Yusuf Küpeli, Kuba devrimi 50. yılını doldururken Kuba tarihinden notlar

 

22- İdeolojik ayrılıkların belirginleşmesi ve liberallerin tasviyesi, Binbaşı Huber Matos olayı, Camilo Cienfuegos’un ölümü, ve Kastro’ya yönelik bazı suikast planları

 

Kahire ziyaretinin ardından, devrim sonrasının -liberal görüşlü- ilk Kuba cumhurbaşkanı Manuel Urrutia, 16 Temmuz 1959’da görevini bırakacak ve yerine Osvaldo Dorticós Torrado cumhurbaşkanlığı makamına gelecekti. Urrutia, ılımlı bir liberal olarak tanınmaktaydı... Kastro, 1976 yılına dek başbakanlık makamını koruyacaktı. Aynı yıl Ulusal Meclis’te kabuledilen yeni anayasa ile Kastro Devlet Meclisi’nin Cumhurbaşkanı olacaktı... Raúl Kastro, 15 Ekim 1959 günü, ülkenin Savunma Bakanı olacaktı. İleride bu bakanlık, adını, Silahlı Kuvvetler Bakanlığı olarak değiştirecekti. Ve Kuba ordusu süreç içinde, yedekleri ile birlikte 600 bin kişilik önemli bir güç haline gelecekti...

 

Liberal görüşlere sahip cumhurbaşkanı Manuel Urrutia’nın cumhurbaşkanlığından alınmasının ardından, ve Camilo Cienfuegos’un ölümünden hemen önce, devrimi gerçekleştirenler arasındaki ideolojik ayrılıklar açığa çıkmaya başlayacaktı. Devrimci savaşın önde gelen figürlerinden olan Huber Matos, Camagüey bölgesi askeri kumandanlığını yapmakta olduğu sırada, 19 Ekim 1959 günü, diğer 14 subayla birlikte görevini bırakacaktı. Daha doğrusu onlar, askeri birliklerle bağlarını koruyarak hükümetten kopmakta idiler... Huber Matos’un ve izleyicilerinin görevi bırakma gerekçeleri, devrimin üzerindeki “komünizmin etkisinin artmakta olduğu” iddiası idi...

 

Yine 21 Ekim günü, Matos’un protesto yüklü ayrılışından iki gün sonra, Kuba’nın karşı yakasından, Miami’den, Pedro Diáz Lanz kaptanlığında havalanan bir uçak, Kuba semalarından aşağıya, Kastro’nun komünist unsurları temizlemesini isteyen bildiriler atacaktı... Cannon’un anlatımıyla, aynı gün Cienfuegos ile birlikte Camagüey’de Matos’u tutuklayıp Havana’ya dönen Kastro tam kente, Havana’ya girerken bu olay yaşanmıştı. Kastro’nun arabası kente girerken, şiddetli patlamalar işitilmişti. Birçok ölü olduğu söylenmekteydi. Sokaklardaki insanlar, bir uçağın saldırıya geçip bombalar attığını söylemekteydiler. 

 

Diáz Lanz, bir Mitchell B-25 bombardıman uçağı ile sabah saat 06 sularında Florida’dan havalanmıştı. Bu bombardıman uçakları, II. Dünya Savaşı yıllarında ABD’de üretilmişlerdi. Diáz Lanz ve yardımcı pilot Frank A. Sturgis tarafından yönetilen B-25 bombardıman uçağı, sokakların en kalabalık olduğu saatte Havana üzerinde uçmaya başlamıştı. Diáz Lanz, önce, kendisi tarafından hazırlanıp imzalanmış anti-komünist bildirileri, komünizme cepheden saldıran kağıtları sokaklardaki halkın üzerine yağdırmıştı. Ardından, ikinci bir dönüş yaparak aynı sokakları uçağın makineli tüfeği ile taramıştı. Daha sonra bir üçüncü dönüş daha yapmış, ve bu kez sokaklara havadan el bombaları yağdırmıştı. Bu saldırılar sırasında, işten eve dönen iki kişi ölmüş, kırk kişi yaralanmıştı...

 

Aynı uçakta ikinci kaptanlık yapan Frank A. Sturgis, ileride, 13 yıl sonra, 1972 yılı başkanlık kampanyası sırasında, dönemin ABD Başkanı Nixon hesabına Demokratik Parti’nin Watergate’de bulunan merkezine gizlice giren ajanlardan biri olacaktı. Açığa çıkması ile birlikte “Watergate Skandalı” adını alacak ve Nixon’un başını yiyecek bu olay, ABD içindeki gizli servis faaliyetlerinden bağımsız değildi. Bu pencereden bakınca, B-25 bombardıman uçağı ile Florida’dan havalanıp Havana üzerinde bildiriler attıktan sonra halkın üzerine ateş yağdıranların, bireysel bağımsız bir iş yapmış olabileceklerini düşünmek olanaksızdır...

