Yusuf Küpeli, Kuba devrimi 50. yılını doldururken Kuba tarihinden notlar

 

14- En genel anlamıyla dünyada ve Türkiye’de sosyal devrim, kitlelerden kopuk terör, karşı-devrimci güçlerin bazı provokasyonları ve dezinformasyonları üzerine çok kısa notlar

 

Bir ülkede sosyal devrimin gerçekleşebilmesi için, sadece derin bir yoksulluğun, sefaletin, değişik türden adaletsizliklerin, ve toplumsal kokuşmanın olması yeterli değildir. Eğer tüm bunlar yeterli olsalardı, Kuba’dan da kötü durumda olan diğer birtakım Latin Amerika, Afrika ve Asya ülkelerinde, dünyada yoksulluğun ve sefaletin yaşanmakta olduğu tüm ülkelerde devrimlerin hemen olması gerekirdi...

 

Yaşamın hareketliliği ve değişkenliği içinde, farklı toplumların kendi yerleşik egemen kültürel yapıları ve yaygın yaşam tarzları; ilgili toplumun ağırlıklı olarak dünyaya bakışı, egemen dünya görüşü; aynı toplumun entellektüel gelişiminin ortalaması; egemen sınıfların yönetebilme yetenekleri; yaşanan politik krizlerin derinlikleri ve özellikleri; dünyadaki egemen politik dalga, hertürlü sömürü, haksızlık, emperyalist veya başka türden baskıların özellikleri, devrimlerin gerçekleşip gerçekleşmemesi üzerinde etkili olabilmektedir. Herşeyden önce bir halkın, nasıl yaşadığının, içinde olduğu kötülüklerin, yoksulluğun, sefaletin, çürümüşlüğün, şiddet ortamının bilincinde olabilmesi için, farklı ve daha iyi yaşam tarzlarının da bulunduğunu bilebilmesi, kıyaslama ve seçme yapabilecek bir düzeye gelmiş olması gerekir. Doğal olarak değişik bilinç düzeylerine sahip kişilerden de oluşsa, en azından önemli bir emekçi çoğunluğun, farklı ve çok daha iyi yaşam tarzlarının olduğunu farketmesi, ve bu yeni yaşamı kuracak bir inanç, güven ve örgütlenme içinde olması gerekir. Farklı ve daha insancıl yaşam tarzlarının varlığını emekçi halka sistematik biçimde iletecek ve o halkın bu uğurda örgütlenmesine yardımcı olacak aydınlara toplumun sahibolması gerekir...

 

Aksi takdirde, kadınların alabildiğine ezildikleri ve insanların seçme haklarını ve kaderlerini, yarı tanrı konumuna yükselttikleri beylerine, “kutsal baba”larına terkettikleri feodal bir toplumsal yapıda, ataerkil kültürün en koyusunun egemen olduğu bir toplumsal yapıda, kadınların, bu durumu yüzlerce yıl doğal karşılayıp kabullenmeleri, kendilerini erkeğin “şerefini” korumakla yükümlü saymaları, ve hertürlü baskıya inançla katlanmaları gibi, farklı ve çok daha adaletli bir yaşam tarzı olduğunu bilemeyen insanlar da, içinde oldukları durumu kabullenip, çok uzun süreler buna katlanabilirler ve yaşama yönelik öfkelerini, farklı biçimlerde, ahmakça bireysel çatışmalar düzeyinde açığa vurabilirler. Bu dargörüşlü olmaya mahkum edilmiş bireylerin -özünde- hertürlü toplumsal haksızlıktan kaynaklanan ve biriken öfkeleri, en ufacık bireysel problemler, örneğin ufak bir arazi anlaşmazlığı, parasal sorun, kadın erkek ilişkileri, ve özellikle yığınların taraf yapıldıkları spor yarışmaları, futbol maçları gibi olaylar sırasında dengesiz biçimde dışa vurarak patlayabilir, ve herhangi sosyal bir dönüşüme neden olmayacak biçimde sadece sahibine ve çevresindekilere zarar veren trajik sonuçlara yolaçarak sönüp gidebilir. Hatta ataerkil feodal kültürlerin değişik ölçülerde egemen olduğu toplumlarda, bazı çevrelerde sosyalizm anlayışı bile bu kültürle yüklenerek politik yaşamda toplumsal bir devrime yönelmekten uzaklaşmaya, ideolojinin insancıl ve bilimsel özünden tamamen uzaklaşarak devrimci niteliklerini yitirmeye, “sosyalizm” adı ötesinde kendisi olmaktan çıkmaya ve sosyal devrim açısından zarar verici işlevler görmeye başlayabilir...

