Jan Myrdal ile aşağıdaki söyleşiyi Murat Kuseyri yapmıştır. Murat Kuseyri'nin -ayrıca- Jan Öberg ile yaptığı söyleşi, ilk metnin hemen altında asılıdır ve sözkonusu söyleşiler ilk olarak bu sitede yayınlanmışlardır. 

Kuseyri'nin konuştuğu tanınmış İsveçli yazarlardan Jan Myrdal, 22- 23 şubat 2003 günü İstanbul'da toplanan barış konferansına katılmıştır. Söyleşi yapılan kişiliklerin her ikiside Pentagon saldırganlığına, Irak halkına yönelik savaş tehdidine karşıdırlar. Jan Myrdal ile birlikte İstanbul toplantısına katılanlardan biride ünlü İsveçli şair Peter Curmandır. Curman'ın İstanbulda yazdığı savaş karşıtı şiirin çevirisi yakında sitemize yollanacaktır.

 

Jan Myrdal İsveç'in en tanınmış yazarlarından biri. 1944 yılında okulu bitirdikten sonra gazetecilik yapmaya başladı. İlk kez Halk Günlüğü gazetesinde makaleler yazdı. 1953 yılında halk evi adlı piyesi, bir sonraki yıl ise Eve Dönüş adlı romanı yazdı. Jan Myrdal'ın yazdığı 70'i aşkın kitap 25 dile çevrilerek yayınlandı. Myrdal, Bu arada günlük gazetelerde makalelerde emperyalistlerin baskı ve katliamlarına karşı çıktı. İsveç eğemen sınıflarının izlediği politikaları sert biçimde eleştirdi. Jan Myrdal şimdi İskandinavya'nın en büyük gazetesi Afton Bladet'te makaleler yazıyor Evrensel, ABD emperyalizminin Irak'a saldırısına karşı çıkan ve daha önce iki kez İstanbul'da düzenlenen savaş karşıtı konferanslara katılan Myrdal'la son gelişmeleri ele alan bir söyleşi yaptı.

Kuseyri:ABD, Birleşmiş Milletlerden karar çıkmasa da Irak'a karşı saldırıya geçeceğini söylüyor. ABD her ne pahasına olursa olsun Irak'a saldırmak istiyor.  ABD neden savaş çıkarmakta bu kadar kararlı?
Jan Myrdal: Bunun bir çok nedeni var. Ama en önemli nedeni ABD'nin Irak petrollerini ele geçirme isteğidir. Dünyadaki petrol üretimi dünya ülkelerinin özellike de  ABD'nin tüketimini karşılamaya yetmiyor.İkincisi, ABD'nin Kızıl Denizden Orta Asya'ya kadar olan bölgeleri ele geçirmek ve buraları eğemenlik sağlamak için birçok planları var. Bu bölgenin jeopolitik durumu çok önemli. Ve ABD savaş sonucu bu bölgede denetimi ele geçirerek dünyanın eğemeni olduğunu göstermek istiyor.
ABD doları değer kaybediyor. Saddam ABD ile anlaşmazlığa düştükten sonra, 2000 yılında, petrol satışlarını dolar yerine Euro ile yapmaya başladı. ABD ise doların dünya piyasalarında hakimiyetini koruması için her şeyi yapıyor. Suudi Arabistan başta olmak üzere arap ülkelerinin dolardan vazgeçip euroya yönelmeleri halinde dolar bir taş gibi düşerek değer yitirecektir. Böylesi bir durum zaten bunalımda olan ABD'nin büyük tekellerini daha da güç durumda bırakacaktır. ABD ekonomisi büyük ölçüde petrole bağımlı. Bush ve yönetimi tekellerin petrol ihtiyacını karşılamak için son derece tehlikeli bir oyun oynuyor. ABD uluslarası birçok yasa ve sözleşmeyi çiğniyor. Uluslarası hukuku, insan haklarını ihlal ediyor ve doğanın korunması için yapılan sözleşmeleri hiçe sayıyor. Şimdi de Birleşmiş Milletler kararlarına uymayacaklarını açıkca söylüyorlar. ABD bugün çok tehlikeli bir oyun oynuyor. Daha önce aşırı dinci gruplarlarla işbirliği yaptılar. Şimdi de amaçlarını gerçekleştirip Irak'ı işgal etmek için şeytanla bile işbirliği yapmaya hazırlar. 
Kuseyri: ABD'nin Irak'ta başlatacağı bir savaşı çeşitli tekeller arasındaki mücadelenin bir sonucu olarak yorumluyabilir miyiz? Hangi tekeller böylesi bir savaşın çıkmasını istiyor?
