Yusuf Küpeli, 1 Mayıs Müfrezesi ile Kuba gezisi 2009

 

 

b) ALBA, Camilo Cienfuegos Petrol Rafinerisi ve Kuba ekonomisi üzerine geziden kısa notlar

 

Bu satırları yazan kişinin yolculuğu, 23 Nisan 2009 sabahı Stockholm’den başlamış ve Moskova havaalanında yapılan aktarmanın ardından 12 saat süren bir uçuşla 24 Nisan sabahı Havana’da noktalanmıştır... Diğer ülkelerin delegasyonları genellikle 25 ve 26 Nisan günleri Julio Antonio Mella Enternasyonal Kampı’na ulaşabilmişlerdir. Program, asıl olarak, 27 Nisan sabahı saat 09:30’da, kamp alanının girişindeki Julio Antonio Mella büstüne çelenk koyma seremonisi, ve saat 10:00’da gerçekleşen hoşgeldin eylemi ile başlamıştır. Saat 11:00’de yaşanan kültürel aktivitenin, çocukların renkli ulusal giysileri içinde yaptıkları mükemmel dans gösterisinin ardından, aynı gün saat 14:00’de, Kuba ekonomisi ve Latin Amerika’nın bütünleşmesi projesi olan ALBA (Alternativa Bolivariana para los Pueblos Nuestra Américana) üzerine bir konferans örgütlenmiştir... Aynı günün gecesi saat 20:00’de, “Kuba gecesi”, müzikli eğlence başlamıştır...

 

Türkçesi ile ALBA, “Bizim Amerikamızın Halkları için Bolivarcı Alternatif” olmaktadır. Bilindiği gibi Bolivar (Simon Bolivar, 1783- 1830), İspanyol sömürgeciliğine karşı tüm Latin Amerika’da verilmiş olan özgürlük mücadelesinin en önemli önderidir, ve Bolivya’nın adı da Simon Bolivar’dan gelmektedir...

 

Latin Amerika’nın ve Kuba gibi Karaib Denizi ülkelerinin ekonomik, sosyal, ve politik bütünleşmesini hedefleyen ALBA projesi, 14 Aralık 2004 günü Venezuella Cumhurbaşkanı Hugo Chávez ile Fidel Kastro arasında imzalanan anlaşma ile yaşam bulmaya başlamıştır. Sözkonusu anlaşma, Kuba’nın tıbbi kaynakları ile Venezuella’nın petrolünü değiştirme üzerinedir. Bunun sonuçlarından biri olarak günümüzde, Kubalı 40 bin tıbbi personel, hekim, hemşire, sağlık uzmanı, Venezuella’da hizmet vermektedir. Venezuella’da bu hizmetin karşılığı olarak Kuba’ya petrol vermektedir. Kuba- Venezuella ortaklığı ile Kuba’da rafineri kurulmaktadır. Yeni üretime başlamış olan rafinerinin hisselerinin yüzde 49'u Venezuellaya, yüzde 51’i ise Kubaya aittir...

 

Doğal gaz zengini yoksul bırakılmış Bolivya’nın yerli asıllı yeni Cumhurbaşkanı Eva morales, 29 Nisan 2006 günü aynı anlaşmaya dahil olmuş ve ertesi gün ülkenin hidrokarbon (hydrocarbon) zenginliğini millileştirdiğini duyurmuştur... Uzun sayılabilecek bir aradan sonra yeniden Nikaragua Cumhurbaşkanlığına seçilen Daniel Ortega, Ocak 2007’de ALBA’ya dahil olmuştur... Günümüzde ALBA projesi içinde, Kuba, Venezuella, Nicaragua, Bolivya, Honduras, ve yine Kuba gibi Karaip denizi adaları üzerinde kurulu Dominik Cumhuriyeti, ve küçük Saint (Aziz) Vincent ve Grenadines bulunmaktadır...

