ana sayfaya ulaşmak için tıkla:

http://www.sinbad.nu/ 

 

katagoriler:

 

Türkiye- politika- ekonomi- tarih 

 

Kültür 

 

Kol ve kafa emekçileri

 

Irkçılık, Faşizm

 

Sovyet Devrimi

 

KAFKASLAR

 

Direnen Irak  & Iraq-english

 

Filistin Memleketimdir

 

Asya, Çin, Güneydoğu Asya, Vietnam, Japonya

 

ABD- AB- 11 Eylül- konspirasyon

 

Latinamerika & Afrika

 

İnsan Hakları

 

Kürtler

 

Balkanlar

 

Türkiye'den yazılar

 

Basından

 

Söylesiler

 

Kriminalite, hırsızlık, haksızlık

 

Sinbad'ı hazırlayan Küpeli hakkında çok kısa bilgi

 

linkler

 

 

Yusuf Küpeli, OLAĞAN ve OLAĞANÜSTÜ, KORKU FİLMLERİNİ SIRADAN KOMEDİLERE DÖNÜŞTÜREN GERÇEKLER, DOĞAYA ve İNSANA NÜKLEER- BİYOLOJİK- KİMYASAL SALDIRI

 

 

Yusuf Küpeli, Yaşamın ve ölümün emrinde nükleer enerji

 

Yusuf Küpeli, Soykırımlar, sömürgecilik, ırkçılık ve Batı toplumları; Soykırım suçlamaları ve gerçek soykırımlardan kısa notlar; gaz odalarında öldürülenler, yahudiler, çingeneler, ABD, İsviçre; Belçika, Ruanda katliamı ve Katolik Kilisesi; Latin Amerika, Afrika, Kongo, Angola, kısa kısa diğer örnekler ve Batı’nın üst sınıflarının derin ikiyüzlülükleri...

 

Yusuf Küpeli, Dedeler, babalar, oğullar, kızlar... ya da Guantanamo, Abu- Garib ve daha başka gizli merkezlerdeki uygulamaların tarihi- kültürel kökleri Bu yazı ile birlikte verceğim web sayfası adreslerindeki metinler ingilizcedir. Şüphesiz herkes ingilizceyi aynı ölçüde anlayamaz ama, sayfalardaki resimleri rahatca anlayabilir. Bu nedenle ingilizce bilsin- bilmesin yüreği kaldırabilenlere adresleri açıp bakmalarını salık veririm. İnsanlar bu resimlere bakarlarken hemen Abu- Garib’den yansıyan fotoğrafları düşüneceklerdir. Ve ardından, Abu- Garib’deki veya Guantanamo’daki veya bir başka bilinmeyen merkezdeki uygulamaların hiçte istisna ve hatta günümüze ait olaylar olmadığını, vahşetin tarihi- kültürel kökleri bulunduğunu hemen anlayacaklardır.   metnin tamamına ulaşmak için tıkla (not: metinde bazı ırkçı katliam fotoğrafları yeralmaktadır.)

 

 

 

 

 

 

Atom bombasına uzanan bilimsel araştırma sürecini, bombanın yapılışını, kullanılmasını ve yayılmasını özetleyerek anlatmaya çalışan “Yaşamın ve ölümün emrinde nükleer enerji” başlıklı kitabın ilk bölümlerini Sinbad’da yayınlamaya karar verdim. Başlangıçta, kitabı bitirdikten sonra tüm bölümleri birlikte topluca basmayı düşünmüştüm. Sonra baktım, her bölüm ayrı ayrı okunabilir. Bu nedenle tamamlanan bölümleri sırasıyla Sinbad'a yerleştireceğim. Sanırım sözkonusu kitap çok yakında tamamlanacaktır. Ve yararlanılan kaynakların listesi kitabın bütünüyle birlikte verilecektir. İyi okumalar dileğiyle.- Yusuf Küpeli, 12.05.2006

 

Yusuf Küpeli, Yaşamın ve ölümün emrinde nükleer enerji

a- Hıroşima, Nagasaki, Nükleer enerji  ve rakipsiz  dünya egemenliği düşleri

b- Geçmişin felsefi atom teorisinden modern atom teorisine geçişi sağlayan bilimsel buluşlar,  sözkonus buluşlarda kullanılan bazı adlar ve bilim adamlarının sorumlulukları üzerine

c- Atomun parçalanabilirliğinin anlaşılması, nükleer teknoloji de bazı ilk adımlar ve yeniden bilim adamlarının ağır sorumlulukları üzerine

d- Savaş alanında kullanılamayan Nazi bombası  

e- Zamana karşı Atom Bombası imali yarışı, Manhattan Projesi, Los Alamos Bilimsel Labaratuarı, “Küçük Oğlan” ve “Şişman Adam” (15.05.2006)

f- “Soğuk Savaş”ı başlatan ABD yönetiminin saldırgan politikaları, aynı süreç içinde Los Alamos Bilimsel Labaratuarı, Hidrojen Bombası ve bu bombanın yapımına karşı olan Oppenheimer üzerine (29 Mayıs 2006)

