Yusuf Küpeli, Kuba devrimi 50. yılını doldururken Kuba tarihinden notlar

 

7- Kuba’nın bağımsızlık savaşının ilk on yılı, 1868- 78

 

Ayrılıkçı eğilimin büyük toprak sahipleri arasında da yayılmakta olduğunu gören İspanya yönetimi, plantasyon (büyük toprak) sahibi zengin Kubalıları, herhangi bir bağımsızlık girişimine karşı uyaracaktı. Büyük toprak sahiplerine karşı İspanya hükümetinin kullandığı tehdit silahı, ayrılık istekleri karşısında köleliğin kaldırılacağı idi.

 

Kuba’nın -üst sınıflarına dahil- ayrılıkçı önderlerinden Gaspar Cisneros’un, yukarıda ifade edilen gelişme ihtimaline karşı önerisi, 50 bin Amerikalı askerden oluşan bir ordunun beyazlara yardım için Kuba’ya çıkması idi. İspanyol babadan olma Kuba doğumlu varlıklı beyazlar (Criollolalar) arasındaki ayrılıkçı eğilimler 1850’li yıllarda sönüşe geçerken, Kuba’ya gözünü dikmiş olan Güneybatı Kalifornia’nın ve Teksas’ın zengin köle sahipleri, Kubadaki ayrılıkçı eğilimleri beslemeye başlayacaklardı.

 

ABD’nin Dışişleri Bakanı ve daha sonra, 1857- 61 yıllarında bu ülkenin 15nci Başkanı olacak olan James Buchanan, başkan olmadan önce, “Kubasız yapamayız ve herşeyden önce onun İngiltere’nin eline düşmesine izin veremeyiz.”, demişti. Yine Buchanan, “Kuba bizim, ben onu parmaklarımın arasında hissediyorum.”, diye sözlerini tamamlamıştı.

 

James Buchanan’a göre Kuba’yı elde etmenin üç yolu vardı... Birincisi, onu İspanya’dan satınalmaktı. İkincisi, işgaletmekti. Üçüncüsü, İspanya ile savaşa girmekti... Ve ABD yönetimi, önce, Kuba’yı satınalabilmek için çaba sarfedecekti. Bu amaçla ABD’nin 11nci Başkanı James K. Polk (başkanlığı, 1845- 49), 1848 yılında, Kuba için İspanya hükümetine 100 milyon dolarlık bir teklif verecekti. Teklif, İspanya hükümeti tarafından reddedilecekti. Ve bundan sonra, Kuba üzerine, birkaç hükümetin dahil olduğu bir seri entrika yürürlüğe sokulacaktı.

 

ABD, 1854 yılında, Kuba’nın hemen ayrılmasının ABD’nin güvenliği ve stabilitesi için önem taşıdığını İngiltere, Fransa ve İspanya hükümetlerine bildirecekti. Fakat bundan önce, İspanya’nın Kuba için verilmiş olan 100 milyon dolarlık teklifi reddetmesinin hemen ardından, 1848, ve 1849 yıllarında, bir Venezuella adı taşıyan Narciso López, Kuba’yı ayaklandırıp istila etmesi için, ABD hükümetinin gizli desteği ile, ABD’nin güney kıyılarından Kuba’ya yollanacaktı. Lopez’in bu iki girişimi de başarısızlıkla sonuçlanacaktı. Aynı kişi, López, 1850 yılında, yanında 600 Amerikalı paralı askerle birlikte, Havana’nın hemen doğusundaki -dağlık- Matanzas bölgesine çıkartma yapacaktı. O, emrindeki askerlere ayda yedi dolar ödemekteydi, ve zafere ulaşıldığı zaman ise dört bin dolar prim vereceğini vadetmişti.

 

Narciso López’in sözkonusu bu son işgal girişimi, Kuba halkının desteğini alamayacaktı. Aynı kişi, 1851 yılında, yeni bir istila girişiminde daha bulunacaktı. Sonuçta López, adamları ile birlikte yakalanacak, ve Havana’ya getirilip idam edilecekti.

 

Mississipi valisi General John A. Quitman (1779- 1858; 1848 ve 56 yıllarında iki kez vali seçildi), kölelik kurumu yanlısı bir büyük toprak sahibiydi. O, keten ve şeker kamışı yetiştirmekteydi. Aynı kişi, New York- Havana arasında gemi işletmeciliği de yapmaktaydı. Sözkonusu kişi, Quitman, 1854 yılında gemileri ile Kuba’ya tüfek ve cephane sevkedecek, ve bir istila planlayacaktı. Fakat dönemin ABD başkanı Franklin Pierce (14ncü başkan, 1853- 57), bu girişimi sakıncalı bulacaktı. Operasyon, daha başlamadan durdurulacaktı. Başkan Pierce, işgal girişiminden çekinmişti. Çünkü, Pierce’nin de içinde olduğu politik akım, ABD’de köleliği kaldırmayı, Kuzey’in endüstrisi için özgür işgücü yaratmayı planlamaktaydı. Kuba’nın istilasının bu planı engelleyeceğinden korkmuşlardı.

