Yusuf Küpeli, 1 Mayıs Müfrezesi ile Kuba gezisi 2009

 

 

e) Cienfuegos, lüks otel, sanat okulu ziyareti, ve Cienfuegos sokaklarında gezinti  

 

3 Mayıs Pazar günü, kahvaltının hemen ardından, saat 07:00- 07:30 sularında otobüslere binip, Havana’nın 260 km kadar (kaldığımız kampın 300 km kadar) güneydoğusunda, Atlantik kıyısında derin bir körfeze konumlanmış tarihi liman kenti Cienfuegos’a doğru yola çıkacaktık. Dar girişi vaktiyle korsanlara karşı savunmayı kolaylaştıran derin körfez, günümüzde de ticaret gemileri için mükemmel bir sığınak oluşturmaktaydı. Daha önce de söylemiş olduğum gibi, Cienfuegos adı “yüz ateş” anlamına gelmektedir ve kente bu ad, Kuba genel valisi Don Jose Cienfuegos onuruna İspanya kralı tarafından yaklaşık 1830 yılında verilmiştir. Cienfuegos kentinin yerleştiği körfez, 1494 yılında Kolomp (Colombus) tarafından ziyaret edilmiş olsada, bölgede kentsel yerleşim 1738’den sonra başlamıştır...

 

Yolun başlangıcında, otobüsün penceresinden, ufuk çizgisinden tüm kızıllığı ile doğmakta olan güneşi fotoğraflayabilecektim. Manzara olağanüstü güzeldi... Aslında, herhangi bir tehlike, herhangi kriminal bir olay olmadığı halde, herzaman olduğu gibi iki motosikletli polis kafileye eskortluk (gözeticilik, kolculuk) yapmaktaydı. Polislerin altlarındaki son model motosikletler Japonya üretimi idi. Bellerinde de Çek yapımı CZ (Česká Zbrojovka) serisinden 9 mm’lik yarı otomatik tabancalar taşımaktaydılar... Korumayı gerektirecek herhangi bir durum kesinlikle olmadığı için, anlaşılan bizlere yardımcı olmak amacıyla oradaydılar ve davranışları sonderece dostcaydı... Aynızamanda kendi araçları ile birlikte bir hekim ve hemşireler konvoya eşlik etmekteydiler...

 

Yol boyunca uçsuz bucaksız ekili tarlaların önlerinden geçecektik. Boyları 40- 50 santime ulaşmış ve buğday saplarından üç-dört kat daha enli yassı gövdeleri olan, başakları bulunmayan ekili yeşil bitkilerin ne olduklarını merak edecektim. Adlarını soracaktım ama, söylenen ispanyolca adı çabucak unutacaktım. Zaten ne işe yaradıklarını da tam anlayamamıştım... Yol boyunca, ve kentin girişinde, ve içinde, ABD’de hapsedilmiş beş Kubalı genç adamın portreleri ve ayrıca Che Guevara portreleri ile sıkça karşılaşacaktık.

 

Güneşin yükselmiş olduğu sıcak öğle vakti, kentin merkezindeki alanda duracaktık... Birkaçyüz metre uzunluğunda olan dikdörtgen biçimindeki bu alan, aynızamanda oturacak yerlerin, bankların olduğu ağaçlı bir park idi. Parkın çevreleyen geniş caddelerin karşı yanlarında, İspanyol sömürgeciliği döneminden kalma güzel, sütunlu, süslü tarihi taş binalar, saraylar diziliydi. Bunlar, günümüzde hükümet binaları olarak kullanılmaktaydılar... Parkın, ya da ağaçlı ve çiçekli dikdörtgenin doğu ucuna, büyük bir José Martí heykeli dikilmişti... Sözkonusu alanın, parkın, batı ucundan başlayan caddenin iki yanı dükkanlarla doluydu. Burası, aynızamanda bir alışveriş merkeziydi. Bu asıl işlek cadde ve paralel caddeler, bir kilometre kadar sonra denize, kentin batı ucundaki körfeze, limana ulaşmaktaydılar...

