Açıklayıcı not

Kiralık bir iktisatçının itirafları

Türkçeye çeviren tarafından hazırlanan sözlük veya metinde adı geçen şirketler, kişiler ve olaylarla ilgili kısa bilgiler:

NSA (National Security Agency)

Halliburton

Enron

Bechtel

Bahasa endonezyacası

Sir Francis Drake

Robin Hood

CIA ve MI6 tarafından gerçekleştirilen Ağustos 1953 İran darbesi

Kermit Roosevelt

IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşların Türkiye ekonomisine yönelik şüpheli övgülerine karşın Milliyet yazarı ve iktisat profösörü Güngör Uras'tan inandırıcı bir analiz:

Güngör URAS "Böyle geldi" ama "böyle gidemeyecek"

 

Açıklayıcı not: John Perkins’in Confessions of an Economic Hit Man (Bir Ekonomik Tetikçi’nin İtirafları) adlı kitabını tanıtan ve kitabın özünü yansıtan aşağıdaki metin, Türkiye ve benzeri ülkelerin aydınlarını ve halklarını yakından ilgilendirmektedir. Metni çevirirken kafamda sürekli Türkiye politik yaşamı ve ekonomisi ile ilgili çağrışımlar oluştu. Yıllık bütçesinin yüzde 60’ından fazlasını borç faizlerini ödemeye ayıran ve bütçesi 100 milyar Dolar’a ulaşmazken 300 milyar Dolar’ı çok aşan iç ve dış borcu olan Türkiye’nin ekonomisinin hangi sinsi hesaplarla IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşlarca övüldüğünü merak ettim. Hiç haketmediği halde seçim sisteminin bozukluğundan yararlanarak iktidar koltuğuna oturabilen ve Türkiye’yi yönetebilecek bilgi birikimine asla sahip olmadığı tüm konuşmalarında açıkça yansıyan başbakanın, yakınlarının ve çevresinde danışman rolü oynayan kişilerin kısa süreli iktidar dönenemlerinde nekadar servet sahibi olduklarını merak ettim. Teknolojileri yenilenebilecekken haraç mezat satılan devlet iktisadi kuruluşlarını, kapatılan fabrikaları, SEKA ve benzeri kuruluşları ve bir ihanet girdabına sürüklenmiş olan Türkiye halkını düşündüm. Türkiye toplumunun -yalanlarla, demagojilerle, sahte övgüler ve vaatlerle- göz göre nasıl bir karanlık geleceğe doğru itildiğini acıyla aklımdan geçirdim...

 

Aşağıdaki çeviriyi dikkatle okumanızı içtenlikle salık veririm.

 

Yusuf Küpeli

yusuf@comhem.se

7 Mart 2005   

Yeni not: 10 Mart 2005 günü Sinbad'a ulaşan bir habere göre, John Perkins'in Confession of an Economic Hit Man adlı kitabı, April Yayıncılık Ltd. tarafından türkçeye kazandırılacak ve Eylül ayında okuyucuları ile buluşacaktır.

Kiralık bir iktisatçının itirafları

 

Bir az gelişmiş ülke danışmanı ve “ekonomik tetikçi/ ekonomik katil” olarak John Perkins’in görevi yoksullardan alıp zenginlere vermekti. Günümüzde O geçmişine farlı bir gözle bakmaktadır.

 

Globalleşme süreci seçkinlerin daha zengin, geniş yoksul yığınların ise daha yoksul olmalarınamı yolaçmalıdır? Bu, globalleşme modeline bağlıdır şüphesiz. Emperyalist büyüme diğerinin çöküşü pahasına olmuştur hep.

 

John Perkins 1970’li yıllarda bir ekonomik imparatorluk görevlisi idi. Üçüncü dünyanın tüm kaynaklarının sömürülmesine yardımcı oldu. O kendisini, EHM -economic hit man/ ekonomik tetikçi- olarak adlandırdı. O’nun bilinçli hedefi, görev yaptığı ülkeyi borçlandırıp boyunduruk altına almaktı. Kârlar, kendisine görevi verene/ patronuna ve sömürülen az gelişmiş ülkenin birkaç zengin ailesine gitmeliydi.

 

Amerikan danışmanlık şirketi MAIN’ın şef iktisatçısı olarak Perkins, Confessions of an Economic Hit Man (Bir Ekonomik Tetikçi’nin İtirafları) adlı yeni kitabında işini yaklaşık bu biçimde tarif etmektedir.