 

Kansas’da ve Nebraska’da köleliği kaldırma planı ve ardından 12 Nisan 1861 tarihinden 13 Mayıs 1865 tarihine dek sürecek olan Amerikan içsavaşı, Kuba’yı -şimdilik- istiladan kurtarmıştı. Kölelik kurumu, Amerikan içsavaşının ardından ABD’de sonlandırılacaktı. Bu savaş, Güneyden ve Kuzeyden toplam 620 bin askerin yaşamına malolmuştu... Kuba’da kölelik kurumunun kalkması ancak 1886 yılında mümkün olacaktı. Fakat şüphesiz bu gelişme, ne ABD ve ne de Kuba için, ücretli köleliğin, kölelikte farksız koşullarda insanları çalıştırtmanın, ağır ırk ayırımının, ve soya dayalı aşağılamanın sonunun geldiği anlamını taşımıyordu. Bunlar, tüm şiddetleriyle devamedeceklerdi...

 

Toplam otuz yıl sürecek olan Kuba bağımsızlık mücadelesinin ilk aşaması, 1868- 78 yılları arasında sürecekti. Önce, İspanyol sömürgecilere karşı, 10 yıl süren bir bağımsızlık savaşı verilecekti, ve bu süreç dramatik biçimde sonlanacaktı... Kuba’da ihtilalin başlamış olduğu yılın (1868) Eylül ayında, liberal bir ayaklanma sonucu, İspanya Kraliçesi II. Isabella Fransa’ya kaçmaya zorlanmıştı. II. Isabella, skandalları ile ünlenmişti. Sonunda amiral Topet, 18 Eylül 1868 günü, Kraliçe’ye karşı isyan bayrağını açmıştı. Diğer liberal düşünceli generallerin, ve hemen hemen tüm ordu birliklerinin isyana katılmasının ardından, II. Isabella, 29 Eylül 1868 günü Fransa’ya kaçmak zorunda kalmıştı...

 

İspanya hükümetinin, II. Isabella’nın 1868 yılında ihtilalci bir kalkışma ile devrilmiş olması, Kuba’daki yurtseverleri cesaretlendirmiş, onların bağımsızlık umutlarını yükseltmişti. II. Isabella’nın kaçısı, ve İspanya’nın liberal bir yönetime kavuşması, onların mücadeleyi başlatmaları için bir işaret olacaktı...

 

Bağımsızlıkçıların önderi, Kuba Cumhuriyeti’nin Geçici Başkanı seçilen Carlos Manuel de Céspedes idi... Kuba’nın bağımsızlık savaşı, İspanya Kraliçesi II. Isabella’nın devrilmesinden sonra ve Haziran 1869’da yeni İspanya anayasasının yapılmasından önce ateşlenecekti. Bağımsızlık savaşı, Oriente bölgesinde, Yara kasabasında, sonderece kötü silahlanmış 147 adamın başında yeralan Carlos Manuel de Céspedes’in, 10 Ekim 1868 günü Kuba’nın bağımsızlığını ilanetmesi ile başlayacaktı (Bazı kaynaklar, ilk katılımcıların sayısını 38 kişi olarak vermektedir.) Sözkonusu olay, “Grito de Yara” (“Yara’nın Çığlığı”) olarak anılacaktı...

 

Terence Cannon, “Revolutionary Cuba” adlı yapıtında aynı gelişmeyi şöyle anlatmaktadır... Kuba’nın 30 yıl sürecek olan bağımsızlık savaşı, kölelik kurumunun en zayıf  ve başkaldırı duygularının en yüksek olduğu Oriente bölgesinde, 10 Ekim 1868 günü başlayacaktı. Şeker endüstrisini beleyen Criollo plantasyon sahipleri bu bölgede yoğunlaşmış oldukları gibi, İspanya hükümetinin denetimi de burada sonderece zayıftı. (İleride Fidel Kastro’da gerilla savaşını Oriente bölgesinde başlatacaktır. Zengin Oriente bölgesi, Kuba’nın güneye doğru kıvrılan tüm doğu bölümünü, Sierra Maestra dağlarını, ve bu dağların biraz daha kuzeyinde ve batısında kalan toprakları içine almaktadır).

 

Oriente bölgesinde, Yara kasabası yakınında bir çiftlikte, o sabah (10 Ekim 1868), 58 yaşındaki Carlos Manuel de Céspedes dahil 38 kişilik özgürlük ordusu, harekete hazır hale gelecekti. Bu sonderece küçük ve kötü silahlanmış ordunun komutanı, Carlos Manuel de Céspedes idi. Céspedes’de 600 hektar toprağı ve 50 kölesi olan bir Criollo idi ama, ihtilali başlattığı gün kölelerine özgürlüklerini verecekti. Ve bu kölelerin tümü de başkaldırı ordusuna katılacaklardı.

