Kısa bir not: Günlük satışı 300 bini aşan İsveç’in en büyük akşam gazetesinden yapılmış olan aşağıdaki çeviri, ABD ve İsrail yönetimlerine yaranmaya çalışarak ünlerine ün katacaklarını, yağlı- ballı bir yaşam süreceklerini ve aynızamanda kendilerini “demokrat” olarak pazarlayacaklarını sananlara; ruhunu çok ucuza Mephistophales’e satmış olanlara, tüm insan müsvettelerine, yaşayan ölülere atanmıştır.

 

Aslında Ortadoğu halkları köpeği bilinçsizce aşağılasalarda, gerçekte köpekler insanların en eski ve en iyi dostlarıdırlar ve sevgileri gerçektir. Köpek akılları ile sahiplerini, kendilerini iyi- kötü besleyenleri gözlerinde “tanrılaştırırlar” ve onlara gerçek bir sevgi göstererek becerileri ölçüsünde borçlarını ödemeye çalışırlar. Köpeğin el yalaması, kuyruk sallaması samimi ve güvenilir bir sevgi gösterisidir.

 

“İnsan” kılığındaki “çanak yalayıcıları”, “kuyruk sallayıcıları”, köpekteki samimiyetten ve güvenilirlikten tamamen yoksundurlar. Bunlar en büyük güce sırtlarını dayayarak, hizmet sunarak düşleyebildikleri sınırlı dünyevi nimetlerden kolayca yararlanabileceklerini sandıkları için yalanma eylemlerini planlı ve tam bir ikiyüzlülükle yerine getirirler... ABD’nin safında Irak halkına saldırmayı “reel" veya "gerçekçi" politika'nın ve “demokrat” olmanın bir ölçüsü gibi yutturmaya çalışanların özünde ne ABD yönetimine, ne Türkiye yönetimlerine ve nede bu yönetimlerin değişik ölçülerde baskısı altındaki halklara ve bölge insanlarına herhangi bir bağlılıkları yoktur. Haksızlıklara karşı tamamen tepkisiz körelmiş duyguları ve hastalıklı beyinleri sadece miğdelerine ve sıradan “pırıltılı” kariyerlerine bağlı olan bu kişilerin ihanet etmeyecekleri tek bir güç dahi yoktur.

 

Aşağıdaki çeviri ve altındaki notlar sözkonusu kuyruk sallayıcıları için gereksiz ve anlamsız ifadeler gibi gözükebilir ama, yinede bu metinlerdeki herşey onlara adanmıştır. Laf ebeliğinden başka bir özellikleri olmamasına karşın kendilerini “uluslararası değer sanan” ve “herşeyin iyiye gittiğini” göbek atarak ilaneden “aile boyu Coca Cola”ya, çoğu zaman kulaktan dolma bilgilerle alabildiğine komik yanlışlar yapan o şımarık yaşlı baba ve iki oğula adanmıştır özellikle. Ve zaten tanınan diğer ünlülere adanmıştır.

 

Okunması dileğiyle

yusuf@comhem.se

Yusuf Küpeli, 15. 05. 2004

ABD binlerce mahkumu gizli tutsakevlerinde izole ediyor

 

Per Matsson, Aftonbladet (1), 14 Mayıs 2004

http://www.aftonbladet.se/vss/nyheter/story/0,2789,477931,00.html

 

The New Zelland Herald’ın yazdığına göre, ABD yönetimi binlerce mahkumu gizli tutsakevlerinde izole etmektedir. Tüm dünyadan yaklaşık 10 000 kişi gezegenimizin değişik köşelerindeki gizli ABD tutsakevlerinde ve sorgulama hücrelerinde bulunmaktadır. Bu kuraldışı gizli tutsakevlerinin yapıları Irak’taki Abu- Garip (= Garibin veya fukaranın Babası) hapishanesinin benzeridir.

 

Çok değerli gizli bilgileri kullandığını belirten aynı gazeteye göre, sözkonusu tutsakevlerinden önemli ve hassas olan bazılarının varlığından ABD Kongre üyeleri bile haberdar değillerdir.

