Sinbad, bilgi denizinde bir yelkenli  http://www.sinbad.nu/ 

 

Yusuf Küpeli, BİLİNEN İLK TÜRK YAZITLARI, DAHA SONRA KEŞFEDİLEN ORHUN YAZITLARI, GÖK (KÖK) TÜRKLER, GÖK TÜRK KÜLTÜRÜ VE ŞAMANİZM ÜZERİNE KISA NOTLAR

(...) Sözkonusu Orhun Yazıtları’nı 1893 yılında çözen ve tüm zamanların en büyük dilbilimcisi sayılan ünlü Danimarkalı linguist Vilhelm Thomsen (1842- 1927), anılan türkçe metinlere, “Türk Runor”ları adını takmıştır...

(...) İsa’dan sonra 732 ve 735 yıllarında Gök Türk (Kök Türk) Prensi Kül (Kül Teğin, ölümü, 731) ve O’nun kardeşi imparator Bilge (Bilge Kağan, ölümü, 734) adlarına -ölümlerinin hemen ardından- 732 ve 735 yıllarında dikilmiş olan bu taşlardan birincisi, 3.75 metre; ikincisi ise, 3.80 metre yüksekliğindedir...

Yusuf Küpeli, UYGURLAR, UYGUR DEVLETİNİN MANİCHAEİSM’İN RESMİ DİN OLARAK KABULÜ, BU DİNİN UYGUR TOPLUMU ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ, KAŞGARLI MAHMUD VE “DİVAN- U LUGAT- I TÜRK” ÜZERİNE KISA NOTLAR

(...) Şimdiki Moğolistan’ı ve daha geniş bir alanı kapsayan, içinde tarımın ve yerleşik yaşamın giderek güç kazanacağı Uygur İmparatorluğu (744- 840), günümüz Türkiye türkçesine, “medeniyet” anlamına gelen “uygarlık” sözcüğünü armağan edecekti...

Uygur hükümdarı İl-Tutmuş Alp Külüg Bilge Kağan’ın Lo-yang’da karşılaşmış olduğu Manici (Manichaeist) misyonerler, O’nun, Uygur Kağanı’nın Manici inancı benimsemesine yardımcı olacaklardı. Ve O, Uygur kağanı, Manici (Manichaeist) misyonerleri, yanına alıp Moğolistan’a götürecekti. Dönemin en büyük güçlerinden birini elinde tutan Uygur Kağanının bu seçimi sonucunda, her yönde baskı altında olan Maniciliğin talihi açılacak, ve kısa sürede Manicilik, Uygur Kağanlığı’nın resmi dini haline gelecekti... René Grousset’in anlatımı ile, Karabalghasun’daki kitabelerde...

 devamı, Şubat 2011 tarihinde, Esperanto derneği üyelerine Türkler ve türkçe hakkında bilgi vermek amacıyla kaleme alınmıştır. Sözkonusu bilgilendirme, 2011 Şubat ayının son haftasında yapılmıştır. Anlatılanlar daha sonra genişletilerek -bazı parçalarını önceden sinbad.nu'ye yerleştirmiş olduğum- bir kitap haline getirilmeye başlanmıştır. Anlatılanlar arasında Türkiye'de konuşulan Oğuz türkçesinin grameri de vardı ama, bunu benden daha iyi anlatan kitapları rahatca bulabilirsiniz... Tüm anlatılanların ve çok daha geniş olarak yazılanların çok az bir kısmını, sadece başlangıcını buraya yerleştiriyorum. İyi okumalar dileğiyle.- Yusuf Küpeli, 2014.01.16

 

Yusuf Küpeli, ALTAY DİL GRUBU VE TÜRK DİLLERİ VE KÜLTÜRÜ ÜZERİNE KISA GENEL BİLGİLER

Konunun uzmanı tarihçilere göre, Türklerin bilinen en eski yurtları...

BAZI DİLBİLİMCİLER TÜRKÇEYİ ALTI KOLA AYIRMAKTADIRLAR

Yaşayan türkçeyi, Kıpçak (Kipchak) Türkçesi ve Oğuz Türkçesi olarak iki ana kola ayıran dilbilimciler olmakla birlikte, bazı dilbilimciler...

metnin tamamına ulaşmak için tıkla

 

ayrıca bak:Türkler, Osmanlı, Balkanlar

 

NAZIM HİKMET'in kendi sesinden bazı şiirleri, NAZIM HİKMET hakkında yazılar, NAZIM HİKMET'ten bazı şiirler, Louis Aragon'un NAZIM HİKMET hakkında yazısı (başka sitelerden ödünç)

not: Dede Korkut öyküleri ile ilgili aşağıdaki metin, aslında, yakında sinbad.nu'ye yüklenecek olan TÜRK DİLLERİ VE BU DİLLERİ KONUŞAN HALKLAR ÜZERİNE bilgiler veren bir kitabın bölümlerinden birisidir. Bu metin, 1 Ağustos 2012 (2012. 08. 01) günü gözden geçirilip bazı eklemeler ve dilde düzeltmeler yapılarak yeniden yazılmıştır. Sözkonusu metnin bağımsız olarak ta okunabileceğini düşündüğüm için, önceden Sinbad'a yüklemeyi uygun buldum. Sanırım ilginizi çeker. İyi okumalar dileğiyle- Yusuf Küpeli

Yusuf Küpeli, TÜRK HALK EDEBİYATININ EN GÜZEL ÖRNEKLERİNDEN “DEDE KORKUT ÖYKÜLERİ” VE BU ÖYKÜLERİN HOMEROS’UN ODYSSEIA (ODYSSÉEN) DESTANI  İLE BAĞLARI ÜZERİNE ÇOK KISA NOTLAR

(...) Bazı bilgilere göre Dede Korkut öyküleri, 1700’lü yıllarda, fransızca, ingilizce, ve rusca dillerine çevrilmiştir. Dede Korkut’un almanca çevirisi ise, H. F. Von Diez tarafından Dresden Kraliyet Kütüphanesi’nde bulunan orjinal metinden 1815 yılında yapılmıştır. İşte asıl bu çeviriden sonra Dede Korkut öyküleri Batı dünyasının aydınları arasında tanınır hale gelmiştir. Dresden Kraliyet Kütüphanesi’nde bulunan nüsha, oniki (12) öyküden ve bir de giriş bölümünden oluşmaktadır... Sonradan, 1950 yılında İtalyan türkolog Ettoro Rossi, Vatikan Kütüphanesi’nde bir Dede Korkut kitabı daha keşfetmiştir. Bu son bulunan nüsha ise, altı öykü ve bir giriş kısmı ile birlikte yedi bölümden oluşmaktadır...

metnin tamamı için tıkla  

not: Aşağıdaki metin, değişik Türk halkları ve bu halkların dilleri üzerine bilgiler veren bir kitabın küçük parçalarındandır. Umarım işinize yarar. İyi okumalar dileğiyle- Yusuf Küpeli, 28 Temmuz 2012

 

Yusuf Küpeli, OĞUZ TÜRKÇESİ KONUŞAN “AZERBEYCAN” HALKINA NEDEN “AZERİ” DENİLMEKTEDİR?, VE “AZERBEYCAN” ADININ ANLAMI ÜZERİNE KISA NOTLAR 