 

Diáz Lanz’ın, veya O’nu kullananların amacı, Kuba’nın turistler için güvenlikli bir ülke olmadığını göstermekti. Olay, Amerikan Toplulukları Seyahat Acenteleri’nin (American Society of Travel Agents) yıllık toplantısının yapıldığı bir zamana ve aynızamanda Matos’un harekete geçmiş olduğu günlere rastlamaktaydı.   

 

Bu olay, Diáz Lanz’ın saldırısı, Matos’un görevi bırakması eyleminin Washington ile bağlantılı organize bir hareket olduğu imajını güçlendirmekteydi. Kuba içinde bir kaos ortamı ve aynızamanda devrimin önderleri arasında derin çelişkiler yaratılarak bir geriye dönüş mü organize edilmek isteniyordu?.. Fakat bu yaşananların hemen ardından, havadan anti-komünist bildiriler ve bombalar atılmasından beş gün sonra, “devrimi destekleme, ve ihanetlerden koruma” şiarları ile, yoğun katılımlı mitingler gerçekleşecekti...

 

Bu dönem, Kastro’nun ABD ve Che Guevara’nın Kahire ziyaretlerinin, ve ayrıca toprak reformunun ilk aşaması ile birlikte birtakım millileştirmelerin ardına rastlamaktaydı... Sözkonusu ayrışma sürecinde Kastro’ya karşı olanlar, çok küçük bir azınlık olmanın ötesine geçemiyeceklerdi. Halk desteği, Kastro ve yoldaşlarının çizgisinden yana olacaktı...

 

Huber Matos, Kastro gibi orta sınıfın varlıklı kesiminden ve Oriente bölgesinden gelmekteydi. O, Kastro ve yoldaşları Sierra Maestra’da oldukları sırada, dağdakilere yardım amacıyla kentlerde gizli eylem yürütmekte olan “26 Temmuz Hareketi”ne katılmıştı. Yine O, vaktiyle, Moncado Kışlası baskınından önce Kastro’nun da üyesi olduğu sol liberal görüşlere sahip Partido Ortodoxo’nun (Kuba Halk Partisi) üyesi idi. Daha sonra dağdaki gerilla gücüne katılacak olan Huber Matos, kumandanlık konumuna dek yükselmişti. O, 7 Ocak günü Kastro ile birlikte -bir tank üzerinde- Havana’ya girenler arasındaydı...

 

Huber Matos ve izleyicilerinin bu çıkışları, Havana’da devrime bir ihanet olarak algılanacaktı. Camagüey bölgesinden Havana’ya gelirken 28 Ekim günü uçağıyla birlikte kaybolan Camilo Cienfuegos, Matos olayı ile ilgili olarak Camagüey’de bulunmaktaydı...

 

Aslında, aynı yılın (1959) Ekim ayının ortasında Kuba turizminin gereksinim duyduğu önemli bir etkinlik, ASTA’nın (American Society of Travel Agents) yıllık toplantısı vardı. Cannon’un anlatımı ile karşı-devrimin ilk saldırısı, sözkonusu toplantının yapıldığı günlere rastlatılacaktı. Gerçekten de, değişik ülkelerden basının dikkatlerinin Kuba’nın üzerinde yoğunlaşmış olduğu uluslararası bir toplantı sırasında gerçekleştirilecek protestolu bir istifa, daha çok dikkat çeker, yönetimdekileri daha derinden yaralayabilirdi...

 

Aslında, karanlık işler peşindeki Díaz Lanz ve -daha da kötüsü- bölgenin büyük toprak sahipleri ile ilişkileri tesbit edilmiş olan Binbaşı Huber Matos, birsüredir hükümet tarafından izlenmekteydi. ASTA toplantısının tam ortasında, 20 Ekim günü Matos, Fidel Kastro’ya bir mektup yollayacaktı. O, Kastro’ya, “halen zaman varsa, hatalarından dönmesi”, gerektiğini yazmaktaydı. Matos, hükümete “Komünist sızması” olduğunu yazarak saldırıya geçmişti. Görülmüş olduğu gibi bu üslup, sonderece yukarıdan, buyurucu, ve Kuba hükümetinin gelişen politik çizgisine yönelik açık bir saldırıydı.Olan, yapılmakta olan reformlara, millileştirmelere yönelik açık bir başkaldırıydı. Ve yine anlaşılmış olacağı gibi Matos, Kastro’ya, “Vaktin varsa kendini kurtar!”, demeye getirmekteydi... Sözkonusu mektubun ASTA toplantısının ortasına rastlamış olması, Matos’un dış bağlantıları olan organize bir planın parçası olduğu, ve kendisini uluslararası bir kalkanla, daha doğrusu Kuzey Amerika kalkanıyla korumaya çalıştığı imajını güçlendirmekteydi...

