D Gününden/ Normandiya Çıkartması’ndan önce Ruslar Almanları

yenilgiye uğratmışlardı

Yusuf Küpeli’nin notu:

 

Aşağıdaki Gunnar Frederiksson’a ait Normandiya çıkartması ile ilgili metin, 8.5 milyon nüfuslu küçük İşveç’te 450 bin civarında günlük satışı olan sosyal demokrat eğilimli Aftonbladet gazetesinden alınmıştır.

 

Gunnar Frederiksson’un yazdıklarına hiçkimse “komünist propogandası” diyemez; çünkü, metnin basıldığı gazete ve yazar kesinlikle komünist olmadığı gibi, İsveç’in sosyal demokratları Sovyet çizgisindeki bir komünizme herzaman uzlaşmasız biçimde karşı olmuşlardır. Tarafsız gözükmelerine karşın İsveç yönetimleri, perde gerisinde sürekli NATO ile ve özellikle ABD ile askeri işbirliği yapmışlardır ve İsveç devleti demek bir anlama Sosyal Demokrat İşçi Partisi (SAP) demektir.

 

Farklı görüşlerde bireylere ve politik örgütlenmelere sahip olmasına karşın aynen Türkiye’de olduğu gibi İsveçte’de güçlü bir Rus ve Sovyet karşıtlığı hep ağır basmıştır. İsveç yönetimi İkinci Dünya Savaşı boyunca açıkca Nazi Almanyası ile işbirliği yapmıştır. Bu tavırları, İsveç burjuvazisinin yararları ile de bağlı olmakla birlikte, önecelikle ülkenin tarihinden ve özellikle 1700’lü yılların başından itibaren Ruslarla sürdürmüş oldukları güçlü rekabetten kaynaklanmaktadır.

 

Normandiya çıkartmasının 60’ncı yılının şimdiye dek görülmemiş seramonilerle ve farklı söylemlerle kutlanıyor olmasının temel nedeni, artık Avrupa’nın birleşik büyük bir güç olma yolunda önemli adımlar atması ve –halen güçlü ekonomik ve askeri bağları olsada- yollarının ABD ile ayrılmaya başlaması ile ilgilidir. Özellikle Doğu Avrupa, Rusya, Orta Asya ve Ortadoğu politikaları konularında Avrupa Birliği’nin motoru konumundaki Fransa ve Almanya ile ABD yönetimi arasında önemli görüş ayrılıkları vardır ve bu ayrılık sonuçta İsveç sosyal demokrasisini de etkilemektedir.

 

Artık Batı’da ABD’ye “kurtarıcı” gözü ile bakılmamakta, tam tersine ABD’nin Irak’ta yapmış oldukları ile Nazi Almanyası’nın işleri arasında paralellikler kuran ve bunu açıkca ifade eden sosyal demokratların sayıları giderek artmaktadır. Fanatik Amerikancı olan sağcı partiler içinde bile bir ayrışma yaşanmaktadır; ABD’yi burjuva perspektifi ile eleştirenlerin sesleri de yükselmektedir. ABD ise Avrupa’daki, özellikle Almanya’daki askeri güçlerini hızla azaltmakta, bunları Balkanlar’a, Ortadoğu ve Orta Asya’ya taşımakta ve Kafkaslar’a da aynışekilde yerleşmeye çalışmaktadır... Bu yeni süreç içinde Avrupa’da yakın geçmişi daha doğru ifade eden yazılar basılmaya ve aşağıdaki yazarın yapmış olduğu gibi Naziler’in aslında Sovyet orduları tarafından yenilgiye uğratıldıklarını itiraf eden metinler anti- komünist basın organlarında dahi yankı bulmaya başlamıştır.