g- Sovyetler Birliği’nin ilk atom bombası deneyi, ABD’nin nükleer tekelinin yıkılışı ve “Çar Bombası” üzerine notlar  4 Haziran 2006

h- Soğuk Savaş’ın en ağır günleri, yeni faşist örgütlenmelerin ürettikleri komünizm korkusu, Senatör Joseph McCarthy’nin “komünist” avı, nükleer istihbarat, Kore Savaşı’nın gölgesinde nükleer casusluk duruşmaları ve Rosenberg çiftinin idamları (en son, yeni bölüm, 4 Temmuz 2006  devamı var) ayrıca bak: İnsan Hakları + Kültür

 

Yusuf Küpeli, Radyasyon yüklü mantar bulutunun altında ani, yavaş, tarifsiz

acılarla ölümün adı: Hıroşima ve Nagazaki! Ve sürmekte olan tehlike!

- Bundan 60 yıl önce  (Bu metin 2005’de kaleme alınmış olduğu için arabaşlık böyle oldu)

- Neden Hıroşima ve Nagazaki?

- Günümüzde nükleer tehlike azalmış değil, artmıştır

Hiroşima kurbanları anıldı

KIZ ÇOCUĞU

 


Kapıları çalan benim 
kapıları birer birer. 
Gözünüze görünemem 
göze görünmez ölüler. 

Hiroşima'da öleli 
oluyor bir on yıl kadar. 
Yedi yaşında bir kızım, 
büyümez ölü çocuklar. 

Saçlarım tutuştu önce, 
gözlerim yandı kavruldu. 
Bir avuç kül oluverdim, 
külüm havaya savruldu. 

Benim sizden kendim için 
hiçbir şey istediğim yok. 
Şeker bile yiyemez ki 
kâat gibi yanan çocuk. 

Çalıyorum kapınızı, 
teyze, amca, bir imza ver. 
Çocuklar öldürülmesin 
şeker de yiyebilsinler. 

 

NAZIM HİKMET
(1956)

 

Radyasyon yüklü mantar bulutunun altında ani, yavaş, tarifsiz acılarla ölümün adı: Hıroşima ve Nagazaki! Ve sürmekte olan tehlike!

 

 

Yusuf Küpeli

 

- Bundan 60 yıl önce

 

Hıroşinma metoroloji gözlemleri, patlayan flaşın ardından olanları rapor ettiler... Patlayan bir fotoğraf makinesinin flaşı değil, Amerikan B-29 bombardıman uçağından atılmış olan yaklaşık 15 kilotonluk atom bombasının gözleri kör eden yapay güneşiydi. Gözleri kör eden ışık, patlayan bombanın dev ateşten topu idi. İnsan soyunun bu en yokedici şeytani silahı, ilk kez insani bir hedefe karşı, hem de askeri stratejik açıdan hiç te önemi olmayan 250 bin nüfuslu sivil bir kent halkına karşı kullanılıyordu...

 

Yaklaşık 15 kilotonluk bir Atom bombası demek, 15 bin ton Tri Nitro Tolien’in (TNT) etkisine eşit bir patlayıcı etki anlamına gelmekteydi. Silisyum çamuruna emdirilmiş Tri Nitro Gliserin’den ibaret dinamitten defalarca daha etkili olan, herçeşit top mermisinin, sıradan anti- tank roketlerin, elbombalarının, anti- personel ve anti- tank mayınların vs. içlerinde kullanılan askeri amaçlı TNT’nin radyasyon etkisi yoktur şüphesiz. Diğer yandan, 15 bin ton TNT yüklü bir bombayı atabilecek ne bir uçak ve ne de bir başka aygıt vardı. Buna karşın, 15 bin ton TNT'nin patlayıcı etkisine ek olarak bir de radyasyon etkisi yayan atom bombası, yüksek derecede zenginleştirilmiş 60 kilogram uranyum içermekteydi sadece. Sözkonusu uranyum, zenginleştirilmiş U- 235’den ve çoğunlukla U- 238’den oluşmaktaydı. Japonya’nın yedinci büyük kenti Hıroşima’nın yüzde 90’ını bir anda yerlebir eden bomba, normal bir yetişkin insanın kaldırabileceği ağırlıktaydı. Küçük kız çocuklarını ve oğlan çocuklarını tarifsiz acılar içinde öldürecek olan bu bombaya, “Küçük Oğlan” diye sevimli bir ad verilmişti…

 

