Yusuf Küpeli, Savaşa hayır!

(...) Emperyalist merkezler gibi suç oranları başka devletlerle kıyaslanamayacak kadar büyük güçler bulunmakla birlikte, toplumsal yaşamın uzlaşmasız sınıf çelişkileri ile bölünmüş böyle bir dünyada “sütten çıkmış ak kaşık” konumunda tek bir hükümet bile bulabilmek olanaklı değildir. Bu nedenle, herhangi bir savaşı başlatabilmek için bahane üretmek, bunu yalanlarla beslenen propoganda aygıtı ile ezici bir çığa dönüştürmek, ve ondan sonra ölüm kusmaya başlamak hiç te zor değildir...

(...) Kısacası, ABD yönetiminin en tepesinde olanlar, sadece kendi yasalarını çiğnemekle kalmamışlar, aynızamanda müttefikleri Saddam Hüseyin’e ihanet etmekten de çekinmemişlerdir. Yakın tarih, bu tip karanlık işlerin örnekleri ile doludur...

(...) The New York Times’tan alıntı yapılarak, “Yüksek rütbeli bir ABD görevlisinin söylediğine göre, aynen Libya’da yaşanmış olduğu gibi, Türkiye’nin güneyinde CIA subaylarının, El Kaide’ye (Al Qaeda) ve diğer terörist guruplara bağlı militanları haftalardır silahlandırdığı”, yazılmaktadır.

(...) Türkiye, Washington-Londra eksenli emperyalist gücün gözünde, aynen Saddam Irak’ı gibi, kullanıldıktan sonra terkedilecek, hatta arkadan vurulacak basit bir aygıttan başka birşey değildir. Bu nedenle...

 

Savaşa hayır!

 

Yaşanmış ve tarifi imkansız kayıplara ve acılara neden olmuş iki dünya savaşını biryana koyacak olursak...  Afrika’da, Güneydoğu Asya’da, Afganistan’da, Balkanlar’da -ezici çoğunluğu sivil- onmilyonlarca insanın yaşamına malolan, daha fazlasını sakat bırakan, kentlerin-köylerin yıkılmalarında, doğanın tahribine ve hesabı imkansız maddi zarara neden olan savaşların bedelini asıl olarak çalışan insanların, işçilerin, köylülerin, işsizlerin, kadınların, çocukların ödediklerini artık herkes bilmektedir. Bu savaşlardan kimlerin, hangi petro-kimya şirketlerinin, hangi silah şirketlerinin, ve hangi değerli stratejik minaralleri elde etme peşinde olan şirketlerin kârlı çıktıklarını, savaşları bu şirketlere bağlı hangi hükümetlerin kışkırttıp başlattıklarını artık neredeyse herkes bilmektedir... Emperyalist merkezler gibi suç oranları başka devletlerle kıyaslanamayacak kadar büyük güçler bulunmakla birlikte, toplumsal yaşamı uzlaşmasız sınıf çelişkileri ile bölünmüş böyle bir dünyada “sütten çıkmış ak kaşık” konumunda tek bir hükümet bile bulabilmek olanaklı değildir. Bu nedenle, herhangi bir savaşı başlatabilmek için bahane üretmek, bunu, yalanlarla beslenen propoganda aygıtı ile ezici bir çığa dönüştürmek, ve ondan sonra ölüm kusmaya başlamak hiç te zor değildir...

 

Fazla uzaklara gitmeye gerek yoktur. Washington ve Londra gibi merkezler tarafından kışkırtılmış olan Iran-Irak savaşı (1980- 90) boyunca her iki ülkeden de toplam 500 bin kişinin üzerinde genç insan yaşamını yitirmiştir, yüzbinlercesi sakat kalmıştır, milyonlarca insan acı cekmiştir, hesabı olanaksız maddi zararlar yaşanmıştır. Petrol gelirleri silah şirketlerine akmıştır. Bazı merkezler her iki tarafa birden silah satarak kasalarını doldurmuşlardır. Sawaş boyunca Irak’ı destekleyen, Irak silahlı güçlerine satalit gözlemlerini aktaran, savaş alanında kullanması amacıyla Irak’a yasadışı Hardal Gazı satan Washington, 1985- 86 yıllarında, İran’a, gizlice, tanklara ve uçaklara karşı kullanılmak üzere füze satmaktan çekinmemiştir. Açığa çıktıktan sonra tarihe “İran-Kontra Olayı” olarak geçen skandal sırasında, ABD kondresinden tamamen gizli olarak, ABD Başkanı, Savunma Bakanı, Hazine Bakanı gibi daha birkaç stratejik bakanın üyesi olduğu Ulusal Güvenlik Konseyi (National Security Council, NSC), İran’a, zamanın parası ile 48 milyon dolar değerinde silah satmıştır. Gizlice satılan bu silahların parası ile, Nikaragua’nın yasal hükümeti Sandinista’ya karşı, daha doğrusu emekci Nikaragua halkına karşı yasadışı yıkıcı bir savaş yürütmekte olan CIA destekli kriminal unsurlara, Kontras (Contras) adını alan unsurlara silah sağlanmıştır. Bu iş, gizlice yapılmıştır; çünkü, ABD Kongresi Kontras’a (Contras) askeri yardımı yasaklamıştı...

