Kısa bir yorum: Yusuf Küpeli, Karanlık hesapların tutsağı olarak kullanırken kullanılanlar (...) Yukarıda özetlenen gerçeklerin ışığında, asıl olarak kimin kimi kullandığını söylemek daha doğru olur? Biryandan İsrail’i silahlandırıp saldırtan Batı, ABD yönetimleri, diğer yandan rahatlıkla Arap yönetimleri ile, hatta Filistin yönetimi ile ilişkiler kurabilmekte, onların karşısında da şu veya bu ölçüde arabulucu veya hatta kurtarıcı rolleri oynayabilmektedirler. İsrail’i Lübnan’a saldırtan ABD, Rice’nin ağzından, “birkaç haftada bozulmayacak kalıcı bir ateşkes oluşturulması için çalışmakta olduklarını” ifade edebilmektedir. Açıkça görüldüğü gibi, “politikanın zor yoluyla uygulanması olan savaşı” İsrail ordusu yürütmektedir ama, bu politika İsrail’e ait değildir. Bu ABD yönetimlerinin politikalarıdır ve İsrail burada sadece ABD’nin zor aygıtıdır (...) Bölge haritasını, dünya haritasını ABD’nin gücünün değil ama, ABD’nin ve ortaklarının yaratacağı kaosun değiştireceğini ve bu değişime ABD’nin de dahil olduğunu söylemek hiç te ham bir düşün veya... + korkularının tutsağı ırkçı tetikçi İsrail’in Filistin’de ve Lübnan’da insan soyuna yönelik suçları üzerine Sinbad’a gelen haberlerden, mektuplardan ve günlük basından derleme... İsrail: Bir füzeye karşılık, 10 ev yıkarız + İsrail savaş suçu işliyor + İsrail kimyasal silah kullanıyor + basından diğer haberler, tepkiler, protestolar, gösteriler

 

Yeni bir Ortadoğu' böyle mi kurulacak  + İsrail güçleri misket bombası atıyor  + İsrail, bankaları vurmaya başladı

 

-İsrail: Bir füzeye karşılık, 10 ev yıkarız (not: Direnişi pasifize etmek isteyen işgalci Nazi güçleri de benzer tehditleri savuruyorlar ve yaşama geçiriyorlardı-Y. K.) + ABD, İsrail'e sığınak delen 100 bomba veriyor

-İsrail savaş suçu işliyor  + 4 BM gözlemcisi öldü

-İsrail kimyasal silah kullanıyor + İnsanlığın sıfır noktası

-Ceyda Karan, İsrail 'Tanrı'nın işini görüyormuş!

 

-750 bin kişi yollarda

 

-İsrail, Beyrut'ta iletişim kuleleri ve televizyon vericilerini de vurdu (not: ABD- İsrail'in söz ve haberleşme özgürlüğünden demokrasiden ne anladıklarının açık göstergesi.- Y. K.)

-Yaralılara yardım eden Filistinli doktor katledildi + Lübnan hastanelerinde dram + Saad Hariri:Lübnan’da soykırım yapılıyor

 

-Kısa kısa Türkiye'den ve dünyadan protestolar: İslamcılar, Saadet Partisi, politik yelpazenini diğer rekleri, sosyalist çevreler içinde giderek büyüyen tepkiler, sözler ve eylemler

-Recai Kutan: İsrail ve ABD terör örgütüdür

-Dört bir yanda protesto

-John Berger, Noam Chomsky, Harold Pinter ve Jose Saramago': İsrail'i durdurun!

-Bazı aydınların bildirisi: İsrail, Filistin ve Lübnan’da “İnsanlık Suçu” işlemektedir

 

Karanlık hesapların tutsağı olarak kullanırken kullanılanlar

 

Yusuf Küpeli

 

ABD, tüm NATO ülkelerinin ve ayrıca buna ek olarak bir dizi diğer büyük devletlerin toplam askeri bütçelerini çok aşan askeri bütçesine ve yeryüzünün en üstün askeri teknolojisine sahip olmasına karşın düşlediği dünya egemenliğini tekbaşına başaracak kapasitede değildir. Bunu çok iyi bilen ABD yönetimleri, fiziki kapasitesini alet kullanarak defalarca arttırmayı başaran insan gibi, bir kurum olarak, uyguladığı askeri yıkım politikalarına diğer irili ufaklı devletlerin ve farklı etnik- dini örgütlenmelerin güçlerini ekleyerek, kendi dışındaki tüm bu güçleri farklı yöntemlerle politikaları doğrultusunda manupule ederek, kullanarak, gerçek gücünü çok aşan bir güce ulaşmaya çalışmaktadır... Şüphesiz bu kullanma işi, kişinin bir baltayı, motorlu aracı veya aklınıza gelebilecek herhangi başka bir aygıtı kullanması gibi basit, mekanik, tekyanlı bir ilişki biçiminde olmamaktadır. Zaten aklıyla planlı olarak hareket edebilen insan toplulukları için ilişkilerin bu ölçüde basit bir biçim alması da düşünülemez. Yalnız tabii sorun bu karşılıklı toplumsal- kurumsal ilişkilerde kimlerin -güçleri ile uyumlu olarak- daha akıllı, daha doğru ve uzun erimli planlar yapmakta oldukları noktasında düğümlenmektedir. Ve yine tüm bu planları aşan diğer birçok karmaşık toplumsal ve teknolojik gelişmeler de süreçleri beklenmeyen biçimlerde etkileyebilmektedir...

 

Olay yukarıdaki son cümlelerde ifade edildiği ölçüde de basit değildir... Demokratik süreçlerin alabildiğine erezyona uğradığı veya tamamen yokolduğu veya zaten önceden de hiç bulunmadığı değişik toplumlarda sözkonusu planlı politikaları tüm toplum veya millet adına çizdiğini iddia edenlerin asıl yararlarının nerede olduğunu, hangi dar sınıfsal veya zümresel hesaplarla bu planları yaptıklarını da doğru görebilmek gerekir. Çünkü sınıflı toplumların tarihleri boyunca dar zümresel, sınıfsal hesaplar tüm bir milletin, halkın hesapları imiş gibi yutturulmuşlardır sürekli olarak. Halklar bu şekilde aldatılarak kendi gerçek yararları dışında değişik çatışmalara, hatta felaketlere sürülmüşlerdir...

 

Örneğin, İsrail yönetimleri mevcut ırkçı saldırgan militarist politikalarında kendi toplumlarının desteğini büyük ölçüde alıyor olsalar bile, yıkımdan başka birşey getirmeyen bu insan soyuna düşman politik çizgi gerçekten İsral halkının, Yahudi toplumunun yararınamıdır? Aslında, başkaları için yıkımı ve ölümü seçmek demek, kendin için de aynı yolu seçmek anlamına gelir. Yahudi toplumunun -efsanelerle de karışmış- felaketlerle dolu tarihi bu gerçeğin sayısız örnekleri ile doludur. İ. Ö. 2000 yıllarında Mezepotamya’nın en güney ucundaki tarihi Ur kentinden kovulan Yahudi aşiretleri, kendilerini hem diğer Semitik kardeşlerinden ve hem de tüm insanlardan ayıran bir fanatizmin tutsağı olarak yaşam sürelerinin çoğunluğunu sürekli sürgünde geçirmişlerdir...

 

Karl Marks’ın da bir yüzyılı aşkın süre önce ifade ettiği gibi, Yahudi toplumunun felaketlerinin temelinde dinlerinden kaynaklanan ırkçı düşünce yapıları yatmaktadır. Onlar kendilerini diğer insanlardan ayırdıkları ve ahmakça düşleriyle kendilerini en üstün gördükleri sürece, diğer insanlarla aralarındaki uçurum da büyümektedir. Bu durum ise, binlerce yıldır bilinç altlarında yeretmiş olan ırkçı korkularını sürekli beslemekte, onları akılcı politikalar çizmekten uzaklaştırmaktadır. Batağa saplandıkca, çevrelerindeki düşmanlık halkalarını çoğalttıkça, vaktiyle Yahudi tapınağındaki tefeciliğe karşı çıkan akıllı İsa’yı çarmıha yollamak için Roma yönetimine baskı uygulamış olan kısa görüşlü fanatik dindar ataları gibi,  Ortadoğu'da yaşan diğer halkları yoketmesi için ABD savaş makinesini kışkırtmaya, kullanmaya çalışmaktadırlar. Bölgedeki Kürt feodalizmini Arap ulusalcılığına yönelik olarak kullanmaya çalışmaktadırlar... Askeri teknoloji ile bağımlı kıldıkları Türkiye’yi, Arap ve İranlı komşuları ile karşı karşya getirmek için düzenler kurmaktadırlar...

 

İsrail’de yaşayan Yahudi nüfusundan daha fazlası ABD’de yaşadığı için, onlar, ABD’de mevcut güçlü Yahudi lobisini kullanarak, ABD toplumunun çoğunluğunun yararlarıyla çelişen bir ABD dışpolitikasını bu ülkeye dikte etmeye çalışmaktadırlar. Mali- sermaye güçlerinin yararlarını tüm toplumun yararları imiş gibi yutturan üst sınıfların temsilcisi ABD yönetimleri de, ABD’de egemen mali- sermaye güçlerinin kısa vadeleli yararları ile uyuştuğu ölçüde Yahudi lobisinin sözkonusu manipülasyon çabalarıyla uyumlu politikaları yaşama geçirmektedirler. Bu uyum süreci içinde onlar da (ABD yönetimleri de), bölgedeki Yahudi militarizmini kendi hesapları doğrultusunda yönlendirmektedirler. Daha açık ifade etmek gerekirse, ABD askeri makinesini, Pentagon’u tüm komşularını kahretmesi için kışkırtan İsrail, aslında kendisini silanlandırıp finanse eden ABD yönetimleri tarafından askeri bir güç olarak bölgesinde kullanılmaktadır...