 

“Çingenenin merdi övünürken suçlarını sayarmış” özdeyişi, aslında, yasadışılığa sürüklenmiş bir toplumsal yapıya ait insanların bu durumlarını nekadar normal karşılamakta oldukları, ve “kahramanlık” gibi gördükleri yasadışılıkları ile övünmekte oldukları gerçeğinin, önemli bir çarpık toplumsal psikolojinin altını çizmektedir. Mevcut egemen toplumsal düzenin dışına itilerek aşağılanan, ve zaten kendileri de geleneksel farklı yaşam biçimleri ile egemen toplumsal yapının dışında kalmayı seçen; sözkonusu toplumsal örgütlenmenin yasalarının “suç” saydığı her işi yapmakta sakınca görmeyen; örneğin, kendi dışlarındakilere yönelik “hırsızlık” gibi küçük suçları sonderece normal bulan sevimli çingene halkının yerleşik toplumsal yapılara göre yaşamakta olduğu göreceli kaos, kendileri için sonderece doğal olmakta, ve o nedenle farklı bir yaşam biçimini seçmekten uzak durmakta, en azından nesiller boyunca bundan uzak durabilmektedirler... Kısacası, bir yaşam biçimine alışmak, ve daha ileri düzeydeki başkaları tarafından ürkütücü sayılabilecek bu yaşam tarzını sonderece doğal bulup kabullenmek, daha ileri ve özgür bir yaşam tarzına yönelik devrimci bir seçim yapmanın önündeki en önemli engellerden birisidir... 

 

Sadece bir örnek olarak seçtiğimiz Çingenere özgü düzensizliğin düzeni okadar tehlikeli ve ürkütücü olmamakla birlikte, bazı durumlarda, çok daha derin ve karmaşık kaos ortamları, şiddet ortamları, yasadışılıklar, korkunç düzensizliklerin düzeni toplumlara egemen olabilirler. Farklı, sağlıklı ve güvenlikli bir yaşamın bilincinde olamayan toplumsal çoğunluk, bu durumundan gerçek anlamıyla şikayetçi olmayabilir. Aynı çoğunluk, çılgınca hastalıklı suçları “kahramanlık” gibi görmeye başlayabilir. Sonuçta, hem halktan yana devrimci dönüşümleri engelleyen, emperyalist merkezlerin bu toplumsal kaos bölgeleri üzerindeki ekonomik sömürü ve politik egemenlik süreçlerini uzatan, ve hem de silah satışlarını arttırarak aynı emperyalist merkezlerin kazançlarını yükselten, o merkezlerin dengesiz gelişmiş hastalıklı ekonomik yapılarını canlandırmalarına yardımcı olan sözkonusu uzun süreli kanlı kaoslar, biryandan bu kaos toplumunun içinde yaşayanların önemli kısmının bilinçlerinde normal olarak algılanmaya başlarken, diğer yandan da aynı kaos, dış emperyalist merkezler tarafından denetim altında beslenip kışkırtılabilir...

 

Kısacası, kaostan, savaştan kazanç sağlayanlar, kaos ortamından yararlanarak düzenlerini rahatça sürdürürlerken, kaosun yaşanmakta olduğu toplumun önemi bir çoğunluğu da, normal bulmaya başladığı bu ortamın değişmesi için harekete geçmeyebilir... Çarpıklığın farkında olan bilinçli ve örgütlü bir güç olmadığı sürece kaos devrime dönüşemez, ve tam tersine kitlelerle birleşebilecek devrimci güçlerin doğmasını engelleyen, en azından frenleyen bir olgu olarak kullanılabilir... Örneğin, Irak’ta ABD mali-sermaye güçleri, enerji tekelleri, ve Pentagon tarafından kışkırtılan kaos, yaratılmak istenen toplumsal çıkışsızlık, anlatılmaya çalışılanın tipik örneklerinden birisidir ama, şüphesiz tüm bu politikaların, bu süreçlerin bir limitleri vardır...

