Rakı mı sahte, insanoğlu mu sahtekâr?

Sahtecilik sınır tanımıyor

Şimdi ne içeceğiz?

 

Rakı mı sahte, insanoğlu mu sahtekâr?
 

Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ, Cukurova Üniversitesi, iortas@cu.edu.tr
 
Rakı'nın Değil, İnsanın Sahtesi Öldürüyor
 

Anavatanı Irak, arapçası "arak" ve dilimizdeki adı rakı olan ve üzüm suyunun fermante edilmesi ve ardından da imbikleşmesi sonucu oluşturulan alkolü içki en az 3000 yıldır Ortadoğu ve Kafkaslar'da üretilmektedir. "Sahte rakının" çok sayıda akşamcı vatandaşın ölümüne neden olması ile birlikte sahte olan ve sahtekârlık ile ilgili alt beynimizdeki bir çok kavram birden bire su yüzüne çıkmaya başladı. Sahte rakı, sahte ilaç, sahte para, altının sahtesi, sahte antika eşya, kimi zaman sahte, kimi zaman sahtekâr doktor, sahtekâr hoca, sahtekâr bankacı. Sahte ve sahtekâr mercedes'li dilenciler, sendikacılar, yöneticiler. Rivayete göre Bush yönetimi de sahte belgelerle Irakta gizli nükleer silah var diye Irak'ı işgal etmesi sonucu bugün milyonlarca insan acı çekmektedirler.
 

Murat Belge 6 Mart 2005 tarihli Radikal gazetesindeki "Rakıdan girip lafa.." adlı köşe yazısında taklit veya "sahtesini yapma" işinin nesnel dünyanın ürünlerini üretmekle kalmadığını belirtiyor. Ve manevi alanlarda da sahtelerin üretildiğini belirtiyor. Diyor ki Sayın Belge, "profesör'ün, yazarın, düşünürün de sahtesini yaratmış bulunmaktayız". Tabii sık sık duyduğumuz gibi sahte solcu, sahte dinci, sahte demokrat, sahte hoca, sahte hacı, sahte doktor, sahte dost, diye sahtekarlıklar listesi uzayıp gidiyor. Asıl sorunlu olan, kanımca insanın sahtekârıdır. 
 

Sahte Aslının Zıddı Değil, Maskelenmiş olandır.
 

Biyoteknolojideki klonlama çalışması ile ilk Doly koyunu çoğaltılırken insanların aklına ilk gelen insanın kopyası yapılır mı?, yani sahtesi üretilir mi? Olmuştur. O zaman benim cevabım evet ancak kopya insandan değil kopya insanı sahtekârlaştırmaktan korunmamızın daha doğru olacağını düşündüm. Hepimiz biyolojik yoldan kopyalanma sonucu dünyaya geliyoruz ancak içinde yaşadığımız dünya bizi farklılaştırıyor. Büyüdükçe aldığımız eğitim ve çevrenin etkisi ile bir yaşam veya yol haritası çizebiliyoruz. Ancak maalesef ülkemizde verilen eğitim insanımızın erken dönemde uyanık bir vatandaş olmasını, karşılaştığı sorunların üstesinden gelmeyi ve çağını anlamasını sağlamadığı için bir çok sorun yaşamaktadırlar. 
 

Doly sahte olmadığı gibi rakı da sahte değildi, sadece ikincisi öldürücüydü. Yaratıcısı da sahtekâr bir insanoğlu. Sahte kelimesi aslına uygun olmayanı veya aslının tersi, yani esasın zıttı gibi algılansa da aslında "aslı başka olan" anlamına geliyor. Yani "sahte" aslına göre belirlenmeyip "aslı adından başka olan" anlamına geliyor. 
 

İçtikten sonra yüzündeki maskeyi atıp gerçeği konuşanlar, aşkını ilan edebilenler, söylenmemiş olanı söyleyebilenler, bir tür psikanalitik deşifre de çok önemlidir. Tabii kendine ve çevresine zarar vermemek kaydı ile. Ancak yine de "rakı içen öldü de su içen ölmedi mi" söylemine istinaden adabına göre içmek tamam, ancak sarhoş olmak için değil. Hele, trafiği kilitlemek, sağa sola sataşmak, başkasını rahatsız etmek bilinçli yurttaşlara yakışmaz. Özellikle eğitimli kişilere hiç yakışmaz. 
 