 

“Tavukmu yumurtadan, yoksa yumurtamı tavuktan çıkar?”, problemini çağrıştırır bu görünüm, birçok kişide Yahudi lobisinin ABD dışpolitikalarını çizdiği yanılgısını yaratabilmektedir. Hatta bu yanılgı ABD içindeki bazı güç odakları ve bu odaklarla bağlantılı akademisyenler, aydınlar arasında da yayılmaktadır (bak: Nasrin Hoseini, İsrail yanlısı lobi ABD dışpolitikası için tehdit oluşturuyor  + John Mearsheimer'in ve Stephen Walt'in birlikte kaleme aldıkları İsrail yanlısı lobi üzerine raporun ingilizce orjinaline ulaşmak için tıklayın- The Israel Lobby ( John Mearsheimer and Stephen Walt)  ) Sözkonusu durum, ABD içinde giderek artan bir İsrail ve Yahudi düşmanlığını beslemektedir ve daha da besleyecektir... Aslında, yumurta denen biyolojik yapının içinde tavuğun milyonlarca yıllık gelişim sürecinin, bu sürecin değişik basamaklarının şifreleri gizlidir ve her yeni nesil tavuk ve onun yapacağı yumurta ilk bakışta eskisinin aynısı gibi gözükse de aynı olmayacaktır... Kendiliğinden gelişen doğal biyolojik süreçlerden farklı olarak bilinçli insan iradesini de içinde barındıran toplumsal süreçler, geçmişin bazı izlerini içlerinde taşımaları nedeniyle yumurta- tavuk ikilemini çağrıştırır tekrarlar gibi yansıyor olsalar bile, aslında yeni süreçler hiçbirzaman eskilerin aynısı olamazlar. Ve ABD yönetimleri İsrail’in istemleri doğrultusunda davranıyormuş gibi gözükseler de, zaman zaman gerçekten Yahudi lobisinin tuzağına düşüyor olsalarda, bu ilişkide egemen güç ABD’dir. ABD’nin çizdiği sınırlar çerçevesinde İsrail saldırabilmektedir asıl olarak...

 

Sonuçta, ABD- İsrail ilişkilerinin bir limitten sonra kopma noktasına ulaşacağını iddia etmek hiçte yanlış olmayacaktır. Çünkü, bir büyük güç olarak ABD, İsrail’in gerçekdışı hastalıklı korkuları ile uyumlu biçimde saldırganlaşamaz, saldırganlığını dengelemek zorundadır. ABD’nin politik terminolojisinde sadece yoketmek değil, korkutarak veya satınalarak veya iktidar değişiklikleri sağlayarak kendi safına çekmekte vardır. İsrail’in akıldışı yıkım hesapları ile ABD’nin bölgesel yararlarının çeliştiği noktada, İsrail yönetimleri yalnız kalmaya mahkumdurlar...

 

Kullanma olayı da karşılıklıdır ama, bu karşılıklı süreçlerde bile bir dengesizlik, süreçler ilerledikçe daha açık biçimde gözükmeye başlayacak bir eşitsizlik vardır. Ve insan toplumları ile ilgili süreçlerde, doğa ile ilgili biyolojik süreçlerden farklı olarak bilinçli irade, kişilere, zümrelere, sınıflara, milletlere özgü bilinçli irade olgusu mevcuttur. Ve sonuçta asıl olarak güçlü olanlar, ekonomik olarak, bunun bir parçası olan nüfus olarak, bilgi ve teknoloji olarak, örgütlenme düzeyi olarak daha güçlü olanlar, giderek etkisi daha açık biçimde gözüken süreçlerde daha zayıf olanları artan ölçülerde kullanabilirler... “Borç yiğidin kamçısıdır” diyerek IMF ve Dünya Bankası gibi mali kurumları kullandığını sanan; NATO’yu, ABD ve İsrail askeri teknolojilerini kullandığını sanan; ABD ve İsrail gibi ülkelerin yedeğinde Kürt feodalizmini besleyip kullandığını  sanan Türkiye yönetimlerinin giderek artan ölçülerde kullanılır hale gelmeleri, bağımsız politikalar çizme insiyatiflerini daha da fazla yitirmeleri sözkonusu gerçeğin en somut örneklerinden biridir...

 

Kendisini iki bin yıl boyunca aşağılamış olan Batı’yı, ABD’yi arkasına aldığını, ahmakça ırkçı büyük düşleri uğruna Batı emperyalizmini kullandığını sanan Yahudi lobisi, ve İsrail devleti, kanlı bir batağa artan ölçülerde saplandığını hissettikçe asabileşmektedir. Irkçı dinlerinin tutsağı Yahudiler, ırkçılıkları ile bağlantılı korkularından kaynaklanan bir asabiyetiyle sürekli entrikalar çevirmekte, güçleri oranında politikacıları ve toplumda etkili kişilikleri satınalma yöntemleri uygulamakta, şantajlar yapmakta, yalan haberler yaymakta, sürekli bir Arap, İslam ve “terör” korkusu üretmeye çalışmaktadır. Fakat bu eylemleri arttıkça, kendilerini hapsettikleri korku ve şiddet kuyusu derinleşmekte, bundan çıkış olanakları, barışçı aydınlık bir geleceğe doğru yeni gerçekçi politikalar çizebilme olanakları yokolmaktadır... İsrail karşıtı bazıları ise, Yahudi fanatizmini çağrıştırır asabi bir telaşla İsrail’in ABD’yi yönettiğini korkuyla haykırabilmektedirler. Şüphesiz bunlar gerçeğin ifadesi değillerdir. Bu korku yüklü tavırlar, Yahudi fanatizmine ve dargörüşlülüğüne benzer bir fanatizm ve dargörüşlülükten kaynaklanmaktadır. Sözkonusu korkular gerçeğin ifadeleri olsalardı eğer, şimdi -Türkiye ve İran’ı da içine alan- tüm Ortadoğu’nun yerinde nükleer bir yıkımın kalıntıları bulunuyor olurdu...

 

Nüfusu çoktan altı milyarı aşmış bir dünyada, nüfusu 300 milyonu geçen bir ABD’de ve yine bundan daha fazla bir nüfusa sahibolan AB ülkelerinde, sayıları iki milyarı aşan Hıristiyan toplumu ve birbuçuk milyara ulaşan Müslüman toplumları içinde tüm dünyadaki nüfusları ancak 12- 13 milyon civarında olan Yahudi cemaatının manüpülasyon (yönlendirme) gücü nekadar olabilir? Böyle bir güç göreceli olarak varsa eğer, emperyalist Batı dünyasındaki bu etki nezamana dek sürebilir? Çünkü, nüfusla ilgili verileri mali- sermaye güçlerinin gözlükleri ile görmeye çalıştığınız zaman, tüm bu nüfusa yönelik sayıları aynızamanda pazar, büyük tüketim mallarının pazarları olarak algılamamız gerekir... Sonuçta, mali sermaye güçleri, daha uzun vadeli yararları için 12- 13 milyonluk bir Yahudi pazarını değil ama, sayısal olarak 200 milyonu aşan bir Arap pazarını, bir buçuk milyara ulaşan bir İslam ülkeleri pazarını, iki milyara ulaşan bir Hıristiyan toplulukları pazarını tercih edecekleri bellidir. Diğer yandan, anti- semitizm hastalığının kaynağının İncil’e (Yeni Ahit) uzandığını ve İsrail’i bundan 60 yıl kadar önce kendi kısa vadeli hesapları doğrultusunda Doğu Akdeniz’e yerleştirenlerin, önceki iki bin yıl boyunca anti- semitizmin, Yahudi düşmanlığının şampiyonluğunu yaptıklarını da anımsamakta da yarar vardır... Yani, İsrail’in gerisinde gözüken güçler aslında İsrail için güvenilir değildir. Fakat diğer yandan Arap ülkelerinin, halkları Müslüman ülkelerin, hangi inançtan olurlarsa olsunlar en geniş anlamıyla ezilen halkların çoğunluğunun hükümetlerinin emperyalist merkezlerin işbirlikçilerden oluşuyor olmaları ve sonuçta bu milletlerin ortak politikalar çizme yeteneğinden yoksun olmaları, saldırgan emperyalist güçlerin ellerini rahatlattığı gibi, İsrail’in de halen kullanılabilir bir güç olarak kalmasına yardımcı olmaktadır. Daha açık ifade etmek gerekirse, ABD ve yakın ortakları, karşılarında birleşik bir direniş cephesi bulsalar, İsrail’den rahatlıkla vazgeçebilirler.

 

Yahudilere yönelik Hitler politikaları gökten zembille inmemiştir veya W. Bush’a olduğu gibi yapacağı işler konusunda Hitler’e “vahiy” gelmemiştir... Katolik kökenli Hitler ve yine en önemli bazıları Katolik kökenli kurmayları, Yahudi cemaatına yönelik olarak Batı’nın Hıristiyan toplumlarında egemen iki bin yıllık pogrom (soykırım) geleneğini sistematik hale getirerek ön plana çıkartmışlardır sadece. Hitler ve kurmayları, -geçmişte olduğu gibi- Yahudileri günah keçisi olarak kullanmışlar ve bu politikaları ile Hıristiyan inancına sahip geniş yığınları Nazi Partisi’nin peşinde toparlıyabilmişlerdir... Başta ABD olmak üzere, -daha başından beri bildikleri halde- sürmekte olan Yahudi soykırımına karşı çıkmayan, olayı sessizlikle karşılayan ve böylece suça ortak olan Batı yönetimleri, savaş sonrası, sözkonusu suçu kendi yararlarına bir propoganda aracı olarak kullanmışlardır. Bukadarla da kalmamışlar, Yahudi toplumuna kurnazca bir ikinci kötülük daha yapmışlardır... Size “adamış ülkenizi” veriyoruz diyerek, onları, emperyalist yararlarının bulunduğu Ortadoğu’da bir ileri karakol konumuna getirmişlerdir. Böylece, Hıristiyan dünyasında zaten varolan Yahudi düşmanlığına bir de İslam toplumları içinde yeni bir kinin ve nefretin eklenmesini sağlamışlar, Yahudileri tam bir ateş çemberi içinde bırakmışlardır.

