Yusuf Küpeli, Kuba devrimi 50. yılını doldururken Kuba tarihinden notlar

 

21- İlk millileştirmeler, Kastro’nun ABD ziyareti, Nixon-Kastro buluşması, ABD ambargosunun başlayışı, Kuba ekonomisini ABD’den bağımsızlaştırma çabaları, Kahire’de Sovyetler Birliği ile ilk temas, sosyalizme yöneliş, ve Komünistlere hakveren Kastro

 

Kuba devriminin ulusal halkçı niteliği, daha başlangıcında, devrimden sadece üç ay sonra, 3 Mart 1959 günü, ABD merkezli ITT (International Telephone and Telegraph Corporation) tekeline bağlı Cuban Telephone Company’nin (Küba Telefon Şirketi) millileştirilmesi ve telefon ücretlerinin düşürülmesi ile açığa çıkmaya başlayacaktı. Fakat tabii bu millileştirme, Kastro yönetimi hakkında acele ve kesin bir yargıya varılması için ölçü olmayacaktı. Fakat millileştirmeler sürdükçe, ABD yönetiminin Kuba’ya yönelik düşmanca politikaları da kesinlik kazanmaya başlayacaktı...

 

Bilindiği gibi ITT, Şili’nin demokratik Allende hükümetini 11 Eylül 1973 günü devirmiş olan faşist Augusto Pinochet darbesinin arkasında duran en önemli ekonomik güç merkezlerinden biriydi... 

 

Fidel Kastro, Amerikan Gazete Editörleri Topluluğu’nun (American Society of Newspaper Editors) davetlisi olarak 15- 26 Nisan 1959 günü -yeni kimliği ile- ilk kez ABD’ye gidecekti. Kastro’nun zekasını ve entellektüel gelişmişliğini sergilediği bu davet, Amerikalılar açısından da, O’nun hakkında daha doğru bir yargıya varma çabası anlamına gelmekteydi...

 

Basın Kulübü’nün başında olan Jules Dubois, bir Batista karşıtı olduğu kadar, Latin Amerika diktatörlerinin uygulamakta oldukları sansüre de karşıydı. Kuba’da Chicago Tribune’nin temsilcisi olarak çalışmış olan albaylıktan emekli bu kişi, Dış İşleri Bakanlığı (State Department) tarafından sözü dinlenen birisiydi. Hatırlanmış olacağı gibi bir önceki bölümde adı geçen gazeteci, Chicago Tribune’nin Kuba temsilcisi olarak Kuba’da yapılmakta olan yargılamaların gerisinde her kesimden çok geniş bir halk desteği olduğu haberini vermiş olan gazeteci, Jules Du Bois’den başkası değildi. Ve Dubois, o yıllarda SIP başkanlığı yapmaktaydı... Anlaşıldığı kadarıyla sözkonusu davetin gerisinde, Kastro’yu daha yakından ve doğru tanımaya çalışan ABD’nin politik karar merkezleri durmaktaydı...

 

Karlos Franqui’nin anlatımıyla Kastro, bu ABD ziyareti sırasında sonderece diplomatik davranacak, her koşulda sürekli gülümsemesini bilerek olumlu imaj yaratacak, ve medyanın üzerine sıçramasından yorgun düşecekti. ABD’nin ilerici üniversitelerini, liberal örgütleri, hayvanat bahçesini, Yankee Stadyum’unu ziyaret edecekti. Ozaman henüz 33 yaşındaydı, ve halk bu zeytin yeşili üniformalı sakallı adamı Romalı bir kahramana benzetecekti...

 

Kastro, beraberinde, uluslararası arenada tanınan José (Pepin) Bosch ve Daniel Bacardi adlarındaki Kubalı saygın endüstri adamlarını da getirmişti... Yine Kastro, kesinlikle herhangi bir para talebinde bulunmayacak, sonderece sakin, ve ciddi bir devlet adamı portresi çizecekti...

 

Yaşamlarında sürekli oynayan ve şüphesiz sosyalizme düşman olan birtakım kariyer sahibi burjuva karakterler, ileride O’nun bu tavrını, iyi bir “tiyatro” olarak  yorumlayacak olsalar bile, Kastro, ideallerine sadık, ve davasına angaje olmuş bir karakter olarak oynamıyor, gerçek kişiliğini sergiliyordu...

