Not: Aşağıdaki metin 5 Aralık 2003 günü gözdengeçirilmiştir. Paragraflar yeniden düzenlenmiş ve anlatın daha anlaşılır hale getirilmiştir. -Y. K.

Ekim Devrimi’nin 86. yıldönümünde Rusya’da marksizmin gelişmesi ve Lenin üzerine kısa notlar

Yusuf Küpeli

Rusya’nın ilk marksist edebiyatı ve eylemi, George V. Plekhanov’un (1856- 1918) önderliğinde Cenevre’de başlamıştır. Plekhanov varlıklı sayılabilecek orta sınıf bir aileden gelmektedir ve St. Petersburg Konstantinovskoe Askeri Okulu’nda egitim görmüştür. Daha sonra eğitimini madencilik enstütüsünde sürdürmüştür ama, tamamlamadan bırakmış ve illegal Narodnoya Volya (halkın özgürlüğü veya arzusu anlamına geliyor) örgütlenmesine katılmıştır.

Plekhanov, aynı örgütlenme içinde teröre karşı çıkan kanadın önderi konumuna yükselmiştir veya aslında bu gurubu O örgütlemiştir. Çok değerli bir aydın olan Plekhanov, Rus gizli polisinin takibi nedeniyle 1880’den sonra kaçmak zorunda kaldığı İsviçre’de marksizm ile tanışmıştır.

Plekhanov, 1870 Narodnaya Volya (halkın özgürlüğü veya arzusu) hareketinin silahlı kanadından gelme olan Vera zasuliç’in de içinde olduğu “işin özgürleştirilmesi” gurubunu 1883 yılında İsviçre’de şekillendirmiştir. Sözkonusu gurup, başta “Komünist Manifesto”, “Kapital”, “Ütopik Sosyalizm’den Bilimsel Sosyalizme” vs. gibi Marks- Engels’e ait başlıca Marksist klasikleri Rusça’ya kazandırmıştır. Ayrıca başta Plekhanov olmak üzere gurup üyeleride aynı konu ile ilgili olarak yazmışlardır. (1) Plekhanov’un önderliğindeki sözkonusu küçük gurup, 1884 ve 1887 yıllarında kendisine bir program edinerek Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’ne doğru evrimleşmiştir.

Halkokulları müfettişi olan bir babanın ve birkaç dil konuşabilen, müzikten anlayan aydın bir hekim kızının oğlu olarak 1870 yılında Volga kıyısındaki Simbirsk (şimdiki, Ulyanovsk) doğmuş olan -biraz Moğol ve Alman karışımı- çekik gözlü yüksek geniş alınlı Vlademir İlyiç Ulyanov (Lenin), marksizm ile 1887’de Kazan üniversitesinde hukuk eğitimine başladıktan sonra tanışmıştır. Romantik bir karaktere sahibolan St. Petersburg Üniversitesi öğrencisi narodnik ağabeyi Aleksandr Ulyanov’un aynı yıl Çar III. Aleksandr’a karşı başarısız bir süikast girişimi iddiasıyla tutuklanıp idamedilmesi, Lenin’in tüm yaşamını derinden etkilemiştir... Yaşamın ilginç cilvesi, ileride Lenin’in iktidardan indireceği liberal Kerensky’nin babası, Simbirsk’te Lenin’in okuduğu lisenin müdürüdürüydü ve üniversiteye girebilmesi için çocuk (Lenin) hakkında politik anlamda “temiz” raporu yazmıştı...

Ağabeyi gibi narodniklere kapılmayacak ve ileride onların kitleden kopuk bireysel terör eylemlerini çok sert biçimde eleştirecek olan Lenin, Kerensky’nin okul müdürü babasının yardımına karşın yine de kısa bir süre sonra öğrenci eylemlerine karıştığı iddiasıyla üniversiteden uzaklaştırılmıştır. Buna karşın Lenin, sınavlarını dışarıdan vererek hukuk diplomasını yine de almıştır...

