Yusuf Küpeli, KÜBA EKONOMİSİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER VE ALBA ÜZERİNE KISA NOTLAR

Bundan bir yılı aşkın süre önce, 2009 yılı Nisan ayının son haftası ve Mayıs ayının ilk iki haftası boyunca, tam 21 gün Küba’da kalmıştım. Devrimin 50nci yılında yapılan ve yaklaşık bir milyon kişinin katılmış olduğu 1 Mayıs geçitini izlemiştim ...

Küba’nın geleceği ile ilgili olarak ta, “Sözü uzatmadan birşeyler ifade etmek gerekirse, beş-altı yıl içinde Kuba’yı önemli değişikliklerin beklediği söylenebilir.”, demiştim. Birtakım özelleştirmelerin geldiğinden sözetmiştim. Turizm sektörü ile ilgili yeni büyük yatırımlardan bahsetmiştim... “Ne ölçüde doğru bir benzetme olur tam emin değilim ama, günümüzde ekonomik anlamda Kuba’da yaşanmakta olanlarla Sovyetler Birliği’nde 1921- 28 yıllarında yaşanmış olan NEP (New Economic Policiy, veya türkçesi ile Yeni Ekonomik Politika) arasında bir paralellik kurulabilir...”, diyerek Küba’nın sınırlı bir Pazar ekonomisine geçmekte olduğunu yazmıştım...

Artık, aradan bir yılı aşkın bir zaman geçtiktan sonra, dünya basınında Küba ekonomisindeki değişikliklerden, özelleştirmelerden, Brezilya’nın bu konuda Küba’ya yardım teklifinden, hatta Kastro’nun...

 

KÜBA EKONOMİSİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER VE ALBA ÜZERİNE KISA NOTLAR

 

Bundan bir yılı aşkın süre önce, 2009 yılı Nisan ayının son haftası ve Mayıs ayının ilk iki haftası boyunca, tam 21 gün Küba’da kalmıştım. Devrimin 50nci yılında yapılan ve yaklaşık bir milyon kişinin katılmış olduğu 1 Mayıs geçitini izlemiştim (Devrimin 50nci yılında 1 Mayıs kutlaması, ve Kuba ile dayanışma toplantısı). Ayrıca, Havana dahil birçok kenti görme fırsatım olmuştu. Gördüklerimi, yaşadıklarımı, yine 2009 yılı Ağustos ayı içinde 1 Mayıs Müfrezesi ile Kuba gezisi 2009 başlığıyla ve dokuz bölüm olarak yazıp sinbad’a  yerleştirmiştim. Ayrıca, bu anlatıma, 28 ayrı bölümde 350 kadar fotoğraf eklemiştim (FOTOĞRAFLAR ).

 

Kuba gezisini yazmadan önce, Küba üzerine çalışıp, Avrupa’nın Amerika Kıtası’nı keşfinden, yerli halkın trajedisinden başlayarak, bu ülkeyi, Kuba’yı anlatmıştım. Kuba devrimi 50. yılını doldururken Kuba tarihinden notlar başlıklı bir kitap yazıp, sinbad’a  yerleştirmiştim. İspanya, Latin Amerika, ABD ve dünya ile bağları içinde bu ülkenin tarihini özetleyen kitabı, Sovyetler Birliği ile ABD’yi karşı karşıya getiren ve iradesi dışında Türkiye’yi de sürece bulaştıran 1962 tarihli tehlikeli “Küba füze krizi”ni anlatarak noktalamıştım (dünyayı nükleer savaşın eşiğine taşıyan 1962 Füze krizi; pazarlık masasında Türkiye Cumhuriyeti  ). Aslında, anlatının devamını yazmak, hatta kitabı daha da genişletmek için notlarım hazırdı ama, olaylar bu işi ertelememe neden olmuşlardı. Üst katımızda oturan işgüzar yaşlı komşumuz, su borusunu patlattığı için, bizim daireyi su basmış, ve yaklaşık altı ay çalışma olanağı olmamıştı... Yalnız,  1 Mayıs Müfrezesi ile Kuba gezisi 2009 başlıklı anlatım, 1962 yılından sonrası ile ilgili boşluğu bir ölçüde doldurmuştu…

