Mete Çubukçu, Karanlık sular'ın askerleri (NTV / 30 Eylül '07)

 

(...) Bugün Irak'ta Amerikan ordusu üniforması taşıyan asker kadar paralı asker var. Gölge bir ordu gibiler. Hatta bu işi yapan şirketlerden en önemlisinin ismi de manidar: Blackwater. Yaptıkları işler bağlamında Türkçe'ye "Karanlık sular" olarak çevirmekte beis yok...

 

 + Maliki: Blackwater Irak’ta kalmamalı

 

 + CIA’in gizli gözaltı tesisleri hala faal

 

Karanlık sular'ın askerleri – Mete Çubukçu

 

2003'ün Mart ayında, Amerikan ordusuyla birlikte modern çağın en büyük özel ordusu da Bağdat'a giriyordu. 2006'nın sonunda Amerikan Savunma Bakanı Donald Rumsfeld görevden ayrılırken bu askerlerin sayısı 100 bini aşmıştı. Bugün Irak'ta Amerikan ordusu üniforması taşıyan asker kadar paralı asker var. Gölge bir ordu gibiler. Hatta bu işi yapan şirketlerden en önemlisinin ismi de manidar: Blackwater. Yaptıkları işler bağlamında Türkçe'ye "Karanlık sular" olarak çevirmekte beis yok.

 

Aslında "karanlıklar ordusu" kayıt dışı, sorumluğu olmayan, yasalardan muaf bir yapılanma. Her biri yılda 100-150 bin dolar kazanıyor. Çok özel görevler için günde 1,000 ile 5,000 dolar alanlar var. İsimleri kayıtlı değil, ölüm ya da yaralı istatistiklerinde de yer almıyorlar. Oysa Irak'ta şimdiye kadar 700'e yakın ölü, 8 bin de yaralı bırakmış durumdalar. Sahipleri gibi çoğu eski asker, sorunlu, psikolojik açıdan tehlikeli "kas yığınları". Siyah gözlükleri, çelik yelekleri ve otomatik silahları ile korumadan çok korkutma görevini üstlenmiş gibiler; çoğu eski asker.

 

Bağdat'ta Amerikalıların sıkıştığı Green Zone içindeki tüm görevlerden onlar sorumlu. Rajiv Chandarasakaran'ın Imperial Life in the Emerald City adlı kitabında Yeşil Bölge içinde Blackwater'a çalışan paralı askerlerin nasıl korku saldıklarını anlatıyor. Gerektiğinde ağır silahlar, helikopterlerle de donatılan bu paralı askerler Amerikan ordusunun bazı birlikleri ile yarışacak düzeydeler. Ebu Garib gibi türlü vahşetin ayyuka çıktığı uygulamalarda payları var. Rotaları dünyanın özellikle şaibeli savaş ve çatışma bölgeleri; Sudan, Kongo, Bosna, Afganistan ve son olarak da Irak'ta "istihdam" ediliyorlar.

 

Savaşın zenginleri

Irak savaşı ile özel güvenlik şirketi adı altında çalışan, paramiliter asker şirketleri modern çağın özel ordularını oluşturmuş durumda. Irak'ın işgalinden beklediklerini bulamayan birçok sektörün aksine, paralı asker sektörü Irak işgali ile birlikte en hızlı yükselen sanayi dallarından birisi. Kapitalizmin hemen her şeyi paraya tahvil etme becerisi üzerinden yürüyen şirket sahipleri 50 ülkedeki operasyonda yıllık gelirlerini 120 milyar dolar yükseltmişler. İşgal sonrası Irak pastasından pay kapma rüyasındaki büyük Amerikan şirketleri, direniş ve kaos karşısında ülkeyi terk edince, iş "güvenlik şirketlerine" düştü. Titan, DynCorp, Blackwater, Custer Battles önde gelen savaş müteahhidi firmalarından. En çok parayı bu şirketler kazanıyor.