 

G. Frederiksson’un da ifade ettiği gibi, eğer zaferi zaten Sovyet Kızılordusu kazanmışsa, son anda ABD güçleri Normandiya çıkartmasını neden gerçekleştirmişlerdir? Bu çıkartmayı geciktirmeden yapmaları çok önce Stalin tarafından defalarca istenmişti ama, onlar, 900 gün aç ve hastalıklı olarak kuşatmaya dayanan Leningrat kurtarıldıktan, Baltık kıyıları temizlendikten, Faşistler Ukrayna ve Kırım’dan kovulduktan, Kızılordu Varşova’nın yaklaşık 10 kilometre ötesine geldikten sonra kod adı OMAHA plajı olan yere çıkmışlardır. İşte Frederiksson ve diğer birçok benzeri bu gecikmenin nedenini halen yanıtsız bırakmaktadırlar. Peki neden ABD ve İngiliz güçleri zaten yenilmiş olan Hitler’i “yenmek” için Normandiya kıyılarına çıkmışlardır?

 

Notun devamına ulaş               yusufk@telia.com

 

D Gününden/ Normandiya Çıkartması’ndan önce Ruslar Almanları yenilgiye uğratmışlardı

 

Gunnar Frederiksson, e- posta: Gunnar Fredriksson

Aftonbladet, 31 Mayıs 2004

http://www.aftonbladet.se/vss/nyheter/story/0,2789,485353,00.html

 

Bundan 60 yıl önce, 6 Haziran 1944 günü Batılı güçler Normandiya’ya çıktılar. Bu olay (Batı’da) Nazi Almanyası’nın sonunun başlangıcı ve İkinci Dünya Savaşı’na sonveren kader tayinedici savaş olarak kabuledilir.

 

Sözkonusu dramatik operasyonu anlatan kitaplar, filmler vardır. Caen’in dışındaki bu başlangıç kıyısını ve beyaz haçlarla dolu büyük mezarlığını şimdiye dek sayısız turist ziyaret etmiştir.

 

”Operation Overlord” (Hükmetme/ Üstüngelme Operasyonu) ileride ABD başkanı seçilecek olan Eisenhower tarafından yönetilmiştir. Bu çıkartma ve zafer, günümüze dek ABD’nin tüm dünyadaki ”demokrasi ve özgürlük savaşımının” sembolü olmuştur. (Tırnak içine ben aldım- Y. Küpeli) Örneğin, günümüzden 60 yıl önce Arab dünyasının yaşamış olduğu serüvenin çok farklı olmasına karşın, Irak’ın işgalini desteklemek amacıyla aynı olay kullanılmıştır (“ABD Normandiya’ya çıkarak Avrupa halklarını nasıl kurtardıysa, ülkesini işgal ederek Irak halkını da aynışekilde kurtaracak”, yalanı söylenmiştir- Y. Küpeli)

 

Hollywood dahil Batı’da tarihin bu şekilde yazılışı bir problem doğurmaktadır şüphesiz: Almanlar Doğu cephesinde savaşı zaten yitirmişlerdi. Daha 1943 yılı başlarken, dondurucu kış soğuğuyla birlikte Stalingrad önlerinde 284 000 Alman askerinin çembere alınması savaşın kaderini belirlemişti. Almanların yenilgileri aynı yaz Kursk’ta verilecek olan dev tank savaşı ile tamamlanmıştı. (Normandiya çıkartmasından tam bir yıl önce, Ukrayna’da olan Kursk’da Sovyet Kızılordusu Nazi ordularına kesin, geriye gönülemez öldürücü darbeyi vurmuş, savaşın kaderini belirlemiştir. Artık teknik malzeme açısındanda dengeyi ve hatta üstünlüğü sağlayabilmiş olan Kızılordu, 4 Haziran’ı 5 Haziran 1943’e bağlayan gece, sabaha karşı 02.20’de 1 000’i aşkın tank, 2 500 kadar uçakla saldırıya geçmiştir ve daha ilk günde 500’ü aşkın Alman tankı tahribedilmiştir. Kurs, o güne dek yaşanmış en büyük tank savaşı olarak tarihe geçmiştir. Bu zaferin ardından Kızılordu hızla tüm yönlerden Batı’ya doğru ilerlemeye başlamıştır- Y. Küpeli)

 

Haziran 1944’de Kızılordu Warşova’ya yaklaşmıştı ve artık insanlar Kızılordu’nun korkunç savaşının Batı’ya doğru ne ölçüde uzanacağını merak etmeye başlamışlardı. Alman askeri güçlerinin yüzde 70’i Doğu cephesine sürülmüşler ve orada parçalanıp yokedilmişlerdi.

