Yusuf Küpeli, Kuba devrimi 50. yılını doldururken Kuba tarihinden notlar

 

23- Mikoyan’ın Kuba ziyareti ile başlayan yeni dönem; ABD merkezli tekellerin ve Kubalı büyük sermayenin millileştirilmesi; ABD’nin ağırlaşan ambargosu, ekonomik sabotajları, ve Kubayı istila hazırlıkları; sosyalist enternasyonal dayanışmanın önemi, ve anti-Sovyet çığlıklar üzerine bir not

 

Artık, 1960 yılına girilirken, ya da devrimin birinci yılı dolarken, Kuba ile ABD arasındaki ilişkiler, iğmesi artan bir tempo ile gerilmeye başlayacaktı... CIA, 18 Ocak 1960 günü, bir Kuba Görev Gücü oluşturmaya başlamıştı bile. Ve yine ABD’de, “Kuba’ya Karşı Bir Değiştirme Eylemi Planı” taslağı hazırlanacaktı...

 

Washington cephesinde bunlar olurken, Moskova, Kuba ile derinleşecek olan ilişkilerinin ilk adımını atmak üzereydi. Daha önce de ifade edilmiş olduğu gibi, Sovyetler Birliği Başbakan Yardımcısı Anastas Mikoyan’ın uçağı, 4 Mayıs 1960 günü Havana’ya inecekti. Mikoyan, bir ticaret heyetinin başında gelmişti ve 8 mayıs 1960 günü Kuba-Sovyet ilişkileri remen başlayacaktı. Daha önce de ifade edilmiş olduğu gibi, bu Tarihte (8 Mayıs 1960), Sovyetler Birliği, ihtilalci Kuba hükümetini resmen tanıyacaktı...

 

Yapılmış olan devrimin kaderi açısından bir dönüm noktası özelliği taşıyan sözkonusu ziyaretin öneminin bilincinde olan Kubalı önderler, Kastro kardeşler, Che Guevara, ve Cumhurbaşkanı Osvaldo Dorticós Torrado, Mikoyan’ı havaalanında karşılayacaklardı. Mikoyan için olağanüstü bir misafirperverlik örneği sergilenecek, ve yanıbaşında Kastro ile O, Mikoyan, bir hafta boyunca Kuba’da gezdirilecekti. Kuba’nın, şekeri için pazara gereksinimi olduğu kadar, güçlü dostluklara, ve petrole de ihtiyacı vardı... Washington’un Kuba devrimci hükümetine yönelik yıkıcı hamlesi yürürlüğe sokulurken gerçekleşen bu ziyaret, zamanlaması açısından mükemmeldi. Ve aynı ziyaret, ABD’nin hamlesini boşlukta bırakmaya yetecekti...

 

Sözkonusu ziyaretin bir ürünü olarak, Sovyetler Birliği’nin Kuba’dan beş yıl içinde beş milyon ton şeker almasını öngören bir anlaşma imzalanacaktı. Daha önce, bu anlaşmanın Kuba için olağandışı elverişli koşullarından, dünyada şeker fiyatları düşecek olsa bile Sovyetler Birliği’nin şekeri aynı fiyattan almayı sürdüreceğinden kısaca sözetmiştim... Diğer yandan Sovyetler Birliği, Kuba’ya, ham petrol, petrol ürünleri, demir, makineler, buğday, ve gübre gibi ürünleri düşük fiyatlarla vererek desteğini sürdürecekti. Tüm bunların yanında yine Sovyetler Birliği, sadece yüzde 2.5 gibi düşük bir faizle Kuba’ya 100 milyon dolarlık uzun vadeli kredi açmaktaydı...

 

Anlaşma, Mikoyan’ın ziyaretinden on gün sonra imzalanmıştı. Cannon’un aktardığına göre, ekonomist Edward Boostein, “Bu anlaşma, Kuba’nın düşünsel olan politik ve ekonomik bağımsızlık ilanını yazılı olgu haline getirdi.”, diyecekti. Kastro ve yoldaşları ne ölçüde inançlı ve kararlı olurlarsa olsunlar, günün koşullarında, ABD’nin karşısında Sovyetler Birliği gibi bir gücün bulunmayışı durumunda, ideallerini yaşama geçirme olanaklarını pek elde edemezlerdi. Kuba devriminin şanlarından biri de, elverişli uluslararası bir evreye rastlamış olmasındaydı...