Jan Myrdal: Daha önce söylediğim gibi bu savaşın nedeni ABD'nin Irak petrollerini ele geçirme isteği. Petrol ve savaş tekellerinin böylesi bir savaştan çıkarları var. Türkiye'nin tarihine bakarsak bu sorunun cevabını bulmak kolaylaşır. Haziran 1914 yılında İngiltere, Almanya ve Osmanlı imparatorluğu Türk petrollerinin paylaşılması için bir anlaşma yaptılar. Petrollerin %25'i Almanya, % 75'i de İngiltere'ye bırakılacaktı.1. dünya savaşında Enver Paşa Almanların safında yer almayı tercih edince İngiltere Almanya'ya %25'lik payı vermekten vazgeçti. Bunları petrol yataklarını ele geçirme savaşının yeni bir şey olmadığını belirtmek için anlatıyorum. Orta Doğu ve Irak'ta çeşitli tekelci kapitalistlerin çıkar çatışmaları var. Fransa Irak petrollerinin İran üzerinden
geçirilmesini istiyor. Rusya ve Fransa'nın petrol için Irak'la yaptıkları anlaşmalar var. Rusya ve Fransa savaşın çıkmasını istemiyor ve savaşa karşı olduklarını söylüyorlar. Ama Onlar her şeyden önce Irak'la yaptıkları anlaşmaların geleceğini düşünüyorlar. ABD şimdi ayıyı öldürerek derisini paylaştırmaya çalışıyor. ABD onlara eğer bizimle olmazsanız petrolden pay alamazsınız diyor. Türkiye'ye de aynı şeyi söylüyorlar. Türkiye'ye ödenmesi için söz verilen birkaç milyar dolar Irak petrollerinin yağmalanmasından gelecek.
Kuseyri: Amerikalı ünlü dilbilimci Noam Chomski geçen yıl İsveç'e geldiğinde BM Güvenlik konseyi daimi üyelerinin sonunda ABD'nin baskılarına boyun eğeceğini söyledi. Rusya ABD'den borç ve kredi aldığı için ABD'ye direnemez. Çin'e ise sen iç çatışmalarını bastır, buna göz yumacağız,diyecekler, Fransa'ya da Irak petrollerinden pay vererek  BM'den karar çıkartacaklar dedi. Böyle bir şey mümkün olabilir mi?
Jan Myrdal: Fransa, Rusya ve Çin'in Irak'ın petrolünü ele geçirme planları var. Fransa, Irak petrolleriyle ilgili büyük projeler yaptı. Rusya'nın büyük yatırımları var. Çin'in ekonomisi ve üretimi önemli bir ölçüde petrole bağımlı. Bush onlara eğer benimle haraket ederseniz ganimetten biraz pay alırsınız, ama bana karşı çıkarsanız avucunuzu yalarsınız diyor. Eğer bu üç ülke Bush ve ABD'nin Irak'ta başarılı olacağına inansalar ABD'ye destek verebilirler. Ama Türkiye'de dahil olmak üzere bu ülkeler Bush'un tehlikeli bir oyun oynadığını görüyorlar. Bundan dolayı Fransa, Rusya ve Çin'in Irak'a yapılacak saldırıya onay vereceklerini sanmıyorum.
Kuseyri: Tüm bunlara rağmen ABD ve İngiltere Irak'a saldırırlarsa bunun sonuçları ne olur?
Jan Myrdal: Irak'a karşı yapılacak saldırı büyük sorunları da beraberinde getirir. Afganistan'a yapılan saldırının sonuçlarını görüyoruz. Uluslarası hukuk ile bireysel hak ve özgürlükler ayaklar altına alındı. Bu, Irak'a saldırı ile yaygınlaşarak daha da tehlikeli bir hal alacak. Tüm dünyada ABD'ye karşı büyük bir nefret yaratacak. Bireysel terör eylemlerinde artış görülecek. Biz solcular bireysel teröre karşıyız. Bireysel terörle bir sonuç alınamayacağı için böylesi eylemler doğru değil, ama bu tür eylemlerde artış görülecegini de bilmemiz gerekir.
Kuseyri:Bir gazetede yayınlanan bir makalenizde ABD'nin Türkiye'yi balkanlaştırma niyeti olduğundan söz ettiniz. Bununla ne demek istediniz?