 

Kuba için olumlu gerçekleri ön plana çıkartarak, Küba devrimini ve halkını koruyarak, hatta bazı canımı sıkan gerçekleri ılımlı dostca bir üslupla kısaca ele alarak gördüklerimi, yaşadıklarımı anlatmaya çalışmıştım. Küba’nın geleceği ile ilgili olarak ta, “Sözü uzatmadan birşeyler ifade etmek gerekirse, beş-altı yıl içinde Kuba’yı önemli değişikliklerin beklediği söylenebilir.”, demiştim. Birtakım özelleştirmelerin geldiğinden sözetmiştim. Turizm sektörü ile ilgili yeni büyük yatırımlardan bahsetmiştim... “Ne ölçüde doğru bir benzetme olur tam emin değilim ama, günümüzde ekonomik anlamda Kuba’da yaşanmakta olanlarla Sovyetler Birliği’nde 1921- 28 yıllarında yaşanmış olan NEP (New Economic Policiy, veya türkçesi ile Yeni Ekonomik Politika) arasında bir paralellik kurulabilir...”, diyerek Küba’nın sınırlı bir Pazar ekonomisine geçmekte olduğunu yazmıştım...

 

Artık, aradan bir yılı aşkın bir zaman geçtiktan sonra, dünya basınında Küba ekonomisindeki değişikliklerden, özelleştirmelerden, Brezilya’nın bu konuda Küba’ya yardım teklifinden, hatta Kastro’nun “Kuba modeli ekonomi için iyi değil”, dediğinden sözeden haberler yayınlanmaya başladı. (İsveç’in en büyük günlük gazetesi Dagens Nyheter, Brasilien erbjuder hjälp till Kuba, http://www.dn.se/nyheter/varlden/brasilien-erbjuder-hjalp-till-kuba-1.1174313 ; Hint gazetesi The Times of India, Castro: Cuban model not good for economy, Castro: Cuban model not good for economy - The Times of India http://timesofindia.indiatimes.com/world/europe/Castro-Cuban-model-not-good-for-economy/articleshow/6527393.cms#ixzz0z7jquvLM http://timesofindia.indiatimes.com/world/europe/Castro-Cuban-model-not-good-for-economy/articleshow/6527393.cms)

 

Sözkonusu gezi notlarının “Havana’da otelde geçen beş bağımsız gün, çevrenin adım adım keşfi, Capitol Binası, Santa Maria plajı, Havana turu ve dönüş” başlıklı bölümünde, “Bir de dikkati çeken diğer olay, neredeyse her rafın önünde bir görevlinin durması idi. Yani buraya, sadece azami kâra göre motive olan kapitalist bir işletmeci elkoysa, sanırım birçok kişiyi işinden ederdi... Şüphesiz ben böyle birşeyin olmasını istemem ama...”, diye yazmıştım. Şimdi, 21 Eylül 2010 tarihli günlük en büyük İsveç gazetesi Dagens Nyheter’de çıkan “Brasilien erbjuder hjälp till Kuba” (Brezilya Küba’ya yardım sunuyor) başlıklı habere göre, Mart 2011’e dek -gelişecek özel sektörde iş bulmaları amacıyla- devlet sektöründen 500 bin çalışan “serbest bırakılacak”, yani işten çıkartılacak. Özet olarak, kısa sürede işten çıkartılacak olan bu 500 bin kişinin özel sektör de emilmesinin kolay olmayacağını düşünen Brezilya yönetimi, küçük ve orta ölçekli şirketleri geliştirme konusunda Küba’ya yardımcı olmaya hazır olduğunu bildirmiştir. Konunun uzmanları da, bu ölçüde işçiyi absorbe edebilecek özel sektörün hemen kurulmasının kolay olmayacağı kanısındadırlar... Yine aynı habere göre, Kuba’nın işgücünün yüzde 85’i, yani beş milyon kişi, devlet sektöründe çalışmaktadır...