 

Sözkonusu anlaşmanın imzalanmış olduğu 1960 yılında Kuba, yıllık tüm ithalatının yüzde 10’unu, yani 70 milyon doları petrole harcıyordu. Ve Kuba, artık Sovyetler Birliği’nden ucuza alacağı petrolün karşılığını da dolar olarak değil, değişik mallarla ödeyecekti. Bu durum, Kuba devrimi için ikinci bir kazançtı. Diğer yandan, Sovyetler Birliği’nden gelecek olan petrolün fiyatı, ABD’den satınalınan petrolün fiyatının üçte biri kadar olacaktı. Böylece Kuba, petrol ödemeleri ile ilgili olarak yılda 20 milyon dolar tasarruf sağlayabilmiş olacaktı. Bu kazanç, Kuba gibi yoksul bırakılmış, asırlardır iliğine dek sömürülmüş, ve henüz 6.5 milyon kadar nüfusu olan küçük bir ülke için -günün değerleri ile- çok önemli idi...

 

Ham petrol yüklü ilk Sovyet tankeri, 1960 yılı Temmuz ayının ilk günlerinde Havana limanına girecekti. Ve yepyeni bir süreç başlayacaktı. ABD merkezli enerji tekellerine bağlı rafineriler bu petrolü rafine etmek istemeyeceklerdi ve yanıtlarını anında alacaklardı... Bundan sonra, kısa süre içinde, Havana limanına binlerce Sovyet tankeri yanaşacaktı...

 

O yıllarda Kuba’nın ham petrolü, adı 1972 yılına dek Standart Oil Company (New Jersey) olan ve daha sonra Esso (Exxon Corporation) olarak değişen Rockefeller grubuna ait rafineride; yine ABD merkezli Texaco’ya ait rafineride; ve ayrıca diğerleri gibi dünyanın sayılı büyük enerji şirketlerinden olan Shell’in Kuba’da bulunan rafinerisinde arıtılmaktaydı. Kuba petrol endüstrisini elegeçirmiş olan bu devasa üçlü, aynızamanda dünya petrol piyasasını denetleyen şirketler grubunun içinde yeralmaktaydılar.

 

Sözkonusu üçlü, finans sektöründen petrol türevleri ile ilgili tüm sektörlere, kimya sektörüne, otomotiv sektörüne dek akla gelebilecek kazançlı her alanda yatırımları olan, dünya enerji piyasasını denetleyen, hükümetleri devirip yenilerini kurabilen Yedi Kızkardeşler Kulübü (Exxon/ Esso, Shell, BP, Gulf Oil, Texaco, Mobile Oil, Socal- Chevron) adlı örgütlenmenin içinde idiler... Sonuçta, 7 Haziran 1960 günü sözkonusu şirketler, bu ölçüde büyük güce sahibolan Esso, Texaco, ve Shell, ABD yönetiminin etkisi ile, Sovyetler Birliği’nden gelen ham petrolü rafine etmeyi reddeceklerdi. Yine aynı şirketler, ABD yönetiminin istemlerine uyarak, Kuba’ya benzin satmayı da reddedeceklerdi...

 

Fidel Kastro yönetiminin tepkisi ise, hiç düşünmeden, bu üç şirkete ait rafinerileri millileştirmek olacaktı... Texaco’ya ait rafineri 29 Haziran 1960 günü millileştirilirken, Esso’ya ve Shell’e ait rafineriler ise 1 Temmuz 1960 günü millileştirileceklerdi...

 

Kuba yönetiminin gerçekleştirmiş olduğu millileştirmelere karşılık ABD Kongresi, 3 Temmuz 1960 tarihli “Sugar Act” kararı ile, herhangi bir uyarı yapmadan, Kuba’nın şeker kotasını iptal edecek, ABD’nin Kuba’dan şeker alımını durduracaktı. Bu, 1960 yılına ait 700 bin ton Kuba şekerinin alımının iptali anlamına gelmekteydi. Kuba ekonomisi, ABD ile gelişen ilişkileri içinde, daha önce de ifade edilmiş olduğu gibi, tek ürüne, şekere bağımlı hale getirilmişti. Bu kararı ile Eisenhower yönetimi, Kuba’ya diz çöktürmek istemişti. Fakat Kuba yönetimi, iki gün sonra, 5 Temmuz günü, ABD’ye ait tüm işyerlerini ve ticari mülkleri millileştirecekti. Sovyetler Birliği, 8 Temmuz günü, ABD’nin alımını iptal etmiş olduğu 700 bin ton şekeri kendisinin satınalacağını, ilanedecekti.