 

Sektörün böylesine büyümesinde Irak savaşının mimarlarından aşırı sağcı, evangelist Rumsfeld'in payı yadsınamaz. Zaten 1996'da kurulan Blackwater'ın sahibi eski deniz komandosu Erik Prince de bir evangelist muhafazakâr.

Eski Savunma Bakanı 2002 yılında Foreign Affairs Dergisi'ndeki Askeri Değişim başlıklı yazısında bakın ne demiş: "Gizli operasyonlar, sofistike silah sistemleri ve daha fazla paralı asker kullanılmalı. Bürokrat ya da iş bekleyen kapitalist yerine daha çok girişimci gibi davrananları teşvik etmeliyiz."

 

"Cumhuriyetçilerin" muhafızları

İşgalin başında sanki sıradan bir işmiş gibi göstermek amacıyla

"contractor" yani müteahhit olarak adlandırılan bu kişiler, ihale ile iş alıyorlar. Koruma, kollama, öldürme vb. işler bunlar.

Gerçekte paralı asker olan bu kişiler, geçtiğimiz haftalarda Yeşil Bölge dışında 11 Iraklıyı öldürünce yeniden gündeme geldiler. Irak hükümeti ültimatom vererek çalışma izinlerini askıya aldı. Ama ülkede hükümetin değil de işgal edenin sözü geçtiğinden Blackwater'ın adamları dar kapsamlı da olsa yeniden çalışmaya başladı. Aslında 2004 yılında dört "müteahhit" Felluce'de yakılarak öldürüldükten sonra varlıkları tartışılır olmuştu. Felluce Katliamı'nın başlangıcı da bu olaya dayanır.

 

İşgalin başından bu yana yasal muafiyetleri bulunan paralı asker ordusu onlarca ölüm ve yaralamadan sorumlu. 11 Eylül'den sonra Rumsfeld Doktrini olarak bilinen savaşların özelleştirilmesi kapitalizm açısından atıl bir alanın değerlendirilmesi gibi. Amerikan savaş makinesinin üzerinde yükselen şirket ise Blackwater. Irak'taki şirket bir anlamda Cumhuriyetçi Bush yönetiminin muhafız ordusu gibi. Büyükelçileri, senatörleri koruyor. Ve dünyanın diğer bölgelerinde görev almak için lobi faaliyetlerini hızlandırıyorlar. Darfur'da barış gücünün paralı askerlerden oluşan özelleştirilmiş bir güç olmasını için çaba harcıyorlar. Amerika'da da örneğin California sahillerini kontrol etmek için lisans bekliyor.

 

11 Eylül sonrasının terör paranoyasından yararlanan bu şirketler, misyonlarını güvenli ve demokratik bir dünyaya hizmet olarak açıklıyor. Tabii böyle bir dünyaya kavuşmak için önce savaşmak, işgal etmek, para kazanmak, öldürmek gerekiyor. Zaten bu şirketlerin sadece özel koruma yapmadığı biliniyor. CIA dahil olmak üzere bu karanlık insanları örtülü operasyonlar benzeri pis işlerde kullanıyorlar. Çünkü Soğuk Savaş sonrası istihbarat servisleri de eskisi gibi risk almıyor ve ellerini kirletmiyor. Ayrıca ölümleri Amerikan kamuoyunu asker ölümleri kadar ilgilendirmiyor, tepki toplamıyor. Çünkü bilinmiyorlar. Black Hawk Down/Kara Şahin Düştü (Ridley Scott) filmine konu olan, Mogadişu'daki asker ölümlerinin benzeri Felluce'de paralı askerlerin başına gelmesine rağmen Amerika'da benzer bir tepki oluşmaması da bunun bir kanıtı.