 

Bu hapishanelerdeki esirler avukatları ve aileleri ile ilişki kuramamaktadırlar.

 

Gazeteye göre, bu gizli tutsakevlerinde farklı, birbirleri ile uzlaşmaz sorgulama yöntemleri aynızamanda kullanılmaktadır. Abu- Garip hapishanesindeki cinsel tecavüz olaylarının istisna olmayıp, bir sorgulama yöntemi olarak sistematik biçimde uygulanmakta oldukları anlaşılmaktadır.

 

21 ülkeden mahkumlar

 

Human Rights Watch’ın (insan hakları gözlemi) bir raporuna göre, ABD yönetimi Irak’ta 10 hapishaneye sahiptir ve bunların çoğunluğu Saddam rejimi sırasında kullanılmışlardır.

 

Bu 10 hapishanede 21 farklı ülkeden mahkumlar vardır. İçinde olduğumuz günlerde mahkumların sayılarının artmış olmasına karşın, Ocak 2004’de sözkonusu hapishanelerde 8 968 kişi tutulmakta idi. Washington Post’ta yayımlanan bir rapor anılan bilgileri desteklemektedir. Kızıl Haç’a göre, mahkumların yüzde 90’ı herhangi birşeyden sorumlu değillerdir. Human Rights Watch’ın geçen çarşamba günü (12. 05. 2004 günü) bildirdiğine göre, Afganistan’daki esirler/ mahkumlar’da Amerikalı personelin sistematik cinsel tecavüzüne uğramaktadırlar.

 

Guantanamo üssündeki tecavüzler

 

Guantanamo üssüdeki tecavüz olayları da artık açığa çıkmaktadır. Sky News’ın haberine göre, -Guantanamo üssünde kalmış olan- iki İngiliz vatandaşı W. Bush’a mektup yazarak karşılaştıkları işkenceleri anlatmışlardır. Aynı kişilerin hukuki temsilcileri Sky News’e şunları söylemişlerdir:

- Onların (müvekkillerimizin) başlarına gelenler birer istisna (tek tek görülebilecek) olaylar olmayıp, Amerikan politikasının bir parçasıdırlar (2). Tüm dünya için bu konuya kesinlikle açıklık getirmek gerekmektedir.

- Onlar (müvekkillerimiz) köpeklerin saldırıları ile korkutulmuşlardır. Eksterm/ aşırı soğukta tutulmuşlardır (3). Çırılçıplak dikilmeye zorlanmışlardır. Irak’ta uygulanmakta olan aşağılama yöntemlerinin aynıları ile karşılaşmışlardır.

 

İşkence yapmakla suçlanan yedi Amerikan askerinin hukuki temsilcileri ve aileleri ile yapılan görüşmeler, sözkonusu işkence uygulamalarının üst rütbeli komutanların emirleri ile yapıldığını ve aynı komutanları memnun ettiğini kanıtlayan güçlü deliller içermektedir (2). İşkenceden amaç, mahkumların dirençlerini kırmak, kişiliklerini yoketmek ve onları teslim almaktır.

                                                                                        Per Mattsson

Publicerad: 2004-05-14

Türkçesi: Yusuf Küpeli

yusuf@comhem.se 

 

Notlar:

 

(1) Aftonbladet, İsveç’in en büyük günlük akşam gazetesidir ve sosyal demokrat eğilimlidir.- Y. Küpeli

 