 

Perkins, yeni pazarlar üzerinde egemenlik kurmaları için kendisine benzeyen danışmanların Halliburton, Enron ve Bechtel gibi şirketlere yardımcı oldukları gerçeğinin altını çizmektedir. Bu şirket imparatorluklarının kurucuları, CIA ve ABD savunma bakanlığı (Pentagon) ile sıkı bağlar/ ittifaklar oluşturmuşlardır. Perkins, gizli servis NSA tarafından erkenden görevlendirilmiştir ama, aynızamanda maaşını özel bir danışmanlık firmasından almıştır. O’nun demek istediği, aynı işi yapanların hepsi kendisi gibi az gelişmiş ülke yöneticilerini borçlandırma görevlerinin bilincinde değillerdir. Bazıları az gelişmiş ülkelerin ekonomilerinin gelişmesine gerçekten yardımcı olduklarını sanmışlardır.

 

Bir EHM’in (ekonomik tetikçinin) iyi bir iktisatçı olmasına gerek yoktur. Perkins, iyi hesap yapmakta asla becerikli biri olmadığı halde kendisi için kullanılan şef ekonom ünvanının şaka gibi olduğunu ifade etmektedir. Aslında görev, ustaca hazırlanmış bir söylemle halkı önceden verilmiş kararlara inandırmaktır. Bir ülkenin ekonomisi üzerine analiz yapılırken gerekli olan, o ülkenin ekonomisi hakkında sürekli aşırı iyimser öngörülerde bulunmaktır. O (John Perkins), gerçekçi öngörülerin kariyeri üzerine bir çarpı atılması anlamına geleceğini anlamıştır. İşi sırasında Perkins’in emrinde mümkün olduğu kadar karmaşık istatistik yöntemleri geliştirebilen sonderece yetenekili istatistikçiler çalışmıştır. Bunlar, gereğinde profesyonel bir iktisatçının bile kafasını karıştıracak nitelikte boşluklarla dolu ve yoruma açık istatistikler uydurabilmişlerdir.

 

Burada resme Dünya bankası ve IMF girmektedir. Ekonomi ile ilgili öngörülerden amaç, uluslararası mali kuruluşlara mümkün olan en fazla borcu onaylatmaktır. Bir ülkenin alt yapısı için gerekli yatırımların gerçekte nekadar para gerektirdiği hiç önemli değildir. Hedef, az gelişmiş ülke yöneticilerini kısa sürede mümkün olduğu kadar çok borçlandırmaktır. Borçlandırmak, borçlandırılan ülkenin yöneticilerinin kısa sürede memleketin ekonomi politikası üzerindeki denetimlerini yitirmelerini içermektedir.

 

O Korunmuşları Korumak

 

Az gelişmiş ülke ile ilgili öngörünün gerçekleşmemesi ekonomik gelişmenin hiç olmadığı anlamına gelmez. Kuşkusuz ülkenin ekonomisi gelişir ama, bunun halkın yaşamına önemli katkısı olmayacaktır. Bechtel benzeri şirketler dev kârlar elde ederlerken, ülkenin iktidar sahipleri ve onların yakınları fırtına hızıyla Karun gibi zenginleşeceklerdir. Zengin daha zenginleşirken, yoksul daha da yoksullaşacaktır. Ülke yönetimindeki az sayıda zengini denetlemek, daha büyük bir çoğunluğu denetleyebilmekten çok daha kolaydır. Ayrıca ucuz işgücüne de gereksinim vardır.

 

Az gelişmiş ülkelerin insani ve doğal kaynaklarını sömürmenin gerisinde duran düşünce biçimi başka kitaplarda çok daha ayrıntılı tarzda açıklanmıştır şüphesiz. Perkins, sömürünün içinde kişi olarak nasıl yeraldığını anlatmaktadır. O, kişiliği uygun olduğu için şef ekonom olarak görevi alabildiğini anlatmaya çalışmaktadır. (İktisatcı olarak yeteneği ve bilgisi nedeniyle değil, kişiliğindeki zaaflar yüzünden bu göreve getirildiğini söylemektedir kitabın yazarı.- Y.K.). Paraya, sekse ve iktidara tutkun bir kişiliktir Perkins. Ondan çok daha bilgili ve yetenekli birsürü iktisatçı vardır aslında.

