Yusuf Küpeli, Kuba devrimi 50. yılını doldururken Kuba tarihinden notlar

 

16- ABD servislerinin ve politik karar merkezlerinin sürmekte olan silahlı ayaklanma  ve Kastro üzerine kararsızlığı, ABD yönetiminin Batista ile ilişkileri, CIA’nın ve Dulles biraderlerin bazı işleri üzerine notlar

 

Kuba’da mevcut politik iktidarları denetleyen Washington, her başkaldırının ardından bu eylemin önderlerini satın alabileceği rehaveti içinde idi. Batista’yı koltuğundan edecek bir gelişmeye, iktidarın zirvesinde bir kan yenilenmesine okadar şüpheci bakmıyordu... Diğer yandan şüphesiz ABD yönetimi, komünizme karşı sıfır toleransa sahipti. Washington, komünizme karşı mücadele için Kuba’ya başta mali olmak üzere hertürlü desteği veriyordu. Washington’un sözkonusu komünizm karşıtı eylemi, -başında acımasız ve deneyimli bir istihbaratçı olan eski faşist Allen Dulles’in bulunduğu- CIA tarafından organize etmekteydi. Kuba’da yürütülen komünizm karşıtı mücadeleyi, Batista’ya bağlı Kubalı servislerle birlikte CIA organize etmekteydi ama, CIA tarafından bu iş için verilen paraların önemli kısmının Kubalı görevlilerce iç edildiği daha sonra anlaşılacaktı...

 

Biraz konu dışı ama, faydalı olabilir... “Teke Tek” programına çıkmış 70 yaşın üzerinde bir garip kişi, programcıları bile şaşırtan biçimde övünüp şişinirken, “Nasır ile elini masaya vurarak konuşabildiğini, Saddam Hüseyin’e ne tip akıllar verdiğini” vs. anlatırken, bir ara, “ozamanlar CIA’nın başında Dulles vardı, bu adam daha sonra dışişleri bakanı oldu”, diyecekti. Bu atmasyonu duyunca, artık dayanamayacak, birsüre için kanal değiştirecek, ve sonra tekrar meraktan aynı kanala geçecektim...

 

Hem yüksek perdeden atan, ve hem de söylediklerinden kendisi de ürküp arada mevcut iktidara yalanan bu kişi, Dulles soyadını taşıyanların iki ayrı kardeş olduklarından habersizdi. O, Dwight (David) Eisenhower’in başkanlığı yıllarında (1953- 61), kardeşlerden daha yaşlı olan John Foster Dulles’in dışişleri bakanlığına (secretary of state, 1953- 59), küçük kardeş Allen Welsh Dulles’in ise yine Eisenhower  Tarafından CIA (Central Intelligence Agency) direktörlüğüne (1953- 61) atanmış olduğunu bilmiyordu. Buna karşın O, büyük entellektüel ve dönemin en önemli gazetecisi rolünde, Arap ülkelerinin yöneticilerini cahillikle suçlamayı sürdürüyordu...

 

Yukarıda özetlenen zevzeklik gösterisi, Batista’nın çevresindekilerin CIA paralarını nasıl iç etmiş oldukları komedisini, aklıma getirecekti hemen. Batista polisinin yaptıklarının benzerlerinin Türkiye’de ne ölçüde yaşanmış olabileceği, CIA paralarının Türkiye’de de ne ölçüde buharlaştırılmış olabileceği düşüncesini o anda kafamda uyanacaktı. TV kameraları karşısında bol keseden atan tip, gülümsememe neden olacaktı. Kahramanımız, iyi atıcı olmasının yanında, anlaşılan bayağı işbilir biriydi, ve “boşta dolaşan bir gazeteci” değildi anlaşılan. Kimbilir kimleri neler karşılığında nasıl dolandırmıştı?..  

