Yusuf Küpeli, İsrail lobisi üzerine rapor hakkında ve ABD’nin Ortadoğu’da yeni politika arayışlarının işaretleri üzerine

(...) Kısacası aynı profösörler, “antisemitiz” suçlamalarını dikkate almadan artık açıkça Yahudi politikalarına karşı konuşabilmek gerektiğini ve Yahudi lobisinin ABD’ye ihanet ettiğini söylemektedirler. (...) Adettendir, eski ortakların ayrılıkları kirli karalamalarla ve derinleşen nefretlerle ortaya çıkmaya başlar. Çünkü, doğalarında derin bir egoizm bulunan kişiler, kurumlar ve devletler, geçmişle ilgili sorumlulukların tümünü kendi dışlarında olanların, eski ortaklarının veya hasımlarının omuzlarına yükleyerek rahatça yeni işlere başlama eğilimi taşırlar. Bunu, diğer kişileri ve kitlelerini yeni politikaları yönünde manupule edebilmek için de yaparlar... İleride tarih gerçeği şu veya bu ölçüde yazacak olsa bile, yaşanan günde tüm suçlar başkalarının omuzlarına yüklenip yeni yollar çizilir. Bu nedenle, aşağıda özetini okuyacağınız iki Amerikalı profösörün İsrail lobisinin işlerini sorgulayan raporları, hem ABD’nin ileride değişecek Ortadoğu politikalarının işaretlerini verirken, hem de çanların İsrail için çalmakta olduğunu göstermektedir.

 +

Nasrin Hoseini, İsrail yanlısı lobi ABD dışpolitikası için tehdit oluşturuyor

Şikago Üniversitesi’nden Profösör John Mearsheimer ve Harward Üniversitesi’nden Profösör Stefhen Walt, 10 Mart günü yayınladıkları ortak raporda, İsrail lobisinin ABD’nin Ortadoğu politikası üzerindeki negatif etkilerine dikkatleri çektiler.  (...) İsrail’e yardım ve Ortadoğu’da “demokrasiyi geliştirme” politikalarının beraberliği, Arab dünyasında ABD’ye karşı güçlü duyguların uyanmasına neden olmuş ve ABD’nin bölgedeki güvenliği için tehlike yaratmaya başlamıştır. Diğer yandan, İsrail lobisinin antisemitizm kalkanı, İsrail’i eleştiriden muaf tutmaya yaramaktadır- İsrail’i eleştirenler antisemitizm ile damgalanabilmektedirler. Ve İsrail lobiciliği açıkça tartışılamamaktadır. Bu durumun sonucu olarak Amerika’nın dışpolitikası, ülkeye ihanet boyutlarını alacak biçimde İsrail lobisi tarafından şekillendirilmektedir. Hatta insanlar bir İsrail lobisinin bulunduğunu bile söyleyememektedirler.

 

İsrail lobisi üzerine rapor hakkında ve ABD’nin Ortadoğu’da yeni politika arayışlarının işaretleri üzerine

 

Yusuf Küpeli

 

Bundan 11 gün önce, 27 Mart 2006 günü Sinbad’a yerleştirdiğim “ABD yönetiminin İran politikaları ve İsrail devletinin rolü üzerine kısa not  ” başlıklı yazımda, “ABD’nin enerji kaynakları ve yollarıyla ilgili egemenlik planları içinde en önemli pürüzlerden birini halen İran oluşturmaktadır ama, bu durum onların İran’a karşı kaçınılamaz mutlak bir saldırı gerçekleştirecekleri anlamına gelmemektedir... Aslında İran ile anlaşabilmeleri, sınırlı tavizlerle İran’ı kendi saflarına çekebilmeleri, ABD’nin yararınadır ve İran’a yönelik kesintisiz askeri tehditler bu pazarlıkta fiyat düşürmek için de gündemde tutulmaktadır...”, diye yazmıştım. Ve ardından bölgede yatırımları olan dev petrol tekellerinin de sonu belli olmayan yıkıcı bir savaş yerine, belli tavizlerle elde edilmiş bir anlaşmayı seçeceklerini belirtmiştim. Yine aynı metinde, “Diğer yandan ABD, İran nükleer silah üretecek olsa bile, bu silahların kendi anavatanı için bir tehlike oluşturmadığının ve ayrıca aynı silahın Müslüman topluluklarla iç içe yaşıyan İsrail’e karşı da kolayca kullanılamıyacağının çok iyi bilincindedir.”, diye de yazmıştım... İsrail lobisinin ABD dışpolitikasına zararlarını anlatan iki Amerikalı profösöre ait aşağıdaki rapor özetinde, İsrail’e yönelik herhangi aktüel bir tehdit olmadığının altı özellikle çizilmektedir. Ve yine 1967 yılından beri İsrail’e verilen hesapsız ve sorgusuz ABD yardımları sorgulanmaktadır.