 

Yine diğer yandan Türkiye’de de örnekleri yaşanmış olduğu gibi, sınırlı, denetimli şiddet ortamları, yığınlardan kopuk terör ortamları üretilir. Terörü birtakım devlet servisleri aracılığıyla manupule eden merkezlerin denetimi altındaki bu yığınların taleplerinden ve demokratik mücadelelerinden kopuk sınırlı şiddet, yine aynı servislerin denetimindeki veya etki alanı içindeki medya aracılığıyla geniş yığınların zihinlerinde korku yaratacak biçimde olduğundan büyük gösterilip çarpılarak etkileri dalga dalga büyütülür. Böylece, ulusal ve uluslararası planda egemen faşist güçlerin diktatörlükleri için gerekli politik iklim yaratılabilir. Ve ardından kitle desteği alan faşist darbeler gerçekleştirilebilir. Tekrarlamak gerekirse, bunun örnekleri Türkiye’de de yaşanmıştır...

 

Gizli servislerin denetimleri altındaki yığınlardan kopuk ahmakça zararlı terörün “devrimcilik” gibi yansıtılması, veya hatta “komünizm” gibi yansıtılması ile, korkutulmuş kitleler arasında bir kurtarıcı arama psikolojisi üretilebilir. Kitlelerin demokratik ve politik mücadelelerinden, ve gerçek yararlarından kopuk terör aracılığıyla korkutulmuş yığınlar, faşist güçlerin tuzaklarına düşebilirler. Bunun örnekleri de birçok ülkede, ve Türkiye’de yaşanmıştır... Kitlelerden kopuk zararlı bireysel terörün yarattığı korku yüklü kitle psikolojisi ile, göreceli demokratik politik ortamı kökten işlemez hale getirecek askeri müdahaleler geliştirilebilir, ve geliştirilmiştir. Bu yöntemlerle emekçi yığınların tüm örgütlenmeleri ezilip dağıtılabilir, karşı-devrim yerleştirilebilir, ve tüm bunlar yaşanmıştır... Kısacası, kitlelerden kopuk terör aracılığıyla üretilen, medya aracılığıyla beyinlerde büyütülerek yayılan her kaos ve şiddet devrime yolaçmayacağı gibi, tam tersinin olacağı, karşıdevrimlerin gerçekleşeceği bir ortamı da hazırlayabilir. Egemen güçlere bağlı servisler bu tip işleri çok iyi bilmekte ve uygulamaktadır...

 

Kitleler, -özünde egemen güçlere herhangi bir zarar veremeyecek olan- “sol” veya “komünist” etiketli birtakım bireysel terör eylemleri ile korkutularak, bu korku ortamı içinde gerçek devrimci demokratik eylemlerden soğutularak, yığınsal kalkışmalar, yığınsal demokratik örgütlenmeler, sendikal örgütlenmeler likide edilebilir, karşı-devrim kolayca yerleştirilebilir...

 

Birtakım hastalıklı psikopat karakterlerin, kolay iktidar peşinde karanlık faşizan güçlerle gizli ilişkiler geliştirmiş “devrimci” etiketli bazı psikopatların denetim altındaki bireysel terör eylemleri bahane yapılarak faşit diktatörlüklerin politik iklimi oluşturulabilir. Kirli politik cinayetlere bulaşmış, ve egemen güçlerin istemleri doğrultusunda söylediği yalanlarla başka kişilerin de trajik sonlarını hazırlamış bu karakterlerden bazıları, kullanıldıktan sonra yokedilirler. Bu sahte “devrimci” etiketlerle ikili oynamış ve yokedilmiş hastalıklı karakterlerin karanlık işleri, “devrimcilik” gibi yansıtılarak, gelecek kuşaklara da tuzaklar hazırlanabilir...

 

Sözkonusu “devrimci” etiketli kriminal ve hiçbirzaman inanmamış psikopatların toplumsal haklı mücadelelere zarar veren bireysel terör eylemleri kullanılarak yaratılan aldatıcı illizyonlarla, doğru çizgideki yığınsal demokratik örgütlenmelerin, gerçek yığınsal bir muhalefetin önü uzun süreler için kesilebilir. Karşı-devrimci güçler tarafından estirilen bu yalanların rüzgarını arkasına alarak kısa vadeli kazançlar peşinde koşmayacak, kısacası fırsatçı olmayacak, yalanlarla mücadele edebilecek gerçek bilimsel sosyalist örgütlenmeler varolamadığı sürece, sözkonusu yalanlarla, yaratılan aldatıcı illizyonlarla, şekillenme yolundaki demokratik yığınsal örgütlenmelerin likide edilmeleri sağlanabilir. Aynı tuzak niteliğindeki illizyonlarla örgütlenen birtakım ahmak veya kriminal unsurlar, yeni politik cinayetlerde, yeni politik destabilizasyon operasyonlarında kullanılabilirler, ve bunlar da olmuştur, olmaktadır. Bu arada, sosyalist veya devrimci örgütlenmelere, veya bu etiketleri taşıyan örgütlenmelere vurulan her darbenin ardından, genel evrensel klasik kural olarak, satınalınmış veya zaten görevli olanlar, daha ön planlara çıkartılırlar. Mümkün olursa bunlar, ünlendirilerek “lider” konumlarına yükseltilirler, veya en azından alt seviyedeki görevliler, örgütleri içinde daha üstlere çıkartılırlar...