Lenin, 1893 yılında Petersburg’a taşınmış ve bir marksist guruba dahil olmuştur. Bir yıl sonra, 1894’de Lenin, “narodnik anarşistleri” olarak adlandırdığı narodniklere (halkçılar, Sosyalist Devrimci Parti) ilk önemli darbeyi vuracak olan “Halkın dostları nedir ve sosyal demokrasiye karşı nasıl mücadele ederler?” adlı kitabını yazmıştır. Yine aynı yıl Lenin, yaşamı boyunca birlikte olacağı eşi, eylem arkadaşı, en büyük destekçisi Nedejda Konstantinovna Krupskaya (1869- 1939) ile tanışmıştır.

Lenin, 1895’de “İşçi Sınıfının Özgürlüğü İçin Mücadele” adlı yaklaşık 20 kişilik ufak bir gurup örgütlemiş ve ardından tutuklanmış, hapse girmiş ve Sibirya’ya sürülmüştür.

Rusya’da ilk sendikalar, Çarlık gizli polisi Okhrana’nın gözlüklü ve entellektüel görünümlü ünlü şefi Sergey Vasilyevich Zubatov (1864- 1917) tarafından örgütlemiştir ve bu nedenle “Zubatov sendikacılığı” sözcüğü, devletin sendikası anlamına terminolojiye yerleşmiştir- aslında Rus gizli polisi aynı işi çok daha önceden yapmaya başlamıştır ama, olayı sistematikleştiren ve bu alanda asıl ünlenen kişi Zubatov’dur. Çar aristokrasisinin adamı olan Zubatov’un sözkonusu sendikaları örgütlemekteki amacı, o yıllarda Çarlık rejimi için en tehlikeli muhalefet olarak gözüken liberal burjuvaziyi yeni doğan deneyimsiz işçi sınıfı aracılığıyla köşeye sıkıştırmaktır. (2) Buna karşın polisin kontrolu dışında yayılan 1903 grevleri sırasında Zubatov örgütlenmesi sendikalar üzerindeki denetimini büyük ölçüde yitirmiştir. Bu olayla birlikte Zubatov’un kariyeri derin bir yara almıştır. Komünistler sözkonu yaygın grevlerin ardından sendikalar içinde etkili olmaya başlamışlardır.

Lenin’in saldırdığı narodnikler (halkçılar), Rusya henüz marksizm ile tanışmadan önce varolan, köylülüğü özgürleştirme ve ülkeyi demokratikleştirme düşüyle terör yöntemleri uygulayan Narodnoya Volya (halkın arzusu veya özgürlüğü) hareketi değildir. Lenin’in saldırdıkları, 1902 yılında kurulmuş olan ve artık Rusya’nın marksizm ile tanıştığı bir dönemde marksizmi reddeden; “sosyalizmin köy komünleri ile geleceği” ütopyasını yayan; kitlelerden kopuk terörü asıl mücadele biçimi olarak benimseyen; “heyecanlandırıcı” terörün propoganda gücü olduğunu iddia eden; Çar’ın ve diğer önemli yöneticilerin öldürülmeleri ile devrimin gerçekleşeceğine inanan; yoksul ve zengin köylülükle bağlı iki ayrı “sol” ve sağ kanatları olan “Sosyalist Devrimci Parti”dir. (3)

Rusya’daki marksist veya marksizmden etkilenmiş değişik gurupları birleştiren Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin ilk konresi 1898 yılında gerçekleşmiştir ve Lenin bu kongreye katılamamıştır. İçinde ekonomistleri (işçi sınıfının politik mücadelesinin yerine sadece ekonomik mücadeleyi, ücretleri arttırma kavgasını oturtanlar), bundcuları (marksizmden etkilenmiş Yahudi milliyetçileri) vs. barındıran partinin aynı yıllarda ideolojik çizgisinin ve programının tam şekillenebildiğini söylemek olanaksızdır.

Hapislik ve Sibirya sürgünlüğü yaşamının ardından 1900 yılında gizlice Avrupa’ya çıkabilmiş olan Lenin, Halen Plekhanov önderliğinde olan partiye -kendi disiplin anlayışına uygun- bir ideolojik çizgi sağlama ve örgütlenmenin belkemiğini oluşturabilme amacıyla aynı yılın sonuna doğru illegal Iskra (Kıvılcım) gazetesini yayınlamaya başlamıştır. Lenin, 1902 yılında en önemli yapıtı sayılabilecek ve partinin ideolojik çizgisinin temelini oluşturan “Ne yapmalı?” adlı kitabını kaleme almıştır.

