Yusuf Küpeli, 1 Mayıs Müfrezesi ile Kuba gezisi 2009

 

 

g) Santa Clara; savaş ganimeti müze tren; Che Guevara’nın anıt mezarı, anıtı, ve Devrim Tarihi Müzesi; ICAP lokantasında öğle yemeği; Havanaya, kampa dönüş

 

Kuba’nın doğusuna ve batısına giden ana yolların kesiştiği kavşakta, ülkenin kuzeyindeki ve güneydeki kıyılarından 100 ve 150 kilometre kadar içeride, ve bulunduğumuz güneydeki liman kenti Cienfuegos’un 195 kilometre kadar kuzeydoğusunda yeralan Santa Clara (Azize Clara) kentine, otelde yapılan kahvaltının ardından, 7 Mayıs sabahı saat 08:30 sularında hareket edecektik. Santa Clara’da işimiz bittikten sonra, bu kentin 270 km kadar kuzeybatısında olan Havana’ya doğru yola çıkacaktık (kampa kadar 300 km’den biraz fazla oluyor)... Kısacası, aynı günün içinde, önce kuzeydoğu yönüne, ve ardından kuzeybatı yönüne doğru giderek küçük bir zikzak çizecektik...  

 

Kuba’nın devrim tarihi açısından önemli olan Santa Clara kentinde, kentin hemen dışındaki çok geniş Devrim Meydanı’nda, Che Guevara’nın anıt mezarı, devasa bronz bir heykeli, devrimci savaş ile ilgili reliefler (duvar kabartmaları), dikili taş sütun üzerine yazılmış bir Guevara mektubu, daha doğrusu Guevara’nın Kastro’ya son mektubu, bunlarla aynı komplekste yeralan küçük bir Devrim Tarihi Müzesi, ve Che Guevera ile birlikte yaşamını yitirmiş olanların anısına saygıyı ifade eden bir salon bulunmaktaydı. Ayrıca yine aynı kentte, farklı bir yerde, devrim sürecinin son günlerinde Che Guevara tarafından elegeçirilmiş olan silah yüklü trenin müze haline getirilmiş dört kadar vagonu, trende elegeçirilmiş olan silahlardan bazı örnekler, ve tren elegeçirilirken kullanılmış olan iş aleti teşhir edilmekteydi... 

 

Önce, kentin merkezi bir yerinde olmasa bile, Santa Clara’nın içinde sayılabilecek Müze Tren’i ziyaret edecektik... Kuba devriminin en önemli ve parlak zaferlerinden biri, savaş sürecinin sonbulmasına üç gün kala, 28 Aralık 1958 günü Santa Clara’da kazanılmıştı. Devrim tarihi içinde kenti önemli kılan ve aynızamanda Che Guevara’nın anıt mezarının ve anıtının bu kentte olmasının nedeni olan zaferin asıl kahramanı, Che Guevara idi...

 

Silah yüklü trenin kente ne zaman gireceğini önceden öğrenmiş olan Che Guevara, emrindeki 300 askerle, aynı gün, 28 Aralık 1958 günü Santa Clara’ya girerek büyük bir zafer kazanacaktı. Santa Clara savaşında Che Guevara’ya bağlı ufak birlik, içindeki tüm modern Amerikan silahları ile birlikte sözkonusu treni ele geçirmenin ötesinde, 2.900 Batista askerini de tutsak alacaktı. Devrimci ordunun Havana’ya giden anayol üzerindeki bu son ve kader tayinedici zaferiyle birlikte Batista tüm umutlarını yitirecekti. Sözkonusu zaferden üç gün sonra, 31 Aralık 1958 gecesini 1 Ocak 1959 gecesine bağlayan geceyarısı, yeni yıl kutlamaları yapılırken Batista, özel uçağı, dolarları, ve en yakın adamları ile birlikte Kuba’dan kaçacaktı... Aynı gün, 1 Ocak 1959 gününün erken saatlerinde, güneş doğarken, başında Che Guevara ve Camilo Cienfuegos olan devrim ordusu, Havana’ya girecekti...

