Yusuf Küpeli, Kuba devrimi 50. yılını doldururken Kuba tarihinden notlar

 

10- Kuba’nın ABD tekellerinin eline düşmesi, sendikal örgütlenmelerin ve öğrenci hareketlerinin başlayışı

 

Kuba ile iş yapanlar için I. Dünya Savaşı yılları, “milyonların dansı” olarak anılacaktı. Şüphesiz birileri milyonlarla dansederken, diğerleri de ölümle, açlık ve yoksullukla dansetmekteydi ama, henüz onların adlarının tarih sahnesinde gerçek güçleriyle öne çıkacağı günler tam gelmemişti...

 

Sözkonusu I. Dünya Savaşı yıllarında şeker fiyatları tavan yapacaktı. Şeker fiyatlarının bu şekilde yükselişinden kazançlı çıkan, Kuba halkı değil, Kuba şeker üretiminin yüzde 51’ine sahibolan şirketler olacaktı. House of Morgan mali grubu, the National City Bank, the Chase Bank (Rockefeller’lerin denetimindeki bu dünyanın en güçlü bankalarından biri, ileride, the Chase Manhattan Bank adını alacaktı), Brown Brothers, United Fruit Company, ve Rockefeller ailesi, Kuba’nın şeker endüstrisini denetim altında tutmaktaydı, ve kazananlar, “milyonlar ile dans” edenler bunlar olacaktı.

 

Daha önce de ifade edilmiş olduğu gibi, ABD ordusunun Kuba’ya girmiş olduğu 1898 yılında bu ülkedeki ABD yatırımlarının değeri 50 milyon dolar iken, 1925 yılına gelindiğinde, ABD yatırımları on misli artarak 500 milyon dolara ulaşmıştı. Bu gelişme, Kuba ekonomisi için iki felaketin kaynağı olacaktı. Birincisi, ülkedeki küçük üreticiler, küçük tarım işletmeleri yokolurken, devasa şeker plantasyonları, bir başka ifadeyle Latifunda (Latifundia) sistemi ortaya çıkacak, ve egemen hale gelecekti. İkincisi ise, Kuba ekonomisi gerçek anlamıyla tek ürüne, şeker üretimine bağımlı hale gelecekti. Yani hem en verimli topraklar sınırlı sayıda şirketin, üç-beş ailenin elinde toplanıyor, ve hem de tek ürüne bağımlı hale gelen Kuba ekonomisi tüm manevra olanaklarını yitirerek kurbanlık koyuna dönüyordu. Bunun sosyal yaşamdaki yansıması ise, orta sınıfın neredeyse tamamen yokolması, derin bir yoksulluğun ve sefaletin Kuba’nın emekçi halkını pençeleri içine alması demekti.

 

Diğer yandan, yine aynı yıllarda, Kuba’nın ihracedilen mineral zenginliğinin yüzde 80’i, Bethlehem Steel Company’nin eline geçecekti. Asıl kurucusu Charles M. Schwap olan bu demir-çelik, demiryolları ile ilgili devasa birlik (corporation), daha alt düzeyde firmaların 1904 yılında birleşmeleri ile şekillenecek, ve özellikle her iki dünya savaşı yıllarında da alabildiğine büyüyecek, ve 1970’li yıllarda plastik ve kimyasal ürünler işlerine de girecekti...

 

Kuba’nın demiryolları, tütün ve elektrik endüstrisi, neredeyse herşeyi ABD vatandaşlarının, şirketlerinin ellerine geçecekti. Kuba’nın haberleşme kanalları, iletişim ağı, kısaca konuşması, ABD merkezli ITT (International Telephone and Telegraph Corporation) tekeline bağlı Cuban Telephone Company’nin kontrolu altına girecekti. Bu, sözde bir Kuba şirketi olarak kurulmuştu ama, adı bile ingilizceydı... Fakat tüm bunların arasında en kazançlı olanı, kral konumunda olanı şeker işi idi. Şeker fiyatları ise bütünüyle ABD pazarına bağımlı idi...

 

Kısacası, Kastro yönetiminde önce, telefon ve elektrik servisinin yüzde 90’ından fazlası, demiryollarının ve hizmet servisinin yarısından fazlası, banka sermayesinin dörtte birinden fazlası, şeker üretiminin yüzde 40’ından fazlası, ve sığır çiftçiliği, ABD merkezli şirketlerin, ABD vatandaşlarının ellerindeydi.