 

Kolayca anlaşılmaları zor zeki ve tehlikeli psikopatlara toplumun her katmanında rastlanabileceği gibi, uzaydan gelmemiş olan, tamamen dünyasal olan devrimci hareketler, sosyalist etiketli hareketler içinde de aynı tiplere, tehlikeli psikopat karakterlere rastlamak olasıdır. Bu nedenle, kitlelerden kopuk teröre yönelen her eyleme, ve bunları yüceltmeye, ve bunların sahte kahramanlarını “devrimci” gibi lanse ederek kullanmaya çalışan demagog provokatörlere tavizsiz karşı çıkmak gerekir. Devrim, kitlelerin işidir; doğru teoriye sahip, kitlelerle bağ kutabilmiş, kitleleri kendi yararları yönünde örgütleyebilmiş disiplinli örgütlenmelerin çabaları ile devrimler hedefine ulaşabilir...

 

Herhangi ciddi askeri bir eğitim görmemiş olmalarına, hatta bundan özel olarak kaytarmış olmalarına, gittikleri her yerde olaylar çıkartmış olmalarına karşın, üniversite kampüslerinde gösterişli bir teşhircilikle “gerilla” tiyatrosu oynayıp saçma sapan ahmakça bireysel terör işlerine karışıp -zaten sınırlı olan- demokratik süreçlerin baltalanabilmesi için “meşru” mazeretler yaratmış olanların efsane haline getirilmeleri, örnek haline getirilmeleri ile gençlere, yığınlara, yanlış hedefler gösterilebilir. Sonuçta bu yöntemlerle, Türkiye’de yaşanmış olan 12 Eylül 1980 Washington-NATO-Pentagon darbesi hazırlanıp gerçekleştirilmiştir. Bireysel terörün zararlı ve sahte kahramanlarının efsaneleştirilmeleri sonucu hazırlanan aldatıcı tuzaklarla, doğru, disiplinli yığınsal bir muhalefetin, hedefine ulaşabilecek çapta yığınsal bir mücadelenin gelişmesi uzun süreler için engellenebilir, veya birsüre için frenlenebilir... Kısacası, egemen güçler eliyle zihinlerde yaratılan kaoslar da, karşı-devrimci faaliyetler için kullanılabilir, ve bunlar kullanılarak devrimci dönüşümlerin önüne göreceli uzun süreler için setler çekilebilir. Bu anılan son işlerin de örnekleri Türkiye’de yaşanmış olduğu gibi, aynı kirli politik oyunların halen oynanmakta oldukları da bir başka gerçektir...

 

Karşı-devrimci güçlerin değişik saldırı yöntemleri, aldatıcı propogandaları, değişik entrikaları, yığınları kucaklamaya çalışan sosyalist devrimci muhalefetin önüne tuzak niteliğinde aldatıcı örnekler koyma entrikaları, devrimci süreçlerin içine karışan psikopat ve serüvenci karakterlerin, kolay kazançlar peşindeki inançsız karakterlerin işleri ile de birleşerek herzaman yıkıcı sonuçlara yolaçabilir. Ve bunlar fazlasıyla yaşanmışlardır... Kısacası, karşı-devrimci psikolojik savaşın ve dezinformasyonun her türünden, şiddetin ve işkencenin her türüne dek güçlü bir dirençle karşılaşacak olan devrim, özünde ve tamamen yığınların işidir...