 

Şüphesiz Perkins tamamen yeteneksiz ve bilgisiz değildir. O, yabancı dillere ve kültürlere ilgi duymaktadır. Kendisine ait olmayan bir çevrede zor şartların üstesinden gelebilmektedir. O’na özgü bu yetenekler diğer iktisatçı arkadaşları arasında pek bulunmayan şeylerdir. Genellikle arkadaş olduğu, görüştüğü kişiler az gelişmiş ülkenin sıradan insanları değillerdir. Perkins, ispanyolca ve Endonezya’nın resmi dilini, bahasa endonezyacasını öğrenmiştir. Lokal politikacıların tartışmalarını izleyebilmiştir. Globalleşme denince Endonezya ve Panama gibi ülkelerde yaşayan insanların gelişmiş endüstri ülkelerinde anlaşılandan çok farklı bir gerçeği anladıklarını, globalleşmenin az gelişmiş ülkelerdeki farklı sonuçlarının bilincinde olduklarını kısa sürede anlamıştır.

 

Bir Korsan Öyküsü

 

Perkins’in kitabı bir korsan öyküsüdür. O’nun geçmişte hayranlık duyduğu, örnek aldığı kişilerden biri, 1500’lü yılların korsanı Sir Francis Drake’dir. O (Perkins), zenginlerden alıp fakirlere veren Robin Hood’un karşıtı gibi görülebilir. Kendisini alaya almak için mesleğini tanımlarken yaptığı EHM (Ekonomik Tetikçi/ Ekonomik Katil) şakası, Perkins’in ekonomik danışmanların işlerini nasıl gördüğünü yansıtmaktadır. Büyük bir şirketin az gelişmiş ülkeye istemlerini tam anlamıyla kabulettirebilmesi için değişik şantaj yöntemleri ön plana çıkartılır. Bu şekilde Amerikan iktidarının, hem ordunun ve hem de gizli servislerin yararları korunabilir.

 

Perkins, EHM’in (ekonomik tetikçiliğin) globalleşme tarihi içinde gerçek bir katagori olarak oynadığı önemli rolleri kanıtlarıyla sergilemektedir. Sözkonusu globalleşmenin ilk dikkate değer sövalyesi olarak gösterdiği Kermit Roosevelt, 1950’ler de Şahın askeri darbesini finanse etmiştir. O’nun görevi, İran yönetimini petrol şirketinin hesabına satınalmaktı.

 

Bir EHM (ekonomik tetikçi) olarak Perkins kariyerine Endonezya’da başlamış ve hatta batılı şirketlerin ellerinden kaçırdıkları İran’a gitmesine ramak kalmıştır. O hiçbirzaman Kermit Roosevelt gibi büyük oynayan biri olmamıştır ama, bazı çok önemli kişilikleri tanıyabilmiştir.

 

Bir “ekonomik tetikçi” olarak Perkins’in en büyük zaferi, Amerikalıların Suudi Arabistan’da başlattıkları çok büyük bir inşaat projesinin güvenliği ile ilgili anlaşmaya yardımcı olurken gerçekleşmiştir. Şüpheci bir prense kadın bulmak, görevinin bir parçası olmuştur. Diğer az gelişmiş ülkelere göre Suudi Arabistan birçok bakımdan farklılıklar göstermektedir. Perkins, Amerikan şirketi ile Suudi prensleri arasında kurulmuş karşılıklı bağımlılığa dikkati çekmektedir. O hiçbir büyük sırrı açık etmemektedir ama, içe/ işine bakış açısı sonderece canlıdır. Kitap, pişmanlığa sürüklenmiş emperyalis düşünce tarzının iyi bir resmini vermektedir.

 

Vicdan Burkulması   

 

Panama’ya hükmeden general Omar Torrijos ile tanışmasının ardından Perkins’in dünya görüşü değişikliğe uğramıştır. Torrijos ile olan arkadaşlığı Perkins’e, dünyayanın koşullarını Panama toplumunun gözüyle görebilme olanağı sağlamıştır. O, ABD’nin Panama Kanalı üzerindeki kontrolu Panama’ya devretmesini isteyen bir anlaşma için lobi faliyetleri/ kulis yürütmeye başlamıştır. Sözkonusu kanal anlaşmasını imzalayan başkan Jimmy Carter’e çok sıcak bir mektup yazmıştır. Daha sonra O, büyük şirketlerden kesinlikle bağımsız olması nedeniyle Carter’in yeniden seçilme şansını yokettiğini söylemektedir.