Aslında psikologlar derler ki herkesin bir gerçek yüzü vardır bir de maskesi. Ancak bir maskeye razıyız da bazılarının bir kaç maskesi bulunmaktadır. Bir arkadaşım kapısına "maskeni çıkar da içeri gir" yazdırmış. Tabii hepimizin doğal olarak çekingenlikleri var, bazı konularda söylenmemesi gereken sözler var, bizim bilip de başkasının bilmemesini bildiğimiz konuları söylememek önemli. Ancak, çok maskelilik veya bizim bilerek bazı şeyleri gizleyip kendimize ters düşmemiz, kendimize yabancılaşmamız insanın sahtesini ortaya çıkarmaktadır. Hani derler ya oturunca mangalda kül bırakmaz, sizin ile birlikte her konuya evet der, vatan millet için en hamasi nutukları o atar, ancak hayatın gerçeklerine gelince, gerçek yaşamda çok da söz verdiği gibi olmadığını gördüğümüz çok sayıda kişi ile karşılaşırız. İnsanın sahtesi yani sahtekâr ciddi sorundur. Yapılan sahte işler insanın birbirini küçük çıkarları için kandırmasıdır. Belki de bunlardan en acısı da sahte dost yarasdır. Kurşun yarası geçer de dost yarası geçmez, insanın birbirine kazık atması, birbirinin sırtına basarak bir yerlere gelmesi ve ardından riyakârlık yapıp sırtını dönmesi ise hiç affedilmiyor.  Herkes bir şekilde amerikanlılaşmaktan şikâyetçi ancak ondan da kopamıyor. Aynı kişiler bilmezler ki bir başkası da kendisini aynı değerler uğruna kazıklamaktadır.
 
Mutluluk ve Menfaat İlişkileri
 

İnsanlar mutluluğu doğada ve estetikte değil bireysel menfaat ilişkilerinde aramaya başladı. Çıkış kapısı bulamayan, yaşam bilinci konusunda yeterli derinliğe sahip olmayan yurttaşlar, kolay yoldan para kazanmayı ve köşeyi dönmeyi neredeyse ilke haline getirmişlerdir. Bütün bunların sonucu bir çok yurttaşımız, vergi vermekten kaçınıyor, yalan yanlış beyanda bulunuyor, akla hayale gelmeyecek işlere girişiyor. Söz konusu kişiler kendilerine göre yaşamdan zevk almaya çalışan insanları kendi küçük çıkarları uğruna zehirlemektedirler. İnsanlar arasındaki gelir dağılımının açılması, az çalışarak para kazanması, başkasının sırtından para kazanması belki uzun zamandır vardı ancak son yüz yılda hızla tırmanışa geçti. 
Bunda uygulanan siyasi modellerin de büyük payı bulunmaktadır. Geçen yüzyılda loto-toto, milli piyango, altılı ganyan bir bütün olarak insanların yaşamlarını şansa bağlamasına, büyük paralar kazanmaya itmiştir. Ancak kazanca yorularak değil, kolay yoldan ulaşarak. Bu süreç beraberinde kalpazanlığı da doğurmuştur. 1980 sonrası "para kazan da nasıl kazanırsan kazan" anlayışı gençlikte bireysel ve bencil bir anlayış doğurdu. "Para eşittir mutluluk" neredeyse bir yasa haline getirildi. Bugün toplumun her kesiminde artan rüşvet, yolsuzluk, kapkaç, hortumculuk hepsi belirli bir aşamadan sonra oluşmuştur. Birlikte eşit koşullarda yaşamak yerine birbirimize çelme takmak, birbirimizi kandırmak, arkadaşımızdan, dostumuzdan daha önde olma duygusu yaratılmış oldu. Kamu anlayışı yerine, özel teşebbüs anlayışı benimsenmiştir. 
 

