Aşağıdaki 12 punto ile 5 A-4 sayfası tutan metin, 2019 yılının yaz sonunda tamamlanmış ve yayını beklemekte olan geniş hacimli bir kitabın bölümüdür…- Y. Küpeli

Yusuf Küpeli, Uruguay

(...) Uruguay, bağımsız olmasının ardından, 1830 yazında ilk anayasasını yapacaktı...  Ülke de politik yaşam, tutucu “Beyazlar Partisi” (“Blancos Party”) ve liberal “Kızıllar Partisi” (“Colorados Party”) olarak iki örgütlenme arasında bölünecekti.

(...) Ülke, 1839- 51 yıllarında, Arjantin’in ve Brezilya’nın dahil olduğu kanlı bir içsavaş yaşıyacaktı. Ardından, 1864/ 65- 70 yıllarında, Uruguay, Brezilya ve Arjantin ile ittifak halinde Paraguay’a karşı kanlı bir savaşa sürüklenecekti. “Üçlü İttifak Savaşı” (“Guerra De La Triple Alianza”)...

(...) Ülkede yaşanan ekonomik kriz ve yönetimin otoriterleşmesi koşullarında işçiler ve sendikalar mücadelelerini yükseltirlerken, diğer yandan, 1963 yılında, adını II. Tupac Amaru’dan alan ve silahlı terör yöntemleri uygulayan “Tupamaro” adında “solcu” bir şehir gerillası örgütlenmesi doğacaktı. Öğrenciler ve orta sınıflar arasında oldukça geniş bir taban bulan bu örgütlenme, 1973 yılında gerçekleşen askeri darbe ile bastırılıp yokedilecekti...

 

Uruguay

 

Yusuf Küpeli

 

Kuzeyinde Brezilya, batısında ve güneyinde Arjantin olan Atlantik kıyısındaki küçük Latin Amerika ülkesi Uruguay’ın resmi adı “Uruguay Oryental Cumhuriyeti”dir (“Oriental Republic of  Uruguay” =  “Doğu’nun Uruguay Cumhuriyeti” gibi olmalı). Ülke, Plata Nehri’nin doğusunda kurulduğu için, devletin adının başında “Doğu” anlamına “Oriental” sözcüğü yerleştirilmiştir. Plata Nehri’nin doğusunda yaşıyanlara, “Doğulular” veya “Uruguaylılar” denilmekteydi... Nüfusu günümüzde dört milyona yaklaşan ve yüzülçümü 176.215 kilometre kareye ulaşan ülkenin başkenti Montevideo, Atlantik’e açılan Rio de la Plata Haliçi’nin kuzey kıyısındadır. Aynı haliçin en dip ucunda, karadan itibaren başlangıcında ise, Arjantin’in başkenti Buenos Aires bulunmaktadır. Ülkenin batısındaki Arjantin ile olan göreceli uzun sınırı, Uruguay Nehri çizer...

 

Uruguay toplumunun yüzde 88 kadarını Avrupa kökenli beyazlar, yüzde 8 kadarını -artık ispanyolca konuşan ve oldukça karışmış olan- Mestizo adlı yerli halk ve yüzde 4 kadarını da Afrika kökenli siyahlar oluşturmaktadır. Aynı toplumun yüzde 41 kadarı Roma Katolik Kilisesi’ne bağlı iken, yüzde 12 kadarı Protestandır. Toplumun yüzde 41 kadarını ise herhangi dini bir inanca bağlı olmayanlar oluşturmaktadır. Uruguay nüfusunun kalan yüzde 6 kadarı ise değişik inançlardandır. Ulusal dili ispanyolca olan Uruguay’da, bölgesel olarak Uruguay portekizcesi konuşulmaktadır... 