(...) Sonuçta bu coğrafi ad, “ateş toprağı” veya “ateş ülkesi”, veya “Ateşin Bekçisi’nin Ülkesi” anlamına gelmektedir ama, günümüzde aynı topraklar üzerinde yaşamakta olan halk, yaklaşık 900’lü yıllardan itibaren bölgeye yerleşmiş olan Oğuz Türkleri’dir... 

not: Aşağıdaki metin, değişik Türk halkları ve bu halkların dilleri üzerine bilgiler veren bir kitabın küçük parçalarındandır. Büyüklüğü 12 punto ile 11 A-4 sayfası tutan bu metni ayrıca yayınlamanın yararlı olabileceğini düşündüm. Umarım işinize yarar. İyi okumalar dileğiyle- Yusuf Küpeli, 17 Temmuz 2012

 

Yusuf Küpeli, ŞEYH BEDREDDİN, BÖRKLÜCE MUSTAFA, TORLAK KEMAL, VE AYRICA BEDREDDİN-MANİ PARALELLİKLERİ ÜZERİNE KISA NOTLAR

Osmanlı yönetimi tarafından derin bir nefret duygusu ile varlığı, düşünceleri, ve yaptıkları ile ilgili tüm izler yokedilmeye, silinmeye çalışılmış olan Şeyh Bedreddin hakkında tam doyurucu bilgiler verebilmek pek mümkün gözükmese de, ya da benim için gözükmese de, anlatılacak birşeyler vardır şüphesiz. Ve ben, Nazım Hikmet’in “Simavne Kadısı oğlu Şeyh Bedreddin Destanı”nın ilk bölümünü aşağıya yerleştirerek anlatımıma başlamak istiyorum...

 

ayrıca bak: Nazım Hikmet, Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı

kaynak: http://siir.gen.tr/siir/n/nazim_hikmet/seyh_bedrettin_destani.htm  

Yusuf Küpeli, Bazı silahlı kuvvetlerden ve askeri darbelerden örneklerle ordu-siyaset bağı ve “Ordu siyasetin dışında kalmalıdır!” yalanı üzerine notlar

 

NAZIM HİKMET'İ 48 YIL ÖNCE BUGÜN, 3 HAZİRAN 1963 GÜNÜ YİTİRDİK

 

Nazım Hikmet, 15 Ocak 1902 yılında Selanik'te doğdu (Bazı kaynaklara göre O, 20 Kasım 1901 yılında doğdu ama, doğumu nüfusa 1902 olarak kaydedildi). Nazım Hikmet'in annesi Celile hanım, Avrupa'da yaşanan 1848 ayaklanmaları sırasında Osmanlı İmparatorluğu'na sığınmak zorunda kalmış olan bir Polonyalı soylunun torunudur. Babası Hikmet bey ise, Selanik'te Dışişleri Bakanlığı'nda çalışan bir görevlidir...

 

Nazım Hikmet, 1917 yılında Bahriye mektebine girmiştir, ve ilk şiiri 1918 yılında "Yeni mecmua"da yayınlanmıştır. O, 1920 yılında arkadaşı Va.la Nurettin ile gizlice Anadolu'ya geçmiştir. Ankara Hükümeti O'nu Bolu'da öğretmen olarak görevlendirmiştir... Yine O, 1921 yılında, Batum üzerinden Moskova'ya gitmiş, ve Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'ne kaydolmuştur...

 

Nazım Hikmet, 1938 yılında, tamamen mesnetsiz bir iddia sonucu, orduyu ve donanmayı isyana teşvik ettiği gerekçesi ile haksız olarak 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırılmıştır. Uluslararası bir dayanışma kampanyasının da etkisi ile 1950 yılında özgürlüğüne kavuşabilmiştir... Bu kez de O, hastalığına ve ilerlemiş yaşına karşın askere alınmak istenmiştir. Askerliği sırasında bir oldu-bittiye getirilerek yaşamından edilmemek için, gizlice yurtdışına çıkmak zorunda kalmıştır...

 

Çağının en büyük şairleri arasında kabuledilen Nazım Hikmek, 3 Haziran 1963 günü Moskova'da yaşamını yitirmiştir.

 

Y. Küpeli

2011.06.03

 

Nazım Hikmet'in "Otobiyografi" adlı şirin ulaşmak için tıkla

 

not: Babai ayaklanması üzerine olan aşağıdaki metin, yakında tamamlanıp Sinbad'a yüklenecek olan bir kitabın, Türk dilleri ve bunları konuşan halklar üzerine bilgiler veren kitabın bölümlerindendir. Sözkonusu ayaklanma ile ilgili bölümün ayrıca okunabileceğini düşündüğüm için, yazılanları, kitabın tümünü yüklemeden önce buraya, Sinbad'a yüklüyorum. İyi okumalar dileğiyle.- Yusuf Küpeli

 

(...) Anadolu Selçuklu Devleti en geniş sınırlarına ulaşmıştır ama, kargaşa durmamıştı. Başkaldırmış Harizimli güçlerinin, Harizimliler’e karşı birleşmiş Selçuklu ve Eyyubi ordularının Doğu illerindeki manevralarından halk yorgundu, yoksullaşmaktaydı... Selçuklu aristokrasisinin, Sultan Gıyasettin Keyhüsrev’in ve çevresinin yaşam tarzları, şarabın su gibi aktığı sefahat alemleri, ve Gürcü prensesi ile Keyhüsrev’in yaşadıkları hakkında çıkan söylentiler, halkı, özellikle tamamen farklı bir dünya görüşüne ve zor kanaatkar bir yaşama sahibolan göçebe Türkmenleri rahatsız etmekteydi... İran’ı elegeçiren, Selçuklu ve Irak sınırına dek ulaşmış olan Moğol güçlerinin saldırıları, Anadolu’ya doğru Türkmen göçünü yoğunlaştırmıştı... Artık, Moğol atlarının rüzgarı Anadolu’da da esmek üzereydi... İşte tam bu sırada, 1240 yılında, “Baba İshak Ayaklanması” patlayacaktı...