 

Kalmakta olduğumuz uluslararası kamp alanında ve Havana’nın değişik yerlerinde birarada gözüken Kastro, Chavez, Morales, Ortega, ve Ahmedinejad portreleri ile yüklü küçük afişler, ALBA ve biraz da bunu aşan bir ekonomik dayanışmanın ifadesi idiler. İlk dört fotoğraf, Kastro, Chavez, Morales, Ortega, ALBA’nın ortakları oldukları kadar, yüzde yüz olmasa bile belirli ölçüde bir düşünsel, ideolojik birliği de sembolize etmekteydiler. ABD’ye direnmesinin ve emperyalist baskılar altındaki ülkelerle kurduğu bazı ilişkilerin ötesinde Ahmedinejad’ın sözkonusu dörtlü ile ideolojik bir birliği olamazdı. Fakat anlaşılan, bir ölçüde Kuba’nın petrol ve doğal gaz gereksinimi, ve bundan da öte Kuba ve diğer adı geçen Latin Amerika ülkeleri için İran’ın Orta Asya’ya açılan önemli kapılardan biri olması, ve yine aynı ülkeler için İran’ın önemli bir ekonomik partner durumunda olması, Ahmedinejad’ın fotoğrafının diğerleri ile birlikte aynı afişte yeralmasına neden olmuştu... Latin Amerika’nın en güçlü ekonomisi durumundaki Brezilya’dan Lula’nın sözkonusu fotoğrafta yeralmaması dikkat çekiciydi. Zaten O’nun politikalarının çok farklı olduğu, özellikle ABD ve partnerleri ile sorunlu ilişkiler içine sürüklenmekten kaçındığı rahatça gözlemlenebilmekteydi...

 

ALBA’ya üye ülkeler arasında ekonomik zenginlik açısından en etkilisinin petrol zengini Venezuella, ve politik etki açısından da en güçlüsünün Kuba olduğu söylenebilir... Şüphesiz, ALBA ile ilgili olarak anlatılanların ve gözlenenlerin ötesinde başka birtakım gerçekler daha bulunmaktadır... Latin Amerika halklarının ekonomik-toplumsal ilerlemeleri; aynı halkların ekonomik, sosyal, ve politik bütünleşmeleri açısından sözkonusu projenin olumlu etkileri olabileceği düşünülebilir. Sonuçta ALBA projesi, üye ülkeler açısından ne ölçüde olumlu bir girişim olarak gözükse de, Brezilya, Arjantin, Şili, Meksika gibi güçlü ekonomilerin henüz bu birlikten uzak duruyor olmaları, sözkonusu birliğin hedeflerine ne ölçüde ulaşabileceği konusunda soru işaretleri yaratmaktadır. Zaten bunlardan son anılanı, Meksika, 1992 yılında ABD-Kanada-Meksika arasında imzalanmış olan NAFTA (North American Free Trade Agreement, veya türkçesi ile Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması) içindedir... Yalnız tabii ALBA’nın, kendi başına olmasa bile, dünyadaki daha büyük bloklaşmalardan birisine, özellikle Çin’e yaklaşarak gücünü ve etkisini arttırıp yayabileceği düşünülebilir...

 

Che Guevara ile birlikte 1 Ocak 1959 günü Havana’ya giren, devrim sonrasının ordu komutanı olan ve Camagüey bölgesinden Havana’ya doğru fırtınalı havada gece uçuşu yaparken 28 Ekim günü uçağıyla birlikte Okyanus’a düşerek kaybolan Kuba devriminin en ünlü üç önderinden birinin, Camilo Cienfuegos’un adını taşıyan Venezuella-Kuba ortaklığı sözkonusu rafineriyi 6 Mayıs Çarşamba sabahı ziyaret ettik. Camilo Cienfuegos Petrol Rafinerisi, Havana’nın 300 km kadar güneydoğusunda, Kuba’nın güney kıyısında dar bir girişi olan mükemmel bir limana kurulmuş tarihi ve güzel Cienfuegos kentinin hemen dışına inşaedilmişti... Parantez dışı belirtmek gerekirse, Kuba’da yaygın olan Cienfuegos adı, “yüz ateş” anlamına gelmektedir. Kente bu ad, Cienfuegos adı, Kuba’nın genel valisi, baş kumandanı Don (Asil) Jose Cienfuegos onuruna İspanya kralı tarafından yaklaşık 1830 yılında verilmiştir. Camilo Cienfuegos ve Cienfuegos kenti hakkında daha geniş bilgiler, Sinbad’a yerleştirilmiş olan “Kuba devrimi 50. yılını doldururken Kuba tarihinden notlar” başlıklı kitabın 18nci, 19ncu ve asıl olarak 22nci bölümlerinde bulunabilir.

