama kararı bile alamıyor, uygar(!) Avrupa Birliği ise sadece laf üretiyor. İsrail Genelkurmay Başkanı, uluslar arası topluluğun açık-örtük desteğinden aldığı cesaretle, “Lübnan’ı 20 ila 50 yıl arası geriye bombalayacağız” diye vahşet kusuyor. Türkiye’de ise, İncirlik Üssü’nden TIR’lar dolusu silah ve malzeme sevkiyatı yapılıyor. Dışişleri’nin açıklamasına göre, ihtiyaç fazlası mühimmat ABD’ye geri gönderiliyormuş.

 

Savaş değil insanlık suçu

Savaş da bir insanlık suçu, ama Filistin’de, Lübnan’da olan biteni savaş diye adlandırmak yeterli olmuyor. Savaş, nispeten denk güçler arasında verilir. Filistin’de, Lübnan’da savaşın ötesinde en modern silahlarla insanlık suçu işleniyor. Hayata merhaba diyeli birkaç gün olmuş bebeleri, anneleri katletmek insanlık suçu değilse, insanlık suçu daha ne olabilir ki...

İsrail ilk kez insanlık suçu işlemiyor. İsrail devletinin kuruluşunda kan ve insanlık suçu var. İsrail, 1948 yılında ABD ve yandaşı emperyalistler tarafından, milyonlarca Filistinlinin zorla çıkartıldığı topraklar üzerinde kuruldu. O günden bugüne bölgede kan ve gözyaşı var.

Milyonlarca Filistinlinin yurtlarından sökülüp atılmasına  karşın Arap dünyası, İsrail’in kuruluşunu kabul etti; ama, İsrail, kendisiyle birlikte Filistin Devleti’nin de kurulmasını kabul etmedi. İsrail, kurulduktan sonra komşularıyla barış içinde yaşamak yerine, kendisine bağışlanan topraklarla da yetinmedi, hep, ‘arz-ı mevud’u gerçekleştirme, yani sözüm ona Tanrı’nın vaad ettiği toprakları ele geçirme hayali peşinde koştu.

İsrail, yurtlarından kovulan Filistinlileri ezmek, arz-ı mevud hayali peşinde koşmak yerine Filistinlerin yurtlarına dönme ve bağımsız devlet kurma hakkını tanısa, bulunduğu coğrafya kan deryasına dönmezdi. Ama İsrail’i yöneten şeriatçı-militarist elit, halkını güvensizlik paranoyasıyla tutsak ederek, bulunduğu coğrafyada emperyalizmin fedaisi olmayı yeğledi. 

Görünüşte sivil ve demokratik, gerçekte şeriatçı-militarist karakterdeki İsrail devleti, 1967 yılında, Filistin’e ait Batı Şeria ve Gazze bölgeleri ile Suriye’ye ait Golan Tepeleri’ni de işgal etti. Yüzbinlerce Filistinli bir kez daha mülteci durumuna düştü.

Sonraki yıllarda İsrail, işgal altında tuttuğu bölgeleri terk etmeye ve barışçı çözüme yanaşmadı. Filistinliler Oslo barış sürecinde, kendi devletlerini kurmalarına izin verilmesi karşılığında İsrail’i tanımayı ve barış yapmayı kabul ettiler; ama İsrail buna da razı olmadı. Sonuçta, bölgede şiddet şiddeti, savaşlar savaşları izledi. Kazanan hep emperyalizm ve silah tekelleri olurken, Yahudi köktendinciliği karşıtını doğurdu. İran’da İslamcı rejimin kurulmasının ve FK֒nün dejenere olmasının da etkisiyle, Filistin ve Lübnan’da, emperyalizmin yaramaz çocuğu siyonizme direnme misyonu, İslamcı Hamas ve Hizbullah örgütlerine geçti. Kadınlar ve çocukların payına ise İslamcı örgütlerin sütresi, İsrail gaddarlığının hedefi olmak düştü.

Sözün özü, bu tarihsel arka plan görülmeden ne söylenirse söylensin, bölgedeki olayları açıklamaya yetmez. Bölgedeki kan ve gözyaşının kaynağında şeriatçı-militarist İsrail devletinin gaddarlığı vardır. Kuruluşundan bu yana yaşanan 60 yıllık süreç, İsrail’in güvenliğini salt askeri metodlarla sağlayamayacağını yeterince göstermiş olmalıdır. İsrail’in Arap dünyasınca kabul edilmiş sınırlarına çekilmesi, Filistinlilerin kendi bağımsız devletlerini kurması, akıl ve vicdanın emrettiği biricik çözüm seçeneğidir.

 

“Yeni Ortadoğu”

Bugün Lübnan’da ve Filistin’de uyguladığı gaddarlığı İsrail’in kendini koruma içgüdüsüne bağlamak da, tarihsel arka planı ihmal eden bir yüzeyselliktir. İsrail’in kaçırılan erlerini bulmak için saldırdığı, Hamas ve Hizbullah sivilleri kalkan yaptıkları için İsrail ordusunun da sivilleri hedef almak zorunda kaldığı yorumları, fotoğrafın tümünü flulaştıran sığ yorumlardır.

Bu yorumların geçersizliği, İsrail’in kendisi için savaşmaktan çok ABD’nin bölgedeki taşeron terörist gücü olarak hareket ettiği, ABD Dışişleri Bakanı Rice’ın açıklamalarıyla yadsınamaz bir açıklıkla ortaya çıktı.