Jan Myrdal: Türkiye'de çeşitli ulus ve milliyetler var. Bundan bir kaç yıl önce kanlı bir iç savaş yaşandı. ABD izlediği politika ile çeşitli halklar arasındaki çelişkileri derinleştirebilir ve yeniden bir iç savaşa yol açabilir. Sadece Türkiye'yi değil İran'ı da balkanlaştırılabilir. İran'da bildiğim kadarıyla 16 halk grubu yaşıyor. Farslar, Kürtler, Azeriler ve Araplar var orada. Bunlar karşı karşıya getirilerek Iran'ın parçalanması sağlanabilir. Irak'ta bu yapılıyor. Kürtler ile araplar, şiiler ile sunniler karşı karşıya getiriliyor. Şimdi, ABD, bu halkları bölgede eğemenliğini sağlamak için birbirlerine karşı kışkırtıyor. Tarihe bakmakta yarar var. İngilizler eski kolonilerini çelişki ve çatışma öğeleri bırakarak terk ettiler. Güney Asya'da İngiltere Pakistan ve Hindistan çelişkisini ve çatışmasını, Filistin ve Kıbrıs'ta halklar arasında çelişkiler yarattılar. Böl, parçala ve yönet politikasını izlediler. Aynı politika bugün ABD tarafından yürütülüyor. Eğer Türkiye Irak'a karşı ABD'nin saflarında yer alarak Kuzey Irak'a girerse ve binlerce hatta onbinlerce insan yaşamını yitirirse sonuç eski Yugoslavya gibi olabilir. 1948 ve daha sonraki yıllarda Yugoslavya'da bulundum. O zaman da değişik halklar arasında çelişki vardı. Ama bu çelişkiler İç savaş ve ABD'nin müdahalesinden sonra daha da derinleşti. Bunların giderilmesi ancak bir kaç kuşak sonra mümkün olabilir. 
Kuseyri: Ama bazı kürt grupları ABD'nin müdahale etmesinden yana tavır takınıyorlar. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Jan Myrdal: Kürtler içinde de Türkler içinde de ABD'nin Irak'a saldırmasından yana olan politikacı ve kesimler var. Kürtler içerisinde  Allah, şeytan ve herkesle işbirliği yapmaya hazır liderler vardı. Bir Kürt lideri hem Şahın denetiminde olan Savak hem de Sovyetler Birliği ile işbirliği yaptı. 1960'lı yılların sonunda Kürtler beni Kuzey Irak'a davet ettiler. Gezinin Savak tarafından organize edildiğini fark edince Kuzey Irak'a gitmekten vazgeçtim. Burma'da da Burmalı liderler İngiliz emperyalistlerine karşı Japonlarla işbirliği yaptılar. Ama Burmalı liderler sonuçta yanıldıklarını görerek bundan vazgeçtiler.  Baskı altında yaşayan bir halkın liderlerinin emperyalist ya da gerici rejimlerle  işbiriği yapmaları normalmiş gibi görülebilir, ama  bu çok tehlikeli. Bazı Kürt liderleri kısa vadeli çıkarları düşünerek hareket ediyorlar. Kendilerine verilen sözlere inanıyorlar. CIA onlara bizimle hareket ederseniz, 1920'lerde size verilen sözü, Kürdistan'ın kurulması sözünü yerine getiririz, diyor. Öte yandan da Türkiye'ye Kürt devleti kurulmayacağı garantisini veriyor. Amerika ikili oynuyor, bunu anlamak ve görmek gerekiyor.
Kuseyri: Bu yıl iki kez Türkiye'ye gittiniz ve bu arada hükümet yetkilileri ve meclis başkanıyla da görüşmeler yaptınız. Irak'a yapılacak saldırı ve ABD'nin tutumu hakkında sizlere neler söylediler.
Jan Myrdal: Benim yaptığımız görüşmelerden Türk hükümetinin ve politikacıların ikili  oynadıkları sonucunu çıkardım. Türkiye halkının % 95'i savaşa karşı. Halka savaş istemediklerini söylüyorlar, ama öte taraftan Türkiye'nin savaşa katılması için ABD ile anlaşmalar yapıyorlar. Ben Türkiye'ye ilk kez 1958 yılında geldim ve bir çok bölgeyi dolaştım. Daha o zamanlar ABD ve Nato'nun Türkiye'de bir çok üs ve tesisi olduğunu gördüm. Türkiye'de 50 yıldır ABD askerleri bulunuyor. Türkiye ekonomik ve politik olarak ABD'ye bağımlı. Türk hükümeti şu anda çok güç bir durumda bulunuyor. Meclis Türkiye'nin ABD askerlerini Türkiye'de konuşlandırılmasını ve Irak'a asker gönderilmesini öngören tezkereyi kabul etmedi. Bu ABD'ye karşı ciddi bir karşı çıkıştır. Halkın savaşa karşı tavrının ve mücadelesinin sonucudur bu. Meclis bu tavrında ne kadar direnebilir, onu kestirmek zor. Belki de ABD'ye boyun eğecek ve teskereyi kabul edecekler, Chomski'nin dediği gibi belki Çin, Fransa ve Rusya bile sonuçta ABD'ye boyun eğebilir.