Tekel Bağımsızlığımızın Sembolüdür
 

Son yıllarda başlayan özelleştirme furyası ile devlete önemli derecede gelir getiren işletmeler özelleştirilmişlerdir. Tekel, ülkemizin kurtuluş savaşı ve milli mücadelesi sırasında doğmuş ve bugüne kadar ülkenin en karlı kuruluşu idi. Osmanlı döneminin tarım konusundaki çıkmazlarından olan tütündeki Reji İdaresi'ne, 4 Mart 1925'de kurduğu TEKEL idaresi ile son verilir. Tekel ülkemizin milli tarım politikasının oluşmasında ilktir.  Tekel'in kuruluşu ile devlet ve halk hem bir boyunduruktan hem de bir ayıptan kurtarılmış oldu. 
 

Tekelin son günlerde özelleştirilmesi ile birlikte piyasada adı sanı duyulmamış çok sayıda rakı markası dolaşmaya başladı. Bunlardan hangisi gerçek hangisi sahte anlaşılamadı. Ayrıca dünyadaki eşdeğerleri ile karşılaştırıldığında ülkemizdeki vergilerin yüksekliğini bahane eden ve vergi vermek istemeyen, kolay yoldan geçinmek isteyen kalpazanlar sahte üretime geçerek karlarına kar katmayı hedeflemişlerdir. 
 
Rakı İçerek Ölenlerin Hesabını Kim Verecek?
 

Sahte rakı içilmesi sonucu onlarca hayatını kaybeden insanın ölüm sorumluluğu kimin? Rakıyı üreten kalpazanlar mı? Yoksa ülkeyi bu duruma getiren siyasi irade mi? Son 25 yıldır KİT'lerin pek çoğu zarar etmediği halde özelleştirme modası adına kelepir fiyatına elden çıkarılmaya çalışılmaktadır. Türkiye'nin en karlı kuruluşu olan Tekel neden özelleştiriliyor? Neden tütün ve şeker pancarı ekim alanları dış baskılar sonucu daraltılıyor ve devlet desteği kaldırılıyor? Özel ve özerk kuruluşlar olacak, özel teşebbüs iş de yapacak ancak etik değerleri de korumak zorundayız. Bunun için de hukuk devleti normları içinde bazı kuralların kesintisiz işletilmesi gerekir. Uzun zamandır özelleşme anlayışının topluma hizmet etmeyeceği, vatandaşı daha da perişan edeceği söylenmektedir. Maalesef Tekel özelleştirmesinin birinci gününde bunlar yaşanıyorsa yarın Allah bilir neler yaşanır. Korkarım yarın sağlık ve diğer alanlarda daha ne tür istenmeyen olaylar yaşanacaktır. 
 

Tabii dün de kaçak içki üretimi yapılıyordu, belki de bu nedenle ölenler olmuştur. Ancak bu sefer açıkçası bir otorite boşluğu ve zafiyeti görülmektedir. Her yönü ile örgütlenmemiş ve kurumsallaşmamış toplum yapımızda adalet ve hukuk işlevsiz kalmaktadır. Maalesef ülkemiz ciddi bir hukuk devleti örneği vermediği için çok sayıda sahtekârın cesaretlendirilmesi ve ortalığa hakim olmasına yol açmaktadır. 
 
Sorun Metil Alkolde Değil, Sahtekârlıkta
 

Bugün dünyadaki milyonlarca canlı arasında yeryüzünü gücü ve kullandığı teknoloji oranında kontrol edebilen tek varlık insandır. İnsanın yaptığı nesneler zararlı olabilir. Ancak sonuçta bunu yapan insan. Nesneyi ne amaçla ve nasıl kullandığınıza bağlıdır. Keskin bir bıçak ameliyat için kullanılırsa can kurtarır, ancak birini canına başka bir amaçla saplarsan can alır. Metil alkolü insana içirirseniz can alır, ancak bir nesneyi korumak için veya bir kimyasal deneyde kullanırsanız can kurtarırsınız. 
 