 

Bu satırların yazılmasından dört ayı aşkın süre önce Sinbad’a yüklenmiş olan “Kuba devrimi 50. yılını doldururken Kuba tarihinden notlar” adlı kitabın 19c  bölümünde anlatmış olduğum tarihi savaşın silah yüklü trenle ilgili bölümünü özetleyerek tekrarlıyayım... ABD’den yeni gelmiş olan modern silahlar, cepheye, Kuba’nın en güneydoğu ucundaki Santiago de Cuba’ya gitmeleri için, 24 Aralık 1958 günü, 408 askerle birlikte, Havana’da bir trene yüklenmişlerdi. Bu silah yüklü tren, Kuba diktatörü Fulgencio Batista’nın son umudu idi... Devrimci ordunun Havana içindeki yeraltı örgütlenmesi, çift katlı zırhı olan 22 vagonlu trenin ne zaman hareket ettiğini, ve hangi gün Santa Clara kentine gireceğini devrim karargahına önceden bildirmişti... Trenin hareketinden önceden haberdar olan Che Guevara, 28 Aralık 1958 günü, sözkonusu silah yüklü tren Santa Clara’ya girerken, emrindeki 300 askerle birlikte kente saldıracaktı.

 

O, emrindeki 300 askeri küçük gruplara ayırmış ve bunların birkısmını kent içindeki askeri garnizonun üzerine yollamıştı. Diğer yandan Che Guevara, başında olduğu 23 askerle birlikte, kendisi için en önemli hedefe, modern silahlar, bunların cephaneleri ve ayrıca 408 asker ile yüklü olarak güneydoğu istikametinde gitmekte olan trene saldıracaktı... Trenin gideceği doğu istikametindeki raylar önceden tahrip edilmişlerdi, ve tren bu yöne gidemezdi. Geriye giderek kent içindeki garnizona yaklaşmaya, ve böylece kendisini güvenlik altına almaya çalışan trenin arka tarafındaki, batısındaki raylar da, hemen orada elegeçirilmiş olan bir iş makinesinin yardımı ile tahribedilecekti... Böylece, silah ve cephane yüklü tren, kent merkezindeki garnizondan oldukça uzakta, kentin dış mahallelerinden birinde izole vaziyette kalacaktı...

 

Che Guevara’nın emrinde 23, trende ise 408 asker vardı ama, trenin komutanı Che Guevara’nın asker sayısından habersizdi. Batista askerleri, üzerlerine saldıranların kaç kişi olduklarını bilmiyorlardı, ve bu nedenle onları gözlerinde iyice büyütmüşlerdi... Çift kat zırhı olan trene kurşun veya bomba işlemiyordu... Che Guevara, 23 askerini sözkonusu 22 vagonun etrafına yaymıştı. Treni çember içine almış olan Che Guevara, askerlerine, trene sürekli, her yönden molotov kokteylleri atmalarını emretmişti. Bunlar trene bir zarar veremezlerdi ama, atılan şişelerdeki petrol yandıkça, vagonların içindeki ısı artıyor, dayanılmaz hale geliyordu...

 

Sonunda Che Guevara, blöfünü yapacaktı... O, trendekilere, “tamamen sarılmış olduklarını, düşünmeleri için onlara sadece 15 dakika tanıdığını, teslim olurlarsa hiçbirine dokunulmayacağını, aksi takdirde savaşın süreceğini”, elindeki megafonla duyuracaktı. Büyük bir güç tarafından çembere alınmış olduklarını sanan tren komutanı, yaklaşık on dakika sonra, teslim olduklarını bildirecekti. Böylece, birbuçuk saat kadar süren bir çatışmanın ardından, trende bulunan 408 Batista askeri, Che Guevara’ya ve emrindeki 23 askere teslim olacaklardı. Her iki taraftan da tek bir kişi bile ölmeyecekti...

