Yusuf Küpeli, Kuba devrimi 50. yılını doldururken Kuba tarihinden notlar

 

4- Afrika’dan gelen köleler, ilk isyanlar, ve Kuba halkının uluslaşma süreci

 

“Batı Hint Adaları” denilen adaların en büyüğü konumundaki 110 861 kilometre kare yüzölçüme ve 2008 sayımına göre 11 milyon 236 bin nüfusa sahip olan Kuba, İspanya Krallığı tarafında bölgenin ilk görevlisi olarak atanan Diego Valázquez de Cuellar tarafından 1510 yılında katliamlarla İspanyolların yerleşimine açılmaya, kolonileştirilmeye, sömürge haline getirilmeye başlanacaktı. Bir önceki bölümde, 1510 yılında, Diego Velázquez’in, 300 adamla Kuba’yı istila edişini, ve katliamlarını özetlemiştim... Artık Kuba, İspanya’ya ait oluyordu ve 1511 yılında Sebastian de Ocomba, bu adanın tüm kıyılarının haritasını çizecekti...                          

 

Gerçekleşen İspanyol istilası ile birlikte ilk olarak yedi köye yerleşim başlayacaktı. Yerleşim derken, bu, İspanyolların yerleşimi idi şüphesiz... Sözkonusu köylerin en önemlisi haline gelecek olan La Habana (Havana), 1514- 15 yılında koloniyalistlerin yerleşimine açılıp büyümeye başlayacaktı. Burası, tarıma elverişli mükemmel toprakları olduğu kadar, adanın diğer bölgeleri ve dış dünya ile iletişim için de elverişli idi ve öyledir... Velázquez ile başlatılan süreçle birlikte Kuba, İspanya Kralı adına Havana’ya yerleşmiş bir İspanyol vali eliyle yönetilecekti.

 

Önceki bölümde özetlenmiş olduğu gibi, sınırlı altın rezervinin tükenmesinin ardından, başlangıçta, İspanyol fatihler, adaya duydukları ilgiyi yitireceklerdi. Kuba’nın boşalmasından çekinen İspanya Kralı, adayı izinsiz terkedecek olanların ölümle cezalandırılacaklarını ilanedecekti. Fakat fatihler (conquistadores), yerleşimciler, madenciler ve tüccarlar, Kralın emrine karşın, altın peşinde, rüzgarın uçurduğu çiçek tozları gibi Meksika’ya ve Peru’ya doğru dağılacaklardı. Daha 1600’lü yılların ilk günlerine gelindiğinde ada, sözkonusu meslek gurupları tarafından terkedilmiş, önemli nüfus kaybına uğramış olacaktı.

 

Kuba artık bir İspanyol kalesi, İspanya’nın Orta ve Güney Amerika kıyılarındaki ileri karakolu konumuna sürüklenmişti. Ada, Kuzey Amerika’nın güney bölümlerinin, Orta ve Güney Amerika’nın İspanyollar tarafından fethedilmesi amacıyla bir atlama taşı, bir basamak olarak kullanılıyordu... Giderek Kuba’nın tarıma elverişli zengin topraklarının önemi, birileri için büyük kazançların kaynağı olabileceği anlaşılacaktı. Sonunda Kuba ekonomik anlamda yeniden önem kazanacak ve Avrupa’nın şeker, kahve ve tütün gereksinimini ucuza karşılayan toprak parçası olarak kullanılmaya başlanacaktı. Sözkonusu üretim amacıyla köle emeği kullanılacaktı. Artık yerli halk yokedilmiş olduğu için, 1526 (Cannon’a göre 1524) yılından itibaren Kuba’ya Afrika’dan köleler getirtilmeye başlanacaktı....

 

Adadaki yerli halkın 1510 yılına dek 100- 200 bin kadar olduğunu, veya bir başka anlatıma göre ise bir milyon civarında olduğu düşünülecek, ve 1526’dan veya 1524’den itibaren de Afrika’dan kölelerin getirtilmeye başlandığı hesaba katılacak olursa, yerli (“Hintli”) kıyımının kısa süre içinde hangi boyutlara ulaşmış olduğu daha iyi hissedilebilir herhalde...