 

Yusuf Küpeli, Baba İshak, ya da Babai ayaklanması üzerine kısa notlar

 

Moğollar’ın önünden Anadolu’ya akan Türkmenler, biçimsel olarak Müslüman olmakla birlikte, özünde eski inançlarından, Şamanizm’e bağlılıktan kopmamışlardı. Eski İran dini Zoroastrianism’de olduğu gibi iyilik ile kötülüğün kaynaklarını kesin çizgilerle birbirinden ayıran Şamanizm’in etkisindeki Türkmenler, daha önce de ifade etmiş olduğum gibi, Sünni İslam tarafından -Kuran’ın metninin dışında işlerle uğraşan anlamına- batıni katagorisi içindeki tarikatları (yolları), özellikle Zoroastrianism’den etkilenmiş Sufi İslam’ın değişik biçimlerini seçmişlerdi. Bunlara manevi anlamda önderik edenler de, eski Şaman giysilerini atıp kolayca basit, ucuz, yün Sufi deviş hırkalarına bürünen ve sonderece basit bir yaşam süren Sofu’lar olmuşlardı... metnin tamamı için tıkla  ayrıca bak: Kültür 

Not: Aşağıdaki “Osmanlı’da kültürel farklılaşma üzerine çok kısa bir-iki söz” başlıklı metin, yakında Sinbad’a yüklenecek Balkanlar ile ilgili bir kitabın alt notlarından birisidir. Bu metnin ayrıca okunabileceğini de düşündüğüm için, kitaptan önce Sinbad’a yerleştiriyorum.- Y.K. 22 Aralık 2008

Yusuf Küpeli, Osmanlı’da kültürel farklılaşma üzerine çok kısa bir-iki söz

Zenginleşip güçlendikçe farklılaşan, köklerinden kopan Osmanlı hanedanı, üst sınıflara özgü mutlak iktidar tutkusunun yanında, derin bir paranoyaya da sürüklenmişti. Bunlar, sadece Osmanlı hanedanına özgü süreçler değil, medenileşen, sınıf ayrımına uğrayan, gerçek anlamıyla devlet örgütlenmesine giden tüm toplumlara özgü gelişmelerdir...

Not: Aşağıdaki “Timurlenk ve türkçe üzerine çok kısa bilgiler” başlıklı metin, yakında Sinbad’a yüklenecek Balkanlar ile ilgili bir kitabın alt notlarından birisidir. Timurlenk’in Balkanlar ile ne bağının olabileceği?, akla gelebilir... I. Beyazit’in 1402 yılında Timurlenk karşısında yaşamış olduğu yenilgi, Osmanlı’nın Balkanlar’da süren ilerlemesini birsüre için  durdurmuş, hatta bir ölçüde geriletmiştir. Yine, Timurlenk’in çekiliş ile birlikte yaşanmış olan kardeş kavgası da Balkanlar ile ilintilidir. Bu nedenlerle, Tümurlenk hakkında kısaca bilgi vermenin yararlı olacağını düşündüm... Sonuçta, bu kısa metnin ayrıca okunabileceğini de düşündüğüm için, kitaptan önce Sinbad’a yerleştiriyorum. Umarım yararlı olur. Yusuf Küpeli, 15 Aralık 2008

Yusuf Küpeli, Timurlenk ve türkçe üzerine çok kısa bilgiler

Timurlenk ve ordusu biçimsel olarak “ılımlı İslamın” temsilcisi görünümünde idiler ama, özünde düşünce biçimleri Şamanist idi. “Ilımlı İslam” derken... O’nun resmen Hanefi mezhebine bağlı olduğu yazılmakla birlikte, asıl olarak Şaman inanç ve geleneklerine uygun davranıp yaşadığı ifade edilmektedir. Burada “ılımlı İslam” sözcüğü ile kastedilen, günümüzde Batı’nın, ABD servislerinin politik amaçlı olarak uydurdukları “ılımlı İslam” ifadesinden tamamen farklıdır. Ve zaten, Sünni İslam içindeki Hanefi mezhebi, diğerlerine göre daha ılımlı görüşlere sahiptir. Sufi İslam içinde de, daha katı ve daha ılımlı akımlar mevcuttur...

Aşağıdaki metin, yakında Sinbad’a yerleştireceğim Balkanlar ile igili kitabın içinden alınıp yeni bir başlıkla ayrıca basılmıştır. Umarım ilginizi çeker. Y. Küpeli, 4 Aralık 2008

Yusuf Küpeli, Mani, Manicheizm, Bogomilizm, Ban Kulin ve Şeyh Bedreddin üzerine çok kısa notlar

(...) İzleri Osmanlı devleti tarafından ne ölçüde silinmiş olursa olsun, Şeyh Bedreddin’in tasavvuf anlayışının temelinde asıl olarak Mani inancının, düalist Manicheizm felsefesinin ve kozmolojisinin durduğunu yeniden ifade etmek istiyorum... Hernekadar Mani’nin izleri İran (Sasani) egemenlik alanı içinde dahi silinmeye çalışılmış olsa da, Manicheizm ile ilgili en önemli metinler Kahire’de bulunmuştur. Ve Bedreddin, Medrese eğitimini, teoloji eğitimini, Memluklu Devleti’nin (1250- 1517) merkezi Kahire’de görmüştür... Yine O’nun, Balkanlar’da varlığını sürdürmekte olan Bogomilizm inancı yandaşlarıyla, Bogomil Kilisesi ile bağı olduğu anlaşılmaktadır. Bu kilise, Bedreddin’in idam edilmiş olduğu 1416 veya 1420 yılından çok sonralara, 1400’lü yılların sonuna dek yaşamını sürdürebilmiştir...

Not: Aşağıdaki “Stenka Razin, ve Pugachev ayaklanmaları, ve A. Pushkin, ve Dekabristler üzerine çok kısa notlar” başlıklı metin, yakında Sinbad’a yüklenecek Balkanlar ile ilgili bir kitabın alt notlarından birisidir. Bu metnin ayrıca okunabileceğini de düşündüğüm için, kitaptan önce Sinbad’a yerleştiriyorum. Umarım yararlı olur. Yusuf Küpeli, 30 Kasım 2008

Giriş

Aslında, 1300’lü ve 1400’lü yıllar boyunca tüm Batı Avrupa’da köylü ayaklanmaları yaşanacaktı. Toprakla birlikte alınıp satılabilen ve Serf adını alan toprak kölesi konumundaki bu köylüler, dini ideolojilerle ayaklanacaklardı. İngiltere’de, 1381 yılında büyük bir köylü ayaklanması olacaktı. Balkanlar’da Sloven köylüleri, 1400’lü ve 1500’lü yıllarda Habsburg hanedanına karşı isyan bayrağını yükselteceklerdi. Habsbur yönetimi 1700’lü yıllarda sistemde reform yapmak zorunda kalacaktı. Güney Almanya ve Avusturya, 1524- 26 yıllarında köylü isyanları ile sarsılacaktı. Yine aynışekilde, 1648- 53 yıllarında Fransa’da, yüksek vergilere karşı köylü isyanları olacaktı. Yine bir Balkan ülkesi olan ve Transilvanya’yı da içine alan Macaristan’da başlayan köylü ayaklanması, Avusturya Habsburg hanedanının gölgesinde kral olan Janos Zapolya (1487- 1540) tarafından 1514 yılında kanlı biçimde bastırılacaktı. Sonradan, 1526’da itibaren O’da Avusturya Habsburg hanedanına karşı başkaldıracaktı... Bu ayaklanmalara, Rusya’da yaşanan Stenka Razin ayaklanmasını (1670- 71) ve Pugachev ayaklanmasını (1773- 75) eklemek gerekir. Y. K.

Yusuf Küpeli, Stenka Razin, ve Pugachev ayaklanmaları, ve A. Pushkin, ve Dekabristler üzerine çok kısa notlar

Stenka Razin (1630- 1671) önderliğinde birkısım Güney Don havzası Kazağı (Cossack) 1670 yılında ayaklanacaktı. İlginçtir, halk şarkılarında yaşıyan Razin’in babası bir Kazak atamanı, Kazak askeri önderi olmakla birlikte, annesi Türk asıllı idi...

yeni not: Aşağıdaki metne, 15 Aralık 2008 geceyarısı, iki yeni paragraf eklenmiştir!