Hıroşinma metoroloji gözlemleri, 6 Ağustos 1945 günü sabah saat 08:15’de patlayan flaşın ardından olanları rapor ettiler... Patlamanın olduğu istikamete bakanın gözlerini kör eden bu flaşın, patlama ile şekillenen ateş topunun, yapay güneşin çevresinden, karşısına gelen herşeyi yıkan radyasyon yüklü bir rüzgar yayıldı, halka alka yayılan yüksek basınçlı bir fırtına esti önce. Bu yıkıcı rüzgar, yine aynı yıkıcı etkisiyle kaynağına doğru gerisingeri döndü. Patlamanın şiddetinden kaynaklanan radyasyon yüklü fırtına, aynızamanda yakıcı, kavurucu, kül edici yüksek ısıyla yüklüydü. Bu fırtına, değdiği yerleri sadece yıkmadı, aynızamanda karşısına çıkan herşeyi yaktı, kömürleştirdi, kül etti... Patlayan flaşın ardından, ateş topunun kaybolmasıyla birlikte, beş dakika kadar sonra, gri- siyah bir bulutun 8 bin metreye dek yükseldiği gözlemlendi. Bulutun tepesinde şekillenen radyasyon yüklü mantar kafası, deniz seviyesinden 12 bin metre ve belki de daha yüksekteydi.

 

Hıroşima’ya atılan atom bombasının bulutu, önce, 8 bin metrede, kırmızı, beyaz, sarı renkler almış ve 12 bin metreye ulaştığında ise renksizleşmişti. İlk gün, 45 bin kişi anında ölecekti. Cesetler kavrulmuş, kömürleşmişlerdi. Ardından gelen günlerde, 19 bin kişi daha, vücıtlarında yanıklarla ve tarifsiz acılar çekerek öleceklerdi. Ölenlerin hepsi sivil halktan insanlardı, sıradan işçilerdi, kadınlardı, çocuklardı. Zaman geçtikçe ölü sayısı yükselecekti. Kalıcı radyasyon nedeniyle bombanın zararlı etkileri, artan kanser hastalıkları olarak yaşamakta olduğumuz yeni yüzyıla dek uzanacaktı.

 

“Küçük Oğlan”ın atılmasının üzerinden üç gün geçtikten sonra, 9 Ağustos 1945 günü, 174 bin nüfuslu Nagasaki limanında patlatılan ikinci atom bombası ise, 8 kilogram plutonium-239 (yüzde 90 Pu-239) içermekteydi. Plutonium patlatma işinin ilk deneyi Yeni Meksika’da (New Mexico) bulunan Alamagordo’da 16 Temmuz 1945 günü gerçekleştirilmişti.  Hıroşima ve Nagasaki kentlerine atom bombası atma emrini veren, ABD Başkanı Truman (Harry S. Truman, başkanlığı, 1945- 53), verdiği emrin sivil halk üzerinde yaratacağı etkileri çok iyi biliyordu. Buna karşın Truman için önemli olan, ABD tekellerinin dünya egemenliğini perçinlemek amacıyla yaratılacak dehşet havasıydı, tüm dünyaya verilecek gözdağıydı. ABD yönetiminin, Truman ve benzerlerinin kafa yapılarına göre, “dünya egemenliği uğruna korku salmak amacıyla birkaçyüzbin sivil, onbilerce küçük kız ve erkek çocuğu rahatca öldürülebilirdi. Masum kurbanların acılar içinde ölmelerinin Harry S. Truman ve O’nu iktidara taşımış olanlar için bir önremi yoktu!”

 

Nagasaki’ye atılan atom bombasının gücü, 25 kiloton idi. Aynı bomba, bir başka ifadeyle, 25 bin ton TNT gücündeydi. Bombanın atılmış olduğu ilk gün, 22 bin masum sivi ölecekti. Ardından gelen günlerde ise, 17 bin kişi daha ölecekti. Ağır radyasyon nedeniyle ölenlerin sayıları kısa sürede 103 bine ulaşacaktı. Kanser ve kan kanseri oranları hızla yükselecekti. Kısa sürede her iki kentte birden atom bombası nedeniyle ölenlerin toplam sayıları 200 bini aşacaktı. İleriki yıllarda, bağlantılı nedenlerle ölenlerin sayıları 400 bine ulaşacaktı… İlk bombadan biraz daha iri ve güçlü olan, 8 kilogram Plutonium-239 (yüzde 90 Pu-239)  içeren bu bombaya, “Şişman Adam” adı konmuştu. “Şişman Adam” adıyla sevimli bir nesne gibi yansıtılmaya çalışılan bomba, acımasız ve sadist bir kitle katilinden başka birşey değildi…

 

Moriwaki Yoko, Hıroşima lisesine yeni başlamış 13 yaşında küçük bir kız çocuğuydu. Moriwaki Yoko’nun tuttuğu kısa günceler, 6 Ağustos 1945 günü sonbulacaktı. Moriwaki Yoko’nun göreceli uzun güncelerindeki en kısa notlardan bir- iki alıntı yapalım...

 

13 Nisan 1945: “Bugün yaşamımda ilk kez o allahın belası B-29’lardan birisini gördüm. Ardından uçak, Hıroşima’nın üzerinde güzel beyaz bir bulut çemberi bırakarak uzaklarda kayboldu. Gerçekten üzüldüm. Hava saldırısı uyarısı yeniden sonbuldu ve öğleyin evlere döndük.”