 

Ertesi günün sabahı, 21 Ekim 1959 sabahı harekete geçen Başkaldırı Ordusu birlikleri, Camagüey kentinin çevresindeki stratejik noktalara yerleşeceklerdi. Aynı sabah saat sekiz buçuk sırasında Camilo Cienfuegos, kente, Camagüey’e gelecekti. Yerel liderler, tarım reformunu durdurmak amacıyla Matos’un bölgedeki latifundistler (devasa çiftliklerin sahipleri) ile işbirliği içinde olduğunu, halkın karşısında açıkça ifade edeceklerdi. Daha önce de ifade edilmiş olduğu gibi Camagüey, latifunda adını alan ve çoğu yabancı şirketlerin mülkiyetinde olan binlerce kilometre karelik devasa çiftliklerin en yoğun bulunduğu bölge idi, ve tarım reformu ile latifundalar kaldırılmaktaydı. Hatırlanacağı gibi önceden de, “Özellikle Kuba’nın tam ortasının biraz doğusunda kalan Camagüey bölgesinde bulunan devasa çiftliklerin sahibi sözkonusu şirketler, ülkeyi terketmek zorunda kalacaklardı.”, diye yazmıştım... Halk yığınları, kalabalıklar caddelere toplanmıştı. Ve saat on sularında Fidel Kastro kente gelecekti...

 

Bundan sonrasını, o gün (21 Ekim 1959 günü) Camagüey’de yaşananları, Frei Betto ile yaptığı söyleşide anlatan Fidel Kastro’dan dinleyelim... Aslında Kastro, sevdiği yoldaşı Camilo Cienfuegos hakkında bilgi verirken, Camagüey’de yaşanmış olanları da anlatıyor. Ben burada önce, O’nun sözlerinin bu bölümünü, Matos olayının bastırılması ile ilgili bölümünü, cümleleri zaman zaman kısaltarak aktaracağım...

 

“(...) Huber Matos emperyalizme gözyummaya başlamıştı. Karşı-devrimci sınıflara, kendisini şaşırtma olanağı tanıyordu. O, karşı-devrimci komployu cesaretlendirmekteydi. Tek mermi atmadan onlara teslim olmuştu... Cienfuegos, Camagüey’e benimle birlikte gitti. Kente birlikte geldikten sonra, ben, silahsız olarak garnizona yürüdüm (Matos’un komutasındaki garnizonu kastediyor.). İçeri girdikten sonra komplocuları silahsızlandırdım. Onlar morallerini yitirmişlerdi. Onların ateş edemeyeceklerinden emindim. Camilo, benim risk almamı istememişti. Bu nedenle, herhangi birşey söylemeden, ve koruyucuları ile birlikte sessizce arkamdan gelmiş. Bir alay çapındaki garnizona arkamdan girmişler. Daha doğrusu, ben geldiğimde O (Camilo Cienfuegos), zaten oradaydı ve işi bitirmişti. Huber Matos’u ve destekçisi diğer subayları silahsızlandırmış ve kumandayı almıştı...”

 

Kastro kardeşler ve Che Guevara ile birlikte devrimin en popüler dört kişisinden biri olan Camilo Cienfuegos’un binmiş olduğu uçak, 28 Ekim 1959 günü, okyanusun üzerinde radarların görüşünün dışında kalacaktı. Ülkenin ortasından geçen çizginin daha güneydoğusunda kalan Camagüey kentinden havalanan ve Camilo Cienfuegos’u taşıyan iki motorlu bir Cessna-310 uçağı, Havana’ya doğru gece uçuşu yaparken, okyanusun üzerinde kaybolacaktı. Tüm aramalara karşın, uçak ve içindekiler bulunamayacaktı... Bilindiği gibi Kuba, kuzeybatı istikametinden güneydoğu istikametine doğru hafif bir yay çizerek uzandığı için, sözkonusu iki yer arasında en kısa uçuş, okyanus üzerinden olmaktadır... Her yılın 28 Ekim günü, Kubalı çocuklar, Cienfuegos’un anısına denize çiçekler atarlar...

 

Tarihçiler, olayın bir kaza olduğu konusunda birleşeceklerdi. Uçak denize çakılmıştı...