 

Özünde Hitler ırkçılığından hiç te aşağı kalmayan ırkçı bir fanatizm ile ve buna özgü ahmakça düşlerle Kenan ülkesine, iki bin yıl önce terketmiş oldukları sözde “adanmış topraklara”, Filistin’e dönme düşü içindeki siyonist politikalara Batı’nın yeşil ışığı, karşılıksız ve hesapsız yakılmamıştır. Böylece emperyalist merkezler, Haçlı seferlerinde olduğu gibi, Doğu Akdeniz’de -Kıbrıs’tan sonra- kendileri için yeni bir atlama taşı ve stratejik denetim üssü oluşturmuşlardır. Yahudileri, Haçlı ordularının bir dönem için egemen olabildikleri alanlara yerleştirirlerken, bir yandan Süveyş, Kızıldeniz yolu, Mısır üzerinde baskı ve denetim yaratabilmeyi, diğer yandan Hint Okyanusu’nun arka kapısı Basra’ya dek uzanan zenginlikler ve özellikle fosil enerji yatakları üzerinde yepyeni bir üsse sahibolmayı hesaplamışlardır. Arap dünyasında gelişen hertürlü anti- emperyalist ve milliyetçi uyanışa, başkaldırıya karşı biryandan İsrail devletini öne sürüp kullanırlarken, diğer yandan da İslam köktenciliğini besleyip örgütlemişlerdir... Bölgenin yakın tarihine dikkatle bakacak olursanız, Batı’nın emperyalist yararları doğrultusunda gelişmelerin yaşandığı süreçlerde, İsrail atının öne sürüldüğünü, bu şekilde bölgesel savaşlar patlatıldığını hemen görürsünüz. Zaten İsrail aynı amaçla sürekli silahlandırılmış, gerçek anlamıyla militarist bir toplum haline getirilmiştir. Günümüzde İran’ın uranyum zenginleştirme çabaları karşısında ortalığı velveleye veren Batılı güçler, İsrail’in atom bombası üretebilecek teknolojiye sahibolmasını sağlamışlardır...  

 

Yukarıda özetlenen gerçeklerin ışığında, asıl olarak kimin kimi kullandığını söylemek daha doğru olur? Biryandan İsrail’i silahlandırıp saldırtan Batı, ABD yönetimleri, diğer yandan rahatlıkla Arap yönetimleri ile, hatta Filistin yönetimi ile ilişkiler kurabilmekte, onların karşısında da şu veya bu ölçüde arabulucu veya hatta kurtarıcı rolleri oynayabilmektedirler. İsrail’i Lübnan’a saldırtan ABD, Rice’nin ağzından, “birkaç haftada bozulmayacak kalıcı bir ateşkes oluşturulması için çalışmakta olduklarını” ifade edebilmektedir. Açıkça görüldüğü gibi, “politikanın zor yoluyla uygulanması olan savaşı” İsrail ordusu yürütmektedir ama, bu politika İsrail’e ait değildir. Bu ABD yönetimlerinin politikalarıdır ve İsrail burada sadece ABD’nin zor aygıtıdır ve istese de Beyaz Saray’dan bağımsız olarak Suriye’ye ve İran’a saldıramaz. Çünkü, Filistin’i ve Lübnan’ı İsrail ordusu ile vurup yıkan ABD, savaşını Suriye’ye ve İran’a yaymadan önce, çok daha az riskli ve maliyeti düşük alternatifleri yaşama geçirmeye çalışmaktadır.

 

Anlaşılan, ABD yönetiminin ilk hedefi, İsrail sopasını göstererek, Lübnan yönetimini Suriyeli ve İranlı müttefiklerinden tamamen kopartmaktır. Yine ABD yönetimi, Lübnan içindeki anti- Amerikan güçleri izole etmek istemektedir. Ardından da Suriye yönetimini satın alınması veya yıkılması ve böylece Suriye’nin İran’dan tamamen kopartılması adımı gelecektir... İsrail vururken, ABD yönetimi de bu hedeflerine yönelik diplomasisini yaşama geçirmeye çalışmaktadır. Şüphesiz buradaki asıl hedef, başarılabilirse eğer yalnızlaşacak olan, Suriye’den kopartılacak olan İran’ı öncelikle bir iç çatışmaya sürükleyerek parçalayabilmektir. Fakat bu da nihai hedef değildir; nihai hedef, adım adım tüm bölgeyi, özellikle de Rusya Federasyonunu atomlarına ayırmaktır... Şüphesiz bunların hiçbiri kader değildir ama, halkına ihanet içindeki eli bağlı Türkiye hükümeti gibi hükümetler “barış gücü” adı altında Lübnan’a asker yollamaya kalkışırlarsa, halkın güvenliği ile ilgili olarak atılması gereken kaçınılmaz adımları fındık tüccarları aracılığıyla gizli pazarlıklara alet ederlerse, yakın komşularla ilgili kaçınılması olanaksız dışpolitik adımları ABD yönetimlerinin sahte vaatleriyle hasır altına süpürürlerse, diğer bölge hükümetleri de benzer biçimlerde davranırlarsa, ABD emperyalizminin işleri birsüre daha planladığı gibi yürüyebilir...  

 

Şüphesiz sınıflı toplumlarda -belirli sınıfsal temelleri olan politikaların bir sonucu olarak- şiddet uygulama olgusu kaçınılmaz biçimde kendisini dayatmaktadır ama, bunu kimin ne amaçlarlarla ve ne ölçüde dengeli uyguladığı önem kazanmaktadır. Şiddet, geniş emekçi yığınların, çalışanların haklarını savunmak amacıyla en doğru ve dengeli biçimde kullanıldığı ölçüde işe yarayabilir ama, bu tavrın tersi, içinden çıkılmaz kaosların ve en geniş yığınlara yönelik tamiri zor yıkımların, felaketlerin kaynağı olabilir. Ekonomik tabanından göreceli bağımsızlaşmış ve alabildiğine karmaşık sorunların içine çekilmiş bir üstyapı kurumu olarak ABD devletinin, İsrail devletinin ve bunların akıntısındaki diğer devletlerin uygulamakta oldukları tamamen haksız şiddet, bir ölçüde belirli mali- sermaye güçlerinin yararlarına olsa bile, aslında bu yararları da tehlikeye sokan bir kanala doğru akmaktadır. Hitler’i de Alman mali- sermayesi ve bu sermayenin Avrupa ve Amerika kıtasındaki ortakları desteklemişlerdi ama, O’nun politikaları bir sınırı aştıktan sonra bu sermaye çevrelerinin de zararlarına işlemeye başlamıştı... Günümüzde dünyanın sürüklenmekte olduğu toplumsal- politik kaosun başlıca kaynağı olan ABD politikaları da Hitler Almanyası'nınkine benzer bir kanala doğru akmaktadırlar. Ve aslıda bu durum yeryüzündeki diğer tüm kötülüklerinde anasıdır...

 

Yuvarlandıkça büyüyen ve sonunda belirli birtakım yıkımlara yolaçarak duran, kendi kendisini yokeden bir kartopu gibi, karşılıklı kısa vadeli kullanma ilişkilerinin yumağı da, sözkonusu yumağın ilmiklerini atan entrikalar da, giderek karmaşık hale gelip büyüyen bu yumağın hızını ve yıkıcı etkisini arttıran şiddet uygulamaları da, sonuçta durdurulamaz hale gelerek büyüyen bu kötülükler yumağı da, bilincinde olmadan kendi anti- tezini, toptan yokoluş sürecini adım adım yaratmaktadır... Bölge haritasını, dünya haritasını ABD’nin gücünün değil ama, ABD’nin ve ortaklarının yaratacağı kaosun değiştireceğini ve bu değişime ABD’nin de dahil olduğunu söylemek hiç te ham bir düşün veya peygamberce bir öngörünün ürünü olmayacaktır. Bu çizilecek olan yeni toplumsal haritanın içinde İsrail’in adı okunamayacağı gibi, ABD’nin adı da gözükmeyecektir...

 

yusuf@comhem.se

 

24 Temmuz 2006   

Bak, diğer ilgili metinler:

Biz Çocuk Katillerinin Ürünlerini Tüketmiyoruz! Ya Siz? ABD- İngiliz- İsrail Mallarını BOYKOT Edin

Yusuf Küpeli, Tetikçi İsrail’in sınır tanımayan terörü ve nedenleri

Yusuf Küpeli, Filistin’e bak, kendi geleceğini görmeye çalış  + Olle Svenning, İçsavaşı Batı ısmarladı

Nasrin Hoseini, SU SAVAŞ NEDENİ OLABİLİR + Yusuf Küpeli’nin notu: İsrail’in su savaşları  

Yusuf Küpeli, İsrail lobisi üzerine rapor hakkında ve ABD’nin Ortadoğu’da yeni politika arayışlarının işaretleri üzerine

Nasrin Hoseini, İsrail yanlısı lobi ABD dışpolitikası için tehdit oluşturuyor

John Mearsheimer'in ve Stephen Walt'in birlikte kaleme aldıkları İsrail yanlısı lobi üzerine raporun ingilizce orjinaline ulaşmak için tıklayın- The Israel Lobby ( John Mearsheimer and Stephen Walt)  

İsrail'in ırkçı yasası terörün en büyüğü

Yeni bir Ortadoğu' böyle mi kurulacak?


400'ü aşkın kişi öldü, 2 bine yakın kişi yaralandı, yüz binlerce Lübnanlı evsiz. ABD Dışişleri Bakanı Rice'a göre bunlar yeni Ortadoğu'nun doğum sancısı
26 Temmuz 2006 http://www.radikal.com.tr/
Devletlerin Ortadoğu'ya ilişkin projelerinin ceremesini halk çekiyor. Korku içindeki Lübnanlılar kâbusun ne zaman biteceğini merak ediyor.