Kuseyri: İsveç'in dış politikasında son 10 yıldır ciddi değişiklikler oldu. Küçük ve ezilen ülkeler yerine batılılar daha çok da ABD ile birlikte tavır alıyor. Başbakan Göran Persson savaşın ekonomide canlanma sağlayabileceğini iddia ederek ABD ve savaş yanlısı bir tutum takındı...
Jan Myrdal: İsveç küçük bir emperyalist ülke. Son yıllarda bir çok şirket ve maden ocakları Amerikalı tekeller tarafından satın alındı. İsveç'in dış politikasında da değişiklik oldu. Göran Persson daha çok kasaba politikacısı gibi haraket ediyor. Güzel ve pahalı kostümler giyerek, Tony Blair ile birlikte boy göstererek politika yaptığını sanıyor. Olof Palme devrimci değildi ama akıllı, kurnaz ve intellektüeldi. Geleceği görebiliyor, uzun vadeli düşünebiliyordu. 20 Aralık 1967'de Stockholm'da Vietnam savaşına karşı çok büyük bir protesto gösterisi yapıldı. Hükümet gösterinin yapılmasını yasakladı. Gösterinin dağıtılması için aralarında atlı polislerin de bulunduğu binlerce polis görevlendirildi. Polis göstericilere saldırdı. Büyük sokak çatışmaları oldu. Bu arada ben de polis coplarından nasibimi aldım. Daha sonra da yasa dışı gösteri yapmak ve ayaklanma çıkarmak suçundan 4 yıl hapis cezası istemiyle hakkımda dava açıldı. Ama bu olaydan tam bir ay sonra Stockholm'da düzenlenen savaş karşıtı gösteriye Olof Palme en ön sırada katıldı. Amerikalıların düşmanı yenemiyorsan onunla işbirliği yap, diye bir sözleri var. Olof Palme de öyle yaptı. Palme'yi idealleştirmiyelim. Ama o gelişmelerin nereye gideceğini gördü. Güney Afrika ırkçı rejimine karşı ANC'yi destekledi. Şili'de Pinochet cuntasına karşı çıktı. İsveç ezilen halkların nezdinde prestij kazandı. Ama Palme'nin ölümünden sonra İsveç politikasında önemli değişiklikler oldu.
Kuseyri: ABD Irak'a saldırmak için son hazırlıklarını yapıyor. Bu savaşı engellemek için ne yapılabilir?
Jan Myrdal: Savaşı önlemek için ajıtasyon ve propaganda yapılması ve büyük ve kitlesel eylemlerin örgütlenmesi gerekiyor. 15 şubattta yapılan ve onmilyonlarca insanın katıldığı protesto eylemleri hükümetlerin bazılarını etkiledi. Bu sabah televizyonda İsveç Dışişleri bakanı Anna Lindh'in konuşmasını izledim. İsveç'in her zaman Fransa ve Almanya ile aynı çizgiyi savunduğunu söyledi. Ama hepimiz başlangıçta hükümetin ABD yanlısı bir politika izlediğini biliyoruz. İsveç hükümetini böylesi bir tavır almaya zorlayan yüzbinlerce, milyonlarca insanın mücadelesidir. Yapılan kitle eylemleridir. Ayrıca her ülkenin koşullarına göre değişik eylem biçimlerine başvurulabilir. İtalya'da savaşa askeri malzemeler taşıyan trenler engelleniyor. 1. Vietnam savaşı sırasında Fransa'da halk limanları işgal etti. Gemilerin limanlardan ayrılmasını engelledi. Eyleme katılanların bir bölümü tutuklandı ama bu tür eylemler savaşın durdurulmasında etkili oldu. Bugün de Savaşa karşı geliştirilecek çok kapsamlı grevler etkili olabilir ve savaşta ısrar edenleri tecrit edebilir. İngiltere'de savaşa karşı olan büyük halk kitleleri var. Blair ve çevresindekiler izole edilmiş durumdalar. Burada yapılacak genel grev sonucu Blair hükümeti düşebilir. Tabii ki tüm bunlar güçler dengesine bağlı.
Kuseyri: Türkiye'de konferanslara ve kitle gösterilerine katıldınız. Bir çok insanla karşılaştınız ve bazı yerleri gezdiniz. İzlenimlerinizi kısaca anlatır mısınız?