Rice, İsrail Başkanı Olmert’le birlikte düzenlediği basın toplantısında açık sözlülükle,  “yeni Ortadoğu’yu oluşturma zamanının geldiği”ni söyleyerek, asıl savaşın “Büyük Ortadoğu Savaşı” olduğunu ilan etti. Ayaküstü, gelişigüzel edilmiş sözler değildi herhalde.

Yani, asıl amaç, tarih, coğrafya ve toplum mühendisliği ile müslüman coğrafyayı dönüştürerek sözümona bölgenin demokratikleştirilmesini veemperyalist sermaye düzenine daha sıkı bağlarla eklemlenmesini hedefleyen Büyük Ortadoğu Projesi’ni gerçekleştirmektir.

Yinelemek gerekirse, ABD’nin hedefi, kobaylaştırdığı Irak’ta yapamadığını bütün Ortadoğu’da gerçekleştirmek, bu arada sınırları da yeniden çizmektir. “Demokratikleştirilecek” ve sınırları yeniden çizilecek ülkeler listesinde ilk sıralarda Suriye ve İran gözükmektedir. Sonrasında sıra hangi ülkeye gelecektir, bilen biliyor.

Ne ki, Ortadoğu’da sınırları yeniden çizmeyi de kapsayan Büyük Ortadoğu Projesi’ni gerçekleştirmeye, yanında İsrail ve Irak’ta kurdurduğu Kürt Devleti de olsa ABD’nin gücü yetmez. Zaten Irak’ta batağa saplanmışken, “her şeye kadir” askeri gücüyle her istediğini yaptırabileceği zannı yıkılmışken,  ABD’nin başka taşeron müttefiklere, en azından “kestaneleri ateşten alacak” müttefiklere ihtiyacı vardır. İlk elde akla gelen taşeron müttefik ise ne yazık ki Türkiye’dir.

İsrail’in Filistin ve Lübnan’da işlediği insanlık suçuna engel olmayan ABD, Lübnan’da konuşlandırmayı düşündüğü uluslar arası güce Türkiye’nin katkısını istiyor, İsrail liderleri de Türk ordusuna ve hükümetine çok güvendiklerini söylüyorlar. Hatta, ABD'nin önde gelen köşe yazarlarından Thomas Friedman, New York Times gazetesinde yayınlanan yazısında, “ABD'nin Irak'ta demokrasi ebeliği değil sivil savaş bakıcılığı yaptığının artık net bir biçimde ortada olduğunu” vurgulayarak, ABD’nin Irak’tan çekilmesini ve Türk ordusuna Irak barış gücü için de görev verilmesini öneriyor. (Referans, 5 Ağustos 2006)

Ve ne yazık ki, Türkiye’yi yöneten hükümet Lübnan’a asker göndermeye heveslidir, ordunun yeni komuta yapısı da başta Yaşar Büyükanıt olmak üzere Büyük Ortadoğu Projesi’ne sevdalı isimlerden oluşmuştur. ABD ünsiyetli medyada ise, dünya yeniden kurulurken çıkması kaçınılmaz savaşlarda  Türkiye aktif rol alırsa, Lübnan’a asker gönderirse, hem yeni yüzyılda etkin bir ülke olacağı hem de PKK meselesinde rahatlayacağı yorumları…

Tam da bugünlerde artan PKK eylemleri ve PKK karşısında ABD’nin aslında Türkiye’yi ne kadar sevdiği havası. Havuç niyetine, PKK ile daha etkili mücadele sözleri, Türkiye’nin Osmanlı odaklı emperyal geçmişine vurgular… Tayyip Erdoğan’ı arayan ABD Başkanı Bush, Abdullah Gül’ü arayan Dışişleri Bakanı Rice, “PKK meselesinin vahametini anladıklarını, çözüm için düğmeye bastıklarını” söylüyorlar..

Türkiye’yi yöneten elit, “PKK’ya karşı etkin önlem” masalı okunmasa da Lübnan’a asker göndermeye teşnedir. Çünkü, iktidarda kalmanın güvencesini halk desteğinde değil, ABD icazetinde görmektedir. Çuvalın üstüne bir de ABD Liyakat Madalyası boşuna takılmamıştır.

Oysa büyük güçlerin yanında olmak her zaman kazandırmaz! İktidarlarını sürdürmek ve Osmanlı imparatorluğunu ihya etmek sevdasıyla Alman emperyalizminin yedeğinde dünyayı paylaşma savaşına girenlerin akibetini bilmek isteyen bilir.

Vurgulanmalı ki, bugün ABD emperyalizminin yedeğinde Ortadoğu bataklığına heveslenen işbirlikçi politika, AKP hükümetiyle ortaya çıkmış da değildir. Tayyip Erdoğan ve hükümeti, İsmet Paşa ile başlayan, Menderes, Demirel, Ecevit ve aralarda “our boys” paşalarla süren politikanın mirasçısıdır. Ne de olsa Türkiye bir sermaye cumhuriyetidir.

 

“Mezarlık  bekçiliği”

İsrail’in askeri hedeflerine ulaşmasından sonra Türkiye’nin Lübnan’a göndereceği asker, Doç. Dr. Haluk Gerger’in deyişiyle “mezarlık bekçiliği” yapacaktır. Ama, iş mezarlık bekçiliğiyle kalmayacaktır. Mezarlık bekçiliği sırasında ister istemez, Türk askeri, ülkenin asıl sahipleriyle de çatışmak zorunda kalacaktır.