 

Sonuçta özet olarak, tek başına kitlelerin yoksulluk düzeyleri, sefaletleri, herhangi bir devrimin başlayabilmesi için neden oluşturamayacağı gibi, yine tek başına şiddete, silaha başvurmakta devrimci sonuçlara değil, çoğu zaman tam tersine karşı-devrimci gelişmelere yolaçabilir. Çünkü, silaha başvuran, silahın çapı ölçüsünde yaratmış olduğu krizi devrime dönüştürecek güçte değilse eğer, bir başka büyük ve örgütlü güç, durumun etkilerini rahatlık kendi iktidarı için kullanabilir. Hatta sadece bu nedenle aynı örgütlü karşı-devrimci güç, devlet servisleri içinde de elleri olan karşı-devrimci güç, topluma yerleştirilmesi planlanan diktatörlüğün mazeretlerinin doğabilmesi için, ufak grupların silahlı terör eylemlerini teşvik edip birsüre için denetimi altında serbest bırakabilir... Silahlı şiddet, sonuçta, politik mücadelenin zorla sürmesinin bir biçimidir. Kitleleri kucaklayan güçlü politik örgütlenmeler olmadığı sürece, ve silahlı şiddet yığınsal bir güç olarak gelişmediği sürece, başvurulan hertürlü kitleden kopuk şiddet eyleminin karşı-devrimci güçlerin hanesine yazacağı, toplumsal yapıya egemen asıl büyük iktidar güçlerinin işlerine yarıyacağı ortadadır...

 

Silahlı şiddet, hedefleri belli, bilinçli ve örgütlü yığınsal kalkışma tarafından uygulanan politikaların bir gereği olarak, politik mücadelenin içinde olduğu aşamanın kaçınılamaz bir zorunluluğu olarak amaca hizmet edebildiği ölçüde kullanıldıkça; karşı-devrimin terörünü alt edebilmek amacıyla yığınsal kalkışmanın politik çizgisinin bir uzantısı olarak kullanılabildiği sürece; kitlelerin çoğunluğunun vicdanı tarafından kabuledilebilir ölçülerde ve bu çerçevede yasal olarak kullanılabildiği sürece, toplumsal ve tarihi bir meşruiyet kazanabilir. İşte ozaman bunun adı terörizm olmaz... Hangi toplumsal sınıfa dayanıyor olursa olsun, isterse gücünü işçi sınıfından alsın, sosyal-politik anlamda yasal olarak ve yerinde kullanılamayan hertürlü şiddet, birsüre sonra sahibini vurmaya, hem ait olduğu yapıyı ve hem de tüm toplumu çürütmeye başlar... Toplumsal-politik anlamda yasal olmayan, sınırları ve kuralları belli olmayan şiddet, kaosun ve çürümenin anası olur...

 

Bir devrimin gerçekleşebilmesi için, öncelikle, göreceli yoksulluk, sefalet, ve adaletsizlikler ortamı içindeki yığınların, bu durumlarının bilincine varmış olmaları, daha farklı ve yaşanabilir bir dünyanın varlığından haberdar olarak devrimci dönüşümü istemeleri, bir başka ifadeyle artık eskisi gibi yaşamak istememeleri gerekir. Sözkonusu bilincin gelişebilmesi için, kitlelerin, karşılaştırma yapabilecek ölçüde farklı yaşam tarzlarından haberdar olabilmeleri, bu bilincin örgütlü aydınlar tarafından yığınlara sabırla taşınması, yığınların hertürlü haksızlığa karşı mücadeleye katılmaları, ve değişik kitle eylemleri içinde yığınların bilinç düzeylerinin yükseltilebilmesi gerekir. Devrim için, ırmakların birleşerek büyük nehirleri, ve nehirlerin okyanusları oluşturmaları gibi, toplumdaki haksızlıklara başkaldırı duygularını, başkaldırı ırmaklarını doğru hedeflere yönlendirebilecek, tüm bunları birleştirerek tek bir başkaldırı yatağına akıtabilecek, doğru teoriye sahip disiplinli devrimci bir örgütlenmenin varolması gerekir... Sonuçta, bir devrimin başarıya ulaşabilmesi için üçüncü en önemli olgu da, yönetenlerin artık eskisi gibi yönetemez bir duruma düşmüş olmalarının gerekliliğidir. Bu artık eskisi gibi yönetememe olgusunu yaratacak ölçüde ulusal ve uluslararası bir toplumsal-politik krizin varlığı, devrimin başarısı için gerekli unsurların en önemlilerindendir...