(2) Kurbanların gözleri bantlı olarak götürüldükleri ve yine gözleri bantlı olarak işkenceye alındıkları, ilk işkence seansı başlamadan önce amerikan ingilizcesi ile kurbana “kontra gerilla örgütünün elinde olduğu” altı çizilerek belirtilen İstanbul- Ziverbey’deki gizli işkence merkezinde yapılmış olan sorgulamalardan veya 12 Mart 1971 askeri darbesi günlerinden beri Türkiyeli işkencecilerin ABD’deki veya yine ABD’ye ait Panama’daki veya Almanya’daki özel merkezlerde egitim görmüş oldukları bilinmektedir. Ve şüphesiz yine çok uzun yıllardan beri işkencenin emperyalist ABD yönetimlerinin pasifikasyon yöntemi olarak sistematik biçimde kullanılmakta olduğu, bunun resmi politikadan başka bir tavır olmadığı, ABD’li uzmanların geleneksel işkence yöntemlerini elektrik gibi yeni bilimsel bulguların ve anatomi bilgisinin katkıları ile zenginleştirmiş oldukları ayrıca bilinmektedir.

 

İsveç televizyonunun 14 Mayıs 2004 günlü haber bülteninde konuşan yaşlı bir Guatemala’lı eski mahkum, içeride kaldığı 17 yıl boyunca Amerikalı görevliler ve Amerikalılar tarafından yetiştirilmiş yerli gardiyanlar tarafından uygulanan ve hiç bitmeyen işkence yöntemleri ile karşılaşmış olduğunu ve cinsel tecavüz uygulamalarının sistematik olarak kullanıldıklarını açık kimliği ile anlatmıştır. Irak’tan konuşan bir diğer eski mahkumda Amerikalılarla ilgili olarak benzer bilgiler vermiştir.

 

Guatemalalı eski mahkumun sözlerinin doğruluğundan şüphe edilmese bile, anlatımını destekleyen başka güçlü bilgiler mevcuttur... Clinton ABD Başkanı olduğu günlerde, 1 mart 1999 günü, Guatemala’da olanlar için “özür” dilemiştir. Şüphesiz bu “özür” W. Bush’un Irak “özürü” kadar sahte ve gerçeği değiştirmeyen ve tamir etmeyen bir tavır olsada, artık inkar edilemeyen kanlı katliamların ve işkencelerin resmen onayı anlamına geldiği için önem taşımaktadır.

 

Guatemala topraklarının yaklaşık hepsini elinde tutan ve yerli halkı yok pahasına köle gibi çalıştırarak Amerikalılara ucuza muz yedirten ve kolayca milyarları kazanan United Furit Company’nin elindeki toprakların birkısmını millileştirip yoksul köylülere dağıtan idealist cumhurbaşkanı Jakobo Arbenez, Başkan Eisenhover’in 15 haziran 1954 günü onayladığı kararla, CIA Direktörü Allen Dulles ve kardeşi Dışişleri bakanı John Foster Dulles tarafından örgütlenen bir darbe sonucu devrilmiştir. (Kara ünlü Dulles biraderlerin aynen Bush ailesi gibi Hitler’i destekleyen mali- sermaye çevreleri ve Nazilerle Hitler’in iktidarının başlangıç yıllarından beri ortaklıkları olduğu bilinmektedir. Bu konuya başka bir anlatımda ayrıntıları ile gireceğim.- Y. K.) Böylece, 36 yıl sürecek olan kanlı olaylar zinciri başlamıştır... Abenez'in devrimesinin ardından, önce, yedi sendika lideri öldürülmüştür ve sonra tüm sendikalar yasaklanmıştır. Clinton'un "özüründen" kısa bir süre sonra yeniden başlayacak olan olaylar 1996'da durduruldugu zaman, 11 milyon nüfusu olan Guatemala'da 200 bin kişi öldürülmüştü ve 50 bin kişi de kayıptı. Birleşmiş Milletler Gerçegi Ortaya Çıkartma Komisyonu, tüm katliam ve işkence olaylarının yüzde 93'ünün sorumluluğunun CIA tarafından örgütlenen hükümet güçlerine ait oldugunu kanıtlamıştır. Kayıplar listesindeki 50 bin kişiyi yokedenler de aynı güçlerdir. Hükümet güçleri tarafından alındıktan sonra kaybolanlar arasında Profösörler, aydınlar, sendika liderleri vardı. Başkent Guatemala'da 1980 yılında 27 sendika lideri güpegündüz aynı anda kaçırılıp katletmişlerdir vs..