Adı 1870 aydınlanmacılarından Çernişevski’nin (1828- 89) 1863 yılında hapiste yazmış olduğu aynı adlı romanından esinlenilme “Ne Yapmalı?” adlı aydınlatıcı politika klasiğinde Lenin, “devrimci teori olmadan devrimci pratik olamayacağının” altını çizmiştir. Yine aynı kitapta Lenin, politik mücadelenin yerine ekonomik mücadeleyi oturtan ekonomistlerin kendiliğendiciliğine ve yine terörün kendiliğendiciline tapınan narodniklere (Sosyalist Devrimci Parti) anlaşılır en ağır darbeyi vurmuştur.

Lenin ekonomistlere, işçi sınıfının sadece ücretlerini arttırmak, ekonomik durumunu düzeltmek için verdiği mücadelenin kendi asıl sorunlarını çözemeyeceği; ancak toplumdaki tüm haksızlıklara karşı çıkarak işçilerin politize olabileceklerini ve toplumda ezilen diğer sınıflarla birleşerek zafere yürüyebileceklerini anlatmıştır... Günümüzdeki kitleden kopuk terör örgütlenmeleri arasında aktüel olan “silahlı propoganda” edebiyatına benzer biçimde terörün heyecanladırıcı rolünden sözeden narodniklere karşı Lenin, özet olarak, “eğer insanlar çok uzun zamandır süren bunca haksızlık, baskı, şiddet, yoksulluk karşısında duyarlılık göstermiyorlarsa, bir-iki küçük şiddet olayının onları hiç etkilemeyeceğini” söylemiştir. Gerçekleştirilmesi gereken asıl zor görevin, halka tüm haksızlıkları sistematik olarak açıklamak ve yağmur damlacıklarının derecikleri, dereciklerin ise büyük nehirleri oluşturması gibi sabırla tüm ezilenleri örgütlemek olduğunu açıklamıştır.

Değişik defalar Lenin, işçilerin ve diğer emekçi sınıfların, aristokrasinin ve burjuvazinin kültüründen ve aynızamanda toplumdaki en alt ve dejenere unsurların kültürlerinden etkilenebileceklerini ve işçilerin arasından da kriminal, yozlaşmış kişiliklerin rahatca çıkabileceğini ifade etmiştir. Bir başka ifadeyle Lenin, hiçbirşeyin idealize edilmemesi, kutsallaştırılmaması ve tüm haksızlıklara ve çürümeye karşı sistematik olarak mücadele edilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Sonuçta Lenin, bu iki akımında (ekonomik mücadeleyi herşey kabuleden ekonomistler ve teröre tapınan narodniklerin) yönetici sınıfların politikalarının kuyrukçuluğunda birleştiklerini anlaşılır ve ikna edici biçimde göstermiştir...

Lenin’in katılmış olduğu Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin 1903 kongresi, Lenin’in önderliğindeki Bolşevik (çoğunluk) ve marksizmden esinlenmiş Yahudi milliyetçisi Bund hareketinden gelme Martov’un önderliğindeki Menşevik (azınlık) hiziplerinin doğması ile sonuçlanmıştır. Tamamen apayrı çelik disiplinli bir parti olarak örgütlenecek olan Bolşevik hizbi aslında, sadece marksizme (Marks- Engels’e) değil, aynızamanda Rus devrim ve aydınlanma geleneğine de dayanmıştır. Lenin sadece devrimci bir eylemci değil, aynızamanda marksizmi zenginleştiren çok değerli bir düşünürdür.

Napolyon istilası sırasında (1812) ülkenin asıl sahibi olduğunu kanıtlamış olan köylülüğü kölellikten kurtararak Rusya’yı demokratikleştirmeyi düşleyen 1825 Dekabrist (Aralıkçı) örgütlenmesi Lenin’in başlıca esin kaynakları arasındadır. Yine Lenin’i derinden etkileyenler arasında, 1870 aydınlanmacıları (Herzen, Çernişevski, Dobrolyubov, Belinsky vs.) ve bunların esinlendirmiş oldukları Narodnoya Volya (halkın özgürlüğü veya arzusu) hareketi vardır... Lenin, Dekabristler’e sevgi duyan ve onları açıkça savunan; tüm şiirleri ve düz yazıları haksızlıklara karşı derin bir başkaldırı ruhu taşıyan ulusal Rus edebiyatının mimarı büyük şair ve düz yazı ustası Puşkin’e ve dünya edebiyatının devlerinden büyük gerçekçi ve insancıl yazar Lev Tolstoy’a hayranlık duymuştur. (4)