 

Tren ve içindeki tüm silahlar Che Guevara’nın eline geçerken, Santa Clara kenti de Başkaldırı Ordusu’nun eline düşecekti... İşte ziyaret ettiğimiz müze haline getirilmiş üç kadar vağon, bu trendendi. Arkadan trenin yolunu kesmiş olan iş aleti de, aynı alanda teşhir edilmekteydi. Ayrıca yine aynı alanda, yaşanmış olanla ilgili bir de yazılı anıt bulunmaktaydı...

 

Sözkonusu muharebe sırasında elegeçirilmiş olan silahlardan bazı örnekler, müze haline getirilmiş olan iki büyük vagonda, diğer bazı askeri aygıtlar, asker yatakları vs. ile birlikte teşhir edilmekteydiler. Fotoğraflarını Sinbad’a yerleştireceğim bu teşhiredilen piyade silahları arasında, ağır ve hafif makineli tüfekler, piyade askerleri tarafından kullanılan yarı otomatik M1-tüfekleri, bazooka adını alan ve iki piyade askeri tarafından kollanılan birşeşit eski model roket atar bulunmaktaydı...

 

Silahlar hakkında ayrıca bilgi verilmemiş, bunlar tanıtılmamış olmakla birlikte, ağır üçayağının üzerine monte edilmiş olarak teşhiredilen ağır makineli tüfeğin 12.7 mm’lik bir silah olduğunu, biri nişancı ve diğeri ise doldurucu olan iki piyade askeri tarafından kullanıldığını söyleyebilirim. Nişancı tüfeğin ana gövdesini taşırken, doldurucu da ayakları ve mermileri taşır... II. Dünya Savaşı ve daha sonra Kore Savaşı sırasında ABD ordusu askerleri tarafından kullanılmış olan yarı otomatik M1-tüfekleri, 7.62 mm çapında mermiler atan ve 4.3 kg ağırlığında olan bir silahtır. Karmaşık mekanizma yapıları nedeniyle tozdan ve diğer doğal olaylardan etkilenerek kolay tutkluk yapabilen bu piyade tüfekleri, artık kullanılmamaktadır...

 

Yine II. Dünya Savaşı yıllarında ve biraz daha gelişmişi Kore Savaşı’nda kullanılmış olan bazooka adlı iki parçalı roket atarlar da artık kuruluştan kaldırılmışlardır... Birbirine monte edilen iki borudan oluşan, ve fırlatılacak roketi arka boruya yerleştirilen, tetiğinin gerisinde yeralan iç içe küçük bir bobin ve mıknatıstan birinin hareketi sonucu hafif elektrik akımı üreten, tetik sisteminden üretilen elektrik akımı ile ateşlenebilen, bu nedenle tetiğe basıldıktan birsüre sonra ateşlenerek nişancıyı biraz şaşırtabilen bu silahın, pek kullanışlı olduğunu söyleyemem. Bir nişancı ve bir de doldurucu asker tarafından kullanılan bazooka ve yine piyade silahı olan geri tepmesiz top gibi silahların yaklaşık 30 metreye dek gerisinde durmak, ölümcül kazalara neden olabilir. Geri tepmesiz olmaları nedeniyle sarsıntı yapmayan, ve nokta atışı yapabilen bu silahlar, ateşlendikleri zaman, gerilerine doğru, 30 metreye dek etkili olabilen gaz fışkırtırlar. Ve yine aynı silahlar, ateşlenmeleri ile birlikte arkalarından çıkarttıkları toz-toprak ile yerlerini hemen belli ederler...

 

Etkili mesafesi yüz metreden biraz fazla olan sözkonusu bazooka silahının nişancısı, dizçökmüş vaziyette pozisyonunu aldıktan sonra silahı omzunun üstüne yerleştirip borunun üst yanındaki dürbünden nişanını alırken, atıcının gerisi boş bırakılır. Doldurucu ise, yanda durur ve ateşe hazır olunduğunu nişancının miğferine vurarak bildirir... Bazooka silahı ve yine piyade tarafından kullanılan benzer silahlar, tanklara, her türlü zırhlı araca, diğer araçlara, koruganlara (betonarme siperler), binalara karşı kullanılmışlardır. Aslında pek kullanışlı olmayan bazooka silahı artık çöpe atılmıştır...