Camilo Cienfuegos’un soyadı ile aynı adı taşıyan Cienfuegos adlı kent, merkezi Güney Kuba’da, ve daha önce de belirtilmiş olduğu gibi Havana’nın 250 kilometre kadar güneydoğusunda, Karaip Denizi kıyısındadır ve ülkenin başlıca limanlarındandır. Cienfuegos kentinin yerleştiği körfez, 1494’de Kolomp (Colombus) tarafından ziyaret edilmişti. Bölgede kentsel yerleşim, ancak 1738’den sonra başlamıştı. Körfezin dar girişi, -o dönemde- dışarıdan gelecek korsan saldırılarına karşı doğal bir engel oluşturuyordu. Kuba’da yaygın bir ad olduğu söylenen Cienfuegos, “yüz ateş” anlamına gelmektedir. Bu, bildiğimiz yakılan ateş anlamına “yüz ateş” olmaktadır. Kente bu ad, Cienfuegos adı, Kuba’nın genel valisi, ve baş kumandanı olan Don (Asil) Jose Cienfuegos onuruna yaklaşık 1830 yılında İspanya Kıralı tarafından verilmiştir. Yani, kentin adının Camilo Cienfuegos ile, veya dağlara yakılan isyan ateşleri ile bir alakası yoktur ama, 1830’lu yıllarda Kuba’nın valisi olan Don Jose Cienfuegos ile bağı vardır...

Camilo Cienfuegos, gençlik hareketi içinde sivrilmişti. Daha önce ifade etmiş olduğum gibi, ABD’de kaçak işçi olarak çalışırken, Kastro’nun Mexico City’de askeri eğitim gören grubuna katılmıştı... O, devrim sırasında kumanda ettiği 700 gerilla askeri ile asıl olarak Camagüey ve Las Villas kentlerinde Batista güçlerine karşı başarılı baskınlar gerçekleştirmişti. Devrimci savaş sürecinde, Sierra Maestra’nın batısından Pinar Del Río’ya dek uzanan topraklar O’nun sorumluluk alanı içindeydi... Devrimin zafere ulaşmasının ardından da, Başkaldırı Ordusu’nun kumandanlığına Camilo Cienfuegos getirilecekti. Zaten, Huber Matos’un etkisiz hale getirilmesi amacıyla Camilo Cienfuegos’un Camagüey’e gitmesi, Ordu’nun komutanı olması nedeniyle idi...

 

Frei Betto ile yapmış olduğu söyleşi de Kastro, Camilo Cienfuegos hakkında şunları anlatmaktadır... “Camilo, daha ilk çatışmada asker olarak kalitesini gösterdi. O’nun karakteri Che’den farklı idi. O, herzaman en yüksek yaşam sevincine sahip biri idi. Che’ye göre daha düzensiz, ve Che’den daha az entellektüel biri idi. O, bir eylem adamıydı. Çok aydınlık ve politik bir akla sahipti. Daha az dini düşünceye sahipti. Subay olarak olağan dışı insiyatif sahibi idi. Savaşın son aşamasında, stratejik bir görev olarak Las Villas bölgesini elegeçirme görevi ona verilmişti. O, aynızamanda Karizma sahibi idi. Zaferden sonraki ilk aylarda, bizlerin yaptıklarını O’da yaptı. Herhangi bir güvenlik önlemi almadan arabalara, helikopterlere, uçaklara bindi...”

 

Yine Kastro devamla, Camilo Cienfuegos’un ölümü ile sonuçlanmış olan uçak kazası için şunları söylemektedir... “Camilo, Ordu’nun komutanı idi. Matos’un ihanetinin neden olduğu koşullar nedeniyle Camagüey’e ikinci bir yolculuk daha yapmak zorunda kaldı. Çok fırtınalı geçen bir mevsimde, sonbarda, kimsenin uçak yolculuğu yapmak istemediği bir zamanda O, çok kötü hava koşullarında, üstelik çok küçük bir uçakla, ve hem de gece vakti Havana’ya uçuyor. Devrimin ilk yılı, Ekim 1959 idi. O benden gençti. Öldüğünde 27 yaşında idi.” Yukarıda daha önce yazmış olduğum gibi, Huber Matos’u etkisiz hale getirmek amacıyla, 21 Ekim 1959 günü, Kastro ve Cienfuegos birlikte Camagüey’e gidiyorlar ve işlerini halledince Havana’ya geri dönüyorlar. Fakat çok kısa süre sonra Cienfuegos yeniden Camagüey’e gitmek zorunda kalıyor. Bu ikinci gidişinin ardından geri dönerken geçirdiği uçak kazasında O, yaşamını yitiriyor...  