Lenin’in diğer önemli yapıtları arasında patinin örgütlenme prensiplerini anlatan “Bir adım ileri, iki adım geri” (1904); devrimde işçi sınıfının önderliğinin (hegemonyasının) ve köylülükle ittifakının altını çizen “Demokratik devrimde sosyal demokrasinin iki taktiği” (1905) vardır. Ve henüz daha 20 yaşlarında Rusça dışında üç büyük Batı dilini rahatça okuyup anlayabilen ve kültürün kaynaklarına bu dillerle inebilen Lenin, kısa ömründe toplamı 50 cildi aşan kitaplar, makaleler, politik içerikli mektuplar yazmıştır.

Lenin’in yaşamış olduğu dönemin dünyasını ve Rusyasını tanımadan, sözkonusu dönemin tarihini bilmeden Lenin’i doğru anlamak olanaksızdır. Marksist dünya görüşüne dayanarak kendi dönemindeki politik süreçlerin gerçekçi analizlerini yapan ve bu süreçler içinde işçi sınıfının iktidara yürüyüşünün yolunu bulmaya çalışan Lenin’i, bizim nesillerin yaşamakta olduğu tamamen farklı süreçleri anlama zahmetine katlanmadan günümüzün değişik koşullarına ahmakça ve hatta çoğunlukla tamamen yanlış kavranmış olarak adapte etmeye çalışmak, defalarca kanıtlanmış olduğu gibi sadece trajikomik sonuçlara yolaçar. Şüphesiz sözkonusu eğreti adaptasyonları yapmaya çalışanların hepsinin iyiniyetli olduklarıda iddia edilemez. Bunların arasında görevliler olduğu kadar, bu şekilde “kariyer” yapacağını sanan anti- sosyal, psikopat ve maceracı tipler de vardır. (5)

Lenin, daha öncede başka biçimde ifade edilmiş olduğu gibi, Marks ve Engels’i Rusya’ya adapte etmeye çalışmamış, onları ve tarihin yetiştirdiği diğer önemli düşünürleri doğru kavrayarak yaşamakta olduğu süreci ayrıntılı biçimde analiz etmiştir. Lenin, varlığını sürdürmekte olduğu tarihsel ve toplumsal süreç içinde Marksizmi yeniden üretmiştir. Lenin’in yapıtları, anlayarak okuyabilenler için daha yüzlerce yıl politik mücadelelere yol gösterecek klasikler olarak kalacaklardır. Bu politik klasiklerin ışığında kendi yaşamakta olduğu tarihi- toplumsal süreçleri ayrıntılı ve doğru olarak araştırabilenler ancak Marks- Engels ve Lenin’den yararlanabileceklerdir... Lenin’in yakın dostlarından olan Menşevik hizbinin sonderece aydın önderi Martov, aralarındaki farkı şu şekilde tarif etmektedir: “O (Lenin), uyurken düşlerinde bile devrimi düşünmekte ve yaşamaktadır.”

Lenin’in Ocak 1924’de erken ölümünün ardından O’nun baş rahipliğine soyunarak Lenin adına Leninizmden uzaklaşan, 1928’de NEP (yeni ekonomi politikası) nı terkeden skolastikçi ve despot Stalin, kanımca Sovyetler birliğinin çöküşünde en önemli rolü oynamıştır. Şüphesiz sözkonusu gerçek zengin nedensellikleri ile birlikte ileride daha iyi analiz edilecektir. Aslında tüm dengelenemeyen büyük iktidar sahiplerine özgü derin bir paranoyaya da sahip olduğu anlaşılan Stalin’in karakterinin çok karmaşık bir yapı gösterdiği hissedilmektedir.