 

Cienfuegos, dar girişli derin körfezin doğu yakasına, körfezin iki ucundan, girişinden ve sonundan aynı uzaklıkta bir yere, tam ortaya kurulmuştu. Misafir edileceğimiz lüks otel, kentin merkezinden oldukça uzakta, kentin dışında, otobüsle 30- 40 dakika kadar bir mesafede, körfezin dar girişinin doğu yakasında idi. Otelin yerleşmiş olduğu alanın karşı yakasında, körfezin dar girişinin olduğu yerde, vaktiyle körfezi korumak için kurulmuş küçük bir kale bulunmaktaydı. Otelin bulunduğu yakadan oraya ve başka küçük limanlara uğrayan feribotlar vardı. Yalnız, otelin yükseldiği manzaraya egemen tepeden deniz kıyısına dek inebilmek için epey yürümek gerekiyordu. İnmek sorun değildi ama, dönerken yorgun argın yokuşu çıkmak pek hoş olmuyordu... Kıyı boyunca, kentin gürültüsünden uzak bahçe içinde evler, villalar bulunmaktaydı. Cienfuegos körfezinin denizi sakindi ve manzara huzur vericiydi...

 

Otele gitmeden önce durmuş olduğumuz kent merkezinde, José Martí heykelinin önünde, hoşgeldin merasimi yapılacaktı... José Martí heykeline çelenk konulacak ve kentin sendikal örgütlenmesinin başı, parti örgütlenmesinin önderi, ve diğer bazı yöneticiler kısa hoşgeldiniz konuşmaları yapacaklardı. Kent, kentte yaşam, işçilerin, öğrencilerin, engellilerin, halkın durumu hakkında kısa bilgiler vereceklerdi. Jesus, bu konuşmaları ingilizceye çevirecekti. Yapılan, sıcak ve dostca bir karşılamaydı... Burası, Cienfuegos, aynızamanda bir endüstri ve eğitim kenti idi. Üniversitesi, sanat okulu, engelliler için okul, yabancılar için tanınmış ispanyolca kursları vardı. Kentte, petrol rafinerisi ve değişik fabrikalar bulunmaktaydı...

 

Yolun elverişsiz konumu nedeniyle pek hızlı sürülemeyen otobüsler, zaman zaman kıyıya paralel giden bu yolu izleyerek otele doğru hareket edeceklerdi. Üzerleri meyva yüklü mango ağaçlarının yükseldikleri araziler dışında herhangi ekili bir toprağa, ve toplu bir yerleşim merkezine rastlamadan yolu gerimizde bırakacaktık. Ertesi gün götürüleceğimiz ve otelden beş kilometre kadar uzaklıktaki plajın önünden geçerek, saat 13:30 sularında otelimize ulaşabilecektik. Acıkmıştık, ve yorgunduk... Kalacağımız odaların anahtarları verilecekti. Bunlar, iki veya üç yataklı, konforlu, klimalı odalardı. Yataklar geniş ve rahattı. Odalarda güzel modern bir tuvale ve duş bulunmaktaydı. Duşun ve muslukların sıcak suyu hiç kesilmiyordu... Söylemeye gerek yok ama, evli çiftler dışında, kadınlar ve erkekler ayrı odalarda kalmaktaydılar. Kampta ise, evli-evsiz kadınlar ile erkekler ayrı ayrı sekizer kişilik odalardaydılar...    

 

Yaklaşık herkezi alabilecek büyüklükteki yemek salonuna indiğimizde, gözdoyuran bir manzara ile karşılaşacaktık... Girişten hemen sonra, isteyenlere bira, maden suyu, veya asitli içeceklerin dağıtıldığı büyük boy bir buzdolabı gelmekteydi. İsteyen misafirin sözkonusu içeceklerin birinden bir şişe alma hakkı vardı. Fakat şüphesiz içeride, değişik meyva sularından istenildiği kadar alınabilirdi...

 

Bira ve sayılmış olan diğer içeceklerin servisinden hemen sonra, üzerinde değişik salataların, ve farklı tropik meyvaların, ve karpuz dilimlerinin bulunduğu bir masa gelmekteydi. Aynı masada, sürahiler içinde değişik meyva suları sunulmaktaydı... Salatalar, meyvalar ve sürahilerdeki içecekler, tüketildikçe, yenileniyorlardı...