 

Köle olarak kullanılıp katledilen yerli halkın yerini doldurması amacıyla, Afrika’nın hemen hemen tüm kıyılarında yakalanıp bağlanan köleler Kuba’yı doldurmaya başlayacaktı. Bu işin, köle ticaretinin uzmanı İngilizler idi. Batı Afrika kıyılarından, Senegal, Guinea, Kongo, Angola, ve hatta Doğu Afrika kıyılarından, Mozambik’ten yakaladıkları siyah Afrikalıları, bu keşfedilen yeni dünyada, Amerika kıtasında köle olarak satmaktaydılar.

 

Yine Terence Cannon’un naklettiğine göre, W. E. B. Du Bois adlı tarihçiye göre, canlı olarak getirilebilen her köleye karşılık beş köle, Afrika’da veya yolculuk sırasında açık denizde öldürülmekte imiş. Köle ticareti boyunca bu şekilde 60 milyon insan katledilecekti. Bu sayı, II. Dünya Savaşı boyunca ölenlerin sayısına eşittir ve savaş sonrasında da Batı’nın emperyalist politikaslarının bir sonucu olarak özellikle Afrika kıtasında -geçmişe göre çok daha korkunç- katliamlar sürüp gitmiştir, ve gitmektedir. Örneğin, sadece Kongo’da, 1960’lı yılların başından itibaren 12 milyonu aşkın insan öldürülmüştür...

 

Fransız devriminin arifesinde Avrupa’da yaşanmış olan “Yedi Yıl Savaşları” (1756- 63) sırasında Kuba, 1762 yılında İngilizlerin eline geçecekti ama, ertesi yıl, 1763’de İspanyollar tarafından geri alınacaktı... Aynızamanda deniz aşırı koloniler üzerine de bir kapışma olan bu savaş sırasında, Fransa, Avusturya, Saxony, İsveç, ve Rusya bir safta, Prusya, Hanover ve Büyük Britanya diğer safta yeralmışlardı. Sözkonusu savaşta İspanya, Fransa’ya mali destek sağlamaktaydı... İngiltere, “Yedi Yıl Savaşları” sürecindeki deniz aşırı kapışma da Fransayı alt edecekti...

 

İspanyol yönetiminin 1774 yılında yapmış olduğu ilk nüfus sayımı, Kuba’da 171 bin 620 kişinin yaşamakta olduğunu gösterecekti. Bu sayımda, Afrika kökenli siyahların ve siyah-beyaz melezlerinin (mulattoes), toplam nüfusun yaklaşık yarısını, yüzde 44 kadarını oluşturduğu anlaşılacaktı. Siyahların ve mulattoes katagorisine dahil olanların hepsi köle konumunda değillerdi. Bunların arasında özgür insanlar da vardı...

 

Yukarıda ifade edilmiş olan dış ticari gelişme ile birlikte, 1790 yılına dek Kuba’ya Afrika’dan köle ithali büyük boyutlara ulaşacaktı... Kubalı tarihçi Hortensia Pichardo’ya göre, 1841- 61 yıllarında beyazlar (Avrupa kökenli Kubalılar) azınlık konumuna düşeceklerdi. Yine aynı tarihçinin notlarına göre, 1869 yılında Kuba’da 763.176 beyaz, 238.297 tane özgür renkli derili kişi, 34.420 Asya kökenli halk, ve 363.286 Afrikalı köle vardı. Aynı yüzyılın başlarında köle ayaklanmaları yaşanacaktı. Özellikle 1824- 45 arasında Matanzas bölgesinde yeralan çiftliklerde kölelerin ve renkli derili halkın katıldığı önemli ayaklanmalar olacaktı... İlk önemli köle ayaklanması 1533 yılında yaşanacaktı. Yani köleler, adaya getirilmeye başlanmaları ile birlikte isyanlara da başlamışlardı...