Daha başka nelerin olacağını sorgulamak, kendisini ülkenin sahibi sayan herkesin sorumluluğudur. En basitinden tüm Ortadoğu ülkelerinin un ufak edildiği projede, bölgenin her şeye karşın en istikrarlı ülkesi Türkiye için de bir “iyilik” mutlaka vardır. (Sahi, BOP’un Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan, bir ABD gezisi sırasında projeyi nasıl savunmuştu: “Bu proje içinde Diyarbakır bir yıldız, bir merkez olabilir. Bunu başarmamız lazım...”)

Yönetici elit marifetiyle Türkiye’nin kendi aleyhine bir projeye sürüklenmek istenmesi şaşılacak bir çelişki değil. Malum, Türkiye ABD ile halvet olmuş bir sermaye cumhuriyeti ve eski ABD Genelkurmay Başkanı Myers diyordu ki:

 “İkili ve NATO düzeyinde iyi ilişkilerimiz var. Aynen bir evlilikte olduğu gibi, bir ilişkinin sürdürülmesi için çaba gerekir.” (Milliyet, 8 Nisan 2004)

Her şeye karşın yönetici elit istese de Türkiye’yi Ortadoğu bataklığına sürüklemesi  kolay olmayacak. Sürüklenirse, gönül ister ki, Türkiye bir de “Er Mehmet’i Kurtarmak” filmini izlemek zorunda kalmasın!

Burası Türkiye!

Rahmi Yıldırım

11 Ağustos 2006

 

İbrahim KARAGÜL ikaragul@yenisafak.com.tr

Katliama biz de ortağız!

11 AĞUSTOS 2006 CUMA http://www.yenisafak.com.tr/ikaragul.html  Lübnan'a yönelik kıyımda Türkiye'nin hiç mi rolü yok? Uluslararası iradenin İsrail'in önünü açmasıyla başlatılan ve bu ruhsatla devam ettirilen ABD-İsrail saldırılarına "İsrail'in en iyi ikinci dostu" Türkiye'nin katkısını konuşalım. Sorular soralım ve cevabını isteyelim.

Bütün dünyada infial uyandıran saldırılar Türkiye'de de yüksek sesle kınanırken Türk-İsrail askeri ortaklıkları neden sorgulanmıyor? Neden kimse ağzını açıp tek bir cümle söylemiyor? Türkiye'nin İsrail'e her türlü desteği vermeye devam ettiğine neden dikkat çekilmiyor? İç kamuoyuna yönelik mesajlarda İsrail eleştirilirken, askeri/güvenlik anlaşmalarından bir tanesi bile neden iptal edilmiyor?

1996'lardan bu yana devam eden süreç, savunma anlaşmaları, milyarlarca dolarlık ihaleler, istihbarat anlaşmaları, gizli operasyonlar, ortak tatbikatlar, oluşturulan eksen çerçevesinde uygulanan 28 Şubat projesi neden bir kez daha masaya yatırılmıyor? İsrail lobisine ve onların kontrolündeki dar bir kadroya teslim edilen bu ülkenin iç güvenliği ve dış politikasının Türkiye'yi nelere sürükleyeceğine dair neden bir sorgulama başlatılmıyor?

İki ülke arasındaki ortak füze kalkanı projesi, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'ya yerleştirilmesi yerleştirilen füze sistemleri, füzelerin İran ve Suriye'ye karşı konuşlanması, Arrov füzelerinin ortak üretimi, "Green Pine" (Yeşil Çam) radar sistemi, tanksavar füzeleri, insansız uçaklar, Türk F-16'ları için havadan karaya Popeye füzelerinin satışı, Türk M-60 tankları için modernizasyon paketleri, sınırlarda kurulan İsrail elektronik dinleme istasyonları ile ilgili kimse neden bir soru sormuyor.

Filistin'e, Lübnan'a, Suriye'ye ve İran'a saldırı için Türkiye hava sahasında uzun menzilli uçuşlara hazırlanan İsrail savaş uçakları şimdi Lübnan'ı bombalıyor. Konya ovasında eğitilen İsrail pilotları şimdi Lübnan'da sivillere karşı korkunç bir kıyım gerçekleştiriyor. Türkiye'de savaşa hazırlanan uçaklardan geriye dönen ilk parti F-16'lar, aldıkları ilk görevde Filistinlileri bombalamadı mı? Şimdi aynı uçaklar sığınak delici bombalarla Lübnan'da apartmanları yerle bir etmiyor mu?

Konya ovasında yapılan, 20 bin kilometre kare alanda yüzlerce uçağın katılımıyla gerçekleştirilen nükleer saldırı tatbikatları bugünler için değil miydi? 1992 ve 1994 yıllarında yapılan bu nükleer saldırı tatbikatlarında ABD, İsrail ve NATO pilotlarının bu silahları nasıl kullanacağına dair verilen eğitim hangi ülkeyi, hangi bölgeyi hedef alıyordu? "Anadolu Kartalı" şimdi Lübnan'a bomba yağdırıyor. Doğu Akdeniz'de, Suriye açıklarında yapılan ABD-İsrail-Türkiye tatbikatları bu saldırılar için miydi?

Türk özel timleri İsrail'in Negev Çölü'nde ne arıyordu? İsrail askeri uzmanları Suriye-İran sınırlarında kimleri eğitiyordu? Bakü-Ceyhan'ı İsrail'e bağlamak için planlanan Ceyhan-Aşkelon-Eilat boru hattı için ne tür temizlikler yapılıyor? Lübnan saldırılarının bu projeyle hiç mi bağlantısı yok?