Lenin’in ölmeden önce bıraktığı vasiyette, Stalin’in birinci kişilik olarak yükseltilmesine karşı çıktığı bilinmektedir. Kurupskaya bu vasiyeti açıklamıştır ama, örgüt sekreterliğine yükselmiş olan ve komünist partisi içinde önemli bir hakimiyet kuran, parti içi değişik hizipleri ustaca birbirlerine karşı kullanabilen Stalin’i engellemek mümkün olamamıştır.

(1) Plekhanov’un, kültür ve sanat konularınıda içeren birçok değerli çalışması vardır. Plekhanov’un kültür ve sanat üzerine yazmış olduğu makalelerin birkısmı 1960’lı yılların başında “Sanat ve Toplumsal Hayat” başlığını taşıyan bir kitap olarak Türkiye’de basılmıştır. Yine Plekhanov’un “marksist materyalist tarih görüşünün anlaşılmasına yardımcı olmak amacıyla” yazdığı “Materyalizm Üzerine Üç Deneme” adlı kitabı 1980’li yılların ikinci yarısında türkçeye kazandırılmıştır...

Çocukluğunda istanbul’da Robert Kolej’de eğitim gören, 1891 yılında Bulgaristan Komünist Partisi’ni kuran ve uzun yıllar yöneten Dimiter Blagoev (Dedo), Lenin’den önce Plekhanov örgütlenmesine katılmış olan ünlü karakterle arasındadır. İlk marksist eylem deneyimini bu çevrede kazanan “Dedo”, değerli bir aydındır... -Y. Küpeli

(2) St. Petersburg’da Papaz Gapon’un başında olduğu “Rus Endüstri İşçileri Meclisi” adlı örgüt, “Zubatov sendikacılığı”nın tipik örneklerinden biriydi... Rusya’nın Japonya karşısındaki yenilgisinin yarattığı derin ekonomik ve politik kriz günlerinde, 9 (yeni, 22) Ocak 1905’de, “Çar babaları”ndan yardım istemek amacıyla tamamen barışçı biçimde ve başlarında Papaz Gapon ile Kışlık Saray’a yürüyen binlerce Putilov demir- çelik fabrikaları işçisi, makineli tüfek ateşi ile karşılanmışlar ve olay tarihe “Kanlı Pazar” olarak geçmiştir.

Bu vahşi katliamda sadece işçiler değil, aynızamanda “Çar baba” ve “Zubatov sendikacılığı” da büyük ölçüde ölmüştür. Gapon, sonucun böyle olacağını bilerek veya tahmin ederek işçileri yürütmemiştir veya başlarına geçmek zorunda kalmamıştır. Olayın ardından O’da kaçarak muhalif saflara katılmıştır. Çok karmaşık bir karakter yapısı gösteren bu insan, ileride, “Sosyalist Devrimci Parti”ye girmiş bir ajanprovokatör tarafından öldürülmüştür. -Y. Küpeli

(3) Aslında aynı yıllarda Rus gizli polisi Okhrana bu partininin (Sosyalist Devrimci Parti’nin)  üzerinde Bolşevikler’den çok daha fazla durmuştur. Sözkonusu parti, Bolşevik Partisi gibi güçlü ve disiplinli bir örgütlenmeye sahip olmasa da, Ekim Devrimi’ne dek ve hatta devrimin ilk günlerinde kitleler arasında Bolşevik Partisi’nden çok daha geniş oy potansiyeline sahip olmuştur. Partinin kasası ve askeri kanadının yöneticisi veya bir başka ifadeyle en önemli kişisi konumunda olan Yahudi asıllı Yevno Azev’in doğrudan gizli polisin şefi Zubatov ile bağlantılı çok önemli bir ajanprovokatör olduğu ileride anlaşılmıştır ama, ikili yaşamın ustası Azev parti tetikçilerinin elinden kaçarak kurtulmayı başarmıştır. Zengin ama onursuz birşekilde ölmüştür...

Ekim devriminin ardından Bolşevikler, Sosyalist Devrimci Parti’nin yoksul köylülükle bağlı sol kanadı ile birlikte hükümet kurmuşlardır. Bolşevik gurubu ile Sosyalist Devrimci Parti’nin iktidar koalisyonu, şekillenen yeni bürokrasiye de yansımıştır. Bu iki parti bürokrasideki en önemli postları paylaşmışlardır ve hatta 1917’de Polonya asıllı “devrimin şovalyesi” Feliks Jerjinsky’nin (Dzerzhinsky) önderliğinde kurulmuş olan gizli polis Çeka’nın (VECHEKA) ikinci başkanı Sosyalist Devrimci Parti’den olmuştur.