Hizbullah'ı gerekçe göstererek Lübnan'a giren İsrail ordusu 14 gündür ülkeyi bombalıyor.
Lübnan'da 39'u asker ve Hizbullah militanı, geri kalanı sivil 398 kişi öldü, 1596 kişi yaralandı. Ölen ve yaralananların büyük bölümü kadın ve çocuk. 750 bin kişi can korkusuyla yollarda.
Hizbullah militanlarının füzeleri yüzünden İsrail tarafında da 24'ü asker 40 kişi yaşamını yitirdi, 30'u asker 300 kişi yaralandı.
İsrail bombalarının yerle bir ettiği bina sayısı meçhul. Yıkılan köprü sayısı 56. Yedi havaalanı, 39 anayol ve limanlar kullanılamaz durumda.
İki hastane, su arıtma tesisleri, süt ürünleri fabrikası, tahıl ambarları bombalandı. Yüz binlerce kişi yeterli gıda ve ilaçtan mahrum.
Uluslararası kuruluşlar İsrail'in sivil-asker ayrımı yapmadığını, misket bombası kullandığını, ambulansları bile hedef aldığını doğruladı.
Ortadoğu'ya giden ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, İsrail güçlerinin aralıksız saldırılarını 'doğum sancıları' olarak nitelendirerek "Yeni bir Ortadoğu'nun zamanıdır" dedi.

4 BM gözlemcisi öldü
26 Temmuz 2006 / Çarşamba  http://www.milliyet.com.tr/2006/07/26/dunya/axdun02.html
DIŞ HABERLER SERVİSİ
İsrail'in Lübnan'da bir BM gözlem noktasına saldırısında 4 BM gözlemcisinin öldüğü bildirildi. Lübnanlı güvenlik yetkilileri, Lübnan'ın güneyindeki Hiam bölgesinde bulunan gözlem noktasının İsrail hava saldırısından sonra harap olduğunu söyledi.
Diğer yandan İsrail saldırısına hedef olan Lübnan'ın güneyindeki Tibnin kasabasında yaralıları hastaneye yetiştirmeye çalışan iki Kızılhaç ambulansı pazar gecesi İsrail helikopterleri tarafından füzeyle vuruldu. Polis, ambulanslara düzenlenen saldırı sonucunda bir sivilin öldüğünü, 4 sivilin yaralandığını açıkladı. Kızılhaç'tan yapılan açıklamada ise ambulanslardaki üç yaralının yeniden yaralandığı, 5 çalışanının da yara aldığı belirtildi.

Kızılhaç'ın açıklamasında, İsrail bombardımanında yaralanan ve ambulansla hastaneye taşınırken bir kez daha saldırıya uğrayan bir kadının, oğlu ve torununun yeniden yaralandığı, yaralılardan birinin ambulansa düzenlenen saldırıda bacağını kaybettiği belirtildi. Lübnan'ın güneyindeki Nebatiye köyünde de aynı aileden 7 kişi İsrail saldırısında hayatını kaybetti.

'İsrail güçleri misket bombası atıyor'

İnsan Hakları İzleme Örgütü, İsrail'i Lübnan'da misket bombası kullanmakla suçladı. İsrail füzeleri ambulansları da hedef seçiyor

26/07/2006 http://213.243.28.21/haber.php?haberno=193984

SUR - Lübnan'ı 12 Temmuz'dan beri cehennem yerine çeviren ve büyük can kaybına yol açan İsrail güçleri, ambulanslar dahil sivil hedefleri sakınmadan vururken, saldırılarda misket bombası da kullandığı ortaya çıktı. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), geçen hafta İsrail topçu birliklerinin Blida köyünde misket bombası kullanarak bir sivili öldürdüğünü, 12'sini yaraladığını rapor etti. Ayrıca topçu birliklerinin sınıra ABD yapımı çok amaçlı M483A1 misket bombası yerleştirirken görüntülendiğini belirten örgüt, ellerinde kanıt olarak birçok fotoğraf bulunduğunu açıkladı.
Misket bombaları, etrafa metal parçaları saçıp can kaybını artırıyor. HRW araştırmacısı Peter Bouckaert, Lübnan'da kurbanların üçte birinin ölümüyle ilgili incelemeden çıkan sonuçların Kosova, Afganistan ve Irak'takinden farklı olduğunu belirtip, "İsrail sivilleri vuruyor. Akıllı silahlar kullanmaları askeri hedefleri vurdukları anlamına gelmiyor. Sivil asker ayrımı gözetmiyorlar" dedi. En az 42 sivilin öldüğü Srifa'da feci hikâyeler dinlediklerini aktaran Bouckaert, kadınların "En azından cesetlerimizi almamıza izin versinler, çünkü köpekler yiyor" dediğini aktardı. En son sivil kayıp, önceki gece İsrail uçaklarının Nebatiye'de bir karıkocayla beş çocuğunu öldürmesi oldu.

'Köy Stalingrad gibi'
İsrail güçleri yanıp sönen ışıklar ve Kızılhaç bayrakları taşımasına rağmen ambulansları da vuruyor. Önceki gün Sur'un güneyindeki Cebel El Bottom köyünden gelen ambulans Kana köyü yakınında İsrail helikoperleri tarafından bombalandı, bir sivil öldü, dördü yaraladı. Ambulans ekibinin yıkılan bir evin enkazındaki sekiz kişiyi kurtarmaya çalıştığı belirtildi. İki ambulans pazar günü Sur yakınında vuruldu. Yerel bir ambulans Tibnin'den çıkardığı üç yaralıyı Sur'a götürmesi için yarı yolda Kızılhaç'ın ambulansına naklederken füzeyle vuruldu. Yaralanan altı ambulans çalışanı yakında bir binaya sığınıp merkezden yardım beklerken diğer ambulans füzeyle hurdaya döndü. Kızılhaç'ın ne ambulans ne de insani yardımlarının ulaştığı 8 bin nüfuslu Aytarun'da binaların üçte birinin yerle bir edildiği, yiyecek kalmadığı, elektrik, su ve telefonların kesik olduğu belirtilerek, manzara şöyle anlatılıyor: "Köy savaş sonrası Stalingrad'ı andırıyor."
BM insani yardım koordinatörü Jan Egeland ise, 800 bine yakın sivil için 150 milyon dolarlık yardım çağrısı yaptı. Ancak İsrail'in koridor açılacağı sözlerine rağmen BM insani yardımlar önünde engellerin kaldırılmadığı, tonlarca yardımın Suriye'de beklediğini haber veriyor.

İsrail, bankaları vurmaya başladı
26 Temmuz 2006 / Çarşamba  http://www.milliyet.com.tr/2006/07/26/dunya/axdun01.html
İsrail uçakları, Hizbullah'ı mali darboğaza sokmak amacıyla örgütle iş yapan 12 mali kuruluşun Lübnan'daki şubelerini bombaladı
DIŞ HABERLER SERVİSİ
İsrail'in Lübnan'daki operasyonu 14. günü geride bırakırken, Hizbullah'ın mali altyapısını çökertmek isteyen İsrail'in, Hizbullah'ın iş yaptığı Lübnan bankalarını da bombaladığı bildirildi.
İsrail basınına yansıyan haberlere göre, NBC Televizyonu, İsrail uçaklarının geçen günlerde bazı bankaları tümüyle yerle bir ettiğini, bazılarınınsa kısmen zarar gördüğünü belirtti.
Televizyon, savaş uçaklarının, diğer bankacılara Hizbullah'la çalışmamaları yolunda gözdağı vermek amacıyla bir banka yöneticisinin evini de hedef aldıklarını kaydetti.
İsrailli istihbarat yetkilileri, Hizbullah'ı destekleyen 12 mali kuruluşun hedef alındığını ve örgütün, paralarının gizli olarak tutulduğu kuruluşların bombalanması nedeniyle nakit darboğazı içine girdiğini öne sürdüler. Habere göre İsrail, geçen birkaç gün içinde Beyrut başta olmak üzere Sur, Nabatiye ve Sayda kentlerindeki mali kuruluşları hedef aldı.
İsrail savaş uçaklarının vurduğu belirtilen mali kuruluşlar arasında, Hizbullah'ın paralarının bulunduğu öne sürülen Bet El Mal'ın 8 bürosunun yanı sıra para transferlerinde kullandığı iddia edilen El Baraka ve Fransa Bank'ın da yer aldığı kaydedildi.
 

 

İsrail: Bir füzeye karşılık, 10 ev yıkarız (not: Direnişi pasifize etmek isteyen işgalci Nazi güçleri de benzer tehditleri savuruyorlar ve yaşama geçiriyorlardı- Y. K.)

İsrail: Bir füzeye karşılık, 10 ev yıkarız

24 TEMMUZ 2006 PAZARTESİ http://www.yenisafak.com.tr/10496.html 

İsrail ordusu, ülkenin kuzeyindeki Hayfa kentine düşen her füzeye karşılık Lübnan'ın başkenti Beyrut'un güney mahallesinde 10 evi yıkma tehdidinde bulundu.

İsrail askeri radyosuna açıklamalarda bulunan üst düzey havacı yetkili, İsrail Genelkurmay Başkanı Dan Halutz'un hava kuvvetlerine Hayfa'ya düşen her füzeye karşılık Beyrut'un güney mahallesinde çok katlı 10 binayı yıkma talimatı verdiğini söyledi.

İsrail uçaklarının, dün gece Beyrut'un Hizbullahın kalesi kabul edilen güneyine yönelik saldırılarına yeniden başladığı belirtiliyor. ·  KUDÜS (A.A)

ABD, İsrail'e sığınak delen 100 bomba veriyor

24 TEMMUZ 2006 PAZARTESİ http://www.yenisafak.com.tr/10493.html 

ABD'nin, Lübnan'daki Hizbullah örgütünün liderini öldürmesi için İsrail'e sığınak delen 100 kadar bomba vereceği bildirildi.

Eşşark El Avsat gazetesi, Washington ve Tel Aviv'deki kaynaklarına dayandırdığı haberinde, ABD'nin Lübnan'daki Hizbullah lideri ve sığınağını yok etmek için yakın zamanda İsrail'e sığınak delen yerin 40 metre kadar altına gidebilen 100 kadar bomba sağlayacağını yazdı.

Gazete, bombaların Katar'daki bir Amerikan üssünden İsrail'e gönderileceğini belirtti.