 

İşkence görenlerin çıglıklarını duymaktan rahatsız oldugu için örgütü terkettigini söyleyen eski CIA ajanı Phil Agee, Nikaragua halkının başına bela edilen Contras'ın da CIA tarafından örgütlendigini anlatmaktadır...

 

Alman Gençlik Birligi (BJD) adı ile çalışan gizli örgütün yöneticileri 22 ocak 1951'de Başkan Truman'a bir mektup yollamışlardır. Sözkonusu örgütün Teknik Hizmetler adlı üst düzeyde gizli bölümü, Nürnberg yakınlarındaki Grafen Wöhr ABD askeri üssünde silahlı egitim veriyordu. Egitime, cinayet ve işkence yöntemleri dahildi. Egitimi, Albay ünüforması taşıyan Sterling Garwood adlı bir Amerikalı veriyordu ve bu kişinin beş ayrı adı daha vardı. Egitim gören eski Nazi subaylarının aylıkları 500 ile 1000 Mark arasında idi ve 1950'li yıllar için bu yüksek bir ücretti. Paraları Sterling Garwood getiriyordu. Coca Cola, Bosch, Salamander, Reemtsma, Mercedes'i üreten Daimler Benz firması ve daha birçok büyük şirket sözde gizli örgüte ekonomik yardım yapıyordu. Para sorunları yoktu. Egitim görenlerin arasında, Fransa'da Oradour'da bir klise de aralarında kadın ve çocukların da oldugu 548 sivili öldürmekten aranan ve yine Tulle'de 120 sivili öldüren SS celladı Heinz Lammerding'de vardı. Örgütün içinde sorumlu konumlarda olan bezer kişiliklerin adları uzun bir liste oluşturuyordu. Mevcut yüzlerce somut kanıta karşın, tutuklular iki hafta sonra serbest bırakıldılar ve dava sessizce kapatıldı. Çünkü, ABD Dışişleri Bakanlıgı yargıya müdahale etti ve yakalananların Amerika'nın gizli haberalma eylemleri çerçevesinde çalıştıklarını bildirdi. Federal Almanya henüz NATO üyesi degildi, topluluğa 6 mayıs 1954'de katıldı. Davayı ustaca kapatan başsavcı Hubert Schrobber, Agustos 1955'de Federal Almanya iç istihbarat örgütü Landesamt für Verfassungsschutz (BfV) veya türkçe adı ile Anayasayı Koruma Örgütü’nün başına oturtularak ödüllendirildi ve bu görevinde 18 yıl kaldı. (Bak, Leo A. Müller, Gladio- Soğuk Savaşın Mirası; Yusuf Küpeli, Tarihin İzinde Balkanlar ve ABD, Nisan 2000, Ankara)

 

ABD tarafından egitilen, örgütlenen Nicaragua’daki Kontras benzeri kriminal unsurların ve ABD’li uzmanların yeryüzünün her köşesindeki işkenceleri ve cinayetleri ile ilgili örnekler uzayıp gitmektedir.

 

Ve zaten emperyalizm olgusu ile baskı, şiddet ve işkence olaylarını birbirinden ayırmaya olanak yoktur. Gezegenimizin kaynaklarının en büyük kısmını sömüren ABD gibi tarihte eşi görülmemiş büyüklükteki yağmacı bir güç, iktidarını sürdürebilmek ve dünyanın değişik köşelerindeki haklı başkaldırıları ezebilmek için işkenceyi sistematik bir yöntem olarak kullanmaktadır. Ve bu resmi ABD politikası kendi uzmanları tarafından resmen ifade edilmektedir...