 

Yine Carlos Franqui’nin yazdığına göre, varlığı komünist düşüncelere karşı bir garanti olan Jules Dubois, Kastro’yu ve başında olduğu delagasyonu Basın Kulübü’ne takdim edecekti. Gök gürlemesini çağrıştıran çılgınca bir alkış kopacaktı... Buna karşın Kastro’nun Maliye Bakanı ve Merkez Bankası başkanı ile olan toplantıları, Kuba açısından herhangi bir getiri sağlamayacaktı. Ve Kastro bu durumu umursamaz gözükecekti...

 

Kastro’nun ABD ziyareti sırada, başkanlık koltuğunda, Normandiya çıkartmasının komutanı Dwight (David) Eisenhower (1953- 61) ve başkan yardımcılığı koltuğunda da yine Cumhuriyetçi partiden Richard M. Nixon oturmaktaydı. Bunların her ikisi de iki dönem aynı yerde olacaklardı... İleride, 1969- 74 yıllarında Nixon, ABD’nin 37nci başkanı olarak görev yapacaktı. Ve O, patlayan “Watergate Skandalı” ile koltuğunu vaktinden önce terketmek zorunda kalacaktı...

 

Soçuta Kastro, 19 Nisan 1959 günü, başkan yardımcısı Richard M. Nixon ile de karşılaşacaktı. Bu karşılaşma, diğerlerinin tersine, bir felaket olacaktı. Şüphesiz karşılıklı olarak birbirlerine sonderece nazik davranacaklardı, ve diplomasinin sınırlarını aşan bir olay yaşanmayacaktı ama, birbirlerinden de zerre kadar hoşlanmayacaklardı. Ömürleri boyunca sürecek karşılıklı bir sevecensizliği paylaşacaklardı... Anlaşıldığı kadarıyla bu zeki iki insan, ilişki anında, görünüşün gerisindekini farkedebilmişler, karşılarındakinin politik anlamda düşman olduğunu hissetmişlerdi.

 

Björn Kumm’un yazdığına göre, 1959 başında (sözkonusu görüşmenin ardından), başkan yardımcısı Nixon, “ABD için tehlike oluşturan Kuba’nın yeni ihtilalci yönetiminin tasviye edilmesi” emrini CIA’ya verecekti. Kastro’ya yönelik başarısız suikast girişimleri, ve yine CIA açısından başarısız “Domuzlar Körfezi çıkartması”, bu emrin bir uzantısı olarak yaşama geçmeye başlayacaklardı. “Domuzlar Körfezi çıkartması”, belirli bir hazırlığın ardından, Kennedy yönetiminin (1961- 63) başlangıcında, 17 Nisan 1961 günü yürürlüğe sokulabilecekti. Ve bu başarısızlık, 1953 yılından beri CIA direktörlüğü yapan Allen Welsh Dulles’in başını yerken, Kennedy suikastine uzanan sürecin de ilk adımı olacaktı...

 

Şüphesiz Kennedy suikastinin gerisinde, Kennedy’i Kuba’ya ve Sovyetler Birliği’ne karşı yeterince saldırgan bulmayan Amerikalı faşist güçlerin, Dulles biraderler gibi karakterlerin, bunların ABD servisleri ve mafya örgütlenmeleri içindeki ellerinin olduğu düşünülebileceği kadar, Kennedy’nin İsrail politikasının, İsrail’in nükleer çalışmalarını denetlemeye kalkmasının, ve bu konuda İsrail yönetimine yollamış olduğu tehtitkar mektubun etkilerinin olduğu da düşünülebilir. Zaten Kennedy, sözkonusu mektubundan dört ay kadar sonra öldürülmüştür... Kennedy’nin Sovyetler Birliği ve Kuba siyasetinden rahatsız yerli faşist güçlerle İsrailli ırkçı siyonist canilerin Kennedy’nin yokedilmesi konusunda işbirliği yapmış olabilecekleri akla sonderece uygundur. Zaten bunlar herzaman ortak çalışmaktadırlar...