 

Yine BBC’nin 2 Ağustos 2010 tarihli ve “Raul Castro: No reform but Cuba economy control to ease” başlıklı haberine göre, özetle, Raul Kastro, problemli Kuba ekonomisini düzeltebilmek için geniş ölçekli pazar reformu yapılacağını ifade etmiştir. Sözlerine, “Küba devrimi herzmankinde daha güçlü” cümlesi ile başlamış olan Raul Kastro, “sosyalist sitem değiştirilemez” ifadesi ile sözkonusu pazar reformunun sisteme karşı olmadığını açıklamıştır. ()

 

Türkçe Latin Amerika haber ajansı Prensa Latina’da yayınlanan ve yine ingilizce anc Cuban News Agency’de yayınlanan haberler de, yukarıdaki haberleri doğrular niteliktedir. Örneğin, Havana, 24 Eylül 2010 tarihli Prensa Latina’da yayınlanmış olan “Küba'da yeni ekonomik önlemler hayata geçiriliyor” başlıklı habere göre, “(...)178 sektörde özel şirket kurabilecek olan Kübalılar, 83 sektörde de aile üyesi olmayan işçi çalıştırabilecekler. Uygulamaya destek olmak amacıyla Küba Merkez Bankasının da küçük işletmelere kredi imkânları sunmasının altyapısının araştırıldığı alınan haberler arasında.” (http://www.plturkce.org/index.php?yazi_id=4644)

 

Henüz bu haberler ortada yokken, bundan birbuçuk yıl kadar önce kaleme almış olduğum gezi notlarının “ALBA, Camilo Cienfuegos Petrol Rafinerisi ve Kuba ekonomisi üzerine geziden kısa notlar” başlıklı ikinci bölümünde şunları yazmıştım:

 

“(...) Sözü uzatmadan birşeyler ifade etmek gerekirse, beş-altı yıl içinde Kuba’yı önemli değişikliklerin beklediği söylenebilir. Bu sadece benim değil, birçok kişinin görüşüdür... Gelmekte olan yüksek eğitimli ve farklı düşünce yapısına sahip yepyeni neslin politik yaşamda ve devlet bürokrasisinde daha ağırlıklı biçimde yeralmaya başlaması ile birlikte ülkedeki değişimim hız kazanacağından sözedilmektedir. Eğer olağan dışı birtakım gelişmeler olmazsa, en erken beş-altı yıl sonra Amerika kıtasının kuzeyinden başlayacak olan turist akınının da sözkonusu değişimi daha hızlandıracağı ifade edilmektedir...

 

“Kuba uzmanı” olarak tanıtılan isveçli Thomas Gustafsson, 2006 yılında yayınlanmış olan büyük boy 700 sayfalık “Kuba” adlı kitabında, puro ve diğer birtakım kolay tüketim ürünlerini yasadışı olarak üreten gizli küçük fabrikaların olduğunu, olaydan haberdar olmasına karşın devletin bunlara gözyumduğunu, ve yeni genç kapitalist bir sınıfın doğmakta olduğu anlatmaktadır... Zaten sokaklarda da çok sık kaçak puro satıcılarının davetleri ile karşılaşılmaktadır. Yine sokaklarda, eski model arabaların yanında son model arabalara, özellikle Japon arabalarına, son model pahalı arazi arabalarına rastlamak olasıdır. Şüphesiz bunların birkısmı değişik kurumlara ait olsalar da, birkısmının da varlıklı kişisel sahipleri vardır...