Jan Myrdal: Türkiye'ye ilk kez 1958 yılında karım Gunnar ile birlikte arabayla gittik. Bir çok yeri gezdik ve Gunnar resimler çekti. Daha sonra da bir resim sergisi düzenledi. Karadeniz kıyıları ve Doğu ve Güneydoğu Anadolu'yu gezdik. Daha önce ABD, Doğu ve Batı Avrupa'nın bir çok ülkesinde bulundum. Ama Avrupa'nın dışında ilk kez gittiğim ülke Türkiye oldu. İslami mimariyi inceledik. Türkiye kültürel olarak çok zengin bir ülke. Birçok kültürler ve halklar yüzyıllar boyu bir arada yaşadı. Benin Türkiye'de en fazla hoşlandığım her İstanbul'daki İstiklal caddesidir. Orada Türkiye yazarlar sendikası başkanı Cengiz Bektaş'la birlikte Yakup adlı bir restorantta akşam yemeği yedik. İstiklal caddesinde Hemoros adında çok büyük bir kitapçı var. Edebiyat ürünleri açısından dünyanın en zengin kitapçılarından biri. Ayrıca ciddi söylüyorum, Türkiye'nin şarapları beni ilgilendiriyor. Türkiye'de iki cins kaliteli sarap var. Bunların birisi Ankara'da üretiliyor. İkincisi de Dıyarbakır üzümlerinden yapılıyor. Onları çok beğeniyorum. Burada bir dergide şaraplarla ilgili yazılar da yazıyorum. Derginin çıkacak sayısında bu şarapları tanıtan bir yazı yazacağım.
Jan Öberg ile röportaj

TTF ve Jan Öberg hakkinda

Jan Öberg ve Christina Spenner 1986 yılında The Transnational Foundation for Peace and Future Research adlı barış vakfını kurdular. Vakfın dünyanın bir çok ülkesinde faaliyet gösteren 80 kadar danışmanı ve çalışanı var. Vakfın çalışanları arasında daha önce BM genel sekreterliği yardımcılığı yapan Hans von Sponeck ile Norveçli barış araştırmacısı Johan Galtung ile bir çok ülkede 40'ı aşkın gazetede makaleler yazan Jonathan Power de bulunuyor. 1990'lı yıllarda TTF çalışmalarını Yugoslavya savaşı üzerinde yogunlaştırdı. Jan Öberg BM ve İsveç'in Yugoslavya politikasını eleştirerek Nato saldırılarına karşı çıktı. Vakfın sesini susturmak isteyen İsveç hükümeti 1991 yılından beri vakfa her yıl ödenen 300 bin kronluk devlet yardımını durdurdu. TTF'nin çeşitli uzmanların görüşlerinin yer aldığı www.transnationel.org adlı bir internet sitesi var.
 

Soru: ABD Irak'ın BM ile işbirliği yapmak istemediği iddia ediliyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsun?

Cevap: Bence Irak'ın daha fazla işbirliğinden yana olduğu açık. Belki yeterli değil ama, gelişmeler olumlu. Irak BM denetçilerine saraylarını açtı ve Iraklı uzmanların sorgulanmasını kabul etti ama Irak yönetiminin denetçiler arasında casuslar olduğu kaygılarını anlayışla karşılamak gerekir. Olayın iki yönü olduğunu anlamak gerekiyor. Birincisi Irak'ın BM kararlarına uyarak silahsızlandırılması gelişmenin ikincisi  ise Irak'ın bağımsız bir devlet olarak savunma hakkının olması ve kitle imha silahları haricinde sahip olduğu silahlar hakkında bağımsızlığa sahip olması. Bu sınırı ayırt etmek zor. Çünki ne zaman geleneksel silahlarla savunma hakkının sona erip kitle imha silahlarına dönüştüğünün sınırlarını belirlemek oldukça güç. Batı da ise bu tartışılmıyor, herhangi bir tereddütle karşılaşıldığında Irak'ın işbirliği yapmaktan yana olmadığını söylüyorlar. Irak'ın bağımsız ve Birleşmiş Milletler üyesi ve kendisini savunma hakkına sahip bir ülke. Dolayısıyla sırlarını saklama hakkına sahip. Konvensiyonel silahlarla kitle imha silahları arasında bir sınır çizgisi çekmek oldukça zor.
Soru: Irak'ın elinde kitlesel imha silahları olduğuna dair bir kanıt yok. Ama Irak'ta kitlesel imha silahları  olduğunu kabul edersek Saddam bölge ve dünya barışı için bir tehdit oluşturuyor mu? 