 

Perkins, hem ilgi çekici ve hem de kısa, özlü yazmaktadır. Daha çok iktisat uzmanları için değil, geniş yığınlar için yazmaktadır. Kitabın amacı, okuyucuyu, olanlar ve içimizden birinin kendi yöntemleriyle üçüncü dünyanın yoksulluğunun temelinde duran politik iktidarı nasıl etkileyebildiği üzerine düşündürtmektir.  

 

Confessions of an Economic Hit Man (Bir Ekonomik Tetikçi’nin İtirafları), artık kesinlikle otuz yıl önceki kişi olmayan yazarın eğlenceli itiraflarından oluşan anılarıdır. Kitap, kapalı kapılar arkasında ABD dışpolitikasını yönlendiren askeri- endüstri komplekslerle yakıcı bir hesaplaşmadır. Tüm bunlardan öte, on yıllardır vicdan azabı ile kemirilen John Perkins’in kişisel öyküsüdür.

 

kitap tanıtma metninin yazarı: Topi Lappalainen

metnin konusu olan yazar ve kitabı: John Perkins, Confession of an Economic Hit Man, Berret- Koehler 2004, 250 s.

metni türkçeye çeviren: Yusuf Küpeli

 

(Yukarıdaki metin 25. 02. 2005 tarihli NY TID/ Yeni Zaman gazetesinden türkçeye çevrilmiştir. Geçmiş yıllarda benim birçok yazımı da basmış olan NY TID, Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de haftalık isveççe gazete olarak yayınlanmakta ve tüm İskandinav ülkelerinde dağıtılmaktadır. Finlandiya’nın en eski haftalık bağımsız sosyalist yayın organı olan NY TID, yaklaşık iki yıldır ünlü Fransız gazetesi Le Monde ile işbirliği içinde basılmaktadır.- Y. Küpeli)

 

Türkçeye çeviren tarafından hazırlanan sözlük veya metinde adı geçen şirketler, kişiler ve olaylarla ilgili kısa bilgiler:

 

NSA (National Security Agency): Kongre kararından bağımsız olarak Başkan’ın emriyle ve gözetiminde, Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon’un) çatısı altında 1952 yılında kurulmuştur. Direktörü kesinlikle bir general veya amiral olan National Security Agency (Ulusal Güvenlik Servisi) veya Savunma bakanlığı’na bağlı istihbarat kuruluşu, ABD’deki en gizli istihbarat örgütüdür. Seçilmişlerden oluşan ABD Kongresi’nin denetimine karşı çok büyük bir dokunulmazlığı vardır.- Y. Küpeli

 

Halliburton: Halliburton dünyanın ikinci büyük petrol servis devidir ve en büyük gelirlerini ABD’nin denizaşırı askeri operasyonlarından, Irak savaşından vs. sağlamaktadır ve tüm bu savaşları, askeri operasyonları desteklemektedir. Korparasyon, 11 Eylül 2001 provokasyonunun ardından başlatılan Haçlı Seferi ve “Terörizme karşı savaş” yalanları ile tarihinin altın devrini yaşamaya başlamıştır. Halliburton, ABD Başkan Yardımcısı, ABD’nin ikinci kişisi Dick Cheney’in eski şirketidir ve Cheney halen Halliburton ile sıkı bağlar içindedir. Alabildiğine karmaşık ilişkiler içindeki bu dünya devini birkaç satırla anlatabilmek olanaksızdır ve şüphesiz Türkiye’de de işleri vardır. Örneğin, Halliburton’un uzantısı olan ve öncelikle petrolle ilgili inşaat işlerinde çalışan Brown and Roots’un 1988 yılından beri Adana yakınlarındaki İncirlik Hava Üssü’nde işleri vardır vs..- Y. Küpeli

 

Enron: ABD tarihindeki en büyük iflas skandalının kahramanı Enron, W Bush’un Afganistan politikasında etkili olmuştur. Merkezi Houston – Teksas’da olan Enron, 1985 yılında Houston Natural Gas ve Inter North tarafından şekillendirilmiştir. Korparasyon, birzamanlar 21 bin personeli olan dünyanın en büyük enerji devlerinden biriydi. Orta Asya’da, Güney Amerika’da, Afrika’da ve Filipinler’de toplam 30 milyar Dolar değerinde anlaşmalara imza atmıştı vs..