 

Normandiya çıkartması başladığı sırada 228 Alman tümeni doğu cephesindeydi. Batı’da 58 Alman tümeni vardı ve bunların sadece 15 tanesi Normandiya’ya yerleştirilmişlerdi (Fransa’nın kuzeyinde, İngiliz Kanalı’nın güneyindeki çok geniş bir coğrafi bölgenin adı Normandiya’dır ve çıkartmanın yapıldığı yer koskoca Normandiya içindeki kıyılardan sadece ikisi, kod adları OMAHA ve UTAH olanlardır. Kısacası, karaya çıkan müttefik askerlerini bu 15 tümenin hepsi birden karşılamamıştır ve zaten Almanlar çıkartmanın olacağı alanı önceden bilememişlerdir.- Y. Küpeli)

 

Savunma Yüksek Okulu’nda/ Harb Akademisinde ders veren harb tarihçisi Gunnar Ċseliusn’un Haziran 2002’de Axess’de anlattığına göre, 23 Haziran’dan 27 Ağustos 1944’e kadar geçen süre içinde 350 000 askere sahip 28 Alman tümeni Ruslar tarafından yokedilmiştir. Bunların askerleri ya öldürülmüşler, ya da esir alınmışlardır.

 

İngilizler, General Motgomery komutasındaki ordularının Kuzey Afrika’da el- Alemen’de kazanmış olduğu başarıyı büyük zafer olarak kutlamaktadırlar ama, orada İngilizlerin karşısında sadece 3 Alman tümeni vardı. Rusya’da buna benzer yüzlerce savaş yaşanmıştır.

 

“Büyük Anayurt Savaşı” olarak adlandırılan süreçte Ruslar 27 milyon vatandaşlarını yitirmişlerdir. Geriye değişik cephelerde yapılması gereken birçok iş kalmış olsada, Stalin yönetimindeki Ruslar Normandiya çıkartmasından çok önce, Hitler’i ve ordularını yenilgiye uğratmışlardır. Sözkonusu gerçeğe karşın, ABD’de neredeyse herkes Nazileri Amerikalıların yendiğine inanmaktadır.

 

Rus istatistiklerine göre Almanlar Sovyetler Birliği’nde 15 büyük, 1 710 daha küçük kenti ve 70 000 köyü tamamen veya büyükölçüde haritadan silmişlerdir. Naziler, 25 milyon insanı barındıran 6 milyon binayı yakmışlar veya bütünüyle yıkmışlardır. Yine aynı güçler 31 850 fabrikayı, 65 000 kilometre demiryolunu, 4 100 demiryolu istasyonunu, 40 000 kilometre uzunluğundaki karayolunu, 90 000 köprüyü, 10 000 elektrik santralını, 1 135 kömür madenini, 3 000 petrol çıkartma tesisini ve 3 600 posta- telefon istasyonunu tahribetmişlerdir. Vermiş oldukları tüm bu zararların yanında Almanlar, 14 000 buhar kazanını, 1 400 turbini/ akarsu gücüyle elektrik üreten aygıtı ve 11 300 elektrik jeneratörünü/ petrolü yakarak elektrik üreten aygıtı çalmışlardır.

 

İşgalci Almanlar 90 000 ortak çiftliği yoketmişler, 17 milyon sığırı ve 20 milyon domuzu kesmişler, 40 000 hastahaneyi yağmalamışlar, 110 milyon cilde sahip 43 000 kütüphanesi ile birlikte 84 000 okulu yakmışlardır. Ayrıca Almanlar, 44 000 tiyatroyu ve 427 müzeyi tahribetmişlerdir.