 

İhtilalci Kastro yönetiminin işçiler ve köylüler yararına adımları, 17 Mayıs 1959 günü Kastro tarafından imzalanan “Tarım Reformu Yasası” ile de sürecekti. Bu yasa ile, 1.000 acre (1 acre= 0.4047 hektar, veya 4.047 metre kare.) üzerindeki özel çiftlik toprakları kamulaştırıldıkları gibi, yabancıların toprak alımları da yasaklanmaktaydı. Daha anlaşılır bir ifadeyle, (1.000x4.047=4.047) yaklaşık 4 kilometre kare büyüklüğün üzerindeki çiftlik toprakları ulusallaştırılarak latifunda sistemine, köylüleri köle gibi çalıştırarak yüksek kazançlar sağlayan devasa toprak sahipliği sistemine sonverilirken, yine Kuba topraklarının önemli kısmını kullanarak elde ettikleri olağanüstü kazançlarını yurt dışına transfer eden United Fruit Company gibi yabancı şirketlerin egemenliklerine darbe vuruluyordu.

 

Kubalı Profösör José Cantón Navarro, “History of Cuba” (Kuba Tarihi) adlı kitabında, ilk tarım reformu yasasının, devrimden hemen sonra, 17 Mayıs 1959 günü Sierra Maestra dağlarında, La Plata’da imzalandığını anlatmaktadır. Geçmişin latifunda sistemine ve emperyalist egemenliğe sonveren yasa, 100 bin köylü ailesinin toprak sahibi olmasını sağlamıştır. Yasa, şirketlerin ve yabancı uyrukluların haklarını belirleyip sınırlarken, küçük çiftçilere dokunmayacaktı. Yasaya göre bireyler en çok 30 caballerías (402 hektar) toprağa sahibolabilirlerdi. Eğer kişiler şeker ve pirinç üretiyorlarsa, hatta başka bazı önemli ürünler üretiyorlarsa, bu miktar, 100 caballeríasa dek genişletilebilirdi. Eğer kişi 30 caballerías büyüklüğünde toprağa sahibolduğu halde bunu işlemiyorsa, bu topraklarda kamulaştırma kapsamına alınıp işleyecek olan bireylere devredilmekteydi... Anlaşılmış olacağı gibi amaç, sadece köylüyü toprak sahibi yapmak değil, aynızamanda mevcut işlenebilir toprakları en verimli ve üretici biçimde tarıma açmaktı. Fakat şüphesiz Kuba’da, daha tarıma açılacak çok toprak vardı ve günümüzde de vardır...

 

Şüphesiz halkın, yoksul köylülerin, ve sonuçta ulusal ekonominin yararına tüm bu gelişmeler, Küba ve Latin Amerika ile ilgili büyük tekeller ve ABD yönetimi tarafından hoş karşılanamayacak adımlardı. Hatırlanacağı gibi, buna benzer bir reform ile United Fruit Company’nin tatlı kazançlarını azıcık sınırlamış olan Guatemala’nın yurtsever demokratik Cumhurbaşkanı Jacobo Arbenz, 1954 yılında gerçekleşen kanlı bir CIA darbesi ile devrilmiş, ve ülke 50 yıla yakın sürecek kanlı bir kaosun içine sürüklenmişti...

 

Armando Choy, Gustavo Chui, ve Moísés Sío Wong adlarındaki üç Çinli-Kubalı genaralin birlikte yazdıklarına göre, devrimin zafere ulaştığı 1959 yılında, Kuba’nın tarım topraklarının yüzde 80’inden fazlası, devasa özel çiftlikler halinde, yönetici sınıflardan Kubalı ve Amarikalı ailelerin ellerindeydi. Rockefellers, DuPonts, Morgans ve benzerleri, United Fruit Company, ve Cuban Electric Company gibi devasa birlikleri (corporation) denetlemekteydiler. ABD merkezli Cuban-Atlantic Sugar Company, 600 bin acre (yaklaşık 2.428 kilometre kare) üzerinde bir Kuba toprağının sahibiydi. Yine United Fruit Company, Kuba’da 300 bin acre (yaklaşık 1.214 kilometre kare) toprağın sahibiydi...