 

Daha önce de ifade edilmiş olduğu gibi, ispanyolca da Criollo ve fransızca da Créole olarak adlandırılanlar, şeker, tütün, sığır, kahve üretimi yapan, yani Kuba’nın asıl zenginliklerini üreten İspanyol babadan Kuba’da doğma, artık Kuba’nın yerlisi haline gelmiş varlıklı kişilerdi. Bunların birkısmının çok büyük toprakları, ve çok sayıda köleleri vardı. Fakat yine de İspanya doğumlu görevliler, Spniards olarak adlandırılanlar tarafından daha aşağıda görülmekte, ve horlanmaktaydılar. Bu İspanya doğumlu Spniardslar, Kuba’nın tüm alışveriş işlerini, ticaretini denetim altında tutmaktaydılar. Dolayısıyla, doğrudan üretimin içinde olmamalarına karşın, üretilen artı-değerin arslan payını da Spniardslar almaktaydılar. Ve şüphesiz Kuba’nın politik denetimi de yine Spniardsların ellerinde idi... Kuba’nın İspanya’ya bağımlı kalması Spniardsların ne ölçüde işlerine geliyorsa, Criollolar da o ölçüde İspanya’dan kopmak, Kuba’nın politik denetimini gerçek anlamıyla elegeçirmek, ve İspanya baskı olmadan Kuba’nın kaymağını yemek istiyorlardı. Fakat bunların önemli kısmının korkuları da, kölelerin özgür kalması olasılığı idi. Fakat yine de, Carlos Manuel de Céspedes gibi bazı çok zengin olmayan yurtsever Criollolar, bağımsızlıktan yana oldukları kadar kölelik kurumuna da karşı olabiliyorlardı...

 

Başlayan bağımsızlık savaşının iki büyük önderi vardı. Bunlardan birincisi yukarıda anılmış olan Carlos Manuel de Céspedes, ve diğeri de bir avukat olan Agramonte idi. İhtilalin başlamış olduğu 10 Ekim tarihinden birbuçuk ay kadar önce, Ağustos 1868’de, ihtilalin planlanması amacıyla Céspedes tarafından gizli bir toplantı örgütlenmişti... İhtilalin başladığı, Kuba’nın bağımsızlığının ilanedildiği  10 Ekim 1868 günü, bir Kuba gazetesi, olanları “gülünç” olarak tanımlayacak, ve “Bir avuç kandırılmış, ve kötü silahlandırılmış katılımcı, Yara’da tam bir başkaldırı çığlığı attılar.”, başlığı ile olayı alaylı biçimde duyuracaktı. Fakat, “Yara’nın Çığlığı”ndan (“Grito de Yara”) iki gün sonra, başkaldırı ordusunun asker sayısı dört bin kişiyi bulacaktı. Ve aynı ayın (Ekim 1868) sonuna doğru, isyancıların sayıları 9.700’e ulaşacaktı. Ve eylemi başlatmış olmalarından bir ay sonra 12 bin kişi olacaklardı...

 

Başkaldırı ordusuna katılanların çoğunluğu, özgür ve köle siyahlardan oluşmaktaydı. Ve bu katılımcıların arasında Antonio Maceo’da bulunmaktaydı... Maceo, Santiago’dan özgür bir siyahi melezin (mulattoes) oğlu idi. Cannon’un ifadesi ile O, Antonio Maceo, Kuba halkının en yüksek değerlerini, onurunu, adanın ihtilalci şuurunun parlaklığını sembolize ediyordu... Antonio Maceo’nun memleketi olan kent zaman zaman sadece Santiago olarak anılmaktadır ama, adının tamamı Santiago de Cuba olarak geçmektedir. Burası, Kuba’nın en doğu kıyısının tam ortasında, Guantanamo Körfezi’nin batısında bulunmaktadır. Santiago de Cuba, zengin Oriente bölgesinin en büyük merkezidir. Fidel Kastro’da Santiago de Cuba yakınlarındandır ve ilk eğitimini bu kentte görmüştür...

 

Kısa süreli bir resmi eğitim görmüş olan Maceo, 16 yaşından beri çalışmaktaydı. Gençliğinde politik düşüncelere ilgi duymuş, ve 1864 yılında -Santiago de Cuba’da bulunan- Mason Locası’na üye olmuştu (O yılların toplumsal-politik yapısı içinde Masol Locaları, burjuva ihtilalci fikirlerin yeşerdiği göreceli ilerici kurumlardı.). Bu örgütlenmeler, bağımsızlıkçı kışkırtmanın merkezleri konumundaydılar. Antonio Maceo’nun bağımsızlıkçı politik seçimi, ailesi, özellikle -Kuba tarihinde özel bir yeri olan- annesi Mariana Grajales tarafından desteklenmişti... O, Yüzbaşı Antonio Maceo, savaşın dördüncü ayında, İspanyol ordusunun Bayomo kentine saldırısını durduracaktı. Bayomo, Oriente bölgesinin batısında, Sierra Maestra dağlarının kuzeyindeki düzlüklerde kurulu -yol kavşağında- büyük bir kentti...