 

Nüfus sayımının yapıldığı 1774 yılında Kuba’nın dış ticaretinde patlama olmuş, ve yeni kasabalar kurulmaya başlanmıştı. Kuba, Latin Amerika ile Avrupa arasındaki ticaretin de bir ara durağı konumundaydı... Yukarıda da ifade edilmiş olduğu gibi 1600’lü yıllara girilirken, ya da adece bir yüzyıl kadar önce, altının tükenmesi ile ibirlikte iflasa sürüklenip boşalmaya başlamış olan Kuba, artık farklı zenginliklerin, tarımsal zenginliklerin ülkesi haline gelmişti. Kuba, altın madenlerinin işletildiği, ve yerli halkın tüm mücevherlerinin gaspedilmiş olduğu Peru ve Meksika gibi ülkeleri zenginlik konusunda gerilerde bırakmıştı. İspanya, Kuba’nın tarımsal ticareti üzerinde katı bir tekel kurmuştu. Kıralın başında olduğu bir devlet tekeli, Kuba’nın tüm tütün ticareti üzerinde tekel oluşturmuş, ve tütün işini ağır biçimde vergilendirmişti...

 

Anlaşılmış olacağı gibi, başlamış olan bu yeni toplumsal süreç, Kuba’daki sınıf ayrımını keskinleştirip renklendirmekteydi. Artık İspanyol kökenli Kubalılar arasında da alta düşenler, baskı altında olanlar vardı; bunların sayıları giderek artmaktaydı. Bundan böyle, toplumsal hiyerarşinin en altındaki isyancı köle siyahlar ve mulattoes denen siyah-beyaz karışımı halk yalnız değildi. Başkaldırıları sırasında birkısım beyazlar da bunların saflarında idi. Kuba halkı içinde bir bütünleşme, bir uluslaşma süreci başlamıştı. İspanyol görevliler ile Kuba doğumlu İspanyollar, hatta Kuba doğumlu üst sınıflardan İspanyollar arasında bir kopma başlamıştı...

 

Kaçakçılık, yasa dışı ticaret, merkezi otoriteye başkaldırının bir biçimi idi. Kubalı tütün yetiştiricileri, yetiştirdikleri ürünü, kaçak olarak İngilizlere satmaya başlayacaklardı. Mallarını, gece kıyıya gizlice yanaşan İngiliz gemilerine yüklemekteydiler. Ağır vergiler sonucu, 1717 yılında, 500 yetiştirici başkaldıracaktı. İspanyol otoriteleri bunu çok sert yöntemlerle bastıracaklardı. Diğerlerine bir uyarı olması amacıyla, general rütbesindeki İspanyol vali, 1723 yılında, isyana katılmış olan yetiştiricileri, Havana yolu boyunca ağaçlara asıp teşhir edecekti. İspanyollar ve Kubalılar ayırımı üst sınıflar arasında da başlamıştı...

 

Artık karmaşıklaşmış olan Kuba sosyal yaşamının en tepesinde, Peninsulare olarak adlandırılan İspanya doğumlular bulunmaktaydı. Devlet memurları, bürokratlar, ve tekelci tüccarlar bunlardan gelmekteydi. Bunlar, Kuba doğumluları aşağı gören aristokratik bir sınıfı oluşturmaktaydılar. Peninsulare olarak adlandırılanların gözünde Kuba doğumlu İspanyollar ikinci dereceden vatandaş katagorisine dahil edilirlerken, köleler korkutularak yönetilmekteydiler. Irkçı düşünce yapıları ile bu İspanya doğumlular, Kubalılara göre doğal bir üstünlük taşıdıklarına inanmakta idiler.