 

Nefret orduları

Paralı askerlerin önüne geleni öldürmesi ya da öldürme potansiyeli taşıması nedensiz değil. Çünkü askeri yargıdan muaf olan bu kişiler yargılanamıyor. Cenevre Anlaşması da onları bağlamıyor. Çünkü ne asker ne de siviller. Yani ne Amerikan, ne Irak ne de uluslararası yasalara tabiler. 2003'ten bu yana da karıştıkları olaylar bini aşıyor. Bunlardan sadece ikisi yargı karşısına çıkmış durumda. Birisi iş arkadaşını öldürmekten, Ebu Garib'de görevli olan bir diğeri de çocuk pornosu indirmekten. Ancak Iraklılara karşı işlenen suçlardan dolayı tek bir paralı asker yargılanmış değil.

Seymour Hersh Emir Komuta Zinciri (Agora Kitaplığı) adlı kitabında şunları yazıyor: "CACI ve Titan gibi özel şirketler, o sırada Irak'ta yaptıkları tehlikeli işler için elemanlarına 100 bin dolar gibi ordunun ödeyemeceği meblağlar ödüyordu ve ABD askeri tarihinde ilk kez hassas işlere girmelerine izin verilmişti. Cezaevindeki sivil personel askeri yasalara bağlı değildi, ancak kendilerine Amerika'nın mı yoksa Irak'ın mı yasalarının uygulanacağı kesin değildi".

 

Hersh'ün yazdığı gibi ortaya çıkmaması kaydıyla silah kullanma, öldürme ve işkence yapma yetkileri var. Herhangi bir sorumluluk yüklenmiyorlar. Askeri birliklere lojistik destek sağlayan, konvoylara koruma sağlayan, yüksek düzey görevlileri koruyan, sorguculuk yapan, işkence yapan hepsi bu paralı gruptan çıkıyor. Iraklılardan nefret ediyorlar. Zaten konvoy halindeyken yaklaşan öldürülüyor. Iraklılar da onlardan nefret ediyor, Iraklılar arasında "kuduz köpekler" olarak anılıyorlar. Zaten onlar için Amerikan askerleriyle paralı askerler arasında hiçbir fark yok. Hepsi işgalci.

Paralı asker şirketinin web sitesinde ise şunlar yazıyor: "Biz hukuku gözeten, profesyonel, askeri, barış gücü görevi yapan bir şirketiz. Bunun maliyeti ise güvenlik, barış, özgürlük ve demokrasiyi etkili hale getirmektir".

Ortadoğu'yu bu hale getirenlerin ortak yanının "özgürlük ve demokrasi" şiarı olması tesadüf mü acaba?

NTV / 30 Eylül '07

 

Maliki: Blackwater Irak’ta kalmamalı

Irak Başbakanı Nuri El Maliki, Amerikan Blackwater güvenlik şirketinin, ülkede kalmasının uygun olmayacağını açıkladı.

AA

Güncelleme: 19:11 TSİ 04 Ekim 2007 Perşembe http://www.ntvmsnbc.com/news/421883.asp

 

BAĞDAT - Irak Başbakanı Nuri El Maliki, başkent Bağdat’ta düzenlenen basın toplantısında, bir dizi olaya adı karışan Amerikan Blackwater güvenlik şirketinin, Irak’ta gelecekte bir rolü olup olmayacağını sorguladı.

 

Başbakan, Blackwater’a karşı yöneltilen çok sayıda suçlamanın, bu şirketin Irak’ta kalmasını meşru kılmayacağını ifade etti.

Irak’taki ABD Büyükelçiliği ve elçilik personelini koruyan özel Amerikan güvenlik şirketi Blackwater’ın 16 eylülde 11 sivilin öldürülmesi olayına adının karışmasıyla ilgili olarak 4 soruşturma yürütülüyor.

Blackwater çalışanlarının, 16 Eylül’de 11 sivilin öldürülmesi olayına karışmasından sonra Irak’taki yabancı özel güvenlik şirketlerinin varlığı tartışmaya açılmıştı.

Irak’ta özel güvenlik güçlerinin işlediği suçlardan yargılanmasına yönelik yasal bir boşluk var. Halen, bu kişilerin ne Amerikan askeri mahkemesi ne de Irak mahkemelerinde yargılanması mümkün.