 

Yukarıda özetlenerek sıralanan üç unsurdan herhangi biri, yığınları kucaklayabilen doğru teoriye sahip disiplinli devrimci bir örgütlenme, en geniş yığınların artık eskisi gibi yaşamak istememeleri, ve yönetenlerin yönetemez duruma sürüklenmeleri olmadıkça, bunlardan biri eksik olduğu takdirde, devrimci dönüşümler olanaksızdır. Diğer yandan, yönetenlerin eskisi gibi yönetemez duruma sürüklenmelerine neden olabilecek krizler de geçicidirler. O nedenle, devrime yolaçabilecek bir toplumsal kalkışma ve yönetenleri eskisi gibi yönetemez duruma düşürecek ulusal bir kriz yaşanmasına karşın, bu durumu değerlendirebilecek doğru teoriye ve politik çizgiye sahip devrimci bir parti varolamadığı sürece, veya mevcut parti krizin yükseliş anını doğru değerlendiremediği sürece, yönetmekte usta olan üst sınıflar, uluslararası destek te sağlayarak, tekrar kolayca yönetimin iplerini ellerine geçirebilirler...

 

Devasa mali-sermaye gruplarının hemen hemen tüm dünya pazarına egemen olmaya başladığı, iletişim olanaklarının olağanüstü boyutlara ulaşarak -bundan yararlanabilen- yığınları birbirlerine daha fazla yaklaştırdığı, ulusal sınırların geçmişe göre göreceli olarak yıkıldığı, iç politika süreçlerinin dış politik süreçlere çok daha sıkı bağlanmaya başladığı küçülen bir dünyada, hem yönetici üst sınıfların kendi aralarındaki ve hem de farklı ülkelerin emekçi yığınları arasındaki dayanışmaların önemleri artarken, devrimci dönüşüm çabalarının önüne de yeni sorunlar, çözülmesi gereken yeni problemler çıkmaktadır.

 

Bunun başında, sermayenin ve bu sermayenin istemleri yönünde davranan politikacıların kolayca birleşebiliyor olmalarına karşın, ve bunların oluşturdukları birliklerin çok güçlü karşı-devrimci merkezler şekillendirebilmesine karşın, ezilen halk yığınları ve onların ekonomik ve politik örgütlenmeleri, mevcut dil ve kültür sorunları, ve teorik sorunlar nedenleriyle, gelişmiş olan tüm iletişim kolaylıklarına karşın, henüz sermaye güçleri çapında uluslararası birlikler oluşturamamaktadırlar. Diğer yandan, yeni yeni teknolojik devrimlerle işçi sınıfının eski bileşimi hızla değişmektedir ve hatta değişmiştir. Çok daha karmaşık, bilgisayarlı sofistike endüstriler içinde iyi eğitilmiş, göreceli yüksek ücretli ve aldığı ücrete göre aslında geçmişin işçi tipinden defalarca daha fazla artı-değer üretebilen bir işçi tipi doğmaktadır, doğmuştur. Batı’nın zengin ülkelerinde, “kaybedecek birşeyleri” olduğunu düşünen, ve kendisini düzene ait hisseden güçlü bir işçi aristokrasisi şekillenmişken, işsiz işçiler tüm dünyada hızla armaktadır. Artık “hizmet sektörü” sayılan alanlarda çalışanların sayıları, endüstri de çalışanların sayılarını kat kat aşmıştır. Diğer yanda, dünya ulusları, halkları arasında da geçmişe göre çok daha derin bir bölünme yaşanmakta, birileri daha fazla zenginleşirlerken, daha da yoksullaşıp azgelişmişlik katagorisine sürüklenen ülkelerin sayıları artmaktadır...

 

Tüm bu kısaca sayılan ve sayılmayan olgular, işçi sınıfının, emekçi örgütlenmelerinin önlerine yepyeni teorik sorunlar, ve örgütlenme sorunları çıkartmaktadır. Sendikalar eski güçlerini yitirmekte, ve sosyalist sistemin yıkılmış olmasının da etkileri ile sermaye güçlerinin işçiler üzerindeki baskıları artmaktadır. Çünkü eskiden, sosyalist sistem var iken, işçileri sosyalist sistemden soğutmayı amaçlayan, işçilerin karşısında böyle bir örneğin durmasını istemeyen zengin Batı’nın patronları, birtakım hakları daha kolay vermekte idiler...