 

Pazar günleri dışında her sabah Stockholm’ün tüm metro (tünel) istasyonlarında, Mack Donalds- hamburger restoranlarında bedava dağıtılan Metro gazetesinin 12 Mayıs 2004 tarihli sayısının 4ncü sayfasında yayınlanmış olan “Tortyr befogat menar experter” (Uzmanlara göre işkence uygundur/ haklıdır) başlıklı habere göre, “yeni savaşın yeni yöntemleri gerekli kıldığını” ifade eden ve böylece ABD yönetimlerinin uygalamakta olduğu işkenceleri meşrulaştırmaya çalışan sözde bilimadamları vardır. Bunların "Yeni savaş”tan kastettikleri bilinen bir yalanı, “teröre karşı savaş” yalanını tekrarlamaktan başka birşey değildir. “Gerekli buldukları işkence” olayı ise hiç te yeni olmayan, yüzyılı aşkın süredir ABD yönetimleri tarafından kullanılmakta olan yöntemleridir. Yine de tüm yalanlarına karşın bu sözde bilim adamlarının korkunç işkence uygulamalarını meşrulaştırma çabaları, işkence gerçeğinin itirafı olarak olayın duyurulmasına çalışanların işlerine yaramaktadır.

 

İsveç’in en büyük haber ajansı TT’den Helena Ekinge’nin imzasını taşıyan aynı habere göre, Pennsylvania Üniversitesi’nde etik (ahlak) sorunları uzmanı Arthur Caplan, ABD yönetiminin yürütmekte olduğu savaşındaki uygulamalarını savunurken, “işkence gerekli olabilir.”, demiştir. Harvard profösörü Alan M. Dershowitz, ABD’nin uygulamakta olduğu işkence yöntemlerini sürdürmesi gerektiğini savunmaktadır... Uluslararası Af Örgütü’nün İsveç genel sekreteri Carl Söder’e göre ise, işkenceye izin veren bu tartışmalar öfkelendiricidir. Carl Söder, uğruna mücadele edilen tüm değerlerin sarsılıp yokolma tehlikesi taşıdığını ifade etmiştir.

 

Şüphesiz Amerikalı etik (ahlak) uzmanının, aynızamanda ABD yönetimi tarafından da imzalanmış Cenevre Anlaşması’na tamamen aykırı bir uygulamayı, hukuk ve ahlak dışı işkence yöntemlerini savunuyor olması düşündürücüdür... Mahkumlara cinsel tecavüzü; birbirlerine masturbasyon yapma ve tecavüze zorlanma eylemlerini; cinsel organları dahil heryerlerine elektrik verilmesini ve daha sayılamayacak kadar çok insanı aşağılayıcı ve acı verici korkunç yöntemi uygun bulan sözkonusu "ahlakın" sağlıklı insanlara özgü olamayacağı açıktır. Bu tip bir “ahlakı” veya açıkçası ahlaksızlığı savunan bir kişinin ise Amerika’da üniversitede “ahlak” dersi veriyor olması, aynı kişinin hiçte bir istisna (ender görülen tek olay) olmaması, itiraza yer bırakmayacak ölçüde ABD üst sınıflarının, emperyalizmin sözcüsü yönetici sınıfların korkutucu çarpık dünya görüşlerini yansıtmaktadır.

 

Irkçılara, post modern (modern ötesi) faşizmin temsilcisi güçlere özgü bu insana düşman hastalıklı dünya görüşü ve aynı gerçeğe bağlı sistematik işkence uygulamaları, ABD emperyalizminin sonunu engelleyemeyecektir. Zaten tüm baskı ve işkence yöntemlerinin gerisinde derin korkular, sınırsız bir paranoya gizlidir ve ABD emperyalizmi -tarihte daha önce yaşanmış küçük çaplı diğer örnekleri gibi- tüm uşakları, kuyruk sallayıcıları ile birlikte yıkılıp yokolmaktan kurtulamayacaktır. Gerisinde acı veren karanlık anılar ve derin bir nefretin izini bırakarak tarihin çöplüğüne atılacaktır. Önemli olan, yıkılırken yaratacağı anaforun dünyamıza vereceği zararları mümkün olduğunca aza indirebilmektir.