 

Sovyetler Birliği’nin 700 bin ton Kuba şekerini alacağını duyurmasının ardından, -henüz Sovyetler Birliği ile arası açılmamış olan- Çin Halk Cumhuriyeti, 23 Temmuz günü, beş yıl içinde her yıl Kuba’dan 500 bin ton şeker almak üzere Kuba yönetimi ile anlaşacaktı. Bu anlaşma, Kuba ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki ilk ticari anlaşma olacaktı... Havana- Washinton gerilimi karşılıklı olarak yükselirken, sosyalist dünya Kuba’nın arkasında safını alıyor, Kuba’yı ABD’nin ağır darbelerinden koruyordu...

 

Mikoyan’ın Kuba ziyaretinin ve Sovyetler Birliği’nden alınacak ilk yardımla ilgili anlaşmanın Mayıs 1960’da imzalanmasının hemen ardından, ABD yönetiminin Kuba’ya yönelik saldırıları, giderek ağırlaşan biçimler alacaktı...

 

ABD, Kuba üzerinde başlayan Sovyet etkisini büyük bir asabiyetle karşılamıştı. Daha önce de belirtmiş olduğum gibi, Kuba’ya yönelik Amerikan ticari ambargosunun ilk adımları, 1960 yılında atılacaktı. Gıda ve ilaç gibi maddeler başlangıçta kapsam dışında tutulurlarken, aynı yılın Ekim ayının ortasından sonra ambargoya ekleneceklerdi...

 

ABD ile ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla görüşmelerin başlaması için Kuba’nın yapmış olduğu girişim, 29 Şubat tarihinde, ABD’nin Dışişleri Bakanı (Secretary of State) John Foster Dulles tarafından reddedilecekti. Çünkü ABD yönetimi, Kuba’nın ekonomisini tahribetme kararı almıştı, ve görüşmeler sürerken bu işi yapamazdı...

 

Başkan Eisenhower, 17 Mart 1960 günü, Kuba’ya yönelik gizli bir eylem planını onaylayacaktı...

 

Kastro’yu devirebilecek “çok güçlü bir propoganda kampanyası” ile birlikte daha birçok maddeyi içeren bu planda, öncelikle şu maddeler yeralmaktaydı: 1) Kuba şekerini satın almamak; 2) Kuba’ya petrol akışını durdurmak; 3) -Batista’nın devrilmesine yakın- 1958 ortasında başlatılmış olan silah ambargosunu ağırlaştırarak sürdürmek; 4) Adayı istila edebilmek için Kubalı göçmenlerden paramiliter (yarı-askeri) bir güç örgütlemek.

 

Zaten daha önce, bu “Kuba’ya petrol akışını durdurmak” kararı çerçevesinde, Esso (Exxon Corporation), Texaco, ve Shell gibi şirketlerin Kuba’ya benzin satmayı reddetmiş olduklarını, ve Kastro yönetiminin de bunların rafinerilerini millileştirmiş olduğunu yazmıştım. Buna karşılık ABD Kongresi’nin de “Sugar Act” kararı ile Kuba’nın şeker kotasını iptal etmiş olduğunu, Kuba’dan şeker alımını durdurduğunu belirtmiştim...

 

Evet tüm bunlar Mikoyan’ın -yukarıda özetlenmiş olan- Kuba ziyareti ile hemen hemen aynı döneme rastlamaktaydı... Ve Eisenhower’ın sözkonusu gizli eylem planına onay vermesinden birsüre sonra, Sovyet petrolü yüklü ilk tankerler Havana limanına yanaşmaya başlayacaklardı. Ve  Kuba ile Sovyetler Birliği arasındaki resmi diplomatik ilişkiler, 8 Mayıs 1960 günü yürürlüğe girecekti... Artık ABD’nin Kuba şekerini almamasının ve Kuba’ya petrol vermemesinin büyük bir anlamı kalmıyordu. Fakat yine de -günümüze dek ağırlaşarak sürecek olan- ABD ambargosu, Kuba ekonomisini olumsuz etkileyecekti...

 

Sözkonusu enerji devlerinin dışında, ABD’nin beş en büyük, en tepedeki şirketi, Kuba’da millileştirilmişlerdi. Millileştirilenlerden Cuban Electric Company, 267 milyon dolar değerindeydi. International Telephone and Telegraph, 130 milyon dolar değere sahipti. North American Sugar Indestries Inc., Cuban-American Mercantile Corporation, West India Corporation, toplam 109 milyon dolar değerindeydiler. Moa Bay Mining Company, 88 milyon dolar etmekteydi. United Fruit Sugar Company, 85 milyon dolar değere sahipti. Millileştirilmiş olan endüstrilerin toplam değerleri 1 miyar 800 milyon doları bulmaktaydı. Şüphesiz bunu, süreç içinde değeri sürekli düşmüş olan bugünün dolar değerleri ile değil, ozamanki değerlerle düşünmek gerekir. Aksi taktirde, millileştirmelerin büyüklüğü yeterince anlaşılamamış olabilir... Millileştirilmiş olanlardan The Cuban Electric Company, tek başına, Kuba’nın kullandığı enerjinin yüzde 90’ından fazlasını üretmekteydi.