 

İran petrollerini millileştirmiş olan Muhammed Musaddık’ın devrilmesi (1953), Guatemala’da köylülere toprak dağıtarak United Fruit Company’nin tatlı kazançlarını azıcık sınırlamış olan Jacobo Arbenz’in iktidardan indirilmesi (1954) gibi daha onlarca komployu organize eden, değişik halklara derin acılar yaşatan kanlı trajedilere imza atmış olan John Foster Dulles (1888- 1959) ve CIA başkanı küçük kardeşi Allen Welsh Dulles (1893- 1969), aynızamanda Kuba halkının kaderini olumsuz yönde değiştirebilmek için de ağır ama, başarısız çabalar sarfetmişlerdi. Kardeşlerden CIA direktörü olan Allen Welsh Dulles, Kuba devrimini yıkabilmek amacıyla, mafya önderlerinden de destek alarak, CIA kamplarında eğitilmiş bazı göçmen Kubalıları kullanarak, kriminal unsurları silahlandırarak, 17 Nisan 1961 günü, başarısız “Domuzlar Körfezi Çıkartması”nı gerçekleştirmişti. CIA için sansasyonel bir skandal olan “Domuzlar Körfezi Çıkartması”, Allen Dulles’in görevinden alınması, kariyerinin noktalanması ile sonuçlanmıştı. Yeni ABD başkanı John Fitzgerald Kennedy (başkanlığı, 1961- 63), “Domuzlar Körfezi” skandalının ardından, Allen Dulles’i görevinden almıştı...

 

Bu satırları yazana göre, ABD’nin tek Katolik kökenli başkanı olan Kennedy’ye yönelik suikast, Kuba ile ilintili olarak Kennedy’nin daha büyük bir çatışmayı göze alamaması gerçeği ile bağlantılıydı. Kennedy’nin, daha büyük uluslararası çatışmaların, bir nükleer savaşın anası olabilecek savaşı başlatmaktan sakınan Kuba politikası, ve uluslararası yumuşama süreci yönünde Nikita Khrushchev (Sovyetler Birliği Komünist Partisi birinci sekreteri, 1953- 64) ile birlikte atmış olduğu adımlar, CIA içindeki faşistlerin, mafya örgütlenmeleri ile iç-içe geçmiş olan Allen Dulles ekibinin Kennedy’yi öldürmesi için yeterli neden olmuştu muhtemelen... Kuba ile olan ilintileri, Kuba halkının kaderi ile oynamaya çalışmış olmaları nedeniyle, sözkonusu Dulles biraderlerin biyografilerinden, gerçek kimliklerinden kısaca sözetmekte yarar vardır...

 

Devasa mali şirketlerin merkezi ve dünya çapında mali yatırımların sembolü konumundaki Wall Street’in hukuki işlerine bakmakta uzmanlaşmış New York Hukuk Firması’nda avukatlık yapan, ve sözkonusu mali merkezlerle yakın bağlantılar içinde olan Dulles biraderler, 4 Ocak 1933 günü Hitler tarafından örgütlenmiş olan toplantıya, Hitler’i destekleyen Alman banker Kurt Freiherr Von Schroeder ve Schroeder Bank  yöneticileri ile birlikte Wall Street’i temsilen katılmışlardı. Toplantının amacı, Nazi iktidarının mali sorunlarını çözmek ve sendikaların direnişlerini kırmaktı...

 

Dulles biraderler bu toplantıya katılmışlardı, çünkü, Hitler’i destekleyen Alman mali- sermaye grupları ile Wall Street sermayesi iç içe geçmiş durumdaydı. Amerikan Ford, Standart Oil (şimdiki Exxon), General Motors, yine Rockefeller’in denetimindeki National City Bank of New York, Şili’deki kanlı Pinoche darbesinin baş mimarı ITT tekeli, ve daha birsürüsü, kısaca ABD’nin mali merkezi Wall Street, bu metnin kapsamını aşan uzun karmaşık ve sıkıcı bir liste oluşturacak biçimde Alman mali-sermayesi ile ortaklıklar içindeydi. Sözün kısası, ABD’nin büyük sermaye çevreleri Hitler’i açıkca desteklemekteydiler; çünkü, Nazi Almanyası’nda kârlı yatırımları vardı...