 

Şeker fiyatları, 1920 yılında, birden, 22 centten, 3 cent bir pounda düşecekti. Ve fiyatlar 20 yıl boyunca bu düşük düzeyde kalacaktı. Ünlü büyük ekonomik kriz (Great Depression) 1929 yılında ABD’yi vurunca, ABD, Kuba’dan yaptığı ithalatı çok büyük ölçüde durduracaktı. Kuba, 1932 yılında, on yıl önce ABD’ye yapmış olduğu ihracatın ancak yüzde 18’ini yapabilecekti. Sözkonusu krizin sonuçlarından biri olarak, 1935 yılında, bir milyon Kubalı, yani Kuba nüfusunun dörtte biri, sonderece derin bir yoksulluğa sürüklenecekti. Artık şeker işçileri, 25 yıl önce almakta oldukları ücretten bile daha düşük ücretlerle çalışacaklardı. Bu derin yoksulluk ve işsizlik dönemi, halk arasında, şeker değirmeni sahipleri için yılın dokuz ayı boyunca çalışanlar arasında, tiempo muerto (ölüm zamanı) olarak anılacaktı. Birçok aile, sağ kalabilmek için, ağaç kabullarının, köklerini, ağaçlarda yaşayan birçeşit iri çekirgeleri yemek zorunda kalacaktı...

 

Artık Kuba’da acımasız bir tiranlık kurmuş olan yabancılar, tüm şeker endüstrisini denetlemekteydiler. Ve José Martí’nin ölümünün hemen ardından doğmuş olan çocuklar, artık üniversite öğrencisi olmuşlardı. Cannon’un ifadesi ile bunlar, düzmece özgürlüğün ve düzmece cumhuriyetin nesilleri idiler... Herkesin bildiği gibi, I. Dünya Savaşı’nın sonuna doğru gelinirken, savaşın yaratmış olduğu evrensel, ve Çarlık Rusyası’nın ulusal kriz ortamı içinde, “Barış, Ekmek, Özgürlük” söylemini ön plana çıkartan, savaşa şiddetle karşı olan Bolşevik Partisi’nin, Lenin’in önderliğinde, Rusya’da, 1917 Ekim Devrimi gerçekleşecekti. Dünyayı sarsan bu büyük olay, dünyanın tüm çalışan halklarını ve aydınlarını derinden etkilediği gibi, Kuba toplumunun emekçileri ve aydınları arasında da, sömürüden kurtulmanın mümkün olabileceği umudunu yaratacaktı.

 

“Milyonlarla dansedenlerin”, kapitalistlerin dünyası iflasa sürüklenmişti. Yüreklerini bir değişim korkusu sarmıştı. Sovyet devrimi karşısında derinden telaşlanmışlardı ama, bir Türk özdeyişine göre, “Akacak kan damarda durmaz!” idi, veya birtakım sosyal gerekliliklerin önüne geçmek mümkün değildi... Kuba işçi sınıfının militanlığı yükselmeye başlamıştı. Artık bunu temelli durdurabilmek olası değildi...

 

Kuba’da ilk sendika, bağımsızlık savaşının başlamış olduğu 1868 yılında tütün işçileri tarafından kurulmuştu. Ardından, 1883 yılında işçi birliği çekillenmişti. İşçiler ilk ulusal kongrelerini, İspanya’dan bağımsızlık ve 8 saat iş günü talepleri ile 1892 yılında gerçekleştirmişlerdi. Ardından, 1899’da, ABD işgali ile birlikte bağımsız cumhuriyet olma umudu yokolurken, 8 saat işgünü hedefi de gerçekleşemeyecekti...

 

Zorlu mücadelelerin ardından, ilk kez 1920 yılında, yani Sovyet devriminden üç yıl sonra, militan demiryolu adamları birliği veya sendikası, ilk kez 8 saat işgünü hakkını elde edebilecekti. Ve bunlar şeker işçilerinin mücadelelerine, 8 saat işgünü hakkını elde etmelerine yardımcı olacaklardı. Sözkonusu sendikalar, Kuba proletaryasının ana gövdesini oluşturmaktaydılar...