 

Portekizli koloniciler 1500’lü yılların başında bölgeye geldikleri zaman, şimdiki Uruguay topraklarında, avcılık ve balıkçılıkla geçinen yerli halktan üç farklı göçebe aşiret vardı. İleride bunlar, Avrupalılar’ın getirmiş oldukları hastalıklar ve soykırımlar sonucu hemen hemen tamamen yokolacaklardı... Daha sonra, 1600’lü yılların ilk yarısında, Uruguay topraklarına, İspanyol Cizvitler (Jesuitsler) gelecekler ve temelli olarak buraya yerleşeceklerdi. Aynı yüzyılın ikinci yarısında Portekizliler’de ülkenin farklı bölgelerine yerleşmeye başlayacaklardı. Cizvit tarikatından İspanyol göçmenler, 1726 yılında, günün başkenti Montevideo’yu kuracaklar ve Uruguay topraklarını Portekizliler’den alacaklardı. Aynı dönemde, “Hintli” olarak adlandırılan yerli halk ta katliama uğrayacaktı... İspanyol egemenli altındaki Arjantin’de, 1776 yılında, Buenos Aires merkezli olarak “Yardımcı-Krallık” şekillendirilecekti. İspanya’nın Latin Amerika’da bulunan kolonilerinde, birçeşit sömürge valiliği olan “Yardımcı-Krallık”lar kurmuş olduğunu daha önce yazmıştım... Yine daha önce de sözedilmiş olduğu gibi, Napolyon’un 1808 yılında İspanyol monarşisini yıkması ile birlikte, Latin Amerika’ya yerleşmiş göçmenler, İspanya’nın kontrolundaki “Yardımcı-Krallık” yönetimlertine karşı ayaklanacaklardı... Plata Nehri’nin doğusunda yaşayan “Doğulular” veya “Uruguaylılar”, 1811- 20 yıllarında, Arjantinli ve Brezilyalı istilacılara, yani, İspanyollar’a ve Portekizliler’e karşı savaşacaklardı...

 

 “Doğulular” veya “Uruguaylılar”, 26 Şubat 1811 günü, İspanyol sömürgecilere karşı bağımsızlık savaşı başlatacaklardı. Rio de la Plata Haliçi’nin kuzey kıyısı İspanyollar’dan, Buenos Aires’den kurtarılacak ve Montevideo kenti kurtarılacaktı. Ağustos 1816’da, Portekiz güçleri Brezilya’dan gelerek Uruguay topraklarını işgal edeceklerdi. Brezilya’ya karşı bağımsızlık savaşı, 1823- 24 yılları boyunca sürecekti. Arjantin’in yardımı ile 1825 baharında Montevideo Brezilya’nın (Portekiz) istilasından kurtarılacaktı... Sonuçta, Arjantin’in ve Brejilya’nın dahil oldukları savaş, 27 Ağustos 1828’de imzalanan Montovideo Anlaşması ile sonlanacaktı. Sonuçta, Arjantin ve Brejilya, Uruguay’ı, sınırları arasına yerleşmiş tampon bir devlet olarak resmen tanıyacaklardı...

 

Uruguay, bağımsız olmasının ardından, 1830 yazında ilk anayasasını yapacaktı...  Ülke de politik yaşam, tutucu “Beyazlar Partisi” (“Blancos Party”) ve liberal “Kızıllar Partisi” (“Colorados Party”) olarak iki örgütlenme arasında bölünecekti. Her iki parti de Arjantinli benzerleri ile ilişki halindeydiler... Ülke, 1839- 51 yıllarında, Arjantin’in ve Brezilya’nın dahil olduğu kanlı bir içsavaş yaşıyacaktı. Ardından, 1864/ 65- 70 yıllarında, Uruguay, Brezilya ve Arjantin ile ittifak halinde Paraguay’a karşı kanlı bir savaşa sürüklenecekti. “Üçlü İttifak Savaşı” (“Guerra De La Triple Alianza”) olarak bilinen bu kanlı savaş sırasında, Paraguay’a karşı Uruguay, Brezilya ve Arjantin birleşmiş, ittifak kurmuş oldukları için, bu savaşa “Üçlü İttifak Savaşı” denilmişti. İngiltere (Büyük Britanya), Latin Amerika’daki yararları için tehdit olarak algıladığı Paraguay’a karşı, “Üçlü İttifak” ülkelerine, Uruguay’a, Brezilya’ya ve Arjantin’e destek verecekti... O yıllarda Latin Amerika’da askeri açıdan en güçlü ülke, Paraguay idi...