 

26 Nisan 1945: “İlk kez biyoloji dersine giriyorum. Öğretmenimiz Kimura-Sensei. Oldukça iyi bir öğretmen. Çam ağaçlarının tozlanma yoluyla üremelerini öğrendik ve mikroskopla deneme yaptık. Çok şey görebildik.”

 

5 Ağustos 1945: “Dün ziyaretimize amcam geldi, evimizi neşeye boğdu. Herzaman böyle geçebilse çok iyi olacağını düşündüm. Yarın çevre temizliği yapacağız. Elimden gelenin en iyisini gerçekleştireceğim.”

 

Ertesi gün, Moriwaki Yoko ve sınıf arkadaşları, “ülke için en iyisini başarma çabasıyla” temizlik yaparlarken, bulundukları yerin bir kilometre ötesine atom bombası düşecekti. Aynı gün, öğle vakti, ağır yaralı kızçocuğu Moriwaki Yoko, 10 kilometre ötedeki okulunun mutfağına taşınabilecekti. Moriwaki Yoko, aynı akşam (6 Ağustos 1945 akşamı) ölecekti. Küçük kız çocuğunun anı defterine düşebildiği son not, 5 Ağustos 1945 tarihini taşımaktaydı.

 

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin 1980 sonbaharında bildirdiğine göre, bir milyon Hıroşima bombası gücünde 40 bin ile 50 bin arasında atom bombası depolanmış olarak patlatılacakları günü beklemekteydiler. Bunların güçleri, tüm dünya nüfusunu düzinelerce kez öldürmeye yeterlidir… Sanmayınki günümüzde, 2005 yazında, daha az atom bombası depolanmış olarak kullanılacakları günü beklemektedirler. Atom bombasına sahibolan milletlerin sayıları da giderek artmaktadır.

 

- Neden Hıroşima ve Nagazaki?

 

Churchill'in anılarında aktardığına göre, Potsdam Konferansı (17 temmuz- 2 agustos 1945) sırasında Truman, korkutma amacıyla Stalin’e, “ABD'nin elinde yeni bir bomba olduğundan” sözetmişti. O’nun amacı, Stalin’i korkutup dizçöktürtmekten başka birşey değildi... İşin aslı, Stalin renk vermemişti ama, ABD’nin güneyindeki Los Alamos üssünde gizlice yürütülen atom bombası yapma çabalarından haberdardı…

 

Manhattan Projesi çerçevesinde Los Alamos Bilimsel Labaratuarı’nda yürütülmekte olan atom bombası üretme çabasının çok önemli bilim insanlarından Klaus Fucs, Nazi Almanyası’nın teröründen kurtulmak amacıyla İngiltere’ye sığınmış çok önemli bir fizikçi ve aynızamanda inanmış bir komünisti. ABD bombasının yapımında merkezi rol oynayanlardan Klaus Fucs, bildiklerini, özellikle bombanın ateşleme siztemi ile ilgili bilgileri Sovyetler Birliği’ne iletmekte gecikmemişti. Klaus Fucs’in dışında ve ondan tamamen habersiz olarak, aynı projede çalışan fizikçi Theodore (Ted) Hall’de tüm bilgileri 1945 yılından itibaren Sovyetler Birliği’ne iletmişti...

 

Dahi bir kişilik olduğu söylenebilecek olan Theodore (TedHall, henüz 18 yaşında iken Harvard’ı bitirmiş ve çok genç yaşında Los Alamos’un programlarından birinde yeralmıştı. Genç Hall, “casusluk” anlamında tam bir amatördü. TedHall’de, aynen Klaus Fucs gibi, gizli bilgileri aktarma işini herhangi kişisel bir yarar için yapmamıştı. O, ABD’de gelişen gericiliğe öfkelenmiş ve Sovyetler Birliği’ni umut olarak görmüştü. Karısının anlatımıyla O, daha dengeli bir dünya kurulur umuduyla Sovyetler’e bilgi aktarmaya kendi başına karar vermişti. Theodore (TedHall, New York’a izinli gittiğinde, komünist sempatizanı olan yakın arkadaşı Samuel Sax ile birlikte bir NKVD ajanı arayıp bulmuştu. Yani, Sovyet ajanları onu bulmuş değillerdi, tam tersine O, Sovyet ajanlarını arayıp ilişki kurmuştu... (ayrıca bak: Yusuf Küpeli, Yaşamın ve ölümün emrinde nükleer enerji, http://www.sinbad.nu/nukleer%2001.htm)

 

Kısacası, Truman O’nu korkutmaya çalışırken, Stalin’in yapılanlardan haberi vardı ve renk vermeyecekti… Hıroşima ve Nagazaki kentlerinin halklarına yönelik insanlık düşmanı hainane eylemin asıl nedeni, atom bombalarının korkunç yıkımlarının hemen ardından The London Daily Express’te yayınlanan makalenin başlığında gizliydi... Gazete, “Bu dünyaya bir uyarıdır!”, manşetini atmıştı. Anlaşılacağı gibi, “ayağınızı denk alın, dünyanın yeni egemeni ABD mali- sermayesidir!”, denilmişti...