 

Kısacası, ABD yönetiminin en tepesinde olanlar, sadece kendi yasalarını çiğnemekle kalmamışlar, aynızamanda müttefikleri Saddam Hüseyin’e ihanet etmekten de çekinmemişlerdir. Yakın tarih, bu tip karanlık işlerin örnekleri ile doludur...

 

Washington’un savaş boyunca destekleyip silahlandırmış olduğu Saddam Hüseyin yönetimi, sekiz yıl sürmüş olan yıkıcı savaş boyunca yaşamış olduğu zararları, -Irak’ın tarihi ve coğrafi bir uzantısı olan- ortaçağ kalıntısı ve Anglo-Amerikan kuklası Kuveyt’in şeyhinden tahsil etmeye kalkınca, önce, ABD elçisi aracılığı ile kışkırtılmış, ABD tarafından desteklendiğini sanan Saddam Hüseyin Kuveyt’i işgal eylemini başlatınca, büyük bir propoganda kampanyası ile birlikte “eski dostlarını” yeni düşmanları olarak karşısında bulmuştur... Sonunda Irak yıkılmış, etkileri dünyanın ömrü kadar sürecek olan seyreltilmiş uranyumlu  (DU) mermilerin hedefi olmuş, bir milyon civarında insanını yitirmiş, dört-beş milyon insanı göçetmiş, halkının ekonomisi 1950’li yılların düzeyine sürüklenmiş, ulusal petrollerini emperyalist tekellere yitirmiş, tarihi çalınmış, bölünmenin eşiğine gelmiştir... Herhalde tüm bu yaşanmış olanlardan,ve halen yaşanmakta olandan alınacak dersler vardır... (bak: Afganistan’ın işgali yedinci yılını, Irak’ın işgali beşinci yılını doldururken, emperyalist planlar, saldırganlıklar, yalanlar üzerine notlar)

 

Yalan sürmektedir... Dünyamızın başat emperyalist gücü, yeryüzündeki tüm enerji kaynaklarını, minerallerini, ve diğer zenginliklerini elegeçirme peşinde halkları kana boğan, ulusal ekonomilerin ve doğanın yıkımında baş rolü oynayan, ve gelecek kuşaklara felaketten başka miras bırakmayacak olan bir gücün, ABD’nin ve öndegelen ortaklarının, “özgürlük savaşcısı” olabileceğini, ve yine bu güçten destek alarak silahlı savaş yürütenlerin “özgürlük” ve “demokrasi” mücadelesi veriyor olduklarına, ancak politik bilinçten tamamen yoksun cahil kişiler belki inanabilirler. Sandinista hükümetine, daha doğrusu emekci Nikaragua halkına karşı CIA destekli yıkıcı bir savaş yürütmüş olan Kontra (Contras) nasıl kriminal terörist bir örgütlenme idi ise, Libya’da, Suriye’de, ve başka topraklarda ABD- CIA destekli olarak silahlı savaş yürüten El Kaide (Al Qaeda) ve diğer kökten dinci örgütlenmeler de, “halk” değillerdir, olamazlar, olsalar olsalar sadece kriminal unsurlardır... “Türk Ordusu’nu Suriye’yi işgale” davet eden Suriye Müslüman Kardeşler örgütlenmesinin yurtsever olduğunu kim iddia edebilir. NATO’nun Libya’da yapmış olduğu gibi Suriye’yi neden bombalamadığını?, soranlar, ve bu durumdan şikayetci olanlar, yurtsever olabilirlermi? Kendisini ister “İslamcı” olarak tanıtsın, ister bir başka şekilde tanıtsın, hangi demokrasi ve özgürlük yanlısı bir örgütlenme kendi ülkesinin emperyalist merkezler tarafından bombalanmasını isteyebilir?

