Yusuf Küpeli, Kuba devrimi 50. yılını doldururken Kuba tarihinden notlar

 

not: “Soğuk Savaş” yıllarındaki anti-Sovyet çığırtkanlıklar ve “Tam Bağımsız, Gerçekten Demokratik” şiarı üzerine

 

Kuba halkının, Sovyetler Birliği ve diğer sosyalist ülkelerle kurduğu dayanışma sayesinde ABD’nin baskılarını hafifletme yeteneğini gösterebilmesine, ABD’nin burnunun dibinde sosyalizmi kurup yaşatabilme başarısını yakalamasına bakınca, o dönemdeki anti-Sovyet çığırtkanlıkların hangi merkezler tarafından desteklenmiş olduğunu anlamak, sanırım kolaylaşır. Ve yine aynı dönemdeki tüm ulusal kurtuluş ve sosyalizm mücadelelerinin başarılarının gerisinde, başta Sovyetler Birliği olmak üzere sosyalist ülkelerin desteğin olduğunu görmek, anti-Sovyet gürültülerin asıl kaynağını anlamaya yardımcı olabilir. Vietnam halkının, Angola ve Mozambik halklarının, ve diğer birçok halkın bu enternasyonalist dayanışmalar sayesinde kazanmış oldukları başarılara bakınca, “solcu”-“ulusalcı”-“Maocu” maskeler takınmış birtakım çığırtkanların, “Soğuk Savaş” olarak adlandırılan süreç boyunca kopartmış oldukları Sovyetler Birliği karşıtı gürültülerin nedenleri, histerik “Sovyet sosyal emperyalizmi” çığlıklarının amaçları, daha iyi farkedilebilir herhalde.

 

“Sovyetler Birliği’ne yeterince karşı çıkmadığı” söylemleri ile MHP gibi neo-Nazi bağlantılı örgütlenmeleri eleştiren bu küçüklüğü ölçüsünde bol gürültülü borazanların, kimler, hangi merkezler tarafından üflendikleri, yine aynı bilgilerin ışığında daha iyi anlaşılır herhalde... Şüphesiz bu grupçuklara dahil olanların çoğunluğu ne yapmakta olduklarının bilincinde olmasalar bile, sözkonusu grupçukları manupule eden tüm yaşamları yalan üzerine kurulu dolandırıcılar; baştan sona yalan olan sahte biyografileri ile kendilerini dev aynalarındaki görüntüleri kadar büyük göstermeye çalışan bu sahtekarlar; derin aşağılık kompleksleri ile “efsaneleşmiş” sahte lider tiyatroso oynamaya çalışan bu bir ayakları bazı devlet servislerindeki “sol” maskeli hastalıklı karakterler, yaptıkları işin basbayağı bilincinde idiler...

 

O yıllarda daha çok -“kültür devrimi” gibi- kendi iç sorunları ile boğuşan Pekin’in sözkonusu grupları örgütleyecek, destekleyecek, finanse edecek olanakları olmasa da, CIA ve bağlaşığı yerli örgütlerin, NATO’ya bağlı “kontragerilla” örgütlenmelerinin aynı işi yapacak yeterinden fazla güçleri ve nedenleri vardı şüphesiz... Sosyal başkaldırıların gelişip yaygınlaştığı bu yıllarda, emperyalist merkezler açısından işler, sadece, sonderece ilkel “komünizm ile mücadele dernekleri” aracılığıyla yürütülemiyordu. Washinton’un ve bağlaşıklarının, “sol” maskeli provokatörlere, çığırtkanlara, ve ayrıca kitleleri ürküterek -Pentagon bağlantılı- faşist operasyonların ve darbelerin yolunu açan “sol” maskeli bireysel terör grupçuklarına gereksinimi vardı...