 

ABD’nin Kuba’ya yönelik provokasyonları, 15 Eylül 1960 günü New York’ta üç Kuba uçağına elkoymakla sürecekti. Elkonulan uçaklar, Kuba heyetini Birleşmiş Milletler toplantısına taşımışlardı. Kuba heyetinin diplomatik dokunulmazlığı nedeniyle ABD, elkoymuş olduğu uçakları 28 Eylül günü bırakmak zorunda kalacaktı ama, sonuçta bu tavrı bilinçli bir aşağılama ve kışkırtmaydı.

 

Uçaklara elkonulmuş olan gün, 15 Eylül günü Kuba yönetimi, 16 puro fabrikasını, 14 tütün çiftliğini, ve 20 tütün satış merkezini millileştirecekti. Bunların arasında Amerikalılara ait fabrikalar da vardı... Sözkonusu millileştirmelerin hemen ardından Kuba yönetimi, Kuba’da bulunan ABD varlığına daha ağır bir darbe vuracak, 17 Eylül 1960 günü, aralarında First National City Bank of New York, Firs National Bank of Boston, ve Chase Manhattan Bank gibi çok güçlü bankalarında bulunduğu tüm ABD bankalarını millileştirecekti...

 

ABD’nin en eski bankalarından olan First National City Bank of New York, 1900’lü yılların sonuna doğru çok yönlü işlemleri ile dünyanın en güçlü bankalarından biri olurken, Firs National Bank of Boston ise, ABD’nin en güçlü ticari bankalarından biri konumundaydı. Standart Oil’in kurucusu Rockefeller ailesi ve yukarıda adı anılmış olan “Yedi Kızkardeşler Kulübü” ile bağlantılı Chase Manhattan Bank, ABD’nin en güçlü bankası olduğu kadar, dünyanın da en güçlü üç büyük bankasından biri idi...

 

Aynı Rockefeller ailesi, ABD dışpolitikasını manupule etmek amacıyla 1920 yılında kurulmuş olan ve 1922 yılında Foreign Affairs’i yayınlamaya başlayan Council on Foreign Relations (CFR) örgütlenmesinin en önde gelen kurucusu ve yine en güçlü katılımcısı idi... Kastro, 1940’lı yılların ortasından itibaren tüm ABD başkanlarını önceden belirleyen böyle bir güce meydan okumaktaydı. O günün dünyasının koşullarında, Sovyetler Birliği ve Sosyalist blok olmadan, bu güçlerin karşısında uzun süre durabilmek olanaksızdı...

 

Sözkonusu çok önemli millileştirmelerin hemen ardından, 18 Eylül 1960 günü Kastro, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısına katılmak üzere New York’a uçacaktı. Ve 26 Eylül günü O, Birleşmiş Milletler’de, 4.5 saat süren tarihi bir konuşma yapacaktı. O konuşurken, aynı gün, Rolando Masferrer Rojas komutasında bazı karşı-devrimci unsurlar, dört botla ve Kuba’yı işgaletme düşü ile Miami’den denize açılacaklardı. Botlardan ancak bir tanesi Kuba kıyılarına ulaşabilecekti. Karaya çıktıkları yerde yakalanan Allan D. Thompson, Antony Zarba, ve Robert O. Fuller, hemen orada kurşuna dizileceklerdi...

 

Millileştirmeler sürecek, ve 890 numaraları Kent Reformu Yasası gereğince, 13 Ekim 1960 günü, şeker değirmenleri, bankalar, ve büyük endüstriler dahil, Kuba burjuvazisine ait 382 büyük yerli firma millileştirilecekti. Birsüre sonra, kiradaki evler ve apartmanlar, kiracılara geçecekti. Rantiyer bir sınıf ve ayrıca büyük toprak sahipleri yokedilmekteydi...