 

ABD Başkanı Truman, 6 Ağustos 1945 günü Hiroşima’ya attığı atom bombası ile Hitler’in mirası üzerine oturduklarını tüm dünyaya ilanetmişti. Sovyetler Birliği’nin 1949 yılında ilk atom bombası deneyini yapması ile ABD, dünya imparatorluğu düşünü en az bir 40 yıl ertelemek zorunda kalacaktı... Sovyetler Birliği, 29 Ağustos 1949 günü, lokal saatle 07.00’de, Joe-1 kod adlı ve 22 Kiloton (= 22 bin kilo Tri NitroTolien/ TNT etkisi) gücündeki ilk Sovyet atom bombası patlatarak, “Soğuk Savaş” yıllarının korku yüklü dehşet dengesini şekillendirecekti.  Joe, Stalin’in takma adıydı... Sovyetler Birliği’nin yıkılması ile yeniden yaşama geçirilmeye başlayan sözkonusu “dünya egemenliği” düşünün ise çok daha büyük bir trajedi ile sonbulacağına şimdiden emin olabilirsiniz.

 

Hıroşima’ya ve Nagazaki’ye bombaların atılmasının  ikinci önemli neden ise, yine dünya egemenliği ile bağlantılı olmakla birlikte, daha çok ABD’nin Doğu Asya politikasıyla ilgiliydi. Hıroşima ve Nagazaki kentlerine atılan atom bombaları, savaş sonrası yaratılacak Çin, Japonya ve diğer Doğu Asya parçaları üzerinde Sovyetler Birliği’ni söz sahibi yapmama amacını taşımaktaydılar...

 

Yalta Konferansı (4-11 şubat 1945) sırasında, Almanya’nın teslim olmasından en geç iki- üç ay kadar sonra Sovyetler Birliği’nin Japonya’ya karşı savaşa girmesi konusunda anlaşmaya varılmıştır. Böyle bir durum, Sovyetler Birliği’nin  Japonya’ya karşı savaşa girmesi, Uzakdoğu’da kazanılacak zafere Sovyetler Birliği’nin  ortak olması sonucunu doğururdu. Böylece Sovyetler Birliği, başta Çin’de olmak üzere Uzakdoğu’da kurulacak barış üzerinde söz sahibi olurdu. ABD yönetimi açısından böyle bir durumun engellenmesi gerekmekteydi... Özellikle Çin üzerinde kendine göre “tatlı” düşlere sahip olan ABD yönetimi, bu bölgede kurulacak yeni düzenle ilgili hertürlü süreçten Sovyetler Birliği’ni uzak tutmak, ve aynı nedenle Yalta Konferansı’nın kararlarını geçersiz kılmak için şok bir darbeyle savaşı görüşmesiz bitirmek istemişti. Bombalar bu nedenle masum sivilleri, çocukları katletmişti…

 

Japonya veya daha doğrusu bütünüyle Uzak Doğu ile ilgili olarak Sovyetler Birliği’ni dışlayan böyle bir son, atom bombalarının yaratmış olduğu şokla elde edilebilecek bir ABD zaferi, Yalta Konferansı’nın kararlarını etkisiz kılabilirdi ve Sovyetler Birliği’ni Doğu Asya’da başlayacak yeni sürecin dışına itebilirdi.... Sözkonusu konferans sırasında yapılmış olan gizli protokole göre, Çarlık Rusyası’nın 1904- 05 savaşında Japonya’ya yitirmiş olduğu toprakların Sovyetler Birliği tarafından  geri alması ve ayrıca Moğolistan Halk Cumhuriyeti’nin konumunu koruması üzerine garantiler verilmişti. Atom bombalarının şokları ile erken ve anlaşmasız bitebilecek savaş, tüm bu garantileri rahatça geçersiz kılınabilirdi... Truman yönetiminin -zaten teslim olmaya hazırlanan- Japonya’ya attığı atom bombaları ile yaşama geçirmeye çalıştığı konspiratif (komplocu) plan, buydu. Ksacası Truman yönetiminin planı, Sovyetler Birliği daha Japonya’ya karşı savaşa girmeden Uzakdoğu cephesinde savaşı bitirerek Yalta Konferansı’nın kararlarını geçersiz kılma çabasından ibaretti. Olay, sonuçta yine gelip dünyanın tek hakimi olma düşü ile bağlanmaktaydı...

 

Japonya’nın Moskova büyükelçisi Sato, 13 temmuz 1945 günü, Sovyetler Birliği

 yetkililerine başvurarak, ABD ile aralarındaki savaşın bitirilmesi için arabulucu olmalarını istemişti. Elçi, sözkonusu önerinin Japon İmparatoru’na ait olduğunu da bildirmişti... StalinPotsdam Konferansı (17 temmuz- 2 agustos 1945) sırasında ABD Başkanı Truman’a, Japonya’nın bu barış önerisini iletmişti. Buna karşın, Postdam kararlarının ilanından dört gün sonra, 6 Agustos 1945 günü ABDHiroşima’ya ilk atom bombasını atacaktı...