 

Tony Cartalucci tarafından kaleme alınmış olan “Confirmed: US CIA Arming Terrorist in Syria” başlıklı metinde, The New York Times’tan alıntı yapılarak, “Yüksek rütbeli bir ABD görevlisinin söylediğine göre, aynen Libya’da yaşanmış olduğu gibi, Türkiye’nin güneyinde CIA subaylarının, El Kaide’ye (Al Qaeda) ve diğer terörist guruplara bağlı militanları haftalardır silahlandırdığı”, yazılmaktadır. Yine aynı tanınmış ABD gazetesine, The New York Times’a göre Washington, Suriye’ye yöneli askeri saldırıyı desteklemektedir... Diğer yandan Londra’da basılan The Times, bir NATO ülkesi olan Türkiye’nin Suriye’de silahlı operasyonlar yapan terörist gurupları silahlandırdığını, ve mülteci rolünde bunların türkiye sınırını kullanmalarına, sınırdan kolayca girip çıkmalarına izin verdiğini, yazmaktadır. The New York Times’e göre, kendisini “Özgür Suriye Ordusu” olarak adlandıranlar, küçük bir paralı asker gurubundan, yabancı savaşcılardan, ve sekter aşırı görüşlü bazı militanlardan oluşmaktadır. Suriye’ye yönelik dış ilgiler hesabına savaşan bu gurup, muhtemeylen 2007 yılı başlarında, ABD, İsrail, ve Suudi Arabistan tarafından birlikte örgütlenmiştir...

 

Diğer yandan, “New Cold War: The War by Proxy in Syria” başlıklı makalede, ABD basınına göre, Suriye içinde silahlı savaş yürüten gurupların, Suriye Ordusundaki zırhlı araçlara karşı mükemmel en gelişmiş roketler kullandıkları yazılmaktadır. Yine aynı basında, sözkonusu roketlerin, Irak’ın işgali sırasında ABD ordusu tarafından kullanıldığı ifade edilmektedir... İngiliz gazetesi Daily Telegraph’ın 15 Haziran 2012 sayısındaki bir habere göre, “Washington’dan silah isteyen Suriyeli silahlı guruplar ile ABD arasında yüksek düzeyde görüşmelerin sürdüğü”, yazılmaktadır... Bu verilecek ve verilmekte olan yüksek teknoloji ürünü silahlar, herhalde, Suriye halkının değil, ABD emperyalizminin yararı için verilmektedir... Yeryüzünün en kirli işlerinden birini en havalı “asilane” pozlarla yürütmekte olan Bayan Clinton, herhalde, Suriye konusunda boş yere heyecanlanmamaktadır...

 

Yukarıda adı geçen makalede, Washington’un Blog’unda, “ ‘II. Soğuk Savaş’ Başladı”, diye yazıldığı ifade edilmektedir. Evet, Suriye’de yaşanmakta olan trajedi, aslında, yeryüzündeki yeni bloklaşmanın kapışmasıdır bir anlama. Bu saldırıyı başlatan’da, ekonomik olarak gerilemekte olan Washington’dan başkası değildir. Yeryüzündeki halen kullanılabilir enerji kaynaklarının yüzde 70’inden fazlasını elinde tutan Orta Asya ve Hazar yöresine gözdikmiş olan Washington, dünyamızdaki tüm askeri harcamaların yarısını tek başına yutan askeri gücüne dayanarak, bu yolda önünde duran bazı pürüzleri temizleme peşindedir. Washington, Doğu Akdeniz’de ve Basra Körfezinde tam bir egemenlik kurma peşindedir. Onlar, Suriye ve Ardından İran yönetimlerini tasviye edebilecek olurlarsa eğer, Orta Asya’da, Hazar yöresinde ve Kafkaslar’da egemen olabileceklerine inanmaktadır anlaşılan. Böylece onlar, Rusya Federasyonu’nu durdurabileceklerine, Pasifik’te gelişmekte olan Çin’in kaynaklarının önemli birkısmını kesebileceklerine, ve Pasifik’te çıkartacakları yeni bir savaşla -gelişmekte olan rakipleri- Çin’i boğabileceklerine inanmaktadırlar herhalde. Gerçekte ise tüm bunlar, gezegenimizi, geri dönülemez ve tamir edilemez bir ateşe sürükleyebilecek sonderece tehlikeli düşlerdir...