 

Rafineri ziyareti sırasında, sözkonusu Rafineri’nin yönetici mühendisleri ve işçileri ile karşılaştık. Onlardan, görüntülerle zenginleştirilmiş bir konferans, rafinerinin tarihi ve işleyişi hakkında bilgiler aldık... Aslında Kuba, kendisine ait ilk rafineriyi 1977 yılında kurmaya başlamış ve 1980 yılında aygıtlar yerleştirilip üretim başlanmış. Rus modeli olan rafineri, 1991 yılında uluslararası pazardan alınan ham petrol ile yarı-kapasitede çalışmaya başlamış. Ve 1996 yılında işler durmuş... Yukarıda ifade edilmiş olduğu gibi, Kuba tıbbı ile Venezuella petrolünün değişimi temelinde 2004 yılında Kastro ile Chavez arasında varılan anlaşmanın sonucu olarak, 10 Nisan 2006 günü rafineri kuruluşu anlaşması imzalanarak süreç resmiyet kazanmış. Kuruluşa 166 milyon dolar harcanmış... Sonuçta, 1996 yılından beri petrol rafine etmeyen Kuba, 11 yıl sonra, 21 Aralık 2007 günü Venezuella’dan gelen ilk ham petrol tankeri ile birlikte üretime başlamış. Sözkonusu rafineri de 900’ü aşkın kişi yılda 5 milyon saat çalışmakta imiş. Çalışanların sayıları 1 600’e ulaşacakmış...

 

Daha ilk yıl, 2008’de, rafineri için 58 tanker gelmiş ve üretim için yapılmış olan planın yüzde 103.7 ilerisine geçilmiş. Günümüzde, planlanandan yüzde 15 daha fazla üretim yapılmakta imiş. Hedef, günde 150 bin fat işlenmiş petrol üretmekmiş... Kuba’da üç petrol rafinerisi bulunmakta imiş. Baştan beri sözünü etmekte olduğumuz Cienfuegos kentindeki rafineriden başka, Havana’da ve Kuba’nın en doğu kıyısındaki ünlü Santiago de Kuba kentinde de birer rafineri bulunmakta imiş... Venezuella dışında, aynı konu üzerine, Kanada, Norveç, Hindistan, ve Çin ile de ortak çalışma projeleri mevcutmuş... Üretilen petrolün birkısmı elektrik üretimi için harcanmakta imiş. Dünyadaki piyasa fiyatlarından çok ucuza, fatı 12 dolara satılan petrolün üretim fazlasının bir kısmı Venezuellaya giderken, diğer kısmıda sözkonusu ucuz fiyata Karaip adaları ülkelerine satılmakta imiş...

 

Aslında, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından 1991 yılında Rusya’dan gelen ucuz petrolün durması ile birlikte, elektrik üretimi alanında daha farklı enerji kaynakları kullanılmaya başlanmış. Bu arada rafineriler yarı kapasite ile, veya hiç çalışmamışlar... Büyük nehirler olmadığı için, elektrik üretiminde daha çok rüzgar ve güneş enerjisinden yararlanma yoluna gidilmiş. Petrol ve doğal gaz bulunmakla birlikte, bu fosil enerji kaynakları henüz ihtiyaca yeterli değillermiş. Ayrıca, bitkilerden yakıt üretme yollarıda geliştirilmekte imiş...

 

Ziyaret etmiş olduğumuz Rafineri’de üretilen petrol ürünlerinden plastik eşyalar, ve ayrıca plastik evler üretilmekte imiş. Dört odalı villa tipi bu evleri üreten bir fabrika, hemen rafinerinin yanına kurulmuş. Öncelikle rafineri de çalışan mühendisler ve işçiler için üretilen bu evler, sahiplerine 8 bin dolara malolmakta ve ödeme taksitle yapılmakta imiş. Evlere sahibolan aileler, ayda 45 peso ödemekte imişler ve bunun sudan ucuz olduğu söylenebilir. Yılda 40 bin ev üretilmesi planlanmakta imiş. Çevrede fabrikada çalışan görevliler için 130 ev bulunmakta imiş. Aynı bölge için 1000’den fazla benzer plastik ev üretilmesi planlanmakta imiş...