 

John Foster Dulles, 1935 yılında Atlantic monthly’de yazdığı uzun makalede, Nazi felsefesini destekleyecek, ve almanyanın gizlice silahlanmasının özgürlüğünü kazanma yolunda tamamen haklı bir davranış olduğunu belirtecekti... John Foster Dulles, Harriman’ın, -Hitler destekçisi- Krupp’a büyük krediler açmasına aracı olacaktı. Krediyi bizzat veren kişi ise, George Bush’un babası, ve W. Bush’un dedesi, ve o yıllarda Harriman&Co’nun ikinci başkanı olan Prescott Bush’dan başkası değildi... (Wall Street ve Nazi Almanyası ilişkileri hakkında biraz daha geniş bilgi için bak: Yusuf Küpeli, Nazi Almanyası ve Polonya, Büyük Biritanya, ABD, Sovyetler Birliği, Varşova ayaklanması ve yalanlar  üzerine kısa notlar + b. Hitler’i iktidara taşıyan Alman ve ABD tekelleri, pusuda bekleyen İngiltere ve Fransa, Sovyetler Birliği ve Nazi Almanyası, Polonya’ya saldırı ve II. Dünya Savaşı + c. Nazi işgali altındaki Polonya, toplama ve ölüm kampları, Alman tekelleri ile birleşmiş ABD tekelleri, “Üç Maymunları” oynayan ABD yönetimi)

 

II. Dünya Savaşı yıllarında şimdiki CIA’nın görevlerini üstlenmiş olan ve varlığını -CIA’nın kurulduğu- 1947 yılına dek sürdürecek olan Office of Stratejik Service (OSS) üst görevlilerinden birisi de, -Dulles biraderlerden küçük kardeş- Allen Dulles’den başkası değildi... Allen Dulles, 1942- 45 yıllarında, İsviçre- Bern’de, OSS bürosunun şefi olarak bulunacaktı. Savaşın en kanlı günlerinde O, Allen Dulles, savaş suçlusu Nazi canileri ile, ve ileride CIA tarafından kullanılacak olan ünlü SS ve Gestapo yöneticileri ile ilişkiler geliştirecekti. Örneğin O, daha 1943 yılında, Nazi askeri istihbaratının Doğu Cephesi komutanı, “Gurbette Doğu Ordusu” adlı örgütlenmenin şefi General Reinhard Gehlen ile ilişkiler geliştirmişti ve savaşın son günlerinde elindeki anahtar belgelerle birlikte ABD safına atlayacak olan Gehlen, 1947 yılında, Allen Dulles ile birlikte CIA’nın kuruluşunda başrolü oynayacaktı...

 

Hukuken aranıyor olmalarına karşın ABD servisleri tarafından kaçırılıp kullanılan ünlü Nazi şefleri arasında, “Lyon Canvarı” olarak ünlenmiş olan Klaus Barbie ve daha başkaları da bulunmaktaydı... Aslında bu, kirli ve uzun bir öyküdür, ve aynı öykünün önemli aktörleri arasında Dulles biraderler de bulunmaktadır... General Reinhard Gehlen ile birlikte CIA’nın kuruluşunda önemli roller oynamış olan ve başarısız “Domuzlar Körfezi Çıkartması” ile kariyerini yitiren Allen Dulles’in, İstanbul’u bir savaş alanına döndürmüş olan 6-7 Eylül 1950 provokasyonu yaşanırken Türkiye’de bulunduğunu hatırlamakta yarar vardır sanırım...

 

Dışişleri Bakanı (Secretary of State) John Foster Dulles’in özel mektubunu dönemin Kuba Cumhurbaşkanı Batista’ya iletecek ve CIA direktörü Allen Dulles ile Kuba konusunda karşılıklı görüşecek kadar ABD yönetimine yakın olan, ve ayrıca Batista Kubası’nı yakından tanıyan Lyman B. Kirkpatrick, Jr. Adlı bir CIA görevlisi, “The Real CIA” adlı kitabının “Batista’s Cuba” başlıklı 7. Bölümü’nde ilginç bilgiler vermektedir...

 

Komünizme karşı savaşta etkili bir örgütlenmenin yaratılması için Kuba hükümetine yardımcı olabilmek amacıyla 1956, 1957, ve 1958 yıllarında Kuba’ya gitmiş olduğunu anlatan aynı yazar, Batista’nın, komünist çabaları boşa çıkartabilmek için etkili bir örgütlenme kurmak gerektiğini Foster Dulles’a söylemiş olmasına karşın, Haziran 1956’da, paraları çekip akıtmaya yarayan bir huni görevi taşıyan kağıt üzerindeki birtakım örgütler dışında hiçbirşey yapılmış olduğunu, anlatmaktadır...