 

(Yazarın anlattıklarından çıkan gerçek, savaşın acılarını en ağır biçimde yaşamış ve en büyük bedeli ödemiş olan Sovyet halklarınin zaferin asıl sahibi olduklaridir. Nazilerden ödünç alınma ABD propoganda makinesinin ürünü olan  “Normandiya çıkartması ile Avrupa’yı ve hatta dünyayı ABD’nin kurtardığı” efsanesi kocaman kuyruklu bir yalandır- Yusuf Küpeli)

 

Gunnar Fredriksson

Publicerad: 2004-05-31

Türkçesi: Yusuf Küpeli

 

Metni biraz kısaltarak çevirdim ama, bu kısaltma sadece bazı fazla görülen paragrafların çevrilmemesinden ibarettir. Bunun ötesinde cümleler kısaltılmamıştır, oldukları gibi çevrilmişlerdir. Bana ait notlarda metne parantez içinde ve açık mavi renkle yerleştirilmişlerdir.- Y. Küpeli

 

Yusuf Küpeli’nin notunun devamı:

 

D- Günü’nün asıl amacı, ya da Nazileri kurtarmanın ince yöntemi

 

ABD tarafından Nazilerden ödünç alınıp geliştirilen güçlü propoganda aygıtı ABD’yi “Nazi Almanyası’nı yıkan güç”, “Avrupa’nın kurtarıcısı”, “demokrasi ve özgürlüklerin bekçisi” olarak tanıtmıştır. Aynı propoganda aygıtının Stalin ve Hitler’i özdeşleştiren yalanlarına, yaratılan “Sovyet hayaletine” yaslanan ABD, Avrupa’daki askeri varlığını kalıcılaştırmıştır. ABD’nin Atlantik’in iki yakasını kendi egemenliğindeki NATO ile bağlamasının ve ardından Sovyetler Birliği’nin çevresinde Batı’dan Doğu’ya doğru uzanan Bağdat Paktı/ Cento ve SEATO gibi askeri anlaşmalarla bir çember oluşturmasının temel nedeni, Hitler’in başaramamış olduğu dünya hakimiyetini ABD merkezli olarak sürdürüp yaşama geçirebilmek içindi. Dünya hakimiyeti düşünün gerçek olabilmesi için öncelikle Avrupa’nın ABD’nin denetimi altında olması gerekiyordu ve savaşan taraflar birbirlerini alabildiğine yıprattıktan sonra yapılan Normandiya çıkartmasının başka hiçbir nedeni yoktu.

 

ABD Başkanı Turuman, Hitler’den miras alınma bu dünya hakimiyeti düşünün ilk işaretini, teslim olmaya hazırlanan ve bu kararını 13 Temmuz 1945 günü Sovyet yetkililerine bildiren Japonya’ya tamamen gereksiz yere iki atom bombası atarak göstermişti. Japon büyükelçisi Sato aracılığıyla iletilmiş olan teslimiyet kararını Stalin, 17 Temmuz- 2 Ağustos 1945 günlerinde Potsdam’da toplanan konferans sırasında Başkan Truman’a bizzat iletmişti ama, Truman yine de 6 Ağustos günü Hiroşima’ya ve 9 Ağustos günü ise Nagasaki’ye atom bombalarının atılması emrini verecekti. Bir anda 400 bin insanı ölüme ve sağ kalanları da nesiller boyu sürecek acılara, hastalıklara mahkum etmekten çekinmeyecekti. Profösör Türkkaya Ataöv’ün “Amerika NATO ve Türkiye” adlı yapıtında aktardığına göre, atom bombalarının görülmemiş yıkımlarının hemen ardından The London Daily Express, “Bu dünyaya bir uyarıdır!”, manşetini atarak ABD’nin dünya egemenliği düşünü ilanedecekti. Sovyetler Birliği’nin 1949’da ilk atom bombası deneyi, ABD’nin sözkonusu düşünün 40 yıl ertelenmesine neden olacaktı sadece.