 

Peninsulare olarak adlandırılan en tepedeki İspanya doğumluların altında, İspanyol bir ana-babadan veya bir İspanyol baba ile yerli veya siyah bir anadan Kuba’da veya Amerika’da doğma olanlar, ispanyolca da Criollo ve fransızca da Créole olarak adlandırılanlar gelmekteydi. Criollo veya Créole olarak adlandırılan bu İspanya doğumlu babadan olma Kuba doğumlular, sığır yetiştiriciliği, tütün üreticiliği yapmakta ve şeker kamışı çiftliklerine sahibolmakta idiler. Bunların bazıları, avukatlık, doktorluk, gazetecilik, öğretmenlik gibi işler yapan eğitimli kişilerdi. Yine bazıları, çok büyük çiftlikleri, ve çok sayıda köleleri olan hatırı sayılır zenginlikte kişilerdi... Varlıklı, hatta bazıları çok varlıklı olmasına karşın Criollolar, hem ikinci sınıf vatandaş sayılmakta ve hem de kazancın arslan payını -doğrudan üretim sürecinde olmayan- İspanya doğumlu tüccarlara kaptırmakta idiler...

 

Artık, 1700’lü yılların sonuna gelinirken, siyah kölelerin birçoğu özgürlüklerine kavuşmuşlardı. Bunlar, ya sahiplerinden kaçmayı başarmışlar, ya da özgürlüklerini satınalmışlardı. Hatta aralarından bazı toprak sahipleri, tüccarlar ve değişik meslek sahipleri bile çıkmaya başlamıştı. Fakat ülkeye egemen ırkçılık, bunların çoğunluğunu işçi olmaya zorlamaktaydı. Sözkonusu özgür siyahların kölelik sistemine duydukları nefret, halen köle olanlarınkinden daha az değildi. Ve birçok köle isyanı, bizzat bu özgürleşmiş eski köleler tarafından organize edilip yönetilecekti. Onlar, kölelere göre daha fazla hareket özgürlüğüne sahiptiler. Ada boyunca dolaşıp ilişki geliştirme olanakları vardı.

 

Aynı yüzyılda, 1700’lü yıllarda, Kuba’nın toplumsal yaşamını sonderece derinden etkileyen iki devrim yaşandı. Bunlardan birincisi, Thomas Jefferson’un (ABD’nin 3ncü Başkanı, 1801-1809) Bağımsızlık İlanı (4 Temmuz 1776) ve Thomas Paine’nin (İngiliz kökenli Amerikalı yazar, 1737- 1809) İnsan Hakları metni idi. Büyük Fransız devrimi (1789) ile yaklaşık aynı döneme rastlayan monarşi karşıtı bu özgürlükçü ve bağımsızlıkçı metinler, İspanya monarşisinin baskısından bunalmış Kuba üst sınıflarını, yukarıda anılmış olan İspanyol babadan Kuba’da doğmuş olan mülk ve meslek sahibi Criolloları veya Créoleleri derinden etkilemişti. Hemen ispanyolcaya çevrilen sözkonusu metinler, Criollolar arasında gizlice elden ele dolaşıp okunmaya başlanmışlardı. Sözkonusu metinler köklü değişiklikleri savunmakla birlikte, aynızamanda birçoğu köle sahibi olan Criolloları rahatsız edecek istekler içermiyorlardı. Çünkü, kölelik kurumuna dokunmuyorlardı.

 

Kuba toplumunu derinden etkilemiş olan ikinci devrim, farklı bir özellik taşımaktaydı. Kuba’nın hemen doğusundaki Hispaniola Adası’nın Fransız yönetim bölgesinde, 1791 yılında büyük bir köle ayaklanması başlayacaktı. Karaib Denizi’nin Kuba’dan sonraki bu ikinci büyük adasının Kuba kıyılarına yakın batı tarafı, devrimden sonra Haiti Cumhuriyeti adını alacak olan batı bölüm, Fransa’nın yönetimi altındaydı- doğusu, Dominik Cumhuriyeti. Toussaint L’Ouverture tarafından yönetilen siyah halkın devrimi, iki yıllık bir savaşın ardından Fransızları bölgenin dışına sürüp atacaktı. İhtilalin önderi Toussaint L’Ouverture’nin 1803 yılında ölümünün ardından, dünyada ilk kez, Haiti’nin Negro (Zenci) Cumhuriyeti ilanedilecekti. Bu gelişme, Kuba’da yaşıyan köle ve özgür siyahların gizlice birleşmelerine vesile olacaktı.