İsrail hava kuvvetleri, Hizbullah lideri Hasan Nasrallah ve diğer üst düzey üyelerini öldürmek için Beyrut'taki iki binaya saldırı düzenlemişti. Nasrallah ve diğer Hizbullah üyeleri saldırılarda zarar görmemişti.

İsrail, betonu 7 metre delme kapasitesine sahip GBU-28 bombalarından 100 tane satın almak için 2004 yılında ABD'ye başvurmuş, Pentagon'un onay vermesine rağmen İsrail Savunma Bakanlığının bütçe kesintisi nedeniyle satış işlemi yerine getirilememişti. ·  DUBAİ (A.A)

 

“İsrail savaş suçu işliyor”

23.07.2006 http://www.milligazete.com.tr/index.php?action=show&type=news&id=27790

CENEVRE Uluslararası Hukukçular Komisyonu, Lübnan’da katliama girişen İsrail’in  savaş suçu işlediğini belirtti. Dünyada üst düzey yargıç ve avukatları biraraya getiren ve merkezi Cenevre’de bulunan komisyon, İsrail’in Lübnan’da sivil hedeflere yönelik hava saldırılarıyla ‘’orantısız ve fark gözetmeksizin’’ kullandığı gücün ‘’toplu cezalandırma’’ kategorisine girdiğini ve bunun yasadışı olduğunu açıkladı. Komisyonun genel sekreter yardımcısı Federico Andreu-Guzman, yaptığı açıklamada, ‘’Toplu cezalandırmalar, uluslararası hukukta savaş suçunu oluşturur’’ dedi. Komisyon, taraflara şiddetin derhal durdurulması çağrısında bulundu ve uluslararası toplumu İsrail’in Lübnan ve Gazze’deki eylemlerinin sınırlanması için yeterince çaba sarf etmemekle suçladı. Açıklamada, ‘’İsrail’in süregelen askeri operasyonlarına karşı uluslararası toplumun kayıtsızlığı ve kilit öneme sahip yönetimlerin hareketsizliğinden çok fazla kaygı duyulduğu’’ ifadesi kullanıldı.

 

srail kimyasal silah kullanıyor'

21 TEMMUZ 2006 CUMA http://www.yenisafak.com.tr/d05.html 

Lübnan asıllı Belçikalı bir doktor, İsrail'in Lübnan'da kimyasal silah kullandığını bildirdi. Sayda'da bir hastane yöneten ve Brüksel'de düzenlenen bir toplantıya telefonla katılan doktor Bachir Cham, bazı patlamalardan sonra hastanesine getirilen cesetlerde hiçbir kanama ve yara izi olmadığını, ölülerin saç, sakal ve bıyıklarında hiçbir aşınma görülmediğini, derilerin siyahlaştığını, ancak hiçbir yanık izi bulunmadığını anlattı. Cham, yara izi taşımayan 'mumyalaşmış' 8 cesedin fotoğraflarının çekildiğini söyledi.

Sığınağa 23 ton bomba attılar

21 TEMMUZ 2006 CUMA http://www.aksam.com.tr/haber.asp?a=47212,5 

Lübnan’ı hava, kara ve denizden vuran İsrail Ordusu, başkent Beyrut’un güneyindeki Burj El Barahne bölgesinde Hizbullah liderlerinin saklandığını tahmin ettiği sığınağı vurdu. Çarşamba gecesi onlarca savaş uçağı sığınak olduğu iddia edilen bölgede 80 hedefe tam 23 ton bomba yağdırdı. İsrail sığınakta aralarında Hizbullah lideri Şeyh Hasan Nasrallah’ın da bulunduğu üst düzey Hizbullah liderlerinin olduğunu ileri sürdü. Ancak Hizbullah, Burj El Barahne’deki saldırıda hiçbir Hizbullah liderinin ölmediğini duyurdu. Hizbullah’ın yayınladığı bildiride savaş uçaklarının hedef aldığı binanın, İsrail’in iddia ettiği gibi Hizbullah liderlerinin kaldığı bir sığınak değil, inşaat halindeki bir cami olduğu belirtildi. İsrail Ordu yetkilileri ise sığınakların vurulduğunda ısrarlı. İsrail’in BM Büyükelçisi Dan Gillerman da İsrail’in neyi vurduğunu çok iyi bildiğini ve emin olmadan asla bir açıklama yayınlamayacaklarının bilindiğini vurguladı. Gillerman’a göre bu yapı kesinlikle bir cami değil. Söz konusu hedeflerin bombalanmasından önce, havadan bildiriler atıldı ve Arapça radyo istasyonlarından yayınlar yapılarak, bölgedeki köylerin boşaltılmasını istedi. Lübnan’a yönelik operasyonun başladığı 12 Temmuz’dan bu yana 70 ölüyle çarşamba en kanlı gün oldu. İsrail Ordusu, Lübnan’ın güneyindeki 200’den fazla hedefe 250 saldırı gerçekleştirdi.

‘KARADAN GİRERİZ’

İsrail Savunma Bakanı Amir Peretz de, gerekirse Lübnan’a geniş çaplı bir kara harekâtı başlatabileceklerini söyledi. Peretz, Hizbullah’ın hedefi olan kentleri ziyareti sırasında yaptığı açıklamada, “Eğer bir kara harekâtının gerekli olduğu kararına varırsak, bunu yaparız” dedi. İsrail askerleriyle Hizbullah militanları arasında dün çıkan ilk çatışmalarda 4 İsrail askeri öldü, 4’ü de yaralandı.

 

İnsanlığın sıfır noktası

12 Temmuz'dan beri sürekli İsrail ateşi altındaki Lübnan halkı, yiyecek, su ve ilaç sıkıntısı çekiyor, özellikle çocukların durumu vahim. Sokaklarda sadece militanlar geziyor. 500 bin kişi hâlâ yollarda

21/07/2006 http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=193523 

BEYRUT - İsrail'in günlerdir hava ve denizden vurduğu Lübnan'a karadan da cephe açmasının ardından çatışmalar kızışıyor. Sınırda İsrail askerleriyle Hizbullah gerillaları arasındaki çarpışmalarda dün dört İsrail askeri daha ölürken, 12 Temmuz'dan beri 1200 hedefe düzenlenen 3 binden fazla hava akınında ölenlerin sayısı 325'e, yaralı sayısı 700'e yükseldi.
Önceki gün Lübnan'a güneyden giren İsrail kara birliklerinden iki askerin ölmesinin ardından, dün de El Cezire televizyonu, dört askerin öldüğünü, üçünün de yaralandığını duyurdu. Hizbullah'ın bir İsrail tankı ve buldozerini imha ettiği belirtilirken, İsrail ordusu kayıp verdiğini doğruladı ama sayı vermedi. Suriye sınırındaki dört köprüyü uçuran İsrail, Suriye'ye bağlanan 12 yolu vurdu. El Arabiya ise Lübnan askerleri içinde İsrail'e casusluk yapan 20 kişinin yakalandığını duyurdu.

'Her şey hedef'
İsrail ordusu, önceki gece, Hizbullah lideri Hasan Nasrallah'ın posterleriyle boy gösterdiği Beyrut'un güneyindeki Burc El Baracne'de lider kadrosunun saklandığı istihbaratı üzerine bir hedefe 23 ton bomba attı. Operasyonda inşa halindeki bir cami ve İslam kültür merkezi yıkıldı. Tümgeneral İzak Harel, Hizbullah sığınağını vurduklarında ısrar ederken, Hizbullah hiçbir liderin hedefte olmadığını savundu. Hizbullah'ın Beyrut'taki karargâhı Dahli'ye giren DHA'nın izlenimi şöyle: 70 apartman yerle bir, barut ve çürümüş ceset kokuları yükseliyor. Hareket eden her şey hedef. Sokaklarda sadece militanlar var.
500 bin kişinin evini-barkını terk ettiği Lübnan'da açlık baş gösterdi. Lübnan'ın güneyindeki köylerden 'yiyecek, su ve ilaç kalmadı' feryadı yükseliyor. İnsan Hakları İzleme örgütü, çocukların beslenemediğine dikkat çekti

'Araplara koruma yok'
İsrail hükümetinin daha önce Hizbullah'la arasında üç kez arabuluculuk etmiş Almanya'dan yine talepte bulunduğu belirtiliyor. Hizbullah füzeleri, İsrail'in kuzeyindeki Nasıra'da önceki gün üç ve yedi yaşlarında iki kardeşi öldürünce, Arap halk 'Araplara koruma yok, siren çalınmıyor, anlamadığımız İbranice duyuru dağıtılıyor' diye hükümeti eleştirdi.
Beyaz Saray sözcüsü Tony Snow, İsrail'in saldırısının ABD' nin 'teröre karşı savaşına' paralel olduğunu söyledi. (Dış Haberler)

Büyük kaçışta Türkiye kavşak

Lübnan'dan kaçış sürerken, Güney Kıbrıs'ın ardından Türkiye de tahliye üssüne dönüştü

21/07/2006 http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=193522

MERSİN - Lübnan'dan kaçış sürerken, Güney Kıbrıs'ın ardından Türkiye de tahliye üssüne dönüştü. Birçok ülkenin vatandaşlarını Türkiye üzerinden çıkarmak için harekete geçtiğini açıklayan Dışişleri, 14 Temmuz'dan itibaren Beyrut Büyükelçiliği'nin düzenlediği dört otobüs seferiyle 104'ü Türk ve 22'si yabancı 126 kişinin Yayladağı Kapısı'ndan geçtiğini de duyurdu. Ayrıca Dışişleri'nin kiraladığı 450 kişilik feribotla Türk vatandaşları pazartesi Beyrut'tan tahliye edilecek. Çoğu Mardinli 10 bin Türk elçilik önünde uzun kuyruklar oluşturdu. Sayda ve Sur'daki Türkler ise eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin kardeşi Behiye Hariri'nin organizasyonuyla Lübnan'dan çıkmayı umuyor.
Mersin Limanı'na dün sabah 280 İsveçli daha geldi. Ancak Adana'dan 468 İsveçliyi taşıyacak uçak bulunamadı. Kocaeli Belediyesi'ne ait 305 kişi kapasiteli Akçakoca deniz otobüsü 7 bin Avustralyalıyı Mağusa veya Mersin limanlarına taşımak üzere seferlerine başladı. Denizyoluyla Mersin'e gelip ülkelerine dönmek için Adana'ya geçecek 4 bin Kanadalıyı da Kızılay ağırlayacak. 5 bin kişilik Serinevler Spor Salonu'nu Kanadalılar için tahsis edildi.
Suriye üzerinden Türkiye'ye kaçış da sürüyor. 22 Lübnanlı Öncüpınar Kapısı'ndan Kilis'e girdi. 175 Lübnan asıllı Alman vatandaşı da Adana'dan uçakla ülkelerine döndü.