 

İleride daha detaylı anlatacağım gibi, bahçe içindeki villa tipi bu -mutfak ve banyo dışında- dört odalı konforlu evleri, ve içinde yaşıyan aileleri, 4 Mayıs 2009 akşamı ziyaret edecektik. Söylenmese plastikten oldukları farkedilmeyen evlerin 8 bin dolar tutan borçlarını ödemiş olan aileler, yaşadıkları yerlerle gurur duymaktaydılar... Bizleri, buralarda, sözkonusu plastik evlerde yaşayan aileler tarafından örgütlenmiş olan Devrimi Koruma Komiteleri’nin yöneticileri karşılayıp ağırlayacak, bilgilendirecek, ikramda bulunacak, ve evlerin içlerini gezmemizi sağlayacaktı...

 

Konu ile bağlantılı olarak yine hemen kısaca belirtmek gerekirse, Havana halkının ancak yüzde 50 kadarının (yarısının) gereksinimini karşılayan doğal gaz boru hatları şimdiden döşenmiştir... Diğer yandan, hekim karşılığı petrol değişiminin ötesinde de Venezuella’dan ucuza petrol alınmaktadır... Yine hemen ilave etmek gerekirse, sözkonusu Rafineri’nin kendisine ait bir poliklinik bulunmaktadır. Rafineri çalışanları aynızamanda yollar yapmakta ve çevre köylerde yaşıyanlara yardımcı olmaktadırlar...

 

ALBA anlaşmasından da anlaşılacağı gibi Kuba, tıbbi eğitim ve hizmetler konusunda -Kanada ile birlikte- dünyanın en iyisidir ve Kuba’da çocuk ölümleri ABD’de olandan çok daha düşüktür. Bunlar, bu satırları yazanın anlatımı olmayıp, tamamen Birleşmiş Milletler’in verileridir... Devrim olduğu sırada okuma-yazma bilmeyenlerin oranı yüzde 30’u aşarken (ki bu oran kırsal alanda çok daha yüksekti), daha 1962 yılında Kuba’da okuma-yazma bilmeyen kalmamıştır. Bu başarılı ve dinamik eğitim politikası sayesinde Kuba, günümüzde eğitim alanında da en iyilerin, en çok yüksek eğitime sahip olan kişilerin varolduğu ülkelerin başında gelmektedir. Eğitim, en önemli yatırım, insana yatırım demektir. Bu alanda ileride olanın, toplumsal-ekonomik sıçramaları başarma şansı çok daha yüksektir... “CIA gerçek” kitabı dahil birçok kaynağın verilerine göre, 2007- 2008- 2009 yılları sayıları ile Kuba’da kişi başına ulusal gelir ortalaması 11 bin ABD doları civarında olmaktadır... Aslında, “CIA gerçek” kitabının 2008 yılı verisine göre Kuba’da kişi başına ulusal gelir ortalaması 12.700 ABD dolarıdır. Aynı yılın devlet bütçesi ise, 41.06 milyar dolarla başlayıp, 43.33 milyar dolara yükselmiştir. Nüfusu 11.4 milyon olan Kuba için bu bütçenin küçük olduğu söylenemez...

 

Yukarıda ifade edilen ve birçok ülkeye göre oldukça yüksek olan kişi başına ulusal gelir ortalamasına karşın, Havana sokaklarında dolaşırken, sözkonusu zenginliğin tüm bireylere yansımış olduğunu görmek pek kolay olmamaktadır. Fakat yine de, sokaklarda, öyle dikkate değer bir yoksulluk, yoksul-zengin ayrımı gözükmemektedir. Diğer Karaip adalarını görmüş olanlar, buralarda, -Kuba’da hiçbirzaman rastlanmayan- bir yoksulluktan, hemen dikkati çeken sınıf uçurumundan sözetmektedirler... Şu anda elimde istatistikler olmamakla birlikte, anlaşılan, ulusal gelirin önemli kısmı, kamu harcamalarına, dünyada en iyi düzeyde olan sağlığa, eğitime ve sayıca büyük olan silahlı kuvvetlere gitmektedir... Bir sene önce yaşanmış olan “Gustav Orkanı”nın yıkımının, üst üste gelmiş olan doğal felaketlerin ve dünya düzeyinde artan gıda fiyatlarının olumsuz etkilerini de unutmamak gerekir...