Cevap: Irak'ta nükleer silah yok ama kimyasal silahları olduğunu kendileri açıkladılar. Ama gelecekte Saddam nükleer silah temin etmeyi başarırsa ben bundan kişi olarak rahatsızlık duymam. Saddam ve danışmanları nükleer savaşı başlatan bir ülkenin yok edileceğini bilirler. Saddam ve Bush aslında birbirlerine benziyorlar. Her ikisi de politik olarak fanatikler ve haklı olduklarını iddia ediyorlar. Aralarındaki fark ise Saddam dünya barışı için bir tehdit oluşturmuyor, o bir kediyi tehdit edecek durumda bile değil. Buna karşın Bush ve ABD yönetimi tüm dünyayı yeni bir savaşa sürükleyebilir. Çok korkunç ve kritik bir dönemde bulunuyoruz. ABD'nin saldırılarını nerede durduracağını tahmin etmek zor. Değişik örgütlerin liderlerini ortadan kaldırmaya çalışıyorlar, uluslararası hukuku ihlal ediyorlar. Uluslararası sözleşmeleri çiğniyor ve uluslararası mahkemeyi reddediyorlar. Tüm bunlar bilinçli olarak belli bir stratejıyi gerçekleştirmek amacıyla yapılıyor.
           .......................
 Bir ülkenin savunma gücünün ülkenin ekonomik gücüne ve çevresine bağlı olduğunu düşünenlerdenim. Ülkenin savunma gücünü toplum içindeki dayanışma, teknolojik kapasite, eğitim düzeyi gibi unsurlar belirler. Irak bu tür olanaklarını askeri alanda seferber edebilir ve bunu yaptı. Ama 12 yıl süren ambargo toplumu ekonomik ve sosyal olarak yıkıma uğrattı. Eğitim sistemi eskisine kıyasla çok kötü bir durumda. Irak 12 yıldır hiç bir ülkeyi tehdit etmedi ve savaşmak gibi bir arzusu da yok. ABD'nin Irak'ı çevresini tehdit eden bir ülke olmasını iddia etmesi abartılı. ABD'nin yıllık askeri giderleri 400 milyar dolar. Irak'ın askeri giderlerini tam olarak bimiyorum ama ABD'nin giderlerinin 200'de biri civarında. Irak bugün yenilmiş bir ülke. ABD'nin Irak'ın dünyada tehdit oluşturduğu iddiaları bir propagandadan ibaret ve gerçekleri yansıtmıyor. 
Soru: Irak'ta bulunduğun süre içerisinde halktan bir çok insanla karşılaştın. Onlar ne düşünüyorlar?
Cevap: Gelişmeleri sukunetle karşılıyorlar. Savaş ve ambargo Irak halkını canından bezdirmiş. Önce İran'la savaş ardından Kuveyt işgali ve Irak'a yönelen saldırı ile 12 yıl süren ambargo... Halkın bir şey yapacak durumu kalmamış. Olanakları oldukça kısıtlı. Ülkeden kaçacak durumları da yok. Kendilerine devlet tarafından verilen yiyeceklerle yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar. 60'dan fazla ülkede bulundum. Hiç bir ülkede Irak halkı kadar samimi, cana yakın ve misafirperver bir halka rastlamadım. Yiyecek stoklanması yok. Saldırılardan korunmak için sokaklarda kum torbaları olmadığı gibi askerler de yok. Bizi şaşırtan yaşamın eskisi gibi sürmesi halkın paniğe kapılmamasıydı. Iraklılar savaş tehditine rağmen yaşamlarını olağan bir şekilde sürdürüyorlar. Ama halkın yaşam standartları 1990 öncesinin % 15 civarında.Irak halkı 12 yıldır batılı ülkelerin ekonomik ambargosundan ötürü çok büyük acılar çekti. Bu BM adına sürdürülen bir halk katliamı ve bir ülkeyi boğma girişimidir. Ambargo şuçtur, insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Halk ABD saldırısının yıkım getirecegini ve yaşamı cehenneme çevireceğini biliyor. Ama halkın bir kısmı ülkelerini savunmak için savaşacaklarını söylüyor. Ama Amerikan savaş makinalarına karşı Irak halkının şansı yok. En büyük sorun Amerikalıların ülkeyi işgal etmelerinden sonra yaşanacak. Irak'ta her evde silah var, halk bu silahları Amerikalı asker ve yöneticileri öldürmek amacıyla kullanacak. Amerikalılar savaşı kazanabilirler ama asla barışı kazanamayacaklar. Ben Irak halkının hiç bir zaman yabancılar tarafından yönetilmesine razı olmayacağına inanıyorum. Saddam'dan nefret edenler bile aynı şeyi söylüyorlar.  