 

Meyva ve salata masanın ardından, iki ahçının sıcak yemek servisi yaptıkları bölüm gelmekteydi. Burada, tavuk, balık, ve kırmızı et servisi ile birlikte bazı farklı pilav türleri sunulmaktaydı... Salonun bittiği yerde, yan tarafta, yüksekçe uzun bir platformun üzerine, çelikten derin ve geniş kaplar sıralanmıştı. Bunların içinde, kıymalı veya balıklı makarnalar, farklı fasulye ve yine farklı patates türleri, ve daha değişik yemekler, birçok sıcak ve soğuk yemek bulunmaktaydı. Biraz daha içeride, sözkonusu platformun karşısında duran masada, iki farklı çorba türü ile dolu çelik kazanlar ve çorba tabakları vardı. Aynı masada, sıcak kahve servisi de yapılmaktaydı. Daha ötede, salonun ortasına yakın bir yerde, içi gözüken musluklu kalın camdan kaplarda iki farklı meyva suyu verilmekteydi. Girişe yakın oldukça geniş yuvarlak bir masanın üzerinde ise, Kuba’ya ve belki daha farklı bazı ülkelere özgü değişik sütlü tatlıların, daha farklı tatlı türlerinin, keklerin, ve farklı ekmek türlerinin servisi yapılmaktaydı...

 

Açgözlülükten miğde fesadına uğranabilirdi... Kamptaki yemeklerden sonra burası büyük sürpriz olmuştu. Otelde kalınan dört gün boyunca öğlen ve akşam yemekleri yukarıda anlatıldığı şekilde yenecekti. Ayrıca sabahları, arasında süt ve yumurta servisi de olan zengin bir kahvaltı ikramedilecekti. Yalnız, Kuba’da zeytin yoktu. Türkiye’den gelen grubun yanında getirmiş olduğu dışında, Kuba’da beyaz peynir de göremeyecektim. Ender olsa da çay bulunuyordu ama, bizlerin alıştığı gibi birşey değildi bu. Eğer gerçek bir çay tiryakisi iseniz, ve Kuba'ya gidecekseniz, yanınızda su kaynatıcısı ile birlikte çay poşetleri veya çay paketi götürmek zorundaydınız... Aynı akşam, 3 Mayıs akşamı, otelde bir hoşgeldin eğlencesi, müzik ve dans sunusu olacaktı...

 

Otelin arka cephesinde, denize bakmayan tarafında -o sırada dolu olmayan- büyük bir yüzme havuzu, güneşlenme koltukları ve akşamları açık olan bir bar vardı. Havuzun boşluğunun nedeni, herhalde, bizden başkalarının, turistlerin otelde olmamaları idi... Yüzme havuzunun ilerisindeki barda, Kubaya özgü değişik kokteyller, alkollü içkiler, meyva suları, asitli içecekler, şişe suları ve kahve satılmaktaydı. Aslında, otelin içinde, rahat koltukların ve sehpaların bulunduğu oldukça büyük otel lobisinde de aynı içecekleri satan benzer bir bar bulunmaktaydı ve burası sürekli açıktı... Resepsiyonda para bozdurulabiliyor, dolar veya euro karşılığı convertible peso satınalınabiliyordu. Aynı işlem, tüm otel resepsiyonlarında yapılabiliyordu...

 

Havuzun karşısındaki barın hemen önünde ve hatta oldukça uzağında, sandalyeleri ile birlikte dörder kişilik masalar durmaktaydı. Masalar, barın ön tarafında oluşturulan ufak açıklığın ötesine dizilmişlerdi. Mikrofon ve yükseltici yerleştirilen sözkonusu boşluk, sahne olarak kullanılıyordu. Müzik ve dans gösterileri bu sahnede yapılıyordu. Ayrıca, içerideki, otel lobisindeki barın önünde de müzikli ve danslı gösteriler olabiliyordu...

 

Ertesi gün, 4 Mayıs günü, kahvaltıdan sonra, saat 09:00’da, üç grup halinde otobüslere binecek ve Cienfuegos’a gidecektik... Üç grup halinde, çünkü, üç ayrı yer ziyaret edilecekti. İstemlerine göre kişiler, ya yatılı bir sanat okuluna, ya özürlülerin okuluna, ya da sıradan bir ilkokula gidebilirlerdi... Ben, sanat okulunu seçenler arasında olacaktım...