 

“Şüphesiz ekonominin temel direkleri, ağır endüstri, bankacılık, tarım topraklarının yüzde 80’i ve özellikle endüstri ile bağlantılı bölümü, bütünüyle dış ticaret, devletin denetimindedir. Bunların öyle kolayca el değiştirmeleri, özelleştirilmeleri beklenmemelidir.... Sözkonusu “gizli” küçük üretime, birtakım “gizli” işletmelere devletin gözyumuşu, diğer yandan yine devletin lokantacılık ve benzeri diğer küçük işletmelere, hediyelik eşyalardan kitap ve gıda maddeleri satışına dek birçok küçük ticari işletmeye yasal olarak izin verişi, yine yasal olarak köylülerin özel mülklerinde ürettikleri tarım ürünlerini pazarlıyabilmeleri, muhtemelen, ekonomide belli bir canlılığı korumak, ve istihdam zorluklarını bir ölçüde aşabilmek içindir. Yani sonuçta Kuba’da, ekonomiyi canlandırabilecek sınırlı bir pazar ekonomisi yaratılmıştır, yaratılmaktadır...

 

“Aynı uygulama çerçevesinde eskiden tamamen merkezi olan pastorize süt üretimimde de bir ölçüde desantralizasyona gidilmekte, bunun yüzde otuz kadarı ailelere devredilmektedir... Diğer yandan, yaş ortalamasının yükselmesi, yaşam sürelerinin uzaması sonucu, eskiden kadınlar için 55, erkekler için 60 olan emeklilik yaşları, kadınlarda 60’a, erkeklerde ise 65’e yükseltilmiştir... Tam kaliteli bir emeklilik hakkının kazanılabilmesi için, 30 yıl çalışmış olmak gerekmektedir. Eğer bu 30 yıllık çalışma süresi tamamlanmışsa, daha önce alınan ücretin yüzde 90’ı emeklilik aylığı olarak verilmektedir...

 

“Ne ölçüde doğru bir benzetme olur tam emin değilim ama, günümüzde ekonomik anlamda Kuba’da yaşanmakta olanlarla Sovyetler Birliği’nde 1921- 28 yıllarında yaşanmış olan NEP (New Economic Policiy, veya türkçesi ile Yeni Ekonomik Politika) arasında bir paralellik kurulabilir... Batı’nın emperyalist merkezlerinin de kışkırtmaları, ve sürece doğrudan dahil olmaları sonucu 1918- 21 yıllarında yaşanmış olan içsavaş sürecinin, ve dolayısıyla Savaş Komünizmi’nin bir sonucu olarak uygulanmış aşırı merkezileşmenin ekonomi üzerinde yaratmış olduğu daraltıcı baskıdan kurtulabilmek için, Lenin’in önderliğindeki Komünist Partisi’nin 10ncu Parti Kongresi’nde alınan kararlarla, Yeni Ekonomi Politikası başlatılmıştı. Tarımda, ticarette, ve küçük çaplı hafif endüstri de belirli sınırlar dahilinde özelleştirmeler yaşanmış, çapı çok geniş olmayan bir pazar ekonomisi şekillenmişti... İktidarın iplerinin Stalin tarafından güçlü biçimde elegeçirmesi ile birlikte sonlandırılan bu politikaya, NEP adı verilmişti...

 

“Şüphesiz kapitalist-emperyalist sistemin özü aynı kalmakla birlikte, yeni yeni teknolojik devrimlerle, özellikle iletişim teknolojilerindeki devrimlerle dünyanın küçülmesi; daha da merkezileşip egemenlik alanları yayılan sermayenin baskıları; yeni gelişmiş pahalı teknolojilere uyum zorunlulukları; ulusal devletlerin iktidar alanlarını daraltarak daha büyük politik birlikleri zorunlu kılmaya başlamıştır. Hızı artarak ilerleyen pahalı yepyeni teknolojilere uyum sağlamak ne tek başına güçlü bir şirketin, hatta ne tek başına bir tekelin, ve ne de ortalama bir devletin gücü ile mümkün olabilmektedir. Gelişen teknolojiler ve ekonomik süreçler, birleşmeleri, merkezileşmeyi zorlamaktadır...