 

Burada -parantez dışı olarak- hemen belirtmeliyimki, Sovyet üretimi RPG-7 roketatarları, sözkonusu bazooka silahına göre kıyaslanamayacak ölçüde kullanışlı, etkili ve basit yapıdadır. Tek kişi tarafından rahatça kullanılabilen RPG-7 roketatarının tek parçalı borusu, bazooka silahının borusundan çok daha incedir ve taşıma kolaylığına sahiptir. Fırlatılacak olan roket (mermi), yakıtı ile birlikte sözkonusu borunun ön kısmına yerleştirilir. Bunların, RPG-7 roketatarlarının ateşleme sistemleri, -hata yapmayacak biçimde- basit ve mekaniktir. Nişan sistemleri de aynı piyade tüfeklerinde olduğu gibi göz-gez-arpacık düzenindedir. Bazooka silahının nişan dürbünü, eğitim düzeyi düşük akerlere biraz karmaşık gelebileceği gibi, sözkonusu dürbünün kolayca kırılma, bozulma, ayarını şaşırma olasılıkları da mevcuttur. Çok daha uzun mesafeli ve etkili RPG-7 roketatarının nişan sistemi ise her tip insana uygundur ve bir kez sıfırlaması yapıldıktan sonra bozulma olasılığı bulunmaz. RPG-7 roketatarı, günümüzde, gerilla ve kontragerilla güçleri tarafından etkili biçimde kullanılmaktadırlar...

 

TNT ve benzeri etkili askeri patlayıcılar, hedefe yollanan roketin ön kısmına, ucu geriye doğru daralan koni biçimindeki bir yuvaya yerleştirilirler. Yani, sözkonusu patlayıcı yüklü koninin hedefe çarpan bölümü geniş, arka kısmı ise giderek daralan biçimdedir. Bu nedenle, patlayıcının tüm enerjisi öne doğru gider, ve bu enerji belirli kalılıktaki zırhları eritebilir...

 

Günümüzde, sadece ileri teknolojilere sahibolan bazı ülkelerin ordularında, ABD, Britanya, İsrail vs. gibi ülkelerin ordularında bulunan seyreltilmiş uranyumlu mermilerin, 12.7 millimetrelik ağır makineli tüfeklerle dahi atılabilecek tipleri mevcuttur. Böyle bir makineli tüfek mermisi, veya yine seyreltilmiş uranyum yüklü küçük çaplı otomatik top mermisi, koskoca modern bir tankı ve içindekileri kolayca kömür yığınına çevirebilir (daha geniş bilgi için bak: sinbad , Yusuf Küpeli, OLAĞAN ve OLAĞANÜSTÜ, KORKU FİLMLERİNİ SIRADAN KOMEDİLERE DÖNÜŞTÜREN GERÇEKLER, DOĞAYA ve İNSANA NÜKLEER- BİYOLOJİK- KİMYASAL SALDIRI )...

 

Yukarıdan itibaren 3-5 paragraftır süren anlatım, ister istemez biraz bir silah reklamına benzedi ama, aslında, az da olsa sözkonusu gerçeklerin bilinmesi, savaşın ne ölçüde korkunç ve herhangi bir romantizmden uzak gerçeklik olduğunu anlamaya yardımcı olabilir. Anlaşılmış olacağı gibi, en iyisi barıştır. Umulan, insan soyunun sorunlarını barışçı yöntemlerle çözebilecek bir gelişmişlik düzeyine erişebilmesidir...