 

Yine aynı dönemde askeri darbe illizyonları ile kolay iktidar peşinde kullanılan, ve kendisi de başkalarını aldatarak kullanmaya çalışan birçok pozcu, ikili yapıdaki sahtekar karekterler arasından biri, “tam bağımsız ve gerçekten demokratik” söyleminin baş savunucusu olarak öne çıkartılacaktı. Günümüzde, komünizmden, sosyalizmden nefret eden en cüsseli medya organları, ve anti-komünist köşe yazarları tarafından, “Türk ‘sol’unun efsanevi önderi” gibisinden pırıltılı yalanlarla tanıtılan bu kişinin ne “mal” olduğunu anlamak artık okadar zor olmasa da, o günlerde bu iş becerebilmek, bu “sol” maskeli politik Sülün Osman’ı yetersiz politik bilinçle anlayabilmek pek kolay değildi. Yaşam öyküsü baştan sona yalanlarla dolu palavrası bol bu hastalıklı karakterin “icadı” olan bilim ve gerçek dışı “tam bağımsız ve gerçekten demokratik” söyleminin, sadece ve sace CIA’ya verilmiş bir garanti olduğunu, “bizler Sovyet bloğu ve sosyalist demokrasi anlayışının dışında kalacağız”, demek olduğunu farketmek, politik tecrübesi hemen hemen hiç olmayan genç insanlar için o yıllarda kolay değildi. İlk anda kulağa hoş gelen aynı şiarın, “Sovyet sistemi anlamında da bağımsız olacağız, ve halk demokrasilerinden olmayacağız,” garantisi olduğunu farketmek, bunun, -Kuğulu Park buluşmalarında- CIA görevlisine verilmiş bir garanti olduğunu öğrenmek, biraz zaman alacaktı. Ancak bundan sonra somut bazı gerçekleri kavramak, ve birtakım politik şifreleri çözmek kolaylaşacaktı...

 

Aynı “tam bağımsız” söylemiyle ilgili bir notu sıcağı sıcağına hemen buraya düşmek gerekirse... Angola Halk Kurtuluş Hareketi (MPLA, Movimento Popular de Libertação de Angola) önderliğinde Portekiz sömürgeciliğine karşı kurtuluş mücadelesi verip, Sovyetler Birliği, Kuba ve diğer sosyalist ülkelerle işbirliği içinde özgür Angola’yı yeniden kurmaya çalışan Angola halkına ve bu halkın önderi MPLA’ya karşı, bizzat CIA ve ırkçı Güney Afrika rejimi tarafından, “Angola’nın Tam Bağımsızlığı İçin Ulusal Birlik” (UNITA) adlı bir örgüt kurdurtulmuştu. CIA ve ırkçı Güney Afrika rejimi tarafından 1970’li yılların ortasında örgütlenip finanse edilen, silahlandırılan, ve yine aynı şekilde MOSSAD ve benzeri servisler tarafından desteklenen karşı-devrimci UNITA örgütü, veya türkçe adıyla “Angola’nın Tam Bağımsızlığı İçin Ulusal Birlik”, kendi halkına ve ülke ekonomisine karşı savaş açmıştı...

 

Dikkat, UNITA’nın türkçe tam adı, “Angola’nın Tam Bağımsızlığı İçin Ulusal Birlik” olmaktadır ve buradaki “tam bağımsızlık” vurgusu, Sovyetler Birliği’den, Kuba’dan, sosyalist ülkelerden bağımsız olmak anlamına gelmektedir. Ruhunu üç kuruşa şeytana satmış halk düşmanı Jonas Savimbi önderliğindeki CIA imalatı UNITA, “TAM BAĞIMSIZLIK” şiarını öne çıkartarak tüm “Soğuk Savaş” yılları boyunca ve hatta yakın zamana dek Angola’yı kana boğacaktı. O ve emrindeki kriminal unsurlar, Irkçı Güney Afrika rejiminin faşist güçlerinin desteğinde, doğu ve güneydoğu Angola’da bulunan üslerinden kalkarak, köyleri-kentleri yıkacaklar, ülke ekonomisini tahrip edecekler, yaklaşık iki milyon insanın ölümüne, bir okadarının sakat kalmasına ve yine aynı miktarada insanın göçüne neden olacaklardı... Geleceğiz...