 

Diğer yandan aynı başlıklı yazımda, “Şüphesiz tarihten ders almak mümkündür ama, benzer toplumsal ekonomik ilişkiler ve kültürel yapılar egemenliklerini koruduğu sürece -alınan derslere karşın- dramatik sonları engellemek, ‘kaderin’ önüne geçmek mümkün olamaz. Bir başka ifadeyle, bir helezon çizerek ilerleyen tarihin üst düzeyde benzer tekrarları yaşamasını engellemek mümkün olamaz...”, demiştim. Ardından, biraz ileride, “Ve yine iki bin yıl önceki gibi kukla olan Yahudi devleti, Roma’nın onları kullanmış olduğundan daha karmaşık yöntemlerle günümüzde ABD tarafından kullanılmaktadır. Şüphesiz bu kullanma sürecinin de bir limiti ve Yahudi talepleri ile ABD taleplerinin çeliştiği bir an olacaktır. İşte ozaman Yahudiler için tarihin yeninen bir üst düzeyde tekrarlanmamasının bir nedeni kalmayacaktır... İran merkezli politikalarda, İsrail devletinin gösterişli saldırgan tutumuna karşın, durumu asıl güvensizlik içinde olan İsrail’den başkası değildir...”, diye yazmıştım.             

 

Şimdi, iki önemli Amerikalı profösörün İsrail lobisi ile ilgili raporlarını özetleyen -aşağıdaki- Nasrin Hoseini imzalı yazıyı okuduktan sonra, yukarıda söylemiş olduklarımın hiçte hayal ürünü olmadıklarını daha güvenilir biçimde gördüm. Sözkonusu raporu yazan profösörler, Ortadoğu’daki ABD yararları ile İsrail politikalarının açıkça çelişmekte olduğunu ifade ediyorlar. İsrail lobisinin etkileriyle Arap devletlerine ve İran’a yönelik tehditlerin ABD yararlarına zarar getirdiği gerçeğinin altını açıkça çiziyorlar.

 

Şüphesiz böyle ayrıntılı bir raporu, ABD dışpolitikasının yeniden çizilmesinden yarar uman birtakım ekonomik güç odaklarının etkilerinden ve hatta Ortadoğu ve Kafkasya petrolleri üzerinde yatırımları olan dev enerji tekellerinin istemlerinden ayrı düşünmemek gerekir... Anglo- Amerikan kökenli fosil enerji tekelleri, “Yedi Kızkardeşler Kulübü” üyeleri, son üç yıl içinde ne ölçüde büyük kazançlar elde etmiş olurlarsa olsunlar, Ortadoğudaki istikrarsızlığın ve dolayısıyla güvensizliğin önemli kaynaklarından olan İsrail saldırganlığından ve yine anlaşılan Irak ve Afganistan’da istikrarın sağlanamamış olmasından büyük rahatsızlık duymaktadırlar.

 

İsrail lobisinin istemleri yönünde İran’a ve Suriye’ye saldırı, mevcut istikrarsızlığı daha da derinleştirecek ve öncelikli olarak sözkonusu enerji tekellerinin bölgedeki yararlarını çok daha büyük bir tehdit altına sokacaktır. İran ve Suriye’de patlayacak kanlı bir savaş, Kafkaslar’a da sıçrayarak enerji akışısı belki bütünüyle sakatlayacaktır. Halbuki İran ile kurulabilecek mantıklı bir barış, aynı akışı daha da kolaylaştırıp ucuzlatacaktır. İran, istikrarın sağlanamadığı Afganistan’ın yerini rahatça alabilecektir. Bu nedenle anlaşılan artık ABD’deki belirli birtakım ekonomik güç odakları, İsrail lobiciliğinden ve İsrail devletinin saldırgan politikalarından ciddi olarak rahatsızlık duymaya başlamışlardır. İsrail lobisinin İran’a ve Suriye’ye yönelik kışkırtmaları onları ciddi olarak rahatsız etmektedir.