 

Türkiye, Washington-Londra eksenli emperyalist gücün gözünde, aynen Saddam’n Irak’ı gibi, kullanıldıktan sonra terkedilecek, hatta arkadan vurulacak basit bir aygıttan başka birşey değildir. Bu nedenle, İsrail basınına göre “Lazkiye üzerinde vurulmuş olan” Türk savaş uçağı ile ilgili bukadar gürültü kopartıp Suriye aleyhtarı kamuoyu oluşturma çabaları, Türkiye halkına değil, ancak ve ancak emperyalist merkezlere yararlı olabilir. Bunun böyle olacağı, Bayan Clinton’un ve ardından Ankara’da görevli ABD büyükelçisinin çığırtkanlıklarında ve aynızamanda Kıbrıs’ın güneyinde üslenmiş olan İngiliz savaş uçaklarının -Suriye’ye bir saldırı konusunda- Türkiye’ye yardımcı olabilecekleri gürültüsünden açıkça anlaşılmaktadır... Aynızamanda Türk basınında, savaş masrafı olarak Suudi Arabistan’ın Türkiye hükümetine 10 milyar dolar verdiği, veya verilme vaadi olduğu, yine Katar Şeyhi’nin aynı konuda Türkiye’ye mali destek vadettiği gibi haberler çıkmaktadır. Bu ABD kuklası ortaçağ kalıntısı feodal merkezlerin, İran-Irak savaşı sırasında Saddam Hüseyin’i desteklemiş olduklarını, ama ardından Saddam’ın kuyusunu kazdıklarını unutmamak gerekir...

 

Türkiye yönetimi bir hata yaparak ülkeyi Suriye ile savaşa sürükleyecek olursa, kendisini korkunç bir bölgesel savaşın içinde bulabileceğini, başlatılacak savaşın öyle bir-iki haftalık bir “yıldırım savaşı” olmayacağını düşünmelidir. Böyle bir bölgesel savaş ise, uluslararası gerilimin yükselmekte olduğu, “II. Soğuk Savaş” döneminde sözedildiği süreçte, tüm gezegeni ateşe atacak bir çılgınlığa rahatça dönüşebilir... Böyle bir ihanete kimsenin hakkı yoktur...

 

Savaşın bedelini herzaman asıl olarak sivil halk, çocuklar, kadınlar, işçiler, köylüler, tüm çalışanlar ve işsizler öderler. O nedenle, tüm aydınların ve basının görevi, “uçağı kim vurdu, nasıl vurdu, neden vurdu” gibisinden gevezelikler yerine, yeni bir savaşı, Suriye ile savaşı önleme yönünde olmalıdır. Savaş, diktatörlükleri; barış ise demokrasiyi ve özgürlükleri besler... Ayrıca, “kendi halkına saldırıyor” propogandası ile Suriye yönetimini eleştirmeye çalışanların, kendi başlarında daha büyük bir sorun olduğunu unutmamaları gerekir. Suriye’ye karşı Türkiye’yi kışkırtan emperyalist merkezlerin bu soruna dokunmadıklarını, hatta gayriresmi yollarla bunu beslediklerini anımsamaları, ve ileride  “Türkiye devleti kendi halkına saldırıyor” söyleminin bir gerçek olabileceğini düşünmeleri gerekir...

 

Kısacası, savaşa hayır!

 

Yusuf Küpeli

Yusufk@telia.com

2012.06.26 (26 Haziran 2012)

 

bağlantılı metinler:

 

Yusuf Küpeli, “Demokrasi” mavalı ve İran’a ve Suriye’ye yönelik saldırının gerisinde duran emperyalist düşler üzerine

 

Yusuf Küpeli, OLAĞAN ve OLAĞANÜSTÜ, KORKU FİLMLERİNİ SIRADAN KOMEDİLERE DÖNÜŞTÜREN GERÇEKLER, DOĞAYA ve İNSANA NÜKLEER- BİYOLOJİK- KİMYASAL SALDIRI

 

Yusuf Küpeli, Afganistan’ın işgali yedinci yılını, Irak’ın işgali beşinci yılını doldururken, emperyalist planlar, saldırganlıklar, yalanlar üzerine notlar

 

Confirmed: US CIA Arming Terrorist in Syria

 

New Cold War: The War by Proxy in Syria ‘II. Soğuk Savaş’ Başladı

 

http://www.sinbad.nu/