 

Böyle bir dünya da halkın yararları açısından bağımsızlık, emperyalist sistemden bağımsızlık anlamına geldiği sürece olumluluk ve gerçeklik taşır. Emeryalist sistemden bağımsız olabilmek için ise, kendi ülkendeki halkın örgütlü gücüne dayanabildiğin kadar, uluslararası işçi hareketinin, anti-emperyalist halkların ve ülkelerin, ve varsa sosyalist ülkelerin desteğini alabilmek gereklidir, kaçınılmaz bir zorunluluktur. Uluslararası arenada tüm ilerici, anti-emperyalist, ve sosyalist güçlerle karşılıklı yararlar çerçevesinde bağımlı olamadığın sürece, halkının yararlarını koruyup geliştirebilmen olanaksızdır. Kısacası, “tam bağımsızlık” gibi tamamen bilim ve gerçek dışı bir söylem, hele hele iç ve dış politik süreçlerin alabildiğine kenetlendikleri böyle bir dünyada bu söylem, uluslararası halkçı dayanışmanın dışına itilerek emperyalist merkezlerin tuzağına yakalanmak anlamına gelir.

 

Yine, ne burjuva anlamda, ve ne de sosyalist anlamda “tam demokrasi” diye bir olay yoktur; tarihte olmamıştır; sınıflı toplumlar yaşadığı sürece olamaz; hele hele Türkiye gibi ataerkil kültürün egemen olduğu ülkelerde hiç olamaz ama, herhangi bir kişiye ve topluma karşı sorumluluk duygusu tanımayan psikopat karakterler için de palavranın sınırı olamaz... Sınıflı toplumlarda, asıl olarak egemen güçlerden birisine dayanan; ya burjuva, ya da işçi veya emekçi demokrasisi olarak yaşam bulan, veya bunların değişik türevlerinden biri biçiminde kendisini gösteren demokrasi, mevcut sınıfların politik arenadaki güç oranlarına göre toplumda göreceli bir dengenin oluşması anlamına gelir. Sonuçta tüm demokrasiler, dayandıkları egemen sınıfsal gücün karakterine göre, içlerinde, sözkonusu mevcut egemen sınıfın diktatörlük yanını değişik ölçülerde barındırırlar.

 

“Tam demokrasi” söylemi gerçeklere yüzde yüz ters kocaman bir yalandır ama, yine de CIA’ya verilen garanti olarak bu sözcüğün o yılların Türkiyesi’nde içermiş olduğu gizli anlam, “ Biz iktidar olursak, Sovyetler Birliği etkisindeki mevcut sosyalist halk demokrasilerinden olmayacağız!”, demeye gelmemektedir.

 

Aklı sıra CIA ile anlaştığını sanarak sözkonusu söylemi, “Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik” söylemini ön plana çıkartan “kerameti kendisinden menkul” küçük dolandırıcının yalakalık yaptığı birtakım generaller, iktidara ortak olmasını sağlayacağını sandığı Gürler gibi dikta heveslisi otoriter generaller, basbayağı NATO’cu idiler ve sosyalizmden nefret ediyorlardı. Ve zaten aynı kişinin “Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik” söylemini ağzında sakız gibi çiğnenmiş olmasının bir diğer nedeni de, Gürler ve benzerlerine, “Sovyetler Birliği ile bir bağlarının olmadığını ve olamayacağını” ifade etmek içindi...

 

Ve şüphesiz daha sonra, düşleri sadece düş olarak kalınca, “proleter devrimcisi” tiyatrosu oynamaya başlayacak olan aynı dolandırıcının, gerçekte, ne iktidar olacağı ve ne de kelleyi kaybedeceği bir durum mevcuttu. Çünkü, işi CIA’ya garantiler vermeye dek götürecek ahmakça iktidar düşleri vardı ama, elini taşın altına sokacak, eski ittihatçılar gibi ciddi ilişkilere girebilecek bir yapısı yoktu. Sözkonusu karakterin, anlamadan sosyalizme bir din gibi inanan bazı gençlere vermiş olduğu zararlar dışında, herşeyi palavra idi...

 

O kişinin ve benzerlerinin prensibi, “rüzgara göre yelken açmak” idi. Sosyalizmeden nefret eden etli-butlu burjuva basını tarafından aynı kişinin “efsanevi sosyalist önder” yapılmasının nedeni de, bundan, bu dolandırıcılığından başka birşey değildi, değildir. Onlar, emperyalist burjuvazinin teknesinin kaptan köşkünde oturanlar, işlerine yarayacak olanları, politik etiketine bakmadan popüler yapmasını iyi bilirlerdi, ve halen bilirler. Zaten o nedenle Türkiye’de, manav kasasında rastlanabilecek her cinsten nesneye “sayın” diye hitabetmek, ve sarımsaklı yoğurda yakışanları yönetimin başına geçirmek, neredeyse bir gelenek haline gelmiştir...