 

Aslında, merkezi Kuba’da bazı karşı-devrimci unsurların CIA tarafından silahlandırılmaları, ve yine Miami’de karşı-devrimci Kubalı göçmenlerin CIA tarafından örgütlenmeye başlamaları, bu döneme, Matos’un devrime karşı çıktığı zaman dilimine rastlamaktadır.

 

Kastro, devrimci hükümeti toplayıp Matos olayını tartışacaktı. Artık, liberal unsurlarla yapılmış olan koalisyon sonbulmaktaydı. Devrimin ileriye gitmesi bu ayrılığı zorunlu kılmaktaydı... Huber Matos için 11 Aralık 1959 günü toplanan mahkemenin duruşmaları beş gün sürecekti. Duruşmaların ardından O, 15 Aralık 1959 günü, 20 yıl hapis cezasına çarptırılacaktı... Hapisten 21 Ekim 1979 günü çıkacak olam Matos, 1963 yılında Miami’ye gitmiş olan eşinin ve dört çocuğunun yanına ABD’ye, Miami’ye gidecekti...

 

Tüm devrim süreci içinde tekbaşına küçük bir olay gibi gözüksede, Huber Matos ayrılığı, liberal unsurlarla sosyalistler arasındaki ayrışmanın başlamış olduğunu göstermesi bakımından ilginçtir. Devrimin üzerinden sadece 10 ayı biraz aşkın bir süre geçtikten sonra bu ayrılık başlamıştır. Bu zamana dek devrimin gerçek karakterinin neden tam anlaşılamadığını göstermesi bakımından da Matos olayı ilginçtir. ABD’nin politik karar merkezlerinin başlangıçta Kastro ve yoldaşları hakkında kesin bir yargıya neden varamamış oldukları, aynı olay sayesinde daha iyi anlaşılmaktadır...

 

Yukarıda da ifade edilmiş olduğu gibi, Kastro’nun 19 Nisan 1959 günü Nixon ile karşılaşması sırasında ABD dostu olmadığı hissedilmiş, ve devrilmesi için CIA’ya gizli emir verilmişti ama, yine de komünist olup olmadığı anlaşılamamıştı... Ayrıca yine aynı olay, Sovyetler Birliği yönetiminin de başlangıçta Kuba devrimine neden temkinli yaklaşmış olduğuna açıklık getirmektedir...

 

Şüphesiz Matos olayı, patlayacak olan politik fırtınanın habercisi bir esinti gibiydi aynı zamanda. Asıl büyük olaylar bundan sonra yaşanacaktı, ve bu arada ABD servisleri, Kastro’ya yönelik birçok suikast planı yapacaklardı... Kastro’ya karşı CIA operasyonları, daha 1959 yılında Nixon’un emri ile başlamıştı. Ayrıca, New York Times gazetesinin 13 Mart 1960 tarihli sayısında yeralan “Entrikaların Diğer Miami Kenti” başlıklı bir habere göre, beş adet anti-Kastro grup, Miami’de işler çevirmekteydi...

 

Örneğin... CIA’nın Teknik Servisler Bölümü (TSD, Tecnical Services Division), ilk olarak, Kastro’nun etkili konuşmalarını sabote etme planı yapacaktı. Kastro’nun konuşmasını yaptığı stüdyoya, halusinasyonlara neden olan kimyasallar püskürtülmesi planlanacaktı. Yani hesaplarına göre Kastro, stüdyo da halka hitabederken, kimyasalların etkisi ile saçmalamaya başlayacak ve karizması yıkılacaktı...

 

ABD servisleri, Kastro’nun içtiği puroya kimyasallar bulaştırmaktan, dış gezilerinde giydiği ayakkabılarına -canlılar için çok tehlikeli- kimyasal bir element olan thallium tuzları bulaştırmaya dek planlar yapacaklardı... Aynı yıl (1960) CIA, bir Kubalıya, Raúl Kastro’ya yönelik öldürücü bir kaza örgütlemesi için 10 bin dolar ödeyecekti. Yine 1960 yılında CIA, bazı bakterilerle gıdalarda oluşabilen, ve alınınca kesin ölüme yolaçan botulinum zehri haplarını, sinirlerin tepkilerini bloke eden, adaleleri ve sinir sistemini işlemez hale getiren bu zehri, başta Kastro kardeşler ve Che Guevara olmak üzere Kubalı önderlere vermek için uğraşacaktı. Böyle bir ölüm, gıda zehirlenmesinden de sanılabilirdi...