Aşağıdaki metin, yakında Sinbad’a yerleştireceğim Balkanlar ile igili kitabın içinden alınıp yeni bir başlıkla ayrıca basılmıştır. Umarım ilginizi çeker. Y. Küpeli, 25 Kasım 2008

Yusuf Küpeli, Devletler, azınlıklar, “devşirmeler”, Osmanlı, diğerleri, ve Obama üzerine kısa notlar

Osmanlı için Balkan kökenlilerin, veya genel olarak farklı azınlık guruplarından gelenlerin, “devşirme” konumunda olanların, toplum içindeki genel durumları ile orantısız biçimde kazandıkları bireysel başarıları ve devlet kurumları içinde yükselişleri, -nedensellikleri ile- özel olarak incelenmelidir herhalde. Fakat yine de bilinmelidir ki, bu durum, sadece Osmanlı İmparatorluğu’na özgü bir gerçek değildir...

Sağda Engzisyon'dan bir görüntü..

Yusuf Küpeli, Katoliklerin babası Papa (...) Sayıları 2 milyar civarında olan Hıristiyanların 1.2 milyar kadarı Katoliktir... (...) Bu gerçeklere ve Vatikan’nın yüzmilyarlarla ölçülebilen mali gücüne, ABD merkezli uluslarüstü tekellerin hisse senetleri üzerindeki payına bakacak olursak, Batı dünyası ile iyi geçinmeye çalışan ülkelerin hükümetleri için Papa’nın politik desteğini almanın, veya en azından sempatisini kazanmanın ne anlama geldiğini birazcık olsun anlayabiliriz. Tarihi gerçeklere tamamen aykırı bir biçimde İslam inancını bilinçli olarak aşağılamış bir Papa’ya bile “İslamcı” geçinen takiyeci bir hükümetin neden yüzü kızarmadan yalandığını ancak bu gerçeklerin ışığında anlayabiliriz. Ve yine tüm bu ikiyüzlülüklerden, yalanlardan ne Muhammed’i ve ne de özellikle İsa’yı sorumlu tutabiliriz... (...) Katolik- Ortodoks yakınlaşmasında mesafeler alarak “yeni tutcular”ın başlatmış oldukları son haçlı seferinde tüm Hıristiyanları AB destekli ABD saldırganlığının ardında birleştirme düşleriyle yollara düzülmüştür. Bu düşlerin önde gelen nihai hedeflerinden birisi de, -1453’de Türklerin eline geçmiş olması halen kabuledilemiyen- İstanbul’u ve sonuçta tüm Doğu Roma’yı (Türkiye’yi) yutmaktır... (...) Roma İmparatorluğu'nun 395 yılında resmen ikiye bölünmesiyle birlikte iğmesi artarak süren ayrılık, Hıristiyan klisesinin 1054’de resmen ikiye ayrılmasıyla noktalanacaktı. En genel çizgileriyle Drina Nehri’nin batısı Roma Katolik Klisesi’ne, dogusu ise Bizans Ortodoks Klisesi’ne bağlı kalmıştır... (...) Katolik (“Catholic”) sözcüğü, gündelik olmayan akademik tartışmaların, sohbetlerin dili anlamında “evrensel” veya “genel” sözcüklerinin karşılığı olmaktadır...

 

Aşağıdaki iki uzun metin, Çin tarihi ve kültürüyle ilgili olarak hazırlanmış ve henüz basılmamış olan 18 bölümlük bir kitabın 2nci ve 3ncü bölümleridirler. Umarım anlatılanlar okuyucularına yardımcı olabilir.- Yusuf Küpeli, 2 Aralık 2005   

2- Çin mitolojisi, inançları, eski düşünce sistemi ve Çin klasikleri üzerine çok kısa notlar

Yusuf Küpeli

Notlar:

Not 1: İngiliz yazarı Tolkien, “Yüzük” üçlüsü, ejderhalar ve Çin ejderhaları üzerine...

Not 2: On iki sayısı, Çin mitolojisi ve bu anlatım üzerine

Not 3: Göksel hiyerarşi ile yeryüzündeki hiyerarşi ilintisi, Zoroastrianizm, Hıristiyanlık ve kısaca 12 İmam Şiası ve Çin düşüncesi üzerine...

Not 4: İran düalizmi üzerine...

Not 5: Nü Wa, Meryem ve Fatma paralelliği üzerine...

Not 6: Kadın başlı yılan gövdeli Nü Wa görünümü ile tarif edilen Şahmaran’dan başkası değildir sanki...

Not 7: Mezopotamya mitolojileri, Eski Ahit (Tevrat) ve Nü Wa kültüründe benzer “Yaradılış” öyküsü; monoteizm ve Akhenaton üzerine...

Not 8: Konfüçyanizm’de tarifi yapılan “göksel güç”- insan ilişkisi, Zoroastrianizm, Platonizm, Hıristiyanlık, İslam, Sufizm üzerine...

Not 9: Taoizm’in anladığı liberalizm ve çağdaş liberalizm üzerine...

Not 10: Bu satırları yazanın Taoist felsefe üzerine kısa notu

3- Çin’de Çin kökenli olmayan inançlar: Budizm, Hıristiyanlık, Manicilik ve İslam

Yusuf Küpeli

Notlar:

Not 11: Zoroastrianizm adlı tek yaratıcılı İran dininin peygamberi Zarathustra’nın veya Zoroaster’in yaşamı ve felsefesi üzerine kısa açıklamalar...

Not 12: Vedic Sanskrit üzerine...

Not 13: Misyonerler, Ortodoksluk, Katolisizm, Protestanlık ve İstanbun üzerine kısa anlatımlar...

Not 14: Kısaca Mani, Manicheism, Neo- Manicheism ve Balkanlar’da Bogomilism  üzerine

Not 15: Muhammed ve İslam inancı üzerine çok kısa bilgiler...

 

Yusuf Küpeli,  Hedefteki Müslüman Halklar ve İslam

 

EMPERYALİST BASKILAR ALTINDA MÜSLÜMAN HALKLAR, İSLAM İNANCININ KÜLTÜREL KÖKLERİ VE ANA KOLLARI ÜZERİNE KISA NOTLAR

 

Söze başlarken

 

Dondurulmuş ve tartışılamaz “gerçekler” olan dogmalardan kazanç sağlayanlar, bunların kalıcılığına yardımcı olurlar. Ve yaşamı tüm zenginlikleri, bağlantıları ve değişkenlikleri içinde görmeye çalışan bilimsel analitik düşünce tarzları kitleler arasında kolay yayılamazlar... Günümüzde biryandan uzayın derinlikleri keşfedilirken, diğer yandan iki bin yıl öncesinin ve hatta daha eskinin dogmaları geniş yığınlar üzerindeki etkilerini sürdürmektedirler...  Dünyamızda değişik görüşlere sahip yaklaşık iki milyar Hıristiyan ve birbuçuk milyar kadar da Müslüman yaşamaktadır. Yine diğer büyük dinlerden de milyarlarca insan vardır...