Maliki hükümeti, bu şirketlerin çalışanlarının sokaktaki eylemlerinden sorumlu tutulmasının öngörüldüğü bir kanun tasarısı hazırlıyor.

 

CIA’in gizli gözaltı tesisleri hala faal

Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı CIA’in önceki yıl ortaya çıkan, ABD Başkanı George Bush yönetiminin de geçen yıl itiraf ettiği, denizaşırı ülkelerdeki gizli gözaltı tesislerinin hala faal olduğu bildirildi.

AA

Güncelleme: 03:40 ET 05 Ekim 2007 Cuma http://www.ntvmsnbc.com/news/421987.asp

 

WASHINGTON - The New York Times gazetesinin haberine göre, Amerikalı bir terörle mücadele yetkilisi, ortaya çıkmasının ardından uluslararası tepkilere yol açan CIA’in gizli gözaltı programının hala faal olduğunu ve o dönemden sonra en az bir El Kaide militanının bu tesislerde tutulduğunu söyledi.

 

CIA’in yeniden, zanlıları denizaşırı “karanlık tesisler”de tuttuğu kaydedilen haberde, ayrıca Adalet Bakanlığının 2005’te yayınladığı gizli hükümde, CIA tarafından kullanılan şiddet içeren sorgulama yöntemlerini onayladığı kaydedildi. Kongre ise aynı dönemde “aşağılayıcı ve insanlık dışı” sorgulama yöntemlerini yasaklayan yasa çıkarmıştı.

Amerikalı yetkili, gizli program çerçevesinde gözaltına alınanlarla ilgili soruya, “2006 sonunda, ABD güçlerine karşı saldırı planlayan ve düzenleyen üst düzey El Kaide teröristlerinden Abdülhari el Iraki’nin ele geçirilerek gözaltına alındığı, bu teröristin bu yıl başında da Guantonamo üssündeki tesise nakledildiği” yanıtını verdi.

CIA’nin gizli programı çerçevesinde başka zanlının gözaltında tutulup tutulmadığının bilinmediği kaydedilirken, CIA sözcüsünün de bu konudaki soruya yanıt vermediği belirtildi.

Habere göre, CIA sözcüsü sadece, terör zanlılarıyla ilgili gözaltı ve sorgulama programlarının yasalar çerçevesinde yürütüldüğünü söylediği belirtildi.

İlk kez Washington Post gazetesi tarafından 2005 yılı sonunda ortaya çıkarılan ve eylül 2006’ta Bush tarafından kabul edilen CIA’in gizli gözaltı programı, uluslararası büyük tepkilere yol açmış, ABD yönetiminin terör zanlılarını sorgularken gizli işkence uyguladığı suçlamalarına yol açmıştı.

Washington, eylül 2006’da CIA’in gizli gözaltı tesislerinde tutulan son 14 zanlının Guantonamo’daki gözaltı merkezine nakledildiğini, CIA’in elinde gözaltında bulunan başka kimsenin kalmadığını açıklamıştı.

New York Times’ın haberini duyuran Reuters da ABD Savunma Bakanlığının nisan ayında bir El Kaide liderinin gözaltında olduğunu ve naklinden önce aylarca CIA’nin gözetimi altında tutulduğunu açıkladığını belirtti.

Bazı insan hakları örgütleri de bu yıl içinde de CIA’in gözaltı tesislerinde tuttuğu sanılan terör zanlıların bir kısmının hala kayıp olduğunu kaydederek, ABD’den bu kişilerin akıbetini açıklamasını istemişti.

CIA’in 2001’den sonra terör zanlılarını kaçırdığının, bunları nakletmek için Avrupa ülkelerinin hava sahalarını kullandığının ve gizli gözaltı merkezleri kurduğunun orta çıkması, Bush yönetiminin terörle savaşında kullandığı en fazla eleştiriye uğrayan yöntemlerden biri olmuştu.

 

http://www.sinbad.nu/