Bu anlamda, rakının sahtesi değil önemli olan rakının sahtesini yapan insanın bu bilince ulaşarak sahtesi yerine gerçeğe yönelmesidir. Yoksa bugün rakının sahtesini raflardan toplarsınız olur biter ancak yarın bir başka sahte üretim daha çıkar karşımıza. İnsanın insan olarak doğadan, canlıdan ve insandan yana içtenlikli davranması asıl önemli konudur. İnsanın karşısındakini de insan gibi görmesi ve değer vermesidir. İnsanı insan yapan değerleri doğru işletmesidir. 
 

Sahtekârlığın değil, gerçek dostluğun; sahtekârlığın değil dürüstlüğün hakim olması dileğiyle. Bu bilince erişmek dileği ile. Küresel ticaretin onda dokuzunun yalandan oluşmaması dileğiyle.

iortas@cu.edu.tr

13 Mart 2005

Sahtecilik sınır tanımıyor

İçinde süt olmayan peynir, boyalı zeytin, şekerli bal, etsiz salam ve sucuk, tozlu çay gibi yüzlerce sahte gıda, ucuz etiketleriyle tüketiciyi çekerken, birer hastalık yayıcı ürün olarak ortaya çıkıyor. 13 Mart 2005 Pazar http://www.yenisafak.com.tr/e01.html

·  FATMA ÇİFTÇİ / İSTANBUL
Yetersiz alım gücü tüketiciyi 'merdiven altı-sağlıksız-ucuz' ürünlere yöneltirken, gıda sektöründeki kaçak oranı yüzde 56'lara ulaşıyor.

Sahte rakı ölümleri, "Hergün tükettiğimiz temel gıdalar ne kadar sağlıklı?" sorusunu gündeme getirdi. "Merdiven altı üretim" olarak tabir edilen sahte gıda ürünleri, halk sağlığını uzun vadede tehdit ediyor. İçinde süt olmayan peynir, boyalı zeytin, şekerli bal, etsiz salam ve sucuk, talaşlı baharat, tozlu çay gibi yüzlerce sahte gıda, ucuz etiketleriyle tüketiciyi çekerken, birer hastalık yayıcı ürün olarak ortaya çıkıyor.

Türkiye'de üretilen gıdalarda kaçak üretim oranının yüzde 56 gibi dev bir oranda olduğunu ve bu nedenle sadece devletin yılda 3 milyar dolarlık bir gelir kaybına uğradığını vurgulayan Gıda Dernekleri Federasyonu Başkanı Şemsi Kopuz, sektörde 35 bin işletme ve 285 bin satış noktası olduğunu belirterek, böyle büyük üretim ve bir satış ağında denetimin zorluğuna dikkat çekti. Alım gücünün sınırlı olduğu ortamda, tüketicinin merdiven altı-sağlıksız-ucuz ürünlere yöneldiğini anlatan Kopuz, "Zemin kayıtdışına uygun. Yasalar ise, uyanlar için var. Uymayanlar için yasalar caydırıcı değil" diye konuştu.

Gıdada vergi oranlarının hâlâ çok yüksek olduğunu, bunun da kayıtdışı üretimi körüklediğini iddia eden Kopuz, enflasyonun yüzde 10'lara düştüğü bir ortamda gıdadaki yüzde 18 olan KDV oranının yüzde 8'lere çekilmesi, temel gıdalardan da yüzde 1 KDV alınması gerektiğini söyledi.

"Güvenlidir" damgamız olacak

Türkiye'de gıda üreticisi bin üye ve 17 gıda derneğini çatısı altında toplayan Gıda Dernekleri Federasyonu olarak, sahte gıda ürünlerine karşı projeler geliştirdiklerini vurgulayan Başkan Kopuz, bir iktisadi işletme teşebbüsü kurarak kendi içlerinde özdenetim mekanizması işleteceklerini açıkladı. Kopuz, kendi üyelerine ait işlenmiş ürünleri, kendi laboratuvarlarında gıda mühendislerinin sürekli kontrol edeceğini belirterek, "Ürünlere federasyonumuzun logosunu basacağız. Bu logo tüketici için 'bu ürün güvenlidir' anlamını taşıyacak. Bir anlamda ikinci bir TSE damgası olacak. Biz logomuzun arkasında olacağız. Kendi sanayicimize ceza verebileceğimiz bir mekanizma işleyecek" dedi.