 

Ziyaret edeceğimiz sanat okulu, adını, rithmin (rhythm) kralı olarak tanınan, Kuba müziğinin, hatta daha doğrusu Karaip adaları müziğinin en büyük ustalarının başında gelen Benny More’dan (1919- 1963) almaktaydı. Cienfuegos sokaklarından birinde bronz bir heykeli olan Benny More, tüm zamanların en büyük Kubalı müzisyeni olarak kabuledilmekteydi. O, her türden Karaip müziğinin, mambo, cha cha cha, Afro-Cuban, canción, bolero ve bizlere yabancı daha başka birsürü türün ustasıydı... 1945 yılında Meksikaya yerleşen Benny More, 1950 yılında Kubaya geri döndüğü zaman, Meksika’nın, Panama’nın, Kolombia’nın, Brezilya’nın, ve Puerto Riko’nun yıldızı idi. 1956- 57 yıllarında Venezuella, Jamaika, Haiti, Kolombia, Panama, Meksika, ve ABD turnesine çıkacak olan Benny More, 1959’da gerçekleşen devrimden sonra ülkesini terketmeyecekti. Birçok ünlü ve varlıklı müzisyen Kubayı terkederken, ünlülerin en ünlüsü Benny More, ülkesinde kalacaktı... Gittiğimiz sanat okulunun adı, Benny More Sanat Okulu idi.

 

İki katlı, ortasında geniş avlusu bulunan ve büyük bir kare biçiminde yapılmış olan Benny More Sanat Okulu, ilk ve orta öğrenim düzeyinde eğitim vermekteydi. Okulun, kızlı-erkekli altı yaşından onyedi-onsekiz yaşına dek öğrencileri mevcuttu. İsteyenler, bundan sonra da üniversite düzeyindeki sanat akademisine devamedebilirlerdi... Okulda, müzik, dans, ve plastik sanatlar üzerine eğitim verilmekteydi... Okulun ön tarafında, giriş yerinde, geniş bir bahçesi, ve yine ortasında da beton zeminli geniş bir avlusu bulunmaktaydı. Giriş katında sınıflar, idari odalar, üst katta ise daha çok yatakhaneler bulunmaktaydı... Okulun rektörü, 40 yaşları civarında genç bir hanımdı... İçine yaklaşık yarısına dek sandalyeler yerleştirilmiş büyükçe bir salona alınacaktık.

 

Rektör hanım, -Jesus tarafından çevrilen- konuşmasında, eğitim ve okul hakkında kısaca bilgiler verecekti. Sonra, en küçükten en büyüğe dek değişik düzeydeki öğrenciler ustalıklarını sergilemeye başlayacaklardı... Gösteriye katılan öğrencilerin maharetlerini yargılayabilecek bilgim olmasa da, nefesliler dahil değişik sazlarla, aralarında piyanonun da olduğu farklı türlerden enstrümanlarla yapılan müzikleri beğeni ile dinleyecektik. Dans, bale gösterileri izleyecektik... Plastik sanatların bazı örnekleri, koridorlar boyunca ve salon duvarlarında sergilenmekteydi...

 

O ana kadar herşey çok güzeldi ama, okulu terkederken girmek zorunda kaldığım tuvalet, tüm keyfimin kaçmasına neden olacaktı. Üzerlerine oturulacak tüm yerler (closetler), ağızlarına dek idrarla doluydu, havaya yoğun bir idrar kokusu egemendi. Etraf, döşeme sonderece kirliydi... Sorunum büyük olsa idi, halledebilmem olanaksızdı... Doğrusu, bu satırları birkaç kez yazıp sildim, yazıp yazmamaya karar veremedim ama, sonunda sıkılarak yazdım... Neden böyle olmuştu?, diğer tuvaletler de böylemiydi?, bilemem ama, okuldaki tüm tuvaletlerin böyle olduklarını sanmıyorum. Yalnız bu olay, yetişkinlerin gözleri önündeki dört-beş odalı bir tuvaletin böyle olması, rektörün ve okuldaki diğer yetişkinlerin sorumluluk duygularının bir ölçüde erezyona uğramış olduğunun göstergesi idi. Tuvaletlerin kirli olup olmamalarından daha önemli olan, bu sorumluluk duygusuydu. Asıl önemli olan, bazı yetişkin kişilerdeki motivasyonsuzluğun nedenleri idi... Sözkonusu işin, çocukların devamettiği bir okulda olması, önemini daha da arttırıyordu...

 

Benzer bir manzarayla, Trinidad’da girmek zorunda kaldığım kahve tuvaletinde de karşılaşacaktım. Herhalde tuvaletler kolay tıkanıyorlardı, ve bu durum pek kimsenin umrunda olmuyordu... Trinidad’dan otele döner dönmez ilk işim, idrar bulaşmış olan ayaklarımı yıkamak olacaktı... Fakat burada hemen, başka birtakım yerlerde, ICAP’a ait restoranlarda, kaldığım iki farklı otelde, değişik yerlerde, sonderece temiz ve bakımlı tuvaletlerle de karşılaştığımı belirtmeliyim...