 

Terence Cannon’un “Revolutionary Cuba” adlı kitabındaki bazı bilgilerle anlatımımızı zenginleştirelim... Kuba’nın en güneydoğu ucundaki zengin Oriente bölgesinde bulunan Bayamo kentinin İspanyol valisine gelen informasyon da, Nicolás Morales adlı “uzun boylu, çok güçlü, koyu renkli, çiçek bozuğu yüzlü, düz saçlı, alabildiğine kurnaz, ve yaklaşık 56 yaşında” özgür bir Zenci’den sözedilmekteydi. Sözkonusu kişi, siyah köleler ile beyaz tarım işçilerini birleşip silahlanmaya davet etmekteydi. Amaç, İspanya kıralına soyların (siyah ve beyazların) eşit olduklarını ilan ettirtmek, tütün ve ispirto üzerindeki ağır vergileri kaldırtmak, ve tümü zenginlerin elinde olan toprakları yoksullara dağıtmak idi... Bu talepler 164 yıllık bir düşün ürünleri idiler. İsyan bastırıldığı zaman, siyahların, beyazların, ve mulattoeslerin (siyah-beyaz melezleri) birlikte oldukları ortaya çıkacaktı. İşte bu durum, köle sahiplerinin korkulu rüyaları olduğu kadar, artık Kuba’nın güçlü biçimde uluslaşma süreci içinde olduğunun da göstergesi idi. Siyahlardan, beyazlardan, ve melezlerden oluşan yepyeni bir ulus şekillenmekteydi...

 

Yukarıda özetlenen olaydan birkaç yıl sonra, vahşi bağımsızlık rüzgarları tüm Latin Amerika’nın üzerinde esmeye başlayacaklardı. Venezuellalı Creole Simón Bolívar (1783- 1830) ile Arjantinli José San Martin (1778- 1850) emrindeki birleşik ordular, İspanya’yı ülkelerinden kovmuşlardı. Kolombia 1819, Orta Amerika ve Venezuella 1821, Peru ise 1825 yılında İspanya’dan bağımsız olacaklardı.  

 

Latin Amerika’da İspanyol sömürgeciliğine karşı başkaldırının, bağımsızlığa yürüyüşün ateşini 1819 yılında New Granada’da (şimdiki Colombia/ Kolombia, Venezuella ve Ecuador/ Ekvador) Simón Bolívar yakacaktı. Peru ve Yukarı Peru (Bolivya) aynı başkaldırının alanı içinde idiler... O, Bolívar, 1821- 30 yıllarında Colombia’nın, 1823- 29 yıllarında Peru’nun cumhurbaşkanı olacaktı. İspanya Krallığı’na bağlı güçler Yukarı Peru’yu (Bolivya) daha uzun süre ellerinde tutabileceklerdi ama, sonunda, 1825 yılında Yukarı Peru’da Bolívar’a bağlı ihtilalci güçlerin eline geçecekti. Bolívar’ın adına izafeten bu ülkeye Bolivya adı verilecekti...

 

Arjantinli bir asker, devlet adamı ve ulusal kahraman olan José San Martin, İspanyol yönetimine karşı 1812 yılında Arjantin’de, 1818 yılında Şili’de, ve 1821 yılında Peru’da başlayan ihtilallere, profesyonel bir asker ve önder olarak yardımcı olacaktı... Simón Bolívar ve José San Martin tarafından haykırılan özgürlük çığlığının diğer latin Amerika ülkelerinde ve Kuba’da yankılanmaması olanaksızdı...