 

Sözkonusu reformun ikinci adımı, 1963 yılında gelecekti. İkinci adımda alınan karara göre, kimse beş cabellerías (= 67 hektar) büyüklüğünden daha fazla özel toprağa sahip olamayacaktı... Özellikle Kuba’nın tam ortasının biraz doğusunda kalan Camagüey bölgesinde bulunan devasa çiftliklerin sahibi sözkonusu şirketler, ülkeyi terketmek zorunda kalacaklardı...

 

Yapılan Toprak reformuna karşın, küçük çiftçiler eskisi gibi ekilebilir toprakların yüzde 20 kadarına sahibolurlarken, devlet, toprağın yüzde 80 kadarına sahibolacaktı. Büyük çiftlikler parçalanmayarak, devletin malı haline getirilerek, tarımda verimlilik düşürülmeyecekti. Aksine verim, artan traktör sayısıyla birlikte yükseltilecekti... Ve tabii buralarda çalışanların sosyal ve ekonomik koşulları da hızla yükselecekti...

 

Şeker üretiminin yüzde 80’i devlet çiftliklerinden gelmekteydi. Şeker Sovyetler Birliği’ne -çoğu kez- piyasanın üstünde kalan fiyatlarla, poundu (=0.454 kilo) 40 cente satılacaktı. Şekerin dünya piyasalarında poundu 10 veya 15 cente gidiyor olsa bile, Sovyetler Birliği bunu Kuba’dan 40 cente almayı sürdürerek, Kuba tarımına ve ekonomisine büyük destek sağlayacaktı. Buna karşılık çok ucuza Sovyet petrolü Kuba’ya gelecekti. Bu olanaklar sayesinde Kuba, 1989 yılında, dünya da hektar başına en çok traktöre sahibolan ülke konumuna yükselecekti. Aynı yıl Kuba’da 8 milyon hektarı biraz aşkın (32 bin kilometre kareden biraz fazla) toprak ekilirken, 110 bin traktör bulunmaktaydı... Şüphesiz Kuba için avantajlı bu ilişkiler, 1959- 60 yıllarında henüz gelişmemişti.

 

Sözkonusu toprak reformunun ilk adımı atıldığı sırada Kuba yönetiminin komünist karakteri, ABD yönetimi açısından tam bir açıklık kazanmış değildi. Diğer yandan zaten, yönetimde bazı komünist unsurlar bulunmakla birlikte, devlet örgütlenmesinde açık komünist bir yapılanma henüz mevcut değildi. Fakat toprak reformunun ikinci adım atılırken, Kuba önderleri, sosyalist olduklarını çoktan ilanetmiş, ve Sovyetler Birliği ile ilişkilerini derinleştirmişlerdi...

 

ABD yönetiminin Kuba’ya yönelik ekonomik ambargosunun ilk adımları, henüz sosyalizm ilanı yapılmadan önce başlayacaktı. Bunda, 3 Mart 1959 günü, ABD merkezli ITT tekeline bağlı Cuban Telephone Company’nin (Küba Telefon Şirketi) millileştirilmesi, ve 17 Mayıs 1959 günü yürürlüğe giren “Tarım Reformu Yasası” sonucunda United Fruit Company’nin Kuba’dan atılması olayları, ve diğer millileştirmeler etkili olacaktı. İleride, Kuba’nın Sovyetler Birliği ile geliştirmeye başlayacağı ilişkilerle birlikte sözkonusu iki millileştirme, ve diğerleri, 7 Şubat 1962’de ağırlaşan ABD ticari, ekonomik ve mali ambargosu için başlıca nedeni oluşturacaktı. Ambargonun ilk adımları, toprak reformunun ilk aşamasından ve diğer bazı millileştirmelerden hemen sonra, 1960 yılında başlayacaktı. Ve aynı yılın sonuna doğru, bu kısmi ambargoya, gıda ve ilaç gibi maddeler de eklenecekti. Kennedy tarafından 1961’de ağırlaştırılan ambargo, 7 Şubat 1962’den sonra, bütünsel ve tam anlamıyla ağırlaşmış olarak sürecekti...