 

Uruguay’da süren içsavaş sırasında, Ağustos 1864’de, Brezilya, kendisi ile bağlantılı liberal “Kızıllar Partisi”ne (“Colorados Party”) destek vermiş, bu partinin iktidarını koruması için çaba sarfetmişti. Bunun üzerine, Paraguay diktatörü Francisco Solano López (1827- 1870; iktidarı, 1862- 70), “Uruguay’da politik dengeyi bozduğu”, iddiası ile Brezilya’ya saldırmış ve Brezilya’nın Mato Grosso bölgesini elegeçirmişti. Mato Grosso, Brezilya’nın batısında, tüm Bolivya sınırı boyunca Amazon’un güneyine dek uzanan 881 bin kilmetre kareden biraz büyük çok geniş bir toprak parçasıydı. Kısacası, Türkiye’nin yüzölçümünden biraz daha büyük bir toprak parçaso Paraguay’ın eline geçmişti. Buna karşın, Paraguay diktatörü Francisco Solano López’in başarısı uzun sürmeyecekti...

 

Paraguay diktatörü Francisco Solano López’in ilerleyişi karşısında Uruguay, Brezilya ve Arjantin, aralarında anlaşıp birleşeceklerdi. Sözkonusu üç ülke, 1 Mayıs 1865 günü Paraguay’a karşı savaş ilanedeceklerdi. Latin Amerika’nın bu en kanlı kapışması, 1 Mart 1870 günü, Paraguay’ın kuzeyindeki Cerro Corá savaşında Brezilya süvarisinin Francisco Solano López’i öldürmesi ile sonbulacaktı... Savaş bittiğinde Paraguay, nüfusunun üçte ikisini yitirmişti. Ayrıca ülke, 140 bin kilometre kare toprağını Arjantin’e ve Brezilya’ya kaptırmıştı... Paraguay’ın kaybetmiş olduğu toprakların büyük kısmı Arjamtin’in eline geçmişti.  Arjantin yönetimi, on yaşın üzerindeki tüm Paraguaylı erkeklerin öldürülmüş olmasını mutluluk ve gururla ifade etmekten çekinmeyecekti...

 

Uruguay, “büyük deprasyon” olarak anılan ekonomik kriz yıllarında, 1930’da, ilk “FIFA Dünya Kupası”na ev sahipliği yapacaktı. Aynı dönemde ülke diktatörlükle yönetilmekteydi... II. Dünya Savaşı sonrası, 1951 yılında Uruguay, yeni bir anayasa edinecekti. Bu anayasaya göre, ikili bir cumhurbaşkanlığı olacaktı. Cumhurbaşkanı varken, diğer yandan aynı yetkilere sahip dokuz kişilik bir “cumhurbaşkanlığı konseyi” olacaktı. Altı üyesi iktidar partisinden, üç üyesi muhalefet partilerinden gelen sözkonusu meclisin sözcüsü, Cumhurbaşkanı ile birlikte devletin ve hükümetin başı idi. Bu iki cumhurbaşkanlı ve çok partili sistemde yargı erki, yasama ve yürütme erklerinden tamamen bağımsız kalacaktı. Ülkede, iki kamaralı bir ulusal meclis bulunmaktaydı...