 

Bechtel: Bechtel, ABD’nin ve dünyanın en büyük inşaat ve mühendislik firmalarından biridir. San Francisko’da 1925 yılında kurulmuştur. Kanada’dan Suudi Arabistan’a ve dünyanın başka köşelerine dek petrol boru hatlarından nükleer merkezlere kadar hertürlü büyük inşaatın yapımcısıdır vs..- Y. Küpeli

 

Bahasa endonezyacası: Sumatra, Borneo ve daha birsürü adada konuşulan ve Malay dili olarakta bilinen bu dil, Endonezya’da yaşayanlardan 33 milyon kadarının anadilidir. Diğerleri de bunu ikinci dil olarak kullanmaktadırlar. Sözkonusu dil 1945’de ülkenin resmi dili olmuştur. Ülkede 200 milyon kadar insan yaşamaktadır.- Y. Küpeli

 

Sir Francis Drake: Drake, 1540- 43 yıllarında İngiltere’de doğmuş ve 1596’da Panama’da ölmüştür. Hem korsandır ve hem de I. Elizabeth İngilteresi’nin en ünlü amiralidir. İspanyol sömürgeciliğinin karşısında İngiliz sömürgeciliğini üstün kılmak için mücadele etmiştir... Papa’nın da desteği ile İngiltereyi istila etmek isteyen İspanya Kıralı II. Filip’in yolladığı çok büyük İspanyol donanmasının İngiliz kanalında 1588’de alt edilip yakılmasında en önemli rolü oynamıştır. Bu olaydan sonra İngiltere denizlerde egemenliği elegeçirirken, İspanya birdaha belini doğrultamamıştır.- Y. Küpeli

 

Robin Hood: R Hood, yasadışı efsanevi İngiliz halk kahramanıdır. İngiliz baladlarının (kahramanlık öyküleri anlatan halk müziği örnekleri) baş kahramanı olan Robin Hood’un yaşamış olduğu zamanla ilgili kesin bilgi yoktur. Sözkonusu baladların birkısmı 1300’lü yılların ilk yarısına aittir ve efsaneye göre Robin Hood zenginlerden soyduklarını yoksullara dağıtmıştır vs..- Y. Küpeli

 

CIA ve MI6 tarafından gerçekleştirilen Ağustos 1953 İran darbesi: Musaddık ile İran Şahı arasındaki iktidar mücadelesi 1950’de başlamıştır. Muhammed Musaddık (1880- 1967) ve Ulusal Cephe Partisi 1951 yılında tamamen demokratik yöntemlerle, halk oyuyla ikidara gelmiştir... İran, zengin petrol yataklarına sahipti ama, bunları işleten İngiliz devlet şirketi Anglo- Iranian Oil Company (İngiliz- İran Petrol Kumpanyası, şimdiki özelleştirilmiş BP’nin başlangıç biçimi) olağanüstü büyük kazançlar sağlıyordu ve İran’ın yoksul halkı kendi petrolünden yararlanamıyordu. Halkı tarafından çok sevilen yaşlı ve hastalıklı Başbakan Muhammed Musaddık, kesinlikle komünist değildi ve ABD’nin önceki aşırı sağcı başkanı Truman ile de arası çok iyi idi. Buna karşın, ülkesini de seviyordu. Musaddık’ın en önemli özelliği, rüşvet yemeyen ender namuslu politikacılardan biri olmasıydı. Başbakan Musaddık, Ülkeyi ve halkını içinde bulunduğu acıklı durumdan kurtarmak düşüncesiyle 1952 yılında petrolleri millileştirdi ve güçlü İran komünist partisinin dışarıdan desteğini aldı. Musaddık’ın bir diğer “günahı” da, İran’da çok güçlü olan büyük toprak sahiplerini tasviyeye kalkışması, feodal beylerin elindeki geniş toprakları köylüye dağıtarak kooperatifler aracılığıyla kollektif tarıma geçmeye çalışması olmuştur... Petrol şirketinin millileştirilmesi karşısında İngiltere yönetimi çılgına dönmüştü ve İngiliz dış istihbarat örgütü MI6, İran’ı karıştırmak için hemen harekete geçti. Şüphesiz bu işi tekbaşına başaramazdı ve CIA’yı yardıma çağırdı...