 

Yine Havana sokaklarında, çapı küçük birtakım yasadışı işler yapanlarla rahatça karşılaşılabilmektedir. Kaçak puro satmaya çalışanlara, ve hatta çok seyrek te olasa kadın teklifedenlere ve yine bir-iki para isteyene rastlanmaktadır... Diğer birçok zorluğun yanında aşağı yukarı her yıl, veya yıl aşırı rastlanan orkanlardan, ekonomiye büyük zararlar veren şiddetli fırtınalardan en şiddetlisi, “Gustav”, Ağustos 2008’de Kubayı vurmuştur. Dünya çapındaki ekonomik krizin, uluslararası gıda krizinin Kuba üzerindeki olumsuz etkilerinin yanında, 122 insanın ölümüne ve çok büyük ekonomik yıkıma neden olan “Gustav” adlı orkan, Kuba ekonomisini sonderece olumsuz biçimde etkilemiştir...

 

Ülkede petrol bulunduğu ifade edilmekle birlikte henüz bunu üretime taşıyamamış, ve yine -özellikle Kanada ortaklığı ile- lüks oteller yapmaya başlamış olmasına karşın zengin turizm potansiyelini henüz harekete geçirememiş olan, ve endüstrileşme yolunda ilerlemeye çalışan Kuba’nın doğal olarak birçok ekonomik zorluğu vardır ama, bunlar aşılamıyacak gibi değildir... Zengin verimli topraklara ve büyük bir tarımsal potansiyele sahibolan 11.4 milyon nüfuslu Kuba’nın tarım topraklarının yüzde 80’i devletin denetimindedir. Geriye kalan yüzde 20 ise, kapitalist işletmeciliğin bir biçimi olan kooperatiflerin, ve çok küçük parçalar halinde bireylerin elindedir. Devletin elinde olmayan sözkonusu yüzde 20’nin yüzde 12’si kooperatiflere, yüzde 8’i ise bireylere aittir...

 

Yukarıda ALBA ve Kuba ekonomisi ile ilgili konferansı anmış olmakla birlikte, bu metindeki asıl konumuz Kuba ekonomisi değildir şüphesiz... Sözü uzatmadan birşeyler ifade etmek gerekirse, beş-altı yıl içinde Kuba’yı önemli değişikliklerin beklediği söylenebilir. Bu sadece benim değil, birçok kişinin görüşüdür... Gelmekte olan yüksek eğitimli ve farklı düşünce yapısına sahip yepyeni neslin politik yaşamda ve devlet bürokrasisinde daha ağırlıklı biçimde yeralmaya başlaması ile birlikte ülkedeki değişimim hız kazanacağından sözedilmektedir. Eğer olağan dışı birtakım gelişmeler olmazsa, en erken beş-altı yıl sonra Amerika kıtasının kuzeyinden başlayacak olan turist akınının da sözkonusu değişimi daha hızlandıracağı ifade edilmektedir...

 

“Kuba uzmanı” olarak tanıtılan isveçli Thomas Gustafsson, 2006 yılında yayınlanmış olan büyük boy 700 sayfalık “Kuba” adlı kitabında, puro ve diğer birtakım kolay tüketim ürünlerini yasadışı olarak üreten gizli küçük fabrikaların olduğunu, olaydan haberdar olmasına karşın devletin bunlara gözyumduğunu, ve yeni genç kapitalist bir sınıfın doğmakta olduğu anlatmaktadır... Zaten sokaklarda da çok sık kaçak puro satıcılarının davetleri ile karşılaşılmaktadır. Yine sokaklarda, eski model arabaların yanında son model arabalara, özellikle Japon arabalarına, son model pahalı arazi arabalarına rastlamak olasıdır. Şüphesiz bunların birkısmı değişik kurumlara ait olsalar da, birkısmının da varlıklı kişisel sahipleri vardır...

 

Şüphesiz ekonominin temel direkleri, ağır endüstri, bankacılık, tarım topraklarının yüzde 80’i ve özellikle endüstri ile bağlantılı bölümü, bütünüyle dış ticaret, devletin denetimindedir. Bunların öyle kolayca el değiştirmeleri, özelleştirilmeleri beklenmemelidir.... Sözkonusu “gizli” küçük üretime, birtakım “gizli” işletmelere devletin gözyumuşu, diğer yandan yine devletin lokantacılık ve benzeri diğer küçük işletmelere, hediyelik eşyalardan kitap ve gıda maddeleri satışına dek birçok küçük ticari işletmeye yasal olarak izin verişi, yine yasal olarak köylülerin özel mülklerinde ürettikleri tarım ürünlerini pazarlıyabilmeleri, muhtemelen, ekonomide belli bir canlılığı korumak, ve istihdam zorluklarını bir ölçüde aşabilmek içindir. Yani sonuçta Kuba’da, ekonomiyi canlandırabilecek sınırlı bir pazar ekonomisi yaratılmıştır, yaratılmaktadır...