 

İnanç sömürücüsü politikacılar ve dini önderleri tarafından aldatılanlar, savaşlara sürülenler, ölenler ve öldürülenler, emeklerine ve tüm zenginliklerine elkonulanlar yine bu çalışan dindar insanlardır. Haksızlıklara karşı aydınlar, sosyalistler, değişik dogmaların tutsağı durumundaki insanlara yardımcı olabilmek istiyorlarsa eğer, herşeyden önce onların düşünce biçimlerini, inançlarını doğru tanımak zorundadırlar. Onları doğru tanımadan, kösteklerinden kurtulmalarına ve ileriye doğru değişimlerine yardımcı olunamaz.

 

Şüphesiz herbiri belirli ana gövdelere ve bu gövdelerden ayrılan onlarca ve onlarca dala sahibolan farklı kültürleri bütünüyle tanıyabilmek pek kolay bir iş değildir. Buna karşın, İslam inancını, Hıristiyanlığı ve diğer dinleri ana gövdeleri ve bunlardan ayrılan başlıca kolları ile tanıyabilmek çok daha olanaklıdır. Ve kanımca birilerini en iyi ve yakından tanımaya çalışanlar, onların gerçek dostları, onlara yardımcı olmaya çalışanlar, veya yine onların gerçek düşmanları olabilir... Emperyalist merkezlerin hizmetindeki uzmanların, zengin İslam kültürünü ve İslam inancının farklı kollarını, kendisine "devrimci" veya "sosyalist" sıfatını layık gören çevrelerden çok daha iyi tanıyabildikleri kanısındayım.

 

"Hedefteki Müslüman Halklar ve İslam" adını taşıyan bu kitapta, İslam öncesi inançlara, mitolojilere ve diğer monoteist dinlere uzanan kültürel kökleri ile İslam anlatılmaya çalışılmaktadır. Burada İslam, sadece ana kolları ve bunlardan ayrılan belli başlı dalları ile ele alınmaktadır... Kitapta yeralan konular üzerine çok daha ayrıntılı geniş bilgiler verilebileceği gibi, çağdaş akımları ile İslam’ı alabildiğine zengin olarak anlatabilmekte mümkündür.  

 

Bu kitapta verilen bilgiler sınırlı da olsalar, umarım okuyucuya yardımcı olabilirler. Ve şüphesiz okuyucular da eleştirileri ile yazılanlara yeni katkılar yapabilirler.

 

İyi okumalar dileğiyle

 

Yusuf Küpeli

Ocak 2006

 

“İslam’da temel ayrılık, eski Sami mitolojilerine, Kenan (Suriye ve Filistin) mitolojisine, İbrani mitolojisine (Eski Ahit/ Tevrat) ve Mezopotamya mitolojilerine uygun Sünni İslam ile, kökleri asıl olarak eski Hint- İrani mitolojiye uzanan Sufi İslam, Şia ve türevleri arasında oluşmuştur... Bunlardan birinciler, eski Sami mitolojileri, iyiliği ve kötülüğü, birbiri ile zıt etkileri aynı güçün eline verirlerken, diğerleri, Hint- İrani mitolojiler, sözkonusu zıt etkileri, iyiliği ve kötülüğü, tamamen farklı merkezlere bağlamaktadırlar. Sonuçta Sünni İslam’ın asıl kültürel kaynağı, doğu ve batı Sami mitolojileri olurlarken; iyiliğin ve kötülüğün kaynaklarını ayıran düalist evren anlayışına sahip ikinciler, veya Hint- İrani mitolojiler, Şia ve türevlerinin, Sufi inançların ağırlıklı olarak beslendikleri kaynaklar olmuşlardır.”

 

“Bu satırları yazana göre, Anadolu’nun kuzeydoğusunda veya Güney Kafkasya’da varolan Sufi inançlara sahip Türk aşiretleri arasında üretilmiş olan ve bu aşiretlerin serüvenlerini anlatan “Dede Korkut Öyküleri” bile doğrudan doğruya yedi ve oniki sayılarının “kutsallıkları”, bu sayıların bir çemberi tamamlama özellikleri, bütünselliği/ evreni simgeleme özellikleri ile bağlantılı olarak formüle edilmişlerdir. Çünkü, bulunan yedi ve oniki öykü mevcuttur. Araştırma ve özellikle düşünme alışkanlığından yoksun sözde birtakım “uzmanların”, sözkonusu yedi ve oniki öykünün “bir destanın bulunan parçaları” olabileceği üzerine spekülasyonları tamamen gerçekdışıdır. Çünkü, her öykü kendi içinde sual işareti bırakmayacak, gerisi varmı?, diye düşündürtmeyecek bir bütünlüğe sahiptir. Her öykü bir kahramanın, insani mikrokozmosu simgeleyen bir karakterin bağımsız serüvenidir. Bunlardan yedi veya oniki tanesi biraraya getirildikleri zaman, ortaya -inanca tamamen uygun- bir makrokozmos çıkmaktadır. Ve bu işin formülü kesinlikle böyledir!”

 

Die Kaaba in Mekka, Miniatur, 16. Jh.

1- Emperyalist hesapların ürünü demagojik suçlamalar, sahte birlik çağrıları ve ikiyüzlülükler üzerine kısa notlar

 

2- İslam dininin kültürel kökleri ve dinin doğduğu yıllardaki devrimci karakteri üzerine kısa notlar

 

3- Muhammed ve İslamiyet'in doğuşu üzerine kısa notlar

 

4- İlk dört Halife; Osman ve Kuran’ın derlenişi; Halifelik kurumu,  politik cinayetler, Emevi İmparatorluğu’nun doğuşu ve İspanya Emevileri üzerine kısa notlar

 

5- Harici ayrılığı ve ünlü Abbasi Halifesi al- Mamun’un rasyonalizmi, Abbasi Halifeliği ve Türkler üzerine kısa notlar

Not 1: İdeolojiler, istismarları ve psikopat karakterler üzerine notlar.

Not 2: Şeytani bir zeka olarak Dareius ve devlet örgütlenmesi üzerine kısa notlar.

Not 3: Mani, Manicheism, Bogomil ve Balkanlar’a giren Sufi inançlara sahip Türk öncü birlikleri üzerine notlar.   

Not 4: Türkiye Cumhuriyeti’nde Hilafet kurumunun kaldırılması, tek eşli evliliğin, kadınlara seçme ve seçilme hakkının tanınması üzerine kısa notlar.

 

6- İslam’ın üç temel akımından en büyüğü olan Sünni İslam’ın kültürel kökleri, Sünni İslam’ın dördüncü ve son ana kolu Hanbeli mezhebi, Ahmad ibn Hanbal, Ibn Taymiyya, Muhammed ibn- Abdulvahab ve Muvahhidun veya Vahabi öğretisi üzerine kısa notlar

 

Not 5: Hint- İrani topluluklar, Hint- İrani mitolojilerin özellikleri ve farklılaşmaları üzerine kısa notlar. 