 

İsrail lobisinin ve İsrail devletinin politikalarına yönelik olarak ABD’nin içinde büyümekte olan rahatsızlık en açık ifadesini, -konuyla ilgili- raporu kaleme alan profösörlerin şu cümlelerinde bulmaktadır: “İsrail’e yardım ve Ortadoğu’da ‘demokrasiyi geliştirme’ politikalarının beraberliği, Arab dünyasında ABD’ye karşı güçlü duyguların uyanmasına neden olmuş ve ABD’nin bölgedeki güvenliği için tehlike yaratmaya başlamıştır. Diğer yandan, İsrail lobisinin antisemitizm kalkanı, İsrail’i eleştiriden muaf tutmaya yaramaktadır- İsrail’i eleştirenler antisemitizm ile damgalanabilmektedirler. Ve İsrail lobiciliği açıkça tartışılamamaktadır. Bu durumun sonucu olarak Amerika’nın dışpolitikası, ülkeye ihanet boyutlarını alacak biçimde İsrail lobisi tarafından şekillendirilmektedir. Hatta insanlar bir İsrail lobisinin bulunduğunu bile söyleyememektedirler.”

 

Kısacası aynı profösörler, “antisemitiz” suçlamalarını dikkate almadan artık açıkça Yahudi politikalarına karşı konuşabilmek gerektiğini ve Yahudi lobisinin ABD’ye ihanet ettiğini söylemektedirler. Yahudiler, sürdürmekte oldukları dargörüşlü ahmakça ırkçı politikalarıyla şimdiye dek kullanmakta oldukları “soykırım” kartını da yitirmekte ve yeniden artan ölçülerde öfkeleri üzerlerine çekmektedirler. “ABD yönetiminin İran politikaları ve İsrail devletinin rolü üzerine kısa not  ” başlıklı yazımda belirtmiş olduğum gibi, sözkonusu iki Amerikalı profösörün raporundan da ortaya çıkan gerçek, “İran merkezli politikalarda, İsrail devletinin gösterişli saldırgan tutumuna karşın, durumu asıl güvensizlik içinde olan İsrail’den başkası değildir...”               

 

Aşağıda özetlenen raporu kaleme alan iki Amerikalı profösör, İsrail lobisinin ABD dışpolitikalarını manupule ettiğini ve bu durumun ABD’ye büyük zararlar verdiğini ifade etmektedirler ama, bu gerçeğin sadece bir yanıdır. ABD’de İsrail’i bölgede bal gibi tetikçi olarak kullanmıştır. Yine aynı başlıklı yazımda belirttiğim gibi, Anglo- Amerikan emperyalizminin politikaları, İsrail’in başına geçmişte bulunmayan Müslüman- Arap ve ayrıca İran düşmanlıklarını sarmıştır. Ve İsrail bu yeni korkularıyla ABD’yi Arap ve İran halklarına karşı kışkırtmaya çalışmaktadır ama, artık Ortadoğu’daki ABD yararları ile İsrail yararlarının çeliştiği zaman süreci yavaş yavaş işlemeye başlamıştır...

 

Adettendir, eski ortakların ayrılıkları kirli karalamalarla ve derinleşen nefretlerle ortaya çıkmaya başlar. Çünkü, doğalarında derin bir egoizm bulunan kişiler, kurumlar ve devletler, geçmişle ilgili sorumlulukların tümünü kendi dışlarında olanların, eski ortaklarının veya hasımlarının omuzlarına yükleyerek rahatça yeni işlere başlama eğilimi taşırlar. Bunu, diğer kişileri ve kitlelerini yeni politikaları yönünde manupule edebilmek için de yaparlar... İleride tarih gerçeği şu veya bu ölçüde yazacak olsa bile, yaşanan günde tüm suçlar başkalarının omuzlarına yüklenip yeni yollar çizilir. Bu nedenle, aşağıda özetini okuyacağınız iki Amerikalı profösörün İsrail lobisinin işlerini sorgulayan raporları, hem ABD’nin ileride değişecek Ortadoğu politikalarının işaretlerini verirken, hem de çanların İsrail için çalmakta olduğunu göstermektedir. Kısacası, vaktiyle Roma işbirlikçiliği yaparken, Roma İmparatorluğu tarafından İsadan Sonra 70’li yıllarda ikinci kez sürgüne yollanmış olan Yahudi halkı için tarih, ABD ile birlikte bir üst düzeyde belki yeniden yaşanacaktır. Şüphesiz bu kanlı oyun, bugün- yarın sahnelenecek bir trajedi olmayacaktır ama, sözkonusu trajedinin işaretleri görebilenler için şimdiden verilmektedir.  