 

II. Dünya Savaşı yıllarında tarafsızlık politikası izlemiş olan Uruguay, Avrupa’ya et, yün ve deri satarak ekonomisini düzeltmişti ama, yine de ekonomi, özellikle ithalat sektörü, yabancı tekellerin kontrolu altındaydı. Kore Savaşı patladığunda, 1950 yılında ABD, yün fiyatlarını yükseltmişti ve Uruguay’dan çokça yün ithalatına başlamıştı. Uruguay ekonomisinde bir patlama yaşanmıştı ve 1951 yılında işsizlik tamamen yokolmuştu. Bu koşullarda, -daha demokratik gözüken- “cumhurbaşkanlığı konseyi” kurulmuş ve “çift cumhurbaşkanlığı” sistemine geçilmişti... Kore savaşının bitimiyle birlikte yün fiyatları düşmeye başlayınca, Uruguay ekonomisi önce duraklayacak ve ardından çökme sürecine girecekti. Kısa süre sonra, borçlanmalarla birlikte Uruguay pesosunun değeri düşürülecek ve enflasyon yüzde 60’lar civarınde seyretmeye başlayacaktı... Ekonominin sınırlı sayıdaki belli ürünlere bağlı olmasının ve emperyalist borçlandırmanın sonucu böyle olmaktaydı... Bu kez, 1966 anayasası ile, daha otoriter bir sisteme, “cumhurbaşkanlığı sistemi” denen şeye geçilecekti...

 

Ülkede yaşanan ekonomik kriz ve yönetimin otoriterleşmesi koşullarında işçiler ve sendikalar mücadelelerini yükseltirlerken, diğer yandan, 1963 yılında, adını II. Tupac Amaru’dan alan ve silahlı terör yöntemleri uygulayan “Tupamaro” adında “solcu” bir şehir gerillası örgütlenmesi doğacaktı. Öğrenciler ve orta sınıflar arasında oldukça geniş bir taban bulan bu örgütlenme, 1973 yılında gerçekleşen askeri darbe ile bastırılıp yokedilecekti... (Daha önce kısaca sözedilmiş olduğu gibi, Uruguay’daki şehir gerillası örgütlenmesine “Tupamaro” adını esinlendiren kişi, II. Tupac Amaru adını kullanan José Gabriel Condorcanqui [1740-42 – 1781] adlı ihtilalcidir. José Gabriel Condorcanqui, Peru’da İspanyol sömürgecilere karşı ayaklanma başlatan liderdir. José Gabriel Condorcanqui, İnka halkının İspanyol sömürgecilere karşı isyanına önderlik etmiş ve 1571 yılında İspanyollar tarafından idam edilmiş olan I. Tupac Amuru’nun anısına II. Tupac Amuru adını kullanmıştı.).

 

Hayvan yetiştiricisi büyük çiftlik (ranch) sahibi çok zengin bir aileden gelen ve tutucu “Beyazlar Partisi”nden (“Blancos Party”) liberal “Kızıllar Partisi”ne (“Colorados Party”) geçmiş olan Juan María Bordaberry Arocena, 1972 yılında cumhurbaşkanlığına seçiledekti. Bu kişi, cumhurbaşkanlığına seçilmeden kısa süre önce, 1971 yılında, Uruguay’ın İngiltere büyükelçisi Geoffrey Jakson,  “Tupamaro” adlı örgütlenme tarafından kaçırılmış ve çok miktarda tutuklunun serbest bırakılması karşılığında sekiz ay sonra özgürlüğüne kavuşmuştu. Ekonomik ve politik krizin zirve yapmış olduğu koşullarda cumhurbaşkanı olan Bordaberry Arocena, iktidarın iplerini -bilerek ve isteyerek- generallere teslim edecekti...

 