 

Sonuçta, içine girilen yeni dünya koşullarında devrimci dönüşümlerin olabilmesi ve olanların yaşamlarını sürdürebilmesi için, herzamankinden çok enternasyonal dayanışmaya gereksinim vardır. Çalışan ve üreten halkların, baskı altındaki halkların özgürlük mücadeleleri, farklı ülkelerin emekçi yığınları arasındaki dayanışmayı kaçınılmaz bir zorunluluk olarak dayatmaktadır. Aynı dayanışmaya, mevcut devrimci iktidarları, ilerici hükümetleri eklemek gerekmektedir. Aslında devletler arasındaki çatışmalar olarak ortaya çıkan mücadeleler de, farklı üst sınıfların, veya yoksulları temsileden baskı altındaki devletlerle egemen emperyalist güçlerin savaşları biçiminde yansıyan sınıf mücadeleleridir; bunlar sınıf mücadelelerinin uluslararası arenadaki değişik yansımalarıdır. Örneğin, “terörizme karşı savaş” yalanıyla emperyalist merkezlerin zengin doğal kaynaklara sahip göreceli yoksul ülkelere, bu ülkelerin halklarına saldırıları, sözkonusu sınıf savaşının uluslararası arenadaki yansımasının en tipik örneklerinden birisidir...

 

Tüm bu mücadelelerde devrimci başarıların yolu, yığınların desteğini alabilmekten, yığınları kendi yararları yönünde örgütleyebilmekten, hangi etiketle sahneye çıkarsa çıksın kitlelerden kopuk terör eylemlerinden uzak durmaktan, bunları teşhir etmekten, ve engellemekten geçmektedir...

 

  onbeşinci bölüm için tıkla                                                                                                                       başlangıç bölümüne dön

 

1- Keşfedilmiş kıtayı Avrupa’nın keşfi, ve yeni toplumsal trajedilerin başlayışı

 

1 a- Amerika Kıtası’na ilk yerleşimler üzerine kısa notlar

 

1 b- Amerika Kıtası’na ilk ayakbasan Avruparılar, Eirik Raude (Kızıl Erik) ve oğlu Leif Eriksson üzerine çok kısa notlar

 

1 c- Piri Reis haritası ve Kolomp’tan 71 yıl önce Amerika Kıtası’nın her iki yanını ve Avustralya’yı keşfetmiş olan Çinli amiral Zheng He üzerine çok kısa notlar

 

1 d- Binbirgece Masalları’nın kahramanı Sinbad, ve Amerika Kıtası’nın en eski kaşiflerinin Ortadoğu halklarından birileri olabileceği üzerine bir spekülasyon

 

1 e- Doğu’nun zenginliklerine ulaşmalarını sağlayacak yeni yollar arayan Batı’nın Amerika Kıtası’nı keşfi; Kristof Kolomp ve Amerigo Vespucci üzerine çok kısa notlar

 

2- Amerika Kıtası’nın yerli halkının trajedisi üzerine çok kısa notlar

 

3- Kuba’da beyaz adamı dostça karşılayan yerli halkının trajedisi üzerine kısa notlar

 

4- Afrika’dan gelen köleler, ilk isyanlar, ve Kuba halkının uluslaşma süreci

 

5- Bağımsızlık savaşına doğru Kuba’da sınıfların konumları, ABD’nin Kuba politikası, Monroe Doktrini ve Kuba’da 1844 ayaklanması

 

6- Çin’in sömürgeleştirilmesi, Kuba’nın Çinlileri, ve üç Kubalı-Çinli general

 

7- Kuba’nın bağımsızlık savaşının ilk on yılı, 1868- 78

 

8- Dağılanın yeniden toparlanması, José Martí’nin birleştirici rolü, ve “cumhuriyet”e doğru ihtilalin ikinci aşaması

 

9- ABD-İspanya savaşı, Kuba’nın ABD tarafından istila edilmesi, Amerikan askeri diktatörlüğü ve sözde cumhuriyet

 

10- Kuba’nın ABD tekellerinin eline düşmesi, sendikal örgütlenmelerin ve öğrenci hareketlerinin başlayışı

 

11- Machado diktatörlüğü, Kuba Komünist Partisi’nin tarih sahnesine çıkışı, Mella’nın öldürülüşü, büyüyen muhalefet, devrim ve Machado’nun devrilişi

 

Not: kahramanlık ve sahte kahramanlık üzerine birkaç söz

 

12- Devrimci Batista’dan Batista diktatörlüğü yıllarına ve ilerici 1940 Anayasası üzerine notlar

 