 

Ve zaten başlamış olan Kuba’ya yönelik ambargoya yapılan ilaç ve gıda maddeleri eklemesinin ardından Kuba yönetimi, 24 Ekim 1960 günü, ABD’nin bu eylemine yanıt olarak, ABD vatandaşlarına ait tüm mülkleri millileştirecekti. Bu gelişmenin hemen ardından, 30 Ekim tarihinde Guatemala’da yayınlanan La Hora adlı bir gazetede, Kuba’yı istila hazırlıklarının başladığını, operasyonun yolda olduğunu bildirecekti... “Domuzlar Körfezi Çıkartması”nın, veya bir benzerinin olacağı önceden ilanedilmekteydi...

 

Anlaşılmış olacağı gibi bu haberi, CIA veya bağlantılı ABD kurumları dışında bir başkası duyurmuş olamazdı. Bilindiği gibi ABD yönetimi, Afganistan’a ve Irak’a yönelik saldırıları da dahil olmak üzere birçok istila operasyonundan önce, saldırıyı yapacağını bilinçli olarak duyurmuştu. Anlaşılan bu haberler, askeri operasyon öncesi süren psikolojik savaşın önemli bir parçası idi. Saldırının geleceği bilinçli biçimde duyurularak karşı cephede korku ve bölünme yaratmak, saldırı öncesi karşı tarafta bir moral çöküntüsü yaratmak, ve ABD işbirlikçilerine cesaret vermek isteniyordu. Fakat şüphesiz Kuba toplumu üzerinde böyle bir etkinin yaratılamadığı, başarısız “Domuzlar Körfezi Çıkartması” ile anlaşılacaktı...

 

Yukarıda kısaca açıklanmış olan Kuba-Sovyet ekonomik anlaşması sayesinde, ABD’nin Kuba devrimi üzerinde yaratmaya başladığı ağır baskılar hafifletilebilecekti. Geniş bir nefes alabilen devrim, kendi yolunu açabilecekti... Raúl Kastro, 1960 yılında yaptığı bir televizyon konuşmasında, başlangıçtaki bilgisizliklerini, ve yaşadıkça nasıl öğrenmiş olduklarını, mütevazi sade bir üslupla anlatacaktı. Aynı yılın 19 Ağustos günü Che Guevara, “En mükemmel biçimde anladık ki, tek bir insanın yaşamı, yeryüzündeki en zengin kişinin varlıklarından milyonlarca kez daha değerlidir.”, diyecekti.

 

Başkan Eisenhower’in emri ile başlayan ticari ambargo, daha önce de ifade edilmiş olduğu gibi, başlangıçta, gıda maddelerini ve ilaçları kapsamı dışında tutmaktaydı. Fakat, 19 Ekim 1960 günü, ilaç ve gıda maddeleri de bu kısmi ambargonun kapsamı içine alınacaktı...

 

Kuba endüstrisini ve ulaşımını etkileyecek olan sözkonusu ambargoya Kastro’nun yanıtı, yukarıda özetlenmiş olduğu gibi, Kuba’da bulunan ABD yatırımlarının çoğunu millileştirmek olacaktı. Sonuçta Kuba, Sovyetler Birliği’ne doğru daha da yakınlaşacaktı...

 

Nisan 1961’de gerçekleşecek olan “Domuzlar Körfezi Çıkartması”, Kastro’yu, tavizsiz ve açıkça komünist bir devlet olma çizgisine çekecekti. Mayıs 1961’de Kuba, bu yola, sosyalist bir devlet olma yoluna girecekti... Yine aynı yıl (1961) Başkan Kennedy, Kuba’ya yönelik ABD ambargosunu daha da ağırlaştıracaktı. Önceden de ifade edilmiş olduğu gibi ABD ambargosu, 7 Şubat 1962’de, ticari, ekonomik ve mali olarak bütünselleşip gerçek anlamıyla ağırlaşacaktı...

 

Diğer yandan Kastro yönetimi, gücü oranında, hatta gücünü bile aşabilecek oranlarda, enternasyonalist dayanışmanın en mükemmel örneklerini beş kıtada birden sergileyecekti. Şüphesiz örnekleri ile bunlara geleceğiz...

 