İsrail Genelkurmay Başkanı Dan Halutz'un, İsrailli komandoların Bolu ve Hakkari'deki dağ komando birliklerinde eğitilmesi talebi ne aşamada? Bölgesel savaş için Irak, S. Arabistan ve Türk hava sahalarının üç seçenek olarak öne çıktığı, Türkiye hava sahası üzerinde yoğunlaşıldığı, İsrail uçaklarının yakıt ikmali için Türk hava sahasının düşünüldüğü, vurulan İsrail uçaklarının Türkiye'ye veya Kuzey Irak'a iniş yapacakları söylentileri ne kadar gerçekçi? ABD'den İsrail'e açılan askeri yardım koridorunun bir diğer ayağı Türkiye değil mi? Lübnan'a atılan bombalar ve füzelerin ne kadarı Türkiye'den gidiyor?

Bir soru daha: Bugünlerde Lübnan'da olduğu iddia edilen Türk özel harekat birimlerinin ne amaçla burada tutulduğunu, ne tür operasyonlara katıldığını açıklayacak birileri var mı?

Bu soruların cevabını kim verecek? Gelin; Türkiye-ABD-İsrail ve NATO arasındaki Yeni Ortadoğu Projesi'ne yönelik askeri anlaşmaları tartışalım, 1994 yalında yapılan anlaşmanın ayrıntılarını ele alalım. Türkiye'de bunları tartışacak kimse var mı? Türkiye kamuoyundaki infiale oynayanlar, bu soruların cevabını verebilirler mi? Evet, İsrail'in Lübnan'da yürüttüğü katliamlarda Türkiye'nin de rolü var! Türkiye de sorumlu! İsrail'e lanet okuyan bizler de sorumluyuz!

En akıllı adamları böyleyse!..

Anglosakson faşizminin teoloğu, Yahudi kökenli, Uygarlıklar Savaşı tezinin öncü ismi, İngiliz istihbaratının akıl hocası ve George Bush yönetiminin pek tuttuğu Bernard Lewis, İran'ın Miraç Gecesi yani 22 Ağustos'ta İsrail'i yok edecek çok dehşetli bir saldırı yapacağını bunun da küresel kaosa yol açacağını iddia etmiş. Yani Kıyamet Savaşı başlayacakmış. Türkiye'de ve dünyada çok itibarlı olan Lewis'in neoconları çok sevindirdiği ortada. Çünkü Armageddon, yani kıyamet savaşını en çok isteyenler onlar. Türkiye'de birileri böyle bir iddiada bulunsa başına neler gelir tahmin edersiniz. En masum ifadeyle cinnet geçirdiği söylenir. Ama o Batı'nın en "akıllı" adamlarından. Her ne kadar adı 11 Eylül saldırısına karışmış olsa da. Batı'nın en "akıllı" adamları böyleyse bize eyvah demekten başka ne düşer!

 

 

İsrail saldırılarında 1002'si sivil toplam 1103 kişi öldü

10 AĞUSTOS 2006 PERŞEMBE http://www.yenisafak.com.tr/11269.html

İsrail'in 30 gündür saldırılarına hedef olan Lübnan'da ölen sivillerin sayısı bini aştı.

Lübnan kabinesinden bir yetkili, İsrail taarruzlarında 1002 sivilin hayatını kaybettiğini, bunların yüzde 30'unun 12 yaşından küçük çocuklar olduğunu belirtti.

30 Lübnan askerinin de öldüğü saldırılarda, 3580 kişi yaralandı.

Hizbullah örgütü de İsrail bombardımanlarında 58 kayıp verdiğini açıkladı. Hizbullahın müttefiki Emel hareketinin verdiği kayıp 8. Savaşta, 4 BM gözlemcisi ve bir BM askeri de hayatını kaybetti. Bilançoya, sadece teşhis edilebilen cesetlerin sayısı dahil.

Enkaz altında da çok sayıda ceset bulunduğu sanılıyor. İsrail'in saldırısı yüzünden Lübnan'da 915.792 kişi evini barkını terk etmek zorunda kaldı, bunların 220 bini Lübnan'dan da ayrıldı.

"SAVAŞIN MALİYETİ 1,6 MİLYAR DOLAR"

İsrail Maliye Bakanı Abraham Hirchson, göreve çağrılan yedek askerlerin maaşı hariç, Lübnan'daki savaşın maliyetinin bugüne dek 7 milyar şekel (yaklaşık 1,6 milyar dolar) dolayında tahmin edildiğini söyledi.

Maliye Bakanı, düzenlediği basın toplantısında, Hazinenin, ordunun kuzeydeki çabalarına tümüyle destek vereceğini de söyledi.

Hirchson'un yaptığı açıklamaya göre, İsrail Hazinesi, önümüzdeki hafta Savunma Bakanlığına 2 milyar şekel (yaklaşık 450 milyon dolar) aktaracak.

Hirchson, en azından şimdilik vergileri artırma niyetinde olmadıklarını, rezerv olarak tutulan 600 milyon şekel ile birlikte tüm bakanlıkların bütçelerinden toplam 1,8 milyar şekellik kesintiye gidileceğini anlattı. Bakan, ancak sağlık ve yerel yönetimlerin bütçelerinden kesinti olmayacağını söyledi. ·  BEYRUT (A.A)

İsrail Lübnan'da 1 ayda 1115 kişiyi öldürdü
11 Ağustos 2006, Cuma
BEYRUT/KUDÜS (A.A)
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/4906626.asp?m=1&gid=69&srid=3051&oid=1
İsrail'in birinci ayını dolduran Lübnan'ı bombardımanında ölü sayısı 1115'e, yaralı sayısı 3 bin 600'e ulaştı.