 

Yukarıda özetlenen yoğun ihtilalci sürecin ardından, İspanya’nın elinde koloni olarak sadece Kuba ve Puerto Rico kalmıştı. Sözkonusu gelişmeden 40 yıl kadar sonra, Kuba’nın 30 yıl sürecek olan dramatik bağımsızlık savaşı başlayacaktı ama, bundan önce çok daha başka ayaklanmalar, önemli olaylar yaşanacaktı.

 

 

beşinci bölüm için tıkla                                                                                                          başlangıç bölümüne dön

 

1- Keşfedilmiş kıtayı Avrupa’nın keşfi, ve yeni toplumsal trajedilerin başlayışı

 

1 a- Amerika Kıtası’na ilk yerleşimler üzerine kısa notlar

 

1 b- Amerika Kıtası’na ilk ayakbasan Avruparılar, Eirik Raude (Kızıl Erik) ve oğlu Leif Eriksson üzerine çok kısa notlar

 

1 c- Piri Reis haritası ve Kolomp’tan 71 yıl önce Amerika Kıtası’nın her iki yanını ve Avustralya’yı keşfetmiş olan Çinli amiral Zheng He üzerine çok kısa notlar

 

1 d- Binbirgece Masalları’nın kahramanı Sinbad, ve Amerika Kıtası’nın en eski kaşiflerinin Ortadoğu halklarından birileri olabileceği üzerine bir spekülasyon

 

1 e- Doğu’nun zenginliklerine ulaşmalarını sağlayacak yeni yollar arayan Batı’nın Amerika Kıtası’nı keşfi; Kristof Kolomp ve Amerigo Vespucci üzerine çok kısa notlar

 

2- Sosyalis devrime dek Kuba tarihinde hızlandırılmış bir yolculuk

 

3- Sosyal devrim ve kitlelerden kopuk terör, karşı-devrimci güçlerin bazı provokasyonları, yanıltmaları üzerine çok kısa notlar

 

4- Afrika’dan gelen köleler, ilk isyanlar, ve Kuba halkının uluslaşma süreci

 

5- Bağımsızlık savaşına doğru Kuba’da sınıfların konumları, ABD’nin Kuba politikası, Monroe Doktrini ve Kuba’da 1844 ayaklanması

 

6- Çin’in sömürgeleştirilmesi, Kuba’nın Çinlileri, ve üç Kubalı-Çinli general

 

7- Kuba’nın bağımsızlık savaşının ilk on yılı, 1868- 78

 

8- Dağılanın yeniden toparlanması, José Martí’nin birleştirici rolü, ve “cumhuriyet”e doğru ihtilalin ikinci aşaması

 

9- ABD-İspanya savaşı, Kuba’nın ABD tarafından istila edilmesi, Amerikan askeri diktatörlüğü ve sözde cumhuriyet

 

10- Kuba’nın ABD tekellerinin eline düşmesi, sendikal örgütlenmelerin ve öğrenci hareketlerinin başlayışı

 

11- Machado diktatörlüğü, Kuba Komünist Partisi’nin tarih sahnesine çıkışı, Mella’nın öldürülüşü, büyüyen muhalefet, devrim ve Machado’nun devrilişi

 

Not: kahramanlık ve sahte kahramanlık üzerine birkaç söz

 

12- Devrimci Batista’dan Batista diktatörlüğü yıllarına ve ilerici 1940 Anayasası üzerine notlar

 

13- II. Dünya Savaşı sonrası Truman politikaları içinde Latin Amerika, Rio Paktı, OAS ve ABD’nin uluslararası “polis gücü” olması

 

14- En genel anlamıyla dünyada ve Türkiye’de sosyal devrim, kitlelerden kopuk terör, karşı-devrimci güçlerin bazı provokasyonları ve dezinformasyonları üzerine çok kısa notlar

 

15- Devrime doğru Kuba’da sosyal yaşam, cennet içinde yaşanan cehennem, ve devrimin hedefi üzerine notlar

 