 

Ocak 1939’da Kuba İşçileri Konfederasyonu (CTC, Confederacion de Trabadores Cubanos) kurulacaktı. Tüm ulusal sendikalarla birlikte buna üye olanların sayıları iki milyonu bulacaktı... Kuba devriminin (1959) gerçekleşmesinden 21 yıl sonra, 1980 yılına gelindiğinde, ülke nüfusu 10 milyonu bulduğu zaman, 5.6 milyon sendikalı çalışan olacak, uzun yaşama ortalaması 70’e yükselecek, ve işsiz olan kimse kalmayacaktı. Kuba çalışanları, sayılarla ileride göreceğimiz çok ağır koşullardan bu düzeye ulaşabileceklerdi.

 

Kuba işçi sınıfının militanlığı yükselirken, üniversite çevrelerinde, gençlik arasında da yeni devrimci gelişmeler olacaktı... I. Dünya Savaşı’ndan iki yıl önce ABD Başkanı Woodrow Wilson (28nci Başkan, 1913- 21), Crowder adlı birisini, Kuba’nın hesap tutma ve bankacılık sistemini ABD’nin sistemine uyarlaması, ABD’nin ekonomik yararları doğrultusunda baştan düzenlemesi, ve yine Kuba’nın seçim yasasını ABD’nin gereksinimleri yönünde düzeltmesi amacıyla Kuba’ya yollayacaktı. Adının tamamı Enoc Herbert Crowder (1859- 1932) olan bu kişi, askeri yargı erkine dahil general rütbesinde bir ordu subayı idi, ve 1900 yılında ABD’nin Filipinler’de bulunan askeri sömürge valisinin sekreterliğini yapmıştı. Sömürge yönetimi hakkında deneyimli biri idi, ve 1906- 08 yıllarında da Kuba’nın geçici hükümetinin açık danışmanı olarak çalışmıştı.

 

Daha önce ifade edilmiş olduğu gibi sözkonusu süreç (1906- 08) içinde Kuba, bir Amerikalı valinin başkanlığınde geçivi hükümet tarafından yönetilmişti... Seçim kargaşası bahane edilerek 26 Eylül 1906 günü William Howard Taft, ABD Başkanı Theodore Roosevelt (1901- 09) tarafından Kuba’ya genel vali tayinedilmiş ve aynızamanda Ada’ya iki bin Amerikan deniz piyadesi çıkartılmıştı... Tekrarlamak gerekirse, ABD’nin Kuba’yı bu ikinci kez istilasının üzerinden iki hafta geçtikten sonra, Başkan Roosevelt, Panama Kanalı bölgesi valisi Charles Magoon’u,  Taft’ın yerine Kuba’ya yeni valisi olarak tayinedecekti. Magoon, 28 Ocak 1909 günü José Miguel Gómez Kuba’nın ikinci cumhurbaşkanı seçilinceye dek görevinde kalacaktı. ABD ordusu, 1909’dan önce Kuba’dan çekilmeyecekti...

 

İşte Enoc Herbert Crowder, sözkonusu yeniden işgal süreci içinde Kuba’nın Amerikalı sömürge valisinin ve yine bu valinin başkanlık ettiği geçici kukla hükümetin danışmanı olarak Ada’da bulunmuştu. Kısacası O, deneyimli bir sömürge görevlisi idi. Ve bu kişi, Crowder, Ada’nın mali sistemini ve seçim yasasını ABD’nin yararlarına uydurabilmek amacıyla, I. Dünya Savaşı’ndan iki yıl önce, Wilson yönetimi tarafından yeniden Kuba’ya yollanmıştı...

 

ABD’li efendilerine yaranmaya çalışan Havana Üniversitesi yönetimi, 1921 yılında, yukarıda hakkında bilgi verilmiş olan Amerikalı sömürge uzmanı General Herbert Crowder’e, onur rektörlüğü unvanını verecekti. Crowder, bir akademisyen olmasa da, Kuba mali sistemini ve seçim yasasını Amerika’nın yararlarına uyarlama işini iyi yapmıştı, ve 1920 yılı cumhurbaşkanlığı seçimleri, O’nun yaptığı değişiklikler çerçevesinde gerçekleşmişti. ABD ordusu da işlerin “iyi gitmesini” garanti altına almıştı... Bu ahlaksızca davranış, Crowder’e onur rektörlüğü unvanının verilmesi, üniversite öğrencileri tarafından şiddetle protesto edilecekti.