 

Müze haline getirilmiş olan vagonları ve bunların bulunduğu alanı terkettikten sonra, yeniden otobüslere binip, Santa Clara kentinin biraz dışındaki geniş Devrim Meydanı’na doğru yola çıkacaktık. Devasa Che Guevara anıtını, Anıt Mezar’ı ve Devrim Müzesi’ni görmeye gitmekteydik... Sözkonusu kompleksin inşaatına 1982 yılında başlanmıştı. İnşaat için birçok Kubalı 400 bin saat gönüllü olarak çalışmıştı... Anıt Mezar’ın, Che Anıtı’nın, ve Devrim Müzesi’nin tamamlanıp açılışının yapılmış olduğu 28 Aralık 1988 gününden Ocak 2009’a dek bu alanı, 2.5 milyon kişi ziyaret etmişti. Sayıları bir milyonu aşan ziyaretçi kitlesi, Kuba dışından, 100 kadar farklı ülkeden gelmişti... Anlaşılmış olacağı gibi, Che Guevara anısına gerçekleştirilmiş sözkonusu kompleksin açılış tarihi, yani 28 Aralık 1988 günü, yukarıda özetlenmiş olan Santa Clara baskınının, ve silah yüklü trenin elegeçirilişinin 30ncu yıldönümüne rastlamaktaydı...

 

Devrim Meydanı’nın, Anıt Mezar’ın, sözkonusu mezarla bitişik Devrim Müzesi’nin, bunların önüne oturtulmuş bağımsız taş bir sütunun üzerine oyulmuş relieflerin (kabartmaların), ve relieflerin biraz ötesine yerleştirilmiş yüksek taştan platformun üzerinde boyveren 6.8 metre yüksekliğindeki devasa bronz Che Guevara heykelinin şekillenişinin planlayıcısı ve aynızamanda sözkonusu bronz Che Guevara heykelinin yapıcısı, Kubalı ünlü heykeltraş José Delarra idi. Mimar Blanca Hernandéz ve yine mimar Alberto Cao, onunla birlikte çalışarak, Devrim Meydanı’nın, Anıt Mezar’ın, Devrim Müzesi’nin inşaatınının çizimlerini ve yapılışını gerçekleştirmişlerdi... “Kahraman gerilla” adlı 6.8 metre yüksekliğindeki bronz heykel de yansıyan Guevara, Sinbad’a yerleştirileceğim fotoğraflarından da farkedileceği gibi, bir elinde tüfekle ve asker giysileri içinde gözükmekteydi. Yine gerçekte yaşanmış olduğu gibi, Che Guevara’nın diğer kolu da kırılmış olarak gösterilmişti... Reliefler, bir başka ifadeyle duvar kabartmaları, devrimci savaştan değişik sahneleri tasvir etmekte idiler. Yüksek taş sütun üzerindeki ispanyolca kabartma yazılar ise, Che Guevara’nın Kastro’ya yollamış olduğu son mettuptan başka birşey değildi...

 

Kaç basamak olduklarını saymadığım merdivenlerle çıkılan taş bir platformun üzerine sade, gösterişsiz bir tarzda inşaedilmiş kompleks, ortadan bir koridorla iki parçaya ayrılmıştı ve sol yandaki kapı anıt mezar gitmekteydi... Anıt Mezar’ın loş bir ışıkla aydınlatılmış alabildiğine sessiz ve serin salonun duvarlarına, 1967 yılında Che Guevara ile birlikte Bolivya’da yaşamlarını yitirmiş olan 38 gerillanın yüzlerinin kabartmaları yerleştirilmişti. Altlarında adları yazılı yüzler, ülkelerine göre ayrılmışlardı, ve bu salonda konuşmak, fotoğraf çekmek, veya bir başka iş yapmak kesinlikle yasaktı. Yaşamlarını yitirmiş olan sözkonusu gerillaların Kuba dışından olanları, Bolivya, Peru, ve Arjantin gibi Latin Amerika ülkelerindendiler. Kadın gerilla Tania (Haydee Tamara Bunke Bider), Kubalı olarak sınıflandırılmıştı... Yüzler, hemen üstlerine, duvara monte edilmiş düşük voltajlı lambaların ışıkları ile hafifce aydınlatılmışlardı. Aydınlatılmasıyla, sessizliği ile, herşeyiyle salona uhrevi bir hava verilmişti...