16- ABD servislerinin ve politik karar merkezlerinin sürmekte olan silahlı ayaklanma  ve Kastro üzerine kararsızlığı, ABD yönetiminin Batista ile ilişkileri, CIA’nın ve Dulles biraderlerin bazı işleri üzerine notlar

 

17- Devrime giden yolda Fidel Kastro, Moncada Kışlası baskını, hapislik ve Meksika’ya gidiş

 

18- “Kaderine” yelken açan Che Guevara, United Fruit Compan, Guatemala’nın ve Jacobo Arbenz’in trajedisi, Meksika’da kesişen yollar, Alberto Bayo ve askeri eğitim 

 

19- Kastro önderliğinde Kuba halkının devrimi, devrimci savaş sürecinde yaşananlar ve Batista’nın kaçışı

 

19 a- Gramma yolculuğu, karaya çıkış, neden Oriente bölgesi, ve Frank Pais’in ölümü

 

19 b- Sierra Maestra’dan yayılan devrimci yürüyüş, Amerikan basınının yoğun ilgisi, silahlı mücadelenin dönüm noktası, El Cubano Libre, Radio Rebelde, ve 45 örgütün destek bildirisi

 

19 c- Köylü meclisi, Jigüe Savaşı, devrime katılan askeri birlikler, zafere yaklaşırken Washington’un devrimi engelleme entrikası, William Douglas Pawley, ve Batista’nın kaçışı

 

not: William Douglas Pawley’in gerçek kimliği

 

20- Devrim hükümetinin ilk işleri, ABD’nin Kuba’ya acele bir askeri müdahale gerçekleştirmemesi üzerine düşünceler, ve karşı-devrimcilerin cezalandırılmaları üzerine 

 

21- İlk millileştirmeler, Kastro’nun ABD ziyareti, Nixon-Kastro buluşması, ABD ambargosunun başlayışı, Kuba ekonomisini ABD’den bağımsızlaştırma çabaları, Kahire’de Sovyetler Birliği ile ilk temas, sosyalizme yöneliş, ve Komünistlere hakveren Kastro

22- İdeolojik ayrılıkların belirginleşmesi ve liberallerin tasviyesi, Binbaşı Huberto Matos olayı, Camilo Cienfuegos’un ölümü, ve Kastro’ya yönelik bazı suikast planları

23- Mikoyan’ın Kuba ziyareti ile başlayan yeni dönem; ABD merkezli tekellerin ve Kubalı büyük sermayenin millileştirilmesi; ABD’nin ağırlaşan ambargosu, ekonomik sabotajları, ve Kubayı istila hazırlıkları; sosyalist enternasyonal dayanışmanın önemi, ve anti-Sovyet çığlıklar üzerine bir not

 

not: “Soğuk Savaş” yıllarındaki anti-Sovyet çığırtkanlıklar ve “Tam Bağımsız, Gerçekten Demokratik” şiarı üzerine

 

24- Saldırıya geçen Washington; Operation Pluto; Radio Swan; CIA imalatı karşı-devrimci örgütlenmeler; Kuba’dan atılan ABD elçilik görevlileri; Kuba’nın dostlarının gücü; Kuba’da patlayan bombaları; ABD-Kuba diplomatik ilişkilerinin sonlanışı; Domuzlar Körfezi çıkartması ve emperyalizmin Amerika kıtasında ilk yenilgisi; devrimin sosyalist, kendisini ise Marksist-Leninist olduğunu açıklayan Kastro

 

25- Nasıl komünist olduğunu anlatan Kastro; “Mongoose Operasyonu”; Kuba’yı Latin Amerika’da izole etme çabaları; birleşen ihtilalci örgütler ve Kuba Komünist Partisi’nin yeniden organize edilmesi; U-2 ispiyon uçakları; dünyayı nükleer savaşın eşiğine taşıyan 1962 Füze krizi; pazarlık masasında Türkiye Cumhuriyeti  

 

http://www.sinbad.nu/