 

Aynı görevli, CIA direktörü Allen Dulles tarafından, BRAC (Buro Para Represion de las Actividades Comunistas) adlı komünizme karşı mücadele örgütünün iyileştirilip güçlendirilmesini amaçlıyan karmaşık sorunları Cumhurbaşkanı Batista ile tartışmak, ve tavsiyelerde bulunmak için Kuba’ya yollanmıştır. Sözkonusu yazarın anlatımıyla, hükümet hiyerarşisinin çok altında olan sözkonusu anti-komünist örgütlenme, bir albay tarafından yönetilmekteydi. Yazarın ifadesi ile bu albay, eski bir ordu çavuşu olan Batista ile görüşme, yakın temas konusunda problemler yaşamaktaydı...

 

Yukarıdaki ifadeden anlaşılmış olduğu gibi, Kuba ordusunun üst rütbeli subayları ile eski bir çavuş olan Batista arasında, sözkonusu rütbe sorunu nedeniyle görülemeyen psikolojik duvarlar mevcuttu... CIA direktörü Dulles’in tavsiyesi, sözkonusu BRAC adlı örgütlenmeyi doğrudan kabine üyelerinden birine bağlamak ve örgütün başındaki kişinin rütbesini yükseltmek yönünde olacaktı...

 

Aynı anlatımla, o günlerde, Kastro’nun bir avuç yandaşı ile Sierra Maestra’ya çıkmış olduğu ilk zamanlarda, ABD hükümetinin politikası, askeri danışmanlık dahil Batista’ya tam destek verme yönünde olmuştu. Aynızamanda Batista yönetimi, ülkedeki ABD elçiliğinden birilerinin Kastro yandaşları, sempatizanları ile ilişkiye geçip geçmediği konusuna da dikkatlerini yoğunlaştırmıştı. Bunu bilen ABD elçisi, mevcut Kuba yönetimi ile olan ilişkilerinde herhangi bir pürüz doğmaması için, personeline bu tip ilişkileri kesinlikle yasaklamıştır...

 

Vaktiyle, ilk dönem yönetimi sırasında kendisi de bir başkaldırı ortamında iktidarı elegeçirmiş ve ardından Washington’a satılmış olduğu için derin bir şüphecilik içinde olan Batista’nın ve yönetiminin, ABD’ye yönelik güvensizliğini yansıtan yukarıdaki anlatım, aynızamanda ABD’nin Batista’ya vermiş olduğu desteğin altını da çizmektedir. Anlaşılmış olacağı gibi yazar, Batista’yı ürkütmemek için ihtilalcilerden herhangibiri ile ilişki kurmamaya özen gösterdik derken, aynızamanda Batista’nın korkularını, ABD yönetiminin dağdakilerle ilişki kurabileceği yönündeki şüphelerini de yansıtmaktadır. Anlaşılan yazar, tüm desteğimize karşın “Batista’nın yenilmiş olmasında bizlerin suçu yok, biz O’nu satmadık” demeye getirmektedir. Fakat yine de, Kastro konusunda ABD yönetiminin yaşamış olduğu kararsızlığın da altını çizmektedir... 

 

Kuba’ya yolculuklarından zevk aldığı anlaşılan bu kişinin vermiş olduğu ayrıntılı birtakım bilgilerden, özet olarak, Batista yönetiminin çürümüşlüğü, süreç içinde halkın tüm desteğini nasıl yitirmiş olduğu gerçeği anlaşılmaktadır. Yine aynı bilgilerden, başlangıçta Batista’ya vermiş olduğu tüm desteğe karşın ABD yönetiminin, Kastro ve diğer ihtilalciler üzerinde doğru kanıya ulaşma konusunda uzun süreli kararsızlıklar yaşamış olduğu gerçeği de yansımaktadır...