 

CIA Direktörü olan Allen Welsh Dulles, Dışişleri Bakanı olan ağabeyi John Foster Dulles ile birlikte, Anglo- Amerikan petrol şirketlerinin kârları için, halkın geniş desteği ile iktidara gelmiş ve petrolleri millileştirmiş olan İran Başbakanı Musaddık’ı 1953’de kanlı bir askeri darbe ile iktidardan indirdi ve Avrupa’ya kaçmış olan Şah Muhammed Rıza Pehlevi’yi Ağustos 1953’de tekrar eski yetkileriyle tahta oturttu. Sokak çatışmalarında 300’ü aşkın insan ölmüştü. Başarılı darbenin bir bedeli olarak Anglo- Iranian Oil Company’nin petrol tekeli 1955’de kaldırılacak ve petrol gelirlerinin yüzde kırkı Gulf Oil, Standart of New Jersey, Standart of California, Texaco ve Socony- Mobil adlarındaki beş ABD şirketine devredilecekti. Kazancın yüzde 20’si de Royal Dutch Shell’e ve bir Fransız şirketine gidecekti...

 

Şah oturduğu yerde 1979 yılına dek kalabilecekti. Ülkeye yönelik bazı modernleştirme çabalarının yanında 1962’de sınırlı bir toprak reformu da yapacak olan Pehlevi, 1979’da gerçekleşen ve Mussaddık’a yönelik darbenin bir rövanşı gibi olan İran İslam devrimi ile tahtını yitirecekti. İktidarda kaldığı süre içinde ülkesini, CIA’nın ve İsrail gizli servisi MOSSAD’ın yardımlarıyla 1953 yılında inşa edilen ve bu servislerle ortak çalışan İran gizli polisi SAVAK’ın kanlı yöntemleriyle elinde tutacaktı.

 

ABD’nin 34ncü Başkanı olarak Beyaz Saray’a yerleşmiş olan Normandiya Çıkartması’nın (D- günü) ve Avrupa’daki Müttefik Kuvvetleri’nin komutanı Dwight (David, Davud) Eisenhower (1953- 61), Truman yönetimi tarafından başlatılmış olan Soğuk Savaş’ın en karanlık günlerinde, İran’da Musaddık’a yönelik darbenin gerçekleştiği 1953 yılında, George W. Bush’tan tam 48 yıl önce, “ABD ve ‘hür dünya’ için büyük Haçlı Seferi’ni başlattığını!,” açıkça ilanedecekti. Eisenhower’in başlatığı Haçlı Seferi’nin ilk kurbanı, doğal kaynaklarının alabildiğine zenginliğine karşın halkı derin bir yoksulluk içinde olan İran, ikincisi ise 200 bin yoksul köylüye toprak dağıtarak United Fruit Company’nin sömürüsünü sınırlamaya çalışan küçük Guatemala’nın seçilmiş demokrat cumhurbaşkanı Jacobo Arbenz ve yoksul Guatemala halkı olmuştur...- Y. Küpeli

 

Kermit Roosevelt: ABD tarihinde aynı aileden gelen iki ünlü başkan vardır. Bunlardan birincisi, ABD’nin 26ncı başkanı olan Cumhuriyetçi Parti’den Theodore Roosevelt’tir (1858- 1919). Başkanlık yılları 1901- 1909 olmuştur ve saldırgan bir emperyalist dışpolitika, dış pazarları hızla elegeçirme politikası izlemiştir. İkincisi ise ABD’nin 32nci başkanı Franklin D. Roosevelt’tir (1882- 1945). Başkanlık yılları 1933- 1945 olan Demokrat Parti’den Franklin D. Roosevelt’in eşi Anna Eleanor Rososvelt’de aynı ailedendir ve Cumhuriyetçi başkan Theodore Roosevelt’in küçük erkek kardeşinin kızıdır. Kocası olan Franklin D. Roosevelt’in ise uzaktan kuzenidir. Anlatımımızın konusu olan ve Musaddık’a yönelik 1953 CIA darbesinde pratikte başrolü oynayan Kermit “Kim” Roosevelt (1916- 2000) ise, anılan ilk Roosevelt’in, 1901- 1909 yıllarında ABD başkanlığı yapan Theodore Roosevelt’in torunudur ve aynızamanda 1933- 45 yıllarında ABD’yi yöneten Franklin D. Roosevelt’in ise uzaktan kuzenidir. Aslında bir Kermit Roosevelt (1889- 1943) daha vardır ve O’da konumuz olan Kermit “Kim” Roosevelt’in babası ve Cumhuriyetçi başkan Theodore Roosevelt’in ise oğludur. Bu son anılan Kermit Roosevelt 1939- 42 yıllarında İngiliz ordusunda ve 1942- 43 yıllarında ise ABD ordusunda subaylık yapmıştır ve intehar ederek yaşamına sonvermiştir. Kısacası, konumuz olan CIA ajanı Kermit “Kim” Roosevelt’in babası kendi canına kıymıştır.  