Soru:Iraklı yöneticilerle ve bu arada başbakan yardımcısı Tarık Aziz'le görüştünüz. Durumu nasıl değerlediriyorlar? 
Cevap: Ocak ayında Tarık Aziz'le iki kez görüştüm. Savaş istemiyorlar ve bir savaştan kaçınmak için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Ama saldırıya uğrarlarsa kendilerini savunacaklarını söylüyorlar. Kazanacaklarını da iddia ediyor. Ama kazanamıyacaklarını söylediğimde Allah bilir diyorlar. TV ve radyo da halkın moralini yükseltici filmler gösteriyor ve ulusal marşlar çalıyor. Bana kalırsa savaşı ABD kazanacak ama savaştan sonra işgalci bir güç olduğu için dünya halklarını nezdinde kaybedecek. 
Soru: Savaş sonrası Orta doğunun haritasında nasıl bir değişiklikler olabilir?
Cevap: Ben Orta Doğu uzmanı değilim. Ama tüm arap dünyasında ABD'ye karşı müthiş bir tepki oluşacak. ABD ve ona yardım eden yönetimlere karşı büyük bir nefret doğacak. Beni en fazla endişelendiren ise ABD'nin bu politikasının batıda da demokrasiyi zedeleyeceği. Avrupa halkı savaşı istemiyor. Üstelik Orta-Doğu ve Arap ülkelerinde demokrasiyi geliştirmek daha da güçleşecek. Bush yönetimi Irak'a savaş açarak barış ve demokrasi getireceklerinin propagandasını yapıyor. Amerika halkı bile bu safsatalara inanmıyor. Arap ülkelerinde ise buna hiç kimse inanmıyor. Savaş tüm insanlar için korkunç sonuçlar doğuracak, hümanizm, adalet, demokrasi ve özgürlükler gerileyecek. 
Soru:15 şubatta 10 milyon kişi savaşı protesto eylemlerine katıldı, ama buna rağmen ABD savaşta ısrar ediyor...
Cevap: İlk defa savaş öncesi bu kadar insan protesto eylemlerine katıldı. Bir de savaş başlarsa kimbilir bu sayı ne kadar artacak. Bu durum savaşın demokrasi açısından ne kadar tehlikeli olduğunu gösteriyor. Tüm gösterilere ve aydınların tavırlarına rağmen ABD'nin savaşta israr etmesi beni oldukça endişelendiriyor. Irak, Afganistan, Somali ve Balkanlardan daha fazla bombalanacak, onbinlerce hatta yüzbinlerce çocuk ölecek. Burası bütünüyle kontrol altına alınacak. Ama unutmayalım ki Irak'ta her evde silah var. Irak'ta cok büyük bir kaos ortamı yaşanacak. Yoksullar zenginlere karşı, halk Amerikalılara karşı çeşitli aşiretler birbirlerine karşı silaha sarılabilecekler ve çok sayıda suçsuz insan yaşamını yitirecek.
Soru:Gelişmeler ABD'nin önümüzdeki günlerde Irak'a saldırıyı başlatacağını gösteriyor. Savaş uzun vadede bölgeyi ve dünyayı nasıl etkileyecek?
Cevap:Ben Irak olayını diğer olaylardan bağımsız olarak ele almıyorum. Irak Suudi Arabistan'a ulaşmak için bir sıçrama tahtası olarak kullanılacak. Bu şekilde ABD dünyanın en zengin petrol kaynaklarını denetimine alacak. Bu gelişme hiç birimize daha iyi bir dünya, daha iyi bir gelecek getirmez. Petrol üreten ülkelerin örgütü, OPEC dağılacak, petrol fiyatları yükselecek ve dolar değer kaybedecek. Çok geçmeden ABD başta Çin olmak üzere petrol ithalatına bağımlı olan ülkelerle anlaşmalığa düşücek. Bu üçüncü dünya ülkelerinde yaşayan halk üzerinde yıkıcı sonuçlar yaratacak. Barış uzmanlarının, dış politika enstıtulerinin bu sorunu tartışmamalarını hayretle karşılıyorum. Jugoslavya ve Afganistan'da yaşananlardan farklı çok vahim bir durumla karşı karşıyayız. ABD Irak'ı sadece bombalamakla kalmayacak, ülkeyi 250 bin askerle işgal edecek, petrol yataklarını denetimine alacak, ülke yıllarca ve belki on yıllarca ABD'li generaller tarafından yönetilecektir.
Soru: Türk hükümeti bu sıralar ABD ile Irak'a karşı girişilecek saldırı için pazarlıklar yapıyor. Türkiye'nin tutumunu nasıl değerlendiriyorsun? 