 

Sözkonusu anlatımda, aynı yıllarda, yani Kastro önderliğindeki gerilla mücadelesinin hemen başlamış olduğu yıllarda, Batista’yı kendi sarayında öldürme girişiminde bulunmaya kalkışacak kadar güçlü bir öğrenci hareketinin olduğu gerçeği de kabuledilmektedir. Zaten Havana’da, Kastro’nun en güçlü bağlaşıklarının başında, sözkonusu güçlü öğrenci hareketi gelmektedir... CIA görevlisi bir karşı-devrimci olan aynı kişinin ifadesi ile, 1958 yılında halkın yüzde 80’i artık Batista rejimine karşıdır... Kısacası CIA, gelişmeleri an be an dikkatle izlemiştir ama, süreci değiştirecek güçlü bir eylem yapamamıştır, yapmaya kalkışma iradesini de kararlı biçimde gösterememiştir...

 

ABD Ordusu’ndan Binbaşı Russell J. Hampsey, Kansas’ta yayınlanan “Military Review Command & General Staff College” nin  Kasım-Aralık 2002 sayısında yazdığı “Voice from the Sierra Maestra: Fidel Kastro’s Revolutionary Propaganda” (“Sierra Maestra’dan yükselen ses: Fidel Kastro’nun ihtilalci propogandası”) başlıklı göreceli uzun yazısında, o günlerde ABD politikasını belirleyenlerin Kastro’nun komünist olduğuna inanmadıklarının altını çizmektedir. Amerikalı yazar Binbaşı, bu gerçeği değişik ifadelerle anlatmaktadır. Aynı yazar, aynı metinde, 7 Aralık 1957 tarihinde ABD Dışişleri Bakanlığı (Department of State) ile ABD’nin Havana Elciliği’nden politika görevlisi Wayne Smith arasında gerçekleşmiş olan bir yazışmadan da sözetmektedir. Wayne Smith, ABD Dışişleri Bakanlığı’na, “Kuba Hükümeti Kastro’yu komünist olmakla suçlamaktadır, fakat bu saldırılarının doğruluğunu kanıtlayacak herhangi bir maddi delil sunamamaktadır.”, diye yazmıştır...  

 

Wayne Smith’in sözleri, ABD yönetiminde politikaları belirleyenlerin düşünce yapılarını, ve olaya yaklaşımlarını yansıtması bakımından sonderece ilginçtir. Onların kendi yararlarına ve egemenliklerine yönelik asıl tehlike olarak gördükleri, korkulması gereken asıl “günah” olarak tesbit ettikleri, komünist ideolojiye sahip olanların işleridir. Ve zaten o nedenle Batista ve yandaşları, Kastro’nun yakmış olduğu ateşin söndürülmesi, ve ABD yönetiminden daha fazla yardım alabilmek, daha fazla para çekebilmek için, -vaktiyle Türkiye’yi yönetmiş olanların gelecek dolarları hesaplayarak her taşın altında gürültülü biçimde komünist aramaları gibi- Kastro ve yandaşlarını peşin peşin komünistlikle suçlamışlardır...

 

Yukarıdaki ifadelerden anlaşıldığı kadarıyla, Kastro ve yoldaşlarının mevcut yönetime karşı silah çekmiş olup olmamaları Amerikalıların gözlerinde okadar önemli sayılmazken, komünist ideolojiye sahip olup olmamaları çok daha büyük önem taşımaktadır. ABD yönetimi, komünist oldukları konusunda kesin bir kanaate varmadan, başkaldırmış olanlara cepheden saldırmak istememekteydi. Çünkü onlar için, kendi yararlarına doğrudan yönelmeyen işler okadar da önemli değillerdi, ve halen de değildir. Havana’da Batista yönetiminin, veya bir başkasının olması, onlar açısından herhangi bir önem taşımamaktaydı. Önemli olan, baştaki yönetici kadronun kendileri ile uyumlu olmasıydı. Batista nasıl “ihtilalci” olarak iktidara gelip satınalındı ise, ABD’nin politik karar merkezleri, iktidara gelmeleri durumunda bu yeni ihtilalcilerle de anlaşabileceklerini düşünmekteydiler anlaşılan... Sözkonusu nedenle, ve ırkçı kafa yapılarının bir sonucu olarak sömürge halklarını küçük görmelerinin neticesinde, “kendilerinden çok daha aşağı” düzeyde gördüklerinin Kuba sınırları içinde hesaplaşmasına yeterli önemi vermeyeceklerdi. Yararlarına doğrudan dokunmadığı sürece önemli ölçüde seyirci kalacaktılar. Hatta, 1958 yılında Batista yönetimine ambargo uygulamaya dahi başlayacaklar, silah akışını durduracaklardı...