Lübnan hükümetinin verilerine göre, 12 Temmuzdan bu yana devam eden taarruzda ölenlerin yüzde 30'u 12 yaşından küçük çocuk olmak üzere 1014'ü sivil, 30'u asker ve jandarma, 58'i Hizbullah ve 7'si de Şii Emel örgütü militanı. Filistin Halk Kurtuluş Cephesi-Genel Komutanlık örgütü de bir militanını kaybederken, İsrail bombardımanı ayrıca 4 BM gözlemcisinin yaşamına mal oldu.

Yetkililer, çarpışmaların 915 bin 792 kişinin evinden olmasına yol açtığını, bunların 220 bininin Lübnan topraklarını terk ettiğini belirttiler. Bu rakamlara, 100 bin yabancı ve çift uyruklu da dahil ediliyor

 

Küresel liderler tatilde (başlığın devamı, "ÇOCUK KATİLLERİ İŞBAŞINDA" olmalı- Y. K.)
10 Ağustos 2006 / Perşembe
 http://www.milliyet.com.tr/2006/08/10/dunya/dun01.html
İsrail'in 1 ay önce bombalamaya başladığı Lübnan'da çoğu kadın ve çocuk binden fazla insan öldü. BM, dramı durduracak bir karar alamazken Bush, Blair, Merkel gibi liderler olanları tatilde seyrediyor
DIŞ HABERLER SERVİSİ
İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırısı 29'uncu gününü geride bırakırken çatışmalara hemen son verilmesi umudu, BM Güvenlik Konseyi'ndeki bölünme yüzünden azaldı. ABD ve Fransa'nın ortaklaşa hazırladığı ateşkes taslağını önceki gün görüşen Konsey, Lübnan ve Arap dünyasının sert muhalefeti yüzünden herhangi bir karar alamadı.
Dünya siyasetinde ağırlığı olan liderler ise dramı tatilde izlemekle yetiniyor. ABD Başkanı George W. Bush, Teksas'taki çiftliğinde tatil yaparken, Almanya Başbakanı Angela Merkel Avusturya'da turistik geziye çıktı. İngiltere Başbakanı Tony Blair de Barbados'ta. Dışişleri Bakanı Margaret Beckett, BM toplantısı nedeniyle Fransa'daki tatilini böldü. İspanya Başbakanı Jose Zapatero ailesiyle birlikte Lanzarote'de tatilini sürdürürken, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Bregançon'da dinleniyor. Chirac, Lübnan krizi nedeniyle tatiline bir süre ara verdi. İtalya Başbakanı Romano Prodi de ailesiyle tatilde bulunuyor...
 

Uçağın tuvaletindeki Arapça not paniğe yol açtı

(Not: "Buyrun cenaze namazına" demeyin. Bu durum ırkçı faşist propogandanın Batı toplumlarını nasıl derinden etkilediğinin en somut göstergelerinden biridir. Bu, Hitler- Göbels ekibinin bile sahibolamadığı korkunç yalan makinesinin, yalana hizmet eden medyanın gücünün kanıtıdır. Ortadoğu'da Arap- Müslüman halklar, kadınlar, çocuklar koyun gibi boğazlanırlarken, Batı toplumunun bireyleri katillerden değil, boğazlanan zayıflardan, katledilenlerden korkmaktadırlar. Ve emperyalist propoganda ile yaratılan bu psikoloji, katillerin işlerini kolaylaştırmaktadır... "Uçaklar havaya uçurulacaktı" yalanı da aynı emperyalist propogandanın ürünüdür. Ve yarın birilerinden bu yönde ifadeler alırlarsa, işin arkasında El- Kaide olduğunu ilan edilirse hiç saşmayın. Çünkü, bu şaşkınları kendileri ikinci elden örgütlemekte, senaryoyu yazamakta ve ondan sonra da en sıkıştıkları andan herşeyi çözmüş gibi dünyayı ayağa kaldırmaktadırlar. Gündemi birsüre için değiştirmektedirler. Bunlar eskimiş taktiklerdir ama, halen etkili olmaktadır. Çünkü, medya üzerinde egemenlikleri vardır... El- Kaide adlı ne idüğü belirsiz örgüt bile -içindeki kullanılan bilinçsiz zavallıları biryana koyarsak- onların denetimindedir. Ve işgalci ABD'nin politikasına paralel olarak Irak'ta içsavaşı körükleyen bu örgütün Hizbullah ile, Şia ve türevleri ile, kısacası Lübnan direnişinin belkemiğini oluşturan güçlerle ve ayrıca Filistin halkı ile uzaktan yakından bağı yoktur. Buna karşın, aynı El- Kaide'nin Amerikan, Pakistan, Suudi servisleri ile çok yakın ilişkileri mevcuttur. Zaten, "uçaklar havaya uçurulacaktı" yalanını üretenler de bu servislerden başkası değildir ve ellerindeki kurbanları bile yalanlarını  gizlemelerine yetmeyecektir.- Yusuf Küpeli, 11-08-2006)