 

Zaman kazanmaya çalışan Stalin’in 1939 yılında Hitler ile imzalamış olduğu saldırmazlık paktını, ya da Molotov- Ribbentrop paktı olgusunu bozuk plak gibi tekrarlayan Batı, Franko’nun İspanya’da seçimle işbaşına gelmiş olan demokratik hükümeti -Mussolini ve Hitler’den gelen silahların yardımıyla- boğuşuna nasıl seyirci kaldığını, tüm çığlıklarına karşın Avusturya’yı Hitler’e nasıl hediye ettiğini ve yine Hitler’in Çekoslavakya’ya girişine nasıl gözyumduğunu, tüm bu kirlerini halının altına süpürmekte ustaydı... Görmemezlikten geldikleri yahudi katliamı dahil Hitler’in tüm saldırganlıklarına gözyummalarının başlıca nedeni, bir an önce Sovyetler Birliği’ne saldırıp onu boğması beklentileriydi…

 

Hitler, gerisini güvence altına almadan, Avrupa’nın gelişmiş endüstrileri üzerinde ve kıtanın giriş kapıları olan Balkanlar ve İskandinavya’da hakimiyet kurmadan Sovyetler Birliği’ne saldırmayacaktı. Stalin’de oynanan oyunu görmekteydi ve zaman kazanıp gelmekte olan saldırıya hazırlanabilmek amacıyla sözkonusu “saldırmazlık paktını” imzalamıştı. Yalnız başka büyük hatalar yapmıştı ve bunların başında o derin paranoyası ile 30 bin Kızılordu subayını idamettirmiş olması geliyordu. Ordunun generallerinin yüzde 90’ı ve albay rütbesinde olanların ise yüzde 80’i öldürülmüşlerdi. Kızılordunun bu zaafı, 22 Haziran 1941 sabahı saat 03.00’de 157 tümen, 3 milyon asker, 3 300 tank, 7 bini aşkın top ve 2 700 uçakla üç koldan saldırıya geçen Nazi güçlerinin başlangıçta kolay ilerlemelerine yardımcı olacaktı.

 

ABD yönetiminin beklentileri ise Avrupa’nın emperyalist patronların hesaolarını aşar nitelikteydi. ABD yönetimi, eski kıtanın bütünüyle yıkılmasını ve ardından dünyanın tek hakimi olmayı düşlemekteydi… Türkkaya Ataöv’ün anılan kitabında aktardığına göre, New York Times’ın 24 Temmuz 1941 tarihli sayısında Harry Truman, “Savaşın kaderi Almanya’dan yana dönerse Rusya’ya, Rusya’dan yana dönerse Almanya’ya yardım etmeliyiz. Böylece taraflar mümkün olduğunca fazla insan öldürmüş olurlar.”, diye yazmıştı. Aynı ifade, Martin Smith tarafından yazılıp üretilen “ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’na katılımı; kriz yıllarından savaşa 1939- 1942” adlı ingilizce- isveççe dökümanterde de yeralmaktadır... Truman savaşın sonuna doğru, 1945 Ocak ayında ikinci başkan olacak ve Franklin Roosevelt’in ölümü üzerine 12 Nisan 1945’de ABD Başkanlığı'na gelecektir…

 

Yıkımın artması için Hitler Almanyası’na da yardım etmeyi planlayan Truman’ın yönetimindeki ABD’nin Avrupa’ya “özgürlük ve demokrasi” getirmek amacıyla Normandiya çıkartmasını gerçekleştirmiş olduğuna ancak ahmaklar, ya da hesabına öyle gelenler inanırlar. Truman yukarıdaki parafta anılan düşüncelerini yazdığı zaman, Hitler ordularının Barbarossa (1) planı çerçevesinde Sovyetler Birliği’ne saldırısı birinci ayını doldurmuştu ve Batı Avrupa yaklaşık 1.5, Balkanlar ve İskandinavya’da yaklaşık 1 yıldır Hitler ordularının çizmeleri altında ezilmekteydi.