 

“Sözkonusu evrensel gelişmenin ulusal sınırları aşındıran ve ulus devletlerin iktidarlarının birkısmının devrini ve paylaşımını zorunlu kılan etkileri ile şekillenmekte olan yeni dünya düzeninde Kuba’nın nasıl ekonomik, sosyal, ve politik değişikliklere uğrayabileceğini, ve bu değişimin hangi yönde olabileceğini şimdiden tam bir açıklıkla görebilmek zordur ama, bunun, sosyalizmden tamamen uzaklaşmak biçiminde değil, Kuba sosyalizmine yeni biçimler vermek şeklinde olacağı düşünülebilir. En azından Kuba yönetimi, sosyalizmden uzaklaşmadan evrensel değişime uyum sağlamaya, emperyalist politikalardan mümkün olabildiğince uzak devletlerle birlikler oluşturmaya, ve özellikle ABD emperyalizminin ülkesine yeniden girmesini engelleyecek birliklere katılmaya çalışmaktadır. Fakat yine Kuba, ABD ile ilişkilerini normalleştirmeye de çalışmaktadır. Ve şimdilik benim görebildiğim, bunlardır... Sonuçta, Kuba’da da belirgin bir değişimin yavaş yavaş başladığını ve sözkonusu değişimin iğmesinin ileride hız kazanabileceğini söylemek olasıdır...

 

Özellikle 5-6 sene sonra meyvalarını vermeye başlayacak olan turizm yatırımları ile birlikte 80 mil ötedeki ABD’den ve Amerika kıtasından ülkeye turist akışının hız kazanacağı, ve bu yeni sürecin beklenen değişimi etkileyeceği düşünülmektedir. Uzak Avrupa’dan 10- 12 saatlik yorucu bir uçuşla gelen ve doğal olarak sayıları sınırlı olan turistlere göre yakındaki Amerika kıtasından başlayacak turist akışının, ekonomik zenginlik ve değişim konusunda etkili olacağı sanılmaktadır... Daha önce de ifade etmiş olduğum gibi, yüzde 49 hissesi Kanada sermayesine, yüzde 51 hissesi Kuba devletine ait olan yeni lüks oteller yapılmaktadır... Ayrıca, Stockholm’de bulunan Kuba elçisinin içinde olduğumuz 2009 yılının ilk aylarındaki devrim kutlaması sırasında söylemiş olduğu gibi, iki yıl içinde Kuba, Venezuella üzerinden kablolu hatla dünya internet sistemine bağlanacaktır. Halen Kuba’da internet iletişimi mevcut olmakla birlikte, bu, yavaş işleyen ve çok yaygın olmayan bir sistemdir. Kablolu Venezuella bağlantısı ile birlikte bilgi akışı yaygınlaşıp hız kazanacaktır. Bu yeni durumunda toplumsal ve politik değişimi etkilememesi düşünülemez...”

 

Kısacası Küba yönetimi, ekonominin kalbi sayılacak yaşamsal sektörleri kamunun, devletin denetiminde tutarak, bunların uluslarüstü tekeller tarafından yağmalanmalarını engellemektedir. Yönetim, ulusal ekonominin dümenini elinde tutarak, sınırlı bir pazar ekonomisine olanak sağlamaktadır. Küçük ve orta ölçekli işletmelerin yaygınlaşmalarını sağlayarak hem devlet sektöründeki fazla işgücü yığılımını azaltmaya ve hem de başta tarım olmak üzere değişik alanlardaki verimliliği arttırmaya çalışmaktadır... Bundan bir yıl kadar önce, 4 Aralık 2009 günü Stockhol’de konferans vermiş olan Kuba Komünist Partisi Dış İlişkiler komitesi MK üyesi Edeley Santana’nın anlatımı ile önemli miktarda toprak köylülerin özel kullanımlarına, üretimlerine terkedilmiştir. Sinbad’da yeralan “Küba Komünist Partisi Dış İlişkiler Komitesi MK üyesi Edeley Santana Stockhol’de konferans verdi” başlıklı haberde şu satırlar yeralmaktadır: “(...) toprağın daha elverişli olarak işlenmesini sağlamak amacıyla tarlaların % 30’nu oluşturan 690 milyon hektarlık arazinin kullanım hakkını köylülere devrettiklerini ve amaçlarının işlenmeyen tüm toprakların tarm ve hayvancılık yapmaya elverişli bir hale getirmek olduğunu vurguladı.” Kullanılmayan toprakların köylülere devri süreci de başlamıştır...