11 Ağustos 2006 / Cuma http://www.milliyet.com.tr/2006/08/11/son/sondun07.asp
     
Nafiz ALBAYRAK DHA
      İngiltere'de yolcu uçaklarının aynı anda havada infilak ettirilmesine ilişkin terör planının ortaya çıkarılmasından sonra alarma geçen ABD’de, bir uçağın tuvaletinde bulunan Arapça yazılı not paniğe yol açtı. Uçak yolcuları FBI tarafından tek tek sorgulanırken, yolcuların el bagajları da didik didik arandı.
      FBI sözcüsü Erik Vasys’in verdiği bilgilere göre, Boston-Austin seferini yapan JetBlue Havayolları’nın 1263 sefer sayılı uçağının kabin memurlarından biri, uçağın ön tuvaletinde üstünde Arapça yazılar bulunan bir kağıt parçası buldu. Uçağın kaptan pilotunun olaydan haberdar edilmesiyle, pilot kağıt üzerindeki notun, Londra’da ortaya çıkarılan terör planı ile bağlantısı olabileceği şüphesiyle, 11 Eylül saldırıları sonrasında ABD’de güvenlik konularından sorumlu olan Ulaştırma Güvenlik İdaresi’yle (TSA) bağlantı kurdu. JetBlue Havayolları uçağının, Austin’e güvenli bir şekilde inmesinin ardından, yolcular otobüslerle terminal içinde belirlenen ’arındırılmış salon’a alındılar. Tüm yolcular, FBI ajanları ve TSA görevlileri tarafından tek tek sorgulanırken, el bagajları da patlayıcı kokusu almada uzmanlaşmış köpeklerin de yardımıyla didik didik arandı. İsimleri, uçağın yolcu listesi ile karşılaştırılan yolculara tuvalette bulunan not parçası gösterilerek, bilgilerinin olup olmadığı sorulduktan sonra yolcular serbest bırakıldı. Kağıtta yazılı notun ise herhangi bir tehdit mesajı içermediği açıklandı.
      İngiltere’de bazı Amerikan havayolu şirketlerine yönelik terör eylemi girişiminin ortaya çıkarılmasından sonra, ABD hükümeti, İngiltere’den gelecek ticari uçaklar için güvenlik alarm düzeyini, en üst düzey olan ’kırmızı alarm’ düzeyine, öteki ülkeler ve yurtiçi ticari sefer yapan uçaklar için de, kırmızı alarmın bir altı olan ’turuncu alarm’ düzeyine çıkardı.
      ABD İç Güvenlik Bakanlığı yetkilileri, ‘kırmızı’ ve ‘turuncu’ alarm süresince, yolcuların el bagajlarında herhangi bir sıvı taşımalarını yasakladı.
     
     SIVI MAMA BİLE YASAK
      11 Eylül saldırılarının 5. yıldönümüne 1 ay kala Londra’da ortaya çıkarılan terör planlarının ardından, ABD’de havayolu güvenliğine yönelik önlemler, en az iki katına çıkarıldı. Londra’da ortaya çıkarılan eylemde, henüz kimliği açıklanmayan kişilerin, bomba üretiminde kullanılacak sıvı patlayıcıları, ayrı ayrı el bagajlarında uçağa sokmaya çalışmalarının ortaya çıkarılmasıyla, yolcu el bagajı içindeki tüm sıvı maddelerin uçağa sokulması yasaklandı. Yeni uygulamaya göre, şampuan, parfüm, saç jeli, her turlu içecek maddesi ve diş macunu yolcu beraberinde uçağa alınamayacak.
      İç Güvenlik Bakanlığı yetkilileri, yanlarında bebekleriyle seyahat edecek yolcuları da uyararak, uçaklara ’sıvı mama’ alınmayacağını da açıkladı. Yetkililer, bebekli yolculardan, yanlarında yalnızca kuru mama bulundurmalarını, uçağa bindikten sonra, kabin görevlilerinden sağlanacak su yada, süt ile mamanın hazırlanması gerektiğini belirtti. Öte yandan, yaşamsal önem taşıyan sıvı ilaçların, reçete ile alınmış olması, ilacın üstünde yolcu adının bulunması ve bu adın hem bilet hem de pasaport yada kimlikteki adla uyuşması durumunda ilacın uçağa sokulabileceği vurgulandı.
     
     GÜVENLİK SİSTEMİNDEN GEÇMİŞ
      İç Güvenlik Bakanlığı, daha önce bazı ABD havalimanlarında, sivil ajanların havalimanı güvenliğini denemek için, patlayıcı yapımında kullanabilecek sıvı maddeleri, güvenlik sistemlerinden ve X-ray cihazlarından geçirmeyi başardıklarını, bu konuda alınan önlemlerin de en üst düzeye çıkarıldığını açıkladı.

 

 

Piyasalarda terör paniği kısa sürdü (yalanı çabuk anlamışlar- Y. K.)
10 Ağustos 2006, Perşembe
Hürriyet İnternet
http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/4900169.asp?gid=69&srid=3041&oid=2&l=1
İngiltere'deki terör alarmı piyasaların dengesini bozdu. Avrupa borsalarında başlayan sert düşüşün İMKB'ye yansıması sınırlı kaldı. Borsa günü 174 puanlık düşüşle 37 bin 389 puandan tamamladı. Döviz ve faizde ise yükseliş yaşandı.

Bu sabah piyasaların açılışında İngiltere havaalanında yaşanan olaylar gündemi belirledi. Son günlerde olumlu bir seyir izleyen piyasaların gelişmelere gösterdiği tepki çok sert olmadı.  