 

Fidel Kastro’nun hemen ardından yönetimin diğer en güçlü iki kişisi, Raúl Kastro ve Che Guevara olmuşlardı. Aslında bu üç adın yanına Camilo Cienfuegos adını da eklemek gerekir ama, O erken ölecekti... Daha önce de ifade edilmiş olduğu gibi, Kuba vatandaşlığına geçen Che Guevara, gerilla mücadelesi sürerken arkadaşlık kurduğu Aleida March adlı güzel bir Kübalı hanımla evlenip, yeni bir aile kuracaktı. Hilda Gadea kızıyla birlikte Guatemala’dan devrimin Kubası’na gelecekti ama, Che Guevara artık bir başkası ile ortak yaşam kurmuştu... Kendi uzmanlık alanı olmasa da O, Che Guevara, Tarım Reformu Ulusal Enstitüsü’nün Endüstri Bölümü başkanlığına getirilmişti. Hemen ardından O, Endüstri Bakanlığı’na ve Kuba Ulusal Bankası’nın (Merkez bankası) başkanlığına getirilecekti. Sorumlulukları çok ağırdı...

 

Yüklenmiş olduğu ağır sorumluluklar çerçevesinde Che Guevara, Haziran 1959’da, Raúl Kastro ile birlikte Kahire’ye resmi bir ziyaret gerçekleştirecekti... Bilindiği gibi aynı yıllarda Mısır’ı Cemal Abdul Nasır (1954- 56 yıllarında başbakan; 1956- 70 yıllarında cumhurbaşkanı) yönetmekteydi...

 

Nasır’ın 1956 yılında Süveyş Kanalı’nı millileştirmesinin ardında, Batı’nın tetikçisi İsrail’in Sina’yı işgaletmesi, İngiliz ve Fransız hava kuvvetlerinin aynı süre içinde Mısır’ı vurmaları, ve Mısır hava kuvvetlerini imha etmeleri üzerine O, Nasır, Sovyetler Birliği ile ilişkilerini geliştirmişti. Aynızamanda Nasır, mevcut bloklara tam angaje olmamış ülkelerle; aralarında Josip Broz Tito’nun Yugoslavya’sının da bulunduğu ülkelerle; sosyalist eğilimli liderlerin önderliğinde kalkınmaya çalışan, ve “Üçüncü Dünya Ülkeleri” olarak adlandırılan bir grup ülke ile ortaklıklar içindeydi...

 

Kısacası, Kuba’ya yeni ticari ortaklar bulmak amacıyla Che Guevara ile Raúl Kastro tarafından gerçekleştirilen Kahire ziyareti, Kuba ekonomisi üzerindeki ABD hegemonyasını kırma, ABD’den bağımsız ulusal bir ekonomiye, ve çok yönlü özgür dış ilişkilere sahibolma çabasının bir ifadesiydi. Eğer okuduklarım doğruyu tam olarak ifade edebiliyorlarsa, Sovyetler Birliği ile Kuba arasındaki ilk resmi temas, bu ziyaret sırasında, Kuba delegasyonunun Kahire ziyareti sırasında gerçekleşecekti... Yine aynı ziyaret sırasında Guevara ile Raúl Kastro, Gazze’yi, mülteci kamplarını ziyaret edecekler ve Filistin halkının davasına destek vereceklerdi...

 

Kuba devriminin gerçekleşmiş olduğu 1959 yılında, -ABD yönetimi gibi- Sovyetler Birliği yönetimi de Kuba devriminin önder kadroları hakkında kesin bir fikre sahip değildi. Olaya temkinli yaklaşmaktaydı... Sadece Sovyetler Birliği değil, Kuba Komünist Partisi’de başlangıçta, dağa çıkmış olanlara karşı mesafeli durmuştu. Zafere yakın bir dönemde Kastro ve yoldaşları ile işbirliğini geliştirmişlerdi... İleride Kastro, onların bu tavrına kesinlikle hak verecekti... Şüphesiz mesafeli duran sadece komünistler değildi; başkaldırının ilk dönemlerinde Kastro’da komünistleri, komünist partisini eleştiren konuşmalar yapmaktaydı. Ve zaten aynı nedenle CIA, ideolojik yapıları komünistlere uymayan bu ihtilalci önderleri “komünist” olarak damgalayıp tüm gücüyle üzerlerine saldırmakta acele etmeyecekti...