 

Kuba’da tuvalet kağıdı sıkıntısı olduğu ve bu nedenle yanımızda yeterli miktarda tuvalet kağıdı götürmemiz gerektiği söylenmişti. Fakat yine de, kampa geldiğimiz zaman, her kişiye birer pembe renkli tuvalet kağıdı rulosu verilecekti. Bunlar, tek katlı çok ince kağıtlar olmakla birlikte, yumuşak ve kullanışlı idiler. Ayrıca aynıları, dükkanlarda da satılıyordu. Girdiğim otel tuvaletlerinde de bunlardan görecektim... Kuba’da, Türkiye ve Avrupa ülkelerinde olandan tamamen farklı bir tuvalet yapma işlemi vardı. Kullanılan tuvalet kağıdını closete atmamak, yanda duran çöp kutusuna bırakmak gerekiyordu. Aksi takdirde tuvaletler tıkanabilirdi, ve bu kuralı hiç unutmayacaktım...

 

Okul ziyaretinin ardından, otobüsler kalkıncaya dek geçecek olan zaman içinde kentte dolaşacaktık... Daha önce sözünü etmiş olduğum kent merkezindeki meydandan limana dek yürüyecektim. İki yanı dükkanlarla dolu olan cadde, deniz kıyısına dek uzanmaktaydı. Bazıları alışveriş yapacaklardı... Öğlen yemeğini otelde yiyecektik. Bundan sonraki boş zamanda isteyenler hazırlanmış olan otobüsle beş kilometre kadar ötedeki plaja giderek denize gireceklerdi. Bazıları da, yokuş aşağı 700- 800 metre kadar yürüyecek, ve otelin karşısındaki kıyıdan körfezin sakin sularına dalacaklardı. Hava, çok sıcak ve benim gibiler için yorucu idi...

 

başlangıç bölümüne dön                                                                                     diğer bölüme git

a) ICAP, Julio Antonio Mella Enternasyonal Kampı, 1 Mayıs Müfrezesi, ABD’de hapiste beş Kubalı  ve Kuba gezisi üzerine kısa genel bilgiler

 

b) ALBA, Camilo Cienfuegos Petrol Rafinerisi ve Kuba ekonomisi üzerine geziden kısa notlar

 

c) Matanzas, tarla da iş, Devrim Müzesi, Dostluk Evi’nde mükemmel akşam yemeği, müzik ve dans ziyafeti

 

d) Devrimin 50nci yılında 1 Mayıs kutlaması, ve Kuba ile dayanışma toplantısı

 

e) Cienfuegos, lüks otel, sanat okulu ziyareti, ve Cienfuegos sokaklarında gezinti

 

f) Cienfuegos’da Rafineri işçilerinin mahalleleri, Devrimi Koruma Komiteleri, yeniden iş, Trinidad, poliklinik ziyareti ve Kuba’da tıbbi hizmetler üzerine notlar

 

g) Santa Clara; savaş ganimeti müze tren; Che Guevara’nın anıt mezarı, anıtı, ve Devrim Tarihi Müzesi; ICAP lokantasında öğle yemeği; Havanaya, kampa dönüş

 

h) Uluslararası gece,  farklı ülkelerin katılımcılarından yemek örnekleri, müzik dinletileri ve dans gösterileri, Havana’da özgürce geçen son gün, Anneler Günü ve kampta son gece eğlencesi

 

i) Havana’da otelde geçen beş bağımsız gün, çevrenin adım adım keşfi, Capitol Binası, Santa Maria plajı, Havana turu ve dönüş

 
FOTOĞRAFLAR

01) Havana, “Julio Antonio Mella Uluslararası Kampı”, kamptan görüntüler, 25 Nisan 10 Mayıs 2009

02) Havana, “Julio Antonio Mella Uluslararası Kampı”, kamptaki kültürel faaliyetleren bazı kareler, 25 Nisan- 10 Mayıs 2009

03) Havana, “Julio Antonio Mella Uluslararası Kampı”, Türkiye grubundan hanımlarla ve diğer gruplarla Matanzas’a, plaja giderken ve diğer bazı eylemlerden fotograflar.