 

Daha önce, Lyman B. Kirkpatrick Jr. Adlı bir CIA görevlisinin, “The Real CIA” (“Gerçek CIA”) adlı kitabının “Batista’s Cuba” (“Batista’nın Kubası”) başlıklı 7. Bölümü’nde, ABD yönetiminin Kastro konusunda çok uzun süre derin bir kararsızlık yaşamış olduğundan sözettiğini yazmıştım... ABD Ordusu’ndan Binbaşı Russell J. Hampsey tarafından da ifade edilen aynı gerçek, Kastro ve yoldaşlarının işlerine yaramıştır...   

 

     onyedinci bölüm için tıkla                                                                                                                 başlangıç bölümüne dön

 

1- Keşfedilmiş kıtayı Avrupa’nın keşfi, ve yeni toplumsal trajedilerin başlayışı

 

1 a- Amerika Kıtası’na ilk yerleşimler üzerine kısa notlar

 

1 b- Amerika Kıtası’na ilk ayakbasan Avruparılar, Eirik Raude (Kızıl Erik) ve oğlu Leif Eriksson üzerine çok kısa notlar

 

1 c- Piri Reis haritası ve Kolomp’tan 71 yıl önce Amerika Kıtası’nın her iki yanını ve Avustralya’yı keşfetmiş olan Çinli amiral Zheng He üzerine çok kısa notlar

 

1 d- Binbirgece Masalları’nın kahramanı Sinbad, ve Amerika Kıtası’nın en eski kaşiflerinin Ortadoğu halklarından birileri olabileceği üzerine bir spekülasyon

 

1 e- Doğu’nun zenginliklerine ulaşmalarını sağlayacak yeni yollar arayan Batı’nın Amerika Kıtası’nı keşfi; Kristof Kolomp ve Amerigo Vespucci üzerine çok kısa notlar

 

2- Amerika Kıtası’nın yerli halkının trajedisi üzerine çok kısa notlar

 

3- Kuba’da beyaz adamı dostça karşılayan yerli halkının trajedisi üzerine kısa notlar

 

4- Afrika’dan gelen köleler, ilk isyanlar, ve Kuba halkının uluslaşma süreci

 

5- Bağımsızlık savaşına doğru Kuba’da sınıfların konumları, ABD’nin Kuba politikası, Monroe Doktrini ve Kuba’da 1844 ayaklanması

 

6- Çin’in sömürgeleştirilmesi, Kuba’nın Çinlileri, ve üç Kubalı-Çinli general

 

7- Kuba’nın bağımsızlık savaşının ilk on yılı, 1868- 78

 

8- Dağılanın yeniden toparlanması, José Martí’nin birleştirici rolü, ve “cumhuriyet”e doğru ihtilalin ikinci aşaması

 

9- ABD-İspanya savaşı, Kuba’nın ABD tarafından istila edilmesi, Amerikan askeri diktatörlüğü ve sözde cumhuriyet

 

10- Kuba’nın ABD tekellerinin eline düşmesi, sendikal örgütlenmelerin ve öğrenci hareketlerinin başlayışı

 

11- Machado diktatörlüğü, Kuba Komünist Partisi’nin tarih sahnesine çıkışı, Mella’nın öldürülüşü, büyüyen muhalefet, devrim ve Machado’nun devrilişi

 

Not: kahramanlık ve sahte kahramanlık üzerine birkaç söz

 

12- Devrimci Batista’dan Batista diktatörlüğü yıllarına ve ilerici 1940 Anayasası üzerine notlar

 

13- II. Dünya Savaşı sonrası Truman politikaları içinde Latin Amerika, Rio Paktı, OAS ve ABD’nin uluslararası “polis gücü” olması

 

14- En genel anlamıyla dünyada ve Türkiye’de sosyal devrim, kitlelerden kopuk terör, karşı-devrimci güçlerin bazı provokasyonları ve dezinformasyonları üzerine çok kısa notlar