 

Kısacası, “Soğuk Savaş” süreci boyunca en keskin “sol” maskeleri takarak anti-sovyet çığlıklar atanlar, “tam bağımzıslık” ve “gerçektem demokratik” namesini seslendirenler, yerli ve yabancı servislerin denetimi altında kitlelerden kopuk ahmakça bireysel terör eylemleri gerçekleştirdikten sonra “solcu” ve “Kemalist” rolü oynamaya çalışanlar, bunların hepsi, NATO’cu güçlere, emperyalist merkezlere bilerek veya bilmeyerek hizmet etmekteydiler. Günümüzde de benzer oyunlar katı “İslamcı” ve aşırı “ulusalcı” maskelerle oynanmaktadır...

 

Yusuf Küpeli,

25 Şubat 2009 (2009-02-25)

yusuf@comhem.se  

 

  yirmiikinci bölüm için tıkla                                                                                                                 başlangıç bölümüne dön

 

 

1- Keşfedilmiş kıtayı Avrupa’nın keşfi, ve yeni toplumsal trajedilerin başlayışı

 

1 a- Amerika Kıtası’na ilk yerleşimler üzerine kısa notlar

 

1 b- Amerika Kıtası’na ilk ayakbasan Avruparılar, Eirik Raude (Kızıl Erik) ve oğlu Leif Eriksson üzerine çok kısa notlar

 

1 c- Piri Reis haritası ve Kolomp’tan 71 yıl önce Amerika Kıtası’nın her iki yanını ve Avustralya’yı keşfetmiş olan Çinli amiral Zheng He üzerine çok kısa notlar

 

1 d- Binbirgece Masalları’nın kahramanı Sinbad, ve Amerika Kıtası’nın en eski kaşiflerinin Ortadoğu halklarından birileri olabileceği üzerine bir spekülasyon

 

1 e- Doğu’nun zenginliklerine ulaşmalarını sağlayacak yeni yollar arayan Batı’nın Amerika Kıtası’nı keşfi; Kristof Kolomp ve Amerigo Vespucci üzerine çok kısa notlar

 

2- Amerika Kıtası’nın yerli halkının trajedisi üzerine çok kısa notlar

 

3- Kuba’da beyaz adamı dostça karşılayan yerli halkının trajedisi üzerine kısa notlar

 

4- Afrika’dan gelen köleler, ilk isyanlar, ve Kuba halkının uluslaşma süreci

 

5- Bağımsızlık savaşına doğru Kuba’da sınıfların konumları, ABD’nin Kuba politikası, Monroe Doktrini ve Kuba’da 1844 ayaklanması

 

6- Çin’in sömürgeleştirilmesi, Kuba’nın Çinlileri, ve üç Kubalı-Çinli general

 

7- Kuba’nın bağımsızlık savaşının ilk on yılı, 1868- 78

 

8- Dağılanın yeniden toparlanması, José Martí’nin birleştirici rolü, ve “cumhuriyet”e doğru ihtilalin ikinci aşaması

 

9- ABD-İspanya savaşı, Kuba’nın ABD tarafından istila edilmesi, Amerikan askeri diktatörlüğü ve sözde cumhuriyet

 

10- Kuba’nın ABD tekellerinin eline düşmesi, sendikal örgütlenmelerin ve öğrenci hareketlerinin başlayışı

 

11- Machado diktatörlüğü, Kuba Komünist Partisi’nin tarih sahnesine çıkışı, Mella’nın öldürülüşü, büyüyen muhalefet, devrim ve Machado’nun devrilişi

 

Not: kahramanlık ve sahte kahramanlık üzerine birkaç söz

 

12- Devrimci Batista’dan Batista diktatörlüğü yıllarına ve ilerici 1940 Anayasası üzerine notlar

 

13- II. Dünya Savaşı sonrası Truman politikaları içinde Latin Amerika, Rio Paktı, OAS ve ABD’nin uluslararası “polis gücü” olması

 

14- En genel anlamıyla dünyada ve Türkiye’de sosyal devrim, kitlelerden kopuk terör, karşı-devrimci güçlerin bazı provokasyonları ve dezinformasyonları üzerine çok kısa notlar

 