Gıda güvenliği konusunun Avrupa Birliği sürecinde en çok tartışılacak konulardan biri olacağını belirten Kopuz, bu noktada tüketicinin de bilinçlendirilmesi gereğini kaydetti ve şunları söyledi:

"Biz tüketici olarak raflardaki ürünlerde sadece son kullanma tarihine bakıyoruz. Oysa üzerinde üretim izni olup olmadığına da bakmamız lazım. Üretim izni olmayan ürünlerin marketlerde satılması, pazarlanması yasaktır. Üretim izinleri bir emniyet sübabıdır. Tüketiciler, izinsiz ürünleri ve bunları satanları Tarım Bakanlığı'na şikayet etmeli. Örneğin, çoğu insan meyvesuyu içiyor, içinde meyvenin m'si yok. Koku koymuş. Üzerini okumuyoruz, kodekse uygun mu, değil mi? Türkiye'de kaç tane bilinçli tüketici var. Sadece ölüm haberlerinde, gıdadan zehirlenmelerde biraz duyarlılık gösteriyoruz o kadar."

Şikayetleri TÜBİTAK'la inceleyeceğiz

Gıda güvenliği konusunda uzman olmayan kişilerin yaptığı açıklamaların sektörü yıprattığını söyleyen Kopuz, bu konuda TÜBİTAK'la ortak çalışıp halkı bilgilendireceklerini kaydetti ve "Tavuk yemleri ve hormonlu tavuk tartışmaları, tavuk sektörünün yüzde 40 oranında zarar etmesine yol açtı. Bu yüzden gıda güvenliği konusunda TÜBİTAK'la ortak çalışma başlatacağız, bunun protokolünü imzaladık. Halkı, Türkiye'nin en güvenilir bilimsel kuruluşuyla yapacağımız çalışmalarla bilgilendireceğiz" dedi.

Vampir sektör öldürüyor

Türkiye'de sahteciliğin yaygınlaşması ve rakı ile öldürücü boyutlara ulaşması üzerine Ankara Ticaret Odası (ATO) da, hazırladığı "Sahte Türkiye" adlı raporda, Türkiye'nin bir "sahte cenneti'' olduğunu vurguladı. Rapora göre, sahtekarlar, iyi para kazandıran gözde meslekleri tercih ediyor. Türkiye'de 5 bin civarında "sahte diş hekimi'' bulunduğubelirtilen raporda, sahte dişçilerin, muayenehane açacak parası olmayan yeni mezun diş hekimlerinin diplomalarını kullanarak diş hekimliğine soyunduğu ileri sürüldü.

Raporda, sahtekarların, vatandaşların dini inançlarını sömürmekten bile çekinmedikleri vurgulanarak, mezarlıklarda para karşılığı Kur'an okuyan "sahte hafızlar''ın, özellikle bayram günleri mantar gibi çoğaldıkları kaydedildi. Her türlü resmi belgenin sahtesinin yapıldığı belirtilen raporda, sahte gıda piyasasında ise ürün yelpazesinin bir hayli geniş olduğu vurgulandı.

Rapora göre, Türkiye'de 27 bin gıda sanayi işletmesinin 10 bininin denetlenmediği, bunlardan sadece 17 bininin Tarım Bakanlığı'nın gıda siciline kayıtlı olduğu belirtilerek, yaklaşık 400 bin gıda satış ve toplu tüketim yeri olduğu dikkate alındığında insan sağlığının ne denli bir tehdit altında olduğunun ortada olduğu ifade edildi. Raporda gıdada teknolojinin, hilenin hızına yetişemediği, hilenin teknolojiden hızlı geliştiği de belirtiliyor.