Cevap: Türk halkının %90'ı savaşa karşı. Birkaç milyar dolar için komsuşuna saldırıya hazırlanan ABD ile işbirliği yapan  bir hükümetin ahlaki düzeyi pek yüksek olamaz. Bu savaşta Türkiyenin tek yapacağı şey savaştan kaçanlara yardım etmek şeklinde olabilir. Türkiye'nin Irak halkının katliamına katılması Irak halkının çok uzun yıllar boyu Türkiyeye güvensizlik duymasını sağlayacaktır. Yalnız Türkiye'nin değil tüm bölge ülkelerinin bu savaştan uzak durmaları gerekir. Amerikalıların para vererek kısa vadede çıkar için iş yaptırmaları mafya yöntemlerini hatırlatmaktadır. Kısa vadeli çıkarlar için Türkiye'nin kirli iş, "dirty work'" yapması uzun vadede başına çok büyük sorunlar açacaktır. Bölgede liderliğe soyunan bir ülkenin itibarını düşünmesi gerekir.
Soru: Bazı Kürt gruplarının ABD'nin Irak'a girişeceği savaştan beklentileri var. Bir grup Kürt ABD'nin Irak'a müdahalesi için geçen hafta sonu Stockholm'da gösteri yaptı. Savaştan sonra Kürtlerin konumunda bir değişiklik olur mu?
Cevap: İnsanların daha iyi bir yaşam ve gelecek için beklentiye girmelerini anlıyabiliyorum. Ama Amerikalıların Kürt halkının
çıkarlarını düşünmediğini de bilmek ve görmek gerekiyor. ABD'nin Kürt halkına yeni olanaklar sağlayacağı beklentisi ciddi siyasal bir yanılgıdır. Ne Birleşmiş Milletlerin ne de ABD'nin Kuzey Irak'ta yaşayak kürtlerin statülerini yükseltmek için ne planları ne de düşünceleri var. Tarihten ders çıkarmak gerekiyor. ABD Kosova'da Afganistan'da, Bosna'da halka vaadlerde bulundu. Ama bu ülkeler bombalandıktan sonra verilen sözler unutuldu. Başka ülkeler bombalanmaya başlandı. Kosovalı Arnavutların durumuna bakalım. ABD'yi kurtarıcı olarak gördüler ve kendi devletlerini kurmak için ABD ile işbirliği yaptılar. Ama bugün ABD'nin Bağımsız bir Kosova devleti kurulmasına karşı çıktığını görüyorlar. Başka bir ülke tarafından kurtarılmasını bekleyen bir halk özgür ve bağımsız olamaz. Eğer Kurdistan ABD tarafından bağımsızlığına kavuşturulursa bu ülkenin ABD tarafından yönetileceğini gösterir. Böyle bir ülke uydu bir ülke olur, asla bağımsız olamaz. Halklar başkaları tarafından kurtarılmalarını beklememeli ve buna izin vermemelidirler.
Soru:Bu savaş nasıl engellenebilir?
Cevap:  Denetçilerin çalışmalarına izin verilmelidir. Parlamenterler Bağdat'a gönderilmeli, Bu ülkelerde konsolosluklar açılmalıdır. Batılı ülkelerin bilgileri ikinci elden geliyor. AB savaş istemediğini hep birlikte söylemelidir. Avrupa bir bütün olarak OD ile iyi ilişkiler kurmalı ve buradaki problemleri tartışmalarıdır. Silah ticaretinin büyük bir sorun olduğunu gördük. Amerika, Rusya ve tüm Avrupa Irak'a tüm silahları sattı. Şimdi de bu silahları nasıl alacağını tartışıyorlar. Silah sirketleri çok para kazandılar. O zaman bu ticaret durdurulmalıdır. Tarihten ders çıkartıp silah satışını düzene bağlamalıdır. Her şeyden önce savaşa hayır demek gerekir sonra da alternatif çözümler aramak gerekir. Sorunlar diyalogla çözülmelidir. Son olarak şunu söyleyelim. Ambargo kaldırmalıdır. Eğer sorun Saddam'ın devrilmesiyse bunu Irak halkına bırakmak gerekir. Diktatör ambargo ve bombalamalarla yıkılmaz. Bu halkı diktatörlerin etrafında birleştirir. Onun için ambargoyu kaldırın, halka yardım edin. Eğitim ve sağlık düzeyini yükseltin. Bir orta sınıf gelişsin. Saddam 65 yaşında, daha uzun yıllar iktidarda kalamaz.

 Murat Kuseyri    kuseyri@telia.com

http://www.sinbad.nu/