 

Üniversite öğrencilerinin protesto gösterileri güçlenerek sürecekti. Bunlara önderlik edenler arasında, üniversite basketbol takımında oynayan 18 yaşındaki Julio Antonio Mella (1903- 29), Rafael Trejo (1910- 30) gibi öğrenciler vardı. Önceki bölümlerde adları geçmiş olan üç Çinli-Kubalı generalin anlatığına göre, sözkonusu öğrenci önderleri arasında, ekonomik nedenlerle 1920 yılında Çin’den, Kanton’dan (Canton) Kuba’ya gelmiş olan Sío Wong’da (José Wong) bulunmaktaydı.

 

Mella’nın önderliğinde, Ocak 1923’te öğrenciler, üniversiteyi işgaledeceklerdi.Ders kitaplarının modernleştirilmesini, üniversitenin otonomisinin garanti edilmesini, ve özgür bir eğitimin sağlanmasını istiyorlardı. Bu öğrenci eylemleri, 1920 yılında Liberal Parti’nin başına gelmiş olan -Bağımsızlık Savaşı Ordusu’nun eski generali- Gerardo Machado’yu gelecek cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olması için uyandırıp harekete geçirtecekti. Liberal politikacı ve işadamı olan Machado, büyüyen muhalefeti oya tahviledebileceğini düşünerek, gelmekte olan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olacaktı... 

 

 onbirinci bölüm için tıkla                                                                                                     başlangıç bölümüne dön

 

1- Keşfedilmiş kıtayı Avrupa’nın keşfi, ve yeni toplumsal trajedilerin başlayışı

 

1 a- Amerika Kıtası’na ilk yerleşimler üzerine kısa notlar

 

1 b- Amerika Kıtası’na ilk ayakbasan Avruparılar, Eirik Raude (Kızıl Erik) ve oğlu Leif Eriksson üzerine çok kısa notlar

 

1 c- Piri Reis haritası ve Kolomp’tan 71 yıl önce Amerika Kıtası’nın her iki yanını ve Avustralya’yı keşfetmiş olan Çinli amiral Zheng He üzerine çok kısa notlar

 

1 d- Binbirgece Masalları’nın kahramanı Sinbad, ve Amerika Kıtası’nın en eski kaşiflerinin Ortadoğu halklarından birileri olabileceği üzerine bir spekülasyon

 

1 e- Doğu’nun zenginliklerine ulaşmalarını sağlayacak yeni yollar arayan Batı’nın Amerika Kıtası’nı keşfi; Kristof Kolomp ve Amerigo Vespucci üzerine çok kısa notlar

 

2- Amerika Kıtası’nın yerli halkının trajedisi üzerine çok kısa notlar

 

3- Kuba’da beyaz adamı dostça karşılayan yerli halkının trajedisi üzerine kısa notlar

 

4- Afrika’dan gelen köleler, ilk isyanlar, ve Kuba halkının uluslaşma süreci

 

5- Bağımsızlık savaşına doğru Kuba’da sınıfların konumları, ABD’nin Kuba politikası, Monroe Doktrini ve Kuba’da 1844 ayaklanması

 

6- Çin’in sömürgeleştirilmesi, Kuba’nın Çinlileri, ve üç Kubalı-Çinli general

 

7- Kuba’nın bağımsızlık savaşının ilk on yılı, 1868- 78

 

8- Dağılanın yeniden toparlanması, José Martí’nin birleştirici rolü, ve “cumhuriyet”e doğru ihtilalin ikinci aşaması

 

9- ABD-İspanya savaşı, Kuba’nın ABD tarafından istila edilmesi, Amerikan askeri diktatörlüğü ve sözde cumhuriyet

 

10- Kuba’nın ABD tekellerinin eline düşmesi, sendikal örgütlenmelerin ve öğrenci hareketlerinin başlayışı

 

11- Machado diktatörlüğü, Kuba Komünist Partisi’nin tarih sahnesine çıkışı, Mella’nın öldürülüşü, büyüyen muhalefet, devrim ve Machado’nun devrilişi

 

Not: kahramanlık ve sahte kahramanlık üzerine birkaç söz

 

12- Devrimci Batista’dan Batista diktatörlüğü yıllarına ve ilerici 1940 Anayasası üzerine notlar

 

13- II. Dünya Savaşı sonrası Truman politikaları içinde Latin Amerika, Rio Paktı, OAS ve ABD’nin uluslararası “polis gücü” olması