7- Sünni İslam'ın ilk üç ana kolu: Maliki, Hanefi, Şafi okulları üzerine kısa notlar

Not 6: İslam inancının bakış açısıyla Türkiye’de varolan gerçek münafıklar ve din tüccarı politikacılar üzerine kısa notlar.

8- İsmailiye Şiası, Fatımi Halifeliği, Nizari Şiası, Hassan-e Sabbah, Ağa Han, “Çılgın Halife” al-Hakim ve Durzi inancı üzerine kısa notlar

Not 7: Hassan-e Sabbah karakterinin veya inançsızlık ile atbaşı gelişen değer yargısızlığın, ölçüsüz yalanın ve kötülüklerin çağdaş temsilcileri üzerine, inanç tüccarı politikacılar üzerine kısa notlar.

Not 8: Pakistan ve Hindistan’ın bağımsız devletler olarak doğuşları üzerine not.

Not 9: Fatımi Halifeliği’nin sonu ve Selahaddin Eyyubi üzerine kısa not.

9- Şia’nın en gelişmiş biçimi olarak 12 İmam Şiası ve Sufi İslam üzerine çok kısa notlar

Not 10: Hint- İrani mitolojilerde bulunan düalizm, kökleri Zoroastrianizm’e uzanan Mehdi/ Mesias inancı ve sözkonusu mitolojilerin Nazi Partisi tarafından istismarları üzerine not.  

 

Not 11: Çaldıran zaferi ile Osmanlı sınırları içine katılan Kürt bölgelerinin stratejik önemi, idari yapıları, kürt beylerinin doğaları, bu barışçı katılımda başrolü oynayan İdris-i Bitlisi’nin Heşt Bihişt veya Sekiz Cennet adlı kitabının adı ile İslam kozmolojisinin bağı üzerine notlar. 

 

10- Şia inancından filiz vermiş bir dal olarak Suriye Alaviliği üzerine kısa notlar

 

Not 12: Sykes-Picot Anlaşması; Milletler Cemiyeti ve Birleşmiş Milletler; demokrasi, Baas Partisi, Nazi Partisi, faşizm, emperyalizm ve yalanlar üzerine kısa notlar.

 

11- Şia inancının türevlerinde olan Anadolu Alevi inancı, inancın Zoroastrianizm ve Şamanizm bağları ve yine sufi inançlar üzerine kısa notlar

 

Not 13: Timurlenk’in Yesevi için yaptırdığı görkemli anıt- mezar üzerine not.

Not 14: Yeniçeri Ocağı ile birlikte Alevi- Bektaşi kurumlarına vurulan darbe; günümüzde de sürmekte olan politik dışlama ve yozlaştırma çabaları; sözde Ahmet Yesevi’ye sahip çıkan ünlü politikacıların ikiyüzlülükleri; ve halk kültürünün en insancıl ilerici yanlarına sahip çıkma yeteneğinden yoksun “solcu” tipler üzerine not.

Not 15: Bu dersi alabilmek için, herşeyden önce ahlaken çökmemiş sağlıklı insan olmak gerekir...

12- Sözü bağlarken

 

Yararlanılan kaynaklar

 

Ekim 2005

 

Türkiye- politika- ekonomi- tarih   

 

Kültür 

 

Kol ve kafa emekçileri

 

Irkçılık, Faşizm

 

Sovyet Devrimi

 

KAFKASLAR

 

Direnen Irak  & Iraq-english

 

Filistin Memleketimdir

 

Asya, Çin, Güneydoğu Asya, Vietnam, Japonya

 

ABD- AB- 11 Eylül- konspirasyon

 

Latinamerika & Afrika

 

İnsan Hakları

 

Kürtler

 

Türkler, Osmanlı, Balkanlar ve Ortadoğu

 

Türkiye'den yazılar

 

Basından

 

Söylesiler

 

Kriminalite, hırsızlık, haksızlık

 

Sinbad'ı hazırlayan Küpeli hakkında çok kısa bilgi

 

linkler

 

Nazım Hikmet'in kendi sesinden  & Nazım Hikmet’in Menderes’i uyaran  şiiri & bir anı

aslında Tayyip Erdoğan ve avanesi için de bir uyarıdır. Aynı şiir, TV ekranlarında boygösteren vıcık vıcık dizilerle, miğde kaldıran sahte dökümanterlerle, yalanların havalarda uçuştuğu sözde tartışma programları aracılığıyla 27 Mayıs’a saldırmaya çalışan sahtekarlar için de bir uyarıdır…

HAVANA (LA HABANA) RÖPÖRTAJI, NAZIM HİKMET'in KENDİ SESİNDEN KÜBA DEVRİM TARİHİ. ANADOLU'dan ve DÜNYAMIZIN DİĞER HALKLARINDAN ÇAĞRIŞIMLARLA KÜBA DEVRİMİ VE KAZANDIRDIKLARI ÜZERİ GERÇEKLER. + Nazım Hikmet'ten diğer bazı şiirler

Nazım Hikmet'ten iki şiir, KIYAMET SURELERİ:

1) ALÂMETLER SURESİ 

2) TEBAHHUR SURESİ 

yukarıdaki sözkonusu şiirler hakkında not ve biraz acıklı-komik bir anı

Yusuf Küpeli, Tolkien’in “Yüzük” üçlüsü, “Kıralın Dönüşü”, bolkeseden verilen Oscar ödülleri ve W. Bush’un “HaçlıSeferi”  Tolkien’in bu ikiye bölünmüş olan ve sembolleriyle birlikte birbirlerine karşı savaşan gerçekdışı “siyah” ve “beyaz” dünyasında, “aydınlığın” safında, “iyiliği, güzeliği, yapıcılığı, adaleti, erdemi, cesareti” simgeleyenler Batı’nın Kuzeyli veya Germen kökenli, mavi gözlü, sarı saçlı “kahramanları” ve onların kartallardan oluşan sembolleri durmaktadır... Diğer yanda, “karanlığın” safında ise, “hertürlü kötülüğün, yıkıcılığın, saldırganlığın, talanın, hilebazlığın, ahmaklığın, korkaklığın” temsilcileri olarak gösterilen kara kafalı, kara gözlü, çıkık elmacık kemikli, yüzleri iyice deforme edilmiş şeytani Asyalı halklar vardır... Örneğin, eserlerinde İngiliz emperyalizminin ruhunu, dünyaya bakışını yansıtan Hindistan doğumlu ünlü İngiliz yazarı Rudyard Kipling (1865- 1936), “Batı batıdır, Doğu ise doğu; bu ikisi savaş alanı dışında asla karşılaşmazlar!”, demiştir. Tolkien’in verdiği mesaj da bundan başka birşey değildir ve “Kıralın Dönüşü” filmindeki o -kurgu- savaş alanında yokedilen Doğu’nun dünyasıdır. Şüphesiz Batı’nın insancıl bir kültürü, insancıl yazarları da...