 

Kastro’nun, L’Unita muhabiri Arminio Savioli’ye anlattıkları, gazetenin 1 Şubat 1961 günkü sayısında yayınlanacaktı. Kastro, bu komünist yayın organında aynen şunları söylemekteydi: “Toplumsal yapıda, sosyal ilişkilerde köklü değişikliklerin gerekli olduğunu, baştan beri sadece Kuba Komünist Partisi açıkça ilanetmiştir. Ayrıca, komünistlerin başlangıçta bana ve savaşçılarımıza duydukları güvensizlik doğruydu. Komünistlerinki, ideolojik ve politik olarak tamamen haklı bir güvensizlikti, ve doğru bir tavır almaktı. Komünistler güvensizlik duymakta haklıydılar, çünkü, Marksist öğretiye karşın biz Sierra Maestra’da olanlar, gerilla hareketinin önderleri, halen küçük-burjuva önyargıları ve hastalıkları ile yüklü idik. Tiranlığı ve tüm toplumsal ayrıcalıkları bütün gücümüzle paramparça etmek istememize karşın, düşüncelerimiz henüz tam bir açıklık kazanmış değildi. Nihayet komünistlerle biraraya geldik, birbirimizi anladık, ve işbirliği yapmaya başladık. Kuba için komünistler çok kan akıttılar, çok kahramanlıklar yaptılar. Şimdi biz, güven ve kardeşlik içinde birlikte çalışmayı sürdürüyoruz

 

Başlangıçtaki sözkonusu durum, komünistlerin ve Kastro yandaşlarının birbirlerine karşı mesafeli duruşları, bu satırları yazana göre, belki de Kuba devriminin şansı idi. Çünkü ABD yönetimi, Kastro ve yandaşlarının gerçek kimliklerini tesbitte, ve onlara karşı cepheden saldırıya geçmekte gecikecekti. Eğer Amerikalılar daha başlangıçta onları komünist olarak damgalasa idiler, tüm güçleriyle üzerlerine yüklenirlerdi...

 

Kastro ve yandaşlarının Amerikalılar açısından net olmayan ideolojik yapıları, onların halkla doğru ilişkiler geliştirmelerini engellememişti. Kastro ve yoldaşlarının zekaları ve öngörüleri, halkı kucaklamaya yarıyacak politik çizgiyi tutturabilmelerine yardımcı olmuştu ama, diğer yandan onların ideolojik yapıları üzerine belirsizlik, ABD’nin politika çizen elitini şaşırtmaya yetmişti. Kastro ve yandaşlarının ideolojileri konusundaki belirsizllik, ABD’nin politik karar merkezlerini şaşırtmış, “Acaba bunları da sonunda Batista gibi safımıza çekebilirmiyiz?”, düşlerine yöneltmişti. ABD politik elitinin bu yanılgısı, devrime zaman kazandıracaktı... ABD yönetimi, Kastro ve yoldaşlarının “komünist” olduklarına başlangıçta inansa idi, devrime yönelik çok daha saldırgan politikaları erkenden yürürlüğe sokabilirdi...

 

Sovyetler Birliği ile Kuba arasındaki ilk temas Kahire’de kurulmuş olmakla birlikte, iki ülke arasında derinleşen ilişkiler, Sovyetler Birliği Başbakan Yardımcısı Anastas Mikoyan’ın 4 Mayıs 1960 günü -bir ticaret heyetinin başında- gerçekleştirdiği Havana ziyaretinin sonrasına rastlayacaktı. Mikoyan’ın Kuba ziyareti, ülkeler arasındaki ilişkilerde bir dönüm noktası olacaktı, ve geleceğiz...