 

Devrim Müzesi binasının girişinde, içeride, hemen kapı yanında, hatıralık eşyalar, fotoğraflar vs. satan küçük bir tezgah bulunmaktaydı. Müzede, Kubanın Devrimci savaş süreçlerinden (1868- 78; 1895- 98; Aralık 1956- 1959’un ilk günü) anılar, silahlar, fotoğraflar teşhir edilmekteydi... Aslında burası küçük bir müzeydi, içinde fazla birşey yoktu. Seyredenlerden bazılarına ilginç gelen silahlardan biri, 11.43 mm’lik mermi atan Thompson otomatik tabanca idi. Adını mucidinden alan bu yakın muharebe silahı, 1921 yılında ABD’de piyasaya çıkmış, aynı ülkenin gansterleri sayesinde ünlenmiş, II. Dünya Savaşında, Kore Savaşı’nda ve 1970’li yıllara dek diğer birçok savaşta kullanılmıştı. Özellikle kent ve orman muharebelerinde etkili olarak kullanılan tam ve yarım otomatik atışlı silahın, 20 mermi alan düz ve 50 mermi alan “tambura” adlı yuvarlar magazinleri (şarjör) bulunmaktaydı. Görmemiş olmama karşın, 100 mermi alan magazininin olduğunu da duydum... Etkili mesafesi (öldürücü mesafesi) 50 metre olan bu yakın muharebe silahını, 1961- 62 yıllarında Kara Harb Okulu kamplarında, onlarca kez söküp-takmış olduğum için, mekanizmasında fazla sayıda küçük küçük parçaları olduğunu ve bu karmaşık yapısı nedeniyle kolayca tutukluk yapabileceğini gayet iyi bilmekteyim... Kısacası, ününe karşın Thompson’un çok iyi bir silah olduğunu söyleyemem...

 

Müzede ziyaretçilerden bazılarının dikkatini çeken diğer silah ise, 1969 yazında Ürdün ordusunun Şeria kıyısındaki siperlerinde görmüş olduğum tam ve yarım otomatik atışlı M2 Carbine idi. Taşıması kolay bu hafif (2.2 kg kadar) silahın 8 mm’lik 15 mermi alan magazini bulunmaktaydı... Aslında, sözkonusu her iki silahta, ve hatta en gelişmiş diğer otomatik silahlarda, Sovyetler Birliği Kızıl Ordusu’ndan Mikhail Timofeyevich Kalaşhnikov tarafından 1944- 46 yıllarında çizimi yapılmış olan tam otomatik Kalaşhnikov marka silahın yanına bile yaklaşamazdı. Basit ve mükemmel mekanizma yapısı nedeniyle, çölde, tozda, suda, yağmurda, dondurucu soğukta, hertürlü tabiat şartı altında tutukluk yapmadan binlerce mermiyi rahatça atabilen, ve dakikada 600 mermi atan bu 7.62 mm çapındaki silahın öldürücü mesafesi 600 metre idi. Hem şehir, hem orman, ve hem de uzak mesafeli muharebeler için elverişli olan, daha doğrusu yakın-uzak hertürlü muharebe için elverişli olan, kalçadan da ateş edilebilen bu silahı, ilk kez 1969 yazında Filistinli gerillalarının (fedayi) ellerinde görecek ve zaten kullanacaktım da... Devrim Müzesi’nde Kalaşhnikov yoktu. Anlaşılmış olacağı gibi Kastro ve yoldaşlarının gerilla mücadelesi, Sovyet yardımı olmadan sürmüştü...   