Borsa, satışla açıldı. Endeks, kısa süre içinde 37 bin puanın altına geriledi. Son dakika alımlarıyla kapanış 37 bin puanda gerçekleşti. İMKB Ulusal-100 Endeksi 532 puanlık düşüşle birinci seansı 37 bin 31 puandan tamamladı. Hisse senetleri yüzde 1,4 oranında değer yitirdi. Endeks, en düşük 36 bin 724 puana gerilerken, en yüksek 37 bin 434 puanı gördü. Birinci seansta işlem gören toplam 313 hisse senedinden 80'i değer kazandı, 188'i değer kaybetti, 45 hissenin fiyatında ise değişiklik olmadı. Birinci seansta 745 milyon 666 bin 970 YTL'lik işlem hacmi oluştu. En çok işlem gören hisse senetleri, Yapı ve Kredi Bankası, Akbank, Garanti Bankası, İş Bankası (C) ve Vakıfbank oldu.

İkinci seansta toparlanma hareketi dikkat çekti. Endeks, 37 bin puanın üzerinde kalmayı başardı. İMKB Ulusal-100 Endeksi 174 puanlık düşüşle günü 37 bin 389 puandan tamamladı. Hisse senetleri yüzde 0,5 oranında değer yitirdi.

AVRUPA BORSALARINDA SERT DÜŞÜŞ

Avrupa borsalarında da yüzde 1 ile 3 arasında olan sert düşüşler kaydedildi. Özellikle havayolu ve turizm şirketlerinin hisseleri bu gelişmelerden olumsuz etkilendi. British Airways'in hisse senetleri en çok değer yitiren havayolu şirketi oldu. Aralarında Ryanair, Lufthansa, AirFrance gibi Avrupa havayollarının hisse senetleri de geriledi. Sterlin de dolar karşısında değer yitirdi.

FAİZ DALGALANDI

Bono faizinde dalgalı bir seyir izlendi. Yurtdışından gelen haberle önce yükselen faiz daha sonra geriledi. En çok işlem gören 16 Temmuz 2008 vadeli tahvilin basit faizi yüzde 21,14, bileşik faizi yüzde 19,39'dan kapandı. Bu tahvilin, aynı gün valörlü işlemlerinin dünkü kapanışında basit faizi yüzde 21,62, bileşik faizi yüzde 19,79 olarak gerçekleşmişti. 

MERKEZ PİYASADAN 98 MİLYON YTL ÇEKTİ
   
Merkez Bankası, 17 Ağustos ve 24 Ağustos olmak üzere iki ayrı vadede açtığı depo alım ihaleleriyle, piyasadan toplam 98 milyon YTL çekti. İhalelere sırasıyla, 133 milyon YTL ve 37 milyon YTL teklif geldi. Bir hafta vadeli (17 Ağustos) ihalede maksimum faiz yüzde 17,95, ortalama faiz yüzde 17,86, minimum faiz de yüzde 17,75 olurken, iki hafta vadeli (24 Ağustos) ihalede faizler aynı sıra ile yüzde 17,95, yüzde 17,90 ve yüzde 17,85 oldu. 

DÖVİZDE YÖN YUKARI
 
Serbest piyasada dolar 1,4470, euro 1,8670 YTL'den güne başladı. Ama gelen haberler dövizdeki yönü tersine çevirdi. Dolar, 1,45 YTL'nin üzerine çıktı. Merkez Bankası dolar kapanış kurunu alış 1,4446 YTL, satış 1,4516 YTL olarak açıkladı. Euro'nun alış kuru 1,8579 YTL, satış kuru 1,8669 YTL oldu.

 

İsrail'den tarihi fenere bomba
11 Ağustos 2006 / Cuma  http://www.milliyet.com.tr/2006/08/11/dunya/dun02.html
İsrail helikopterleri, Beyrut'un batısında aynı zamanda TV kulesi olarak kullanılan tarihi deniz fenerini de vurdu. Lübnan kaynakları, kentin en kalabalık Hamra bölgesindeki Kraytem semtindeki fenere en az 2 füzenin isabet ettiğini söylediler. İsrail'in bu saldırıda devlet televizyonuna ait antenleri hedef aldığı bildirildi. Kraytem'deki fenerin bir kısmı hasar gördü. Deniz fenerinden sonra Lübnan Radyosu Emşit tarafından kullanılan bir yayın istasyonu da vuruldu.

 

İsrail, mülteci konvoyuna füze fırlattı: 3 ölü, 8 yaralı
11.08.2006, 23:34 http://www.haberx.com/

İsrail uçağının, Güney Lübnan'dan kaçan insanların bulunduğu yüzlerce araçlık konvoya en az 5 füze fırlattığı, ilk belirlemelere göre 3 kişinin öldüğü, 8 kişinin de yaralandığı belirtildi.

AA- Görgü tanıkları ve kurtarma görevlileri, bugün erken saatlerde Marjayun kasabasından ayrılan konvoyun, Lübnan'ın doğusundaki Kefraya köyü yakınında hedef alındığını kaydetti.

İsrail birliklerinin bölgeyi ele geçirmesinden 1 gün sonra yaklaşık 3 bin sivil ve 350 Lübnanlı güvenlik görevlisinin konvoyla kasabadan ayrıldığı bildirildi.

 

ABD, İsrail'e 'misket roketi' vermeyi tasarlıyor
11.08.2006, 23:27 http://www.haberx.com/

ABD hükümetinin, İsrail'e M-26 "misket roketi" satma niyetinde olduğu öne sürüldü. New York Times Gazetesi'nin yazdığına göre İsrail hükümeti, Lübnan'da Hizbullah mevzilerine karşı parça etkili M-26 roketlerini kullanmak istiyor.

AA- Gazeteye açıklama yapan bir yetkili, İsrail'e "misket roketi" satışına yakında onay çıkabileceğini söylerken, başka yetkililer, roketlerin sivil kayba da yol açacağını, bunun da diplomatik çabalara zarar vereceğini düşünen ABD Dışişleri Bakanlığı'nın satışı erteleyebileceğini bildirdi.