 

Yusuf Küpeli, Bazı yerli faşist yalanlar, Thomas More, Ütopya, Vatikan ve Hitler üzerine kısa notlar

(...) Papa XI. Pius (= XI. “inanmış”, veya XI. “mu’tekid”), 1935 yılında Thomas More’i Vatikan’ın “azizler” listesine almıştır. Papa tarafından inancın kutsal “şehidi” mertebesi ile taçlanan More’in “küçük altın kitabı” Ütopya, asıl bundan sonra ön plana çıkartılarak milyonlarca nüsha basılıp dağıtılmaya başlamıştır. Bu olaydan sonra Thomas More, Ütopya adlı yapıtıyla dünyamızda tanınmıştır.  (...) Tek ayak üzerinde hertürlü yalanı utanmadan kıvırabilen faşist karakterlerin ne Türk milletinin tarihi kahramanlarıyla, ne halkın insancıl kültürüyle, ne yine halkın gerçek sorunlarıyla, ve ne de herhangi bilimsel bir gerçekle uzaktan yakından bağları yoktur ama, tüm bu gerçekleri usanmadan anlaşılır biçimde madde madde halka anlatabilecek aydınlara gereksinim vardır

 

Yusuf Küpeli, Kürt dili üzerine kısa notlar

(...) Dilbilimcilerin konu ile ilgili olanlarına göre, kürtçe, Hint-Avrupai dil grubu içinde İran dilleri ailesindendir.  Kürt dili, persce (farsca), farsçanın bir biçimi olan dari, paştun, beluci, tacik dilleri ile yakın akrabadır. Aynı uzmanlara göre, günümüz farsçası ve kürtçe, her ikiside köken olarak orta-İran diline dayanmaktadırlar. Eski düalist İran dini Zoroastrinizm’in kutsal kitabı Avesta’nın Part (İ.Ö. 246- İ.S. 224) ve Sasani (224- 651) egemenliği dönemlerinde kaleme alınmış bölümleri bu gerçeğin kanıtları olmaktadır. Kısacası, her iki dilin kökleri de Avesta’nın bu dönemde kaleme alınmış metinlerine uzanmaktadır… metnin tamamı için tıkla

 

Yusuf Küpeli, “YÜZ TEMEL ESER” VE YOZLAŞMA ÜZERİNE BİRKAÇ SÖZ REZİLLİK, BÖYLE YOZ BİR KÜLTÜR HERZAMAN VARDI AMA, ARTIK PİSLİK ALTIN ÇAĞINI YAŞIYOR ANLAŞILAN. HERŞEYDEN ÖTE PİSLİK GÖLGEDEN, GİZLENDİĞİ LAĞAM ÇUKURUNDAN TAŞARAK GÜNIŞIĞINA ÇIKIYOR, KENDİSİNİ AÇIKÇA İFADE EDECEK ORTAMI VE CESARETİ BULUYOR... BU DURUMUN TEK SUÇLUSU MEVCUT İKTİDAR VE ÖNCEKİLER DEĞİLLERDİR. OLAY, BİR- İKİ YAYINEVİNİ MAHKEMEYE VEREREK, “YÜZ TEMEL ESER” DENEN UTANMAZLIĞI HAZIRLAYANLARI SUÇLAYARAK KAPATILAMAZ. BU İŞİN KÖKLERİ DERİNLERDEDİR... (...) ASIL TEHLİKELİ OLAN SİLAHSIZLANDIRMA, BEYİNLERDE BAŞLAYAN SİLAHSIZLANDIRMADIR, YOZLAŞTIRMADIR VE ANLAŞILAN BU KONUDA TÜRKİYE TOPLUMU İÇİNDE ÖNEMLİ MESAFELER ALINMIŞTIR...

 

SİNBAD,

YENİ KÖŞK

MODASINI TÜM

OKUYUCULARI

NA TANITIR.

KÖŞKÜN

BEKLENEN

SAHİBİNİN

YARATACAĞI

SANSASYONEL

MODANIN ÇOK

GİZLİ

FOTOĞRAFLARI

SİNBAD'IN

ELİNE GEÇMİŞTİR.

DÜNYA BASININDA İLK KEZ YERALAN BU ÇOK GİZLİ FOTOĞRAFLARIN İLGİYLE KARŞILANACAĞINI UMARIZ. (fotoğraflarla birlikte haberi hazırlayan: Y. Küpeli, 2006.10.21)

 

Bağlantılı metin: Yusuf  Küpeli, Birilerinin "özgürlükler" adına savunmakta oldukları sıkmabaş modasının ve kara çarşafın tarihi kökleri ve toplumsal anlamı Kadınları kefen gibi örten kara çarşafın, kafayı ve boynu sımsıkı sarıp sadece yüzün bir bölümünü açıkta bırakan sıkmabaş modasının İslamiyet ile doğrudan bağı olmadığı gibi, hele hele özgürlüklerle uzaktan yakından bağı yoktur. Tam tersine -kadının birinin malı olduğunu simgeleyen- bu tip giysiler, kadınlardan başlayarak tüm toplumu köleleştirmenin ilk büyük adımıdır. Günümüz Türkiye'sinde, kara çarşafın ve türbanın "özgürlüklerin" sembolü olduğunu iddia etmeye kalkanlar, öncelikle nüfusun yarısını köleleştirerek ülkeyi binlerce yıl geriye götürüp tamamen teslim almak isteyen emperyalist güçlerin... (Bu metin 2004 yılında kaleme alındı ama, 23.10.2006 günü gözden geçirilip bazı yeni eklemeler yapıldı. Eklerle birlikte tekrar okunmasında yarar olabilir ve kesinlikle vardır.- Y. Küpeli)  metnin devamı için tıkla

 

Yusuf Küpeli, Bayramı yaşayamıyan açlar ve yarı-açlar, işsizler, yiyici duyarsız sahtekar yalancı yöneticilerin ihanetleri nedeniyle en ufak bir doğal felakette bile yaşamlarını ve tüm varlıklarını yitirenler, ülkelerin doğal kaynaklarını elegeçirmek amacıyla en modern silahlarla saldıran emperyalist merkezlerin kurbanları olanlar, ve henüz sosyal bir varlık olma özelliklerini ve insani duyarlılıklarını yitirmemiş olanlar için bayram kutlamasının bir anlamı varmı? Var mı?

Türkiye’de ve dünya da İslam inancına sahip onmilyonlarca, milyarlarca insan geleneklere uygun olarak bayram kutlayacak olsa da, böyle bir dünya da ve Türkiye’de kaç kişi gerçekten bayramı yaşayabilmektedir? Eğer anlatıldığı, yazılıp çizildiği gibi bayram, bireyler için sosyal anlamda bir mutluluk kaynağı, kötülüklerin unutulduğu bir sevinç ve kaynaşma günü ise, Türkiye’de ve diğer halkı müslüman olan ülkelerde, örneğin Afganistan’da, örneğin Irak’ta, örneğin Filistin’de, örneğin daha dün yıkılmış olan Gazze’de, Örneğin -yöneticilerinin ihanetleri nedeniyle- sel felaketlerinde insanların yokolduğu Türkiye’de, yoksulluğun, açlığın, hastalıkların, köle ticaretinin, çocuk askerlerin, doğa yıkımının kol gezdiği bir dünyada, kim nasıl ve hangi bayramı kutlayacak?

(...) Bu bir kehanet değildir… Hassaslaşmış duyguları ile de görebilenler, herhangi bir derin ulusal ve uluslararası kriz anında, Türkiye toplumunun...