 

Aynı uygulama çerçevesinde eskiden tamamen merkezi olan pastorize süt üretimimde de bir ölçüde desantralizasyona gidilmekte, bunun yüzde otuz kadarı ailelere devredilmektedir... Diğer yandan, yaş ortalamasının yükselmesi, yaşam sürelerinin uzaması sonucu, eskiden kadınlar için 55, erkekler için 60 olan emeklilik yaşları, kadınlarda 60’a, erkeklerde ise 65’e yükseltilmiştir... Tam kaliteli bir emeklilik hakkının kazanılabilmesi için, 30 yıl çalışmış olmak gerekmektedir. Eğer bu 30 yıllık çalışma süresi tamamlanmışsa, daha önce alınan ücretin yüzde 90’ı emeklilik aylığı olarak verilmektedir...

 

Ne ölçüde doğru bir benzetme olur tam emin değilim ama, günümüzde ekonomik anlamda Kuba’da yaşanmakta olanlarla Sovyetler Birliği’nde 1921- 28 yıllarında yaşanmış olan NEP (New Economic Policiy, veya türkçesi ile Yeni Ekonomik Politika) arasında bir paralellik kurulabilir... Batı’nın emperyalist merkezlerinin de kışkırtmaları, ve sürece doğrudan dahil olmaları sonucu 1918- 21 yıllarında yaşanmış olan içsavaş sürecinin, ve dolayısıyla Savaş Komünizmi’nin bir sonucu olarak uygulanmış aşırı merkezileşmenin ekonomi üzerinde yaratmış olduğu daraltıcı baskıdan kurtulabilmek için, Lenin’in önderliğindeki Komünist Partisi’nin 10ncu Parti Kongresi’nde alınan kararlarla, Yeni Ekonomi Politikası başlatılmıştı. Tarımda, ticarette, ve küçük çaplı hafif endüstri de belirli sınırlar dahilinde özelleştirmeler yaşanmış, çapı çok geniş olmayan bir pazar ekonomisi şekillenmişti... İktidarın iplerinin Stalin tarafından güçlü biçimde elegeçirmesi ile birlikte sonlandırılan bu politikaya, NEP adı verilmişti...

 

Şüphesiz kapitalist-emperyalist sistemin özü aynı kalmakla birlikte, yeni yeni teknolojik devrimlerle, özellikle iletişim teknolojilerindeki devrimlerle dünyanın küçülmesi; daha da merkezileşip egemenlik alanları yayılan sermayenin baskıları; yeni gelişmiş pahalı teknolojilere uyum zorunlulukları; ulusal devletlerin iktidar alanlarını daraltarak daha büyük politik birlikleri zorunlu kılmaya başlamıştır. Hızı artarak ilerleyen pahalı yepyeni teknolojilere uyum sağlamak ne tek başına güçlü bir şirketin, hatta ne tek başına bir tekelin, ve ne de ortalama bir devletin gücü ile mümkün olabilmektedir. Gelişen teknolojiler ve ekonomik süreçler, birleşmeleri, merkezileşmeyi zorlamaktadır...

 

Sözkonusu evrensel gelişmenin ulusal sınırları aşındıran ve ulus devletlerin iktidarlarının birkısmının devrini ve paylaşımını zorunlu kılan etkileri ile şekillenmekte olan yeni dünya düzeninde Kuba’nın nasıl ekonomik, sosyal, ve politik değişikliklere uğrayabileceğini, ve bu değişimin hangi yönde olabileceğini şimdiden tam bir açıklıkla görebilmek zordur ama, bunun, sosyalizmden tamamen uzaklaşmak biçiminde değil, Kuba sosyalizmine yeni biçimler vermek şeklinde olacağı düşünülebilir. En azından Kuba yönetimi, sosyalizmden uzaklaşmadan evrensel değişime uyum sağlamaya, emperyalist politikalardan mümkün olabildiğince uzak devletlerle birlikler oluşturmaya, ve özellikle ABD emperyalizminin ülkesine yeniden girmesini engelleyecek birliklere katılmaya çalışmaktadır. Fakat yine Kuba, ABD ile ilişkilerini normalleştirmeye de çalışmaktadır. Ve şimdilik benim görebildiğim, bunlardır... Sonuçta, Kuba’da da belirgin bir değişimin yavaş yavaş başladığını ve sözkonusu değişimin iğmesinin ileride hız kazanabileceğini söylemek olasıdır...