Seçilmesinden altı hafta sonra Bordaberry Arocena, anayasayı ve bireysel özgürlükleri askıya alarak generallerin ellerini bütünüyle serbest bırakacaktı. Herhangi yasal bir engellemeleri kalmayan generaller, her yöntemi kullanarak “Tupamaro” örgütlenmesine karşı harekete geçeceklerdi. Hala cumhurbaşkanı ünvanını taşımakta olan Bordaberry Arocena, 27 haziran 1973 günü, ordu generallerine tamamen teslim olacak, onların tam bir kuklası haline gelecekti. Darbe tamamlanmıştı ve yönetim artık filen yedi üyeli “Ulusal Güvenlik Konseyi”nin, yani generallerin ellerindeydi. Gerçek gücü ellerinde tutan generallerin kuklası haline gelmiş olan Bordaberry Arocena, yedi üyeli “Ulusal Güvenlik Konseyi”nin istemine uyarak, aynı yıl (1973) çift kamaralı Parlemento’yu (Kongre’yi) dağıtacak, tüm partileri yasaklayacaktı.  Kukla cumhurbaşkanı Bordaberry Arocena, basına ağır bir sansür uygulamaya başlayacak ve politik baskıları ağırlaştıracaktı. Sözkonusu gelişme karşısında solcu sendikalar, genel grev ve fabrikaların işgali çağrısını yapacaklardı. Bu çağrıyı yapan sendikacıların çoğu tututlanacaklar, öldürülecekler veya Arjantin’e iltica etmek zorunda bırakılacaklardı. Askeri cunta, sendikalar dahil tüm ekonomik ve demokratik örgütleri yasaklayacaktı... Aynı yıl, petrol krizinin yaşandığı 1973 yılında, nüfusu üç milyon olan Uruguay, ABD’den dört milyar dolar borç alacaktı. Artık Uruguay ekonomisinin ipleri tam anlamıyla ABD’nin ve uluslararası mali kuruluşların ellerindeydi...

 

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın (State Department) görevlisi, 2 Temmuz 1973 tarihli yazısında, “darbenin ardından Montevideo’da kararlı adımlar atıldığını, Ordunun Meclis’i fesetmek ve komünistlerin yönlendirdikleri sendika konfederasyonu CNT’yi kapatmak gibi uygulamalar gerçekleştirdiğini...”, memnuniyetle ifade edecekti. Kısacası ABD yönetimi, askeri darbeyi sevinçle karşılamıştı...  ABD elçisi Ernest Siracusa’nın 12 kasım 1973 tarihli raporunda şunları yazmaktaydı: “Bordaberry hükümeti, 27 haziran 1973 günü Kongre’yi (Meclis’i) kapatmış, politik aktiviteleri yasaklamış, tüm eleştirileri sansürlemiş, komünistlerin yönlendirdikleri işçi konfederasyonunu yasadışı ilanetmiş, ulusal üniversitedeki eylemleri ve öğrenci federasyonunu ve bununla bağlantılı tüm gurupları yasaklamıştır. Hükümetin gücü olduğu gibi orduya geçmiştir...” Aynı elçiye göre, “Bordaberry ile generaller aynı frekansta düşünmektedirler...” Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), raporlarında, 1973- 76 yıllarında Uruguay’ın en yüksek sayıda insanı hapse atan ve yine en çok kişiye işkence uygulayan Latin Amerika ülkesi olduğunu yazacaktı...

 

ABD yönetiminin Uruguay’da gerçekleşen darbenin içinde olduğunu gösteren en önemli kanıtlardan birisi, Uruguay cuntasının da -daha önce hakkında kısaca bilgi verilmiş olan- “Kondor Operasyonu”nun Operation Condor”) içinde olması ve öldürülen muhaliflerdir. ABD’nin dışpolitikasının mimarlarından Henry Kissinger’e göre, askeri rejimlerin istihbarat ortaklıkları, kendi alanlarında ve birbirlerinin alanlarında ve Avrupa’da, “Kondor Operasyonu” kapsamında, teröristleri, ihtilalcileri bulup öldürmeleri olağan bir iştir. Henry Kissinger’in bu söylemi, ABD’nin, CIA’nın Uruguay darbesinin içinde olduğunu açıkça yansıtmaktadır... Daha önce de ifade edilmiş olduğu gibi, “Kondor Operasyonu”na imza atan ve sözkonusu operasyon da yönetici konumunda olanlan altı askeri diktatör arasında, Şili diktatörü Augusto Pinochet, Arjantin diktatörü Jorge Rafael Videla, Bolivya diktatörü Hugo Banzer, Brazilya diktatörü Castelo Branco ve sonra Costa e Silva, Paraguay diktatörü Alfredo Stroessner ve Uruguay diktatörü Aparicio Méndez bulunmaktaydı...