 

İran başbakanı Musaddık’a yönelik darbe gerçekleştiği sırada CIA’nın Ortadoğu masası şefi olan Kermit “Kim” Roosevelt, kariyerine, CIA’nın öncesi olan ve Franklin D. Roosevelt’in emri ile 1942 yılında kurulan istihbarat ve operasyon örgütü Office of Strategic Services (OSS) içinde başlamıştır- 12 bin kadar ajanı olan OSS, ordu, donanma ve FBI işbirliği ile şekildenmiştir ve 1947’de yerini CIA almıştır... Kod adı “Ajax” operasyonu olan Musaddık karşıtı darbenin merkez üssü Kıbrıs adası olmuştur. Entrika ustası Kermit “Kim” Roosevelt’in bizzat planlayıp yönettiği darbenin en büyük yardımcısı ise, 1991’de Irak’a yönelik “Çöl Fırtınası” adlı saldırı sırasında birleşik güce komuta eden general Norman Schwarzkoph’un babası Norman Schwarzkoph’dan başkası değildir. Kısacası, emperyalist saldırganlık ve entrikacılık sanki bir aile mesleği gibi sürüp gitmiştir.

 

Kermit “Kim” Roosevelt 1958 yılında CIA’dan ayrılmıştır ve önce altı yıl kadar Gulf Oil için çalışmıştır. Ardından, Ortadoğu’da iş yapan Amerikan şirketleri için aranan bir danışman olmuştur. Aynızamanda Ortadoğu yönetimlerine de ABD içinde danışmanlık yapmıştır. “Bir Ekonomik Tetikçi’nin İtirafları” adlı kitabın yazarı eski danışman Perkins’in anlattıklarının ışığında, Kermit “Kim” Roosevelt’in Ortadoğu’da iş yapan Amerikan şirketlerinin kazançlarını katlamalarına gerçekten yardımcı olduğunu düşünebilirsekte, ABD içinde danışmanlık yaptığı Ortadoğu yönetimlerine atmış olduğu kazıkları özel olarak araştırmak gerekir herhalde...- Y. Küpeli

 

Güngör URAS "Böyle geldi" ama "böyle gidemeyecek"

07 Mart 2005 / Pazartesi http://www.milliyet.com.tr/2005/03/07/yazar/uras.html
İki seçenek var: (1) "Alarak vermek". Halka vereceksiniz ama, sermayeyi ve burjuvaziyi vergileyerek vereceksiniz. Bu, "sosyal demokrasi"nin, refah devleti çözümüdür. (2) "Almamak ve vermemek". Sermayeden, burjuvaziden almayacaksınız. Halka da vermeyeceksiniz. Bu da "neoliberal" diye adlandırılan politikaların özetidir. Türkiye'de program adı altında "dıştan empoze edilerek uygulanan politikaların tümü" yukarıda özetlenen "neoliberal modele" (sermayeden almayacaksın - halka da vermeyeceksin modeline) dayanmaktadır.
Şu günlerde Türkiye'de uygulanan ekonomi politikasının tek hedefi, iç ve dış borçların döndürülmesidir.

Fakirlik artıyor

·  1998-2004 arasında gayri safi yurt içi hasılanın yıllık ortalama büyüme hızı yüzde 2.6'dır.

·  Son 6 yılda kişi başı reel gelir artışı yüzde 1'dir.

·  Geçen yıl özel sektörün sabit sermaye yatırımına yönelttiği imkanlar, milli gelirin yüzde 14.5'iydi. Buna sevindik. Halbuki 1998'de oran 18.5'di.

·  Sonuç: Uygulanan neoklasik ekonomi politikaları fakirlik ve işsizlik doğuruyor. 1998'den bu yana istihdamda artış sağlanamıyor.

·  Merkez Bankası içeride bağımsız ama dışarıda uluslararası sermayeye bağımlı hale getirildi. Banka, sadece enflasyon hedeflenmesine kilitlendi. İstihdamın geliştirilmesi ve sıcak paranın önlenmesi konularına ilgi duymuyor.