23 yıl sonra Beyrut'ta
Lübnan'daki Amerikalıları tahliye için yaklaşık 40 Amerikan deniz piyadesi dün Beyrut sahiline çıktı. Böylece 1983'te Hizbullah'ın 241 piyadenin ölümüne neden olan kışla saldırısından 23 yıl sonra Amerikan deniz piyadeleri Beyrut'a dönmüş oldu. Beyrut Limanı'na demirleyen USS Nashville, tahliyeyi bekleyen 8 bin Amerikalıdan 1200'ünü Kıbrıs'a götürecek. Rum Yönetimi, yabancıların transferi için AB'ye 'hava köprüsü' kurulması çağrısı yaptı. (aa, dha, afp)

 

 

İsrail 'Tanrı'nın işini görüyormuş!

Ceyda Karan 24/07/2006 http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=193829

Amerika'daki etkili neocon'lardan Larry Kudlow'a bakılırsa İsrail ordusu, Filistinli ve Lübnanlı sivillerin katledildiği bombardımanlarıyla 'Tanrı'nın işini görüyor.' Yine etkili neocon David Horowitz'e göre İsrail, 'Medenileşmiş dünyanın yapması gereken işi yapıyor.'
İsrail'e destek için 19 Temmuz'da Washington'da düzenlenen mitinge katılan konuşmacılar, savaşın ardındaki dinamiği ve ideolojik perspektifi gözler önüne seriyor. Washington Post'tan öğreniyoruz ki, senatörler ve Maryland valisi Robert L. Ehlich'in de katıldığı mitingde, İsrail Büyükelçisi Daniel Ayalon "Bu sadece İsrail'le ilgili değil. Dünyamızın neresi olacağı, kaderi ve güvenliğiyle ilgili. İsrail ön cephede. İran'ın bu küçük dallarını budayacağız" demiş. San Antonio merkezli Conrenstone Kilisesi'yle Amerika'da onbinlerce müride sahip Evanjelist Rahip John C. Hagee'ye gelince... O da İncil'den alıntılarla ABD'nin Tanrı'nın İsrail ve Batı için planlarını yerine getirmek için İran'a karşı önleyici askeri saldırıda bulunması gerektiğini anlatmış. Zira Mesih'in yeryüzüne inebilmesi için İran'la bir çatışma gerekliymiş!
Kendisi bu mitinge katılmamış, lakin namlı neocon'lardan olan ABD'nin BM Daimi Temsilcisi John Bolton, Ortadoğu'da yaşanan insani dramdan bahsederken, ahret meselelerine girmiyor. Ona göre, öldürülen İsrailli ve Lübnanlı siviller arasında ahlaki açıdan eşit karşılaştırma yapılamaz: "Masum sivilleri hedeflemek, onların ölümlerini arzulamak, roketler ateşlemek, patlayıcılar kullanmak yahut adam kaçırmalara başvurmakla, kendi kendini savunmanın üzücü ve talihsiz sonuçlarının aynı şey olduğu söylenemez." Hem İsrail Başbakanı Ehud Olmert, 'Dünyanın en ahlaki ordusu bizimkisi' demiyor mu? İsrail bombardımanlarında evleri başlarına yıkılan, okulları, hastaneleri, elektrik santralları, su tesisleri, otoyolları, havaalanları vurulan Lübnanlı siviller, İsrail'in 'kendi kendini savunuyor olmasının' talihsiz kurbanları, o kadar!
Yıllardır toprakları Yahudi devleti tarafından çalınan, evleri ve zeytinlikleri tahrip edilen, çocukları sokak ortasında öldürülen, gettolara tıkılan, tarla, okul, hastanelerine ulaşmaları engellenen Filistinliler için de aynı şey geçerli. Köyleri 'Buraları bize tanrı verdi, zaten 3 bin yıl önce de bizimdi' diyen Siyonist yerleşimciler tarafından zapt edilen, adil olmayan bir barış dayatılan, işgale direnince 'terörist' etiketi yapıştırılan Filistinliler... Ama işte bunlar başlarına İsrail 'kendi kendini savunduğu için' geliyor!
Yaşananlara ırk ve din ayrımı yapmadan bakıp gördüklerinden hoşlanmayanlar da anti-Semitik olmak zorunda! Yahudi asıllı Fransız yazar Alain Finkielkraut 1998'de Le Monde'da yayımlanan makalesinde ne güzel söylemiş: "Oh, 20. yüzyılın sonunda Yahudi olmak ne kadar güzel! Bizler artık tarihin suçladıkları değil, sevgilileriyiz. Zamanın ruhu bizleri seviyor, onurlandırıyor ve koruyor, çıkarlarımızı gözetiyor. Hatta bizim onayımıza ihtiyacı var..."
Neocon Bush yönetiminin desteğini arkasına almış İsrail'in, Gazze'den başlattığı ve Lübnan kanalıyla bölgeye yayacak gibi göründüğü bu savaşın, kaçırılan birkaç askeri karşılığı hapiste tuttuğu 9 bin 600 Filistinli esirden kadın ve çocuklardan oluşan 400 kadarını bırakmasıyla ilgisi olmasa gerek! Zira daha önce de BM kararlarıyla yasadışı olduğu sabit işgal gücüne mensup İsrail askerleri kaçırıldı. Hepsinde esir değiş tokuşu yapıldı.
ABD ve İsrail yönetimlerinin derdi günü, 11 Eylül sonrası, militarist politikalarıyla radikalleşmeye ittikleri İslamiyet. Suriye'yi filan boş verin! Amerikan parası ve korumasına muhtaç Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan ve diğer petrol emirliklerindeki Sünni rejimler kıllarını kıpırdatmazken, İslamiyet'in bayraktarı konumuna sokulan Şii İran asıl hedefleri. Hizbullah da İran'ın 'ilk budanacak kolu'. Uluslararası yasaları ya çiğneyerek yahut da eğip bükerek Irak savaşına giriştiler. Ama nükleer yetkinliğine ulaşması önünde engel görünmeyen İran'a öyle aynı nakaratlarla dokunulamayacağı anlaşılalı beri taktik değiştirdiler.
11 Eylül sonrası çekinmeden 4. Dünya Savaşı çağrısı yapan (zira üçüncüsünü Soğuk Savaş'a sayıyor) neocon'ların ağababası Norman Podhoretz, hedefi açıkça ilan etmişti: 'İslamiyet'i Ortadoğu'dan kazımak' ve salt 'seküler bir ritüele' indirgemek. Lakin İsrail ve Amerikan bombaları bunu sağlar mı, işte orası şüpheli. Kıyamet güçleri, nafile bir kumar oynuyor. Militarizm ve işgalin sonu ya neocon'ların pek arzuladığı Armageddon yahut da İslami kâbus olabilir ancak... Benim merak ettiğim şu ki, acaba hangisi daha fundamentalist? Hizbullah ve İran mı, yoksa İsrafil'in borusunu öttürmeye meraklı Eski Ahitçi neocon'lar mı?

 

 

750 bin kişi yollarda

İsrail operasyonu hız kesmiyor. Çatışmadan kaçmak için yollara düşen 750 bin kişi de füzelerin hedefi oluyor. BM yetkilisi: Bombardıman insani yasaların ihlali

24/07/2006 http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=193832

BEYRUT - İsrail'in saldırılarını tüm hızıyla sürdürdüğü ve güneyden girdiği Lübnan'da insani felaketin boyutu her geçen gün büyüyor. 12 Temmuz'da başlayan İsrail operasyonunda Lübnan'ın can kaybı 375'i geçerken, ya başkentin güvenli bölgeleri ya da Suriye'de sığınak aranıyor. Lübnan Sağlık Bakanlığı, saldırılardan kaçan 750 bin kişinin hareket halinde olduğunu duyurdu. Dünya Sağlık Örgütü ise evlerini terk etmek zorunda kalanların sayısını 600 bin olarak verdi. Ancak kaçanlar da İsrail'in hedefi oluyor. Son olarak saldırılardan kurtulmaya çalışan 16 kişinin bulunduğu minibüsün güneydeki Teyiri köyü yakınında vurulması sonucu üç kişinin öldüğü, 13 kişinin yaralandığı haberi geldi.

100 milyar dolar gerek
BM'nin Lübnan'a gönderdiği Acil Durum Koordinatörü Jan Egeland, yaralanan ve yerlerinden olan yüz binlerce sivile yardım için 100 milyar dolardan fazlasına gerek olduğunu belirtti. İsrail'in Beyrut'ta Hizbullah'ın karargâhı olduğu gerekçesiyle kalabalık bir mahalleyi bombalamasına tepki gösteren Egeland, Haret Hreik mahallesinde gördükleri karşısında şoke oldu. "Bu korkunç, burada sıra sıra evler olduğunu bilmiyordum. Blok blok yıkılmışlar" diyen BM koordinatörü, bombardımanı 'insani yasaların ihlali' diye niteleyip "Bu doğal afet değil, insan yapımı bir kriz, durmalı" diye konuştu. Uluslararası toplumun üç ay içinde para göndermesini isteyeceğini duyuran Egeland, İsrail'in insani yardım için tek bir hava-deniz koridoruna izin vermesini de eleştirerek, Beyrut Havaalanı, Beyrut, Trablus ve Sur limanları ve kuzey karayolundan güvenli geçiş garantisi istedi. Beyrut'ta tahliye bekleyen yabancılar arasında 1200 Türk vatandaşı da bulunuyor. Türkleri almak üzere Beyrut'a giden Deniz Kuvvetleri'ne ait TCG İskenderun gemisi salı Mersin'e dönecek. Mersin'e geçenler ise 3 bini buldu.