 

İhtilalcilerin eline üç ay önce geçmiş olan Bayomo, çoğu özgür bırakılmış kölelerden oluşan iki bin kişilik bir güç tarafından savunulmaktaydı. Sonunda burasını elegeçirmeyi başaracak olan İspanyollar, tüm kenti halkı ile birlikte yakacaklardı... Bayomo savunması, güçlü profesyonel bir orduya karşı kötü silahlanmış ve eğitimsiz mambiseslerin savaşları idi. Maceo’nun komutanlarından birinin anılarına göre, bazı isyancılar, tabancaları veya macheteleri, ve hatta bıçakları dahi olmadan, çıplak yumrukları ile İspanyollara saldırmışlardı. İnsanlar, çıplak elleriyle kendilerini süngülerin üzerlerine fırlatmışlardı. Savaş anında duyulan metal sesleri, savunmacıların saplarından tuttukları içeçek kaplarından, süngülerle çarpışan metal maşrapalardan geliyordu....

 

İhtilalin başlamasının ardından ihtilal hükümeti tarafından yapılmış olan yeni anayasa ile tüm köleler özgürleştirileceklerdi. Bundan önceki bölümde haklarında bilgi verilmiş olan Çinli işçilerin kontratları, Cumhuriyetçi Ordu tarafından geçersiz sayılacaktı. Kısacası, başkaldırmış olan Cumhuriyetçi Ordu, hem Afrikalı köleleri özgürleştirmekte ve hem de köle konumuna sürüklenmiş olan kontratlı Çinli işçileri özgürlüklerine kavuşturmaktaydı. Bunun üzerine, binlerce siyah Afrikalı köle ve Çinli, Cuhuriyetçi Ordu’nun saflarına katılacaktı. Günümüz Havana’sında, Kuba’nın bağımsızlığı için savaşmış olan bu Çinlilerin anısına dikilmiş bir anıt bulunmaktadır...

 

Nisan 1869’da, Carlos Manuel de Céspedes, ihtilalci hükümet tarafından cumhurbaşkanlığına seçilecekti... Başlangıçta Ada’da çok fazla İspanyol birliği yoktu ama, ileride İspanyollar tarafından yoğun bir yığınak yapılacaktı... Kuba’da bulunan İspanyol ordusunun başına, -daha önce Meksika’da görev yapmış olan- General Arsenio Martínez Campos tayinedilecekti, ve isyanın durdurulabilmesinde en önemli rolü bu kişi oynayacaktı. İsyan, güç sayesinde silahla değil, ABD hükümetinin de dahil olduğu entrikalarla, sahte vaatlerle, ve bu vaatlerin etkisi ile devrimciler arasına ikilik sokularak durdurulabilecekti. Yani bu, bir bastırma olmayacaktı, olamayacaktı...

 

Birsüre sonra kurtuluş ordusu gerilla savaşına başlayacaktı. Savaş, koloniyalistler için ekonomik bir felakete dönüşecekti. Terence Cannon’un anlatımı ile tarihci Philip Foner bu gelişmeyi şöyle tasvir etmektedir: “İspanyollar, tüm limanları ve Ada’nın kentlerinin çoğunu kontrol etmekte, kullanmaktaydılar. İhtilalciler, dağların zirvelerini, ve yerleşim birimlerinden en az bir mil uzaklıktaki ormanları kontrolları altında tutmaktaydılar. Amaçları, kentlerdeki İspanyol ordusunu kuşatmaktı. İleriki aşamada, yolları keserek birlikleri merkezden ve birbirlerinden izole ederek tek tek teslim olmaya zorlamayı hesaplamaktaydılar. Bastırma amacıyla üzerlerine birlikler yollandığı zaman, gerillalar, düşmanın onları izleyemeyeceği derinliklere çekiliyorlardı. İspanyollar, göremedikleri bir düşmanı bombardıman ediyorlar, rastgele ateş açıyorlar, cezalandırıyorlar, ve ‘bölgedeki isyancıları temizledik’ diye övünerek dönüyorlardı. Fakat en kısa sürede, isyancıların yeniden fışkırdıkları üzerine raporlar gelmeye başlıyordu. Bu örnek, bir klişe olarak tüm savaş boyunca sürüp gidecekti

 

Verilmekte olan gerilla savaşının ustaları, Antonio Maceo ve Maximo Gómez idiler. Bir Santo Domingo göçmeni olan Maximo Gómez, ileride, Kurtuluş Ordusu içinde, generalliğe dek yükselecek, Kuba’nın bağımsızlık mücadelesinin en büyük figürlerinden biri haline gelecekti... Sözkonusu kişiler, karşılarında savaşılamaz karakterler olarak ünleneceklerdi. Örneğin Maceo, 1874 yılında Las Guasimas’da yaşanan bir muharebe sırasında, emrindeki 250 adamla, kendisininkinden 20 kez daha büyük olan ve topçu birlikleri tarafından desteklenen bir İspanyol gücünü büyük ölçüde yoketmeyi başaracaktı. İspanyol tarafı 1037 ölü ve yaralı kaybı ile çekilmek zorunda kalırken, İsyancıların kaybı sadece 174 kişi idi... (Santo Domingo, Kuba’nın hemen doğusundaki ikinci büyük ada da yeralan Dominik Cumhuriyeti’in başkentidir.)