(...) Yine de herşeye karşın, bu son söylenenlerin hatalı olmasını umarak, toplumda bayramı kutlayabilecek gücü kalmış olanların bayramlarını kutlar, felaketlerde yakınlarını yitirmiş olanlara ise başsağlığı, sabır ve umut dileriz...

Bayramın tarihi kökü hakkında birkaç söz söylemek gerekirse...

metnin devamı için tıkla 

 

Buruk “bayram” üzerine

Türkiye’de ve dünya da onmilyonlarca, milyarlarca insan bayram kutlayacak durumda olmasa da, bayrama inananların, bayramı kutlayanların, ve bayramı kutlamaktan mutluluk duyanların bayramlarını sevgi ile kutlarız. İnsanların kaderlerinin -asıl ve ağırlıklı olarak- kendi ellerinde olduğunu bilmemize karşın, yine de kutlayanlara güzel bayramlar ve herkese mutlu bir gelecek dileriz.

Onmilyonlarca insan sadece karnını doyurma kavgası verirken, en sorumlu makamın başına oturtulmuş Bend Deresi papelcisi kılıklı fırıldakçı bir zevzeğin çıkıpta, büyük kültür adamı pozlarında, ...

(...) Bu arada, Türkiye’de “Şeker Bayramı” olarak tanınan bayramın arapça orjinal adına gelince...

metnin devamı için tıkla

 

Yusuf Küpeli, ORUÇ, ŞEKER  ve KURBAN BAYRAMLARI ÜZERİNE ÇOK KISA BİLGİLER

 

Yusuf  Küpeli, Birilerinin "özgürlükler" adına savunmakta oldukları sıkmabaş modasının ve kara çarşafın tarihi kökleri ve toplumsal anlamı Kadınları kefen gibi örten kara çarşafın, kafayı ve boynu sımsıkı sarıp sadece yüzün bir bölümünü açıkta bırakan sıkmabaş modasının İslamiyet ile doğrudan bağı olmadığı gibi, hele hele özgürlüklerle uzaktan yakından bağı yoktur. Tam tersine -kadının birinin malı olduğunu simgeleyen- bu tip giysiler, kadınlardan başlayarak tüm toplumu köleleştirmenin ilk büyük adımıdır. Günümüz Türkiye'sinde, kara çarşafın ve türbanın "özgürlüklerin" sembolü olduğunu iddia etmeye kalkanlar, öncelikle nüfusun yarısını köleleştirerek ülkeyi binlerce yıl geriye götürüp tamamen teslim almak isteyen emperyalist güçlerin ajanlarıdırlar, hiçbir değer yargısı olmayan din tüccarı satılık kişiliklerdir, karakter bozukluğu olan tipik psikopatlardır. Bu katagorilerin dışında safca sözkonusu oyuna gelenler varsa eğer, onlarda kör cahillerdir... Türban, kara çarşaf ve benzeri kadın giysileri ile ilgili kurallar, İsa'dan önce yaklaşık 1500'lü yıllarda tarih sahnesinde gözüken ve yine İ. Ö. 1000- 800'lü yıllarda büyük militarist bir güç olan acımasız Asuri İmparatorluğu'nun yasalarında vardı. Bu dehşet verici yasalar, İ. Ö. 1925 yılında tahta oturmuş ünlü Babil kıralı Hammurapi'nin el- kol kesmeyi içeren yasalarından dahi geriydiler. Evli kadınlar için türbanı, benzeri örtünme yöntemlerini veya hatta çarşafı zorunlu kılan Asur yasaları, bölgede kadın- erkek ve diğer toplumsal ilişkilerin düzenlenmesinde bir geriye dönüşü simgelemekteydiler... (...) Evet, İslamiyet'in doğuşundan yaklaşık 1600- 1900 yıl ve günümüzden üç- dört bin yıl önceki katı baskıcı toplumsal kurallar, kadınları ve dolayısıyla tüm toplumu cendereye sokan yaşam tarzları günümüzde yeniden diriltilmeye çalışılmaktadır. Dünya egemenliği peşindeki Washington ve Washington bağlantılı işbirlikçi yerel politik iktidarlar tarafından -toplumların daha kolay köleleştirilip soyulabilmeleri amaçlarıyla- dört bin yıl öncesinin baskıcı militarist Asuri toplumu örnek alınmaktadır...  devamı

 

Atom bombasına uzanan bilimsel araştırma sürecini, bombanın yapılışını, kullanılmasını ve yayılmasını anlatan “Yaşamın ve ölümün emrinde nükleer enerji” başlıklı kitabın ilk bölümlerini Sinbad’da yayınlamaya karar verdim. .- Yusuf Küpeli, 12.05.2006

Yusuf Küpeli, Yaşamın ve ölümün emrinde nükleer enerji

a- Hıroşima, Nagasaki, Nükleer enerji  ve rakipsiz  dünya egemenliği düşleri

b- Geçmişin felsefi atom teorisinden modern atom teorisine geçişi sağlayan bilimsel buluşlar,  sözkonus buluşlarda kullanılan bazı adlar ve bilim adamlarının sorumlulukları üzerine

c- Atomun parçalanabilirliğinin anlaşılması, nükleer teknoloji de bazı ilk adımlar ve yeniden bilim adamlarının ağır sorumlulukları üzerine

d- Savaş alanında kullanılamayan Nazi bombası  

e- Zamana karşı Atom Bombası imali yarışı, Manhattan Projesi, Los Alamos Bilimsel Labaratuarı, “Küçük Oğlan” ve “Şişman Adam”  15.05.2006

f- “Soğuk Savaş”ı başlatan ABD yönetiminin saldırgan politikaları, aynı süreç içinde Los Alamos Bilimsel Labaratuarı, Hidrojen Bombası ve bu bombanın yapımına karşı olan Oppenheimer üzerine (29 Mayıs 2006)

g- Sovyetler Birliği’nin ilk atom bombası deneyi, ABD’nin nükleer tekelinin yıkılışı ve “Çar Bombası” üzerine notlar  4 Haziran 2006

h- Soğuk Savaş’ın en ağır günleri, yeni faşist örgütlenmelerin ürettikleri komünizm korkusu, Senatör Joseph McCarthy’nin “komünist” avı, nükleer istihbarat, Kore Savaşı’nın gölgesinde nükleer casusluk duruşmaları ve Rosenberg çiftinin idamları (en son, yeni bölüm, 4 Temmuz 2006  devamı var)

 

Dr. Mehmet Sılay, Kesinlikle kola içmeyin

(...)Daha kapsamlı araştırmacılar, mediko-sosyal açıdan özellikle çocuklarda başlayan ısrarlı Kola içme isteğinin masum alışkanlıklardan öte, giderek tutsaklığa dönüştüğünü tespit ediyor. Bu alışkanlığın daha ileri yaşlarda çocuklarda refleks ve dikkat kaybıyla, dalgın, unutkan ve sarsak bir insan tipi ortaya çıkaracağı kabul ediliyor. Çocukların çarpma ve düşmelerde kemikleri kolayca kırılıyor…

 

yusufk@telia.com

http://www.sinbad.nu/