04) Havana, “Julio Antonio Mella Uluslararası Kampı”,  1 Mayıs Müfrezesi 2009 tarlada işte,  25 Nisan- 10 Mayıs 2009

05) Havana, Devrim Müzesi (devrimden önce diktatör Batista’nın başkanlık sarayı),  29 Nisan 2009

06) “Julia Antonio Mella Uluslararası Kampı” sakinleri için ”Dostluk Evi”nde örgütlenen ”1 Mayıs için kadeh kaldırmak” adlı geceden fotoğraflar, 29 Nisan 2009

07) Devrimin 50nci yılında Havana “Devrim Meydanı”nda 1 Mayıs kutlamasından fotoğraflar. İki saat onbeş dakika boyunca alandan duraksız bir milyon kişi geçti. 1 Mayis 2009

08) Havana’dan görüntüler, Martires Parkı yakınlarındaki el işleri pazarı, sokakta öğrenciler, ve Kuba İle Dayanışma Toplantısı (2 Mayıs 2009).

09) Havana, “Julio Antonio Mella Uluslararası Kampı”, Cienfuegos’a yolculuktan ve Cienfuegos’dan bazı görüntüler, 3 Mayıs 2009

10) “Julio Antonio Mella Uluslararası Kampı”, Cienfuegos’da kaldığımız lüks otel, ve otelin önünden körfezin görünüşü, 3- 7 Mayıs 2009

11) Cienfuegos, “Benny More Sanat Okulu”nu ziyaret, 4 Mayıs 2009

12) Cienfuegos, petrol işçilerinin mahallesi ve “İhtilali Savunma Komiteleri” ile tanışma, 4 Mayıs 2009

13) MANGO FİDANLIĞINDA VE MANGO BAHÇESİNDE ÜRETİME KATKI, Cienfuegos, 5 mayıs 2009

14) Cienfuegos-Trinidad gezisi, 5 Mayıs 2009

15) Cienfuegos Petrol Rafinerisi ve 7 Numaralı Poliklinik ziyareti fotoğrafları. Cienfuegos, 6 Mayıs 2009

16) Cienfuegos-Santa Clara yolundan ve Santa Clara’da “Müze Tren” ziyaretinden fotoğraflar. Silah yüklü tren 28 Aralık günü Santa Clara’ya girerlerken, Che Guevara tarafından elegeçirilmiştir... Santa Clara, 7 Mayıs 2009

17) Che Guevara’nın anıt mezarı, Che Guevara anıtı ve devrim müzesi. Santa Clara, 7mayıs 2009

18) “Julio Antonio Mella Uluslararası Kampı”nda Uluslararası Gece, farklı ülkelerin temsilcilerinden yemekler, gösteriler, dans, müzik, Havana, 8 Mayıs 2009

19) “Julio Antonio Mella Uluslararası Kampı”nda son gece, anneler günü kutlaması, ve müzikli eğlence. Havana, 9 Mayıs 2009

20) Havana’dan değişik görüntüler 1, 25 Nisan- 15 Mayıs

21) Havana’dan görüntüler 2, Limana yakın Martires Parkı ve çevresi, 9 ve 14 Mayıs 2009

22) Havana’dan görüntüler 3, körfezin girişini kontroleden Real Fuerza Kalesi Ulusal Müzesi ve içindekiler, 9 Mayıs 2009

23) Havana’dan görüntüler 4, kent turundan kareler, 14 Mayıs 2009

24) Havana’dan görüntüler 5, Real Fuerza Kalesi Ulusal Müzesi’nin en üstteki teras katından karşı kıyı ve Martires Parkı’dan kareler

25) Havana dan görüntüler 6, Mártires Parkı yakınlarından San Fransisko Meydanına ve oradanda Capitol Binası’na yürüyüşün fotoğrafları ve bir sebze-meyva-et pazarı. 14 Mayıs 2009

26) Havana dan görüntüler 7, Eski Havana’dan, rastgele kareler, 10- 14 Mayıs

27) Havana’dan görüntüler 8, Havana’nın Çin mahallesine doğru yürüyüş ve Çin mahallesinden görüntüler, 14 Mayıs 2009

28) Havana dan görüntüler 9, rastgele fotoğraflar, alışveriş yerleri, dükkanlar, ara sokaklar, voodoo, ve Santa Maria plajı. Foto YUSUF, Havana, 10- 14 Mayıs 2009

http://www.sinbad.nu/