BAŞBAKAN’IN “KEMAL ABİ”Sİ

 

Rahmi Yıldırım YRahmi@ttnet.net.tr

 

Türkiye’de yaşayıp da Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ı bilmeyen tanımayan olmasa gerek.

Milletvekili seçilmeden önce, yöneticisi olduğu Al Baraka şirketinde naylon fatura yolsuzluğu yaparak devleti 27.5 milyon dolar zarara uğrattığı gerekçesiyle 3 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanıyordu. Ancak, Kemal Bey milletvekili seçildi, Maliye Bakanı oldu.

Tabii koskoca Türk devletinin koskoca maliye bakanına yakışmazdı  kendi bakanlığıyla ve emri altındaki vergi dairesiyle papaz olmak. Hemen Vergi Barışı Yasası çıktı, sahte fatura kullananlar affedildi. Yani, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, naylon fatura ve vergi kaçakçılığı sanığı Kemal Unakıtan’la barışmış oldu! O gündür bu gündür, işleri rast gitti.

Kemal Unakıtan, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın özel sohbetlerinde “Kemal Abi” diye hitap ettiği söylenen zat. Televizyonda verdiği görüntüye bakılırsa, bugünün ölçülerine göre Kemal Unakıtan hayli sevimli, muzip bir siyasetçi ve aynı zamanda iş bitirici.

Ailesi de öyle. Eşi Ahsen Hanım, oğlu Abdullah, kızı Zeynep, sevimlilikten, iş bitiricilikten yana babalarından geri kalmıyorlar.

Kemal Unakıtan şu sıralar muhalefetin ve medyanın dilinde.

Muhalefet, Kemal Unakıtan’ın yolsuzluk yaptığı iddiasıyla dün üçüncü gensoru önergesini verdi. Gazetelerde televizyonlarda da Unakıtan aşağı Unakıtan yukarı. Tayyip Erdoğan ise burnundan solumakta.

Unakıtan sadece medyanın ve muhalefetin dilinde değil, kendi partisi içinde de nadiren atılan eleştiri oklarının hedefinde. AKP Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez, Kemal Unakıtan’a yazdığı açık mektupta öyle şeyler söyledi ki, yenir yutulur gibi değil.

Çömez’in yazdığına göre, örneğin, Kemal Abi Maliye Bakanı iken oğlu Abdullah, tavuklarına yedirmek üzere  4 bin ton mısır ithal ediyor.

‘Bu kadar mısırı yedirecek tavukları niye besliyor?’ sorusu anlamsız. Burası Türkiye! Besler besler, kime ne? Mısırı atar önlerine, tavuklar ister yer istemezse yemez.

Tuhaf olan Abdullah’ın “tavuklara yedireceğim” numarasıyla mısır ithal etmesi değil. Abdullah bir badireden kurtulmuş ki, artık o kadar olur. Günahını almayayım, ithalattan iki gün sonra Maliye Bakanı Kemal Baba, mısırda vergi oranını yüzde 20’den 50’ye yükseltmiş. Yani, Abdullah iki gün gecikseymiş, 250 bin Avro fazladan vergi ödeyecekmiş. Allah’tan elini çabuk tutmuş. O gün bu gündür, Abdullah  Unakıtan “Babam sağolsun!” diyormuş.

 Abdullah gerçekten cin gibi akıllı, 2005 yılı başında Türkiye’nin ilk ve en büyük pastörize yumurta fabrikasını kuruyor. Başbakan’a atılacak cinsten yumurta değil, pastörize yumurta işine girmiş. Oğlan böyle bir işe kalkışır da babası yardım etmez mi? Eder tabii. Bakan babası pastörize yumurtanın vergisini yüzde 18’den 8’e indirmiş. Abdullah gene, “Babam sağolsun!” diyormuş.

Derken kuş gribi, tavuk ve yumurta sektörü sizlere ömür. Krizler aynı zamanda fırsattır. Abdullah da fırsatı değerlendiriyor, yumurta topluyor. Turhan Çömez’in merakı kriz ortamında Unakıtan ailesinin ne kadar yumurta topladığı, fatura kesip kesmediği, vergi verip vermediği.

Turhan Çömez’in ağzı, kalemi torba değil. Söyledikçe söylemiş, yazdıkça yazmış.

Örneğin, bir sorusu da, Kemal Unakıtan özelleştirme ihalelerinde Ortadoğulu işadamı Sami Ofer ile kaç kez görüşmüş?

Sami Ofer’in özel uçağıyla İtalya’ya gitmiş mi? Abdullah da İsrail’i dolaşmış mı?

Ailenin kullandığı otomobillerin benzini devlet tarafından mı ödenmiş?

AKP Milletvekili Çömez’in soruları uzayıp gidiyor. Çömez, Unakıtan’a, “Gensorulardan kâğıt üzerinde aklandın ama vicdanlarda aklanmadın. Seni taşıyamıyoruz artık, istifa et,  hem partiye hem ülkeye zarar verme” diye sesleniyor. (Milliyet, 28 Şubat 2006)

Bu mektup karşısında bekledim ki, Kemal Unakıtan Turhan Çömez’e “Sen ne diyon lan, al ananı çek git partiden!” desin. Ancak, Kemal Abi, Turhan Çömez’den de Tayyip Erdoğan’dan da daha sinirleri sağlam çıktı. Oralı bile olmadı.