 

Güneş yakıcı oklarını tam tepeden yollarken, öğle yemeği vakti çoktan geçmişti. Sonunda, Devrim Meydanı’ndaki ziyaretlerimiz tamamlanacaktı. Otobüslerimize binip Havana’ya doğru yola düzülecektik. Kentin dış mahallerinden birine geldiğimiz sırada, otobüsler, öğle yemeği için duracaklardı. Burası, geniş ve çiçekli güzel bahçesine masalar dizilmiş oldukça büyük bir restoran idi. ICAP’a ait olduğu söylenen restoranın dörder kişilik masalarına yerleşecektik. Ekmek, meyva, salata servisi önceden yapılmıştı. Üniformaları içindeki garson hanımlar, içecek olarak neyi tercih ettiğimizi soracaklardı. Önce çorba içecek, ardından da gelen tavuk parçasını ve beraberindeki fasulyeli pilavı yiyecektik. Kuba dahil, birçok Güney ve Orta Amerika ülkesinde, içinde küçük (börülce büyüklüğünde) siyah fasulyeler olan bir çeşit pilav sıkça yenmekteydi... Bu restoranın tuvaletleri temiz ve güzeldi...

 

Birkaçyüz kilometre gittikten sonra, yol üzerindeki bir kahvenin önünde durup mola verecektik. Gelirken de önünde durmuş olduğumuz bu kahvenin hemen yanında hediyelik eşyalar satan bir dükkan vardı... Sözkonusu kahve de, şişe suları, asitli içecekler, bira ve sert alkollü içecekler, kokteyller, meyva suları, değişik sandviçler, tostlar ve kahve satılmaktaydı...

 

Biraz geç te olsa, Julio Antonio Mella Uluslararası Kampı’ndaki akşam yemeğine yetişecektik.

 

başlangıç bölümüne dön                                                                                            diğer bölüme git

a) ICAP, Julio Antonio Mella Enternasyonal Kampı, 1 Mayıs Müfrezesi, ABD’de hapiste beş Kubalı  ve Kuba gezisi üzerine kısa genel bilgiler

 

b) ALBA, Camilo Cienfuegos Petrol Rafinerisi ve Kuba ekonomisi üzerine geziden kısa notlar

 

c) Matanzas, tarla da iş, Devrim Müzesi, Dostluk Evi’nde mükemmel akşam yemeği, müzik ve dans ziyafeti

 

d) Devrimin 50nci yılında 1 Mayıs kutlaması, ve Kuba ile dayanışma toplantısı

 

e) Cienfuegos, lüks otel, sanat okulu ziyareti, ve Cienfuegos sokaklarında gezinti

 

f) Cienfuegos’da Rafineri işçilerinin mahalleleri, Devrimi Koruma Komiteleri, yeniden iş, Trinidad, poliklinik ziyareti ve Kuba’da tıbbi hizmetler üzerine notlar

 

g) Santa Clara; savaş ganimeti müze tren; Che Guevara’nın anıt mezarı, anıtı, ve Devrim Tarihi Müzesi; ICAP lokantasında öğle yemeği; Havanaya, kampa dönüş

 

h) Uluslararası gece,  farklı ülkelerin katılımcılarından yemek örnekleri, müzik dinletileri ve dans gösterileri, Havana’da özgürce geçen son gün, Anneler Günü ve kampta son gece eğlencesi

 

i) Havana’da otelde geçen beş bağımsız gün, çevrenin adım adım keşfi, Capitol Binası, Santa Maria plajı, Havana turu ve dönüş

 

FOTOĞRAFLAR

01) Havana, “Julio Antonio Mella Uluslararası Kampı”, kamptan görüntüler, 25 Nisan 10 Mayıs 2009

02) Havana, “Julio Antonio Mella Uluslararası Kampı”, kamptaki kültürel faaliyetleren bazı kareler, 25 Nisan- 10 Mayıs 2009

03) Havana, “Julio Antonio Mella Uluslararası Kampı”, Türkiye grubundan hanımlarla ve diğer gruplarla Matanzas’a, plaja giderken ve diğer bazı eylemlerden fotograflar.