 

Mikoyan Kuba toprağına ayağını bastığı sırada, Sovyetler Birliği ile ihtilalci Kuba hükümeti arasında resmi diplomatik ilişkiler henüz kurulmamıştı ama, dört gün sonra Sovyetler Birliği yeni kuba hükümetini resmen tanıyacaktı... Daha önce de belirtmiş olduğum gibi, Kastro yönetimini ilk kez tanıyan ülke, devrimin başarısından altı gün sonra, 7 Ocak 1959 günü, ABD olmuştu.

 

ABD’nin politik karar merkezleri, Kastro’nun komünist olmadığı kanısındaydılar, ve gerçekten de Kastro o günlerde komünist olmadığı gibi, kurulan ilk hükümette de komünist olarak tanınan birisi yoktu. Kuba’yı ikinci tanıyan ülke ise, Venezuella olacaktı... Sovyetler Birliği’nin Kuba ile resmi diplomatik ilişki kurması, 8 Mayıs 1960 tarihinde, devrimden yaklaşık bir buçuk yıl sonra gerçekleşebilecekti...

 

   yirmiikinci bölüm için tıkla                                                                                                                    başlangıç bölümüne dön

 

1- Keşfedilmiş kıtayı Avrupa’nın keşfi, ve yeni toplumsal trajedilerin başlayışı

 

1 a- Amerika Kıtası’na ilk yerleşimler üzerine kısa notlar

 

1 b- Amerika Kıtası’na ilk ayakbasan Avruparılar, Eirik Raude (Kızıl Erik) ve oğlu Leif Eriksson üzerine çok kısa notlar

 

1 c- Piri Reis haritası ve Kolomp’tan 71 yıl önce Amerika Kıtası’nın her iki yanını ve Avustralya’yı keşfetmiş olan Çinli amiral Zheng He üzerine çok kısa notlar

 

1 d- Binbirgece Masalları’nın kahramanı Sinbad, ve Amerika Kıtası’nın en eski kaşiflerinin Ortadoğu halklarından birileri olabileceği üzerine bir spekülasyon

 

1 e- Doğu’nun zenginliklerine ulaşmalarını sağlayacak yeni yollar arayan Batı’nın Amerika Kıtası’nı keşfi; Kristof Kolomp ve Amerigo Vespucci üzerine çok kısa notlar

 

2- Amerika Kıtası’nın yerli halkının trajedisi üzerine çok kısa notlar

 

3- Kuba’da beyaz adamı dostça karşılayan yerli halkının trajedisi üzerine kısa notlar

 

4- Afrika’dan gelen köleler, ilk isyanlar, ve Kuba halkının uluslaşma süreci

 

5- Bağımsızlık savaşına doğru Kuba’da sınıfların konumları, ABD’nin Kuba politikası, Monroe Doktrini ve Kuba’da 1844 ayaklanması

 

6- Çin’in sömürgeleştirilmesi, Kuba’nın Çinlileri, ve üç Kubalı-Çinli general

 

7- Kuba’nın bağımsızlık savaşının ilk on yılı, 1868- 78

 

8- Dağılanın yeniden toparlanması, José Martí’nin birleştirici rolü, ve “cumhuriyet”e doğru ihtilalin ikinci aşaması

 

9- ABD-İspanya savaşı, Kuba’nın ABD tarafından istila edilmesi, Amerikan askeri diktatörlüğü ve sözde cumhuriyet

 

10- Kuba’nın ABD tekellerinin eline düşmesi, sendikal örgütlenmelerin ve öğrenci hareketlerinin başlayışı

 

11- Machado diktatörlüğü, Kuba Komünist Partisi’nin tarih sahnesine çıkışı, Mella’nın öldürülüşü, büyüyen muhalefet, devrim ve Machado’nun devrilişi

 

Not: kahramanlık ve sahte kahramanlık üzerine birkaç söz

 

12- Devrimci Batista’dan Batista diktatörlüğü yıllarına ve ilerici 1940 Anayasası üzerine notlar

 

13- II. Dünya Savaşı sonrası Truman politikaları içinde Latin Amerika, Rio Paktı, OAS ve ABD’nin uluslararası “polis gücü” olması

 

14- En genel anlamıyla dünyada ve Türkiye’de sosyal devrim, kitlelerden kopuk terör, karşı-devrimci güçlerin bazı provokasyonları ve dezinformasyonları üzerine çok kısa notlar