Bir numaralı taklitçiyiz

Türkiye'nin ünlü markaların sahtesinin üretiminde bir numara olduğu ileri sürülen raporda, dünya piyasalarında Türkiye'nin adının "taklitçi''ye çıktığı bildirildi. Rapora ilişkin değerlendirmelerde bulunan ATO Başkanı Sinan Aygün, sahtecilik olaylarında ekonomik krizden sonra patlama yaşandığına dikkat çekerek, "Kriz, sahteciliği bir sektör haline getirdi. Yükte hafif pahada ağır ne varsa sahtesi yapılıyor" dedi.

Sahteciliğin reel sektörü kemiren, insan sağlığını tehdit eden vampir sektör olduğuna dikkat çeken Aygün, bu vampir sektörün, sahte rakı ile ölümlere yol açması üzerine, Türk halkının sahtecilik sarhoşluğundan uyandığını bildirdi.

Sahte tarım ilaçları tehlike saçıyor

Sahte içki ve sigaradan sonra, sahte tarım ilaçlarının da tarımda yoğun olarak kullanıldığı ortaya çıktı. Bazı kaçakçıların, İran'dan getirdikleri düşük içerikli ilaçlara tiner, boya gibi katkı maddelerini de karıştırarak ruhsatlı ilaçların boş kutularına doldurmak yoluyla kaçağın da kaçağını hazırladıkları belirlendi.

Katkı maddelerinin birçoğunda kanserojen değerler bulunduğu belirtilirken, yapılan araştırmada, piyasa değerinin çok altında satılan İran menşeili kaçak ilaçların Çukurova'da 4 çiftçiden biri tarafından kullanıldığı, bu oranın, Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesi'nde daha fazla olduğu tesbit edildi. İran'dan 40 milyon liraya getirilen 1 litrelik kaçak ilacın, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı onayıyla Türkiye'de satılan 200 gramlık ilaç kutularına paylaştırılıp 5 kat fiyatla satıldığı da ortaya çıktı.

Su bile temizlemiyor

Sahte tarım ilaçlarının insan sağlığı için büyük bir tehdit yarattığını belirten Gıda Mühendisleri Odası Başkanı Petek Ataman, "Bu ilaçlarla üretilmiş gıdaları kullananların sağlığı açısından, kısa sürede bir etki görülmese bile, yıllar boyunca birikim yapıp ileriki yıllarda birçok hastalığa neden olabiliyor" dedi. Zirai ilaçların bir kısmının suda çözülür nitelikte olduğunu ve bunları yıkamakla kısmen bulaşanların ortamdan uzaklaştırılabileceğini belirten Ataman, suyla temizlenemeyen maddelere dikkat çekerek:"Yağda çözülen tarım ilaçlarını yıkamayla uzaklaştırmak mümkün değil. Bu ilaçların kalıntısı sadece bitkilerde değil, o ortamda beslenen hayvanların etinde, sütünde, yumurtasında da ortaya çıkar" diye konuştu.

Bu arada uzmanlar İran'dan kaçak olarak getirilen düşük fiyatlı ve düşük içerikli tarım ilaçlarının, insan sağlığı yanında tarım alanlarındaki toprağı da tehdit ettiğini de vurguluyorlar.

 