 

ABD tarafından petrolü kesilen japonya Pasifik’te yolunu açabilmek amacıyla 7 Aralık 1941 günü Havai’deki Pearl Harbor deniz üssüne saldırmasaydı, ABD’nin savaşa girmesi dahada da gecikecekti. Ve yine şüphesiz Truman’ın Hitler’e yardım planı bireysel bir fantazi değildi; ABD sermayesi, Wall Street, Hitler ile ve Hitler’i iktidara taşımış olan Alman mali- sermaye çevreleriyle çoktan sağlam bağlar kurmuştu. Zengin kaynak listesi ile birlikte ayrıntılarına bir başka anlatımda gireceğim Nazi Partisi ile ABD sermaye çevreleri arasındaki bağlara dahil olanların içinde George W. Bush’un dedesi Prescott Bush’da vardı. Nazi Partisi ile sağlam bağlar kurmuş olan ABD tekellerinin başında –Hitler ile iş yapan Alman Krupp ve İsveç’teki Wallenberg aileleri gibi Yahudi asıllı olan- John D. Rockefeller’in yönetimindeki enerji devi Standart Oil gelmekteydi. Bu büyük şirketlerin arasında Ford, General Motors ve daha başka birsürüsü vardı. ABD dışpolitikalarına yönveren CFR’in kurulmasında başrolü oynayan ve örgütün başkanlığını da yapan J. D. Rockefeller’in sermaye gurubu günümüzde W. Bush’u iktidara taşıyacak ve Irak saldırısının kışkırtacak olanların başında yeralacaktı…  

 

Savaşın kaderi ile hiçbir bağlantısı olmayacak bir tavırla Dresden acımasızca bombalanır ve 250 bin sivil öldürülürken, ABD sermaye çevrelerinin yatırımları olan fabrikaların yerleri haritalarda işaretlenip pilotlara verilecek ve bunların üzerlerine tek bomba dahi düşmeyecekti. Ve toplama kamplarındaki insanları köle işçi olarak çalıştıranlar sadece Simens, Krupp ve benzeri Alman şirketleri değil, aynızamanda adı geçen- geçmeyen ABD şirketleri idi ve bunların arasında Standart Oil ile bağlantılı ve Prescott Bush’un yönetiminde olan IG Farben’de vardı. Bu sonuncusu Dr. Mengelesi ve gaz odaları ile ünlü Auschwitz toplama kampında bile işyerine sahipti ve köle işçi çalıştırtmaktaydı. Yine ABD politikasının öndegelen figürlerinden olan Harriman biraderlerle Prescott Bush’un ortaklığı olan Bucke Steel Casing Co.’de Nazi Almanyası’da yatırımları olan ve köle işçi çalıştıran şirketler arasındaydı. Çetenin en önemli bağlantılarının başında, Normandiya Çıkartması/ D- Günü “kahramanı” General D. Eisenhover’in başkanlığı yıllarında biri CIA’nın diğeri ise dışişleri bakanlığının başına oturtulacak olan Dulles biraderler bulunmaktaydı.

 

Truman’ın “Savaşın kaderi Rusya’dan yana dönerse Almanya’ya yardım etmeliyiz” düşüncesine uygun olarak olmalı, Stalingrat ve Kursk zaferleri ile Sovyetler Birliği Almanya’nın sonunu belirlerken, CIA’dan önceki ABD askeri istihbarat örgütü Office of Stratejik Services (OSS) mensubu Allen Dulles, Nazi istihbarat örgütlerinin şefleri ile bağlantı kurması için 1943 yılında İsviçre’ye yollanacaktı. Allen Dulles’in böyle hassas bir iş için seçilmesinin nedeni, Nazi Almanyası ve Nazi Partisi’nin ileri gelenleri ile yıllardır bağlarının olmasıydı herhalde. Allen Dulles Wall Street’te –Nazi Almanyası’nda yatırımları olan- Standart Oil’in avukatlığını yapmaktaydı. Dulles İsviçre’de, Bern’de, OSS'in yönetici subaylığını yaparken, başta gelen Nazi savaş suçluları, ünlü katillerle sıkı ilişkiler kuracaktı. İlişki kurduğu kişiler arasında 1942- 44 yıllarında Fransa Lyon’da Gestapo şefi olan Klaus Barbie, Von Botschwing ve General Reinhard Gehlen gibi karakterler vardı.