 

Dünyada ve Küba’da yaşanmakta olan tüm değişikliklere karşın, 1961 yılında yaşama girmiş ve giderek ağırlaştırılmış olan ABD ambargosu, BBC’nin 15 Eylül 2009 tarihli haberine göre, Obama yönetimi tarafından yenilenmiştir (http://news.bbc.co.uk/2/hi/americas/8256196.stm). Aslında, Kuba gibi uluslararası dayanışmada en önde gelen bir ülkeye uygulanmakta olan bu yıkıcı ambargoya dünya ülkelerinin çoğunluğu karşıdırlar, ve geçen yıl BM Genel Kurulu’nda 187 ülke sözkonusu ABD ambargosunu kınamıştır...

 

Bir yandan -ekonominin dümenini elinde tuttarak- ülke içinde sınırlı bir Pazar ekonomisine olanak tanıyan, bir ölçüde NEP benzeri bir ekonomi-polirikası izlemeye başlayan Küba, diğer yanda, ABD ambargosunun etkilerini kırabilmek, uluslarüstü tekellerin hem Latin Amerika ve hem de Küba üzerindeki baskılarını kırarark Latin Amerikanın ekonomik ve politik entegrasyonunu sağlamak, halkın refah düzeyini yükseltebilmek amacıyla, ALBA, veya türkçesi ile “Bizim Amerikamızın Halkları için Bolivarcı Alternatif” olarak adlandırılan bir ekonomik ve politik birlik yaratma işini başlatmıştır.

 

Yine gezi notlarının “ALBA, Camilo Cienfuegos Petrol Rafinerisi ve Kuba ekonomisi üzerine geziden kısa notlar” başlıklı bölümünde konuyla ilgili olarak şunları yazmıştım:

 

“Latin Amerika’nın ve Kuba gibi Karaib Denizi ülkelerinin ekonomik, sosyal, ve politik bütünleşmesini hedefleyen ALBA projesi, 14 Aralık 2004 günü Venezuella Cumhurbaşkanı Hugo Chávez ile Fidel Kastro arasında imzalanan anlaşma ile yaşam bulmaya başlamıştır. Sözkonusu anlaşma, Kuba’nın tıbbi kaynakları ile Venezuella’nın petrolünü değiştirme üzerinedir. Bunun sonuçlarından biri olarak günümüzde, Kubalı 40 bin tıbbi personel, hekim, hemşire, sağlık uzmanı, Venezuella’da hizmet vermektedir. Venezuella’da bu hizmetin karşılığı olarak Kuba’ya petrol vermektedir. Kuba- Venezuella ortaklığı ile Kuba’da rafineri kurulmaktadır. Yeni üretime başlamış olan rafinerinin hisselerinin yüzde 49'u Venezuellaya, yüzde 51’i ise Kubaya aittir...

 

“Doğal gaz zengini yoksul bırakılmış Bolivya’nın yerli asıllı yeni Cumhurbaşkanı Eva morales, 29 Nisan 2006 günü aynı anlaşmaya dahil olmuş ve ertesi gün ülkenin hidrokarbon (hydrocarbon) zenginliğini millileştirdiğini duyurmuştur... Uzun sayılabilecek bir aradan sonra yeniden Nikaragua Cumhurbaşkanlığına seçilen Daniel Ortega, Ocak 2007’de ALBA’ya dahil olmuştur... Günümüzde ALBA projesi içinde, Kuba, Venezuella, Nicaragua, Bolivya, Honduras, ve yine Kuba gibi Karaip denizi adaları üzerinde kurulu Dominik Cumhuriyeti, ve küçük Saint (Aziz) Vincent ve Grenadines bulunmaktadır...” 