Devrime nefes aldırma amacıyla Şubat 1918’de Almanya ile imzalanan ve Rusya için şartları çok ağır olan Brest Litovsk barışının ardından -İngiliz gizli servisi ile de bağlantılı olarak- darbe girişiminde bulunan Sosyalist Devrimci Parti, 4 temmuz 1918’de toplanan Beşinci Sovyet Kongresi’nin ardından Bolşevikler tarafından tasviye edilmiştir.

İngiliz gizli servislerinin Brest Litovsk barışını sabote etmeye çalışmalarının mantıki nedenleri vardır; çünkü, halen sürmekte olan Birinci Dünya Savaşı sırasında, savaşmakta oldukları Alman ordularının doğu cephesinde ellerinin boş kalmasını istememektedirler. -Y. Küpeli

(4) Lev Tolstoy’un Napolyon istilası yılları Rusyası’nın tarihi gibi olan büyük yapıtı “Savaş ve Barış”ın önde gelen kahramanlarından General Kutuzov tamamen gerçek bir kişiliktir. Borodino’da Napolyon ordularını yenen ve çekilmeye zorlayan, Zor durumlarda ön plana çıkıp sorumluluk alan Tatar asıllı akıllı ve inançlı Kutuzov, yozlaşmış aristokrasininin diğer karakterlerinden hiçbirine benzememektedir. Rusya için “Büyük Anayurt Savaşı” veya asıl adıyla İkinci Dünya Savaşı yıllarında Stalin’in çalışma odasında Kutuzov’un portresi asılı durmuştur.

Yine Tolstoy’un aynı romanında adıgeçen en önemli karakterlerde Piyer Bezuhov’da adı ile birlikte tamamen gerçek bir kişiliktir... Piyer Bezuhov, aristokrasi tarafından aşağılanan ve alınıp satılabilen köylülüğün istilaya direnci karşısında içinden geldiği sınıfa tüm inancını yitirecek ve ileride köylülüğü özgürleştirerek ülkeyi demokratikleştirme amacıyla kurulacak olan Dekabrist örgütlenmesinin en önde gelenlerinden biri olacaktır... Şüphesiz Tolstoy “Savaş ve Barış” romanında Dekabristleri anlatmaz ve romanın baş kahramanlarından Piyer Bezuhov’un onlardan olacağını da söylemez ama, Rusya tarihini biraz tanıyanlar roman biterken Piyer Bezuhov ile birlikte böyle bir örgütlenmeye gidileceğinin ima edildiğini farkederler ve ayrıca Piyer Bezuhov’un gerçek bir kişilik olarak aynı örgütlenmenin önderlerinden olduğunu bilirler. -Y. Küpeli

(5) Kimliğini “solcu”, “sosyalist” veya “komünist” olarak tanımlayan örgütlenmelerin içine toplumdaki haksızlıklara başkaldırmış, sonderece iyiniyetli, sosyal anlamda idealist, fedakar ve cesur insanların katıldıkları bir gerçek olmakla birlikte, diğer yandan tüm örgütlenmelerde olduğu gibi bunların arasına da her türden dengesiz hastalıklı karakterler, paranoid şizofrenler, psikopatlar ve hatta üst sınıfların ajanları girebilmektedir. Komünist veya sosyalist olduğunu iddia eden örgütlenmelere katılanlar uzayda bir başka güzel gezegenden veya “cennetten” değil, hertürlü ruhsal dengesizliğin ve karakter bozukluklarının temel kaynağı olan mevcut toplumsal yapının içinden çıkıp gelmektedirler.

Aynı örgütlenmelerin üyeleri, sınıflı toplumun en küçük birimi olan çok farklı yapılardaki aile çevrelerinden karakterlerinin çekirdekleri zaten şekillenmiş olarak yeni birliklerine katılmaktadırlar. Ve bu aile yapılarının sağlıksız, sevgisiz olan bazıları, gerçek kimliklerini rahatça gizleyebilen sonderece hastalıklı psikopat karakterler üretebilmektedirler- iddialara göre karakter bozukluklarına yolaçan ruhsal rahatsızlıkların birkısmı kalıtım yoluyla da geçmektedir.