 

Özellikle 5-6 sene sonra meyvalarını vermeye başlayacak olan turizm yatırımları ile birlikte 80 mil ötedeki ABD’den ve Amerika kıtasından ülkeye turist akışının hız kazanacağı, ve bu yeni sürecin beklenen değişimi etkileyeceği düşünülmektedir. Uzak Avrupa’dan 10- 12 saatlik yorucu bir uçuşla gelen ve doğal olarak sayıları sınırlı olan turistlere göre yakındaki Amerika kıtasından başlayacak turist akışının, ekonomik zenginlik ve değişim konusunda etkili olacağı sanılmaktadır... Daha önce de ifade etmiş olduğum gibi, yüzde 49 hissesi Kanada sermayesine, yüzde 51 hissesi Kuba devletine ait olan yeni lüks oteller yapılmaktadır... Ayrıca, Stockholm’de bulunan Kuba elçisinin içinde olduğumuz 2009 yılının ilk aylarındaki devrim kutlaması sırasında söylemiş olduğu gibi, iki yıl içinde Kuba, Venezuella üzerinden kablolu hatla dünya internet sistemine bağlanacaktır. Halen Kuba’da internet iletişimi mevcut olmakla birlikte, bu, yavaş işleyen ve çok yaygın olmayan bir sistemdir. Kablolu Venezuella bağlantısı ile birlikte bilgi akışı yaygınlaşıp hız kazanacaktır. Bu yeni durumunda toplumsal ve politik değişimi etkilememesi düşünülemez...

 

başlangıç bölümüne dön                                                                        diğer bölüme git

a) ICAP, Julio Antonio Mella Enternasyonal Kampı, 1 Mayıs Müfrezesi, ABD’de hapiste beş Kubalı  ve Kuba gezisi üzerine kısa genel bilgiler

 

b) ALBA, Camilo Cienfuegos Petrol Rafinerisi ve Kuba ekonomisi üzerine geziden kısa notlar

 

c) Matanzas, tarla da iş, Devrim Müzesi, Dostluk Evi’nde mükemmel akşam yemeği, müzik ve dans ziyafeti

 

d) Devrimin 50nci yılında 1 Mayıs kutlaması, ve Kuba ile dayanışma toplantısı

 

e) Cienfuegos, lüks otel, sanat okulu ziyareti, ve Cienfuegos sokaklarında gezinti

 

f) Cienfuegos’da Rafineri işçilerinin mahalleleri, Devrimi Koruma Komiteleri, yeniden iş, Trinidad, poliklinik ziyareti ve Kuba’da tıbbi hizmetler üzerine notlar

 

g) Santa Clara; savaş ganimeti müze tren; Che Guevara’nın anıt mezarı, anıtı, ve Devrim Tarihi Müzesi; ICAP lokantasında öğle yemeği; Havanaya, kampa dönüş

 

h) Uluslararası gece,  farklı ülkelerin katılımcılarından yemek örnekleri, müzik dinletileri ve dans gösterileri, Havana’da özgürce geçen son gün, Anneler Günü ve kampta son gece eğlencesi

 

i) Havana’da otelde geçen beş bağımsız gün, çevrenin adım adım keşfi, Capitol Binası, Santa Maria plajı, Havana turu ve dönüş

 
FOTOĞRAFLAR

01) Havana, “Julio Antonio Mella Uluslararası Kampı”, kamptan görüntüler, 25 Nisan 10 Mayıs 2009

02) Havana, “Julio Antonio Mella Uluslararası Kampı”, kamptaki kültürel faaliyetleren bazı kareler, 25 Nisan- 10 Mayıs 2009

03) Havana, “Julio Antonio Mella Uluslararası Kampı”, Türkiye grubundan hanımlarla ve diğer gruplarla Matanzas’a, plaja giderken ve diğer bazı eylemlerden fotograflar.