 

“(...)Camilo Cienfuegos’un adını taşıyan Venezuella-Kuba ortaklığı sözkonusu rafineriyi 6 Mayıs Çarşamba sabahı ziyaret ettik. Camilo Cienfuegos Petrol Rafinerisi, Havana’nın 300 km kadar güneydoğusunda, Kuba’nın güney kıyısında dar bir girişi olan mükemmel bir limana kurulmuş tarihi ve güzel Cienfuegos kentinin hemen dışına inşaedilmişti... Parantez dışı belirtmek gerekirse, Kuba’da yaygın olan Cienfuegos adı, “yüz ateş” anlamına gelmektedir. Kente bu ad, Cienfuegos adı, Kuba’nın genel valisi, baş kumandanı Don (Asil) Jose Cienfuegos onuruna İspanya kralı tarafından yaklaşık 1830 yılında verilmiştir. Camilo Cienfuegos ve Cienfuegos kenti hakkında daha geniş bilgiler, Sinbad’a yerleştirilmiş olan “Kuba devrimi 50. yılını doldururken Kuba tarihinden notlar” başlıklı kitabın 18nci, 19ncu ve asıl olarak 22nci bölümlerinde bulunabilir.”

 

“(...)Yukarıda ifade edilmiş olduğu gibi, Kuba tıbbı ile Venezuella petrolünün değişimi temelinde 2004 yılında Kastro ile Chavez arasında varılan anlaşmanın sonucu olarak, 10 Nisan 2006 günü rafineri kuruluşu anlaşması imzalanarak süreç resmiyet kazanmış. Kuruluşa 166 milyon dolar harcanmış... Sonuçta, 1996 yılından beri petrol rafine etmeyen Kuba, 11 yıl sonra, 21 Aralık 2007 günü Venezuella’dan gelen ilk ham petrol tankeri ile birlikte üretime başlamış. Sözkonusu rafineri de 900’ü aşkın kişi yılda 5 milyon saat çalışmakta imiş. Çalışanların sayıları 1 600’e ulaşacakmış...

 

“Daha ilk yıl, 2008’de, rafineri için 58 tanker gelmiş ve üretim için yapılmış olan planın yüzde 103.7 ilerisine geçilmiş. Günümüzde, planlanandan yüzde 15 daha fazla üretim yapılmakta imiş. Hedef, günde 150 bin fat işlenmiş petrol üretmekmiş... Kuba’da üç petrol rafinerisi bulunmakta imiş. Baştan beri sözünü etmekte olduğumuz Cienfuegos kentindeki rafineriden başka, Havana’da ve Kuba’nın en doğu kıyısındaki ünlü Santiago de Kuba kentinde de birer rafineri bulunmakta imiş... Venezuella dışında, aynı konu üzerine, Kanada, Norveç, Hindistan, ve Çin ile de ortak çalışma projeleri mevcutmuş... Üretilen petrolün birkısmı elektrik üretimi için harcanmakta imiş. Dünyadaki piyasa fiyatlarından çok ucuza, fatı 12 dolara satılan petrolün üretim fazlasının bir kısmı Venezuellaya giderken, diğer kısmıda sözkonusu ucuz fiyata Karaip adaları ülkelerine satılmakta imiş...”

 

Evet, Kuba’da yaşanmakta olan ekonomik ve toplumsal değişimler hakkında söyleyeceklerim şimdilik bukadardır... Latin Amerika’nın en güçlü ekonomileri, örneğin Brezilya, örneğin Arjantin, örneğin Şili gibi ülkkeler henüz ALBA dışında olsalar da, Küba ve Venezuella gibi ALBA’nın çekirdeği olan ülkelerin, ekonomik güç olarak öne fırlamakta olan Çin gibi, Hindistan gibi devlerle gelişmekte olan ilişkileri, ABD’nin uygulamakta olduğu ambargoyu etkisiz kılacak ve ALBA ülkelerine daha iyi bir gelecek sağlayabilecektir kanımca...

 

Küba ve diğer Latin Amerika halkları için, ve yine dünyanın tüm ezilen halkları için daha iyi bir gelecek ve bu arada gezegenimizin doğasına yönelik ölümcül saldırıların durdurulabilmesi umuduyla...

 

Yusuf Küpeli

29 Eylül 2010

yusufk@telia.com

 

http://www.sinbad.nu/