Sovyetler Birliği değişik nedenlerle, devasa bir ekonominin tek merkezden yönetiminin zorlukları, soğuk savaş koşullarında yapılan karşılıksız yardımlar, ve özellikle ABD tarafından kışkırtılan silahlanma harcamalarının ekonomiye yükü gibi olgulara dayanamayarak yıkılmasından sonra bile, dış ticaretinin yüzde 70’inden fazlasını ve ulusal gelirinin yüzde 40’ını bir anda yitirmiş olan Kuba’da sosyalizmin yaşamını sürdürebilmesi, bir yanıyla, devrimi yığınlara maledebilmiş olan sistemin artık oturmuşluğu ile bağlantılı idi. Diğer yanı ile ise aynı gerçek, yine enternasyonal dayanışmaya, Sovyetler’in varolmadığı süreç içinde Latin Amerika’da gelişen halk hareketlerine, Kuba’yı yalnızlıktan kurtaracak devrim niteliğinde değişimlerin -Venezuella gibi- bazı Latin Amerika ülkelerinde yaşanmış olmasına bağlıydı. Diğer yandan, Rusya Federasyonu’nun hızla kendisini toparlayarak, Çin ve Orta Asya ülkeleri ile birlikte yeni bir göreceli denge gücü oluşturabilmesi, hem Kuba sosyalizminin ve hem de diğer Latin Amerika ülkelerinde yaşanan devrimci dönüşümlerin hanesine yazacaktı. Bu arada, ekonomisinin yapısal özellikleri, petrole olan derin bağımlılığı, ve dünya egemenliği hesapları ile stratejik önceliğini Ortadoğu’ya ve Orta Asya’ya vermiş olan ABD’nin, Irak’ta, ve Afganistan’da saplanmış olduğu batak, hem Kuba’nın ve hem de devrimci değişikliklere sahne olan diğer Latin Amerika ülkelerinin işlerini kolaylaştıracaktı. Ve Kuba ekonomisi kısa sürede kendisini toparlayabilecekti... Günümüzde 11 bin doları biraz aşan bir kişi başına ulusal gelir ile Kuba, Türkiye’nin de arasında olduğu dünyadaki birçok ülkenin kişi başına ulusal gelir ortalamasının üstüne çıkacaktı... Sırası gelince bu gerçeklere değinmeye çalışacağız...

 

Bilimsel teknolojik devrimlerle birlikte giderek küçülen ve yine giderek bütünleşen  dünyamızda nasıl iç politikalar geçmişe oranla artan ölçülerde dünyadaki gelişmelerle bağlantılı duruma geliyorlar, dış politikalarla iç politikaların aralarındaki bağlar çok daha sıkı hale geliyorsa, bir ülkenin içinde yürüyen sınıf mücadelelerinin kaderleri de, aynı evrensel sürecin bir diğer ürünü olarak, uluslararası planda yürüyen sınıf kavgalarının kaderleri ile çok daha sıkı bağlar içine girmektedir, ve gerçek halen artan ölçülerde böyledir...

 

Bu doğru perspektiften bakıldığı zaman, ne ölçüde halk desteği almış olursa olsun Kuba devriminin ve benzerlerinin, güçlü bir Sovyetler Birliği’nin varolmadığı, emperyalist merkezlerin gücünü dengeleyebilen bir Sosyalist Blok’un varolmadığı koşullarda, emperyalist baskılara uzun süre dayanabileceğini düşünmek zordur. Kastro’nun ve yoldaşlarının devriminden önce, 1868- 78 ve 1895- 98 yıllarında yaşanmış Kuba bağımsızlık mücadelesi, ve 1930’lu yılların ilk yarısında yaşanmış olan devrimci kalkışma, devrimin deneyimsizlikleri ve özellikle emekçi halk yığınlarının kendileri için örgütlenmelerindeki zaaflar ile bağlantılı olarak yollarını yitirmiş oldukları kadar, hatta bundan da daha önemli bir nedenle, uluslararası koşulların elverişsizliği sonucu, sömürgeci büyük devletlerin bölgedeki baskılarını denetleyebilecek uluslararası bir gücün olmaması sonucu yollarından rahatça saptırılmışlar, ve yenilgiye uğratılmışlardır. Tüm halk desteğine karşın Kastro ve yoldaşlarının devrimi yaşatıp geliştirebilme konusundaki şansları, artık dünyamızda ABD ve bağlaşıklarına karşı bir denge unsuru olabilen Sovyetler Birliği ve bağlaşıklarının bulunması olmuştur. Şüphesiz sözkonusu olgu, sadece Kuba’da değil, aynı yıllarda birçok Asya ve Afrika ülkesinde ulusal devrimlerin yaşayıp başarıya ulaşmalarının, ve ayrıca “Üçüncü Dünya Ülkeleri”denen devletlerin varolup politik manevralar yapabilmelerinin temel nedenlerinden biri olmuştur...