 

“Avrupa’nın kendi Kondor operasyonuna gereksinimi olduğunu”  belirten ve “CIA declassified Info: Europe Wanted Own ‘Operation Condor’” başlığıyla 20 Nisan 2019 tarihinde https://www.telesurenglish. net/news/  CIA-Declassified-Info-Europe-Wanted-Own-Operation-Condor-20190420-0015.html adresinde yayınlanan metinde, ABD hükümeti, 1970’li yıllarda, Avrupa yönetimlerine, kendi “Kondor Operasyonları”nı kurgulayabilmeleri için Latin Amerika diktatörlerinden öğrenecekleri olduğunu anlatmıştır, diye yazılmaktadır. Yine aynı metinde belirtildiğine göre, içinde olduğumuz yılın 12 Nisan günü resmen açılmış olan dökümanlarda, Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya hükümetlerinin, öncelikli olarak Arjantin, Paraguay, Uruguay, Brezilya ve Şili cuntalarından, sola karşı savaş konusunda tavsiyeler beklemekte oldukları, anlatılmaktadır... Aynı metne göre, sistematik işkence ve cinayetlerin süreklilik kazandığı “Kondor Operasyonu” Operation Condor”) sırasında, bir tesbite göre, Latin Amerika ülkelerinde 60 bin kişi öldürülmiştir (Başka bazı kaynaklarda bu sayı 80 bin olarak verilmektedir.). Bunun 30 bin tanesini Arjantin cuntası katletmiştir. Aynı operasyon sırasında 30 bin kişi kaybolmuş ve 400 bin kişi hapse girmiştir...

 

Ekonomik kriz ağırlaşarak sürünce, generaller, tüm günahları omuzlarına yükledikleri Bordaberry Arocena’yı, 12 haziran 1976 günü koltuğundan indireceklerdi. Olayın en ironik yanı, Genelkurmay Başkanı’nın Bordaberry’i “anayası ihlal” ile suçlamış olmasıydı. Generallere maşalık yaparak 1976 yılına dek konumunu korumuş olan kukla cumhurbaşkanı Bordaberry Arocena, sonunda, hayvan yetiştirme çiftliği (ranch) işine dönecekti... Bordaberry’nin yerini, Devlet Konseyi’nin başkanı olan Alberto Demicheli alacaktı. Bir ölçüde liberal görüşlere sahip bu kişi, politik haklarla ilgili bir kararnameyi imzalamayı reddedince, 1 Eylül 1976 günü yerinden indirilecek ve indirilen Demicheli’nin yerine cumhurbaşkanı olarak Aparicio Méndez atanacaktı...

 

Aparicio Méndez, “Kondor Operasyonu”nu (“Operation Condor”) imzalayan diktatörlerin arasında yerini alacaktı... Aynı yıl yapılması gereken seçimler iptal edilecekler ve ileride bilinmeyen bir tarihe erteleneceklerdi. Darbenin 1985 yılında sonunun gelmesinin ardından, 2010 yılında, eski cumhurbaşkanı Juan María Bordaberry Arocena hakkında, “Uruguay Anayasası’nı ihlalden”, anayasaya karşı suç işlemiş olmaktan dava açılacaktı. Latin Amerika’da böyle birşey ilk kez olmaktaydı. Olay, işkenceci Uruguay polisine destek vermiş olan ABD kurumlarını ürkütecekti...