Dışişleri ve savunma bakanlıklarının sözcüleri ise, haberle ilgili yorum yapmadı.

Gazete, İsrail'in 1982'de Lübnan'ı işgal ettiği sırada kullandığı bu silahların sivillerin ölümüne yol açmış olduğunu hatırlattı.

Ayını dolduran İsrail-Hizbullah çatışması, Lübnan'da 1000'den fazla sivilin yaşamına mal olmuş bulunuyor.

M-26 roketi, kısa menzilli antipersonel silahı olarak tanımlanıyor. Roketin içinde bulunan el bombası benzeri yüzlerce mini bomba, roketin patlamasıyla geniş bir alana dağılarak infilak ediyor.

 

İsrail'in en ağır kaybı: 15 ölü
10 Ağustos 2006, Perşembe
KUDÜS (A.A)
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/4898286.asp?m=1&gid=69&srid=3048&oid=4
İsrail ordusu, Güney Lübnan'da dün çıkan çatışmalarda, 15 İsrail askerinin öldüğünü doğruladı. İsrail, savaşa çözüme yönelik diplomatik çabalara şans tanımak için Güney Lübnan'a kara saldırılarına 2-3 gün ara verdi.

İsrail ordusu, Hizbullah gerillalarıyla dün gün boyu çıkan çatışmalarda, 40 gerillanın da öldürüldüğünü bildirdi.
İsrail Televizyonu ise, çatışmalarda 38 İsrail askerinin yaralandığını kaydetti.

İsrail dün böylece, Hizbullah gerillalarıyla 1 aydır süren çatışmalarda, 1 gün içindeki en büyük asker kaybını vermiş oldu. Televizyon, ölü ve yaralı askerlerin bazılarının ihtiyat, bazılarının ise ordunun sürekli askerleri olduğunu açıkladı.

İSRAİL KARA HAREKATINA ARA VERDİ

Üst düzey İsrailli bir yetkili, Başbakan Ehud Olmert'in, diplomatik çabalara şans tanımak için Güney Lübnan'a kara saldırılarına 2-3 gün ara verilmesine karar verdiğini duyurdu.

İsmi açıklanmayan üst düzey bir hükümet yetkilisi, Güvenlik Kabinesi'nin dün Lübnan'a karar harekatının genişletilmesini onaylamasının ardından Başbakan Olmert'in, kara harekatını, diplomatik çabaların sonuç verip vermediğini görmek için 2-3 gün durdurmaya karar verdiğini kaydetti.

İsrailli Bakanlardan Refi Eitan da İsrail radyosunun, bu tür bir erteleme olup olmadığı yönündeki sorusuna, diplomatik değerlendirmeler yapıldığını ve hala bölgeye uluslararası gücün gelmesi olasılığı bulunduğunu ifade ederek, “Güney Lübnan'da olmakla değil, sınırlarımızda barış olmasıyla ilgileniyoruz” yanıtını verdi.

İSRAİL ASKERLERİ MARCAYUN KASABASINI ELE GEÇİRDİ

İsrailli üst düzey yetkililerin, diplomasiye şans tanımak için güvenlik kabinesinin dün onayladığı Lübnan'a kara harekatının genişletilmesi planının bir süreliğine askıya alındığı açıklamasından kısa süre önce İsrail askerleri, Lübnan'ın yaklaşık 9 kilometre içerisindeki Marcayun kasabasını ele geçirdi.

İsrail'in Marcayun'u ele geçirmesi ve yakınlarındaki köylerde ilerlemesinin, kara saldırılarını genişletmese bile, sınır bölgelerinde konumunu güçlendirme operasyonlarını sürdürdüğünün işareti olduğuna dikkat çekiliyor. İsrail'in sınırdan Lübnan'ın güneyinin 6 kilometre kadar içinde yaklaşık 10 bin askerinin bulunduğu kaydediliyor. İsrail'in sınırdan yaklaşık 9 kilometre içerdeki Hristiyan kasabası Marcayun'un kuzey girişinde konuşlanmasıyla kara harekatını birkaç kilometre de olsa öncekinden daha derinleştirdiğine işaret ediliyor.

MİNİBÜSE FÜZE SALDIRISI: 1 ÖLÜ, 12 YARALI

Bir pilotsuz İsrail uçağının, Bekaa Vadisi'nde seyir halindeki bir minibüse füze saldırısı düzenlediği, saldırıda ilk belirlemelere göre 1 kişinin öldüğü bildirildi.

Görgü tanıkları, bölgenin başkenti Zahle'nin 5 kilometre kadar doğusundaki Rayak kasabasında düzenlenen saldırıda 12 kişinin de yaralandığını belirtti.

Bir İsrail uçağının bir başka saldırıda ise Hizbullah'ın karargahı olarak bilinen Baalbek kentini Suriye'nin Humus kentine bağlayan yolu hedef aldığı kaydedildi.

İSRAİL UÇAKLARI KUZEY LÜBNAN'DA İLK KEZ BİLDİRİ DAĞITTI

Bu arada İsrail savaş uçaklarının kuzey Lübnan'da, Filistin mülteci kampının da bulunduğu bölgede ilk kez bildiriler dağıttığı bildirildi.

Bildirilerde, Hizbullah'a füze nakliyatında kullanıldığı iddia edilen kamyonların saat 20.00'den sonra yollara çıkması halinde hedef kabul edileceği belirtildi.

http://www.sinbad.nu/