 

Botulinum zehiri içeren purolar bir şekilde Kastro’ya yollanacaklardı. Bunları ağzına alan biri hemen ölebilirdi ama, bir sonuç elde edemeyeceklerdi... Aslında tüm bunlar, hastalıklı cinayetleri konu edinen paranoya yüklü polisiye romanların hayali öyküleri sanılabilirler ama, hepsi gerçekti. Ve şüphesiz ürküntü verici ve akla zarar suikast planları ve girişimleri, burada özetlenenlerle sınırlı da kalmayacaklardı.

 

CIA, 1961 yılından Haziran 1965’e dek, “AM/LASH” kod adını verdiği yüksek rütbeli Kubalı bir görevli ile birlikte Kastro’yu öldürme planları yapacaktı. CIA, güvenlik gerekçeleri ile Haziran 1965’de bu kişi ile olan ilişkisini sonlandıracaktı.

 

CIA’nın Görev Gücü W, 1963 yılında, Kastro’yu öldürebilmek için iki plan yapacaktı. Bunlardan birincisi, Kastro’nun sürekli denize daldığı yere patlayıcı bir deniz kabuğu yerleştirmeyi içermekteydi. Gerçek bir “sivri zekalı”nın ürünü olduğu anlaşılan bu plan, pratik bulunmadığı için, CIA’nın Teknik İşler Bölümü (TDS, Tecnical Services Division) tarafından reddedilecekti. İkinci plan, -“Domuzlar Körfezi Çıkartması” sırasında Kuba tarafından alınmış olan esirlerin iadeleri için Kastro ile görüşmeler yapan- James Donavan’ın, Kastro’ya, hastalık kaynağı olacak bir dalış giysisi vermesi üzerine kurulmuştu. CIA’ya bağlı TDS, bu plan üzerinde çalışmaya başlayacaktı... Dalış elbisesinin nefes alma bölümüne tüberkülos (verem) nedeni olan basiller (bakteriler) yerleştirilecekti. Giysinin iç kısmına da, kronik cilt hastalığına neden olan mantarlar yerleştirilecekti. Fakat bu giysi, CIA labaratuarından çıkamayacaktı...

 

Bu satırları yazana göre, sözkonus ikinci plan da pratik değildi, yine bir sivri zekalı işiydi. Diğer yandan, tüm bunlar ne ölçüde gerçek öykülerdir?, sorusu da akla gelebilir. CIA kaynaklı olarak yayıldıkları anlaşılan bu öyküler, “AM/LASH” işi, hepsi, CIA’nın gerçek eylemlerini, çalışma yöntemlerini örtmeye, karşı tarafta gereksiz şüpheler yaratmaya yarayan dezinformasyonlar da olabilirlerdi... Herneyse, bunlarla, veya daha bilinmeyen başka planlarla Kastro’yu öldürmeye, veya O’na zarar vermeye çalışmış olan CIA, bu konuda başarı sağlayamayacaktı. Anlaşılan, Kastro’ya yönelik suikast planlarının başarısızlıkları, Kuba istihbaratının halk arasındaki güçlü desteğine bağlıydı. Görüldüğü kadarıyla Kuba halkı, Kastro’yu kolluyordu, koruyordu...

 

Bir CIA görevlisi, 22 Ekim 1963 günü, Kastro’ya karşı kullanması için, ilişkide olduğu Kubalıya, zehirli kalem verecekti. ABD Kongresi, 20 Ekim 1975’de, Kastro’nun öldürülmesi için CIA tarafından hazırlanmış en az sekiz komployu açığa çıkartacaktı...

 

ABD yönetimleri bu tip işlerle uğraşacaklarına, hayati sayılacak ekonomik yararlarının bulunmadığı Kuba ile ilişkilerini normalleştirmiş olsalar, belki de Kuba rejimini çok daha fazla kendi yararları yönünde etkileyebilirlerdi...

 

Diğer yandan şüphesiz, askeri-endüstri komplekslerin azami kârlarını arttırabilmek ve sırtlarını bu güce dayamış olan politikacıların kariyerlerini sürdürebilmek için, gerilime gereksinimleri vardı. CIA’nın, bu istihbarat ötgütü sıfatlı şirketin, ABD bütçesinden ve diğer kaynaklardan payını arttırmak, varlığını güçlendirerek sürdürebilmek için sözkonusu karanlık komplolara, ahmakça planlara gereksinimi bulunmaktaydı...

 

Devrimin birinci yılı dolarken, birçok şey, hatta devrimin yaşayıp yaşamayacağı bile kesinlik kazanmış değildi. Fakat devrimi gerçekleştirmiş olanlarla halkın bütünleşmesi gerçekleşmişti, ve inançlar güçlüydü. Fakat yine de, gelecek tehlikeli yıllarda Kuba’nın hangi kararları vereceği sorusu ortada durmaktaydı.