 

De Gaulles’in kişisel temsilcisini dahi öldürmüş olan ünlü Gestapo şefi ve savaş suçlusu Klaus Barbie, savaş sonrasında Fransız adli makamları tarafından şiddetle aranırken kolayca Latin Amerika’ya kaçabilecekti. Yukarıda adları sıralananların tümü, 1947 yılında kurulacak olan CIA hesabına çalışmaya başlayacaklardı. Anılan karakterler içinde en önemli kişi, şüphesiz General Reinhard Gehlen idi. Gehlen, türkçeleştirilmiş adı “Gurbette Doğu Ordusu” anlamına Doğu Cephesi askeri istihbarat örgütünün başıydı ve Hitler’in sonunu erken gören biri olarak tüm arşivi ve kodlarıyla birlikte Allen Dulles’e sığınacaktı. Dulles ve Gehlen CIA’nın baş mimarları olacaklardı. Gehlen, 1956 yılında çevresine topladığı Gestapo ve SS subayları ile Federal Almanya dış istihbarat örgütü BND’yi kuracak ve 1968 yılına dek yönetecekti.   

 

O yılların (1945- 49) askeri istihbarat subayı ve Yahudi asıllı H. Kissinger ve benzeri kişilerin katkıları ile eski Gestapo ve SS subayları tüm Avrupa’da yeniden örgütleneceklerdi. Başkan Truman’ın 12 Mart 1947 günü Kongre’de yaptığı ve özellikle Yunanistan ve Türkiye ile ilgili kısa konuşması Truman Doktrini olarak anılacaktı. ABD’nin yeni saldırgan politikasının, gelecekteki konspirasyonlarının, kanlı karanlık darbelerinin, askeri müdahalelerinin, sayısız anti- demokratik eyleminin, yerli faşist yönetimlere verilecek desteğin ana çizgileri Truman Doktrini ile şekillenmişti. Truman Doktrini’nin ilk büyük Kurbanı, Yunanistan’da Nazizme karşı savaşın asıl galibi olan ve yurtlarının yüzde 90’ını kontrol eden EAM ve ELAS örgütleri, ülkenin emekçi halkı olacaktı.

 

Vaktiyle Nazi Almanyası ile işbirliği yapmış olanlar Ingiliz ve ABD servisleri tarafından yeniden örgütlenirlerken, Grek halkının başına ABD’de yeni üretilmiş olan Napalm bombaları yağacaktı... Türkiye halkının Truman Doktrini ile ödemiş olduğu bedel ileride şüphesiz daha iyi hesaplanabilecektir ama, Yunanistan’da yeniden örgütlenen eski Nazi işbirlikçisi faşist subayların arasında ileride EOKA’nın kurucusu olacak olan Grivas’da vardı. Ve aynı örgütlenmenin Türkiye uzantıları tarafından tezgahlanan bir provokasyon sonucu 6- 7 Eylül 1955 günü İstanbul yağmalanıp Tahrip edilirken, CIA Direktörü Alen Dulles Türkiye'de idi. İstanbul'un yağması ile Kıbrıs sorununun Birleşmiş Milletler'de gitmesi engellenirken, Kıbrıs'ın Doğu Akdeniz'de stratejik bir Anglo- Amerikan hava ve deniz üssü olarak kalması garanti altına alınmış oluyordu... Sovyetler’in üstün geldiğinin ortaya çıkması üzerine ABD yönetimi, Truman’ın düşüncesi çerçevesinde tüm gücüyle artık Nazileri destekliyordu. Aslında Nazileri desteklemekle de kalmıyor, Hitler’in mirasına sahip çıkarak dünya hakimiyeti peşinde kendi cehennemine doğru ilk önemli adımlarını atıyordu.