Şimdi ne içeceğiz?
13 Mart 2005 / Pazar  http://www.milliyet.com.tr/2005/03/13/guncel/axgun01.html
'Yeni Rakı, votka ve cin'in sahtesinin çıkmasının ardından 'Sahtesi yapılamaz' diye tercih edilen Tekirdağ Rakısı'nın da sahtesinin ele geçirilmesi, paniğin boyutunu artırdı
HABER MERKEZİ
Türkiye'nin birçok yerinde son 2 haftada yaşanan sahte rakı paniği yön değiştirdi. Sahte 70'lik Yeni Rakı'nın ardından üretici Mey İçki piyasaya sarı kapaklı yeni şişeler sürerken, sahtecilik boyut değiştirdi. Votka ve cinin ardından bu kez sahte Tekirdağ Rakısı ele geçirildi.
Fatih'te önceki gün gerçekleştirilen operasyonda ele geçirilen 700 şişe sahte içkinin arasında Tekirdağ Rakısı da bulundu. Fatih Araştırma Büro Amirliği'ne bağlı ekiplerin Hüsambey Mahallesi Gemici Sokak 38 numarada Sinan Bitkin'e ait eve yaptığı baskında, 700 şişe sahte Yeni Rakı ve votkanın yanı sıra, Tekirdağ Rakısı da ele geçirildi.
"Sahtesi yapılamaz" denilen Tekirdağ Rakısı'nın da sahtelerinin ele geçirilmesi kafaları iyice karıştırdı. Yeni Rakı yerine Tekirdağ Rakısı ve diğer markaları tercih edenler, şimdi Tekirdağ Rakısı içmekten de korkar hale geldi.
İstanbul'da bir ölüm daha
İstanbul Gaziosmanpaşa'da sahte rakıdan bir kişi daha öldü. Böylece metil alkol zehirlenmesinden İstanbul'da hayatını kaybedenlerin sayısı 24 oldu.
Sultançiftliği'nde oturan Ahmet Özcan (55) dün rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldı. Özcan, burada yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Gaziantep'te de rakı içtikten sonra rahatsızlanan Ali Mercan (51), alkol zehirlenmesi tanısı konulduğu hastanede hayatını kaybetti.
Sahte içki operasyonları, tüm yurtta dün de devam etti. "Turizmin başkenti" Antalya'da, 2 Mart'ta Mehmet Duran Başaran'ın kullandığı kamyonda ele geçirilen 4500 şişe sahte rakıyla ilgili operasyonu genişleten jandarma, toplam 9 bin 900 şişe sahte rakı, votka ve cinle 12 bin 123 şişe kaçak viski, votka ve malibu buldu.
Gözaltına alınan 16 zanlıdan birinin cep telefonunda, "Bu sahte içkilerden burada iki turist ölse, ne olay olur ama, ömrü billah gündemden düşmeyiz. Tarihe geçeriz vallahi" mesajı bulundu.
24 ton şarabı araziye bırakıp kaçtılar
DENİZLİ'de kaçak üretilen 24 ton şarap, boş araziye terk edilmiş şekilde bulundu. Üçler Beldesi Karahasanlı Mahallesi'nde boş araziye bırakılan birer tonluk 24 adet varilden çevreye kokular yayılmaya başladı. Bölgeye gelen jandarma, plastik bidonların içinde kaçak üretilen şarap bulunduğunu belirledi. Kullanılan hammaddenin belirlenmesi için devreye giren Tarım İl Müdürlüğü yetkilileri, hızlı mayalanmayı sağlayan metil alkol kullanılıp kullanılmadığının da belirleneceğini ifade etti. Şarabın yaklaşık 30 bin şişeyi doldurabileceği de kaydedildi.
Denizli'de 1429 şişe şarap ele geçirildi
DENİZLİ Emniyet Müdürlüğü'nün operasyonunda da, 3. Sanayi Sitesi'nde Mevlüt Ö'ye (39) ait işyerinde, çeşitli isimlerle piyasaya sürülmeye hazır 1429 şişe şarapla plastik tank içinde şişelenmeye hazır 2 bin litre vişne şarabı ele geçirildi. 8 litre etil alkol, şarap yapımında kullanılan makine ve malzemeler bulunurken, Ö. gözaltına alındı.
Aydın'da gazinoda sahte şampanya
AYDIN Nazilli'deki gazinolarda yapılan denetimlerde, 600 şişe sahte 70'lik şampanya ele geçirildi. İlçe Tarım Müdürü Sunay Güler, ele geçirilen 600 şişe sahte şampanyanın Aydın Tarım İl Müdürlüğü Gıda Laboratuvarı'na gönderildiğini, işletme sahiplerinin şampanyaların sahte olduğunu itiraf ettiklerini söyledi.

http://www.sinbad.nu/