04) Havana, “Julio Antonio Mella Uluslararası Kampı”,  1 Mayıs Müfrezesi 2009 tarlada işte,  25 Nisan- 10 Mayıs 2009

05) Havana, Devrim Müzesi (devrimden önce diktatör Batista’nın başkanlık sarayı),  29 Nisan 2009

06) “Julia Antonio Mella Uluslararası Kampı” sakinleri için ”Dostluk Evi”nde örgütlenen ”1 Mayıs için kadeh kaldırmak” adlı geceden fotoğraflar, 29 Nisan 2009

07) Devrimin 50nci yılında Havana “Devrim Meydanı”nda 1 Mayıs kutlamasından fotoğraflar. İki saat onbeş dakika boyunca alandan duraksız bir milyon kişi geçti. 1 Mayis 2009

08) Havana’dan görüntüler, Martires Parkı yakınlarındaki el işleri pazarı, sokakta öğrenciler, ve Kuba İle Dayanışma Toplantısı (2 Mayıs 2009).

09) Havana, “Julio Antonio Mella Uluslararası Kampı”, Cienfuegos’a yolculuktan ve Cienfuegos’dan bazı görüntüler, 3 Mayıs 2009

10) “Julio Antonio Mella Uluslararası Kampı”, Cienfuegos’da kaldığımız lüks otel, ve otelin önünden körfezin görünüşü, 3- 7 Mayıs 2009

11) Cienfuegos, “Benny More Sanat Okulu”nu ziyaret, 4 Mayıs 2009

12) Cienfuegos, petrol işçilerinin mahallesi ve “İhtilali Savunma Komiteleri” ile tanışma, 4 Mayıs 2009

13) MANGO FİDANLIĞINDA VE MANGO BAHÇESİNDE ÜRETİME KATKI, Cienfuegos, 5 mayıs 2009

14) Cienfuegos-Trinidad gezisi, 5 Mayıs 2009

15) Cienfuegos Petrol Rafinerisi ve 7 Numaralı Poliklinik ziyareti fotoğrafları. Cienfuegos, 6 Mayıs 2009

16) Cienfuegos-Santa Clara yolundan ve Santa Clara’da “Müze Tren” ziyaretinden fotoğraflar. Silah yüklü tren 28 Aralık günü Santa Clara’ya girerlerken, Che Guevara tarafından elegeçirilmiştir... Santa Clara, 7 Mayıs 2009

17) Che Guevara’nın anıt mezarı, Che Guevara anıtı ve devrim müzesi. Santa Clara, 7mayıs 2009

18) “Julio Antonio Mella Uluslararası Kampı”nda Uluslararası Gece, farklı ülkelerin temsilcilerinden yemekler, gösteriler, dans, müzik, Havana, 8 Mayıs 2009

19) “Julio Antonio Mella Uluslararası Kampı”nda son gece, anneler günü kutlaması, ve müzikli eğlence. Havana, 9 Mayıs 2009

20) Havana’dan değişik görüntüler 1, 25 Nisan- 15 Mayıs

21) Havana’dan görüntüler 2, Limana yakın Martires Parkı ve çevresi, 9 ve 14 Mayıs 2009

22) Havana’dan görüntüler 3, körfezin girişini kontroleden Real Fuerza Kalesi Ulusal Müzesi ve içindekiler, 9 Mayıs 2009

23) Havana’dan görüntüler 4, kent turundan kareler, 14 Mayıs 2009

24) Havana’dan görüntüler 5, Real Fuerza Kalesi Ulusal Müzesi’nin en üstteki teras katından karşı kıyı ve Martires Parkı’dan kareler

25) Havana dan görüntüler 6, Mártires Parkı yakınlarından San Fransisko Meydanına ve oradanda Capitol Binası’na yürüyüşün fotoğrafları ve bir sebze-meyva-et pazarı. 14 Mayıs 2009

26) Havana dan görüntüler 7, Eski Havana’dan, rastgele kareler, 10- 14 Mayıs

27) Havana’dan görüntüler 8, Havana’nın Çin mahallesine doğru yürüyüş ve Çin mahallesinden görüntüler, 14 Mayıs 2009

28) Havana dan görüntüler 9, rastgele fotoğraflar, alışveriş yerleri, dükkanlar, ara sokaklar, voodoo, ve Santa Maria plajı. Foto YUSUF, Havana, 10- 14 Mayıs 2009

http://www.sinbad.nu/