Çocukların hali perişan
İsrail'in kurbanları arasında özellikle çocukların başlarına gelenler tüyler ürpertiyor. Beyrut'un güneyinde 12 kişinin saklandığı sığınaktan bombardıman hafiflediğinde annesinin kucağında çıkan üç yaşındaki kız çocuğu Gilla Ahmed Ali, tam bu sırada İsrailli pilotun bombayı üzerlerine bırakmasıyla, yandı kavruldu. Kızılhaç iki saatlik çabayla aileyi enkazdan çıkarabildi. Annesi ameliyata alınan, babasının ayakları kesilen, iki kardeşi ağır yanık tedavisi gören Gilla'nın da iki eli şarapnel parçalarıyla yanmış ve parçalanmıştı. Kardeşler uzun süre tedavi görecek, tıpkı yan odada yatan sekiz yaşındaki Huveyde Halit gibi... İsrail sınırındaki Merayon'da yaşayan Halit ailesinin dört çocuğu vardı. İsrail ateşi sonucu anne, baba ve bir çocuk öldü, ikisi ağır yaralandı. Gözünden ve ciğerinden ağır yaralanan Huveyde'ye bakan halası, "Ona tek başıma nasıl bakacağım? Artık Allah'tan başka kimsemiz yok. Huveyde'ye anne-babasının öldüğünü söyleyemedim" diyor.
İsrail'in 1982'de başlayan işgalinin tekerrür ettiği korkusu pek çok endişeyi diriltiyor. İlk işgalde İsrail gözaltısında kocası kaybolan Wadad Halwani, kayıp arayan örgütlerin faal üyesi. İşgal sonucu yine birçok insanın gözaltına alınıp ortadan kaybolabileceği uyarısı yapan Hawlani, "İki çocuğumun aynı akıbeti paylaşmasını istemiyorum. İsrail, iki askeri kaçırıldığı gerekçesiyle işgal başlattı. Yıllardır birçok Filistinli, Lübnanlıyı esir aldılar, niye eşimin hesabını vermiyorlar? Amaç askeri kurtarmak değil, Lübnanlılarla Filistinli mültecileri yok etmek" diyor. (aa, dha)

 

 

Lübnan'da işgal manzaraları hortladı

İsrail'in sınır köylerine asker ve tanklarla girdiği Lübnan'da 1982'deki işgalin tekrarlanacağı korkusu hâkim. Lübnan, 'Ordumuz toprağımızı savunacak' derken, İsrail, Beyrut'ta iletişim kuleleri ve televizyon vericilerini de vurdu (not: ABD- İsrail'in söz ve haberleşme özgürlüğünden demokrasiden ne anladıklarının açık göstergesi.- Y. K.)

23/07/2006 http://213.243.28.21/haber.php?haberno=193744

BEYRUT - İsrail'in Lübnan operasyonu 12. günü geride bırakırken çanlar geniş çaplı kara savaşı için çalıyor. Hizbullah mevzilerine nokta operasyonu açıklamasıyla bombardıman eşliğinde en az bin askerini sınırdan içeri sokan İsrail, üç gündür Hizbullah'la şiddetli çatışmaların yaşandığı sınır köyleri Marvahin ile Marun el Ras'ta önce denetimi ele geçirdiğini, sonra ilk köyden çekildiğini duyurdu. Ardından 911 metrelik rakımı dolayısıyla ötürü stratejik önemi olan ikinci köye İsrail tankları da girdi. Hizbullah ise Marun el Ras'ta üç İsrail tankını imha ettiğini ve yaklaşık 20 İsrail askerinin öldüğü veya yaralandığını öne sürdü.
Güneydeki 10 köy halkına TSİ 18.00'e dek evlerini terk edip Litani Nehri'nin kuzeyine kaçma uyarısı yapan broşürler atan İsrail, sınıra altı bin yedek askerle tank yığıyor. Halk, güneyden 1982'de başlayan ve 20 bin can alan İsrail işgalinin anısıyla "Yine geliyorlar" feryadıyla kaçıyor. İsrail, 2000'de çekilmesine dek sınırda 'tampon bölge' oluşturmuştu.

'Hizbullah'ın yerine Kaide mi'
Tüm güçleri Lübnan'a yönlendirdiklerini söyleyen kuzey komutanı yardımcısı General Shuki Shachar karadan işgal emri alıp almadıklarını açıklamazken, buna ihtiyaç olup olmadığını sürekli değerlendiklerini belirtti. Lübnan'ın Suriye yanlısı Devlet Başkanı Emil Lahud ise "Elbette ordumuz topraklarını savunacaktır. Sınırda İsrail'e karşı yeterince güçlü olmayabilir ama içerde epey şey yapabilir. Geri gelip toprağımızı almalarına izin vermeyeceğiz" tehdidi savurdu.
İsrail ilk işgalde laik Filistin Kurtuluş Örgütü'nü Beyrut'tan atsa da, direnişi devralan Şii Hizbullah daha dişli bir 'düşman' çıktı. Mahmud Ebu Zeyd gibi güneyden kaçanlar, İsrail'e "Haklarımıza saygı gösterip Arap kanını değersiz addetmeyi bırakıncaya dek işler sadece onlar için daha kötüye gidecek. Tüm orduyu Lübnan'a yollarlarsa, belki Hizbullah'ı yenerler. Peki sonra? Kaide veya daha kötüsü çıkacak" mesajını gönderdi.
Hizbullah'ın dün sabah İsrail'in kuzeyine attığı füzeler 10 kişiyi yaralarken, Avivim yakınındaki İsrail askeri üssü Nurit'e karşı saldırıda, bir asker yaralandı.

İletişim kanalları çöktü
İsrail'in kuzeyde Hizbullah'ın El Manar kanalının vericisiyle baz istasyonları bulunan Fatka ve Cebel Aytu'da iki iletişim kulesini vurmasıyla televizyon yayınları ve telefon bağlantıları durdu. Hristiyan Maruni Manastırı'nın hasar gördüğü saldırıda, özel LBCI kanalından bir kişi öldü, diğeri yaralandı. Sur'da bir araca füze saldırısında iki kişi ölürken, İsrail çekilmesinden önce işkenceleriyle ünlü Hiam Hapishanesi'ne de vuruldu.
İsrail'in olası kara operasyonunda yakalanacak Hizbullah militanları için gözaltı merkezleri kurduğu öne sürülürken, örgütün iki numarası Şeyh Naim Kasım, Lübnan'ı işgalden korkan İsrail ordusunun askeri başarı imajı vermek için sivil hedeflere saldırdığını söyledi. (afp, cnn)

 

 

Yaralılara yardım eden Filistinli doktor katledildi

23.07.2006 http://www.milligazete.com.tr/index.php?action=show&type=news&id=27793

Batı Şeria’da İsrail askerlerinin, yaralı göstericilere yardım etmeye çalışan Filistinli bir doktoru öldürdüğü bildirildi. Görgü tanıkları ve sağlık görevlileri, doktorun, Batı Şeria’nın Nablus kentinde İsrail askerleriyle girdikleri çatışmada yaralanan 3 Filistinliye yardım etmeye çalıştığı sırada İsrail’in topçu ateşinde öldüğünü söylediler. İsrail ordusunun sözcüsü de askerlerin, kendilerine taş ve molotof kokteyli atan göstericilere ateş açtığını, ancak bunun top ateşi olmadığını açıkladı.

 

Lübnan hastanelerinde dram

BEYRUT
23.07.2006 http://www.milligazete.com.tr/index.php?action=show&type=news&id=27791
Lübnan’ın güneyindeki Sur kentinden başkent Beyrut’a getirilen, aralarında çocukların da bulunduğu 30 yaralı, Refik Hariri Hastanesi’nde tedavi altına alındı.  Yaralılar, hayatta kaldıkları için şükrederken, hastanede tedavi altına alınan çocuklarının başında nöbet bekleyen anneler ağlıyor. Sur kentinde sığınakta kaldıklarını ve atılan bir bombayla bulundukları binanın vurulduğunu belirten 18 yaşındaki Zekeriya Muhammed Hüseyin, aynı evden 20 ölü ve 50 yaralının çıktığını söyledi. Kızılhaç binasına çok yakın bir binada olduklarını, pazar gecesi düzenlenen bir saldırıda sığınaktayken İsrail tankları tarafından evlerinin bombalandığını ifade eden, yüzündeki ve bedeninin çeşitli bölgelerindeki ağır yanıklar nedeniyle tedavi altına alınan Hüseyin, ‘’Yaşadığım için şükrediyorum. Belki durumum çok iyi değil, yüzüm yanıklar içinde ama en azından hayattayım’’ dedi.

 

Lübnan’da soykırım yapılıyor

23.07.2006 http://www.milligazete.com.tr/index.php?action=show&type=news&id=27787

Lübnan Meclisi’nde parlamenter çoğunluğun lideri Saad Hariri:

Lübnan’da soykırım yapılıyor

PARİS Lübnan Meclisi’nde parlamenter çoğunluğun lideri Saad Hariri, İsrail’in saldırıları nedeniyle 5 günden kısa bir sürede 500 bin Lübnanlı’nın evlerini terketmek zorunda kaldıklarını söyledi.
Saad Hariri, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile Elysee Sarayı’nda yaptığı 1.5 saatlik görüşmenin ardından gazetecilere, 5 günden kısa bir sürede 500 bin Lübnanlı’nın evlerini terketmek zorunda kaldıklarını belirterek, ‘’Bu kişilerin evleri yok, uyuyacak yatakları, çocukları için sütleri yok, ilaçları yok’’ dedi.
Siviller için insani yardım koridorunun oluşturulması gerektiğini vurgulayan Hariri, ‘’Lübnan halkı bu savaştan sorumlu değil’’ diye konuştu.
İsrail’in saldırılarını ‘’soykırım’’ olarak nitelendiren Hariri, ‘’İsrail’in Lübnanlıları öldürmesi kabul edilemez. Bugün Lübnan, Lübnan halkının birliğine ihtiyaç duyuyor’’ dedi.