04) Havana, “Julio Antonio Mella Uluslararası Kampı”,  1 Mayıs Müfrezesi 2009 tarlada işte,  25 Nisan- 10 Mayıs 2009

05) Havana, Devrim Müzesi (devrimden önce diktatör Batista’nın başkanlık sarayı),  29 Nisan 2009

06) “Julia Antonio Mella Uluslararası Kampı” sakinleri için ”Dostluk Evi”nde örgütlenen ”1 Mayıs için kadeh kaldırmak” adlı geceden fotoğraflar, 29 Nisan 2009

07) Devrimin 50nci yılında Havana “Devrim Meydanı”nda 1 Mayıs kutlamasından fotoğraflar. İki saat onbeş dakika boyunca alandan duraksız bir milyon kişi geçti. 1 Mayis 2009

08) Havana’dan görüntüler, Martires Parkı yakınlarındaki el işleri pazarı, sokakta öğrenciler, ve Kuba İle Dayanışma Toplantısı (2 Mayıs 2009).

09) Havana, “Julio Antonio Mella Uluslararası Kampı”, Cienfuegos’a yolculuktan ve Cienfuegos’dan bazı görüntüler, 3 Mayıs 2009

10) “Julio Antonio Mella Uluslararası Kampı”, Cienfuegos’da kaldığımız lüks otel, ve otelin önünden körfezin görünüşü, 3- 7 Mayıs 2009

11) Cienfuegos, “Benny More Sanat Okulu”nu ziyaret, 4 Mayıs 2009

12) Cienfuegos, petrol işçilerinin mahallesi ve “İhtilali Savunma Komiteleri” ile tanışma, 4 Mayıs 2009

13) MANGO FİDANLIĞINDA VE MANGO BAHÇESİNDE ÜRETİME KATKI, Cienfuegos, 5 mayıs 2009

14) Cienfuegos-Trinidad gezisi, 5 Mayıs 2009

15) Cienfuegos Petrol Rafinerisi ve 7 Numaralı Poliklinik ziyareti fotoğrafları. Cienfuegos, 6 Mayıs 2009

16) Cienfuegos-Santa Clara yolundan ve Santa Clara’da “Müze Tren” ziyaretinden fotoğraflar. Silah yüklü tren 28 Aralık günü Santa Clara’ya girerlerken, Che Guevara tarafından elegeçirilmiştir... Santa Clara, 7 Mayıs 2009

17) Che Guevara’nın anıt mezarı, Che Guevara anıtı ve devrim müzesi. Santa Clara, 7mayıs 2009

18) “Julio Antonio Mella Uluslararası Kampı”nda Uluslararası Gece, farklı ülkelerin temsilcilerinden yemekler, gösteriler, dans, müzik, Havana, 8 Mayıs 2009

19) “Julio Antonio Mella Uluslararası Kampı”nda son gece, anneler günü kutlaması, ve müzikli eğlence. Havana, 9 Mayıs 2009

20) Havana’dan değişik görüntüler 1, 25 Nisan- 15 Mayıs

21) Havana’dan görüntüler 2, Limana yakın Martires Parkı ve çevresi, 9 ve 14 Mayıs 2009

22) Havana’dan görüntüler 3, körfezin girişini kontroleden Real Fuerza Kalesi Ulusal Müzesi ve içindekiler, 9 Mayıs 2009

23) Havana’dan görüntüler 4, kent turundan kareler, 14 Mayıs 2009

24) Havana’dan görüntüler 5, Real Fuerza Kalesi Ulusal Müzesi’nin en üstteki teras katından karşı kıyı ve Martires Parkı’dan kareler

25) Havana dan görüntüler 6, Mártires Parkı yakınlarından San Fransisko Meydanına ve oradanda Capitol Binası’na yürüyüşün fotoğrafları ve bir sebze-meyva-et pazarı. 14 Mayıs 2009

26) Havana dan görüntüler 7, Eski Havana’dan, rastgele kareler, 10- 14 Mayıs

27) Havana’dan görüntüler 8, Havana’nın Çin mahallesine doğru yürüyüş ve Çin mahallesinden görüntüler, 14 Mayıs 2009

28) Havana dan görüntüler 9, rastgele fotoğraflar, alışveriş yerleri, dükkanlar, ara sokaklar, voodoo, ve Santa Maria plajı. Foto YUSUF, Havana, 10- 14 Mayıs 2009

http://www.sinbad.nu/