13- II. Dünya Savaşı sonrası Truman politikaları içinde Latin Amerika, Rio Paktı, OAS ve ABD’nin uluslararası “polis gücü” olması

14- En genel anlamıyla dünyada ve Türkiye’de sosyal devrim, kitlelerden kopuk terör, karşı-devrimci güçlerin bazı provokasyonları ve dezinformasyonları üzerine çok kısa notlar

15- Devrime doğru Kuba’da sosyal yaşam, cennet içinde yaşanan cehennem, ve devrimin hedefi üzerine notlar

 

16- ABD servislerinin ve politik karar merkezlerinin sürmekte olan silahlı ayaklanma  ve Kastro üzerine kararsızlığı, ABD yönetiminin Batista ile ilişkileri, CIA’nın ve Dulles biraderlerin bazı işleri üzerine notlar

 

17- Devrime giden yolda Fidel Kastro, Moncada Kışlası baskını, hapislik ve Meksika’ya gidiş

 

18- “Kaderine” yelken açan Che Guevara, United Fruit Compan, Guatemala’nın ve Jacobo Arbenz’in trajedisi, Meksika’da kesişen yollar, Alberto Bayo ve askeri eğitim 

 

19- Kastro önderliğinde Kuba halkının devrimi, devrimci savaş sürecinde yaşananlar ve Batista’nın kaçışı

 

19 a- Gramma yolculuğu, karaya çıkış, neden Oriente bölgesi, ve Frank Pais’in ölümü

 

19 b- Sierra Maestra’dan yayılan devrimci yürüyüş, Amerikan basınının yoğun ilgisi, silahlı mücadelenin dönüm noktası, El Cubano Libre, Radio Rebelde, ve 45 örgütün destek bildirisi

 

19 c- Köylü meclisi, Jigüe Savaşı, devrime katılan askeri birlikler, zafere yaklaşırken Washington’un devrimi engelleme entrikası, William Douglas Pawley, ve Batista’nın kaçışı

 

not: William Douglas Pawley’in gerçek kimliği

 

20- Devrim hükümetinin ilk işleri, ABD’nin Kuba’ya acele bir askeri müdahale gerçekleştirmemesi üzerine düşünceler, ve karşı-devrimcilerin cezalandırılmaları üzerine 

 

21- İlk millileştirmeler, Kastro’nun ABD ziyareti, Nixon-Kastro buluşması, ABD ambargosunun başlayışı, Kuba ekonomisini ABD’den bağımsızlaştırma çabaları, Kahire’de Sovyetler Birliği ile ilk temas, sosyalizme yöneliş, ve Komünistlere hakveren Kastro

22- İdeolojik ayrılıkların belirginleşmesi ve liberallerin tasviyesi, Binbaşı Huberto Matos olayı, Camilo Cienfuegos’un ölümü, ve Kastro’ya yönelik bazı suikast planları

23- Mikoyan’ın Kuba ziyareti ile başlayan yeni dönem; ABD merkezli tekellerin ve Kubalı büyük sermayenin millileştirilmesi; ABD’nin ağırlaşan ambargosu, ekonomik sabotajları, ve Kubayı istila hazırlıkları; sosyalist enternasyonal dayanışmanın önemi, ve anti-Sovyet çığlıklar üzerine bir not

 

not: “Soğuk Savaş” yıllarındaki anti-Sovyet çığırtkanlıklar ve “Tam Bağımsız, Gerçekten Demokratik” şiarı üzerine

 

24- Saldırıya geçen Washington; Operation Pluto; Radio Swan; CIA imalatı karşı-devrimci örgütlenmeler; Kuba’dan atılan ABD elçilik görevlileri; Kuba’nın dostlarının gücü; Kuba’da patlayan bombaları; ABD-Kuba diplomatik ilişkilerinin sonlanışı; Domuzlar Körfezi çıkartması ve emperyalizmin Amerika kıtasında ilk yenilgisi; devrimin sosyalist, kendisini ise Marksist-Leninist olduğunu açıklayan Kastro

 

25- Nasıl komünist olduğunu anlatan Kastro; “Mongoose Operasyonu”; Kuba’yı Latin Amerika’da izole etme çabaları; birleşen ihtilalci örgütler ve Kuba Komünist Partisi’nin yeniden organize edilmesi; U-2 ispiyon uçakları; dünyayı nükleer savaşın eşiğine taşıyan 1962 Füze krizi; pazarlık masasında Türkiye Cumhuriyeti  

 

http://www.sinbad.nu/