 

15- Devrime doğru Kuba’da sosyal yaşam, cennet içinde yaşanan cehennem, ve devrimin hedefi üzerine notlar

16- ABD servislerinin ve politik karar merkezlerinin sürmekte olan silahlı ayaklanma  ve Kastro üzerine kararsızlığı, ABD yönetiminin Batista ile ilişkileri, CIA’nın ve Dulles biraderlerin bazı işleri üzerine notlar

17- Devrime giden yolda Fidel Kastro, Moncada Kışlası baskını, hapislik ve Meksika’ya gidiş

 

18- “Kaderine” yelken açan Che Guevara, United Fruit Compan, Guatemala’nın ve Jacobo Arbenz’in trajedisi, Meksika’da kesişen yollar, Alberto Bayo ve askeri eğitim 

 

19- Kastro önderliğinde Kuba halkının devrimi, devrimci savaş sürecinde yaşananlar ve Batista’nın kaçışı

 

19 a- Gramma yolculuğu, karaya çıkış, neden Oriente bölgesi, ve Frank Pais’in ölümü

 

19 b- Sierra Maestra’dan yayılan devrimci yürüyüş, Amerikan basınının yoğun ilgisi, silahlı mücadelenin dönüm noktası, El Cubano Libre, Radio Rebelde, ve 45 örgütün destek bildirisi

 

19 c- Köylü meclisi, Jigüe Savaşı, devrime katılan askeri birlikler, zafere yaklaşırken Washington’un devrimi engelleme entrikası, William Douglas Pawley, ve Batista’nın kaçışı

 

not: William Douglas Pawley’in gerçek kimliği

 

20- Devrim hükümetinin ilk işleri, ABD’nin Kuba’ya acele bir askeri müdahale gerçekleştirmemesi üzerine düşünceler, ve karşı-devrimcilerin cezalandırılmaları üzerine 

 

21- İlk millileştirmeler, Kastro’nun ABD ziyareti, Nixon-Kastro buluşması, ABD ambargosunun başlayışı, Kuba ekonomisini ABD’den bağımsızlaştırma çabaları, Kahire’de Sovyetler Birliği ile ilk temas, sosyalizme yöneliş, ve Komünistlere hakveren Kastro

22- İdeolojik ayrılıkların belirginleşmesi ve liberallerin tasviyesi, Binbaşı Huberto Matos olayı, Camilo Cienfuegos’un ölümü, ve Kastro’ya yönelik bazı suikast planları

23- Mikoyan’ın Kuba ziyareti ile başlayan yeni dönem; ABD merkezli tekellerin ve Kubalı büyük sermayenin millileştirilmesi; ABD’nin ağırlaşan ambargosu, ekonomik sabotajları, ve Kubayı istila hazırlıkları; sosyalist enternasyonal dayanışmanın önemi, ve anti-Sovyet çığlıklar üzerine bir not

 

not: “Soğuk Savaş” yıllarındaki anti-Sovyet çığırtkanlıklar ve “Tam Bağımsız, Gerçekten Demokratik” şiarı üzerine

 

24- Saldırıya geçen Washington; Operation Pluto; Radio Swan; CIA imalatı karşı-devrimci örgütlenmeler; Kuba’dan atılan ABD elçilik görevlileri; Kuba’nın dostlarının gücü; Kuba’da patlayan bombaları; ABD-Kuba diplomatik ilişkilerinin sonlanışı; Domuzlar Körfezi çıkartması ve emperyalizmin Amerika kıtasında ilk yenilgisi; devrimin sosyalist, kendisini ise Marksist-Leninist olduğunu açıklayan Kastro

 

25- Nasıl komünist olduğunu anlatan Kastro; “Mongoose Operasyonu”; Kuba’yı Latin Amerika’da izole etme çabaları; birleşen ihtilalci örgütler ve Kuba Komünist Partisi’nin yeniden organize edilmesi; U-2 ispiyon uçakları; dünyayı nükleer savaşın eşiğine taşıyan 1962 Füze krizi; pazarlık masasında Türkiye Cumhuriyeti  

 

http://www.sinbad.nu/