Yusuf Küpeli, 15. 05. 2004

NOT: Bu anlatım basıldıktan kısa süre sonra, 16 Mayıs 2004 günü İsveç devlet televizyonu yazılı haberlerine  (SVT Text, s. 130) yansıyan bilgilere göre, “Rumsfel sorgu yöntemlerini onayladı”. Kısacası, Irak’ta Abu- Garip hapishanesinde uygulanmakta olan hertürlü cinsel baskı ve diğer işkence yöntemlerinin bireysel eylemler olmayıp, savunma bakanı Rumsfeld’e dek uzanan bir emir- komuta zincirinin uzantıları olarak gerçekleştikleri, işkencelerden sorumlu gösterilen Amerikalı askerlerin sözkonusu eylemlerini üslerinin emirlerine uygun olarak yerine getirdikleri kesinlik kazandı.

 

Tekst TV’de aynen şunlar yazılmaktadır: “Rumsfel sorgu yöntemlerini onayladı. New Yorker dergisinin yazdığına göre, Abu- Garip hapishanesinde kullanılmakta olan farklı sorgu yöntemleri gizli bir plan çerçevesinde ABD’nin savunma bakanı Donald Rumsfeld tarafından cesaretlendirildi. Araştırmacı gazeteci Seymour Hersh’in yazdığına göre, Irak’ta yükselmekte olan direnişle ilgili olarak gizli servise daha çok malzeme toplayabilme amacıyla fiziki ve cinsel baskıyı cesaretlendiren plan geçen yıl (2003) Rumsfeld tarafından onaylandı. Hersh daha önce ve halen gizli serviste görev yapanları bilgilerin kaynağı olarak göstermektedir. Hersh’in yazısından alıntılar haftaya baskıya girecektir.” Yusuf Küpeli

(3) Guantanamo için anlatılan aşırı soğukta tutma olayı, Nazi Almanyası tarafından toplama kamplarında özellikle Slav/ Rus asıllı tutsaklara uygulanan bir işkence yöntemidir aynızamanda... Naziler, insanların soğuğa nekadar süre dayanabileceklerini anlamak amacıyla sağlıklı ve direnen Rus esirlerini çırılçıplak buzlu suların içine atıp kurban ölünceye dek bu özel havuzda bekletmişlerdir. Deneklerden bazılarını ise ölüm anında sudan çıkartarak nasıl kurtarılabilecekleri üzerine araştırmalar yapmışlardır. İnsanın en iyi karşı cinsten başka bir insanla yanyana yatırılıp sarmalanması ve bu şekilde ısınması sonucu kurtulma olasılığının arttığını iddia etmişlerdir vs..

 

Hitler’in toplama kamplarında kadın- erkek ve özellikle çocuk ve sakat mahkumlar üzerine korkutucu deneyler yapan ünlü Nazi doktoru Mengele’nin işlerinin, mirasının ABD’li uzmanlar tarafından sahiplenilip sürdürüldüğü bir sır değildir ve bu ayrı bir anlatımın konusudur. Yalnız burada, gözlerden ırak ve ABD yönetiminin gerçeğe uymayan kanısına göre altında imzaları olan “Cenevre Anlaşmaları”nın kapsamı dışında kalan Küba’daki Guantanamo üssündeki mahkumlara -Mengele’den miras alınma yöntemlerle- gizli bazı biyolojik, kimyasal, psikolojik deneyler yapıldığı, bunların insanlar üzerindeki etkilerinin kaydedildiği anlaşılmaktadır. Afganistan’dan rastgele toplanmış olan, aradan geçmiş olan üç yıllık süreye karşın ne ile suçlandıklarını bile halen bilmeyen, birçoğu çocuk yaşta olan tutsakların “deney tavşanları” olarak kullanılmaları dışında Guantanamo’da tutuluyor olmalarının mantıki hiçbir gerekçesi yoktur ve muhtemelen bu gerçek ileride tüm çıplaklığı ile açığa çıkacaktır.

Yusuf Küpeli, 15. 05. 2004

http://www.sinbad.nu/