 

14- En genel anlamıyla dünyada ve Türkiye’de sosyal devrim, kitlelerden kopuk terör, karşı-devrimci güçlerin bazı provokasyonları ve dezinformasyonları üzerine çok kısa notlar

 

15- Devrime doğru Kuba’da sosyal yaşam, cennet içinde yaşanan cehennem, ve devrimin hedefi üzerine notlar

 

16- ABD servislerinin ve politik karar merkezlerinin sürmekte olan silahlı ayaklanma  ve Kastro üzerine kararsızlığı, ABD yönetiminin Batista ile ilişkileri, CIA’nın ve Dulles biraderlerin bazı işleri üzerine notlar

 

17- Devrime giden yolda Fidel Kastro, Moncada Kışlası baskını, hapislik ve Meksika’ya gidiş

 

18- “Kaderine” yelken açan Che Guevara, United Fruit Compan, Guatemala’nın ve Jacobo Arbenz’in trajedisi, Meksika’da kesişen yollar, Alberto Bayo ve askeri eğitim 

 

19- Kastro önderliğinde Kuba halkının devrimi, devrimci savaş sürecinde yaşananlar ve Batista’nın kaçışı

 

19 a- Gramma yolculuğu, karaya çıkış, neden Oriente bölgesi, ve Frank Pais’in ölümü

 

19 b- Sierra Maestra’dan yayılan devrimci yürüyüş, Amerikan basınının yoğun ilgisi, silahlı mücadelenin dönüm noktası, El Cubano Libre, Radio Rebelde, ve 45 örgütün destek bildirisi

 

19 c- Köylü meclisi, Jigüe Savaşı, devrime katılan askeri birlikler, zafere yaklaşırken Washington’un devrimi engelleme entrikası, William Douglas Pawley, ve Batista’nın kaçışı

 

not: William Douglas Pawley’in gerçek kimliği

 

20- Devrim hükümetinin ilk işleri, ABD’nin Kuba’ya acele bir askeri müdahale gerçekleştirmemesi üzerine düşünceler, ve karşı-devrimcilerin cezalandırılmaları üzerine 

 

21- İlk millileştirmeler, Kastro’nun ABD ziyareti, Nixon-Kastro buluşması, ABD ambargosunun başlayışı, Kuba ekonomisini ABD’den bağımsızlaştırma çabaları, Kahire’de Sovyetler Birliği ile ilk temas, sosyalizme yöneliş, ve Komünistlere hakveren Kastro

22- İdeolojik ayrılıkların belirginleşmesi ve liberallerin tasviyesi, Binbaşı Huberto Matos olayı, Camilo Cienfuegos’un ölümü, ve Kastro’ya yönelik bazı suikast planları

23- Mikoyan’ın Kuba ziyareti ile başlayan yeni dönem; ABD merkezli tekellerin ve Kubalı büyük sermayenin millileştirilmesi; ABD’nin ağırlaşan ambargosu, ekonomik sabotajları, ve Kubayı istila hazırlıkları; sosyalist enternasyonal dayanışmanın önemi, ve anti-Sovyet çığlıklar üzerine bir not

 

not: “Soğuk Savaş” yıllarındaki anti-Sovyet çığırtkanlıklar ve “Tam Bağımsız, Gerçekten Demokratik” şiarı üzerine

 

24- Saldırıya geçen Washington; Operation Pluto; Radio Swan; CIA imalatı karşı-devrimci örgütlenmeler; Kuba’dan atılan ABD elçilik görevlileri; Kuba’nın dostlarının gücü; Kuba’da patlayan bombaları; ABD-Kuba diplomatik ilişkilerinin sonlanışı; Domuzlar Körfezi çıkartması ve emperyalizmin Amerika kıtasında ilk yenilgisi; devrimin sosyalist, kendisini ise Marksist-Leninist olduğunu açıklayan Kastro

 

25- Nasıl komünist olduğunu anlatan Kastro; “Mongoose Operasyonu”; Kuba’yı Latin Amerika’da izole etme çabaları; birleşen ihtilalci örgütler ve Kuba Komünist Partisi’nin yeniden organize edilmesi; U-2 ispiyon uçakları; dünyayı nükleer savaşın eşiğine taşıyan 1962 Füze krizi; pazarlık masasında Türkiye Cumhuriyeti  

 

http://www.sinbad.nu/