 

15- Devrime doğru Kuba’da sosyal yaşam, cennet içinde yaşanan cehennem, ve devrimin hedefi üzerine notlar

 

16- ABD servislerinin ve politik karar merkezlerinin sürmekte olan silahlı ayaklanma  ve Kastro üzerine kararsızlığı, ABD yönetiminin Batista ile ilişkileri, CIA’nın ve Dulles biraderlerin bazı işleri üzerine notlar

 

17- Devrime giden yolda Fidel Kastro, Moncada Kışlası baskını, hapislik ve Meksika’ya gidiş

 

18- “Kaderine” yelken açan Che Guevara, United Fruit Compan, Guatemala’nın ve Jacobo Arbenz’in trajedisi, Meksika’da kesişen yollar, Alberto Bayo ve askeri eğitim 

 

19- Kastro önderliğinde Kuba halkının devrimi, devrimci savaş sürecinde yaşananlar ve Batista’nın kaçışı

 

19 a- Gramma yolculuğu, karaya çıkış, neden Oriente bölgesi, ve Frank Pais’in ölümü

 

19 b- Sierra Maestra’dan yayılan devrimci yürüyüş, Amerikan basınının yoğun ilgisi, silahlı mücadelenin dönüm noktası, El Cubano Libre, Radio Rebelde, ve 45 örgütün destek bildirisi

 

19 c- Köylü meclisi, Jigüe Savaşı, devrime katılan askeri birlikler, zafere yaklaşırken Washington’un devrimi engelleme entrikası, William Douglas Pawley, ve Batista’nın kaçışı

 

not: William Douglas Pawley’in gerçek kimliği

 

20- Devrim hükümetinin ilk işleri, ABD’nin Kuba’ya acele bir askeri müdahale gerçekleştirmemesi üzerine düşünceler, ve karşı-devrimcilerin cezalandırılmaları üzerine 

21- İlk millileştirmeler, Kastro’nun ABD ziyareti, Nixon-Kastro buluşması, ABD ambargosunun başlayışı, Kuba ekonomisini ABD’den bağımsızlaştırma çabaları, Kahire’de Sovyetler Birliği ile ilk temas, sosyalizme yöneliş, ve Komünistlere hakveren Kastro

22- İdeolojik ayrılıkların belirginleşmesi ve liberallerin tasviyesi, Binbaşı Huberto Matos olayı, Camilo Cienfuegos’un ölümü, ve Kastro’ya yönelik bazı suikast planları

23- Mikoyan’ın Kuba ziyareti ile başlayan yeni dönem; ABD merkezli tekellerin ve Kubalı büyük sermayenin millileştirilmesi; ABD’nin ağırlaşan ambargosu, ekonomik sabotajları, ve Kubayı istila hazırlıkları; sosyalist enternasyonal dayanışmanın önemi, ve anti-Sovyet çığlıklar üzerine bir not

 

not: “Soğuk Savaş” yıllarındaki anti-Sovyet çığırtkanlıklar ve “Tam Bağımsız, Gerçekten Demokratik” şiarı üzerine

 

24- Saldırıya geçen Washington; Operation Pluto; Radio Swan; CIA imalatı karşı-devrimci örgütlenmeler; Kuba’dan atılan ABD elçilik görevlileri; Kuba’nın dostlarının gücü; Kuba’da patlayan bombaları; ABD-Kuba diplomatik ilişkilerinin sonlanışı; Domuzlar Körfezi çıkartması ve emperyalizmin Amerika kıtasında ilk yenilgisi; devrimin sosyalist, kendisini ise Marksist-Leninist olduğunu açıklayan Kastro

 

25- Nasıl komünist olduğunu anlatan Kastro; “Mongoose Operasyonu”; Kuba’yı Latin Amerika’da izole etme çabaları; birleşen ihtilalci örgütler ve Kuba Komünist Partisi’nin yeniden organize edilmesi; U-2 ispiyon uçakları; dünyayı nükleer savaşın eşiğine taşıyan 1962 Füze krizi; pazarlık masasında Türkiye Cumhuriyeti  

 

http://www.sinbad.nu/