Şu sıralar Unakıtan ailesinin yeni bir marifeti daha meydana çıktı. Medyanın yazdığına göre mahdum Abdullah, marka niyetine ‘Lick’ (yani ‘Yala’ ) adıyla krem şanti üretimine başlamış.

 

Bal tutanlar

Türkiye, bul tutanların, krem şanti parmaklayanların sadece parmaklarını değil, kollarını bacaklarını yalamalarıyla, iktidar olanaklarıyla aile bireylerinin, eşin dostun zengin edilmesiyle ilk kez karşılaşmıyor.

Süleyman Demirel Başbakan iken, Türkiye ilk kez hayali ihracat vukuatı ile tanıştı. Türkiye’yi hayali ihracatta vergi iadesi alarak zenginleşme tekniğiyle tanıştıran, Demirel’in yeğenlerinden  Yahya Demirel idi. Süleyman Demirel’in aile fotoğrafı ise malum.

Sonra Turgut Özal döneminde, oğlu Ahmet Özal’ın (daha yasa bile yokken) Türkiye’nin ilk özel televizyon kanalını açması, kızı Zeynep Özal’a ‘jaguar’ marka otomobil hediyesi, Özal’ın tavsiyesiyle işini bile memurlar, Engin Civanlar, “rüşvetin belgesi” filan.

Sonra akıl almaz biçimde zenginleşme örneği olarak Tansu Çiller ve ailesi.

Ardından, Türkiye’nin yolsuzluk suçlamasıyla düşürülen tek hükümetinin başbakanı Mesut Yılmaz ve elbette kardeşi Turgut Yılmaz,  Korkmaz Yiğitler.

Bülent Ecevit döneminde devlet gözetiminde sahipleri tarafından soyulan 19 banka.

Bu bankalarda sivil bürokratların yanı sıra emekli general ve amiraller.

Örneğin Etibank yönetim kurulunda  eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Emekli Oramiral Vural Bayazıt var. Bir gün bankanın sahibi Dinç Bilgin’e sormuş:

“Dinççiğim, biliyorsun ben eski amiralim. Sadece denizden ve denizcilikten anlarım. Beni niye buraya oturtuyorsun

Bankanın sahibi Dinç Bilgin, “Devletin malı deniz olduğu için sayın amiralim!” diye yanıtlamış. (Yalçın Pekşen, Akşam, 12 Nisan 2001)

Siyaset-ticaret zincirine tarikat zinciri eklendi.

Şimdi de zenginleşmesini oğlunun kızının düğünlerinde takılan takıyla açıklayan hediyesever bir Başbakan ve yanında “Kemal Abi” ile aile efradı.

Kemal Unakıtan, İstanbul Üsküdar’da kaçak yaptırdığı trilyonluk villaları önceki gün bizzat yıktırmak zorunda kaldı. Böylece hakkındaki iddialardan birini doğrulamış oldu. Ama Başbakan Erdoğan diyor ki, “Medya, istediklerini vermediğimiz için Kemal Abi’ye iftira atıyor

Erdoğan’ın söylediği kısmen doğru.

Şu anlamda kısmen doğru. Ülke kaynaklarının yağmalanması konusunda medya patronları ve yöneticileri iktidarla ittifak halindeler. Kamu kaynakları özelleştirme, teşvik, vergi indirimi vs. yoluyla birlikte yağmalanır, paylaşılır; halkı işlerin iyiye gittiğine kandırma işi daha çok medyaya düşer. Halk kanmaz olunca birilerinin feda edilmesi zorunlu olur.

Şimdi, muhtemelen Kemal Abi’nin feda edilmesi gerekiyor.

 

Tencere dibin kara

Medyanın Kemal Abi’ye karşı namus bekçisi kesilmesine kanmamalı. Siyasetçi sermaye siyasetçisi, medya sermaye medyası. Birinin diğerine ahlâk dersi verecek yüzü yok. Siyasetçinin ahlâkı ne kadar ise medyanın ahlâkı da o kadardır.

Sahi bütçe görüşmelerinde söz Kemal Abi’ye gelince Başbakan Erdoğan ne demişti:

“İspatlamayan, oraya üç nokta koyuyorum

Erdoğan bugün de diyor ki, “Medya, istediklerini vermediğimiz için Kemal Abi’ye iftira atıyor

Erdoğan’a hak ettiği dilden yanıt vermeli:

“Medya Erdoğan’dan ne istemiş de Erdoğan vermemiş? Açıklasın Erdoğan! Açıklamayan, oraya üç nokta koyuyorum!”

Medya da aynı şeyi söylüyor görünse de kanmamalı.

Ne medya gerçekten ister Erdoğan’ın açıklamasını ne de Erdoğan açıklar.

Çünkü…

Dilimin ucuna geleni yazmayayım.

Dilimin ucuna gelen, ara başlıktaki ifade değil. Okuyucunun ferasetine bırakıyorum.

Burası Türkiye!

Aslında sadece burası değil, her yer Türkiye!

Rahmi Yıldırım

4 Mart 2006

http://www.sinbad.nu/