·  Merkez Bankası yüksek faizle ülkeye sıcak para akımının sürmesini sağlıyor. Sıcak paranın (arbitraj kazançlarının) yıllık getirisi yüzde 30 dolayında. Gelen döviz aş ve iş yaratmıyor ama gelen dövizin yüksek reel faizini bu fakir ve işsiz halk ödüyor.

·  Neticede işsiz ve aç, ama iç ve dış borcunu tıkır tıkır ödeyen, gırtlağına kadar döviz bolluğu içinde bir ülke ortaya çıktı.

·  Bu tablo uzun süre sürdürülemez. Zaman verilemez ama, bir "kırılma" olması kaçınılmazdır.
Tüm bunlar "bir günde ortaya çıkmadı"... Önce altyapı değişikliği gerçekleştirildi. Devletin "gücü" yok edildi. "Güçlü devlet"ten, "yeni devlet"e geçiş sağlandı.
Güçlü devlet "tüüü... kaka" edildi. Bürokratik yapısıyla hantal, yolsuzluk ve rüşvete bulanmış, verimsiz KİT'ler ile ekonomiye ağırlığını koymuş, yüksek ücret talep eden sendikalara müsamaha göstermiş, özelleştirmeye karşı bir devlet imajı yaratıldı.
Buna karşı reformcu, yeniden yapılandırmaya açık, denetlenebilir, karar alma ve hareket gücü Anayasa ile sınırlandırılan, karar ve uygulama yetki ve sorumluluğunu küresel kurallara tabi bağımsız kurullara devreden, emekçi halkı siyasetten uzaklaştırarak meydanı küresel sermaye ve yerli uzantılarına terk eden bir "yeni devlet" oluşumuna kapı açıldı.
Devletin elini çektiği anda ekonomide kaynak tahsisinin ve bölüşümünün piyasaya teslim edildiği unutuldu. Piyasanın demokratik olmadığı, bölüşüm sürecinin ekonomik güce teslimi halinde halkın çaresiz kalacağı bunun ekonomik çalkantıdan sonra sosyal çalkantıya yol açacağı dikkate alınmadı.
Sayın okuyucularım... Bu yazdıklarıma ben de imza atacağım ama, bunları ben yazmadım. Bunları yazanlar kendilerini "Bağımsız Sosyal Bilimciler (BSB)" olarak adlandırılan iktisatçı arkadaşlarım. Bunlar Prof. Dr. Korkut Boratav, Prof. Dr. Bilsay Kuruç, Prof. Dr. Erinç Yeldan, Prof. Dr. Oktar Türel, Doç. Dr. Haşim Köse gibi, akademik deneyimleri yanında Devlet Planlama Teşkilatı ve Merkez Bankası deneyimleri de olan, olanı biteni yıllardır izleyen uzmanlar.

Yanlışı görme
Geçen hafta "2005 başında Türkiye'nin ekonomik ve sosyal yaşamı üzerine değerlemeler" başlığını taşıyan bir araştırma yayımladılar. (Araştırmanın tamamına www.sosyalbilimciler.org sitesinden erişilebilir.) Milliyet Business'ın dünkü sayısında iki tam sayfa, rapor üzerine söyleşi yayımlandı. Mutlaka okuyunuz.
BSB olarak halkın geçmiş edinimlerini savunmayacak, giderek genişlemesine çalışmayacak ve uygulanan yanlış politikaları seçeneksizlik olarak savunanlara karşı gelmeyeceksek biz ne yapacağız diye soruyorlar.
Ve uyarıyorlar: Türkiye ekonomisinin kısa dönemli geleceği uluslararası finans kapitale teslim edilmiştir. Bu durum, ekonomiyi sistematik olarak kırılganlaştırmış, potansiyel krizlere yatkın hale getirmiştir. Krizin çıkmasını bekleyerek "Söylememiş miydik, kriz çıktı işte" demek yerine, piyasa aktörlerini krize karşı uyarmak bağımsız sosyal bilimcilerin görevi ve sorumluluğudur diyerek, çok kimsenin hoşuna gitmeyecek, genel kabul görmüş söylemlere ters şeyler söylüyorlar, yazıyorlar... Ben de söylediklerini ve yazdıklarını naklederek altına imzamı atıyorum. Ne demiş büyüklerimiz? "Anlayana sivrisinek saz... Anlamayana davul zurna az..."

guras@milliyet.com.tr

http://www.sinbad.nu/