 

Darbeci generaller, 1977 yılında, “Uruguay demokrasisini canlandırma” planlarını duyuracaklardı. Onlar, kendilerine göre bir “demokrasiye geçiş” programı hazılamışlardı. Yapılmış olan plana göre, geleneksel  “Blancos Party” ile “Colorados Party” seçime katılmayacaklardı. (Türkiye’de gerçekleşmiş olan 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından, darbe öncesinin politik partilerinin, Demirel ve Ecevit gibi politikacıların politik yaşamın dışına itilmeleri, yasaklanmaları gibi birşey Uruguay’da da olmaktaydı. Tüm bu uygulamalar sanki tek elden çıkmışlar, aynı merkez de üretilmişlerdi. Bu merkez, ABD’den başka biryerde değildi...) Cumhurbaşkanı, önerilmiş tek bir adaydan seçilecekti. Askerler, 1980 yılında, önerilerini referanduma sunacaklardı ama, istedikleri sonucu alamayacaklardı. Oyların yüzde 57.2’si, askerlerin önerisine karşı idi. Yedi kişilik “Ulusal Güvenlik Konseyi”nin 1973 yılından beri sekreteri olan ve 1978- 79 yıllarında Uruguay Ordusu’nun başkumandanlığını yapan General Gregoria Conrado Álvarez, 1 Eylül 1981 günü Cumhurbaşkanlığı görevini üstlenecekti. Cumhurbaşkanı olan Álvarez, sivil politikacılarla görüşmelere başlayıp, görevin seçilmişlere devri için bir anlaşma zemini arayacaktı. Haziran 1982’de çıkartılan bir yasa, iki geleneksel partinin, “Blancos” ile “Colorados” partilerinin ve ayrıca “Medeni Birlik Partisi”nin (“Civic Union Party”) politika yapmalarına izin verecekti. Soldaki partiler bu duruma itiraz edeceklerdi. Partilere, “1984 yılında yapılacak seçimlere katılabilmeleri için yeni liderler seçmeleri”, söylenecekti.

 

Generaller, 1983 yılında, işçilerin ve sendikaların 1 Mayıs gününü kutlamalarına izin vereceklerdi. Aynı yılın Mayıs ayından Temmuz ayına dek, politik partilerin temsilcileri ile askerler arasında sonuçsuz bir “demokrasiye geçiş” tartışması olacaktı. Bunun üzerine, 27 Kasım 1983 günü, Montevidio’da, 500 bin kişinin katıldığı çok güçlü bir sokak gösterisi yapılacaktı. Ardından, 1984 yılında, askeri rejime karşı grevler başlayacaktı. İlk olarak, 13 Ocak 1984 günü, 24 saat sürecek bir genel grev yapılacaktı. Sivil liderler ile askerler arasındaki demokratik ortama nasıl geçileceği tartışmaları, 3 Ağustos 1984 günü imzalanan anlaşma ile sonlanacaktı.

 

Yapılmış olan anlaşmaya göre, 1966 anayasası diriltilecekti. Askerler güvenlik konularında danışmanlık yapabilirlerken, yüksek rütbeli subayların atanmaları işi de orduya bırakılmıştı. İnsan hakları ile ilgili suçlar da af kapsamı içinde olacaktı. Kısacası, generaller ve maşaları, aynem General Evren ve çevresindekilerin yapmış oldukları gibi durumlarını garantiye alarak sivil yönetime geçişe izin vermekteydiler. Neredeyse tüm askeri darbeler aynı elden çıkmış senaryolara göre gerçekleşmekteydi. Biraz iz sürülünce, darbe senaryosu yazarının, Pentagon- NSC- CIA üçlemesi olduğu anlaşılmaktaydı... Sonuçta, 1 mart 1985 günü “Colorados Party”nin adayı cumhurbaşkanı seçilecek ve halkın yoğun baskısı sonucu burjuva demokratik ortamına geçilmiş olacaktı...

 

Askeri rejim boyunca sayıları beş bini aşan insan hapse atılacak, toplumun yüzde 20 kadarı kısa veya uzun süreler için tutuklanacak ve o yıllarda nüfusu üç milyon olan toplumun yüzde on kadarı başka ülkelere sığınacaktı. İşkence, 1985 yılına dek sürecekti. Askeri rejim boyunca 180 insanın öldürüldüğü tesbit edilebilecekti. Ayrıca, sayıları tam tesbit edilemeyen kayıplar vardı...

 

Yusuf Küpeli

 

2019- 09- 22

 

yusufk@telia.com

 

www.sinbad.nu

 

http://www.sinbad.nu/