 

Savaşa girmek ve ardından Normandiya çıkartmasını yapmak için bilinçli olarak tarafların iyice yıpranmalarını beklemiş olan ABD yönetimi, Nazi Almanyası’nın teslim olduğu 7 Mayıs 1945 gününden hemen sonra, 8 Mayıs 1945 günü, savaşın tüm yükünü çekmiş olan Sovyetler Birligi’ne karşı düşmanlığını belli etmiş, yaptığı ödünç verme ve kiralama yardımlarını toptan durdurmuştu... Truman yönetimi, daha Nazi Almanyası resmen teslim olduğu gün, düşmanca niyetlerini belli etmişti. Aslında, Truman’ın zehirli duyguları, daha 1941 yılından beri belliydi…

 

Rooesvelt’in ölümü üzerine savaşın son yılında, 12 Nisan 1945 günü ABD Başkanlık koltuğuna oturmuş olan Harry S Truman, 22 Haziran 1941 günü, Nazi ordularının üç milyon askerle üç koldan Sovyetler Birliği’ne saldırmalarının hemen ardından, New York Times’in 24 Temmuz 1941 tarihli sayısında, “Savaşın kaderi Almanya’dan yana dönerse Rusya’ya, Rusya’dan yana dönerse Almanya’ya yardım etmeliyiz. Böylece taraflar mümkün olduğunca fazla insan öldürmüş olurlar.”, cümlelerini yazmış kişiydi. Çektikleri acılar ve yaşadıkları kırımlar karşısında hem Avrupa halklarına ve hem de Sovyet halklarına karşı tamamen duyarsız olan Truman ve benzerleri, insan soyu için gerçekten iyilik isteyemezlerdi. Özünde insan soyuna düşman bu tiplerin, dünya halklarına güçlerini kanıtlamak ve Sovyetler Birliği’ni Uzak Doğu’da kurulacak yeni düzenin dışında bırakmak amacıyla yüzbinlerce sivil Japon insanını bir anda tarifsiz acılarla yoketmeleri, kadın, çoluk-çocuk masum insanları tarifsiz acılarla kurban etmeleri, sonderece anlaşılabilir bir olaydı.

 

Stalin yönetimi, Hıroşima’ya atılan atom bombasının politik amacını hemen anlamıştı... Hıroşima üzerinde patlayan atom bombasından iki gün sonra, 8 Agustos 1945 günü, Sovyet Kızıl OrdusuMancurya’ya yerleşmiş güçlü Japon Kwantung  Ordusu’na karşı saldırıya geçecekti... Aslında, Sovyet Rusya’nın Kwantung  ordusuna karşı operasyon kararı önceden alınmıştı ve Truman bunun başlayacağı tarihi biliyordu. Bu nedenle Truman, 8 Agustos’tan iki gün önce, aceleyle atom bombasını Hıroşima’nın üzerine attırtmıştı...

 

ABD, 9 agustos 1945 günü Nagazaki’ye ikinci atom bombasını atacaktı ama, artık Sovyetler Birliği’ni Uzak Doğu’da gelişecek sürecin dışında bırakacak durumda değildi. Stalin, Yalta Konferansı (4-11 şubat 1945) kararlarına uygun olarak Sovyetler Birligi’ni Japonya’ya karşı savaşa sokmuş ve Truman’ın oyununu bozmuştu…“Küçük Oğlan” ve “Şişman Adam” adlarındaki bombaların atılacağı kentlerin seçimleri de ilginçti. Bunlar, askeri-stratejik açıdan önem taşımasalar da, endüstri kentleriydiler. Tüm Uzak Doğu pazarlarına gözdikmiş olan ABD mali- sermayesi, karşısında rakip bırakmak istememekteydi...

 

Sovyet Kızıl Ordusu, güçlü Kwantung Ordusu’ndan elegeçirdiği tüm ağır ve hafif silahları, uçakları, tankları, Mao Tse Tung’un yönetimindeki Çin Halk Kurtuluş Ordusu’na devredecekti. Böylece Mao Tse Tung’a bağlı güçler, Lin Biao (Lin Piao, 1907- 1971?) komutasında, ABD destekli Chiang Kai-shek’e bağlı güçlere karşı saldırıya geçme yeteneğine sahibolacaklardı. Zaten Çin Halk Kurtuluş Ordusu, Japonya’ya karşı savaş yıllarında, halkla ilişkilerini yüksek düzeyde geliştirmişti. Halkla geliştirilmiş bu güçlü ilişkiler de Çin Halk Kurtuluş Ordusu’na güç vermekteydi...