 

 

Kısa kısa Türkiye'den ve dünyadan protestolar: İslamcılar, Saadet Partisi, politik yelpazenini diğer rekleri, sosyalist çevreler içinde giderek büyüyen tepkiler, sözler ve eylemler

 

Sabrımızı taşırma!

23.07.2006 http://www.milligazete.com.tr/index.php?action=show&type=news&id=27834

İstanbul ve Diyarbakır’dan sonra yüzbinler Trabzon’dan haykırdı

Sabrımızı taşırma!

Ortadoğu’yu kana bulayan ABD ve İsrail’e, Brezilya’dan Avustralya’ya, Fransa’dan Rusya’ya kadar dünyanın her yerinden tepki yağıyor. Trabzonlular da, İsrail ve ABD vahşetinin son bulması için dün ayaktaydı.

Onbinler Filistin için omuz omuza
ABD’nin doğrudan, Batılı devletlerin de dolaylı desteğini arkasına alarak, Filistin ve Lübnan’da Siyonist vahşetin dozunu her geçen gün daha da arttıran İsrail’i lanetlemek için Trabzon Meydan Parkı’nda toplanan on binlerce insan, terörist devlet İsrail’e karşı dünyada yapılan en görkemli kitle protestolarından birini daha Saadet Partisi öncülüğünde yapmış oldu.

İsrail’e öfke çığ gibi
Saadet Partisi’nin organize ettiği ve 50’den fazla sivil toplum kuruluşunun da destek verdiği mitingde, genç ihtiyar, kadın-erkek farklı kesimlerden on binlerce insan hep bir ağızdan, “Kahrolsun İsrail, Yaşasın İntifada, Küresel Katiller Hesap Verecek, El-Aksa’ya Selam Direnişe Devam” diye haykırdı. Miting, Türkiye kamuoyunun İsrail vahşetine duyduğu öfkeyi de gözler önüne serdi...

(...) İsrail ve ABD terör örgütüdür
Saadet Partisi Lideri Recai Kutan, yaptığı konuşmada, yapılan bu miting ile "Ey Filistin ve Lübnan halkı, Türk halkının kalbi sizinle beraber çarpmaktadır" mesajının verildiğini kaydetti. Kutan, İsrail’in bu saldırıyı başlattığını, bununla beraber iki onbaşıya karşılık İsrail’in 69 milletvekili ve bakanı tutukladığını anımsattı. 1.5 milyon Filistinlinin 2 onbaşı için ölüme mahkûm edildiğini, ABD ve Batı âleminin ise kınayacağına İsrail’e destek verdiğini belirten Kutan, çocukların sapanla İsrail’in füzeli saldırılarına karşı koyduğunu ifade etti. İsrail ve Batılıların seçimle işbaşına gelen Hamas’ı terör örgütü ilan ettiğine işaret eden Kutan, "Buradan açıkça ilan ediyorum. Ne Hamas ne Hizbullah terör örgütüdür. İsrail terör örgütüdür. ABD terör örgütüdür" dedi. Filistin’e saldıran İsrail’in ABD ve Batıdan aldığı destekle Lübnan’a da saldırdığını ifade eden Kutan, bir süre önce Hariri suikasti ile Suriye’ye baskı yapıldığını, Lübnan’dan Suriye’nin çekilmek durumunda kaldığını, ardından da İsrail’in Lübnan’ı harabeye çevirdiğini anlattı. Sivil halka yönelik bütün bu katliamlarının adının da Hizbullah ile mücadele konulduğunu belirten Kutan, hâlbuki zamanında Osmanlı’nın Yahudilere sahip çıktığını, ancak Siyonistlerin ise şimdi Müslüman kanı döktüğünü söyledi. İsrailli yöneticilerin hepsinin zamanında terörist olarak duvar ilanıyla arandığını da anımsatan Kutan, geçmişte Kudüs’te Müslümanların adaletli bir yönetim gerçekleştirdiğini de dile getirdi. 89 yıl haçlı sürülerinin yönetiminde kalan Kudüs’ün o dönemde atların üzengisine kadar kanlar akıtıldığını anlatan Kutan, Selahaddin döneminde tek bir gayri Müslime zulüm yapılmadığını hatırlattı. Kutan, "İşte bunun en son örneğini Filistin’de gördük. İsrail bütün Müslümanları katlediyor. Hamas 2 onbaşıyı esir almış. İnancımız gereği esirleri öldüremeyiz diyorlar. Görüyor musunuz aramızdaki farkı?" şeklinde konuştu...

Dört bir yanda protesto

23/07/2006 http://213.243.28.21/haber.php?haberno=193742 

İsrail ile ABD, dün Avustralya, Britanya ve Brezilya'da protesto edildi. Sydney'de 10 bini aşkın kişi, tabutlar taşıyıp 'Savaşa hayır' sloganı atarken, çocuklar 'Bebekleri öldürmeyi bırakın' yazılı tişörtler giydi. + 22 Temmuz 2006 Cumartesi günü Stockholm'de yapılan İsrail- ABD saldırısını protesto gösterisine, havanın güzlliğine ve insanların kıyılara ya da başka ülkelerde tatile gitmiş olmalarına karşın, üç bini aşkın kişi katıldı...- Y. K.

 

İsrail'i durdurun!

John Berger, Noam Chomsky, Harold Pinter ve Jose Saramago'dan mektup: Amaçları Filistin'i tasfiye etmek. Olayın adını olduğu gibi söylemeli ve buna ebediyen direnmeliyiz

23/07/2006 http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=193764

İsrail'le Filistin arasındaki çatışmanın son faslı, İsrail güçlerinin Gazze'den bir doktorla kardeşini, yani iki sivili kaçırmasıyla başladı. Bu olay Türkiye hariç hiçbir ülkenin basınında fazla yer bulmadı. Ertesi gün Filistinliler İsrailli bir askeri rehin alarak İsraillilerin esir tuttuğu insanlarla bir takasın müzakere edilmesini önerdi; zira İsrail cezaevlerinde yaklaşık 10 bin esir var.
* * * *
Bu 'adam kaçırma' olayı çok büyük bir zorbalıkmış gibi tepkiyle karşılanırken, 'İsrail Savunma (!) Güçleri'nce Batı Şeria'nın yasadışı askeri işgali ve su başta olmak üzere tüm doğal kaynaklarına sistematik olarak el konulması hayatın hazin de olsa doğal bir gerçeğiymiş gibi kabul gördü. Bu, Filistinlilerin kendilerine uluslararası anlaşmalarca tahsis edilmiş topraklarda yaşadığı eziyetin üzerine bir de Batı'nın 70 yıldır döne döne uyguladığı çifte standartların tipik bir örneği.
* * * *
Bugün zorbalık, zorbalık doğuruyor; derme çatma füzeler karmaşık füzelere cevap veriyor. Karmaşık füzeler, mahrumiyet içindeki yoksul kalabalıkları bir zamanlar adalet dediğimiz erdemi beklerken vuruyor. Her iki füze tipi de vücutları paramparça ediyor; bunu emri veren komutanlardan başka kim aklından atabilir ki?
* * * *
Her provokasyona ve karşı provokasyona karşı çıkılır, nasihatler verilir. Ancak bu seferkinin ardından gelen gerekçe, suçlama ve yeminlerin tümü, aslında dünyanın dikkatini siyasi hedefi Filistin milletini tasfiye etmekten başka hiçbir şey olmayan uzun süreli bir askeri, ekonomik ve coğrafi uygulamadan uzaklaştırma amacına hizmet ediyor.
* * * *
Bunun yüksek sesle ve açıkça söylenmesi gerekiyor, zira ara ara açık edilse de genelde gizli yürütülen bu uygulama, bugünlerde büyük hızla ilerliyor. Bizce olayın adını olduğu gibi söylemeli, buna kesintisiz ve ebediyen direnmeliyiz.
* * * *
Not: 'Arna'nın Çocukları' adlı belgeselin yönetmeni Juliano Mer Khamis'in sorduğu gibi, 'Lübnan'ın Guernica'sını kim resmedecek?'

John Berger: Sanat eleştirmeni, Noam Chomsky: MIT'de dilbilim profesörü, Harold Pinter: Nobel Edebiyat ödüllü yazar, Jose Saramago: Yazar

 

Bazı aydınların bildirisi: İsrail, Filistin ve Lübnan’da “İnsanlık Suçu” işlemektedir

Biz aşağıda imzası bulunan kurum yöneticisi, temsilcisi ve şahsiyetler:

1-     Filistin ve Lübnan’a yönelik saldırıların derhal durdurulmasını;

2-     İsrail’in kolonyalist yayılmaya son vermesini ve 1967’deki sınırlara çekilmesini;

3-     Filistinli bakan ve milletvekillerinin derhal serbest bırakılmasını;

4-     Filistin halkının vazgeçilmez self-determinasyon hakkının tanınmasını;

5-     Bölgenin kalıcı barışa kavuşması için herkesin üzerine düşeni yapmasını;

6-     Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin cesur ve kararlı olarak Filistin halkını ve meşru Filistin hükümetini desteklemesini istiyoruz.

7.      Biz bu metne imza atanlar, bu yoldaki çabalarımızı sürdürmekte de kararlıyız.

Unutmamak gerekir ki, orada katledilen sadece masum çocuklar, kadınlar, yaşlılar, siviller değil insanlık onuru, hepimizin onuru ve geleceğidir.

Fikret  Başkaya - Özgür Üniversite Başkanı  

Yusuf Alataş - İHD Başkanı

Yavuz Önen – TİHV Başkanı

Ayhan Bilgen -  Mazlumder Başkanı

Çağdaş Hukukçular Derneği

İsmail Beşikçi

Aydın Çubukçu

 

http://www.sinbad.nu/