Köklü bir geleneğe, ciddi bilimsel ve örgütsel bir disipline, sağlıklı denetim mekanizmalarına sahip olamayan “sosyalist” veya “komünis”t etiketli çok farklı ve özünde alabildiğine eklektik (yamama) ideolojilere sahip örgütlenmeler içinde rahatça rol yapabilen ve ilk bakışta bir çekicilikleri olabilen sözkonusu psikopat karakterler zaman zaman öne çıkabilmekte, hatta örgütlenmenin başına dahi geçebilmektedirler. Bu tip kişiliklerin öne çıkabilmelerinin başlıca nedenselliklerinden biri, sosyalist veya komünist etiketli örgütlere katılan iyiniyetli, içleri fedakarlık duyguları ile dolu insanların geleneksel babaerkil dinsel düşünce kalıpları ile yaşama bakıyor olmalarıyla yakından bağlantılıdır. Bu tip iyiniyetli ama geleneksel dinsel kalıplarla düşünen üyeler, sorgulama yapmadan ve araştırmadan arkadaş çevrelerine inanmakta, “kutsal değerler” olduğunu sanmaktadırlar. Aynı kişiler tevazuları ile kariyer yarışlarına katılmamakta, çevrelerindeki insanları, önder rolü oynayanları idealize ederek körü körüne bağlılık örnekleri göstermekte ve sonuçta rahatça aldatılabilmektedirler...

Ataerkil (patriyalkal) kültürün değişik ölçülerde ağırlıklı olarak korunduğu toplumlarda, aile çevresinden toplumsal yaşamın her alanına ve okullardaki eğitime dek insanlar düşünme, araştırma, sorgulama yerine inanma ve itaata alıştırılmaktadırlar. Özellikle bu tip insanlar için düşünmek, araştırmak yorucu ve hatta ürkütücü olmaktadır. İnanmak ise zaten alışmış oldukları en kolay ve rahat iştir ve “nasıl olsa onların yerine düşünen ve sorunları çözen birileri vardır”...

Aynı toplumların içindeki “sol” etiketli partilerin yapılarında da bu olgu değişmemektedir ve sözkonusu toplumsal gerçekliğe tamamen uygun olaral “komünist”, “sosyalist” vs. olarak adlandırılan legal veya illegal partilerde “teorisyen” rolü oynayan zübüklerle “kahraman oğlan”, “yiğit cocuk” elbisesi giydirilen inanmış askerler şekillenmektedir... Daha kısa ve net bir ifadeyle, aldatılmaya uygun olanlarla, nerede ve hangi yöntemle olursa olsun yükselme hırsıyla davranan psikopatlar yanyana gelince, şüphesiz daha sınırlı sayıdaki bu ikinciler çoğunlukta olan birincileri rahatlıkla manupule edebilmekte ve çoğu zaman toplumsal trajedilere yolaçabilmektedirler...

Diğer yandan, burjuvazinin iktidarını korumak amacıyla kurulmuş olan istihbarat örgütlerinin yukarıda özetlenen yapıları infilitre etmesi, hatta rahatca manupule etmesi işten bile değildir... En genel anlamıyla ulusal tarihsel etkilerin ve yakın toplumsal çevrelerinin üzerlerindeki etkilerinin yanında özellikle aile içindeki çocukluk yılları şekillenmesi, Lenin, Stalin, Troçki, Mao gibi önde gelen tarihi şahsiyetlerin farklılıklarının da başlıca nedenleri arasındadır. -Y. Küpeli

Eylül 2003

yusufk@telia.com

bağlantılı metin:

Yusuf Küpeli, Ekim Devrimi’nin 86. yıldönümünde Sovyetler’in doğuşu, 24 Ekim (6 Kasım) 1917 Ekim Devrimi, Sovyet Devrimi’nin Kafkaslar’da yayılması, V. I. Lenin- Mustafa Kemal Atatürk ilişkileri ve Sovyetler Birliği’nin yıkılışı üzerine kısa notlar

http://www.sinbad.nu/