 

Böyle bir denge unsurunun, uzayda bir dönem üstünlüğü yakalayabilmiş Sovyetler Birliği’nin varolmadığı koşullarda, ABD emperyalizmi ve bağlaşıkları, ekonomik ambargolarla ve her türden baskılarla kısa süreler içinde Kuba’da ekonomik ve politik krizler üretebilir, artan toplumsal sıkıntıların yardımlarıyla Kuba halkını rahatsız ederek görüşlerini devrime karşı etkileyebilir, devrimin arkasındaki desteği bölüp parçalayabilir, kamu oyunu hızlı değişikliklere uğratabilirdi. Sonuçta, dengelenemeyen emperyalist güçler, devrimin arkasındaki desteği zayıflatabilirlerdi. Böyle dengesiz bir dünyada emperyalist merkezler, karşı-devrimci operasyonları başarıyla sahneleyebilirlerdi. Ve zaten yukarıda da özetlenmiş olduğu gibi, ABD yönetimi bu yönde, Kuba devrimini yıkma yönünde tüm gücüyle harekete geçmişti ama, artık dünya da ABD’nin yıkıcı manevralarını büyük ölçüde boşa çıkartabilecek bir güç merkezi, Sovyetler Birliği, ve diğer sosyalist ülkeler mevcuttu...

 

Sovyetler Birliği’nin güçlü desteği varolmadığı sürece Kastro yönetimi, Esso (Exxon Corporation), Texaco, ve Shell gibi devasa birliklerin varlıklarına kolayca elkoyamayacağı gibi, diğer ulusallaştırmaları da kolay kolay yapamazdı. Yapsa bile, iktidarını uzun süre kolayca sürdüremezdi... (not: “Soğuk Savaş” yıllarındaki anti-Sovyet çığırtkanlıklar ve “Tam Bağımsız, Gerçekten Demokratik” şiarı üzerine)

 yirmidördüncü bölüm için tıkla                                                                                                                            başlangıç bölümüne dön

 

 

1- Keşfedilmiş kıtayı Avrupa’nın keşfi, ve yeni toplumsal trajedilerin başlayışı

 

1 a- Amerika Kıtası’na ilk yerleşimler üzerine kısa notlar

 

1 b- Amerika Kıtası’na ilk ayakbasan Avruparılar, Eirik Raude (Kızıl Erik) ve oğlu Leif Eriksson üzerine çok kısa notlar

 

1 c- Piri Reis haritası ve Kolomp’tan 71 yıl önce Amerika Kıtası’nın her iki yanını ve Avustralya’yı keşfetmiş olan Çinli amiral Zheng He üzerine çok kısa notlar

 

1 d- Binbirgece Masalları’nın kahramanı Sinbad, ve Amerika Kıtası’nın en eski kaşiflerinin Ortadoğu halklarından birileri olabileceği üzerine bir spekülasyon

 

1 e- Doğu’nun zenginliklerine ulaşmalarını sağlayacak yeni yollar arayan Batı’nın Amerika Kıtası’nı keşfi; Kristof Kolomp ve Amerigo Vespucci üzerine çok kısa notlar

 

2- Amerika Kıtası’nın yerli halkının trajedisi üzerine çok kısa notlar

 

3- Kuba’da beyaz adamı dostça karşılayan yerli halkının trajedisi üzerine kısa notlar

 

4- Afrika’dan gelen köleler, ilk isyanlar, ve Kuba halkının uluslaşma süreci

 

5- Bağımsızlık savaşına doğru Kuba’da sınıfların konumları, ABD’nin Kuba politikası, Monroe Doktrini ve Kuba’da 1844 ayaklanması

 

6- Çin’in sömürgeleştirilmesi, Kuba’nın Çinlileri, ve üç Kubalı-Çinli general

 

7- Kuba’nın bağımsızlık savaşının ilk on yılı, 1868- 78

 

8- Dağılanın yeniden toparlanması, José Martí’nin birleştirici rolü, ve “cumhuriyet”e doğru ihtilalin ikinci aşaması

 

9- ABD-İspanya savaşı, Kuba’nın ABD tarafından istila edilmesi, Amerikan askeri diktatörlüğü ve sözde cumhuriyet

 

10- Kuba’nın ABD tekellerinin eline düşmesi, sendikal örgütlenmelerin ve öğrenci hareketlerinin başlayışı

 

11- Machado diktatörlüğü, Kuba Komünist Partisi’nin tarih sahnesine çıkışı, Mella’nın öldürülüşü, büyüyen muhalefet, devrim ve Machado’nun devrilişi

 

Not: kahramanlık ve sahte kahramanlık üzerine birkaç söz

 

12- Devrimci Batista’dan Batista diktatörlüğü yıllarına ve ilerici 1940 Anayasası üzerine notlar

 

13- II. Dünya Savaşı sonrası Truman politikaları içinde Latin Amerika, Rio Paktı, OAS ve ABD’nin uluslararası “polis gücü” olması