 

ABD yönetimi, baştanberi Chiang Kai-shek’e olağanüstü yardımlar yapmıştı ve yapmaktaydı. Teslim olan Japonya Çin’den çekilirken, Chiang Kai-shek birlikleri, tüm limanlara, demiryollarına ve stratejik öneme haiz diğer yerlere ABD uçaklarıyla taşınıp yerleştirilmişlerdi. ABDChiang Kai-shek güçlerini, stratejik öneme haiz merkezlere yerleştirmeden Japon birliklerinin Çin limanlarını terketmelerini istememişti. ABD’nin Chiang Kai-shek güçlerinden yana tüm ağırlığını koymasına karşın, Çin komünistlerinin zaferleri engellenemeyecekti (“Çin komünistleri” derken, bunu Batılı anlamda Marksistler veya Marksist-Leninistler olarak anlamamak gerekir. Öncelikle Mao’nun başını çektiği ve Marksist-Leninis retoriği kullanan akım, özünde, sonderece milliyetçi bir düşünce sistemi idi ve Marksizim’den tamamen uzaktı. Devrim olduğu sırada Çin Komünist Partisi içindeki endüstri işçisi oranı yüzde 4’ü geçmiyordu…). Bu durum, Sovyetler Birliği’nin yardımı sayesinde Lin Biao (Lin Piao) komutasındaki Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun zaferi, ABD etkisinin Çin’de uzun süre için bitmesi ve Sovyet etkisinin başlaması anlamına gelmekteydi. Ayrıca Sovyetler Birliği, 1904- 1905 savaşı sırasında Japonya’ya yitirmiş olduğu toprakları da geri alacaktı... (Çin üzerine anlatımda aynı konuya geniş olarak yer verilecektir.)

 

 

- Günümüzde nükleer tehlike azalmış değil, artmıştır

 

Balkanlar’ı, Afganistan’ı ve Ortadoğu’yu nükleer çöplüğe dönüştüren ve etkileri 4.5 milyar yıl sürecek olan Tüketilmiş Uranyum’lu (DU’lu) mermilerden daha önce ayrıntılı olarak sözetmiştim (bak: OLAĞAN ve OLAĞANÜSTÜ, KORKU FİLMLERİNİ SIRADAN KOMEDİLERE DÖNÜŞTÜREN GERÇEKLER, DOĞAYA ve İNSANA NÜKLEER- BİYOLOJİK- KİMYASAL SALDIRI, http://www.sinbad.nu/du.htm). Tüm bunun yanında artık sadece ABD’nin, İngiltere’nin, Fransa’nın, Rusya’nın, Çin’in elinde değil, başta İsrail olmak üzere Hindistan’ın, Pakistan’ın, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin ve daha başka devletlerin ellerinde nükleer silahlar, nükleer bombalar, vardır. Adı geçen devletler,  nükleer başlıkları çok uzak mesafelere taşıyabilecek füzelere sahiptirler. Ayrıca Japonya ve başka gelişmiş ülkeler, hatta devletler dışı birtakım gizli örgütler, atom bombası üretebilecek kapasiteye sahiptirler. Bilindiği gibi, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, nükleer bombayı üretmiştir. İran İslam Cumhuriyeti’de atom bombası üretebilecek kapasiteye sahiptir. Henüz üretemese de, Türkiye’nin elinde de atom bombaları vardır… Aslında, atom bombası teknolojisi gizli değildir ama, bu biraz pahalı bir süreçtir. Atom bombası üretebilmek için, belli malzemelerin toplanabilmesi ve bunların kullanılır hale gelmesini sağlayacak tesislerin inşası yeterlidir. 

 

Ronald Reagan’ın  (başkanlığı, 1981- 89) yönetimi sırasında, Mart 1983’de, ABD tarihindeki ilk en büyük askeri yatırım yapılmış ve sözde muhtemel nükleer saldırılara karşı Staratejik Savunma Sistemi (SDI) adıyla uzay silahlandırılmaya başlanmıştı. Şüphesiz asıl amaç askeri- endüstri komplekslerin kazançlarını yükseltmek olduğu kadar, silahlanmayı kışkırtarak Sovyetler Birliği’nin silahlanma harcamalarının artmasını sağlamaktı. Artan silahlanma harcamaları, Sovyet ekonomisini zora sokmaktı. Aynızamanda “Yıldız Savaşları” olarak da anılan sözkonusu projeye, ABD bütçesinden, ozamanki değeriyle, önce 112 milyar dolar ayrılmıştı. Bu miktar giderek yükseltilecekti...

 

“Yıldız Savaşları” veya SDI olarak anılan projenin pratikte somut bir yararı görülmeyecekti ama, uluslararası gerilim olabildiğince artacaktı. Silahlanma yarışı hızlanacak ve Sovyetler Birliği silahlanmaya daha fazla kaynak ayırmak zorunda kalacaktı... ABD bütçesinden sosyal fonlara, sağlığa vs. ayrılması gereken paralar, silah tekellerinin kasalarına aktarılacaktı... askeri- endüsti komplesler, günümüzde olduğu gibi altın yıllarını yaşamaya başlamışlardı...  Ronald Reagan, 29 ocak 1981 tarihli basın konferansında, ABC News’den Q. Sam Donald’ın sorusuna şu yanıtı vermişti. O, “Detand, Sovyetler Birligi’nin işine yaradı. Amaçları dünya devrimidir. Onlar moralsizdirler vs.”, demişti. (Detan, uluslararası yumuşama, sorunları görüşmelerle çözme anlamına gelmektedir.)