 

“Avrupa’ya özgürlük ve demokrasi getiren” Normandiya Çıkartması’nın/ D- Günü’nün komutanı Dwight/ David/ Davud Eisenhower ABD Başkanı olduğu 1953- 61 yıllarında, Soğuk Savaş’ın en karanlık günlerinde, W. Bush’dan 48 yıl önce, “ABD ve ‘hür dünya’ için büyük Haçlı Seferi’ni başlattığını !”, ilanedecekti. Aynı yıllarda CIA’nın Direktörü –Standart Oil’in avukatı- Alen Welsh Dulles, Dışişleri Bakanı ise biraderi John Foster Dulles olacaktı. Sözkonusu “özgürlük ve demokrasi” savunucularının başta gelen kurbanları sırasıyla İran Halkı, Guatemala halkı, Kongo/ Zaire halkı ve daha çok uzunbir liste oluşturan halklardı. Bu halkların yokedilen liderlerinin tümüde demokratik yöntemlerle işbaşına gelen kişilerdi. Ülkesinin özgürlüğü için mücadele etmiş olan ve halkının gözünde mesih mertebesine yükselen Patrice Lumumba’nın yokedilme emrini bizzat D- Günü’nün “özgürlük” kahramanı D. Eisenhower vermişti ve Lumumba 17 Ocak 1961 günü Belçika polisi tarafından gizlice öldürüldükten sonra gövdesi vahşice parçalanmış yakılmış ve asitte eritilmişti. Bunları katilin kendisi asabi el hareketleri ile ve övünmeye çalışarak anlatmaktaydı.

 

“Özgürlükler"in, "demokrasi"nin ve "insan hakları” nın savunucusu ABD yünetimi, Normandiya çıkartmasını elbette zaten yenilmiş olan Nazi Almanyası’nı bir kez daha yenmek için gerçekleştirmemişti. ABD yönetiminin tek ve asıl amacı, Nazileri kesin bir yokoluştan kurtarmak ve onların deneylerinde de yararlanarak yarım bıraktıkları işi tamamlamaktı.

 

Şüphesiz söyleyebileceklerimi henüz söyleyebilmiş değilim... Ve zaten söylenmesi gerekenlerin hepside daha söylenmedi. Tarih yazılmasını sürdürmektedir ve bu tarih Patrice Lumumba'nın düşlerine uyumlu olarak faşist emperyalist güçlerin felaketli yokoluşlarını elbette anlatacaktır... Daha kısa olması gereken bu notu çok uzattığım kanısındayım

 

Saygılarımla

 

Yusuf Küpeli

6 Haziran 2004

(1) Barbarossa Operasyonu adını, kendini aynızamanda Kutsal Roma İmparatoru ilanetmiş olan Alman Kıralı Frederik Barbarossa'dan almaktadır. Yaklaşık 1123 yılında doğmuş olan Frederik Barbarossa, İngiltere Kıralı Richard ve Fransa Kıralı II. Philiph ile birlikte III. Haçlı Seferi'nin örgütleyicilerindendir. Anadolu üzerinden ordusu ile Kudüs'e ulaşmaya çalışırken Saleph? (Seyhan olabilir) Nehri'nde boğularak ölmüştür. (Bak, The Catholic Encyclopedia, Volume VI) Başka bazı kaynaklar aynı kıralın doğum yılını 1152 olarak göstermektedir.

 

yusufk@telia.com

 

Ekim Devrimi ile ilgili metinlere ulaşmak için tıkla: Sovyet Devrimi

http://www.sinbad.nu/