15- Devrime doğru Kuba’da sosyal yaşam, cennet içinde yaşanan cehennem, ve devrimin hedefi üzerine notlar

 

16- ABD servislerinin ve politik karar merkezlerinin sürmekte olan silahlı ayaklanma  ve Kastro üzerine kararsızlığı, ABD yönetiminin Batista ile ilişkileri, CIA’nın ve Dulles biraderlerin bazı işleri üzerine notlar

 

17- Devrime giden yolda Fidel Kastro, Moncada Kışlası baskını, hapislik ve Meksika’ya gidiş

 

18- “Kaderine” yelken açan Che Guevara, United Fruit Compan, Guatemala’nın ve Jacobo Arbenz’in trajedisi, Meksika’da kesişen yollar, Alberto Bayo ve askeri eğitim 

 

19- Kastro önderliğinde Kuba halkının devrimi, devrimci savaş sürecinde yaşananlar ve Batista’nın kaçışı

 

19 a- Gramma yolculuğu, karaya çıkış, neden Oriente bölgesi, ve Frank Pais’in ölümü

 

19 b- Sierra Maestra’dan yayılan devrimci yürüyüş, Amerikan basınının yoğun ilgisi, silahlı mücadelenin dönüm noktası, El Cubano Libre, Radio Rebelde, ve 45 örgütün destek bildirisi

 

19 c- Köylü meclisi, Jigüe Savaşı, devrime katılan askeri birlikler, zafere yaklaşırken Washington’un devrimi engelleme entrikası, William Douglas Pawley, ve Batista’nın kaçışı

 

not: William Douglas Pawley’in gerçek kimliği

 

20- Devrim hükümetinin ilk işleri, ABD’nin Kuba’ya acele bir askeri müdahale gerçekleştirmemesi üzerine düşünceler, ve karşı-devrimcilerin cezalandırılmaları üzerine 

 

21- İlk millileştirmeler, Kastro’nun ABD ziyareti, Nixon-Kastro buluşması, ABD ambargosunun başlayışı, Kuba ekonomisini ABD’den bağımsızlaştırma çabaları, Kahire’de Sovyetler Birliği ile ilk temas, sosyalizme yöneliş, ve Komünistlere hakveren Kastro

 

22- Mikoyan’ın Kuba ziyareti ile başlayan yeni dönem; ABD merkezli tekellerin ve Kubalı büyük sermayenin millileştirilmesi; ABD’nin ağırlaşan ambargosu, ekonomik sabotajları, ve Kubayı istila hazırlıkları; sosyalist enternasyonal dayanışmanın önemi, ve anti-Sovyet çığlıklar üzerine bir not

 

not: “Soğuk Savaş” yıllarındaki anti-Sovyet çığırtkanlıklar ve “Tam Bağımsız, Gerçekten Demokratik” şiarı üzerine

 

23- Mikoyan’ın Kuba ziyareti ile başlayan yeni dönem; ABD merkezli tekellerin ve Kubalı büyük sermayenin millileştirilmesi; ABD’nin ağırlaşan ambargosu, ekonomik sabotajları, ve Kubayı istila hazırlıkları; sosyalist enternasyonal dayanışmanın önemi, ve anti-Sovyet çığlıklar üzerine bir not

 

24- Saldırıya geçen Washington; Operation Pluto; Radio Swan; CIA imalatı karşı-devrimci örgütlenmeler; Kuba’dan atılan ABD elçilik görevlileri; Kuba’nın dostlarının gücü; Kuba’da patlayan bombaları; ABD-Kuba diplomatik ilişkilerinin sonlanışı; Domuzlar Körfezi çıkartması ve emperyalizmin Amerika kıtasında ilk yenilgisi; devrimin sosyalist, kendisini ise Marksist-Leninist olduğunu açıklayan Kastro

 

25- Nasıl komünist olduğunu anlatan Kastro; “Mongoose Operasyonu”; Kuba’yı Latin Amerika’da izole etme çabaları; birleşen ihtilalci örgütler ve Kuba Komünist Partisi’nin yeniden organize edilmesi; U-2 ispiyon uçakları; dünyayı nükleer savaşın eşiğine taşıyan 1962 Füze krizi; pazarlık masasında Türkiye Cumhuriyeti  

 

http://www.sinbad.nu/