 

Kuba halkı yeni yıla, “26 Temmuz Hareketi” devrimcilerinin silahlarından çıkan mermilerin izlerini halen taşıyan, yedi yıl önce (1953) birçok devrimcinin en ağır işkenceleri yaşamış oldukları, Abel Santamaría’nın ve diğerlerinin öldürüldükleri Moncada Kışlası’nı okula dönüştürerek girecekti. Büyük yurtsever şair José Martí’nin 107’nci doğum günü olan 28 Ocak 1960 günü bu kışla, “26 Temmuz Okul Kenti” adıyla eğitim hizmetine açılacaktı. Aşılış konuşmasında, özet olarak, çok çalışmak gerektiği üzerinde duran Kastro, sözlerine, “Bu gün ihtilalin ayak izleri nerede?” sorusunu çocuklara yönelterek başlayacaktı. Çocukların yanıtı, “İnsanların içinde!”, olacaktı.

 

Evet, insanı en yüce değer gören ve onu her alanda sürekli geliştirip ilerletmek ve onun yaşam kalitesini yükseltmek olan ihtilalin bilinci, insana olan inançlar, veya kısacası ihtilal bilinci yitirildiği zaman, ancak ozaman ihtilal yenilebilirdi. Fakat Kuba halkı ihtilal bilincini koruyarak tüm zorlukları aşmayı sürdürebilecekti...

 

Ne doğrudan müdahaleler ve politik izolasyon çabalarıyla, ve ne de giderek ağırlaşacak olan ekonomik ambargo ile Kuba’yı yolundan çevirmek mümkün olamayacaktı...

 

         yirmiüçüncü bölüm için tıkla                                                                                                             başlangıç bölümüne dön

 

1- Keşfedilmiş kıtayı Avrupa’nın keşfi, ve yeni toplumsal trajedilerin başlayışı

 

1 a- Amerika Kıtası’na ilk yerleşimler üzerine kısa notlar

 

1 b- Amerika Kıtası’na ilk ayakbasan Avruparılar, Eirik Raude (Kızıl Erik) ve oğlu Leif Eriksson üzerine çok kısa notlar

 

1 c- Piri Reis haritası ve Kolomp’tan 71 yıl önce Amerika Kıtası’nın her iki yanını ve Avustralya’yı keşfetmiş olan Çinli amiral Zheng He üzerine çok kısa notlar

 

1 d- Binbirgece Masalları’nın kahramanı Sinbad, ve Amerika Kıtası’nın en eski kaşiflerinin Ortadoğu halklarından birileri olabileceği üzerine bir spekülasyon

 

1 e- Doğu’nun zenginliklerine ulaşmalarını sağlayacak yeni yollar arayan Batı’nın Amerika Kıtası’nı keşfi; Kristof Kolomp ve Amerigo Vespucci üzerine çok kısa notlar

 

2- Amerika Kıtası’nın yerli halkının trajedisi üzerine çok kısa notlar

 

3- Kuba’da beyaz adamı dostça karşılayan yerli halkının trajedisi üzerine kısa notlar

 

4- Afrika’dan gelen köleler, ilk isyanlar, ve Kuba halkının uluslaşma süreci

 

5- Bağımsızlık savaşına doğru Kuba’da sınıfların konumları, ABD’nin Kuba politikası, Monroe Doktrini ve Kuba’da 1844 ayaklanması

 

6- Çin’in sömürgeleştirilmesi, Kuba’nın Çinlileri, ve üç Kubalı-Çinli general

 

7- Kuba’nın bağımsızlık savaşının ilk on yılı, 1868- 78

 

8- Dağılanın yeniden toparlanması, José Martí’nin birleştirici rolü, ve “cumhuriyet”e doğru ihtilalin ikinci aşaması

 

9- ABD-İspanya savaşı, Kuba’nın ABD tarafından istila edilmesi, Amerikan askeri diktatörlüğü ve sözde cumhuriyet

 

10- Kuba’nın ABD tekellerinin eline düşmesi, sendikal örgütlenmelerin ve öğrenci hareketlerinin başlayışı

 

11- Machado diktatörlüğü, Kuba Komünist Partisi’nin tarih sahnesine çıkışı, Mella’nın öldürülüşü, büyüyen muhalefet, devrim ve Machado’nun devrilişi

 

Not: kahramanlık ve sahte kahramanlık üzerine birkaç söz

 