 

Kuba’nın içinde asla zafer kazanamayan İspanyollar, tek zaferlerini Washington D.C.’de kazanacaklardı. ABD Başkanı Ulysses S. Grant’ın (1869- 77 yıllarında ABD’nin 18nci başkanı) Dışişleri Bakanı Hamilton Fish, Kurtuluş Ordusu’na yapılabilecek kötülüklerin en büyüğünü yapacaktı. Hamilton Fish, -Kuba’nın doğu yarısını tamamen kontrol altına almış olan- isyancıların ABD Başkanı tarafından resmen tanımasını başarılı biçimde engelleyecekti. Ayrıca, onlara ABD’den silah ve yardım yollanmasını da engelleyecekti. Halbuki ABD Kongresi, 25’e karşı 98 oyla bu yönde, isyancılara yardım edilmesi yönünde karar almıştı.

 

ABD üst sınıflarının -İspanya ile olan çelişkilerine karşın- Kubalı ihtilalcilere yardım etmelerini engelleyen korkuları, siyah-beyaz ayırımını köklü biçimde yokeden Kuba ihtilalinin başarısının kendi siyahlarını da etkileyebileceği korkusu idi. Çünkü Amerikalılar, kısa süre önce köleliği resmen kaldırmış olsalar bile, ırkçı düşüncelerle zehirlenmişlerdi... Hamilton Fish, Başkan’a, Kubalı ihtilalcilere yardımın, ABD’nin siyah-beyaz eşitlikçisi lideri Frederick Douglass’a yardım olacağını açıklayacaktı. Kubalı ihtilalcilerin yaptıkları anayasa ile köleliği sonuçlarıyla birlikte kaldırdıklarını, siyah-beyaz  eşitliğini getirdiklerini anlatacaktı. ABD Eyaletlerinde de 1862- 66 sürecinde aşama aşama kölelik hukuken iptan edilmişti ama, bu ırk ayrımının tüm şiddeti ile devametmediği, Afrika kökenli Amerikalıların tüm haklarına kavuşarak eşit vatandaşlar oldukları anlamına gelmiyordu. Onlar için daha alınacak çok uzun bir yol vardı, ve halen, günümüzde de vardır... Dışişleri Bakanı, ABD Başkanı’na, İsyancılara herhangi bir yardım girişiminin ABD’nin siyahlarını etkileyeceğini, siyah-beyaz eşitlikçisi Douglass’ın, ABD’nin genç siyahlarını Kuba ihtilaline katabileceğini izah edecekti... Kuba ihtilalinin halkçı ve ırk ayrımcısı karakteri, ABD üst sınıflarını ürkütmüş, kolonilerine gözdikmiş oldukları İspanyol üst sınıflarına yaklaştırmıştı...

 

Pırıltılı sert bakışları ile sonderece aydın bir insan görünümü veren, hatta bazı yaşlılık fotoğrafları -koyu siyah ten rengi biryana- Karl Marks’ı çağrıştıran Frederick Douglass (1817/ 18- 1895), siyah köle bir anne ile bilinmeyen beyaz bir babadan doğmuştu. O, yazar, editör, diplomat ve şüphesiz ırk ayrımına karşı tavizsiz mücadele vermiş bir kişilik olarak Amerikan tarihinin en seçkin kişileri arasında yerini alacaktı... Doğal olarak içsavaş sürecinde Başkan Abraham Lincoln’ü desteklemişti ve köleci Güney’e karşı savaşan Birlik Ordusu’na katılmıştı. Savaşın ardından O, kadınların oy haklarını, ve tüm insan haklarını güçlü biçimde savunmayı sürdürecekti... Afrika kökenli siyah Amerikalılar oy hakkını ancak 1869 yılında elde edebileceklerdi. Ve bu, ancak Şubat 1870 tarihinde ABD anayasası tarafından garanti altına alınacaktı. Fakat tabii kadınlar bunun dışında idiler ve bu reformların hiçbiri Afrika kökenli Amerikalıları aşağılanmalarını, linçlerin kurbanları olmalarını, kurumlar karşısında farklı muameleler görmelerini engelleyemeyecekti. Ve şüphesiz siyahlar arasında da giderek güçlenen bir sınıf ayrımı başlayacak, ve zenginleşerek yasal haklarından daha rahat yararlanabilen, toplumda yükselebilen birtakım siyahlar olacaktı...

 

Puritan Protestan ırkçı Ku Klux Klan, 1866 yılında kurulacak ve örgüt süreç içinde sayısız cinayete imza atacaktı... Afrika kökenli Amerikalıların beyaz Amerikalılar ile aynı toplu taşıma araçlarına binme, aynı okullara gitme haklarını elde edebilmeleri, 1950’li yıllara dek uzanacaktı. Siyahlar, 1953 yılında beyazlarla aynı otobüse binme hakkını elde edeceklerdi ama, haremlik-selamlık gibi farklı yerlerde oturmak zorundaydılar...