 

Sözkonusu “Yıldız Savaşları” veya SDI  projesi, 1993 yılında, Clinton yönetimi tarafından rafa kaldırılacaktı ama, 1999 yazında, Yugoslavya’yı bombalatan güçler, aynı yıl “Yıldız Savaşları” projesini Clinton’a dirilttireceklerdi. Aynı projeye ilk elde yeniden on milyar dolar ödenecekti...

 

Günümüzde, 2001 yılında başkanlık koltuğuna oturmuş olan W. Bush yönetimiyle birlikte yıllık miktarı 500 milyar dolara ulaşan ABD  askeri bütçesindeki bu şişişin en önemli nedenlerinden biri, W. Bush’un “Uzay Savaşları” projesini yeniden tüm hızıyla canlandırmış olmasıdır. Uzaya yerleştirilen kıtalararası füzeler, nükleer başlıklarla donatılmışlardır. Daha önceki silahsızlanma görüşmelerini askıya almış olan W. Bush yönetiminin nükleer tehlikeyi ne ölçüde büyüttüğü ortadadır. Aynı Bush politikası, diğer ülkeleri de benzer biçimde silahlanmaya zorladığı için, tehlikenin katlanarak artmasına neden olmaktadır.

 

Tüm bu açıklanmış olanların ötesinde, başka metinlerde de yazmış olduğum gibi, 1972 yılında Irak’ın petrollerini millileştirmesinin ve 1973 yılında başlatılmış olan petrol ambargosunun ardından, Ortadoğu halklarına karşı kullanılmak üzere, 1973 yılından itibaren taktik nükleer silahlar geliştirilmeye başlanmıştı. Küçük çaplı toplarla dahi atılabilen bazı taktik nükleer silahlar üretilmişti. Yüksek radyasyon etkisi yayarak tüm canlıları yoketmesine karşın, maddi değere sahip mallara, petrol kuyularına ve petrol üretiminde kullanılan aygıtlara zarar vermeyecek neutron bombası gibi silahlar üretilmişti. Toplumsal baskı nedeniyle bu tip silahların üretimleri ABD Senatosu tarafından birsüre sonra durdurulacaktı ama, sonradan bunların üretimlerine yeniden başlanacaktı.  W. Bush yönetimiyle birlikte, sonderece hainane euötron bombalarının ve yepyeni teknolojilerle üretilen diğer tehlikeli nükleer silahların üretimlerine ve bu konulardaki araştırmalara yeniden hız verilecekti...

 

Başkan Jonn F Kennedy’nin (başkanlığı, 1961- 63) ve yine Başkan Lyndon  Johnson’un (başkanlığı, 1963- 69) savunma bakanı olan ve aynızamanda Nükleer Politika Araştırma Enstütüsü başkanlığı yapan Robert S  McNamara  (bakanlığı, 1961- 68), ABD ve Rusya arasındaki nükleer hedef stratejilerinin fazlaca değişmediğini ve günümüzde de böyle bir savaş olasılığının varolduğunu açıkça ifade etmektedir. McNamara, sözde “terörizme karşı savaş” hedefinde birleşmiş bu iki ülkeyi uyarmakta ve “ilk görevlerinin acele ve hızlı olarak karşılıklı nükleer silahsızlanmayı gerçekleştirmek ve diğer altı nükleer ulusu da (Fransa, İngiltere, Çin, Hindistan, Pakistan ve İsrail) Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi aracılığıyla bu sürece dahil etmek olduğunu”, belirtmektedir. McNamara, “Zaman lehimize işlememektedir”, diye sözlerini bağlamaktadır.

 

Kanımca McNamara’nın sözlerine eklenecek birşey yoktur.

 

yusufk@telia.com

6 Ağustos 2005

 

Bazı kaynaklar:

http://history1900s.about.com/library/weekly/aa072700a.htm

http://www.atimes.com/atimes/Japan/FH07Dh02.html

http://www.uic.com.au/nip29.htm

http://traprockpeace.org/TribTest062803.html

http://www.wagingpeace.org/articles/2004/05/14_krieger_charting-course-policy.htm

http://www.wagingpeace.org/articles/2003/08/19_krieger_nuclear-fire.htm

http://www.dannen.com/decision/int-law.html#A

http://www.uic.com.au/ral.htm

 

atom bombasının geliştirilip yayılma sürecini öğrenmek için bak: Yusuf Küpeli, Yaşamın ve ölümün emrinde nükleer enerji

 

http://www.sinbad.nu/