12- Devrimci Batista’dan Batista diktatörlüğü yıllarına ve ilerici 1940 Anayasası üzerine notlar

 

13- II. Dünya Savaşı sonrası Truman politikaları içinde Latin Amerika, Rio Paktı, OAS ve ABD’nin uluslararası “polis gücü” olması

 

14- En genel anlamıyla dünyada ve Türkiye’de sosyal devrim, kitlelerden kopuk terör, karşı-devrimci güçlerin bazı provokasyonları ve dezinformasyonları üzerine çok kısa notlar

 

15- Devrime doğru Kuba’da sosyal yaşam, cennet içinde yaşanan cehennem, ve devrimin hedefi üzerine notlar

 

16- ABD servislerinin ve politik karar merkezlerinin sürmekte olan silahlı ayaklanma  ve Kastro üzerine kararsızlığı, ABD yönetiminin Batista ile ilişkileri, CIA’nın ve Dulles biraderlerin bazı işleri üzerine notlar

 

17- Devrime giden yolda Fidel Kastro, Moncada Kışlası baskını, hapislik ve Meksika’ya gidiş

 

18- “Kaderine” yelken açan Che Guevara, United Fruit Compan, Guatemala’nın ve Jacobo Arbenz’in trajedisi, Meksika’da kesişen yollar, Alberto Bayo ve askeri eğitim 

 

19- Kastro önderliğinde Kuba halkının devrimi, devrimci savaş sürecinde yaşananlar ve Batista’nın kaçışı

 

19 a- Gramma yolculuğu, karaya çıkış, neden Oriente bölgesi, ve Frank Pais’in ölümü

 

19 b- Sierra Maestra’dan yayılan devrimci yürüyüş, Amerikan basınının yoğun ilgisi, silahlı mücadelenin dönüm noktası, El Cubano Libre, Radio Rebelde, ve 45 örgütün destek bildirisi

 

19 c- Köylü meclisi, Jigüe Savaşı, devrime katılan askeri birlikler, zafere yaklaşırken Washington’un devrimi engelleme entrikası, William Douglas Pawley, ve Batista’nın kaçışı

 

not: William Douglas Pawley’in gerçek kimliği

 

20- Devrim hükümetinin ilk işleri, ABD’nin Kuba’ya acele bir askeri müdahale gerçekleştirmemesi üzerine düşünceler, ve karşı-devrimcilerin cezalandırılmaları üzerine 

 

21- İlk millileştirmeler, Kastro’nun ABD ziyareti, Nixon-Kastro buluşması, ABD ambargosunun başlayışı, Kuba ekonomisini ABD’den bağımsızlaştırma çabaları, Kahire’de Sovyetler Birliği ile ilk temas, sosyalizme yöneliş, ve Komünistlere hakveren Kastro

22- İdeolojik ayrılıkların belirginleşmesi ve liberallerin tasviyesi, Binbaşı Huberto Matos olayı, Camilo Cienfuegos’un ölümü, ve Kastro’ya yönelik bazı suikast planları

23- Mikoyan’ın Kuba ziyareti ile başlayan yeni dönem; ABD merkezli tekellerin ve Kubalı büyük sermayenin millileştirilmesi; ABD’nin ağırlaşan ambargosu, ekonomik sabotajları, ve Kubayı istila hazırlıkları; sosyalist enternasyonal dayanışmanın önemi, ve anti-Sovyet çığlıklar üzerine bir not

 

not: “Soğuk Savaş” yıllarındaki anti-Sovyet çığırtkanlıklar ve “Tam Bağımsız, Gerçekten Demokratik” şiarı üzerine

 

24- Saldırıya geçen Washington; Operation Pluto; Radio Swan; CIA imalatı karşı-devrimci örgütlenmeler; Kuba’dan atılan ABD elçilik görevlileri; Kuba’nın dostlarının gücü; Kuba’da patlayan bombaları; ABD-Kuba diplomatik ilişkilerinin sonlanışı; Domuzlar Körfezi çıkartması ve emperyalizmin Amerika kıtasında ilk yenilgisi; devrimin sosyalist, kendisini ise Marksist-Leninist olduğunu açıklayan Kastro

 

25- Nasıl komünist olduğunu anlatan Kastro; “Mongoose Operasyonu”; Kuba’yı Latin Amerika’da izole etme çabaları; birleşen ihtilalci örgütler ve Kuba Komünist Partisi’nin yeniden organize edilmesi; U-2 ispiyon uçakları; dünyayı nükleer savaşın eşiğine taşıyan 1962 Füze krizi; pazarlık masasında Türkiye Cumhuriyeti  

 

http://www.sinbad.nu/