 

ABD’de ırkçılığın, siyah halka yönelik ırk ayrımı politikasının tarihi sonderece uzun ve trajik bir süreci içerir. Halen, günümüz ABD’sinde ırk ayrımı, poliste, mahkemelerde, ve diğer önemli kurumlarda tüm şiddetiyle sürmektedir (Daha geniş bilgi için bak: Yusuf Küpeli, Afganistan’ın işgali yedinci yılını, Irak’ın işgali beşinci yılını doldururken, emperyalist planlar, saldırganlıklar, yalanlar üzerine notlar + İşgal yalanları,“insan hakları” yalanları, ve ABD’de insan haklarının durumu üzerine kısa notlar http://www.sinbad.nu/isgal9.htm ) Bu satırlar yazılırken (2009 başı) bir siyah melezinin ABD Başkanı seçilebilmiş olması, Obama’nın Ankara’da ifade ettiği gibi, ABD’nin tarihi ile gerçekten hesaplaşmış, ve yanlışlarını düzeltmeye başlamış olması ile ilgili olmayıp, başkanlığa getirilmiş olan sözkonusu siyahın ruhunu Mephistophales’e, bir başka daha somut ifadeyle Şeytan’a, ABD merkezli uluslarüstü tekellere satmış olmasıyla, onlar tarafından kullanılabilecek uygun bir aygıt haline gelmesi ile bağlantılıdır. Sonuçta olanlar, tüm reklerin ötesinde bir sınıf kavgasıdır; ve zaten tüm toplumu zehirleyebilen, etkilerini yaygın biçimde alt sınıflar arasında da gösterebilen ırkçı düşüncelerin ve hertürlü yalanın kaynağı da egemen üst sınıflardır, sınıflı toplumun bizzat kendisidir...

 

Kısacası, ABD’nin yönetici üst sınıflarının köleliği hukuken kaldırdıklarını ilanetmiş olmalarına karşın, Afrika kökenli siyah derili halka karşı hertürlü ırkçı ayrımcılık, bölgeden bölgeye değişen bir şiddetle etkisini günümüze dek uzatacaktı... Kuba’nın kurtuluş mücadelesi içinde Afrika kökenlilerin güçlü biçimde yeralmış olmaları, bunların önderleri arasında siyah derililerin bulunması, ve özgürlüğüne kavuşmuş bir Kuba’da siyah derililerin önemli yerlerde olabileceği olasılığı, ABD yönetimini Kuba’nın bağımsızlık savaşından uzaklaştıran, bu savaşı desteklemesini engelleyen en önemli etkenlerden biri olacaktı. İhtilalin Carlos Manuel de Céspedes gibi beyaz önderleri, ve bağımsızlık mücadelesine önderlik eden diğerleri, ağırlıklı olarak refomcu düşüncelere sahip kişilerdi. Bunlar, köleliği kaldıracak, ve İspanyol sömürge yönetimini sonlandıracak reformların yapılmasından, siyah ve beyazların eşitliğinden yana kişilerdi...

 

Kurtuluş Ordusu, -ABD’den yardım almadan da- iyi silahlanmış güçlü profesyonel İspanyol kuvvetlerine karşı on yıl savaşacaktı. Birçok muharebeyi kazanacak, ve Ada’nın doğu parçasında denetim kuracaktı. Fakat, Cannon’un ifadesi ile, Kuba’nın batı tarafında İspanya’nın ekonomik gücü vardı, ve bu nedenle koloni sistemine kesin darbe vurmak mümkün olamayacaktı...

 

İhtilalin en önemli destekçileri olan ekonomik güç sahibi Criollolar (İspanyol babadan Kuba’da doğma büyük toprak sahipleri), dar görüşlü kişilerdi. İhtilalin asıl savaşan güçüne, özgür kalmış kölelere, Afrika kökenli siyahlara, yoksul köylülere, tarım işçilerine karşı güvensizlik besliyorlardı. Hatta bunlar, Criollolar, başka bölgelerden kendi bölgelerine gelen herkese karşı güvensizdiler. Bu mülk sahibi dargörüşlü sınıfın korkuları, yenilmez komutanlar konumundaki siyahi Maceo ve Gómez gibi önderlerin Ada’nın batı tarafında güçlü bir isyan başlatmalarını engelleyecekti. Çünkü onlar, Ada’nın batı tarafındaki toprak sahipleri, doğu tarafındakilerle birleşmekten, ortak davranmaktan korkmuşlardı...

 

Kuba’nın batı tarafındaki büyük toprak sahipleri (Criollolar), kölelerini kaybetmekten korktukları için, savaşı desteklemeyi reddedeceklerdi. Kurtuluş Ordusu’nun kendilerine ait çiftliklerdeki köleleri azad etmelerini engelleyeceklerdi. Buna karşın, onlara rağmen Maceo bu işi yapacak, girdiği heryerde köleleri özgürleştirecekti. Onun bu tavrı, “ihtilalin bazı önderleri ayrı bir zenci cumhuriyeti istiyor”, söylentisinin çıkartılmasına neden olacaktı. Bu tip isyanı bölücü yalanlanlar, ve özellikle Ada’nın batı tarafındaki büyük toprak sahiplerinin kölelerini özgür bırakmak istememeleri, ihtilalin batıya doğru yayılmasını frenleyecekti.