 

İki Amerikalı profösör tarafından kaleme alınan İsrail lobisine yönelik rapor, Nasrin Hoseini tarafından özetlenerek isveççeye çevrilmiştir. Ben de bu özeti yukarıdaki yorumumla birlikte türkçeye kazandırmaya çalıştım. Bu, Nasrin Hoseini’den yaptığım ikinci çeviridir. Umarım yararı dokunur.

 

yusuf@comhem.se

07 Nisan 2006

 

 

İsrail yanlısı lobi ABD dışpolitikası için tehdit oluşturuyor

 

Nasrin Hoseini

 

Şikago Üniversitesi’nden Profösör John Mearsheimer ve Harward Üniversitesi’nden Profösör Stefhen Walt, 10 Mart günü yayınladıkları ortak raporda, İsrail lobisinin ABD’nin Ortadoğu politikası üzerindeki negatif etkilerine dikkatleri çektiler. 

 

Bölgedeki Israil ve ABD yararlarının ortaklığını sorgulayan yazarlar, İsrail yanlısı lobinin ABD dışpolitikasını kendi yararları yönünde manupule ettiğinin altını cizdiler. Aynı yazarlar, İsrail lobisinin işlerinin ve ABD dışpolitikası üzerindeki negatif etkilerinin açıkça tartışılmasını istemektedirler.

 

Raporlarında İsrail yanlısı lobinin ABD’deki eylemlerinin özenli ve düzgün bir listesini çıkartan yazarlar, bunların ABD’nin ulusal ve uluslararası politikası üzerindeki etkilerini gösterdiler. Raporlarında, Kongre’den İsrail yanlısı kararlar çıkabilmesi için eylem yürüten ve lobi kuruluşları arasında en etkilisi olan AIPAC’a dikkatleri çektiler. Sözkonusu israil lobiciliğinin ABD’nin Irak’a yönelik saldırısında etkili olduğunu ve şimdi de Suriye’ye ve İran’a yönelik ABD baskılarının arttırılması için çalıştıklarını gösterdiler.

 

Yazarlara göre, 11 Eylül olayının ardında İsrail’in ve ABD’nin bölgedeki yönelimlerinde artan bir yakınlaşma ortaya çıktı ve günümüzde lobiciler “teörizme karşı savaş” argümanını ağırlıklı olarak kullanmaktalar.

 

İttifak terörizmi besliyor

 

“Terörizme karşı savaş”ın faturası, İsrail’in komşusu ülkelere ve bazı zamanlarda da İsrail’in saldırısına uğrayan Filistin’e kesilmektedir.

 

Yazarlara göre, ortakların terörizmden kaynaklanan tehdit iddiaları, gerçekte tam tersinden algılanmalıdır. ABD’de varolan terörizm probleminin büyük kısmı, İsrail ile yürütülen işbirliğinin etkisi sonucu, İsrail’in Filistin’e yönelik işgalinin Ortadoğu’da bir dış müdahale olarak algılanmasından kaynaklanmaktadır. Kısacası yazarların demek istedikleri, İsrail’in Filistin’e yönelik askeri operasyonlarının faturası ABD’ye kesilmektedir ve bu ittifak ABD’ye yönelik terörizmi beslemektedir.

 

İsrail’i desteklemek güvenlik nedeniyle meşrulaştırılamaz. İsrail’in varlığı artık tehdit altında değildir. Israil Ortadoğu’daki en büyük askeri güçtür. Ürdün ve Mısır İsrail ile barış anlaşması yapmışlardır ve Suudi Arabistan’da aynı işi yapmak üzeredir. Suriye eski Sovyet desteğini yitirmiştir. Irak büyük bir çöküntü içerisindedir ve İran’da doğrudan yakın bir tehlike değildir. Filistinliler herhangi bir ordudan çok küçük olan ve İsrail’i tehdit kapasitesi bulunmayan sınırlı bir polis gücüne sahiptirler. Bölgedeki stratejik güç dengesi tamamen İsrail’den yanadır. Ahlaki açıdan İsrail’in varlığını desteklemek gerekli olsa bile, İsrail’in varlığına yönelik herhangi bir tehlike yoktur.