 

14- En genel anlamıyla dünyada ve Türkiye’de sosyal devrim, kitlelerden kopuk terör, karşı-devrimci güçlerin bazı provokasyonları ve dezinformasyonları üzerine çok kısa notlar

 

15- Devrime doğru Kuba’da sosyal yaşam, cennet içinde yaşanan cehennem, ve devrimin hedefi üzerine notlar

 

16- ABD servislerinin ve politik karar merkezlerinin sürmekte olan silahlı ayaklanma  ve Kastro üzerine kararsızlığı, ABD yönetiminin Batista ile ilişkileri, CIA’nın ve Dulles biraderlerin bazı işleri üzerine notlar

 

17- Devrime giden yolda Fidel Kastro, Moncada Kışlası baskını, hapislik ve Meksika’ya gidiş

 

18- “Kaderine” yelken açan Che Guevara, United Fruit Compan, Guatemala’nın ve Jacobo Arbenz’in trajedisi, Meksika’da kesişen yollar, Alberto Bayo ve askeri eğitim 

 

19- Kastro önderliğinde Kuba halkının devrimi, devrimci savaş sürecinde yaşananlar ve Batista’nın kaçışı

 

19 a- Gramma yolculuğu, karaya çıkış, neden Oriente bölgesi, ve Frank Pais’in ölümü

 

19 b- Sierra Maestra’dan yayılan devrimci yürüyüş, Amerikan basınının yoğun ilgisi, silahlı mücadelenin dönüm noktası, El Cubano Libre, Radio Rebelde, ve 45 örgütün destek bildirisi

 

19 c- Köylü meclisi, Jigüe Savaşı, devrime katılan askeri birlikler, zafere yaklaşırken Washington’un devrimi engelleme entrikası, William Douglas Pawley, ve Batista’nın kaçışı

 

not: William Douglas Pawley’in gerçek kimliği

 

20- Devrim hükümetinin ilk işleri, ABD’nin Kuba’ya acele bir askeri müdahale gerçekleştirmemesi üzerine düşünceler, ve karşı-devrimcilerin cezalandırılmaları üzerine 

 

21- İlk millileştirmeler, Kastro’nun ABD ziyareti, Nixon-Kastro buluşması, ABD ambargosunun başlayışı, Kuba ekonomisini ABD’den bağımsızlaştırma çabaları, Kahire’de Sovyetler Birliği ile ilk temas, sosyalizme yöneliş, ve Komünistlere hakveren Kastro

 

22- Mikoyan’ın Kuba ziyareti ile başlayan yeni dönem; ABD merkezli tekellerin ve Kubalı büyük sermayenin millileştirilmesi; ABD’nin ağırlaşan ambargosu, ekonomik sabotajları, ve Kubayı istila hazırlıkları; sosyalist enternasyonal dayanışmanın önemi, ve anti-Sovyet çığlıklar üzerine bir not

 

not: “Soğuk Savaş” yıllarındaki anti-Sovyet çığırtkanlıklar ve “Tam Bağımsız, Gerçekten Demokratik” şiarı üzerine

 

23- Mikoyan’ın Kuba ziyareti ile başlayan yeni dönem; ABD merkezli tekellerin ve Kubalı büyük sermayenin millileştirilmesi; ABD’nin ağırlaşan ambargosu, ekonomik sabotajları, ve Kubayı istila hazırlıkları; sosyalist enternasyonal dayanışmanın önemi, ve anti-Sovyet çığlıklar üzerine bir not

 

24- Saldırıya geçen Washington; Operation Pluto; Radio Swan; CIA imalatı karşı-devrimci örgütlenmeler; Kuba’dan atılan ABD elçilik görevlileri; Kuba’nın dostlarının gücü; Kuba’da patlayan bombaları; ABD-Kuba diplomatik ilişkilerinin sonlanışı; Domuzlar Körfezi çıkartması ve emperyalizmin Amerika kıtasında ilk yenilgisi; devrimin sosyalist, kendisini ise Marksist-Leninist olduğunu açıklayan Kastro

 

25- Nasıl komünist olduğunu anlatan Kastro; “Mongoose Operasyonu”; Kuba’yı Latin Amerika’da izole etme çabaları; birleşen ihtilalci örgütler ve Kuba Komünist Partisi’nin yeniden organize edilmesi; U-2 ispiyon uçakları; dünyayı nükleer savaşın eşiğine taşıyan 1962 Füze krizi; pazarlık masasında Türkiye Cumhuriyeti  

 

http://www.sinbad.nu/