 

İhtilali başlatmış olan Carlos Manuel de Céspedes’in en yakın çalışma arkadaşı ve onunla birlikte ihtilalin önderi konumundaki avukat Agramonte, 1873 yılında, bir muharebe sırasında yaşamını yitirecekti. İhtilali başlatmış olan Céspedes ise, ertesi yıl ölecekti... Savaşın önderliği, Maceo’ya ve Gómez’e geçecekti. Bunlar, alt sınıfların, yoksulların yararlarını savunan önderlerdi. Sözkonusu generaller, savaşan yaya askerlerle, piyadelerle aynı sınıftan geliyorlardı. Aslında, yoksul halk, köleler, Maceo’dan ve Gómez’den başka, Guillermo Moncada gibi komutanlar da yetiştirmişti. Bu sonuncusunun, Moncada’nın adı, -Oriente bölgenin en büyük kenti- Santiago de Cuba’daki merkezi kışlaya, Moncada Kışlası’na verilecekti. Sözkonusu kışla, ileride, 26 Temmuz 1953 günü, Kastro ve yoldaşları tarafında basılacaktı...

 

Savaşı kazanamayacaklarını anlayan İspanyollar, yöntem değiştireceklerdi... İhtilalci safları elyordamıyla yoklamaya, duygularla oynamaya, birtakım ılımlı reformlar önermeye başlayacaklardı. İspanyol sömürge yönetimi, -hiçbirzaman gerçekleştirmeyeceği- “reformlar ve daha geniş bir otonomi” sözü vererek bazı askeri önderleri ağına takmayı başaracaktı. Bu ayrışma, ihtilalin önderleri arasında güvensizlik duygularını besleyecekti. Birbirlerinden şüphelenmeye, strateji ve taktik konularında zıtlaşmaya başlayacaklardı. Moral düşecek, ve silahlı ihtilal hükümetinin üyelerinin birçoğu, 11 Şubat 1878 günü, Zanjón köyünde İspanyollara teslim olacaktı...

 

İhtilalciler askeri olarak yenilmemişlerdi. Criolloların dargörüşlülükleri, ve çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle savaşma arzusunu yitirmişlerdi. Zanjón anlaşması ile, bu teslimiyetle, büyük toprak sahipleri (Criollolar), bundan böyle ihtilale önderlik etme olasılıklarını ilelebet yitirmişlerdi. Artık devrimin geleceği, gerçek anlamıyla, çalışan sınıfların, kölelikten kurtulanların, tarım ve endüstri işçilerinin, yoksul köylülerin ellerine teslim edilmişti...

 

Kırgınlıkların, soğuyan ilişkilerin, ruhlardaki sonbaharın ve kışın ardından, on yıl içinde, baharda yaşamın yeniden doğması gibi ihtilalci duygular da beyinlerde yeniden fışkırıp yaşam bulacaktı... Fakat bu arada, ırkçılığı törpülemiş olan ilk on yıllık başkaldırının etkisi ile, 1886 yılında kölelik yasal olarak kaldırılacaktı. Pratikte ise birçeşit ücretli kölelik, sosyalist devrime dek sürecekti...

                                                                                                                          

 sekizinci bölüm için tıkla                                                                                                                          başlangıç bölümüne dön

 

1- Keşfedilmiş kıtayı Avrupa’nın keşfi, ve yeni toplumsal trajedilerin başlayışı

 

1 a- Amerika Kıtası’na ilk yerleşimler üzerine kısa notlar

 

1 b- Amerika Kıtası’na ilk ayakbasan Avruparılar, Eirik Raude (Kızıl Erik) ve oğlu Leif Eriksson üzerine çok kısa notlar

 

1 c- Piri Reis haritası ve Kolomp’tan 71 yıl önce Amerika Kıtası’nın her iki yanını ve Avustralya’yı keşfetmiş olan Çinli amiral Zheng He üzerine çok kısa notlar

 

1 d- Binbirgece Masalları’nın kahramanı Sinbad, ve Amerika Kıtası’nın en eski kaşiflerinin Ortadoğu halklarından birileri olabileceği üzerine bir spekülasyon

 

1 e- Doğu’nun zenginliklerine ulaşmalarını sağlayacak yeni yollar arayan Batı’nın Amerika Kıtası’nı keşfi; Kristof Kolomp ve Amerigo Vespucci üzerine çok kısa notlar

 

2- Amerika Kıtası’nın yerli halkının trajedisi üzerine çok kısa notlar

 

3- Kuba’da beyaz adamı dostça karşılayan yerli halkının trajedisi üzerine kısa notlar

 

4- Afrika’dan gelen köleler, ilk isyanlar, ve Kuba halkının uluslaşma süreci

 

5- Bağımsızlık savaşına doğru Kuba’da sınıfların konumları, ABD’nin Kuba politikası, Monroe Doktrini ve Kuba’da 1844 ayaklanması

 

6- Çin’in sömürgeleştirilmesi, Kuba’nın Çinlileri, ve üç Kubalı-Çinli general

7- Kuba’nın bağımsızlık savaşının ilk on yılı, 1868- 78

8- Dağılanın yeniden toparlanması, José Martí’nin birleştirici rolü, ve “cumhuriyet”e doğru ihtilalin ikinci aşaması

 

9- ABD-İspanya savaşı, Kuba’nın ABD tarafından istila edilmesi, Amerikan askeri diktatörlüğü ve sözde cumhuriyet