 

Lobi çalışmaları, İsrail’in ve ABD’nin bölgede ortak stratejik çıkarları olduğu düşüncesini yerleştirmeye çalışmaktadır. Ve bu işbirliğinin ahlaki bir zorunluluk olduğunu işlemektedir. İşin gerçeği, İsrail’in 1967 yılından beri ABD’den almakta olduğu hesapsız ve sorgusuz yardımların haklı herhangi bir nedeni yoktur.   

 

Tartışılamaz bile

 

İsrail’e yardım ve Ortadoğu’da “demokrasiyi geliştirme” politikalarının beraberliği, Arab dünyasında ABD’ye karşı güçlü duyguların uyanmasına neden olmuş ve ABD’nin bölgedeki güvenliği için tehlike yaratmaya başlamıştır. Diğer yandan, İsrail lobisinin antisemitizm kalkanı, İsrail’i eleştiriden muaf tutmaya yaramaktadır- İsrail’i eleştirenler antisemitizm ile damgalanabilmektedirler. Ve İsrail lobiciliği açıkça tartışılamamaktadır. Bu durumun sonucu olarak Amerika’nın dışpolitikası, ülkeye ihanet boyutlarını alacak biçimde İsrail lobisi tarafından şekillendirilmektedir. Hatta insanlar bir İsrail lobisinin bulunduğunu bile söyleyememektedirler.

 

Sözkonusu raporun yazarlarına göre, Amerika’nın Ortadoğu politikası sadece İsrail’in “güvenliği”ni kollamak amacıyla şekillendirilemez ve bu durum böyle sürüp gidemez. Artık, ya İsrail’i ya da ABD’yi kollayan politikaların şekillendirilmesi bir zorunluluktur. ABD’nin o müthiş gücünü, Ortadadoğu’nun sözkonusu temel çatışmasını bir sona ulaştırmak (çözmek) için kullanmak, hem stratejik ve hem de ahlaki açıdan çok daha doğru bir seçimdir. Fakat İsrail lobiciliğini tartışmadan bu doğru alternatifi  yaşama geçirebilmek olanaksızdır.

 

Lobicilik birçok cephede problem doğurmaktadır. Sözkonusu lobicilik biryandan uluslararası terör tehlikesini arttırırken, diğer yandan da İsrail- Filistin çatışmasını pratikte adaletli bir çözüme ulaştırabilme olanaklarını yoketmektedir. Aynı lobinin Suriye ve İran’a yönelik kampanyaları sonuçta ABD’nin bu ülkelere saldırısına ve Irak’ta yaşanmakta olan gibi bir felakete yolaçacaktır.

 

Artan öfke         

 

Diğer nedenlerin ardından olayın ahlaki yanı kendini göstermektedir. İsrail lobisinin etkisiyle ABD, İsrail’in Filistin toprakları içinde genişlemesine ve uluslararası yasaları çiğneyerek Filistin halkına karşı şiddet kullanmasına izin vermektedir. Diğer yandan bu iki profösöre göre, Filistin halkının haklarının inkarı İsrail’e güvenlik sağlamamaktadır. Tam tersine bölgede varolan öfkeyi yükseltmektedir.

 

Güçlü devletler istemleri doğrultusunda politikaları yaşama geçirmekte özgür olduklarını düşünebilirler ama, gerçekte bunların ters tepebileceklerini kimse inkar edemez. Bu nedenle, bölgedeki ABD yararlarına yönelik İsrail lobiciliğinin açıkça tartışılması gerekmektedir.

 

İsrail’in varlığı desteklenmelidir ama, Batı Yakası’nın işgali ve İsrail’in bölgede gündemi tektaraflı belirleme politikası sorgulanmalıdır. Bunların hepsinden öte ve öncelikli olarak, gelecekte ABD’nin bölgede oynayacağı rol tartışılmalıdır.

 

İsveççeden türkçeye çeviren: Yusuf Küpeli

 

Yukarıdaki metin, 7 Nisan 2006 tarihli ve 14- 15 numaralı Broderskap Gazetesi’nden türkçeye çevrilmiştir. “Tidningen Broderskap” (“Gazete Biraderlik/ Erkek kardeşlik”), İktidardaki Sosyal Demokrat İşçi Partisi’ne (SAP) bağlı kilise örgütlenmesinin yayın organıdır.

 

John Mearsheimer'in ve Stephen Walt'in birlikte kaleme aldıkları İsrail yanlısı lobi üzerine raporun ingilizce orjinaline ulaşmak için tıklayın- The Israel Lobby ( John Mearsheimer and Stephen Walt)  

http://www.sinbad.nu/