 

10- Kuba’nın ABD tekellerinin eline düşmesi, sendikal örgütlenmelerin ve öğrenci hareketlerinin başlayışı

 

11- Machado diktatörlüğü, Kuba Komünist Partisi’nin tarih sahnesine çıkışı, Mella’nın öldürülüşü, büyüyen muhalefet, devrim ve Machado’nun devrilişi

 

Not: kahramanlık ve sahte kahramanlık üzerine birkaç söz

 

12- Devrimci Batista’dan Batista diktatörlüğü yıllarına ve ilerici 1940 Anayasası üzerine notlar

 

13- II. Dünya Savaşı sonrası Truman politikaları içinde Latin Amerika, Rio Paktı, OAS ve ABD’nin uluslararası “polis gücü” olması

 

14- En genel anlamıyla dünyada ve Türkiye’de sosyal devrim, kitlelerden kopuk terör, karşı-devrimci güçlerin bazı provokasyonları ve dezinformasyonları üzerine çok kısa notlar

 

15- Devrime doğru Kuba’da sosyal yaşam, cennet içinde yaşanan cehennem, ve devrimin hedefi üzerine notlar

 

16- ABD servislerinin ve politik karar merkezlerinin sürmekte olan silahlı ayaklanma  ve Kastro üzerine kararsızlığı, ABD yönetiminin Batista ile ilişkileri, CIA’nın ve Dulles biraderlerin bazı işleri üzerine notlar

 

17- Devrime giden yolda Fidel Kastro, Moncada Kışlası baskını, hapislik ve Meksika’ya gidiş

 

18- “Kaderine” yelken açan Che Guevara, United Fruit Compan, Guatemala’nın ve Jacobo Arbenz’in trajedisi, Meksika’da kesişen yollar, Alberto Bayo ve askeri eğitim 

 

19- Kastro önderliğinde Kuba halkının devrimi, devrimci savaş sürecinde yaşananlar ve Batista’nın kaçışı

 

19 a- Gramma yolculuğu, karaya çıkış, neden Oriente bölgesi, ve Frank Pais’in ölümü

 

19 b- Sierra Maestra’dan yayılan devrimci yürüyüş, Amerikan basınının yoğun ilgisi, silahlı mücadelenin dönüm noktası, El Cubano Libre, Radio Rebelde, ve 45 örgütün destek bildirisi

 

19 c- Köylü meclisi, Jigüe Savaşı, devrime katılan askeri birlikler, zafere yaklaşırken Washington’un devrimi engelleme entrikası, William Douglas Pawley, ve Batista’nın kaçışı

 

not: William Douglas Pawley’in gerçek kimliği

 

20- Devrim hükümetinin ilk işleri, ABD’nin Kuba’ya acele bir askeri müdahale gerçekleştirmemesi üzerine düşünceler, ve karşı-devrimcilerin cezalandırılmaları üzerine 

 

21- İlk millileştirmeler, Kastro’nun ABD ziyareti, Nixon-Kastro buluşması, ABD ambargosunun başlayışı, Kuba ekonomisini ABD’den bağımsızlaştırma çabaları, Kahire’de Sovyetler Birliği ile ilk temas, sosyalizme yöneliş, ve Komünistlere hakveren Kastro

22- İdeolojik ayrılıkların belirginleşmesi ve liberallerin tasviyesi, Binbaşı Huberto Matos olayı, Camilo Cienfuegos’un ölümü, ve Kastro’ya yönelik bazı suikast planları

23- Mikoyan’ın Kuba ziyareti ile başlayan yeni dönem; ABD merkezli tekellerin ve Kubalı büyük sermayenin millileştirilmesi; ABD’nin ağırlaşan ambargosu, ekonomik sabotajları, ve Kubayı istila hazırlıkları; sosyalist enternasyonal dayanışmanın önemi, ve anti-Sovyet çığlıklar üzerine bir not

 

not: “Soğuk Savaş” yıllarındaki anti-Sovyet çığırtkanlıklar ve “Tam Bağımsız, Gerçekten Demokratik” şiarı üzerine

 

24- Saldırıya geçen Washington; Operation Pluto; Radio Swan; CIA imalatı karşı-devrimci örgütlenmeler; Kuba’dan atılan ABD elçilik görevlileri; Kuba’nın dostlarının gücü; Kuba’da patlayan bombaları; ABD-Kuba diplomatik ilişkilerinin sonlanışı; Domuzlar Körfezi çıkartması ve emperyalizmin Amerika kıtasında ilk yenilgisi; devrimin sosyalist, kendisini ise Marksist-Leninist olduğunu açıklayan Kastro

 

25- Nasıl komünist olduğunu anlatan Kastro; “Mongoose Operasyonu”; Kuba’yı Latin Amerika’da izole etme çabaları; birleşen ihtilalci örgütler ve Kuba Komünist Partisi’nin yeniden organize edilmesi; U-2 ispiyon uçakları; dünyayı nükleer savaşın eşiğine taşıyan 1962 Füze krizi; pazarlık masasında Türkiye Cumhuriyeti  

 

http://www.sinbad.nu/